
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Tabloların hikayelerini hep merak ederiz değil mi? Sanatçı bu eserde neyden bahsediyor? Bize ne anlatıyor? Bu gibi sorular eminim bir eseri gördüğümüzde birçoğumuzun aklına gelen sorular. Bu serimizde bu soruların cevaplarına ışık tutacağız. Hadi gelin Botticelli’ye ait olan Venüs’ün Doğuşu tablosunun hikayesini birlikte inceleyelim
***Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
***
Venüs'ün Doğuşu Tablosu: https://www.wikiart.org/en/sandro-botticelli
Transkript
Altyazı M.K.
Bir süredir sanat tarihinin veya felsefesinin semalarında gezinip duruyoruz.
Bu bölümle birlikte yepyeni bir seriye başlayacağız ve en ünlü eserlerin ardındaki hikayeleri keşfedeceğiz.
Ancak bu bölümde anlatacaklarım bir esere nasıl bakmalıyım ya da onu nasıl analiz etmeliyim şeklinde bir anlatım içermiyor.
Çünkü bir eserin görsel analizini yapabilmek için...
Birazcık teknik bilgi gerekiyor ve bu teknik bilgiyle birlikte eserin yapıldığı dönemi, sanatçının yaşamını ya da o dönemdeki toplumsal, politik ve kültürel duruma da hakim olmak gerekebiliyor.
Hep dediğim gibi sanatı anlamak onun biraz da tarihini bilmekten geçiyor ve Kandinsky'nin de dediği gibi her bir sanat eseri kendi çağının çocuğudur.
Bu yüzden bir eseri okumak istiyorsak önce içinde bulunduğu döneme.
bir göz atmamız gerekiyor.
Ama siz bu tarz tekniksel şeylerle boğulmayın diye bu seriyi yapmaya karar verdik.
Bir esere baksanız da bu eser ne anlatmak istiyor acaba diye düşünmek yerine artık biliyor olacaksınız.
Bu eserleri canlı gördüğünüzde de eserin temasına, konusuna hakim olacaksınız.
Başlıktan da anlayacağınız üzere bugünkü eserimiz Botticelli'ye ait olan Venus'un doğuşu.
Eseri bilmiyorsanız eğer açıklama kısmındaki linke tıklayarak oradan bir göz atabilirsiniz.
Böylelikle ben anlatırken kafanıza canlanmış olur.
Lafı çok uzatmadan hadi başlayalım.
Rönesans dönemi sanatçıları özellikle mitoloji temalı eserlere değer vermişlerdi.
Bu dönemde humanist düşünce akımı hakimdi hatırlarsanız.
Ve bu tarz resimler yapmaları da aslında bu düşünce sistemiyle ilişkili.
Rönesans orta çağdan farklı olarak insanın ve doğanın güzelliklerini, Romanın o kültürel mirasına çok büyük hayranlık duyulan bir dönemdi.
Mitoloji temalı eserlerin popülerliği de bununla alakalı aslında.
Çünkü humanizm insanı evrenin merkezi olarak gören bir düşünce akımı.
Antik mitoloji de insan doğasının ve duygularının zengin bir yelpazesini sunuyordu onlara.
Tanrıların ve kahramanların hikayeleri, insanın doğası, tutkuları, zaafları ve erdemlerini aslında derinlemesini inceliyordu.
Bu durum doğal olarak sanatçılar için oldukça zengin bir konu kaynağı.
Bu temada resimler yapmalarının en büyük nedeni...
Bu aslında. Tabi bir diğer nedeni de sembolik anlamlar.
Mitolojik hikayeler sembolik ve alegorik anlamlar taşır.
Sanatçılar da bu hikayeleri kullanarak derin ve çok katmanlı anlatılar oluştururlar aslında.
Mitolojinin sembolik dili sayesinde ahlak dersleri de verirler.
Sosyal ve politik mesajlar da.
Aynı zamanda bu tarz temalar sanatçılara güzellik, zarafet ve idealize edilmiş figürler yaratma fırsatı da sunduğu için estetik açıdan hoş ve sanatsal açıdan zengin bir.
kompozisyonu oluşturmak için ideal konulardı.
Botticelli de Rönesans'a şekil veren bir sanatçı olarak sanat tarihinde en bilinen mitoloji temalı resmi yapan sanatçı.
Kendisinden çok fazla bahsetmeyeceğim çünkü hayatıyla alakalı detaylı bir bölüm gelecek.
O yüzden biz direkt resmimize geçelim.
Bu resim... Sanat tarihinde beni en çok büyüleyen resimlerden bir tanesi.
Canlı görme fırsatım olmadı ne yazık ki ancak görürsem karşısında saatlerce duracağım kesin.
Resimde bir istiridye kabuğunun üzerinde duran, upuzun saçları rüzgarda savrulan aşkın tarihçesi Venus'u bir diğer adıyla da Aphrodite görüyoruz.
Şu an resme bakamayanların dahi kafasında canlanmıştır eminim bu tasvir.
Bu arada bizler bir resmi yorumlarken arka plandaki hikayenin detaylarına kadar hakim olabiliyoruz.
Ancak bunu sizlere anlatırken ya da hiç bilmeyen birine anlatılırken daha anlaşılır bir şekilde, daha simgesel bir dilini anlatıyoruz.
İşte bu duruma ikonografi deniliyor.
Bir görselin sembolik anlamlarını inceleyen disiplindir ikonografi.
Örneğin Michelangelo'nun Pieta adında bir heykeli var.
Hepimiz biliyoruzdur bu heykeli.
Bilmeyenler için kanalımda Michelangelo hakkında bir bölüm de var.
Nedir Pieta? Hazreti İsa'yı kucan...
İsa'nın çarmıhtan indirildiği anı canlandıran bir sahnedir bu ve ikonlaşmış bir sahnedir.
Bu tasviri yansıtan birçok eser var.
Ancak hepsinde olay aynı, değişmez.
İşte bu ikonografidir.
İncil'de ya da Tevrat'ta bu tarz bazı tasvirler vardır ya da mitolojide.
Ve sanatçılar bunları yaparken kendine göre yorum katar tekniksel anlamda.
Ancak ana konudan uzaklaşmazlar onu aktarırken.
Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz Bedrettin Cömert'in Mitoloji ve İkonografi kitabını tavsiye edebilirim.
Ya da Serap Yüzgüller'in Sembol ve Anlam adlı kitabını.
En azından bunları okuduktan sonra mitoloji ya da kutsal kitaptan sahneleri içeren resim tasvirlerini görürseniz daha rahat çözümleyebilirsiniz.
Şimdi resmimizi yorumlamadan önce Venus'un kim olduğundan, onun mitolojideki yerinden ve doğumundan ve tabi birazcık da antik Yunan tanrılarından bahsedelim.
Resmi çözümleyebilmek için bunları bilmemiz gerekiyor çünkü.
Antik Yunan tanrıları, Titanlar, Olimpos öncesi tanrılar, Olimpos tanrıları, Prometheus ve insanlar soyu olarak 4 gruba ayrılıyor diyebiliriz kabaca.
Başlangıçta tabii ki kaos vardır birçok midde olduğu gibi ve bu sonsuz bir boşluktur aslında.
Bu boşluktan Gaia yani toprak ana doğar.
Sonrasında da Tartaros yani ölüler ülkesinin en derin yeri doğar.
Sonrasında hepimizin bildiği aşk tanrısı Eros, hemen ardından yeraltı karanlığı Erebos ve yeryüzü karanlığı Nyx yani gece doğar.
Gaia tek başına Uranos'u yani gökü, Pontos'u yani denizi doğurur.
ve dağları yaratır. Hemen akabinde Gaia, Uranos ve Pontos ile birleşerek yaratılmış olan evreni tanrısal varlıklarla doldurur.
6 erkek ve 6 dişi olmak üzere 12 adet Titan yaratır.
Bu arada erkek olanları Titan, dişi olanları ise Titanides denilirmiş.
Peki kim bu erkek olan Titanlar ve dişi olan Titanidesler?
Erkek olan Titanlar, Okeanos, Dişi olanlar ise Nimosine ve Tetis'tir.
Efsaneye göre Uranos yarattığı oğullardan öylesine iğrenmiş ki onları yaratır yaratmaz toprak altına yani anaları Gaia'nın karnına geri göndermiş.
Fakat Gaia şişkinliğinin verdiği acıyla inlemiş ve ödünü almak için gövdesindeki madenleri kullanarak akçelikten bir tırpan yapmış ve oğullarını da babalarına karşı kışkırtmış.
Ancak bu kışkırtma çağrısına kulak veren tek oğlu Kronos olmuş.
Kronos babasını cezalandırmak gerekti.
düşünmüş ve pusuya yatmış.
Bir gece Uranos arzudan yanıp tutuşurken Gaia'nın üzerine yatmış ve Kronos tırpanı savurup babasının hayalarını kesip denize atmış.
Yani onu erkeklikten yoksun bırakmış.
Sıçrayan kanlar Gaia'yı gebe bırakmış ve gigantları yani devleri ve orman perilerini doğurmuş.
Denize düşen hayalar ise köpürerek güzeller güzeli Afroditi yaratmış.
Yani Venüs'ü. Venüs Kıbrıs'ta karaya çıkmış ve yürüdükçe ayaklarının altında yeşil ç...
başa geçmiş. Hikayemizin devamında ise Kronos ile kardeşi Rhea birleşiyor ve 3.
tanrı kuşağı olan Zeus ve diğer Olimpos tarihleri doğuyor.
Venus'un doğuşu aslında bu yüzden önemli bir mitsel olay.
Çünkü bir devrin kapanması ve yenisinin açılması anlamına geliyor bir nevi.
Kronos'un hikayesini de bilenler vardır belki.
Kendilerinden intikam alacak korkusuyla bütün çocuklarını yutmaya başlar Kronos.
Goya'nın da en ünlü tasvirlerinden biridir.
Hatta Goya bölümünde anlatmıştım.
Rhea son doğan çocuğu Zeus'u Kronos saklıyor ve ona bir taş yediriyor.
Zeus da büyüyüp babasına karşı intikam planları kuruyor.
Aslında Yunan mitolojisinin çoğu kısmı bunun etrafında şekilleniyor diyebiliriz.
Şimdi dönelim Afrodite yani Venüs'e.
Kendisi bildiğiniz gibi aşk tanrıçası ancak şöyle bir durum var belki biliyorsunuzdur.
Roma mitolojisinin kaynağı Yunan mitolojisi ve bazı efsanelere göre Yunanlar Afrodit adında iki tanrıçaya sahipler.
Birisi beden aşkı tanrıçası, diğeri ise ruh aşkı.
Bazı efsanelere göre de Yunan mitolojisindeki Afrodit beden aşkını, Roma mitolojisindeki Venus ise ruh aşkını temsil ediyor.
Gelelim Botticelli'nin tasvirindeki Venus'e.
Bu eseri anlamak için hikayeyi bilmek gerekiyordu.
Bu arada birçok Venus tasviri var ancak aralarında en etkileyici görüneni Botticelli'nin Venus'ü.
Çünkü 15. yüzyılda böylesine nü bir resim yapmak oldukça sıra dışı görünüyor.
Boticeli bu eseri 1482 ile 1486 yılları arasında yaptı.
Tuval üzerine tempera tekniğiyle yapmıştır hatta.
Tempera yumurta sarısı ve boya pigmentlerinin karıştırılmasıyla elde edilen bir boya türüdür bu arada.
Orta çağda sıklıkla kullanılan bir tekniktir.
Tıpkı yağlı boya gibi. Botticelli'nin bu tabloyu İtalyan Rönesans şairi ve hümanisti olan Angele Poliziano'nun şiirinden esinlenerek yaptığı düşünülüyor.
Tablonun tam merkezinde istiridye kabuğu üzerinde denizden çıkan, oldukça utangaç duran ve saçlarıyla cinsel organını kapatan bir Venüs tasviri görüyoruz.
Kompozisyonun sol kısmında birbirlerine sarılmış halde Batı rüzgarı tanrısı Zephyros ve Cloris Venüs'e doğru üflüyorlar ve onu sanki böyle karaya çıkartıyor gibidir.
Kompozisyonun sağ kısmında Onda ise mevsimleri simgeleyen tarça Horea vardır.
Elindeki kumaş parçasıyla böyle Venüs'e doğru uzanır sanki onun üzerine örtmek ister gibi.
Botticelli Venüs'ün doğuşuyla sanki ilkbaharın geldiğini bize anlatırcasına mevsim tarçasının kıyafetlerini çiçeklerle donatmıştır.
Aynı çiçekleri Rüzgar Tarnası ile Venüs'ün arasında da görüyoruz hatta.
Tabloda derinlik algısı verilmiş olsa da bütün figürler tek bir düzende yer alıyor.
Yani birbirinin önünde ya da arkasında değil ve figürlerde perspektife rastlamıyoruz.
Menüsün saçı altın çizgilerle boyanmış.
Aynı altın rengini tablonun birçok yerinde de görüyoruz hatta.
Bu tablo temelde güzellik ve erotizm çağrışımı yapıyor diyebiliriz.
Yani hem güzelliği hem aşkı görüyoruz aslında.
İster dini bir çerçeveden ister din dışı bir çerçeveden bakıyor olun.
Her iki temayı da bu tabloda bulmak mümkün.
Bu arada neoplatonik bir bakış açısı da taşıdığını söyleyebiliriz.
Bu tablo o döneme gerçekten damgasını vurmuş bir eser.
Çünkü tam boyutlarda bir nü kadın figürü.
15. yüzyıl için inanılmaz sıradışı bir konu.
Ortaçağ sanatında ve bu tablodan önceki Rönesans eserlerinde hafif nü figürler var elbette.
Ancak bunlar genelde Adem ile Havva tasvirleri.
15. yüzyıldan itibaren sanatçılar nü model deneyleri yapmaya başlıyor evet.
Ancak bunun için hem erkek figürler kullanılıyor hem de kutsal kitapta adı geçen figürler resmediliyor.
Bu resimde ise neredeyse gerçek insan boyutlarında nü bir kadın figürü var.
Ve buradaki konu dini değil.
Pagan bir anlatı var. Roma Katolik geleneğine uygun eserlerin üretildiği bir zamanda çizildi bu eser ve pagan etkilerini taşıyor.
Yani gerçekten sırı dışı aslında.
Rönesans sanatçılarının antik Yunan ve Roma heykellerinden ilham aldığını biliyoruz.
Fakat aynı zamanda bu figürleri resmederken Hristiyanların bakış açısıyla tasvir etmişlerdir.
Yani konular genelde İncil'deki şekliyle anlatılmıştır.
Botticelli'nin Venüs'ünde ise böyle bir etkiye rastlamıyoruz.
Buradaki Venüs, Venüs'tür.
Yani Hristiyan bir bakış açısıyla resmedilmiştir.
Bu arada Hristiyan sanatında çıplaklık zaten genelde travmatik bir olayın yansıması olarak görülürdü.
Örneğin Adem ve Havva'nın denetten kovuluşu ya da İsa'nın çarmıha girilişi ya da günahkarların cehenneme düşmesi gibi gibi.
Bu gibi sahneler çıplaklığın kullanıldığı bir durumdur.
Bu tabloyu bu kadar ilginç kılan şeyleri aslında anlamışsınızdır bu söylediklerimden.
Konusu tamamen mitolojiden alınmasının da yanında batı sanatında belki de ilk tam boyutlu nü bir kadın figürü gösteriliyor.
Yani günümüzde olsa o kadar umursanmaz ki hiç de problem olmaz.
Herkes şu an nü kadın çiziyor ki biz özellikle anatomi derslerinde çalışırken kesinlikle nü modelden çalışıyoruz.
Ancak o zamanı düşünürseniz böyle bir şey mümkün bile değil.
Bu arada bu tablonun Mediciler tarafından sipariş ettirildiği düşünülüyor.
Zaten bir dönem diğer birçok sanatçı gibi Botticelli'ye de hamilik yaptılar.
Ve bu tablo ve aynı zamanda daha sonra anlatacağım primavera yani ilkbahar tablosu da Mediciler tarafından sipariş ettiriliyor.
Bu tablonun da Medici'lerde olması sebebiyle aslında yakılmaktan kurtulmuş olduğu düşünülüyor.
Ne demek bu? Şimdi o dönem her ne kadar aydınlanma çağı olarak bilinse de Floransa'ya kısa süreliğine bir kara dönemi getiren bir rahip var.
Girolamo Savonarola ve bu adam aşırı katı bir din anlayışına sahip.
Böyle çok da sevilmeyen bir karakter zaten.
Floransa'da ahlaki ve dini reformlar yapmaya çalışmış, lüks ve dünyevi zevkleri kınamış bir rahip.
Sanata ve kültüre de oldukça karşı bir adam.
zaten rahip olduğu ve siyasette de bir nebze etkili olduğu dönemde birçok sanat eserini, lüks eşyaları böyle toplatıp yaktırdığı biliniyor.
Bu eserlerin yakıldığı etkinliklere de günahların ateşi adı verilirmiş hatta.
Özellikle mitoloji tamalı eserleri seçerdi çünkü bu eserlerin pagan inancını taşıdığını düşünüyordu.
Zaten en sonunda papaya ve kiliseye karşı gelince aforoz edildi.
Botticelli'nin de birçok eserini yaktırdığı bilinir.
Buna rağmen Botticelli hayatının son döneminde garip...
tip bir şekilde bu adamın vaazlarından etkilenmiş.
Hatta onun etkisi yüzünden daha dini konulu resimlere yönelmiş.
Fakat eski popüleritesini kaybettiği için oldukça geçim sıkıntısı çekmiş ve farklı sanatçılar da o dönem ön plana çıktığı için Botticelli göz ardı edilmiş.
Zaten 1510 yılında da yoksulluk içinde hayatını kaybediyor.
Ölümünden sonra da uzun bir süre boyunca unutulmuş bir sanatçı Botticelli.
Fakat o dönemde unutulmuş olsa da kendisi Rönesans'a gerçek anlamda damgasını vuran bir sanatçı.
Rönesans sanatının en önemli ve en etkileyici figürlerinden biri olarak sanat tarihinde derin bir etki bırakmıştır.
Onun eserleri klasik güzellik anlayışını ve insan figürünün estetik tasvirini yansıtmakla kalmamış, sonraki nesillerde de birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur.
Bugünlük bu kadar. Bir sonraki sanat eseri hikayesi bölümünde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatta kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
