
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Küçük mutlu ağaçların aslında çok da mutlu çizilmediğini biliyor muydunuz? Bob Ross ve Kowalski ailesi arasında geçen entrikalarla dolu yaşamı bu bölümde sizler için anlatıyorum. Keyifli dinlemeler.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Beyliğin Lambası'na hoş geldiniz.
Ben Eda. Bir hafta kadar bir ara vermiştik.
Şimdi bütün enerjimizle kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Hepimiz bu kıvırcık saçlı adamı TRT'de yayınlanan Resim Sevinci programı ile tanıyoruz zaten.
yarım saatte muhteşem manzara resimleri çizer, tek bir fırça dokunuşuyla küçük mutlu ağaçlar yaratırdı ve hepimizi televizyon ekranına kilitlerdi.
Bu bölümde de kendisinin sanatını ve hayatını birazcık yakından incelemek istedim.
Hazırsanız hadi başlayalım.
Geçenlerde Netflix'te bir belgeseli yayınlandı Bopros'un.
Küçük mutlu ağaçların arasında gizlenen ihanet ve hırs adlı.
Hayatımızın bir döneminde hepimiz onun televizyonda o yarım saatte harika manzara resimleri yapışını izlemişizdir eminim.
En azından ben çok izlerdim.
Babam da resim olmasına rağmen ve babamın atölyesinde büyümeme rağmen onu resim yaparken hiç izlemedim mesela.
Çünkü benim yanımda resim yapmazdı ondan etkilenmeyeyim diye.
Kendi tutkusunu kendisi keşfetsin.
Ben ressamım diye o da ressam olmak zorunda hissetmesin kendini diye düşünürmüş.
Ancak ben de onu izlemediğimde gidip Bopros'u izlermişim.
Zaten böyle böyle duvar boyama maceralarım başlamış.
Ben bu belgeseli izlediğimde isminden de anlaşılacağı üzere zaten o mutlu ağaçların çok da mutlu bir şekilde çizilmediğini fark ettim.
Ve aslında Bopros'u bir ressam olarak tanımadığımı fark ettim.
Bu yüzden neden bununla alakalı bir bölüm yapmıyorum dedim ve...
Buradayım şu an. Önce biraz hayatından, resim yapmaya nasıl başladığından bahsedelim.
Sonra da hayatındaki entrikalara gelelim.
Kendisi 29 Ekim 1942 yılında Florida'da doğdu arkadaşlar.
14 yaşında babasının marangozhanesinde çalışıyordu ve sol elinin işaret parmağının bir kısmını kaybetti.
Küçükken okulda çok başarılı ve istekli bir öğrenci değildi aslında.
Bu yüzden 18 yaşına gelene kadar çalıştı ve 18 yaşında da Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri'ne katıldı.
Sonra görevi için Alaska'ya gitti ve Alaska'da doğanın güzelliğine hayran kaldı.
Ve bu hayranlık da onu resim çizmeye itti.
Hatta burada 12 yıl yaşıyor ve zaten çizdiği manzaraların o televizyonda gördüğümüz manzaraların çoğu da hep Alaska manzaraları.
Resme ilk olarak eşiyle birlikte metal madenci tavalarını boyayarak başlamış.
Evde kaldığı bütün vaktini resim yapmaya harcarmış zaten.
Sabah erkenden işe gidecek olmasına rağmen çok geç saatlere kadar.
Tuvalinin başından hiç ayrılmazmış.
Ormana, ağaçlara, hayvanlara hayran bir adammış zaten.
Resimleri de hep bunun üzerine biliyorsunuz ki.
Doğaya çok bakıyorum. Resimden hiçbir şey öğrenmeseniz bile en azından doğaya farklı bakmayı öğrenirsiniz diyor.
Yani resim yaparken ki hallerini bir gözünüzün önüne getirin.
O kadar tutkulu bir şekilde doğayı resmeder ki.
İzlerken direkt büyülüyor zaten sizi.
Birazcık teknik öğrenmek için arkadaşı John'dan yardım alıyor Bob ilk başlarda.
John ödev olarak. En sevdikleri şeyin resmini çizmesini istemiş.
Hatta Bob tabii ki doğa resimlerini çizmiş.
Resim yaparken çevresindeki insanların onu izlemesini çok severmiş.
Bu arada burayı unutmayın.
Bir süre sonra eşinden boşanıyor ve oğlu Steve ile birlikte Washington'a taşınıyorlar.
Orada da Jane adlı bir kadınla tanışıyor ve evleniyor hatta.
Yağlı boya resmin büyüsü adlı bir televizyon programı çok popülermiş o zamanlar.
Burada William Alexander ya da Bill Alexander diyeyim böyle biliniyormuş çünkü.
Bill adındaki bu adam programda çok kısa bir sürede bir yağlı boya tablosunu bitiriyormuş.
Ve yaptığı bu iş Bapras'ı çok etkilemiş.
O zamanlar günler süren tabloyu Bill Alexander dakikalar içinde bitiriyormuş.
Bu arada şöyle bir bilgi vereyim.
Bir yağlı boya resmini yapmak günler, aylar hatta yıllar sürebiliyor.
Teknik gereği tuvalet sürdüğünüz ilk katman boyanız kurumadan bir üst katmana geçemiyorsun.
Yağlı boya katman katman çalışılır.
Önce alt katmanı yaparsınız, ondan sonra üst katmanı ve en son detayları girersiniz.
Boya kurumadığı için sürdüğünüz ikinci bir boya tuvalet tutunmuyor ıslak olduğu için.
Özellikle birden çok katmanla çalıştığınızda en alt katmanın ya da bir alt katmanın mutlaka kuruması gerekiyor.
Yaprak resmi çizeceksiniz diyelim.
Ne yaparsınız? Önce bir yeşile boyarsınız değil mi?
Işık nereden vuruyorsa ışığını ve gölgesini ona göre eklersiniz.
Bunları yaptıktan sonra da detaylarına girersiniz.
Yaprağın örneğin damar yapılarını eklersiniz.
İşte alt katman kurumadan bu yapıları ekleyemezsiniz aslında.
Çünkü sürdüğünüz boya zemin ıslak olduğu için tuvale yapışmaz.
Ve alttaki renkle de karışacağı için istediğiniz etkiyi vermez.
İki renk arasındaki geçişleri yapacağınız zaman bu ıslaklık bir...
Avantaj evet ama detaylar içinde bir dezavantaj aslında.
Bu yüzden yağlı boya tabloları çok uzun sürüyor arkadaşlar.
Çünkü alt katmandaki boyanın kurumasını bekliyoruz.
Ancak Bill Alexander ıslak boya üzerine ıslak boya yani wet on wet tekniğini kullanarak bu süreci hızlandırmış oluyor.
Peki nedir bu teknik? Herkes bu tekniği bapraz tekniği olarak bilse de asıl adı aslında alla prima'dır.
Klasik teknikten farklı olarak boyanın kurumasını beklemeyiz bu teknikte.
Çünkü adı üzerinde wet on wet.
Islak boya sürülerek uygulanıyor bu teknik.
Yaygın olarak manzara resimlerinde kullanılan bir tekniktir aslında.
Çok detay içeren büyük resimlerde uygulanması biraz zordur.
Çünkü bu teknikte önemli olan tuvalin hep ıslak kalmasıdır.
Ve tuval kurumadan resim bitirilmelidir.
Tuvalin en üst kısmından başlanarak boyama yapılır.
Ve en son... ön kısım boyanır, başka bir deyişle perspektifsel olarak uzaktan başlanır, katman katman boyama yapılır ve en öne doğru yani yakına doğru gelinir.
Neyse konuyu fazla uzatmayayım.
Bob Ross bu teknikten çok etkileniyor ve öğrenmek için bir yıl boyunca Bill Alexander'a ulaşmaya çalışıyor.
En son arkadaşı John aracılığıyla bir şekilde bir araya geliyorlar ve Bob...
Bilden ders almaya başlıyor.
Daha sonra askeriyeden emekliliğini istiyor ve emekli olduktan sonra Magic Art şirketinde gezici sanat hocalığı yapmaya başlıyor.
Bu süreçte doğu yakasının her yerinde resim dersleri veriyor.
Kariyerinin büyümesinde ve Bapres'in Bapres olmasında hepimizin onu televizyon karşısında resim yaparken izlememizde önemli iki etken insan var.
Kowalskiler, Annette Kowalski ve eşi Walt Kowalsk.
Annette, Bill Alexander'dan ders almak için onun atölyesine gittiği sırada Bob ile tanışıyor.
Bill'in sınıfında yer olmadığı için aslında Bill onu baba yönlendiriyor ve Annette Bob'dan ve Bob'ın resimlerinden çok etkileniyor.
Bob'dan ilham alıyor ve Bob ile genç hissediyormuş kendini.
Oğlu Steve böyle belirtiyor.
Bu arada Annette oğlunu kaybetmişti ve depresyondaydı.
Bu depresyon sürecinde...
Bir nevi bab ile atlatmış diyebiliriz aslında.
Babın inanılmaz yetenekli olduğunu ve bu yeteneğin bir ticarete dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyordu.
Bu yüzden eşi Walt ile tanıştırdı onu.
Bab pek parayla ilgilenmiyordu ancak Kowalskiler için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Kowalskiler babı kendi şirketini kurmaya teşvik etmiş ve bunun için yatırım da teklif etmişlerdi.
Sen çok yeteneklisin bir atölye açalım sana ve orada dersler ver demişler.
Ancak o zamanlar henüz çok tanınmadığı için.
Pek öğrencisi olmuyormuş, işler de çok iyi gitmiyormuş.
Bu arada iki aile bütün işleri bir arada yürütmek ve biraz da pay biriktirmek için beraber yaşamaya başlamış.
Yaklaşık bir buçuk iki yıl beraber yaşamışlar.
Annette Kowalski bir gün Bill Alexander'ı arıyor ve onu Bob ile beraber bir reklam kampanyası çekmeleri için ikna ediyor.
Televizyon yapımcıları çekim esnasında Bob'ı inanılmaz beğeniyorlar, çok yetenekli buluyorlar.
Ve Bill'in programının aksine Bob'ın programının daha çok izlenebileceğini düşünüyorlar.
Çünkü onun resim yapışını, işte resim yaparkenki anlatımını daha etkili buluyorlar.
Bill'in biraz daha öfkeli ve sert bir anlatım yaptığını, Bob'ın ise daha etkileyici, sakin ve seksi bir ses tonuyla anlatım yaptığını gözlemliyorlar.
Bunun üzerine program için bir teklifte bulunuyorlar.
The Joy of Painting yani resim sevinci efsanesi böylece başlamış oluyor.
Hatta 1984 yılında Bill ile Bob bir program yapıyorlar ve bu programda Bill fırçasını Bob'a veriyor.
Verirken de şimdi bu yüce fırçayı yüce bir adama takdim ediyorum diyor.
Ancak daha sonra 1991 yılında Bill New York Times'a verdiği bir röportajında Bapras'ın kendisine ihanet ettiğini söylüyor.
Ben ona bu tekniği öğrettim o da benden daha iyi yapabileceğini iddia etti diyor.
Üstelik gariptir ki bu tekniği ona kendisi öğretse de kendisinin bulduğu bir teknik değil belirttiğim gibi.
Yani boynuz kulağı geçebilir, öğrenciler öğretmenlerinden daha iyi olabilir.
Gurur duyması gerektiği yerde bu...
durumu kabullenememiş bil amcamız.
Sonrasında kendi adını taşıyan Bapras şirketini kuruyorlar hep beraber Kovaskilerle birlikte ve resim yapımını öğreten video kasetler, boyalar, fırçalar işte çeşitli resim malzemelerini satmaya başlıyorlar.
Günümüzde de hala satılıyor bu arada ama bence almayın derim.
Nedenini anlayacaksınız birazdan.
Ben her ne kadar çok merak etsem de o boyaların yapısını tepkili olduğum için asla almıyorum.
Televizyon serilerinde toplam 403 bölüm çekiyorlar ve her sozanın bitiminde de bab bir kitap yayınlıyor.
Bu kitap da yağlı boya tekniklerinden ve çeşitli eğitimlerden.
Ancak o dönemde bir kitap çıkartmak çok da kolay değildi elbette.
Maddi durumları henüz bunun için de uygun değildi.
Bu yüzden de Kowalskiler bunu karşılayabilmek için evlerine ipotek ettirmek zorunda kaldılar.
İlk bölüm yayına girdiğinde çok fazla izleyici toplayamadı bu arada.
Hem ses hem de görüntü kalitesi oldukça düşüktü.
Kötü reyting aldı. Bu yüzden de kanalı yayın yapmaktan vazgeçti.
Bunun üzerine Bob Başka bir kanal ile bir reklam anlaşması yaptı.
Üstelik bu reklamlar resimle ilgilenen seyirciye ulaşsın diye Bill Alexander'ın programının hemen öncesine ve sonrasına koyuldu.
Ve Bob bu reklam sayesinde de yeni öğrenciler kazandı.
Bunun üzerine başka bir kanalla anlaştı ve bir demo bölümü yayınladılar.
Kayıtta 26 dakikada bir manzarayı çizip bitirmesi yapımcıları çok ciddi anlamda etkiledi ve tabii ki ona bir seri için 13 videoya ihtiyacımız var ancak vaktimiz yok dediler.
Bob ise 13 adet çizimi 3 gün içerisinde bitirdi ve yapımcılar Bob'ın bu üretkenliğine hayran kaldı.
Bob ün kazanmaya başladıkça Kowalskiler onu ticari bir meta haline getirmeye başladı ve onun için onun adına projeler üretmeye başladılar.
Bu arada çok soru... Kısa
Bir soru var saçlarıyla alakalı.
Saçları kendi kıvırcıklığı değil aslında arkadaşlar.
Perma yaptırıyormuş. Yani saçlarına çok düşkünmüş ve farklı modeller denemeyi çok seviyormuş.
Ancak çok sıkıldığı ve nefret ettiği halde o perma modelini hiç değiştirmemiş.
Çünkü bu saç stili onun bir imzası ve aynı zamanda markasının bir parçası.
Pek şansı yoktu çünkü logolarında bile saçları yer alıyordu.
Bu belgesel için babı tanıyan birçok insan röportaj yapmayı reddetmiş bu arada.
Ya da kabul edip sonra... Geri çekilmişler.
Kovaskiler de aynı şekilde röportaj yapmayı reddetmiş.
Bunun nedeni insanların Kovaskilerin bu tarz olaylar karşısındaki tutumu biraz korkuyorlarmış aslında.
Çünkü Kovaskiler dava açmalarıyla ünlü bir aileymiş.
Hatta Ross ailesi ve Kovaskiler arasında süren bir dava durumu da var bildiğim kadarıyla hala.
Çoğu insan bu belgeseli aralarındaki bir hak mücadelesinin bir parçası olarak görüyorlarmış.
İnsanlar bu belgesel aracılığıyla babı ve hayatını tanımış oluyorlar ve Kovaskilerin de...
peşinde koşan ve para uğruna bir adamı, bir sanatçıyı daha doğrusu tüccar haline getirdiğini düşünüyorlar.
Düşünecekler de. Haklılar da bu arada.
Sözleşmelerine göre babın kazancının yarısı aslında Kovaskilerin.
Tahmin ettiğiniz üzere de önceleri parasal bir getirisi olmazken sonrasında epey para kazandıran bir işe kollarını savamışlardı.
Bir günde 3 bölüm çektikleri bile oluyordu.
Hatta olayın daha da ilginç olan kısmı programlarında çizeceği her resmin 3 farklı versiyonu Programdan önce yapacağı resme bakarak çizmesi için program sırasında
ve programdan sonra bitiş jeneriğinde göstermek için toplam 3 resim çiziyormuş bir günde.
Yani 28 dakikada bir yağlı boyayı bitirmek zaten yeterince zorken.
Bir de günde 3 bölüm çekmek.
Bunun ne kadar yorucu olduğunu tahmin bile edemiyorum.
Üstelik ben bir resmimi birkaç ayda bitiriyorum.
Sanırım biraz tembellik ediyorum.
Bu arada ressamlar Bapras'ı çok eleştirirmiş o dönemde.
Yaptıklarını çok kolaya kaçmak olarak nitelendirirmiş.
Hatta sanat piyasasında bir yer edinememiş pek.
Bu televizyon şovlarından dolayı da.
Bunun üzerine Bap, ben geleneksel sanat üretimi yapmıyorum.
Benim amacım sadece resmi sevdirmek demiş bu eleştirilere cevap olarak.
Barbra's'ın bu denli sevilmesinin bir diğer nedeni de anlatımı o kadar sade ki yani çeşitli resim tekniklerinin isimlerini kullanmadan anlatım yapıyordu.
Örneğin perspektif demezdi tekniği anlatırken.
İlk önce en uzaktakini yapın sonra öndekini yapın derdi.
İzleyicilerinin kafasını karıştırmak hiç istemezdi.
Herkes resim çizebilir.
Resmi zor yapılan şeymiş gibi yansıtmak yanlış.
diye düşünürdü. Yani gerçekten çok sevecen bir adamdı aslında.
Hayvanları da çok severdi.
Hatta boş zamanlarında yaralı hayvanları bulup onlara bakar, iyileştirir.
İyileştirdiklerinde de doğayı geri bırakırdı.
Stüdyosunda da çeşitli hayvanları misafir ederdi.
Hatta bir sincebi vardı Pibat adlı.
Resimlerinde de hiç insan çizmezdi.
Hatta insanın yaşadığına dair bir iz bile göstermezdi.
Sadece doğaya odaklanırdı.
Resim yapmak sizi mutlu etmeli.
Başka hiçbir şey değil.
Sadece mutlu. Ününe ün katmaya devam etti.
Televizyon serileri ülkenin dışına taşıyordu artık.
Dünyada onu tanımayan kimse kalmamıştı.
90'ların başında Bapraz televizyonlarda en çok izlenen sanat programı haline gelmişti.
Keşke günümüzde de televizyonlarda garip garip evlendirme ve yemek programları yerine Bapraz gibi sanatı sevdirmeye yönelik.
programlar olsa. Wapras'la büyüyen bir nesil olarak günümüz programları gerçekten iç derecesi.
Her ne kadar televizyon izlemesem de ülkenin geri kalanı için hayırlı olurdu.
Belki o zaman sanatı günah gibi görüp tepki gösteren takkeli kesime güzel bir kapak olurdu.
Neyse silivri yolları görünmeden konumuza geri dönelim.
Wapras artık ünlü biriydi ve şirketi de 15 milyon dolarlık bir şirket haline gelmişti.
Çok fazla hayranı vardı.
Ülkenin dört bir yanından insanlar yaşadığı yerin manzaralarının fotoğraflarını yolluyordu ve onun çizmesini istiyordu.
Çok fazla mektup alıyordu özellikle de kadınlardan.
Annette Kowalski garip bir şekilde başkalarıyla olan ilişkilerini kıskanmaya başlamıştı.
Bob başkalarına izgi gösterdiğinde bu durumdan hiç hoşlanmazdı.
Bunun sebebi de aslında galiba sevgili olmaları.
Çünkü aralarında bir şeyler olduğu söyleniyor.
Hatta oğlu Steve de çok net şekilde sevgililer demese de sevgili olmadıklarını da inkar etmiyor.
Hatta Jane ile yani eşi Jane ile olan bir kavgalarında Jane Bob'a sevgili olup olmadıklarını soruyormuş.
Ortaya çıkmış aslında. Sonra aralarında halletmişler.
Tabii nasıl hallettiler bilemiyoruz.
Bob Ross daha da büyümek, olabildiğince çok insanı resmi sevdirmek istiyordu.
Ancak Kowalskiler işin daha ticari boyutundaydı.
Daha çok malzeme satılsın, daha çok dersler verilsin istiyordu.
Mesela bu malzemelerden kaç tane satılmış Bob hiçbirini bilmezdi.
Tek önemsediği şey... kaliteli ürünler olmasıydı.
Kariyerinin zirvesindeyken karısı Jane kanserden hayatını kaybetti ve onun ölümü Bubba derinden sarsmıştı.
Bu süreçte daha önce yakalanıp kurtulduğu lenfoma kanserine yeniden yakalanmıştı ve doktorlar ona kill yaşayabileceğini söylemişti.
Beton ve tekniği gereği çok yoğun bir şekilde tiner kullanıyordu ve bu yüzden lenfomaya yakalandığı düşünülüyor.
Ben sırf bu yüzden yağlı boyalarda tiner kullanmıyorum.
Kullandırtmıyorum da. Terebentinle, çeşitli keten yağlarıyla yola devam.
Öncesinde kullanıyordum aslında ama uzun süre çalıştığımda gerçekten bulunduğum odadan baş ağrısı ve kafa güzelliğiyle çıkıyordum.
Çok fazla ömrüm kalmadıysa elimden geldiğince resim yapacağım diyordu Bapraz.
Bu arada öleceğini bile bile 31.
sezonu çekmeye başladı.
Çekimlerde artık gittikçe kendini zayıf hissetmeye başlamıştı.
Saçları da dökülüyordu kemo çarepi yüzünden.
Hatta bu yüzden... Peruk takmaya başlamıştı.
O sırada Kovalskiler endişelenmeye başlamıştı.
Ama Bob için değil.
Çünkü Bob ölürse işleri de ölürdü.
Bob isteklerini yapma konusunda kısıtlanmaya başlamıştı Jane'in ölümüyle.
Çünkü bir oy birliği sistemiyle kararlar alıyorlardı.
Kovalskiler ne derse o olur gibisinden bir tavır vardı artık ortada.
Bu yüzden... Joy of Painting yani resim sevinci programı çekimlerini bıraktılar.
Hep çocuklar için bir program yapmak istiyordu ve sonunda Elmer ve Arkadaşları adında bir program çekmeye başladı Bab.
Sanat dünyasını gençlere sunmak istiyordu ancak sağlığı artık çok iyi değildi ve Kowalskiler çok sağlıklı görünmediği için ona çok kızıyorlardı.
Yani saçmalığa bakar mısınız?
Adam kanser ne yapsın?
Gerçekten tam dayaklık bir çift bunlar.
İkisi de Bab'ı kendilerinin yarattığı bir proje olarak.
Ve o proje ölürse biz bunun ekmeğini nasıl yeriz diye düşünüyorlardı.
Bob ölüm döşeğindeyken Annette Kowalski Steve'e bir belge veriyor.
Ve diyor ki Bob ile inşa etmek istediğimiz anlatım bir sözleşmesi bu.
Onun imzalaması gerekiyor diyor.
Ama aslında bu belge...
İsim haklarını Kovaskiler'e devretmeyi belirten bir sözleşme.
Steve tabii ki reddediyor ve Annette sinirden küplere biniyor.
Bob isim haklarını devretmek istemese de onlar almak için her fırsatı kollamışlar anlayacağınız.
Ölmek üzere olduğunu biliyorlardı ve bu yüzden çok büyük tartışmalar yaşıyorlardı.
Sağlığı daha da kötüye gidiyordu artık ve saçlarının tamamı dökülmüş ve 40 kilo kalmıştı Bob.
Zaten 4 Temmuz 1995'te de hayata gözlerini yumdu.
Kovaskiler babın cenazesine bile gitmediler arkadaşlar ve gitmedikleri gibi bir cenaze olduğunu da taklamaya çalıştılar halktan.
Yani tüm dünya tarafından sevilen bu adamın cenazesinde sadece 30 ya da 40 kişi anca vardı.
Çoğu arkadaşının haberi bile olmamıştı.
Kovaskiler bab öldükten sonra bile şirketi Katı bir şekilde yönetmeye devam ettiler.
Öyle ki öğrencilerin ya da babın eğittiği eğitmenlerin yaptığı tabloların altına para kazanmak için BAPRAS'ın imzasını atıyorlar ve satışa çıkartıyorlar.
Böylelikle her türden BAPRAS ürününü piyasaya çıkarttılar.
Kahve kupaları, battaniyeler, pijamalar, aklınıza gelebilecek bütün ürünler.
Tek amaçları sadece ve sadece paraydı.
Onlar BAP gibi Resmi insanlara sevdirmek ya da sevinç yaymak istemiyorlardı.
Sadece her geçen gün çok daha fazla para kazanmak istiyorlardı.
Karşılarına çıkan her insanın hayatını gerçekten mahvediyorlardı.
Bir gün Steve sözleşmelerde bir açık bulmuştu.
Bob öldükten sonra Steve ve amcası Jim Bob'ın isim haklarını ve diğer her şeye yasal olarak sahip olabilecekti.
Ancak Jim bütün hakları Kowalskilere devretmişti.
Aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için Bob Ross'ın şirketiyle uzlaşma yapmışlardı.
Ancak Steve'in bundan haberi dahi olmamıştı.
2019 yılının haziran ayında Steve Bob Ross şirketine daha doğrusu Kowalskilere açtığı davayı da bu yüzden kaybetmişti.
Ve böylelikle Kowalskiler istediğini elde etmişti.
Artık Bob Ross'ın ismine Tamamen sahip olmuşlardı.
Wapras'ın malzemelerini şu an bile aldığınızda aslında Kowalskilere para kazandırmış oluyorsunuz.
Almayın dememin sebebi tamamen bu aslında.
Wapras'a böylesine ihanet eden para düşkün insanlara ben para kazandırmak istemezdim açıkçası.
Yani 2 lira bile olsa ki boyaların...
Fiyatları 400 lira civarında fırçaları ise bayağı pahalı.
Yeterince para kazanmışlar zaten boşverin.
Şaka bir yana böylesine ince ruhlu ve değerli bir adamı, bir sanatçıyı nasıl ticari bir malzemeye dönüştürdüklerini böylelikle görmüş oldunuz.
Umarım bu tarz insanların nesli azalarak biter diyorum.
Bapraz onu tanıyan herkese ilham olmuş, çok mutlu, nazik ve sevecen bir adamdı.
Sevdiği şeyi yapmaktan...
asla vazgeçmedi.
Her şeyi yapabileceğine inandı ve en önemlisi resmi insanlara sevdirebileceğine inandı ve sevdirdi de.
Kapanışı Bapros'un şu sözüyle yapmak istiyorum.
Herhangi bir şey yapmanın sırrı yapabileceğinize inanmaktan geçer.
Kendinize güzel bakın, sana alakalı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
