
Filozoflar Sanat Hakkında Ne Düşünüyor? / Aristoteles
6 Eylül 2023 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Burada olduğuna göre "Poetika"dan "Nikomakhos'a Etik"e, "Mantık"tan "Erdem"e, metafizikten sanata Aristoteles'e dair birçok şeyi merak etmiş olmalısın. Merak etme, hepsini bölümde bulacaksın.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Filozoflar sanat hakkında ne düşünüyor serimizin bu bölümünde konuğumuz Aristoteles.
Aristoteles kimdir hayatına biraz değindikten sonra onun felsefesinden detaylıca bahsedeceğiz ve bunun sonucunda da sanata bakış açısını ele alacağız.
Hazırsanız başlıyoruz.
Stagiralı olarak da bilinen Aristoteles biz ona kısaca Aristo diyeceğiz.
M.Ö. 384'te doğuyor arkadaşlar.
Babası Makedonya kralı 2.
Amintas'ın saray hekimi olan Nikomakos'tu.
Makedonya sarayıyla ilişkisi ve bağlantısı Aristo'nun yaşamı boyunca...
Çok önemli bir etken olacaktı bu arada.
17-18 yaşlarında iyi bir eğitim alması için Atina'daki Platon Akademisi'ne kaydalıyor ve Platon'un en parlak öğrencilerinden biriydi Alisto.
Bir rivayete göre öyle çok kitap okurmuş ki bu okuma tutkusu yüzünden okulda ona okuyucu lakabı takılmıştı.
Sonraki 20 yıl boyunca da bu akademide kalarak hem öğrencisi hem de meslektaşı olarak Platon ile birlikte çalışıyor.
Platon M.Ö.
347 yılında öldüğünde akademinin başına yeğeni Spevsippos geçiyor.
Ve akademideki eğitim...
Spevsippos'un matematiksel ve spekülatif ilgileri doğrultusunda değişince Aristo bu durumdan memnun kalmadığı için akademiden ayrılıyor ve Atina'yı terk ederek Asos'a gidiyor.
Asos'ta kalırken de Midilli Adası'na gidiyor.
Burada hayvanları, bitkileri inceliyor.
Coğrafya hakkında pek çok gözlem ve deney yapıyor.
Hatta oradayken canlı varlıkların sınıflandırılmasına yönelik...
pek çok araştırma yapıyor.
Bu araştırmasının sonucu günümüzde de hala kullanılıyor.
Midilli Adası'ndayken Asos'un tiranı olan Hermias'ın kızı Pythias'la evleniyor.
M.Ö. 343'te Makedonya Kralı Philip Aristo'yu yanına davet ediyor.
İleride büyük İskender olacak oğlu için bir eğitmenlik yapmasını istiyor ondan.
Akabinde de bir süreliğine Mısır'a gidiyor.
Burada da yine kral olacak Kassander'e ve Ptolemaos'a ya da Ptolemaios nasıl okunduğunu bilmiyorum.
Öğretmenlik yapıyor. Ve Filip'in ölümüyle M.Ö.
335 yılında İskender Makedonya kralı olduğunda Aristo Atina'ya dönüyor.
Ve kent merkezine yakın bir yer olan Lycaon'da bir felsefe okulu kuruyor.
Aristo burada tam 12 sene boyunca ders veriyor.
Hatta eski zamanların ilk büyük kütüphanesini burada kuruyor.
Eşi Pythias öldükten sonra da Herpulis adında bir kadınla evlilik yapıyor ve bir oğlu oluyor.
Ona da babasının adı olan Nikomakos adını veriyor.
M.Ö. 323'de Büyük İskender'in ölmesiyle Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası oluşuyor.
Ve Makedon olan Aristo dine saygısızlıkla suçlanıyor.
Bunun üzerine Aristo, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk ederek annesinin memleketi olan Herke'ye sığınıyor ve yaşamının kalan kısmına da burada geçiriyor.
M.Ö. 322 yılında da yani 62 yaşındayken de hayatını kaybediyor.
Aristo, felsefeye yaptığı katkıları sayesinde en büyük antik çağ filozofları arasında yerini alıyor.
Felsefe pratiğini 3 bölüme ayırıyor.
Teorik, pratik ve Teorik felsefede mantık, doğa felsefesi, fizik, kozmoloji, biyoloji ve dilin doğru kullanımları gibi konuları ele alıyor.
Pratik felsefede arzular, erdemler, davranışlar, mutlu yaşam, etik ve devlet gibi konuları yer alıyor.
Teolojide ise varlığın temellerinin, şeylerin özünün, gerçekliğin kendisinin yani tanrının araştırılmasını.
Biz en temel olarak mantık, erdem ve metafizik hakkındaki felsefesine odaklanacağız.
Aristo az önce bahsettiklerim gibi birçok farklı konuya odaklanmasına rağmen felsefe dünyasına ve batı düşüncesine en önemli katkılarından biri kurmuş olduğu mantıktı.
O mantık biliminin yaratıcısıydı.
Ona göre öğrenme süreci kuramsal, pratik ve üretken olmak üzere...
üç farklı kategoriye ayrılıyordu.
Ancak mantık bu kategorilerden herhangi birine dahil değildi.
Çünkü mantık bilgi edinmek için kullanılan bir araçtı.
Bu nedenle de öğrenme sürecinde ilk adımın ta kendisiydi.
Mantık yanlışları keşfetmemize ve doğruları saptamamıza olanak sağlardı.
Analytica Proterra yani birinci analitik adlı eserinde tasım ya da kıyas denilen iki mantık kavramını tanıtıyor Aristo.
Bu kavram zamanla mantık alanında yapılmış en önemli katkılardan biri haline geliyor.
Peki nedir bu tasım?
Aristo tasımı belirli ön kabullerden yeni bir şeyin, bir sonucun zorunlulukla çıktığı söylem olarak tanımlıyor.
Yani tasım nedenini içinde taşıyan bir yargıya varmak.
Sözü edilen neden de orta terimle ifade ediliyor.
Buna göre Yani Aristo'nun tasımına göre bir büyük önerme, bir küçük önerme, bir de sonuç vardır.
Örneğin tüm insanlar ölümlüdür diyorum.
Burada büyük bir önerme var değil mi?
Aristoteles bir insandır.
Burada da küçük bir önerme var.
Aynı zamanda orta terimdir bu.
Öyleyse Aristoteles ölümlüdür.
Burada da sonuç var.
Ancak Aristo daha sonra geçerli bir çıkarım yapılabilmesi için bazı kurallar getiriyor bu önermelere.
Peki nedir bu kurallar?
Birincisi, önermelerden en az biri tümel olmalıdır.
Yani var olan her şeyi kapsamalıdır.
İkincisi, önermelerden en az biri olumlu olmalıdır.
Üçüncüsü ise, önermelerden biri olumsuzsa sonuç da olumsuz olacaktır.
Örneğin olumsuz bir önerme yapalım hemen.
Hiçbir kedi balık değildir.
Burada olumsuz bir önerme var.
Balina bir. Balıktır.
Burası orta terim ve olumlu bir önerme var.
Öyleyse hiçbir kedi balina değildir.
Bu da olumsuz bir sonuç.
Belirli bilgilerin gelişimini teşvik etmek için modern döneme kadar bu alana damgasını vurmuş bu mantık biçimini yani tasım yöntemini geliştiriyor ve doğru düşünme kurallarına ilişkinde teoriler
öğretiyor. Gelelim metafizik kısmına.
Aristo, Platon'un öğrencisi olmasına rağmen felsefi benzerlikleri kadar farklılıkları da vardı.
Örneğin... O Platon'un idealar kuramını reddediyordu.
Platon bölümünde idealar kuramından bahsetmiştik hatırlayanlar vardır belki.
Bu kurama göre daha doğrusu Platon'a göre dünyadaki nesnelerin gerçek varoluşları zihinsel olarak kavranabilen saf, evrensel ve değişmez idealar adlı verilen formlarda
bulunuyor. Yani idealar maddi dünyada gördüğümüz nesnelerin arkasındaki gerçek ve kalıcı varlıklardır.
Örneğin bir çiçek düşünün.
Güzel bir çiçek ve çiçeğin güzel koktuğu iddiası var değil mi ortada?
Ancak bu çiçek solup gittiğinde veya ortadan kaybolduğunda bizim aklımızda hala onun güzel olduğu örneği var.
İşte bu iddialar kuramına bir örnek.
Ancak Aristo bu noktada metafiziğinde neyin gerçekten var olduğu sorusunu ele alıyor.
Ona göre metafizik tam da buydu aslında.
Var olanı var olmak bakımından ele almak, var olan bir şey olmanın ne anlama geldiğini araştırmak.
Onun metafizi de büyük ölçüde mantık konusundaki görüşlerine ve biyoloji alanındaki çalışmalarına dayanıyordu.
Platon için bilginin yetkin örneği matematikti.
Çünkü o bir matematikçiydi.
Aristo'da ise bilginin örneği biyolojiydi.
Matematikte yetkin ama cansız nesneler ele alınıyor.
Oysa ki biyolojide yetkin olmayan fakat canlı nesneler ele alınıyor.
Bütün bunlara göre Aristo'da var olmak kavramı hakkında konuşulabilecek ve tam olarak tanımlanabilecek bir şey olmak.
Bu yüzden onda gerçekten var olan...
Parmağımızla şu diye gösterebildiğimiz belirli bir doğaya sahip olan varlıklardır.
Ve Aristo var olan şeylere ilişkin 10 kategori koyar.
Nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, konum, etkinlik, iyilik, edilginlik ve töz.
Ona göre var olmak belirli türden bir töz olmaktır.
Yani var olan bir şey olmak için belirli bir nicelik, miditelik, bir ilişki, bir yer, zaman, konum bunlardan herhangi birinin olması gerekiyor.
Aristo çevremizde gördüğümüz şeylerin sürekli olarak değiştiklerini dile getiriyor.
Ona göre değişme, niceliksel ve niteliksel bakımdan değişme, varlığa geliş, büyüme, çürüme ve yok oluş anlamına geliyor.
Değişmenin de dış dünyaya ilişkin deneyimimizin en temel olgularından biri olduğunu savunuyor ve bu durum için belli bir açıklama modeli geliştiriyor.
Bu açıklamayı tanımlamak için de meşhur dört neden öğretisine öne sürüyor.
Birincisi maddi neden, ikincisi biçimsel neden, üçüncüsü etkili ya da fail neden, dördüncüsü ise nihai neden.
Maddi neden de bir şeyin Neyden oluştuğunu açıklıyor.
Örneğin elinize bronz bir heykel aldığınızı düşünün.
Bronz heykelin malzemesidir değil mi?
Kendinden yapılmış olduğu bir şeydir.
İşte bu durum heykelin maddi nedeni.
Biçimsel neden ise bir şeyin hangi biçimi aldığını açıklıyor.
Heykel örneğimi düşünün.
Onu diğer heykellerden, diğer nesnelerden ayıran bir şekle sahiptir.
İşte bu onun biçimsel nedenidir.
Etkili neden de bir şeyin nasıl bir süreçle.
varlık kazandığını açıklıyor.
Heykeli yapan ona şekil veren yani onu yaratan bir heykeltıraştır sonuçta değil mi?
İşte bu onun etkili nedenidir.
Nihai nedende ise bir şeyin hangi amaca hizmet ettiğini açıklıyor.
Yani heykeli hangi amaçla kullanıyorsunuz?
Evinizde bir dekor ürünü olarak mı?
İşte bu durum da onun nihai nedenidir.
Aristo'ya göre doğanın tümü bu dört nedenin işleyişleri yoluyla gerçekleşiyor, gelişiyor, değişiyor ve Varlık kazanıyor ya da varlığını yitiriyor.
İşte bu noktada da Aristo'nun metafizi ve bilim felsefesi Platon'unkinin aksine teolojik bir renge bulunuyor.
Çünkü nedensel zincirler sonsuz olamaz.
Dolayısıyla bir ilk neden bulunmalıdır.
Yani bir şeyin varlık kazanabilmesi için ya da bir hareket halinde olması ya da bir değişime uğraması için bir ilk neden olmalıdır.
İşte Aristo da bu ilk nedene Hareketsiz hareket ettirici diyor.
Her şeyin nedeni olan hareketsiz hareket ettirici etkili, maddi hatta biçimsel bir neden olamaz.
Çünkü bunların hepsi var olan şeylerin içinde bulunuyor zaten.
Doğal varlıklarda bir hareket ilkesi vardır değil mi?
Örneğin bizleri düşünün ya da kuşları düşünün.
Kuşlar uçar, karıncalar yürür.
İşte bunun nedeni onların doğalarında bir hareket ve değişme eğilimine sahip olmalarıdır.
Canlı varlıklar zaten hareketlerini belli sınırlar içinde kontrol ederler.
Peki ya cansız varlıklar?
İşte Aristo'ya göre cansız nesneler de kendilerinden belli bir doğrultuda hareket eder.
Örneğin bir taşı attığımızda aşağı doğru düşebilir ya da atmadan da düşebilir.
Ateş örneğin yukarı doğru hareket eder ya da su akar.
İşte bu durumda hareketsiz hareket ettirişi anlayışı söz konusudur.
Gelelim. Erdem kısmına.
Aristo'nun en etkili yapıtlarından biri oğlunun adını verdiği Nikomakosa etiktir.
Ona göre etik yaşamın amacını keşfetmeye amaç edinir.
Aristo mutluluğun en yüce ve nihai iyilik olduğunu savunur.
İnsanların da mutlu olabilmeleri için iyi şeyler peşinde koşması gerektiğini düşünür.
Ona göre mutluluğa ulaşmanın yolu da Erdem'den geçer.
Ve en yüce mutluluk türü Entelektüel düşünüşe dayalı bir yaşam sürmektir.
En yüksek erdem biçimi ise aklını kullanmaktır.
Erdemin ya da ahlaki iyiliğin pratik bir bilgelik biçimi olduğuna inanıyordu aynı zamanda.
Bu ne doğa tarafından belirlenen bir şeydi ne de doğa tarafından engellenen.
Bu tamamen bizim düşüncemizin, eğilimimizin ve huylarımızın sonucuydu.
En genel şekliyle daha doğrusu en kaba şekliyle felsefesini kavradıysak sanat hakkındaki görüşlerine geçebiliriz.
Aristoteles sanat ve estetik konularına dair önemli görüşler geliştiren bir filozoftu aynı zamanda.
Sanat felsefesi Poetica adlı eserinde de ayrıntılı bir şekilde ele alıyor bu konuyu.
Platon'un sanat felsefesini idealist bir sanat felsefesi olarak kabul edersek, Aristo'nunkini de rasyonelist bir sanat felsefesi olarak nitelendirebiliriz.
Aslında Aristo'cu estetik, Platon'cu estetiğin daha sistemli bir hale getirilmiş halidir.
Aristo ne de olsa bir sistem kurucu öyle değil mi?
Onun sanat tanımı da sanat ve doğa, sanatsal iyilik ve güzellik gibi pek çok konuyu bünyesinde barındırıyor.
Aristo'ya göre sanat, akıl tarafından belirlenen amaçların varlık olarak gün yüzüne çıkmasını sağlayan bir yapma veya yaratma yetisidir.
Ve bu sanatsal yaratımda doğa ve sanat aracılığıyla zihinde canlandırma ve imgelem gibi edimler üzerinde durur.
Ve bunların gerçeklik kazanmasının yolları araştırılıp gösterilir.
Yani sanat, insanların gerçekleri anlama ifade etme ve taklit etme yeteneğinden doğan bir faaliyette ona göre.
Aristoteles genel hatlarıyla sanatı değerlendirmede bir noktada Platon'un görüşünden ayrılıyor.
Platon'da ne demiştik?
Ona göre sanat yapıtları birer taklitten ibaretti ve aslında tehlikeli olabilirdi.
Özellikle tragedya sanatının tutkuları beslediğini ve körüklediğini, bu yüzden de hakikati arayını yanıltabileceğini belirtmişti.
Örneğin bir şiir sanatçı tarafından farklı veya yanlış yönlendirmelere sebep olabilirdi.
Ona göre sanatçının yapıtları kontrol edilmeliydi.
Aristo'ya göre ise sanat yapıtları değerliydi.
Çünkü doğadaki eksiklikleri giderdiğine inanırdı.
Toplumdaki kusurları onarabileceğine inanırdı.
Örneğin ona göre tragedya sanatı felsefi hakikatleri sunarken bilgi vermenin bir aracı olarak kullanılabilir ve bütün insanlarda ortak olan duyguları da ortaya çıkartabilirdi.
Bu arada sanat yapıtlarının yani müzik, resim, heykel, yazın gibi önemli sanatların insanların ruhlarının, bedenlerinin ve eylemlerinin taklidi olarak düşünmesi konusunda Platon
'un görüşüne birazcık yaklaştığını görüyoruz.
Ancak Platon'un aksine o bu yapıtların topluma moral verme konusunda önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyordu.
Ona göre sanat taklit ile başlıyor evet ama bir katarsis, bir arınma ile son buluyordu.
Özellikle dramatik sanatlar yani tiyatro ve edebiyat gibi iyi bir sanat olarak görülebilmesi için onların birer katarsis etkisi yaratması gerekiyordu.
Aynı zamanda sanat eserlerinin gerçeklikten farklı olabileceğini ve gerçek dünyadaki olaksılıkları ifade etmesi gerektiğini savunuyordu.
Sanatçının yaratıcılığı da eserlerin olasılıklara dayalı bir şekilde tasarlanmasını sağlıyordu.
O, sanatın insan doğasının mükemmelliklerini ifade etmek için iyi bir araç olduğunu düşünüyordu.
Sanat eserleri insanın doğasındaki güzellik, erdem ve mükemmellikleri yansıtarak insanların bu yönlerini anlamalarına yardımcı olabilirdi.
Aristoteles'in sanat anlayışı antik Yunan döneminden günümüze dek estetik teori ve sanatın doğasını anlama konusundaki tartışmalara da zemin hazırlamıştır aslında.
Bir sonraki bölümde görüşene dek kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
