
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sanat tarihindeki en garip ve üzerinden 500 yıl geçmesine rağmen gizemi tam olarak çözülememiş bir eserle karşınızdayım. Bu pano bir dünyevi zevkler bahçesi mi? Yoksa ardında yatan başka sırlar mı var? Cevabı bu bölümde.
***Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba ve leylanmasına hoş geldiniz.
Ben Eda. Bize Ne Anlatıyor serimizin bu bölümünde Hieron'umuz Boş'a ait olan dünyevi zevkler bahçesini inceleyeceğiz.
Üzerinden 500 yıl geçmesine rağmen hala tam olarak gizeme aydınlatılamamış bir eser bu.
Devasa bir triptik eser yani yan yana birbirleriyle ilişkili.
3 ayrı resimden oluşuyor, biz bunlara triptik diyoruz.
Yaklaşık 220 cm, 389 cm ve ahşap paneli üzerine yağlı boya tekniğiyle yapılmış bir eser.
Aynı zamanda çok ilginç simgeler, alegoriler içeren, hem dini öğeler bulunan hem de birazcık böyle sürreal bir havası olan çok enteresan bir eser.
Başlamadan önce açıklama kısmındaki linke tıklayarak esere bir göz atabilirsiniz.
Böylelikle kafanıza canlanmış olur nasıl bir eser olduğu.
Çünkü gerçekten çok karmaşık diyebileceğimiz türden bir yapıt.
Hatta şu anda herhangi bir şeyle uğraşmıyorsanız ben anlatırken eseri takip edebilirsiniz.
Detaylara geleceğiz ama kabaca bakmak gerekirse triptik bir eser demiştik.
Yani üç farklı panelden oluşuyor.
Birinci panel yani sol panel Adem ile Havva'nın Tanrı tarafından cennet bahçesinde yaratılmasını gösteriyor.
Sahne yarıdılışın saflığını, masumiyetini simgeler nitelikle imgelere yer veriyor zaten.
İkinci panel yani orta panelde ise eserin en geniş ve karmaşık bölümünü görüyoruz.
300 küsur birbirinden farklı insan figürleri yer alıyor ve eserin adından anlayacağınız üzere burası dünyevi zevkler bahçesi.
Panelde yer alan figürler dünyevi zevklere dalmış bir şekilde tasvir ediliyor burada.
Yemek yemek, dans etmek, oyun oynamak ya da cinsel aktiviteler gibi eylemler içerisindeler.
Dünyevi zevklerin o geçici doğasını ve insanın ahlaki zaaflarını yansıtıyor bu kısım.
Üçüncü panel, yani sağ panelde ise bir cehennem tasviri görüyoruz ve genellikle korkutucu, cezalandırıcı imgelerle dolu.
Buradaki insanlar çeşitli cezalar çekerken görülüyor.
Ateş, karanlık, acı, kaos hakim bu sahnede.
İnsanın günahlarının sonuçlarını ve cehennem azabını görsel bir dille anlatıyor, bize boş.
Buradaki sahnede ayrıca gizlenmiş olan çok ilginç bir olay var ancak oraya birazdan gelelim.
Eseri detaylıca incelemeden önce yaratıcısından birazcık bahsedelim.
Hieronymus Bosch Keynes ise Erken Rönesans'ın kuzeydeki temsilcilerinden biri olarak biliniyor.
Yaşadığı dönemde eserleri krallar ve soylular tarafından satın alınsa da ressam hakkında gerçekten çok fazla bilgi bulunmuyor.
1450 yılında Hollanda'nın sanat merkezi sayılan bir bölgesi olan Hertogenboos kentinde dünyaya geliyor.
Yaşamı ve aldığı sanat eğitimi konusunda çok az şeye sahibiz.
Çünkü kimi kaynaklara göre babasının ressam olduğu ve ondan ders aldığı söyleniyor.
Kimi kaynaklara göre ise de...
yine ressam olan amcaları tarafından eğitim gördüğü söyleniyor.
Nasıl bir insan olduğu ya da nasıl bir sanat görüşüne sahip olduğu da bilinmiyor.
Ardında herhangi bir mektup bırakmamış kendisini anlatan.
Aslında doğum tarihi bile kesin değil.
Ölümünden kısa bir süre önce bir otoportre yapıyor ve bu otoportrede 60 yaşına yakın olmasından yola çıkılarak yaklaşık 1450 tarihinde doğduğuna karar kılınıyor.
Asıl aile adı Van Aken'miş ancak doğduğu ve yaşamını geçirdiği yer olan Hertogenboş kentinin adından esinlenerek 1495'ten sonraki resimlerini boş adıyla imzalıyor.
O dönemler toplumda çok saygın bir yere sahip olan Meryem Ana Kardeşlik Örgütü'ne katılıyor.
Zaten hakkındaki birçok bilgiyi de bu örgütün kayıtlarında buluyorlar.
Ve bu örgütteki kayıtlara göre ise 9 Ağustos 1516 yılında hayatını kaybediyor.
Boş genellikle triptik eserler üretmesiyle bilinen bir ressam.
Dünyevi Zevkler Bahçesi'nde olduğu gibi zaten en bilinen eseri bu.
Bir diğer bilinen eseri ise Yedi Ölümcül Günah adlı eseri.
O da çok çarpıcı, enteresan bir eser.
Onu da mutlaka inceleyeceğiz.
Bu arada Boş'un... Yaşadığı dönem Orta Çağ'dan Rönesans'a geçişin yaşandığı bir zamandı.
Orta Çağ ile ilgili akımları anlattığım bölümde hep bahsederim.
O dönemler Avrupa'da çok büyük sosyal, kültürel ve dini hatta özellikle dini değişimler yaşanıyordu.
Kilisenin gücünün azalmaya başladığı ve reform hareketlerinin ortaya çıktığı aynı zamanda bireysel inancın da ön plana çıkmaya başladığı bir dönemdi.
Boş'un eserleri de aslında bu dönemin atmosferini biraz yansıtıyor.
Onun sanatında sıkça gördüğümüz bir dini ve ahlaki tema var.
İşte o dönemin... Katolik inancına ve Hristiyan ahlakına derinlemesine bağlı bir ressam olduğu için.
Temalarının da bu tarz olduğunu görüyoruz.
Günah, cennet, cehennem ve kıyamet günü temalar aslında Boş'un eserlerinde karşımıza çıkıyor.
O yaşadığı toplumun korkularını ve inançlarını sanatına yansıtarak hem dini bir uyarı niteliği taşıyan hem de böyle birazcık ahlaki dersler vermeye çalışan eserler üretiyor.
Eserleri zaten hayal gücünün ve simgeciliğin ön planda olduğu bir tarza sahip.
Detaylara gösterdiği özen, yaratıcı kompozisyonları ve sıra dışı imge kullanımları onun sanatıyla alışılmışın dışında bir dünyaya...
yarattığını gösteriyor bizlere.
Burada aynı zamanda onun kendi fantezi dünyasını da görüyoruz biz.
Çünkü çok garip yaratıklar, çok garip varlıklar veya materyaller, böyle değişik imgeler var kullandığı eserlerde.
Çok kendine özgü bir tarzı var aslında.
Zaten o dönemin diğer sanatçılarından oldukça farklı bir tarza sahip.
O dönemin sanatında gördüğümüz geleneksel perspektif kurallarını ve simetriyi asla önemsemez boş.
Daha serbest, daha yaratıcı bir yaklaşım benimser.
Detayları zaten çok zengindir ve sembolik anlatımlarıyla dikkat.
çeker. İşte biz de bu sembolik anlatımları inceleyeceğiz.
Yaşadığı döneme göre çok enteresan bir tarzı var çünkü.
Böyle o dönemde yaşamış birinin asla yapamayacağı türden eserler yapıyor.
Çok sürel imgeler kullanıyor.
Kaldı ki sıra dışı tarzıyla birçok sürreolist sanatçıya da ilham olmuştur kendisi.
Şimdi gelin bu eseri detaylıca bir inceleyelim.
Önce birinci panelden başlayalım.
Eserin sol tarafında yer alan cennet tasviri demiştik.
Burada Tanrı'nın Adem ve Havva'yı cennet bahçesinde bir araya getirdiğini görüyoruz.
İnsanlığın yaratılışını ve Tanrı'nın dünyaya düzen getirme eylemini temsil ediyor.
Buradaki Tanrı figürü aslında İsa olarak tasvir edilmiş.
Bunu hem dış görünüş özelliklerinden hem de el hareketlerinden anlayabiliriz.
İsa'nın resim ve ikonolarındaki tasvirlerinde el hareketleri çok önemli sembolik anlamlar teşhir.
Hatta Orta Çağ ve Rönesans dönemlerinde Hristiyan sanatında İsa'nın el hareketleri teolojik mesajlar vermek ve belirli inançları simgelemek için kullanılıyor.
Burada da İsa'nın baş parmağı, işaret parmağı ve orta parmağı yukarıyı gösterirken diğer iki parmağının avucunun içerisine doğru büküldüğünü görüyoruz.
Bu hareketi genellikle Doğu Ortodoks kiliselerinin ikonlarında ve Batı Hristiyan sanatında sıkacak.
görürüz. Kutsal üçlemeyi yani baba oğul ve kutsal ruhu sembolize eder bu hareket.
Aynı zamanda diğer bükülü iki parmakta İsa'nın hem insan hem de tanrı olduğunu yani iki doğasını ilahi ve insani olduğunu ifade ediyor.
Adem ve Havva figürüne bakacak olursak ikisinin de pozisyonunun saflık ve masumiyetin bir sembolü olarak aktarıldığını görüyoruz.
Adem yerde oturmuş ve yeni yaratılan Havva'ya bakarken Havva ise ayakta duruyor ve tanrı tarafından Adem'e tanıtılıyor.
Adem'in Havva'ya yönelik böyle çok meraklı bir bakışı var.
İşte o bakış insanlığın ilk duygusal ve fiziksel bağlantısını temsil ediyor.
Panelin arka planına bakacak olursak çeşitli hayvanlar ve bitkilerle dolu yemyeşil bir cennet bahçesini görüyoruz.
Burada hem bildiğimiz hem de bilemediğimiz hayvanlar bulunuyor.
Filler, kuşlar, egzotik hayvanlar ve boşun hayal gücüne dayanan yaratıklar görüyoruz.
Hayvanların bolluğu ve çeşitliliği doğanın zenginliğini ve yaratılışın çeşitliliğini de simgeliyor burada.
Aslında buradaki fantastik yaratıklar da boşun hayal gücüne bir ürünü olarak insanın hayal gücünü ve ilahi yaratılışın sınırlarını zorlayan bir ifade biçimine temsil ediyor.
Aynı zamanda bu tür yaratıklar cennetin insanın hayal bile edemeyeceği zenginliklerle dolu bir yer olduğunu ima ediyor.
Filler gibi bazı hayvanlar bilgeliği ve gücü temsil ederken fantastik yaratıklar insanın hayal gücünü ve bilinmeyenini simgeliyor.
Aynı zamanda pembe kule gibi gösterilen zarif bir imge var.
İşte o imgenin hemen solunda yer alan ve ırmaktan su içen tek boynuzlu bir at dikkatimizi çekiyor.
Bu at da insanlığın ilk günahtan önceki saflığını sembolize ediyor.
Siyah ve beyaz kuşlar görüyoruz.
Yine aynı şekilde benim dikkatimi en çok çeken imgelerden bir tanesi.
Bunlar da iyilik ve kötülük arasındaki dualiteyi simgeliyor.
Tahmin ettiğiniz gibi beyaz kuşlar saflığı ve iyiliği, siyah kuşlar karanlığı ve günahı simgeliyor.
Bu zıtlık da insanın potansiyel olarak hem iyi hem de kötü olabileceğini ima ediyor.
İkinci panele yani orta panele gelelim.
Burada dünyevi zevkler bahçesini görüyoruz.
Eserin en geniş ve en karmaşık kısmı işte bu bölümde yer alıyor.
Yaklaşık 300'den fazla figür var ve hiçbir figür de birbirine benzer şekilde değil.
Hepsi farklı bir işle uğraşıyor, hepsinin farklı bir hareketi, farklı bir dış görünüşü var.
Aslında hepsi dünyevi zevkleri yaşarken tasvir edilmiş.
Ya da dünyevi zevklerdeki kötüle kayıtsız kalırken tasvir edilmiş.
Irmakların, suların, yeşilliğin içerisinde beyaz ve siyahi figürlerin işte meyveler yediğini, birbirleriyle oynaştıklarını, öpüştüklerini, yüzdüklerini, dans ettiklerini, hayvanlara binerek gezindiklerini
ve tasvir edemeyeceğim türden şeyler yaptıklarını görüyoruz.
Cinsellik içerdiği için tasvir edememekten söz etmiyorum bu arada.
Gerçekten ne yaptıklarını anlam verebilmek çok zor.
O kadar fazla detay var ki ve her bir detayın içerisinde o kadar farklı eylemler yer alıyor ki yani ciddi anlamda çok karmaşık bir...
Alan burası. Buradaki çıplak insan figürleri saflık ve masumiyetin yanı sıra günah ve arzuyu da simgeler halde.
Zaten yaptıkları eylemler doğrultusunda figürlerin dünyevi zevkler olan düşkünlüğünü görüyoruz.
Figürlerin doğada böyle rahat ve keyifli duruşları var.
İşte bu hazların geçici ve yanıltıcı olduğunu ima ediyor.
Aynı zamanda dünyevi zevkler sırasında yapılan kötülüklere kayıtsız bir duruş sergilediklerini ima ediyor.
Çeşitli egzotik ve büyük bitkiler görüyoruz, büyük meyveler görüyoruz.
Aynı zamanda panelin merkez konumundaki sağ kısımda ağaçtan elma toplayıp yiyen figürler görüyoruz.
Burada da bir ilk günah göndermesi mevcut.
Yasak elmayı yiyen Adem ve Havva gibi.
Büyük meyveler de insanın kontrolsüz arzularını ve aşırılıklarını simgeliyor.
Özellikle biraz arka taraflarda ırmağın kenarında kocaman çileğe tapan ve onun etrafında toplanan bir grup insan görüyoruz.
Çilek burada kokusu kaybolmadan onu koparıp yemenin zor olduğu bir meyve olduğu için Burada da yeryüzü zevklerinin geçiciliğini vurgulamak amacıyla kullanılmış.
Aynı şekilde kabuk benzeri imgeler, böyle cam küreler, yumurtalar görüyoruz.
Bunlar da kalıcı olan, oldukça kırılan, hassas olan imgeler.
Ve geçiciliğini vurguluyor aslında bunlar da.
Yine aynı şekilde fantastik yaratıklar burada da var.
Devasa balıklar, böyle garip sürüngenler, kuşlar, insan-ayvan karışımı figürler gibi.
Bunlardan bazıları da dünyaya yeni yeni sızan kötülüğü temsil ediyor.
Yani anlat anlat bitmez.
Gerçekten oldukça sembolik anlamlar var.
dolu, inanılmaz detaylı bir alan burası.
Baktığınız her yerde çok farklı sembolik anlamlar görebilirsiniz.
Gelelim son panelimize. Cehennem tasviri.
Burada karanlığın, kaosun hakim olduğu bir alan var.
Boşun absürt görüntülerle sıradışı hayal gücünü zirveye çıkarttığını görüyoruz.
İşkence aletleri...
Ve tasvirleri, ateşler, yarı hayvan yarı insan, birbirinden garip ürkütücü yaratıklar, şeytanlar ve birbirinden değişik imgelerle dolu.
ve utangaç insanlarla dolu, saklanan insan figürleriyle dolu.
Dünyayı adeta kötülük kaplamış bu panelde.
Korkuyu somut bir şekilde, böyle elle tutulur bir biçimde önümüze sermiş boş.
Buradaki figürleri çeşitli işkencelere maruz kalırken görüyoruz.
Kimi figürler ateşler içinde yanarken, kimileri böyle garip dev yaratıklar tarafından yutuluyor.
Günahkar olarak gösterilen figürlerin hepsi çok farklı şekillerde cezalandırılıyor.
Örneğin bıçağın üzerinde yaratıklar tarafından yenen bir şövalye tasvip.
Yani gücü ile başkasını öldürmüş birinin cehennemde acı çekişinin tasviri bu görüntü.
Burada günahı işletecek bir şeytan yok.
İnsanlar kendi elleriyle gelmiştir buralara.
Kafasında rahibe duaı gibi olan böyle siyah beyaz örtülü bir domuz tasviri görüyoruz ve elinde bir kağıt var.
Bu da cennetten arsa satan din adamını temsil ediyor aslında.
Henüz Martin Luther'in daha ortaya çıkmadığı bir dönem ancak...
O dönemde de çok fazla söylenmeyen ve belli ki rahatsız olunan bir konuya dikkat çekmiş Boş.
Hem görsel olarak yoğun hem de tematik olarak oldukça zengin bir kompozisyon burası.
İnsanların dünyevi zevkler ve günahların nedeniyle karşılaştıkları nihai cezayı temsil ediyor.
Her bir işkence ve acı dolu sahne farklı bir günahı ve ahlaki kusuru sembolize ediyor.
Panelin çeşitli yerlerinde büyük boyutlu müzik aletleri ve işkence araçları görüyoruz.
Bu aletler insan figürlerinin etrafını sarmış ve işkence sahnelerinde kullanılır haldeler.
Müzik aletleri de keyif ve zevki temsil ediyor.
Bu dünyevi zevklerin aslında bir cehennem azabına dönüşünü görüyoruz.
Panelin hemen alt kısmında sol tarafta böyle devasa...
zaten yeşil renkte olduğu için oldukça dikkat çeken lalta benzeri bir enstrüman var.
Ve onun altında da ezilmiş çıplak bir figür görüyoruz.
Ve bir kitap var hemen yanında.
Hem figürün popo kısmında hem de kitapta çeşitli notalar yazıyor.
Şimdi gelelim olayın ilginçliğine.
Eserin yapımından yüzyıllar sonra Oklahoma Üniversitesi'ndeki Amelia Hemrick adında bir öğrenci bu eseri inceliyor ve buradaki notaları keşfediyor.
Ve bu notaların bir anlamı olup olmadığını merak ediyor ve onları hemen besteliyor.
İşte bu duyduğunuz cehennemden gelen 500 yıllık bir beste.
Aslında bestenin ilk versiyonunu da diyebiliriz.
Şimdi farklı bir versiyonunu dinleyelim.
Oldukça enteresan öyle değil mi?
Bana biraz böyle Nordik kültürünün müziklerini anımsattı ve bu versiyonu çok sevdim.
Şimdi bir tane daha var bir de onu dinleyelim.
Bu da
eserin koro versiyonu.
Şarkının adı da cehennemden gelen 500 yıllık popo müziği.
Evet yanlış duymadınız.
Böylesine sembollerle dolu bir eserdi.
Daha doğrusu böylesine dini anlatım içeren bir eserdi.
Bu isim pek olmamış tabii ki.
Genel olarak resme baktığımızda sana tarihsel yorum bu eserin bizim bahsettiğimiz gibi cennet, dünyevi zevkler ve cehennem tasvirleri olduğu.
Yani Tanrı tarafından yaratılan insanlar dünyevi zevklere boyun eğiyor, ahlaksızlaşıyor ve bunun sonucunda da Tanrı tarafından Cehenneme gönderiliyor.
Cezalandırılıyor. Peki bu yorum gerçekten böyle mi?
Yani boşun anlatmak istediği gerçekten bu mu?
Bu esere triptik demiştik.
Yani üç parçadan oluşuyor.
Bir altar panosu bu. Ve panonun kapaklarını kapattığımızda...
yani cennet ve cehennem tarafını kapattığımızda ortaya bambaşka bir resim çıkıyor.
İç taraftaki resimlerden tamamen farklı bir sahne sunuyor.
Aralarında çok ciddi bir tezatlık var.
Linkini açıklama kısmına ekledim.
Oradan hemen bakabilirsiniz.
Siyah ve beyaz tonlarıyla yapılmış saydam.
Böyle cam küre gibi bir şey görüyoruz.
Bir dünya tasviri görüyoruz aslında.
Ve içerisi suyla kaplı.
Kimi sanat tarihçileri buradaki resmin dünyanın yaratılışının üçüncü gününü tasvir ettiğini dile getiriyor.
Böyle çünkü yıkık dökük bir imge var orada.
Ki internet araması yapıldığında da Geleneksel sanat tarihi yorumunun bu olduğunu görüyoruz.
Ancak bu tasvirin bundan daha fazla olduğu düşünülebilir mi?
Sanat tarihçisi Ernst Gombrie yani sanatın öyküsü kitabının yazarı Gombrie bu konu hakkında bir makale yayınlıyor.
Ve yayınlamış olduğu makalede bu saydam küreğe benzer dünyanın yaratılışına değil sol üst köşede duran figüre dikkat çekiyor.
Bu figür sanki eliyle böyle hemen yanında panonun üst kısmında yer alan yazıyı gösteriyor.
Metinde de şöyle yazıyor.
O söyledi ve oldu, o emretti ve durdu.
Gomri makalesinde buradaki figürün tanrı olduğunu ve bu metninde eski ahitin tekvin yani yaratılış bölümünde yer alan Nuh tufanının atıfta bulunduğunu dile getiriyor.
Şimdi işin rengi değişti çünkü cennet demiştik, dünyevi zevkler demiştik, cehennemi incelemiştik.
Eski ahitin tekvin bölümünü açtığımızda dünyanın yaratılışı Adem ve Havva'nın yaratılışı, Adem ve Havva'nın cennetten kovulup dünyaya gönderilişi ve onların soyunun öyküsünün
yer aldığını görüyorum şu an.
Ve sonrasında da tufan bölümü karşıma çıkıyor.
Hemen hızlıca ne anlattığına bir bakalım.
Tanrı dünyaya bakar ve yeryüzünün kötülüklerle, zorbalıklarla, ahlaksızlıklarla bozulduğunu görür.
Bu yüzden de dünyaya bir tufan gönderip bütün canlıları yeryüzünden sileceğinden bahseder.
Tekvin bölümünde de şöyle yazıyor.
Bütün ailenle birlikte gemiye bin dedi.
Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum.
Yeryüzünde soyları tükenmesin diye yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere 7'şer çift, kirli sayılan hayvanlardan ise 1'er çift, kuşlardan da 7'şer çift al.
Çünkü 7 gün sonra yeryüzüne 40 gün 40 gece yağmur yağdıracağım.
Bundan sonraki hikayeyi hepimiz biliyoruz zaten.
Nuh bir gemi inşa eder ve Tanrı'nın buyurduğunu yerine getirmek için o gemiyi söylediği hayvanlarla doldurur.
O sırada yeryüzünde tufan kopar.
Sular göklerden akar, yerlerden fışkırır.
Hatta sular öyle yükselir ki bütün dağlar su altında kalır.
Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok olmuştur.
Şimdi bir de tufanın son bölümüne bakalım.
Sonra Tanrı Nuh'u ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı.
Yeryüzünde bir rüzgar ıstırdı, sular alçalmaya başladı.
Enginlerin kaynakları, göklerin kapakları kapandı.
Yağmur dindi. Sular yeryüzünden çekilmeye başladı.
150 gün geçtikten sonra sular azaldı.
Gemi 7. ayın 17.
günü Ararat dağlarına oturdu.
Sular 10. aya kadar sürekli azaldı.
10. ayın birinde dağların doruğu göründü.
Bu arada bu bölümün çok benzeri Kur'an-ı Kerim'de Hüd suresinin 44.
ayetinde de yer alıyor. Hemen ona da bir bakalım.
Allah tarafından denildi ki Ey yeryüzü, suyunu yut.
Ey gökyüzü, sen de suyunu kes.
Ve sular çekildi.
Emir yerine gelmiş oldu.
Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu.
İki ayette de yer alan hali birbirine benziyor gördüğünüz gibi.
Zaten aynı kaynaktan geldiğini düşünürsek benzemesi de normal tabii.
Hadi şimdi tablodaki versiyonuna dönelim.
Ne yazıyordu tabloda? O söyledi ve oldu.
O emretti ve durdu.
Buradaki görsele bakacak olursak Nuh'un tufanına bir gönderme oldu.
Aslında apaçık bir şekilde ortada.
Dünya olarak gösterilen bir saydam küre, sular altında kalmış yapılar ve ezilen kale gibi benzeri şeyler ve üstte yazan söz.
Peki gerçekten öyle mi?
Acaba Boş gerçekten Nuh tufanına mı gönderme yaptı?
Bunu anlamak için kürenin üzerinde yer alan ışık üzmesine bakıyoruz.
Aslında çok garip görünen bir ışık üzmesi bu.
Bu ışık üzmesi Gombrich'in yorumuna göre aslında bir gökkuşağı.
Nasıl yani gökkuşağı olsa siyah beyaz olmaz 7 tane renk var.
İşte batı ikonografilerinde gökkuşağı Nuh tufanından sonraki anı temsil ediyor.
Gombrich buna dikkat çekiyor.
Yani demek ki buradan bu panonun kapağında yer alan görselin Nuh tufanı olduğunu biz anlayabiliriz.
Öyleyse panonun içindeki anlamla dışındaki anlamın bu denli farklı olması neden?
Cennet tasviri doğru, cehennem tasviri de doğru.
Peki ya dünyevi zevkler kısmı doğru mu?
Pano'nun kapağında Nuh tufanından sonraki gün yer alıyorsa o zaman dünyevi zevkler kısmı Nuh tufanından önceki yer olması lazım.
Yani insanların yaptığı kötülüğü, ahlaksızlığı temsil etmesi lazım.
Gomri makalesinde bu eserin adının dünyevi zevkler bahçesi değil, tufanın verdiği ders olması gerektiğini dile getiriyor.
Ancak tufanı anlatan bir görselde...
Nuh'u temsil eden bir şey görmemiz gerekmez miydi?
Örneğin Nuh'un gemisi gibi.
Çünkü panellerin hiçbirinde gemiye dair herhangi bir görsel bulunmuyor.
Eserin yapımından yüzyıllar sonra Rotterdam'da, Boş'un atölyesinde bu esere dair kayıp bir parça ortaya çıkıyor.
Evet, işte bu parçada da Nuh'un gemisi yer alıyor.
Ve bu parçanın boyutları panelle birebir ayrı.
Hepsi örtüşüyor. Ve dolayısıyla aslında bunun bir triptik değil, yani dört parçadan bir oluşan panel olduğunu görüyoruz.
Sanat tarihçileri yüzyıllar boyunca bunu dünyevi zevkler olarak bize aktardı.
Ancak boşun hayal gücünün uçsuz bucaksız olduğunu ve aslında gördüğümüz şeyin gördüğümüzden, sandığımızdan ya da anladığımızdan çok daha farklı olduğunu görüyoruz.
İşte sanat tarihinin de en sevdiğim yanı bu.
Birçok eserde var bu ki bence sanatın tarihini en çekici kılan şeyler tam da bu gizemler.
Bir sonraki bölümde görüşene dek kendinize güzel bakın, sanatta kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
