
Filozoflar Sanat Hakkında Ne Düşünüyor? / Platon
5 Eylül 2023 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan ve bu kurumlara günümüzdeki adını veren Akademi’nin kurucusu olan, düşünce tarihinde bir dönüm noktası yaratan, felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atan Platon, sanat hakkında ne düşünüyor? Ona göre sanatın insanları üzerinde ne gibi etkileri var? Hepsini bu bölümde anlatıyorum. Keyifli dinlemeler!
Instagram Adresim: belleginlambasipodcast
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar.
Belli İlanmasına hoş geldiniz.
Ben Eda. Bu hafta...
Platon'dan bahsedeceğiz, başlıktan da anlayacağınız üzere.
Platon'un hayatından ve Platon'un nasıl bir sanat anlayışı olduğundan bahsedeceğiz.
Hatta bunu bir seri haline getirelim dedik ve tarih boyunca filozofların nasıl bir sanat anlayışı olduğundan bahsedelim istedim.
Bu haftaki bölümümüzün konuğu da Platon.
Hazırsanız hadi başlayalım.
Önce sizlere Platon'un hayatından bahsetmek istiyorum.
Platon, M.Ö.
429 yılında Atina'da doğdu.
Ailesi önceden Atina yönetimindeydi ve doğal olarak soylular sınıfına mensuplardı.
Ailesinin de dahil olduğu bu soylular sınıfı Atina yönetiminde fazlasıyla söz sahibiydi.
Ancak daha sonra Atina'ya demokrasinin gelmesiyle birlikte artık orta sınıfa mensup insanlar, şarap tüccarları, deliciler gibi insanlar Atina'nın yönetiminde söz sahibi olmuşlardı.
Ve bu durum soylu sınıfa mensup insanların yönetimde güç kaybetmesine neden oldu.
Hem Platon hem de Arisokratlar bu durumdan rahatsız olmaya başlamışlardı.
Ailesi bu durumun sonucunda Platon'un siyasete atılmasını beklerken o felsefeye yöneldi.
Aslında yaşadığı iki deneyim onun felsefeye yönlenmesinde çok etkili oldu.
Birincisi Pelopones Savaşı, ikincisi Sokrates'in Atina yönetimince idam edilmesi.
Platon savaşın yıkıcı etkilerini Savaş boyunca demagoji yaparak başa geçen niteliksiz yöneticileri ve en sonunda bu niteliksiz yöneticilerin Sokrates'i fikirleri nedeniyle idam etmesini
gördükten sonra siyasette olan ailesine de karşı çıkarak felsefeye yöneldi.
Çünkü Atina'daki siyaset...
Etik değer denilen şeyin olmadığı bir ortamdı ona göre.
Doğal olarak bu devlet ve toplum ile ilgili kaygılar aslında ona felsefenin kapılarını açmıştı.
Felsefe yoluyla ideal bir devlet nasıl olmalı fikrini ortaya koydu.
Aslında Platon temelde bir siyaset filozofu.
O zaman sanatla alakası nedir?
Biz niye buradayız demeden önce hemen sorularınıza cevap vereyim.
Sanat nasıl ilk çağlardan günümüze dek olan bir şeyse sanat felsefesi de antik çağlardan günümüze dek ele alınan bir konu elbette.
Ve sanat felsefesi denildiğinde akla gelen ilk kavram nedir?
Estetik. Peki estetik nedir?
Estetik felsefenin güzellik, sanat, haz ve bunların doğası üzerine yoğunlaşan bir alandır.
Ancak estetik kavramı çok geniş bir kavramdır aslında.
Sadece güzel sanatlar alanıyla veya sanat alanlarıyla sınırlı bir kavram değildir.
Duyusal haz dediğimiz olguya dayalı haz konusuyla ilgili bütün alanlar estetik disiplinin alanına girer.
Örneğin duyusal hazlar deyince aklınıza ne geliyor?
Müzik, resim, heykel, mimari, tasarım, dekorasyon, moda, yemek gibi haz kavramından bahsedebileceğimiz bütün kavramlar.
Bunların dışında aşk, fiziksel azlar, acı çekmek gibi kavramlar dahi estetik alanda incelenir arkadaşlar.
Örneğin güzel kavramını oluşturan unsurlar nelerdir?
İşte çirkin, kötü, iğrenç, eğlenceli, sevimli, işte anlamsız, uyumlu, komik, trajik bu kavramlar bile estetik alanda incelenir.
Yani sanat felsefesi burada estetik disiplininin bir alt alanıdır aslında.
İlk çağ estetiği gelen olarak Güzellik felsefesi ile sanat yapıtı ve sanatı içeren sanat felsefesinde meydana gelir.
Platon öncesi dönemde yani Sokrates öncesi dediğimiz presokratik dönemde doğa yani pisiz kavramı ve insan yani antropos konularına öncelik verilirdi ve filozoflar önce
çevrelerindeki dünyayı sorgulamaya yönelmişlerdi.
Çevrelerinde olan biteni Yunan tanrılarına bağlamak yerine dünyayı, evreni ve kendi varoluşlarını açıklayabilen daha akılcı açıklamalar getirme arayışına girmişlerdi.
Thales, Anaximandros ve Anaximenes ilk filozoflardı.
Zaten doğa filozofları deyince bu üç isim aklınıza gelsin.
Thales, Anaximandros ve Anaximenes.
Bu filozoflar her şeyin nereden geldiğini ve her şeyin neyden yaratıldığını doğanın matematiksel olarak nasıl açıklanabileceğini sorgulamışlardı.
Sokrates'le birlikte bu durum değişti.
Çünkü Sokrates felsefesi insan deneyimlerine ağırlık veriyordu.
Bireysel ahlak üzerine odaklanmıştı.
Sokrates iyi bir yaşama oluşturan şeyleri sorgulamıştı.
Toplumsal ve siyasal sorunları incelemişti.
Onun eserleri ve fikirleri Batı felsefesinin zaten temelini kurdu.
Yaşamış en bilgi insanlardan biri sayılıyordu ve buna rağmen öğretilerini hiçbir zaman yazıya dökmedi.
Onun yerine Platon, Sokrates ile ilgili her şeyi yazıya dökmüştü.
Duymuşsunuzdur belki Sokrates diyalog kurarak felsefe yapardı insanlarla.
Onları sorgulamaya iterlerdi.
Pazar yerlerinde dolaşan insanları rastlar, onlara selam verir ve bir diyaloğa girerlerdi felsefe üzerine.
Platon da aynı şekilde felsefenin sürekli sorgulamayla ve diyaloglarla yürütülen bir süreç olduğunu inanıyordu.
Zaten yazıları da bunu yansıtıyor bizlere.
Ancak şöyle ilginç bir durum var.
Platon ele aldığı konulara ilişkin kendi görüşlerini hiçbir zaman açık seçik belirtmemişti.
Ve yazılarında hiçbir zaman bir karakter olarak yer almamıştı.
Platon okurlarının işlenen konular hakkında kendi kanılarını, kendi varsayımlarını oluşturma yeteneğine sahip olmalarını istiyordu.
Aslında nasıl yetenekli bir yazar değil mi?
Bu yüzden onun diyaloglarını birçoğu özlü bir sonuca, kesin bir kanıya bağlanmaz.
Devleti okuyanlar zaten ne demek istediğimi anlamıştır.
Okumayanlara da mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
Diyaloglarında da sanat, tiyatro, etik, ölümsüzlük, zihin, metafizik gibi çeşitli konuları ele almıştı.
Bizi ilgilendiren şey ne?
Tabii ki sanat. Bu arada antik sanat felsefesinde güzel sanatlar ile zanaatlar henüz birbirinden ayrılmıyordu.
Yani günümüzde sanatkar ve zanaatkar kavramı nasıl birbirinden farklı ise o dönemde farklı değildi.
İki ayrı kavram ama aynı anlam taşıyordu.
Ve ikiye ayrılıyordu.
Kazanılmış zanaat ve üretimsel zanaat.
Kazanılmış zanaat doğada kullanım amacıyla elde ettiklerimiz ya da hazır bulduklarımız.
Üretimsel zanaat ise çeşitli biçimlerde bizim ürettiklerimiz.
Dönelim Platon'a.
Sokrates'in idamından sonra Platon, Atina'dan ayrıldı ve bir süre seyahat ettikten sonra ve bu arada felsefesinin bu seyahatlerde geliştiği düşünülüyor.
Hatta Sicilya gezisi ve Mısır gezisinin onun felsefesini şekillendirdiği söyleniyor.
Gezilerinden sonra yaklaşık 40 yaşlarında falan Atina'ya geri dönüyor ve burada akademiyi kuruyor Platon.
Bu akademi arkadaşlar geometri bilmeyenin giremediği dünyanın ilk üniversitesidir.
Kapısında da böyle yazıyor hatta geometri bilmeyen giremez.
Burada felsefe, matematik, astronomi, fizik, siyaset, hukuk, edebiyat gibi alanlar tartışılıyor ve öğretiliyordu.
Ücretsiz bir okuldu bu arada ve birincil amaçları hükümetin, yöneticilerin kalitesini arttırmak için insanlar yetiştirmekti.
Platon da seyahatlerinden döndükten sonraki hayatının çoğunu bu akademide toplumdan uzak bir şekilde geçirdi.
Platon'un sanat anlayışına gelmeden önce birazcık Platon felsefesinden bahsetmek istiyorum sizlere, onu daha yakından tanıyın diye.
Platon'un geliştirdiği çok önemli bir kavram vardır arkadaşlar.
İdealar kuramı.
Bu kurama göre Platon, gerçekliğin yani gerçeklik kavramının iki şekilde var olduğunu belirtir bizlere.
Birincisi görüntülerin ve seslerin oluşturduğu gözde görülebilir ve duyulabilir dünya.
İkincisi gözde görülebilir dünyaya varlığını kazandıran kavranabilir dünya.
Örneğin güzel bir resim gördüğümüz zaman onun güzel olup olmadığını kavrama yeteneğine sahibizdir değil mi?
ne olduğuna ilişkin az çok soyut bir kavrama sahibizdir.
Yani güzel şeylerin güzel olarak görülmelerinin nedeni onların güzellik ideasının birer parçaları olmasıdır.
Gözümüzle görebildiğimiz dünyadaki her şey bir değişim içindedir ve gözümüzde gördüğümüz güzellikler bir değişime uğrasa bile güzellik ideası öncesiz ve sonrasızdır.
Asla değişmezler.
Çok basit bir örnekle anlatayım.
Çok güzel bir çiçek gördünüz diyelim.
Cap canlı renklere sahip.
Bu çiçek bir gün canlı renklerini yitirse bile, soğusa bile yine de onu güzel bulduğumuz gerçeği değişmez.
Yani güzellik kavramı değişmez.
Platon, güzellik, cesaret, iyilik, ölçülülük ve adalet gibi kavramların uzayın ve zamanın dışında, gözde görülebilir dünyada olan bitenlerden etkilenmeksizin bütün bir idealar
dünyasında mevcut olduğuna inanır.
Bu felsefenin özünü bu şekilde kavrasanız bize yeter.
Gelelim Platon'un sanat anlayışına.
Platon'un sanat hakkındaki düşünceleri pek olumlu değildir aslında.
Çünkü Platon'a göre sanat bir taklitten ibarettir, bir mimesistir.
Ortaya çıkan birçok ürün birbirinin taklididir aslında.
Sanat hakikatler dünyasının bir taklidi olan görünür dünyadaki yansımaları taklit eder ona göre.
Ve ona göre zihnimizdeki Aperior Knowledge yani önceden Tanrı tarafından verilmiş olan bir ideya vardır.
Ve bu idealara bağlı olarak insanoğlu...
bir takım ürünler ortaya çıkarmıştır.
Ama aslında ortaya yeni bir iş çıkmamıştır.
Çünkü üretilen şeyler daha önce zaten zihnimizde mevcuttur.
Yani şöyle düşünün.
Biz zihnimizdeki ideaları kullanarak ortaya bir şeyler çıkartıyoruz.
Bir şeyler ürettiğimizi düşünüyoruz.
Ama aslında bu ürünler, üretimler Özgün değil.
Çünkü onlar zaten daha önce zihnimizdeki ideaların taklitleridir Platon'a göre.
Platon üç türlü mimesisten yani taklitten söz eder.
Birincisi pay alma katılma, ikincisi aynı gibi özdeş olma, üçüncüsü ise benzeme.
Bu bağlamda yaratılmış bütün şeyler, nesneler kendi ezeli arketiplerinin ya da formlarının taklitleridirler.
Platon bu noktada şu soruyu sorar.
Acaba sanatlar, üretimler...
Bilgiyi içerirler mi ya da taşırlar mı?
Platon'a göre hayır, bu olanak dışıdır.
Çünkü sanatlar taklitlerin taklitleridirler.
Sanatçılar da biraz sert bir tabir olacak ama düpedüz kandırıkçıdır.
Bu arada eleştirmeden önce yaşadığı dönemi göz önünde bulundurmakta fayda var.
Çünkü sanatçı ve zanaatçı o dönemde aynı kişilerdi.
Ve antik dönemin sanatı ve sanat anlayışı doğal olarak günümüzdeki gibi...
Örneğin tekne yapan bir usta olduğunuzu hayal edin.
Özellikle tekne kavramını söylüyorum çünkü tekne aslında zanaat demek.
Kayık olarak da düşünebilirsiniz o dönemi yaşadığınızı düşünürsek.
Onlara göre siz bir üretimde bulunduğunuz için sanatçısınız yani zanaatçısınız.
Ve Platon'a göre tekne fikri zaten daha önceden zihninizde mevcuttu.
Siz sadece o fikri...
Gün ışığına çıkarttınız yani ürününüzü yaptınız.
Yani bu fikir aslında zaten bir taklitten ibaret.
Orijinal bir şey yok ortada.
Basit bir tekneyi yaparken onun su üstünde gidebilen bir nesne olduğu zihninizde zaten yer alıyordu.
Ve bu teknenin farklı yerlerde kullanılması da onu orijinalliğinden uzaklaştırdı.
Örneğin bir tabloda kullanılması, teknenin resminin yapılması gibi.
Ve tekne su üzerinde gidebilen bir nesneyken siz onu sanat eserinin içine yerleştirdiğinizde artık o tekne özünden de uzaklaşmış oldu, amacından da uzaklaşmış oldu.
Çünkü Platon'a göre bir ürün farklı kullanımlara sahip oldukça asıl amacından sapıp farklı anlamları ortaya çıkarmaya başlıyor ve bir taklitten ibaret oluyor.
Ve buna göre de bizler bir ideayı orijinalinden uzaklaştırmış oluyoruz.
Peki ona göre sanatın insanlar üzerinde ne gibi etkileri vardır?
Platon'a göre sanatın Önce eğlendirici bir yanı vardır.
Sanat her şeyden önce kendine özgü bir eğlence türüdür.
Diğer yandan sanatların verdiği hazlar, zevkler insanları incitmez, onlara zarar vermez.
Ama bir yarayı zevkle kaşımaya benzer ve garip bir şekilde tehditkar olarak görür sanatı.
Nasıl tehditkar mesela? Duygusal olarak insanı derin bir şekilde etkileyerek rasyonel düşünmeyi engelleyen bir alan olarak görür.
Ancak aynı zamanda karakteri şekillendiren güçlü bir araç olarak da görür.
Bundan dolayı Platon ideal bir ülkenin ideal toplumunu oluştururken sanatın katı bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğini savunur.
Çünkü neden? Örneğin yazılı sanatlar yani şiirleri bir düşünün, şairleri düşünün.
O dönemde şairler... Kendi ideal doğrularını, kendi öznelliklerini şiirlerine işliyorlardı.
Ve zihinlerinde kalan ideal doğruları şiirlerine işlediklerinden gençlerin ve toplumun zihinlerini yıkadıklarını düşünüyordu.
Ona göre aktarılan şeyler gerçekliğin yansıtmalıdır çünkü.
Tarihçiler olanı yazar ama şairler olabilecekleri yazar.
Ve yazarlarken öznellik devreye girdiği için gerçekliğin dışına çıkıp insanları kandırabilirler.
Bu şekilde düşünüyor Platon.
Sanat hakkındaki düşünceleri pek olumlu olmasa da görüşlerinin mimesis temelinde estetik alanında derin etkileri olduğu bir gerçektir ve Platon insanlık için çok büyük bir
değerdir. Son olarak kapanışı Platon'un en sevdiğim sözlerinden biriyle yapıyorum.
Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz.
Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
