
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sanat tarihinin en gizemli ve zarif eserlerinden biri olan İnci Küpeli Kız’ın ardındaki sırları keşfetmeye ne dersiniz? Vermeer’in fırçasından çıkan bu başyapıtın hikayesini, teknik detaylarını ve kültürel etkisini konuştuğum bu bölümde, sizi 17. yüzyıl Hollanda’sının büyülü dünyasına davet ediyorum.
***Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Sessiz bir odada 17.
yüzyılın Hollanda'sında ışık ve gölgelerin büyülü dansı arasında Johannes Vermeer fırçasını yavaşça tuvale dokundurdu.
Eline aldığı her fırça darbesiyle belki de dünyaya sunmak istediği en büyük sırrını çiziyordu.
Evet bu bir sırdı çünkü o ne bir soylunun portresini yapıyordu ne de tanınmış bir figürü ölümsüzleştiriyordu.
Vermeer'in tuvaline bakarken bizi derin bir bilinmezin içine çeken gözlerle karşı karşıya kalıyoruz.
İnci küpeli kızın gözleriyle.
Vermeer'in sessiz dünyasında bu genç kadının kim olduğunu kimse bilmiyordu.
Kimi tarihçiler onun ressamın kızı olabileceğini düşünürken kimileri ise sıradan bir hizmetçi olduğuna inanıyordu.
Ancak bu bilinmezlik Vermeer'in dehasının bir parçasıydı.
Çünkü o... Bu genç kızın sıradan yaşamını ölümsüz bir esere dönüştürerek yüzyıllar boyunca konuşulacak bir gizem yarattı.
Eserin sahibi genç kadın bize bakarken sanki bir şeyler söylemek ister gibi.
Ama o sırra asla erişemiyoruz.
Belki de Vermiyer bizi bu bakışın içine çekmek ve hep merak içinde bırakmak istemişti.
Peki ya bu genç kadın kimdi?
Hikayesi neydi? Vermiyer neden onu resmetmeyi seçti?
İşte bu sorularla Kuzey'in Mona Lisa'sı olarak bilinen İnci Küpeli kızın bize ne anlatmak istediğini geliştiriyor.
Esere gelmeden önce onun yaratıcısının hayatına kısaca bir bakalım.
Vermeer 31 Ekim 1632'de Hollanda'nın Delft şehrinde dünyaya geldi.
Sanat dolu bir ortamda büyüdü.
Babası ipek tüccarı olmasının yanı sıra bir sanat galerisi de işletiyordu.
Bu durumda genç Vermeer'in sanatla erken yaşta tanışmasını olanak sağladı.
1653 yılında Katolik bir kadın olan Katerina Bones ile evlendi ve bu evlilikten tamı tamına 15 çocukları oldu.
Fakat yalnızca 11'i hayatta kalabildi.
Çok yetenekli bir ressam olmasına rağmen hayatı boyunca yaşadığı maddi zorluklar, Maalesef az sayıda eser üretmesine neden oldu.
Hayatı boyunca sadece 34 tablo tamamlayabildiği söyleniyor.
Ve eserlerinde genellikle iç mekan sahneleri, sıradan günlük yaşamın kesitleri yer alıyor.
Eserlerinde yarattığı dünya yaşadığına göre maalesef çok daha kusursuzmuş.
Eserlerinde genellikle ışık kullanımı oldukça dikkat çekici.
Pencereden süzülen doğal ışıkla figürleri ve nesneleri aydınlatarak onlara adeta büyülü bir hava katar, vermeyar.
Işık kullanımları içinde yaşadığı barok dönemin etkilerini taşısa da...
Genel olarak tarzı barokun dramatik ve gösterişli yönlerinden çok daha farklı.
O dönemde yaşayan barok sanatçılar genellikle büyük ölçekli, hareketli ve yoğun dramatik sahneleri tercih ederken Vermeer daha sakin, durağan ve içsel sahneleri resmediyordu.
Onun tablolarında gözlemlediğimiz detaycılık, onun resim yaparken gösterdiği titizliğin bir yansıması aslında.
Sanatında sıradın insanları ve günlük yaşamın basit anlarını büyük zarafette betimlese de yaşadığı dönemde hak ettiği değeri maalesef göremeyen bir sanatçı.
Hollanda'nın 6. olarak bilinen döneminde yaşıyordu fakat bu çağda yaşasaydı o ve sanatı çok da tanınmış değildi.
Hatta kendi kasabası dışında hiç tanınmıyordu diyebiliriz.
Eserleri çok az sayıda koleksiyoncunun elinde kaldı ancak zamanla değer kazanmaya başladı.
Ölümünden yüzyıllar sonra 1866 yılında sanat eleştirmeni Thor Burger tarafından tekrar keşfedildi.
Burger onun eserleri hakkında bir dizi makale yayınladıktan sonra o günden itibaren Vermeer sanat tarihinde Hollanda 6.
çağının en önemli ressamlarından biri olarak kabul edildi.
Henüz 43 yaşındayken 1675 yılının Aralık ayında geçirdiği bir kriz sonucu hayatını kaybetti.
Eşi Katerina yazmış olduğu bir belgede onun ölüm sebebinin finansal baskılarını oluşturduğu stres olduğunu açıkladı.
17. yüzyılın ortalarında Hollanda ekonomik ve kültürel olarak son derece güçlü bir dönem geçiriyordu.
Diğer bir deyimle altın çağını yaşıyordu.
Deniz ticareti sayesinde büyük bir refaha ulaşmıştı.
Sanat ve bilim alanlarında önemli gelişmeler kaydedilmişti.
Ve bu dönemde sanatçılar zengin tüccarlar ve koleksiyoncular tarafından desteklenmeye başlandı.
Ancak Vermeer o dönemde geniş bir tanınırlığa sahip değildi.
Ve eserleri de genellikle yerel koleksiyoncular tarafından satın alınıyordu.
İnci küpeli kızı da bu dönemin ortalarında.
yaklaşık 1665 yılında yaptı.
İnci küpeli kız 44,5-39 cm'lik çok da büyük boyutta olmayan hatta neredeyse birebir insan boyutunda diyebileceğimiz türden yağlı boya bir tablo.
Genç bir kadının baş ve omuzlarından oluşan sade bir duruşunu içeriyor.
Birçok kişi bunu bir portre olarak nitelendiriyor ancak bu bir portre değil.
Bu bir troni. Troniler belirli bir kişinin portresi olmaktan ziyade bir karakterin idealize edilmiş bir temsiliğini sunar.
Portreler gibi sabit değildir, biraz hareketlidir.
İnci küpeli kız gibi böyle ani dönüp bir bakış vardır İnci küpeli kızda da.
Zaten barok dönemde ortaya çıkmıştır Troniler.
Barok dönemi hakkında bir bölüm kanalımda var bu arada dinlemenizi tavsiye ederim.
Nasıldı barok dönem resimleri?
Anlık ve tiyatral bir yapıdaydı değil mi?
Sanki bir resme bakıyormuş gibi değil de 1600'lü yıllarda yaşamış olan bu kadınla anlık bir şekilde bakış...
Barok sanat.
İşte Troniler de biraz bunu yansıtır.
Ve ressamların yeteneklerini sergilemek üzere yaptığı çalışmalardır.
Sipariş üzerine alıp yaptığı bir resim olmadığını buradan anlayabiliriz.
Bu dönemde ressamlar genellikle sipariş üzerine resim yaparlardı.
Ben şunu çizmek istiyorum, bunu hayal ediyorum diyerek yapılan resimlerin sayısı oldukça az.
Çünkü o dönemdeki Vermeer gibi birçok sanatçı geçimini sipariş üzerinden resim yaparak kazanıyordu.
Tamamen bağımsız bir şekilde üretim yapan sanatçı neredeyse yoktu.
Çünkü sanatçılar zanaatkar olarak...
Zenginlerin siparişleri ve istekleri doğrultusunda resim yaparlardı.
Zaten birçok ressam da bu durumu sorguluyordu.
Ama dediğim gibi tamamen bağımsız resim yapamazlardı.
Bağımsız resim yapmaktan kastım şu.
İstedikleri sahneyi istedikleri bir şekilde resmedemezlerdi.
Örneğin dini resim yapamazlardı.
Mesela Vermiyar bir protestan ve İncil'den veya Tevrat'tan sahneleri resmetmesi dinen yasak.
İncil'den sahneleri resmettiği çalışmaları var, evet.
Ama onu da muhtemelen Katolik olan ve aslında kız...
Tabloya dönecek olursak burada kadın başını böyle hafifçe sola çevirmiş ve doğrudan bizim gözlerimizin içerisine bakıyor.
Bu bakış bizimle anında bir bağlantı kuruyor.
Bu durumda tabloyu bu denli çekici kılan temel unsurlardan bir tanesi zaten.
Kadının yüzü yumuşak bir ışıkla aydınlatılmış halde ve bu ışık kullanımı da Vermeer'in ustalığını gösteriyor.
Vermeer'in diğer eserlerinde biraz daha realist bir tarz varken bu eseri hem gölge ışık bakımından hem de kompozisyon bakımından oldukça farklı.
Gizemli ve mistik bir havaya sahip zaten onu bu denli çekici kılan da bu.
Tablonun en dikkat çekici öğelerinden biri kadının sol kulağında yer alan inci küpe.
Sade olan bu. En
uygun paketi hemen keşfedin.
Bu kompozisyonda oldukça zarif bir vurgu yaratıyor.
Vermeer incinin ışığını ve kontrastını gerçekten çok ustaca yansıtmış.
İncinin burada birçok anlamı var.
Genellikle saflık ve masumiyetle ilişkilendirilir.
Ayrıca nadir bulunmaları nedeniyle de zenginlik ve yüksek sosyal statünün simgesi olarak da görülür.
Örneğin Antik Yunan ve Roma'da inciler tanrıçalara adanır ve kutsal olarak kabul edilirdi.
Orta çağda da özellikle soylu aileler ve zenginler arasında inci takmak bir nevi zenginlik simgesiydi.
Vermeer'in amacı inci küpeyle genç kızın zarafetini ve masumluğunu aynı zamanda içsel güzelliğini yansıtmak istemiş olabilir.
Belki de kadının sosyal sözsüzü hakkında bizlere bilgi veriyor da olabilir.
Çünkü dönemin Hollanda'sında inci takmak da bir zenginlik göstergesi ve bu tablodaki kadının hizmetçi olduğu düşünülüyor.
Ancak bir hizmetçinin inci takması çok da mümkün değildi o dönem.
Bu arada Barok dönemde kullanılabilecek en güzel imgeyi kullanmış Vermeer.
Çünkü Barok kelime anlamı olarak İspanyolca ve Portekizce'de düzensiz...
İnci, şekli bozuk inci anlamına geliyor.
Tabloda son derece sade ancak etkili bir renk kullanımı var.
Kadının başındaki türban mavi ve sarı gibi parlak renklerle boyanmış.
Verme yerin oldukça dikkatli bir pigment seçtiğini görüyoruz.
Nitekim mavi olan renk lapis lazuli pigmentinden elde ediliyor ve o dönemde oldukça pahalı ve nadir bulunan bir pigment.
Zaten bu maviyi verme yerin diğer tablolarında da sıkça görüyoruz.
Belki de bu kadar az sayıda tablo üretmesinin sebeplerinden biri bu.
Kaliteli ve pahalı renk kullanımı.
Buradaki renkler... kadının teninin rengi ve incinin parlaklığı ile Müthiş bir kontrast oluşturuyor.
Ayrıca arka planın tamamen karanlık ve sade olduğunu görüyoruz.
Bu durum da Vermeer'in izleyiciyi tamamen figüre odaklamaya teşvik eden bir stratejisi gibi.
Arka planda herhangi bir dikkat dağıtıcı unsur bulunmaması genç kadının yüzündeki duygusal ifadeyi ön plana çıkartıyor.
Benim de zaten resimlerinde elimin gittiği bir durumdur bu.
Figürleri ve özellikle renkleri ön plana çıkartmak için genellikle arka planı koyu renklerle boyarım.
Bir mekansal algı oluşturmam pek.
Zaten Leonardo da Vinci de bunu savunan bir insanmış.
Tablodaki genç kadın da oldukça masum ancak güçlü bir ifade görüyoruz.
Biraz da gizemli. Bu ifade zaten tablonun yüzyıllar boyunca süren cazibesinin belki de en önemli parçası.
Buradaki genç kadının kim olduğu kesin olarak bilinmiyor.
Aslında genel olarak tablo hakkında çok fazla bir bilgi yok.
Çünkü dediğim gibi bu bir troni.
Sanatçının kendi sanatını tanıtmak için yaptığı bir çalışma.
Bu yüzden de tekniksel bilgi dışında çok bir bilgi yok maalesef.
Birçok farklı görüş var.
Örneğin son yıllarda yapılan araştırmalarda sanat tarihçileri onun verme yerin kızı oldu.
Ancak bazıları da ailesinin bir hizmetçisi olduğunu öne sürüyor.
Nitekim 2003 yapımı olan İnci Küpeli Kız filminde de Scarlett Johansson evin hizmetçisi olarak İnci Küpeli Kız'ı canlandırıyordu.
Çok tatlı bir film. İzlemediyseniz eğer izlemenizi tavsiye ederim.
Vermeer genel olarak eserlerinde kadının toplumdaki rolünü ele alıyor.
Eserlerine baktığınızda görürsünüz çoğunlukla çalışan kadınlar vardır.
Çalışan kadınları resmetmesinin bir nedeni var aslında.
Ancak bence çok da masum değil.
Kısaca anlatmak gerekirse Hollanda o yıllarda Kuzey Hollanda ve Güney Hollanda olarak ikiye bölünüyor.
Kuzey Hollanda Cumhuriyeti ilan edip protestanlığı kabul ediyor ve protestanlıkla birlikte dini imge yasağı geliyor.
Yani kiliselerde dini imgelerin, örneğin resimler, heykeller gibi dini imgelerin kullanılmasına karşı çıkıyorlar.
Tabi dini reformlar da Martin Luther'in düşünceleri doğrultusunda gerçekleştirilmeye başlanıyor.
Bu esnada Güney Hollanda Katolik rejime ve İspanya'ya yani Engizisyona bağlı kalıyor.
Ailesini kaybeden, kimsesiz kalmış ya da işe ihtiyacı olan pek çok kadın ya da genç kızlar Kuzey Hollanda'ya kaçıyorlar.
Kuzey Hollanda Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte zenginleşiyor.
Orta sınıf bile belli bir refah seviyesinde yaşıyor.
Zenginleşen insanların evleri de büyüyor bu dönemde.
Kadınlar da ev işlerini yürütebilecekleri birine ihtiyaç duyuyorlar.
Güneyden kaçan pek çok kadın da iş arıyor ve ihtiyacı olan evlere iş başvurusunda bulunuyorlar.
Ve maalesef Kuzey Hollandalı erkekler bu kızlara en kaba tabirle birer fahişe gözü...
Çünkü kimseleri yok.
Onları koruyacak kimseleri yok.
Kendilerini koruyabilecek halde değiller.
Yardıma da muhtaçlar. Bu erkeklerin gözünde kolay ulaşılabilen kızlardır.
Nitekim o dönemde takılan lakap da bu.
Kolay ulaşılabilen kızlar.
Bu çok acı ama maalesef gerçek.
Memleketlerini terk edip gelmişler.
Çalışmanın da yanında barınma talep ediyorlar.
Yardım talep ediyorlar. Onlara bu yardım sağlandığında karşılığında her şeyi yapabilirler gibi saçma bir mantıkları var.
Bu yüzden şehvetin, arzunun cinselliği...
Bu hizmetçi kızlar.
Verme yarın çalışan kadın temasındaki resimlerinin sebebi biraz da bu aslında.
Resimlerine çalışan kadın figürleri dışında çeşitli arzu ve şehvet sembolleri de yerleştirir hatta.
Onları daha sonra yine inceleriz.
İnci küpeli kızda da buna rastlıyoruz.
Dudaklarının kırmızı olması, ağzının yarı açık olması, çenenin beyazlığı, arkasına dönüp...
anlık bir şekilde bakıyor olması bunlar hep arzu ve şehvet sembolü olarak görülüyor o dönemde.
İnci Küpeli Kız bence izleyici üzerinde derin ve çok yönlü duygular uyandırabilen bir eser.
Oldukça basit bir kompozisyona sahip olsa bile çok etkili bir duruşu var.
İlk görüşte figürün bakışlarına odaklanıyoruz.
Bu genç kadın kim? Ne düşünüyor veya ne hissediyor merak ederiz.
Bakışı bizi resmin içine çeker ve genç kadınla adeta bir bağ kurarız.
Bu bakıştaki gizem tablonun zamansızlığını ve cazibesini artırıyor zaten.
Kadının duruşundaki zarafet ve sakinlik izleyicide huzur ve hayranlık uyandırıyor.
Yüzünün yumuşakça aydınlatılması ve vermelerin sade kompozisyonu eserde derin bir dinginlik hissi yaratıyor.
İzleyici bu sade ama güçlü güzellik karşısında durup düşünmeye, sessizce eserin tadını çıkartmaya davet ediliyor.
Nitekim sanat eleştiri... Ayrıca
Van Gogh, 1888 yılında Fransız emperasyonist ressamlardan biri olan Emile Bernard'a yazdığı bir mektupta şunları dile getirir bu eserle alakalı.
Vermeer denilen sanatçıyı tanıyor musunuz?
Bu ilginç ressamın paleti mavi, limon sarısı, inci grisi, siyah ve beyazdan oluşmaktadır.
Sanat eğitimlerinde de renk ve ışık kullanımıyla kompozisyon ve porte sanatı üzerine bir ders niteliğinde inceleniyor bu eser ve aynı zamanda referans alınıyor.
Yalnızca bir sanat eseri olarak değil, aynı zamanda kültürel bir fenomen olarak da çok büyük bir etkiye sahip.
Edebiyat, sinema, moda ve popüler kültürdeki yansımaları eserin gerçekten zamansız güzelliğini ve Vermeer'in...
sanatsal yeteneğini sürekli olarak bizlere hatırlatıyor.
Eda bu eser bize ne anlatıyor dediğiniz sanat eserleri varsa benimle Instagram üzerinden iletişime geçin, sizler için anlatayım.
Bir sonraki bölümde görüşene dek kendinize güzel bakın, sanatta kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
