
Bize Ne Anlatıyor? - Davut Heykeli (feat. Buraya Bakarlar Podcast)
14 Eylül 2024 · 52 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Buraya Bakarlar Podcast ile birlikte Davut heykelini inceliyoruz. Keyifli dinlemeler!
***Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhabalar, ben de Eda.
Belli Lambası ve Buraya Bakarlar Podcast ortak yayınına hoş geldiniz.
Bugün Michelangelo'nun yaptığı dünya sanat tarihindeki en ikonik heykellerden bir tanesini inceleyeceğiz.
Tahmin ettiğiniz üzere Davut heykeli.
Önce kısaca bir bahsedelim isterseniz Ertünç Bey.
Nasıl bir heykel bu ya da boyu nasıl, bakışları nasıl?
Bunlardan biraz bahsedelim.
Öncelikle Eda Hanım bir heykeltıraş olduğu için bunu ondan dinleyeceğim için de çok şanslıyım.
Teşekkür ederim. Çünkü sanat tarihi içinde hep resim konuşuyoruz ama aslında heykel özellikle orta çağda çok önemli bir yapıyı temsil ediyordu.
İnsanlığı temsil ediyordu diye biliyorum.
Çok önemli ikonlar.
Sonradan aslında ilk başta heykel tarihinde dediğimiz şey.
binalarla birleşik yapılan yapılar olarak görülüyordu.
Herhangi bir figür klasik bir şekilde temsil edilmiyordu.
Ancak Orta Çağ'la birlikte artık biraz daha o binalardan, o kiliselerden, katedral yapılarından ayrıldı ve bireysel olarak.
Temsil edilmeye başlandı.
Zaten Rönesans dönemi de bunun öncü dönemlerinden bir tanesi.
Çünkü artık insana değer veren, insan figürüne değer veren ve dünyevi olana değer veren bir çağ başlamıştır Rönesans'ta.
Aydınlanma çağı denmesinin sebeplerinden biri de zaten bu.
Hal böyle olunca da...
Heykellerimiz artık bireyselleşti daha insan figürü ve Michelangelo'nun da yaptığı gibi ya da Bernini'nin de yaptığı gibi daha çıplak bir şekilde daha nü bir şekilde dünyevi olana gönderme yaparak yeniden hayat
buldu aslında. Peki o dönemlerde yaşayan birisi kafasına göre heykel siparişi verebilir miydi?
Sanıyorum veremezdi. Şöyle veremezdi.
Dini heykeller çok fazla rövanştaydı o dönemler.
Çünkü hala bir kilise otoritesi etkisi altındaydı.
Sanatçılar özellikle.
Rönesans'la birlikte zaten bu arada kiliseden önce de yani Rönesans'dan önce de sanatçılar kendi sanatçılığını ortaya koymamak için eserlerini imza dahi atamıyorlardı.
Bu aslında biraz da Rönesans'la birlikte artık sanatçı kendi yaratıcılığını, kendi yeteneğini anlayıp imza atmaya başladı.
Ki nitekim Michelangelo'nun da imza attığı tek heykeli biliyorsunuz ki Pieta'dır.
Davut heykeli ya da diğer heykellerini imza atmamıştır.
Dolayısıyla Rönesans'a geçtikten sonra ben merkezcilik başladığı için herhangi bir toplumdan kimse tabii ki hala sipariş yaptıramıyorlardı.
Sanatçılar da aynı şekilde hadi ben işte şu resmi yapayım ya da hadi ben bu heykeli yapayım deyip Resim yapamıyorlardı ya da heykel yapamıyorlardı açıkçası.
Çünkü bunu finanse edebilecek kapasitede değillerdi.
Çünkü sanatçılar hala biraz zanaatkar olarak görülüyorlardı maalesef.
Hal böyle olunca da ya kilise etkisi altındaki insanlar, papa olur, herhangi bir rahip olur ya da çok kral ve kraliçe mevkilerinde insanlar olur ya da direkt kral ve kraliçeler olur.
Bunların dışında çok fazla sipariş gözlemlenmemişti.
Benim bu heykeli...
Araştırmadan önce merak ettiğim en önemli şeylerden bir tanesi buydu aslında.
Bir yaramaz çocuğun heykeline attığı bir imza aklımda kaldı ve dediğiniz gibi piyataya, mükellejöre imza atıyor ama biraz da aslında yaramazlıkla atıyor.
Yani çok da izin verilen bir şey değil.
Evet onun hikayesi de çok ilginç.
Öyleymiş. Buyurun lütfen.
Yok siz de anlatabilirsiniz lütfen.
Bu konuda bir heykeltıraş varken.
Teşekkür ediyorum. Onun hikayesi şöyle aslında.
Michelangelo Pieta'yı yaptıktan sonra ve sergiledikten sonra insanlar bunun kendi yani Florensalı bir sanatçı elinden çıktığına aslında çok da fazla inanmıyorlar ve çok fazla eleştiriye maruz bırakıyor.
Ne açıdan bir eleştiri?
Örneğin Meryem Ana tasvirinin çok büyük olduğunu sürekli dile getiriyorlar.
Aslında Michelangelo heykellerinde perspektifi uygulayabilen bir sanatçı.
Davut heykelinde de zaten bunu gözlemleyeceğiz.
Ve perspektifi uygulayan bir sanatçı olduğu için de aslında heykele yansıtmak istediği şey Hazreti İsa'nın o cansız bedeninin zayıflığı ve Meryem Ana'nın onu tutarken ki yüceliği aktarmak istediği şey.
Ama maalesef o dönemki insanlar bunu algılayamadığı için ya da gördüğü şeyi görsel olarak eleştirdik.
için. Michelangelo da bu duruma çok sinir oluyor.
Ve dayanamayıp imzasını üstüne atıyor.
Bunu ben yaptım diyor ve bunu da zaten savunuyor.
Davut heykeli de aynı şekilde. İlk başta elleri ve kafası çok büyük olduğu için çok fazla eleştiriye maruz kaldı.
Zaten nü heykeli olduğu için ekstra maruz kaldı bu eleştirilere.
Ki Sistine Chopin'in tavanına yaptığı resimler bile hatta sansürlenmiştir başka bir sanatçı tarafında.
Ama tabii ki bir zaman sonra insanlar bunu anladılar diye düşünüyorum.
Kesinlikle bir de Davut Michelangelo en önemli Ama piyata olağanüstü saflığıyla çok şüphe uyandırıyor.
Hem Meryem açısından hem İsa'nın halen canlı olduğunu hissettirecek kadar canlı bir heykel.
Burada peki sizce ne hissettirmeye çalışıyor?
Yani canlı bir İsa veya işte Meryem'in o saflığından öte niye bu kadar canlı ve niye bu kadar merkezinde insanın önemi var?
En kısa özetle şunu söyleyebilirim.
Rönesans'tan önce cennetten arsa satan bir din anlayışı vardı maalesef.
Bu konuda çok da uzun konuşmuyorum.
Hal böyle olunca insanlar bunu biraz ayıksa aslında.
Yani farklı fikirler ortaya çıkmaya başladı.
Farklı din anlayışları ortaya çıkmaya başladı.
Yani din anlayışlarından kastım şu.
Biraz daha Rönesans'ta biz antik çağa geri dönüşü görüyoruz.
Antik Roma ve Yunan sanatını.
E antik Yunan ve Roma sanatında da ne var?
Çok tanrılı bir din sistemi var.
Ve insanlar bu din konusunda eleştirilerde bulunduğunda demek ki diyor bu eleştirilebilen bir şeymiş diyor.
Hatta Adnan Türeni'nin Dünya Sanat Tarihi kitabında da bu...
Konu çok güzel anlatılır başında hemen.
Bu diyor eleştirilebilen bir şeymiş diyor.
Ve eleştirildiğinde diyor kimsenin başına bir şey gelmiyor diyor.
Demek ki diyor din zaten eleştirilebilen bir şey.
Ve biz diyor hep diyor öteki dünyaya yatırım yaptık diyor.
Biz diyor niye bu dünyaya yatırım yapmıyoruz diyor.
İnsanlar aslında biraz da bunun aydınlanmasını yaşıyorlar.
Çünkü biz şu an içimizde bulunduğumuz dünyada yaşıyoruz, ölüyoruz, gidiyoruz.
Ama bu dünyaya yatırım yapmamız daha mantıklı olmaz mı gibi bir bakış açısına sahip aslında.
Bundan mütevellit diyelim. Hatta bu döneme yeni platonculuk deniyor yanlış bilmiyorsam.
Aynen öyle. Ben de şöyle bir not almışım.
O dönemin heykelleri ya da resimleri aslında din karşılığı değil.
Tam tersi geçmiş döneme göre dini evimize getirmeye çalışan, daha bize indirmeye çalışan, insana indirmeye çalışan bir bakış açısı var.
Örneğin bu yeni platoncu anlayışa göre.
Tanrısal olanla yani antik Yunan'da ve mitolojilerin çoğunda olanla durağın olan gerçek hayatla arasında bir köprü oluşturmaya çalışıyor.
O dört bin heykeltıraşları ya da ressamları.
Aslında bu da bu bileşim yani akıl sayesinde insan gerçeği anlayabilir.
Kavrayabiliyor aynen.
Ve bu gerçekte gerçek dünyaya ait her şey yani din dışı değil gerçek dünyayı dinle o büyülü.
dünyayla birleştirip onu aslında sonsuza kadar yaşatacak bir insan var ortada.
Ama bir taraftan da insanın dramı böyle başlıyor.
Hatta bunu tanrısal ideale ulaşamayacağını anlayan insan, asla o kadar iyi olamayacağını anlayan insan üzülmeye başlıyor, kederlenmeye başlıyor.
Ama yine de onu denemek için, tanrı aşkını yaşamak için yeni platonculara göre tabii ki o dönem ağır basan görüş, uyum sağlayabilmek için çalışıyor insanlar.
Ve tabii bunu da halka indirgeyen, En önemli kesim devlet ve benzeri topluluklar ve güçlü aileler özellikle tüccarlar.
Aynen öyle. Yani şöyle aslında örneğin orta çağdan önce mesela gotik döneme baktığımızda ne var?
Bir ulaşılamazlık gözlemliyoruz biz gotik çağda.
Çünkü çok görkemli yapılar var.
Daha karanlıkta bir çağ mevcut bir yandan.
Ve bu görkemli yapılara...
yüksek inşa ediyorlar ki bir ulaşılamazlık var.
Hatta Orta Çağ Rönesans döneminin yapılarına baktığımızda daha yataydır.
Gotik kateriyeler daha yüksektir.
Bir ulaşılamazlığı temsil eder.
Ancak Rönesans döneminde mesela Vatikan örneğin daha yatay inşa edilmiştir.
Bu da aslında dünyevi olana gönderme.
Yani insanların inandığı şeyi halka indirmemiz gerekiyor gibi bir anlayış da var aslında.
En güzel tarafı da bu bence.
Değil mi? Evet. Yani ahlakla...
Ahlaki işte mitoloji ders verir, ahlak dersi verir.
Öbür tarafta da gerçek dünya var, güzellik var, yapıcılık var.
Onu birleştirmeye çalışıyor o dönemin Katolik kilisesi özellikle.
Tabii ki ulaşılabilir olmalı diyor.
Çünkü sokaktaki bir dilenci, bir insan ya o dönemin şartları için tabii ki kadınlar için çok daha zordu o dönemin şartları.
Ulaşılabilir kılmaya çalışıyorlar aslında.
Peki. Sanat da öyle. Aynen öyle.
Peki bunun merkezi niye Florence'a?
Bunun merkezinin Florence olmasının en büyük sebebi bence banker aileler, mediciler gibi.
Tabii ki İngiltere'de de o dönem çok zengin aileler vardı.
Milano'da da ki zaten İtalya o zamanlar bir şehir devleti değil.
Yani birden fazla şehir devletleri vardı İtalya'da.
Birleşmiş değildi henüz.
Dolayısıyla Fransa var.
Yani aslında çok zengin aileler var ama.
Ticaretin merkezi orada Floransa.
Yani şöyle bir anlayış vardı.
Hatta Mediciler bölümünde bahsetmiştim.
Belçika'da balina ticareti yapıyorlar.
Papa'dan dolayı Floransa'da bunun için vergi alıyor adamlar.
Yani her şekilde o para akışı Avrupa'da Floransa'dan geçiyor.
Papa'dan geçiyor. Merkezi iyileşmesinin sebebi bu.
Banker aileler orada.
Çok zengin aileler orada. Bunu finanse edebilecek aileler de orada.
Dolayısıyla... Bu akışın merkezi Florence olarak kabul ediliyor ki sanatın merkezi de Orta Çağ'da Florence olarak kabul ediliyor yine sanat mediciler sayesinde.
O da neden? Finansa ediyorlar bunu, hamilik yapıyorlar.
Ki o dönemde dediğim gibi bir sanatçı muhtemelen 5 metrelik bir heykeli alıp kendi başına yapamazdı ama bu ailelerin desteğiyle artık sanata biraz da gönderme yapıyorlar.
Ki bunun da şöyle bir güzel yanı var.
Florence'a Medici ailesi daha doğrusu sanatı bir propaganda aracı olarak kullanıyor.
En güzel benim, en şöhretli benim, en gösterişli benim şehrim ve ben güçlü bir aileyim.
Ben güçlü bir aileyim ve güçlü bir şekilde yönetiyorum.
Evet çok küçük zaten Davut ve Goliath hikayesinde değindiğimizde bunu biraz daha anlayacaklardır dinleyicilerimiz.
Çok küçük bir yer ancak küçük olmasına rağmen çok da güçlü bir yer.
Her an hazırdalar tıpkı Davut figürü gibi aslında orada çok güzel bir gönderme var.
Orada da birazdan geleceğim. Böyle.
Ben de bir bankacı olarak ekleme yapayım.
Evet lütfen. Paranın olduğu yer İtalya, Venedik, Floransa.
Bu insanların aslında büyük topraklara sahip olmasına da gerek yok.
Hiç gerek yok. Evet ilk devlet tahvili dediğimiz şeyler yani paranın kağıt karşılığı diyelim güven ve güvenceyi de büyük aileler oluşturuyor.
Büyük ailelerin farklı bireylerinin farklı ülkelerde şehirlerde olması da iletişim ağını güçlendiriyor ve Medici ailesinin de en büyük bence avantajlarından bir tanesi çok büyük bir aile ve çok farklı yerlere
dağınık olmuş olmaları.
Dediğiniz gibi işte başka bir şehirde ülkede yapılan ticaretin parası da oraya akıyor ve herhalde...
Propaganda amacı en başta olsa da ikincisi de biraz daha kiliseyi artık karşılarına almak için cesaret edebilmeleri.
Bazı şeylere cesaret edebilmeleri.
Çünkü evliliklerde, Venüs örneğinde, Simonetta örneğinde ben araştırmıştım.
Evliliklerin çoğu aslında ekonomik birleşme olarak yapılıyor.
Çünkü aileler birleşsin, daha çok zengin olalım, toprak kiliseye kalmasın.
Aynen öyle. Maalesef böyle bir anlayış vardı o dönemde ki zaten Medici'lerin papalarla ters düştüğü dönemler de oluyor hayatlarında.
E tabii sonra ne oluyorlar? Kendi ailelerinden papa çıkartıyorlar.
Yani böyle de bir yer var.
Evet maalesef o dönemin propaganda aracının aslında sanat olması şimdiki dönemde de çok uzak gelmiyor bana açıkçası.
Bence de değil. Yani mantık aynı mantık.
Evet. Aynı yani aslında.
Talep çok ama iyi kaliteli iş.
Sanat az yani az talep meselesi kısacası.
Aynen öyle. O dönemler dediğim gibi içine büründükleri felsefeden dolayı biraz daha önem veriyorlardı.
Çünkü şöyle de bir anlayış vardı mesela özellikle Lorenzo de Medici.
İnsanlar güzel bir şehirde yaşarlarsa, güzel şeyler görürlerse, güzel sanat eserlerine maruz kalırlarsa iyi olurlar, iyi hissederler, mutlu olurlar anlayışı vardı.
Yani düşünsenize biz şu an...
metropol şehirlerde yaşıyoruz ve çarpık kentleşmenin olduğu bölgelerde yaşıyoruz.
Ve beni dışarıdaki gördüğüm bina yığını açıkçası mutsuz ediyor.
Muhtemelen birçok insanın da zaten sanat tarihi içerisinde özellikle buna ilgisi olan insanların İtalya'ya ya da Fransa'ya bu tarz orta çağdan kalma yapıların içerisinde bulunma sebepleri bu.
Yani mutlu hissediyorlar.
Çünkü gözlerine estetik gelen bir yapı var ortada.
Ama bizde maalesef böyle bir algı yok.
Keşke olsa. Bir de Mikel Angelo'nun yanlış bilmiyorsa doğa hayranlığı aslında tanrısal bir hayranlık.
Evet. Çünkü işte doğa tanrıyı yarattı.
Doğa zaten mükemmel.
Ben de mükemmel olmalıyım.
Ama şöyle bir burada sıkıntı var.
Mikelaj öyle hiç mükemmel değil.
Hatta Bayağı çirkin bir adam.
Çok çirkin bir adammış gerçekten.
Çok çirkin, inatçı, anlaşılmaz, zor, aksi.
Böyle bir adammış gerçekten.
Mesela Leonardo öyle değil.
Leonardo hakikaten ne de böyle çok önem verirmiş.
Ama Michelangelo hiç öyle değil.
Ben hatta şunu söylüyorum. Tuvalette ekmek yemiş gibi tipi.
Gerçekten öyle. Davuto Ekeli.
Peki neden güçlü bir sembol?
Biraz buna inceleyebiliriz.
Ben şunu görüyorum. Kısaca şöyle görüyorum.
Dünyevi olması gereken işler belli.
O dünyeviliği de biz heykelle sağlarız.
Bunu da şehrin merkezine çat diye oturtacağımız bir heykelle herkese, dosta, düşmana gösteririz.
Çünkü o dönemde yanlış bilmiyorsan Floransa ve Siyana şehirleri sık sık savaşa giriyor.
Floransa kazanıyor. Hatta Floransa...
Siyana Savaşı için Leonardo da Vinci'ye bir resim ya da heykel siparişi veriliyor.
Yine Michelangelo ya da Florence ile başka bir şehir devletinin savaşı için sipariş veriliyor.
İkisinin oradaki bakış açıları bile çok farklı.
Ama bu işin bence en önemli kısmı sanat tarihi açısından zaten önemli ama şehrin merkezine ben bunu dikiyorum.
Gözlerimi de Roma'ya çeviriyorum.
Evet. Çok güzel bir detaya değindiniz.
Roma'ya dönük olması zaten ilk yapıldığında.
Santa Maria della Fiore'nin çatısına konulacaktı bu heykel.
Ancak baktılar olmadı.
Çünkü çok büyük bir heykel.
Ve o dönemki yöneticiler diyor ki bu çok detayları görülmesi gereken bir heykel.
Ve çok devasa bir heykel.
Zaten birazdan artık bir malzemeden bunu yaptıklarına geleceğiz.
Ve diyorlar ki bunu biz meydana koyalım.
Ve meydana koyarlarken de zaten...
Roma'ya baktıralım gibi bir anlayış olmuş artık.
Güzel de bir tesadüf olmuş ve Vecchio Sarayı'nın hemen dibine bu heykeli yerleştiriyorlar.
Aslında Florence halkının da özgürlüğünü, bağımsızlığını da güzelce temsil ediyor.
Tabii ki. Çok güzel simgeleyen bir heykel bu anlamda.
Bir de bununla ilgili ben artık hani size şunu sormak istiyorum.
Bir heykeltıraş. Alacağı mermeri.
Seçebilir mi? Seçmemesi daha mı iyi?
Ve heykele... Pardon mermere baktığında ne görüyor?
Yani Michelangelo mermere baktığında bunu görmek zorunda mı?
Çünkü bunu görmezse bu kadar detaylı nasıl yapacak?
Çok güzel bir soru. Bunu şöyle örneklendirebilirim.
O dönemki mermer olacaklarından çıkan mermerler belli.
Carrara mermeri dediğimiz bir mermer.
Belki de oyulması en zor ama o dönemki sanatçılar için tabii ki kolay.
Mermerlerden bir tanesi.
Şöyle bir mantık var orada.
Mesela biz okuduğumuz bölümde benim mesela uzmanlık alanım ahşap oymacılığıydı.
Ve bizde şöyle vardı. Ağaç seçerdik.
Çünkü bazı ağaçlar oyması daha zor.
Bazılarının gövdeleri daha yumuşak.
Bazıları daha böyle...
ele batan kılçıkları var öyle söyleyeyim.
Bazıları dağılıyor. Yani biz malzemesine bakardık.
Mermer de böyle bir şeydi aslında sanatçılar için ama o dönemki çıkan mahsuller ortada tabii çok da seçme şansları yoktu.
Soruyoruz. Siz mermeri gördüğünüzde içinden mi çıkacağını hissediyor musunuz?
Şöyle mesela Pieta'yı yaparken, Pieta figürünü ortaya koyarken Michelangelo şöyle diyor.
Bir melek gördüm ve onu hayata kazandırmak için sadece oymaya başladım.
Hani böyle bir sözü var mesela.
Biz buradan şunu anlayabiliyoruz.
Demek ki evet yani bir boş bir mermer gördüğünde onu demek ki şekillendirebiliyor.
Kafasında tasarım oturuyor ki çok güzel bir detay.
Normalde mesela biz heykeli yapmadan önce o heykelin kilden bir...
Provasını yaparız diyelim.
Yani kil'den ufak bir şeyini yaparız, yapısını yaparız.
Hani nelere, ben bunu nasıl oyacağım, nereden başlayacağım.
Çünkü yani kil'i alıp yeniden şekillendiriyoruz.
Ama mermer öyle değil. Oyarak şekillendiriyorsun.
Dolayısıyla bir planını, programını yapması lazım.
Ancak Davut heykelinde Michelangelo böyle bir şey yapmadı.
Hiçbir şey yapmadan sadece mermere baktı ve oymaya başladı.
Bunun için herhangi bir figür çıkart...
Yani aslında hayalden oymaya başladı ve görmüş demek ki bunu.
Peki ben size bir mermer getirdim.
40 senedir bizim bu arka bahçede duruyor.
Birkaç tane heykeltıraş üzerinde çalışmış denemiş ama çatlaklar oluşmuş olmamış.
Karara madenleri halen çalıştığı için bu yapılabilir.
Siz bu 40 yıllık mermeri alır mısınız, dener misiniz?
Yoksa yok ben giderim kendimi seçerim mi dersiniz?
Güzel soru.
Yani seçe de bilirim açıkçası çünkü risk almak istemem.
Ama deneye de bilirim çünkü malum ekonomi malzemeler çok pahalı.
Bir de patronun kim olduğunu da söyleyelim.
Evet yani Medici ailesi gibi ya da Papa gibi birileri ise ben sanırım risk alamazdım.
Bu konuda çok da şey yapmamak gerekiyor.
Yani yalan söyleyemeyeceğim. Risk alamazdım muhtemelen.
Ama Michelangelo tabii ki risk almış ve...
Ha bu arada normalde de risk alan bir insanım bu tarz işlerde ama...
Söz konusu heykel olunca kırık bir parça ve o kırılırsa onu tekrar alabilecek bütçeye sahip miyim bilmiyorum.
O yüzden yok risk almazdım.
O zaman teknik olarak son sorum.
Siz bu mermeri alacak risk...
Daha doğrusu risk alamıyorsunuz.
Mermer yatmaya devam ediyor.
Ama Michelangelo o döneme rağmen alıyor.
Olağanüstü bir seviye yani.
Anladığım kadarıyla inanılmaz bir risk.
Bir de üzerine ben bunu işleyeceğim zaten Tanrı'nın eli bana yardım ediyor.
Tanrı'nın çekicini kullanıyorum gibi.
bir söylemi var zaten.
Yemiyor, içmiyor. Sürekli hayatını buna adıyor ve bunu ortaya çıkartıyor ve bunun sadece işte kendisi tanrısal anlamda ya da Medici ailesi veya işte Fransız açısından değil Fransız halkı için de önemi
çok yüksek. O da Rönesans ve insanın bağımsızlığı ve hümanizma diye düşünüyorum.
Aynen öyle. Çünkü sanırım ilk kez böyle bir insan heykeli bu kadar büyük ve hem de new şekilde harekete hazır ve o zihnindeki şeyi yapma üzere.
Evet. Her an saldırmak üzere ona karar veriyor aslında.
Evet çünkü daha önce örnekleri var Donatello'nun ve birkaç heykeltürünün daha var.
Bu da çok güzel. Mesela seçtiği sahne çok güzel bir sahne.
Mesela Donatello'nun heykelini de biz Goliath'ın kafasını ezerken görüyoruz.
Donatello ondan yıllar önce böyle bir sahneyi seçmiş.
Ama Michelangelo saldırmadan önceki anını seçiyor.
Kime saldıracak bu arada?
Bu hikayeyi sizden dinlemek isteriz.
Bu hikaye Goliath'a saldıracak.
Davut ve Goliath hikayesi.
İbrani mitolojisi ve Yahudi Hristiyan geleneğin çok önemli bir parçası bu hikaye.
Ona gelmeden önce şunu anlatayım hemen.
Saldıracağı anı özellikle bu şekilde seçiyor.
Bu şekilde seçmesinin sebebi de aslında şu.
Floransa küçük bir şehir olmasına rağmen her an her türlü...
Savaşa, katliama hazır.
Bunu göstermeye çalışıyor.
Yani hazır bir Davut var.
Zaten o bakışlarından bile biz bu kararlılığı her anki saldırma anını çok net bir şekilde hissedebiliyoruz.
Ellerinin o gerginliğini, damarlarının gerginliğini yani bunları bile aslında o mermer parçasını taşa yansıtmış bu adam yani.
Peki Goryat hikayesinde yani Davut ve Goryat hikayesinde.
Benim birkaç yer çok hoşuma gidiyor ama sizin en çok hoşunuza giden yer nedir?
Veya hikayeyi baştan da anlatabiliriz.
Tabii hikaye şöyle. Eski Ahit'te 1.
Samuel'in 17. bölümünde yer alan bir hikaye bu.
Genç çoban Davut'un savaşçı, dev savaşçı Goliath'a karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor.
Aslında mücadele de denemez buna pek çünkü çok kolay bir şekilde yenmiş onu.
Hikaye şu şekilde. Antik Filistinliler ve İsraililer savaş halinde o zamanlarda.
Ve iki tarafta savaşmak üzere ordularını bir araya topluyorlar.
Ki o zamanlar aynı toprakları paylaşıyorlar ve ikisi de bir vadide yer alıyor.
Bu vadinin bir ucunda Filistinliler bir ucunda İsraililer.
Burayı vurgulamamın sebebi de şu aslında.
İsrail krallığının başlangıcında dediğim gibi aynı toprakları paylaşıyorlar.
Ve Davut da gol yattı. Bu topraklarda yani bu vadide savaşıyor.
Filistinliler tarafında 3 metrelik bir dev olan Goliath yer alıyor ve tabi ki İsrailler tarafında da Davut yer alıyor.
Goliath 40 gün 40 gece boyunca her gün İsrail askerlerini düelloya davet ediyor.
Ancak kimse onun karşısına boyundan dolayı, cüssesinden dolayı ve savaşçı yeteneğinden dolayı çıkmaya cesaret edemiyor.
Bir gün Davut geliyor ve meydan okumayı duyuyor.
Aynen şu şekilde diyor. Bu Filistin'i öldürüp İsrail'den bu utancı kaldıracak kişiye ne verilecek?
Bu sünnetsiz Filistin kim oluyor da yaşayan Tanrı'nın ordusuna meydan okuyor diyor.
Ve Goliath'ın meydan okumasını kabul ediyor.
Ancak bir sorun var Davut.
Çok genç bir çoban ve hiçbir savaş yeteneği yok.
Goliath ise tam tersi ezelden beri bir savaşçı.
Ancak bir sorun var dediğim gibi Goliath de o boyutlarda Davut ise sadece bir çoban.
Şöyle de bir detay var. Davut evet bir çoban ve savaş konusunda tecrübesiz.
Ancak kuzularını beslerken çeşitli hayvanlarla, vahşi hayvanlarla savaşmış bu adam kuzularını korumak için.
Daha sonra Kral Samuel savaş olayını duyduktan sonra Davut'a ilk başta karşı çıkıyor.
Davut kendisi istiyor değil mi savaşmayı?
Tabii ki Davut kendisi istiyor.
Niye istediğini açıkçası bilmiyorum.
Orayı tanıtayamadım. Ben şöyle biliyorum.
O kadar detaylı okuyamadım.
Ben şöyle biliyorum.
Yine bir erkek aklıyla.
Kral Samuel diyor ki bu adamı yenecek kişiyi kızımla evlendireceğim.
Evet o da vardı doğru.
Davut da bunu duyunca bir dakika diyor.
Ben bir şansımı deneyeyim.
Hatta şansını denemesine de şov vesile oluyor.
Kardeşlerine cephede yardım için.
Yemek mi götürüyor? Öyle bir detay da var orada hatta.
O şekilde duyuyor zaten Goliath'ın meydan okumasını.
Daha sonra vadide geliyor Goliath'a doğru yürüyor.
Ha bu arada Kral Samuel diyor ki sana bir zırh vereyim bu şekilde gitme.
Bu adam seni parçalar.
Onu kabul etmiyor.
Diyor ki ben bunu taşıyamam, rahat yürüyemem, ağırlık yapar diyor.
Ve bildiği yoldan cebinde sapanıyla yerden beş tane böyle bir çakı taşı alıyor ve Goliath'a doğru yürü babam yürü.
Peki orada...
Orada yürürken ya da heykeldeki anıyla söyleyeyim.
Siz orada bakışlarında ne görüyorsunuz?
Kararlılık görüyorum ben bakışlarında kararlılık gerginlik ve sanki yeneceğinden zaten emin bir bakışı var çünkü bir kurnazlık var orada karşısında bir dev var ve onu
nasıl yeneceğini kendi yoluyla nasıl yeneceğini bence çok iyi biliyor normal bir savaşçı aynı şekilde zırhını giyer kuşanır kılıcını alır nasıl savaşmak istiyorsa karşısına çıkar.
Ama Davut tamamen savunmasız bir şekilde çıkıyor.
O da niye? Kendi bildiği yolla savaşmak istiyor.
Aklıyla. Evet aklıyla savaşmak istiyor.
Çünkü bu zamana kadar bütün o vahşi hayvanları zaten kendi bildiği yolla yenmiş.
Peki burada heykelde veya Davut'un anlatımında aklın bu kadar öne çıkartılmasının sebebi ne?
Rönesansa gönderme. Evet.
Yani burada ben...
Akıl çağı. Aynen onu birleştirmeyken de aklımda da birleştirmeye çalışıyorum.
Çünkü bir anda yani tabii ki geceden sabaha bu devrimler olmuyor ama...
Tabii ki. İşte dini motifler bırakılmış, mitoloji bırakılmış, tanrısal bütün o büyülü dünya bırakılmış.
Bir tane çoban, 16-17 yaşlarında bir tane çoban eline sapan alıp...
Dünyanın en iyi savaşçılarından bir tanesine koşuyor.
Kesinlikle. Yani alnının ortasından vuruyor.
Hatta Goliath Davut'u görünce ya ben köpek miyim üzerime sapanla geliyorsun diyormuş yani eski ayıta göre.
Ama Davut'un üzerine yürümemeye başlıyor.
Sapanını taşını alıyor.
Alnının ortasından vuruyor ve gidiyor.
O zarıp bir yere yığılmışken kafasını onun kılıcıyla kesiyor.
Bu arada şöyle bir detay var.
Onu da hemen söyleyeyim.
Tabii unutmasaydım. Ben şöyle bir detay ekleyeyim siz onu hatırlayana kadar.
Davut Goliat'la karşılaşıyor.
Goliat önce Davut'u tam...
Evet hastalığı var.
Evet şöyle bir rivayet var.
Aynen öyle çünkü bir sıradağ üzerinden geldiğini söylüyorlar.
Davut sıradağdan aşağı inerken Goliath önce Davut'u seçemiyor sonra yarım yamalak seçiyor değneği var sanıyor.
Ben köpek miyim değnekle geliyorsun diyor.
Aslında değnek değil sapan geliyor ve aslında kılıcının zırhının olmaması da Goliath'ı şaşırtsa da beklemediği bir yerden vuruyor yani alnının tam ortasından
ve Goliath'ın da görüşünün aslında iyi olmadığı ve bunun da uzun boyluların oldukça uzun boyluların devlerin en zayıf noktalarından biri olan bir
hastalık epifizle ilgili galiba görüş bozukluğu evet evet yok doğru bu çok güzel bir incelemesi var hatta bunun Malcolm Gladwell'in Davut ve Goliat kitabında zaten bu tarz
detaylar çok güzel var. O da öneri olarak sunalım.
Akromali diye simgeliyor ama isminin doğruluğundan çok emin değilim.
Öyle bir hastalığa sahip olduğu söyleniyor aslında.
Yine de isim yanlışsa beni uyarsınlar.
Buraları keseriz sonra diye.
Evet burayı keseriz.
Doğruysa kalsın. Böyle bir detay var.
Benim de şu çok hoşuma gitmişti.
Güçlünün güçsüze karşı savaşı gibi gözükse de aslında iki tarafta eşitmiş gibi.
Ve aklını kullanan yeniyor gibi.
Fiziki kaba kuvveti kullanan değil de aklını kullanan yeniyor gibi.
Aynen öyle. Burada Michelangelo'nun kullandığı detay şöyle çok güzel.
Mesela Rönesans döneminde hatta Rönesans döneminden de örnek vermeyeyim.
Eski Mısır'dan bir örnek vereyim.
Antik Mısır'da çok önemli figürleri papyrusların üzerinde çok büyük yaparlardı.
Aslında Michelangelo'nun...
Bu kadar figürü devasa boyutlarda yapmasının sebeplerinden biri onun önemini de vurgulamak bir yandan.
Baktığınızda Goliath ondan kat be kat büyük ama Davut'u öyle devasa yapıyor ki hem aklını hem onun önemini yani her şeyini vurguluyor.
En ince detayına kadar düşünmüş.
Gözlerini de düşünmüş.
Evet gözlerini de düşünmüş.
Biz az yapmadık o gözleri.
Sizin özellikle gözleriyle ilgili ya da işte vücudu yani vücut simetrisi tabii ki çok ideale yakın yani tanrısal ideale yakın bir erkek figürü.
Bir de onun üzerine işte çok abartı güçlü değil ama işte aklını kullanacak kadar çevik, kararlı, kurnaz.
Peki burada Davut yendikten sonra gol yatı bizim hayatımızda ne değişiyor?
Ve o heykel geldikten sonra ne oluyor?
Bizim hayatımıza ne değişiyor?
Çok güzel bir soru. Hiç bu yönden düşünmemiştim bu arada.
Bence şöyle, Floransa'nın bağımsızlığına, özgürlüğüne çok güzel bir gönderme var.
Zaten insanlar bu yüzden bu kadar çok beğenmiş.
Bu hikayelerinden dolayı.
Bölümün başında da bahsettiğimiz gibi, Floransa o zamanlar küçük bir devlet ama güçlü de bir devlet.
Çünkü paporda...
Medici ailesi gibi banker aileler orada.
Ve akıllarını da kullanabilen bir...
Çünkü dediğim gibi akıllarını kullanamasalar Belçika'dan vergi almazlar ceplerine yani.
Vergi sistemi yaratmış.
Bankacılığı, aslında bankacılığı tabii ki mediciler bulmadı ama bankacılık sistemlerini geliştirmiş.
Bir bankacılık ağı yaratmış.
Yani çok güzel bir akıl göndermesi var ki zaten antik Yunan ve Roma göndermesi de bununla birlikte mevcut.
İdeal heykel demiştiniz mesela.
Heykellerin bu kadar mükemmelleştirilmesi zaten antik döneme bir gönderme.
Ve dediğiniz gibi tanrısal olana bir gönderme.
Yani Davut heykeli baktığınızda inanılmaz doğru bir anatomi bilgisine sahip.
Anatomiye sahip bir heykel.
Zaten bu da Michelangelo'nun anatomi bilgisinden geliyor aslında.
Çok mükemmel bir anatomi bilgisi varmış.
Biz okullarda öyle anatomi görmüyoruz.
Keşke görsek. Ama o konuda hakkını yediremeyeceğim.
Bu anatomi bilgisiyle ilgili biliyor musunuz bilmiyorum ama...
Çalıştığı bir kilise var hatta ahşaptan oyduğu bir İsa heykeli daha doğrusu işte onu heykel deniyor ama onu armağan ediyor oraya ve orada kaderbalar üzerinde çalışma hakkı elde
ediyor. Elde ediyor doğru.
Altarlar yani gömülmeden önce bedenlerin tutulduğu saklandığı yere giriş çıkışı çok rahat yapabiliyor.
Bunu yaptığı zaman yanlış bilmiyorsam zaten 20-21 yaşlarında Bunu yapmaya başlıyor.
Daha doğrusu daha da erken yapmaya başlıyor.
Ve anatomi bilgisi bu yüzden olağanüstü seviyeye geliyor.
Hatta buna tam olarak ne dene bilmiyorum ama tam bir anatomist.
Bir de deniyor o döneme göre Miquelangelo'ya.
Yani hem heykeltıraş hem de tıp bilgisi, anatom bilgisi olağanüstü seviyede.
Hangi kasın nasıl kasıldığı zaten heykellerinde de belli oluyor.
Ama yapıları çok çok bellidir heykellerin.
Evet onu soracaktım.
Yani burada mesela biz sadece olağanüstü güzel bir şey görmüyoruz.
Yani gerçekten harekete geçmek üzere olan bir sembol görüyoruz.
Ve bu sembolün de bence bir özgürlük ifadesi de olabilir.
O günkü Floransa ve İtalya halklarıyla ilgili özellikle sizin bu konudaki düşüncenizi merak ediyorum.
Daha bastırılmış halkların özgürlüğü de diyebilir miyiz?
Bastırılmış halkların özgürlüğü olabilir tabii ki çünkü orta çağdan çıkma bir halk ve gerçekten perişan haldeler.
Yani düşündüğümüzde başlarına bizim gibi onların da her şeyi gelmiş yani en basit örneği kara veba.
Yani böyle bir hastalıkla savaşmışlar nüfusları zaten çok azalmış ve dediğim gibi bir arada değiller birkaç şeyde ve düşmanları çok fazla en basit örneği.
Yani bunu bir yerden almaları lazım bir yerden destek çıkılmaları lazım özellikle sanatçılara zaten.
Peki. Michelangelo böyle bir heykeli bu kadar anlamlı bir heykeli nasıl yaptı?
Güzel bir soru. Bir de bir tarif verin.
3 kilo yumurta 3 kilo yumurta yalnız.
Diyette ise. Şöyle.
Michelangelo Pieta heykelini bitirdikten tam bir yıl sonra aslında Davut heykeline başladı.
Michelangelo'yu seçmelerinin nedeni de aslında Pieta'da gösterdiği başarı.
Zaten aslında bu Davut heykeli figürü için birçok sanatçıyla görüşüyorlar.
Buna Leonardo da Vinci de dahil.
Tabi o zamanlar orta yaşın üstünde Leonardo.
Ama Michelangelo seçiliyor.
Henüz 26'lı yaşında zaten bu heykeli yaptığında 26 yaşındaydı.
Ve bahsettiğimiz gibi bu mermeri...
Yani mermer kütlesini yapan yapmayı deneyen ilk kişi Michelangelo değildi.
Öncesinde Agostino di Duccio adında bir sanatçı bu mermerle çalışmaya başlamış.
Ama dediğiniz gibi böyle kırık dökük çok parçalanan bir mermer olduğu için.
Riske atmamış ve bırakmış.
Daha sonra başka bir sanatçı, yine Antonio adında bir sanatçı bu mermeri alıp üstüne çalışmayı başlamış ama o da aynı şekilde başaramamış.
Sonrasında mermeri Santa Maria della Fiore'nin yani Floransa Meydanı diyelim aslında bunun kenarına çöp gibi atmışlar.
Ve 40 yıl boyunca dediğimiz gibi bu mermer orada kalıyor.
Daha sonra 1501 yılında artık Floransa hükümet yetkileri bu mermer bloğunu değerlendirmek istiyor.
Ve yeni bir sanatçı arayışına giriyorlar ki bu sanatçımız da zaten Michelangelo.
Arkadaşları aslında Michelangelo Carrara mermerine gitmek için almak için mermer ocaklarına gidiyor.
İlk başta dediğimiz gibi.
Ama arkadaşları diyor ki burada çöp gibi atılmış bir mermer bloğu var bir bak istersen diyor.
Ve oraya gidiyor onların yanına gidiyor.
Sonrasında bunu değerlendirebileceğini düşünüyor.
Yani aslında... Zaten değerlendiriyor yani bu mermeri alarak ona bir hayat veriyor.
Dediğimiz gibi kusurlu sayılan bir mermer bir bloktu aslında ama bunu çok güzel bir şekilde okuturları çok güzel bir şekilde kapatarak yapmış.
Bütün kırık şeylerini zaten gizlemiş içinde gizlemiş yani.
Dediğimiz gibi zaten o dönemin birçok antik Yunan ve Roma heykellerine çok büyük bir ilgi bir merak var.
Ve olabildiğince dediğimiz gibi ideal güzellik biz Blornaz Hans da bu.
Cümleyle çok karşılaşırız bu kelimeyle.
İdeal güzellik. Yani çünkü Rönesans eseri dediğimiz gibi antik Yunan ve Roma'ya gönderme eserleri içerdiği için bir güzellik anlayışı var.
Yani 20. yüzyıl sanatı gibi işte ne olduğu belirsiz figürlerin olduğu yani ne olduğu belirsiz derken beni anlamışsınızdır zaten.
Sembollerin olduğu şeyler içermezler.
Olabildiğince o güzelliği, o estetiği yansıtmak isteyen eserler üretirler sanatçılar.
Görsel olarak da kanıtlayacak bir şey çünkü fotoğraf yok.
O dönemin teknolojisinde hiçbir şey olmadığı için.
Yani görsel olarak bunu kanıtlamak zorundalar. Ve dediğimiz gibi hani anatomiye değinmiştik.
Mükemmel bir anatomi bilgisi var kadavralarla çalıştığı için ki o dönemde yani Rönesans döneminde dahi kadavralarla çalışmak yasaktı.
Okul bünyesinde de hatta tıp fakültesinde diyeyim artık tıp bölümüne giderek oradaki öğrencilerle birlikte anatomi derslerine girerek kadavra çalışabiliyorlardı.
Kişisel hayatlarında kadavra çalışamıyorlardı.
Ve dediğimiz gibi kiliseye bir aslında...
Gözdağı veriyor yani bir hediye veriyor, bir rüşvet veriyor ve bunun sayesinde kaderlaları inceleyebiliyor.
Leonardo da aynı şekilde bu sayede kaderlaları inceleyebilmişti.
Onların kas yapılarını inceliyor, kimisinin derilerini yüzüyorlar, bakıyorlar yani çok detaylı bir inceleme yapıyorlar.
Ki Rönesans sanatındaki bütün sanatçılarda bu...
anatomi bilgisi aslında olmak zorunda gibi bir şeydi.
Çünkü başka şansları yoktu.
Hani rakiplerine bakıyorsun. Michelangelo, Da Vinci yani mükemmel anatomi bilgisine sahipler.
Senin olmama şansın yok.
Öyle bir anlayışı var çünkü.
İdeal güzellik anlayışı var.
Hatta şöyle bir şey biliyorum.
O dönem bir kadavrayı incelemek bir insan öldürmekten daha günah.
Evet daha günah. Daha çok cezası var yani.
Kesinlikle öyle yani. İnanılmaz günah.
O yüzden böyle gördükleri için.
Bu işleri böyle gizli gizli el altından yapmaya çalışıyorlar.
Bir de ben şunu görmüştüm.
Michelangelo aslında çocukluğundan beri süt annesinden heykelle ilgili, taşla ilgili birçok bilinçli ya da bilinçsiz eğitim almaya başlıyor.
Çünkü babası, annesi öldükten sonra süt annesine veriyor Michelangelo'yu.
Ve büyürken de süt annesinin eşi taşçı olduğu için, taş ustası olduğu için sık sık taşlarla haşır neşir oluyor.
Kader de olabilir ya da bilinçli bir şey olmasa da belki göz alışkanlığı, el alışkanlığı olabilir.
Ama onda bir tutkuya varan bir nasıl desem bırakamayacağı bir şey oluyor.
Bırakamayacağı bir şey oluyor bir de şöyle bir şey var.
Yani bu adam aynı zamanda çok iyi bir ressam ama kendini ressam olarak hiçbir zaman kabul etmiyor.
Mesela bizde şey vardır.
Resim bölümündeki öğrencilere oranla heykel bölümünde okuyan öğrencilerin desen çizimleri çok farklı.
Çünkü biz 3 boyutlu bir objeyi yarattığımız için onun desen çizimlerine, teknik detaylarına daha çok hakim olabiliyoruz.
Zaten hazırlanırken de güzel satlar sınavlarını 3 boyutlu bir objeyi karşısına koyarlar ve 2 boyutlu bir şekilde onu aktarmanı isterler.
Biz o 3 boyutlu objeyi yapıyoruz.
Aslında bu yüzden de resmi çok kuvvetli, deseni çok kuvvetli.
Ama dediğim gibi mesela Sistina Şapeli gibi bir...
Devasa eseri yaratmış olmasına rağmen kendisine ressam denilmesinden nefret edermiş bu adam.
Ki muhtemelen çocukluğunda taşlarla haşirineşir olmasının da bir etkisi vardır.
Sadece heykeltıraşlık, heykeltıraş bu adam denilmeyi kabul eden bir yapısı varmış.
Bu arada heykel bölümüyle resim bölümü arasında bir rekabet sezdim ama...
Bizde mi? Bizde hiçbir şey yok aslında.
Rekabet yok ama şöyle tatlı bir şey var.
Dediğimiz gibi yani hani anatomi deyince hani bir heykeltıraşın anatomi bilgisi tabii ki resimde okuyandan çok daha ister istemez bu da farklı olabiliyor.
Burada bir de Michelangelo'nun babasının özellikle Michelangelo küçükken yaşadığı sıkıntılar da etkili.
Babası başta nispeten varlıklı bir aile.
Bir şehir valisi, belediye başkanı tarzında bir adam.
Sonra ama görevden ayrılınca maddi zorluklar yaşamaya başlıyor ve Michelangelo'nun aslında ressam ya da heykeltıraş değil tamamen hakim ya da hukukla ilgilenmesini istiyor daha.
Resmi yani yine sen heykel yap da hobi olarak yap.
Hobi olarak yap. Devam et gibi önce bir paranı kazan sonra onları hobi olarak yaparsın.
Sanat mesela... Günümüzde ben sanatçıyım deyince insanların bakış açısı daha farklı.
Aha diyor ne kadar güzel diyor.
Ama o dönemde hani sanatçıysan zanaatkarsın.
Marangoz gözüyle bakıyorlar mesela.
Bundan örnek verebilirim.
Hani şimdi bir insana gidip ben heykeltıraşım demek farklı.
Ben marangozum demek farklı.
Yani ikisinin arasındaki algı maalesef çok farklı.
Burada da aynı şey var. Babasının aslında bu kadar karşı çıkmasının sebebi o zamanki sanatçıların çok fazla toplumda bir saygın yere sahip olamaması maalesef.
Çünkü dediğim gibi işçi yani emir kulu.
Veriyorsun eserini yapıyor.
Çok önemli insanlar olarak görülmüyor toplumda.
Hatta biz... fiyatadaki imzasından bahsederken de garip bir olay diye bahsediyorduk ya.
Evet. Şimdi bir ressamın isminin imzasının resimde olması çok normal bir şey.
Ama o da önemli. Bizim için normal.
Şu an herkes yapabilir.
Bir resim altına imzasını atar ama o zamanlar öyle görmüyorlardı işte.
O zamanlar sanatları ön plana çıkmalıydı.
Yapan kişiler değil. Orada aslında heykel ya da resim bir araç ama ressamın ya da heykeltıraşın değil.
kilisenin ya da kim sipariş ettiyse genelde kilise oluyor.
Onun için bir araç, propaganda aracı.
Ama şu an biraz daha sanki günümüz dünyasında özellikle son 100-150 yılda resim yine araç ama ressamın aracı.
Ressamın dünyayı anlatma aracı.
Aynen öyle. Ya işte şey gözü, hobi gözüyle bakıyorlar artık maalesef.
O zamanlar insanlar dediğim gibi yani mesela 4 yılda tamamlıyor ama mesela şu an Ben bir resmi en fazla bir ayda bitiririm.
En fazla o da ve yağlı boyaysa hani.
Ki o zamanki yağlı boya teknikleri çok daha farklı.
Hazır tüpten çıkan bir boyaları yok.
Ve bunları çeşitli karışımları, yağ karışımları ve çeşitli malzemelerden elde ettikleri pigmentleri karıştırarak yapıyorlar.
Zaten en büyük zaman alan şey bu.
Doğal boyalar. Bunları yapmanın da ayrı bir tekniği, ayrı bir öğrenmesi var.
Yani iyi bir ressam...
iyi bir boya yapıcı olmalı aynı zamanda.
Böyle bir de bir beklenti var.
Kimya bilmeli. Stüdyo ortamında mecburen stüdyo ortamında kalmalı.
Aynen öyle. Kimya bilmeli.
Stüdyo ortamında kalmalı.
Işık zaten en önemli etken.
Çünkü empresyonistler gibi doğaya çıkıp resim yapmıyorlardı.
Dolayısıyla hep böyle orta çağ resimleri daha karanlıktır.
Çünkü stüdyo ortamında yapılan resimler aslında mantığı da çok basittir bunun.
Bir de Michelangelo'nun Davut heykelinde daha doğrusu şunu hissediyorum.
İlk yapılma amacı katedralin üzerine, şehrin çatısına.
Yani şehrin belki de görünebilecek en yüksek yerlerinden birine bir heykel yapıyor.
Aşağıdan bakılacak genellikle.
Aşağıdan bakıldığında da bakışlarında derinlik verilebilmesi için ve saçlarının özellikle oyuntuları bile bazı yerlerinde fazladan delikli yapılmış.
Çünkü orada gölge oluşsun ve aşağıdan daha karanlık ve kararlı görünsün.
Yani bu bir gözdağı olarak da belli olsun.
Sadece bir heykel değil, bir gözdağı.
Oraya gelenler ondan korksun.
Aynen öyle. Bu da bence çok inanılmaz küçük de olsa bir detay.
Yani çok ilginç detayları düşünüyor.
Şöyle bir şey var. Heykelin...
Hani başta demiştim ya kafasını ve ellerini büyük yaptıkları için eleştiriyorlar diye.
Şimdi bu adam bu heykeli bu çatıya konulacak diye tasarladı.
O da nasıl? Perspektifini ayarlamış.
Şimdi perspektife göre biz ince uzun bir figüre baktığımızda üste doğru daraldığını görürüz o figürün.
İşte bu daraldığı gibi görünmesin alttan bakan da figürün tamamına hakim olsun diye kafasını ve ellerini büyük yapıyor.
Ya bunu düşünüyor adam heykelin perspektifini düşünüyor ki o dönemde resimlerde bile perspektif yeni yeni ön planı çıkartıyor daha böyle ufuk çizgisi perspektif dediğimiz bir perspektif var son akşam emeği resminde olduğu gibi çok
derinleşen bir perspektif görmüyoruz resimde ama adam heykele bunu yansıtıyor yani bu perspektif heykele veriyor inanılmaz bir detay ki mesela günümüzde de gidip ben henüz görmedim maalesef ama görenler aynı şeyi söylüyor
yani. Bir perspektif var.
Normalde figür daralmış gibi görünmesi gerekiyor ama öyle değil.
Baktığında aynı şeyi de görüyorsun.
Bu arada küçük bir spoiler vereyim.
Ben de yeni bölümümde bu heykelle ilgili Davut'un nasıl...
aşağıdan ve daha doğrusu açısal anlamda değiştiğini anlatacağım.
Ay çok sabırsızlıkla bekliyoruz.
Teşekkür ederim. İnşallah güzel anlatabiliyorum.
Burada bir de perspektif dediniz.
Orada şunu söylemek istiyorum.
Biraz konudan dağılmış olacağız ama aslında dini motiflerden uzaklaşılması, kilisenin emrinden çıkılması da perspektifi bilmedikleri için değil.
Çok çok binlerce yıl öncesinden biliniyordu ama dinin isteğinin bize perspektifli, canlı, gerçek bir şey değil de olduğu gibi ruhsuz kartondan, kağıttan insanlar gösterme hedefinden
artık uzaklaşıldığının da en büyük kanıtı galiba.
Evet. Maalesef öyle de bir şey vardı.
Ya dediğim gibi dine endeksli yaşıyorlardı.
Yani yaptıkları figürler, resimlerde bile yarattıkları figürler buna uygun olmak zorundaydı.
Bence müthiş bilgi aldığım...
Keyif aldığım ve öğrendiğim bir bölüm oldu.
Ben de aynı şekilde yani tekrar böyle bilgilerimi tazelemiş oldum.
Hani hep okuyorum tabii ki bununla alakalı bölümler yapıyorum ama bu kadar detaylı bir şekilde anımsayıp tekrar aktarabilmek benim için de çok değerliydi.
Bence yaşayan bir heykeltıraştan böyle bir Davut heykeli anlatımı dinlemekte.
Ben daha öyle olamadım. 26 yaşında adam Davut'u yapmış.
Benim 26 yaşımda yaptığım heykeller tabii ki çok daha farklıydı ki zaten artık evet heykel bölümü mezunuyum ama maalesef heykel bile yapamıyorum çünkü çok pahalı yani.
Bir heykeli yapabilmen için benim de bir finansöre ihtiyacım var.
Mediciler gibi. Medici, infoetmedici.com.
İnfoetmedici aynen öyle.
Benim de böyle bir sponsora ihtiyacım olabilir.
Günümüzde de böyle bu arada.
Hani maalesef tabii ki mesela ben sipariş üzerine de çalışan bir insanım.
Biri karşılamazsa yapmak istediğim çok böyle şeyi yapamam açıkçası.
Çünkü çok pahalı materyallerimiz, çok pahalı kullandığımız boyalar, kırtasiye boyaları değil maalesef.
Öyle olunca bize de bir Medici üyesi lazım aslında.
O zaman ben size bu konu hakkında bir soru yöneltmek istiyorum.
Sizce Davut'un modern kültürümüzdeki yeri ve mirası nedir?
Davut gibi bir heykelin, bir figürün.
Bir kere erkekler için çıtayı çok yükseltti.
Doğru. O yüzden buradan Michelangelo ailesine sesleniyorum.
Bir çobanı böyle tasvir etmezsiniz yani.
Ya adam çoban çoban.
Neyse yani şöyle ki bence birçok albüm kapağında da ben eskiden çok sık görürdüm.
Şimdi daha onu reklam öznesi olarak görüyorum.
İşte Davut ya da benzeri heykellerde, resimlerde.
En önemli şey artık insan görmek.
O dönemin özelliğinde de bence insan görmek.
Hem Michelangelo'nun özelinde hem de o dönemin özelinde hümanizma diyoruz biz buna.
Nedir? Yani insan aklıyla var olan bir varlıktır.
Farkındadır olayların ve geleceği tahayyül eder.
Yani geleceği de kestirmeye çalışır.
Ne demek istiyorum? Bir işte aslan diğer aslanı gördüğünde ya da nasıl desem doğadaki vahşi hayatta Birbirini yemek için işte yemek kapmak için savaşan dövüşen hayvanlar değiliz.
Biz aklımızla farkındalığı olan bazı şeyleri kestirebilen canlılarız ve çok tehlikeliyiz.
Hümanizmanın ortaya koyduğu en önemli nitelik herhalde bunun bize tekrardan hatırlatılması.
İnsanoğlu gibi yansıtmak.
Evet yani en vahşi hayvanlardan bir tanesi insan ve bunu aslında aklıyla kompansiye ediyor.
Aklını kullandığı için hayatına devam ediyor ve bugün biz bunu işte dijital dönemde daha da tabii sık görüyoruz.
İşte avatar oluyor mesela avatar yapıyorduk eskiden şimdi yine yapılıyordur ama işte çıkartma oluyor Instagram'da.
Tabii birçok figür de var bu popüler kurban gidenler.
Şu anda bile yani kullandığımız bütün araçlarda bunu gösterebiliyoruz.
Çünkü insanız biz. Yani tutup da artık bambaşka bir dini ögeyi kullanmak yerine anlatımda bunu kullanıyoruz.
Evet onu kullanıyoruz. Bize ait.
Mesela benim aklıma hep şey gelir.
Davut figürü ve popüler kültür deyince bu iki cümleyi gerçekten duyunca bir tane heykel figürü var.
Sürekli böyle karşıma çıkıyor.
Davut'un kafasına dondurma koymuşlar.
Pembe bir dondurma.
Aslında bence bu da şundan geliyor bunun esprisi.
Şimdi tabii ki yapan olur ama bir Davut figürü zaten sanat eserlerini bu kadar değerli kılan şey onların biricikliği bence.
Yani o eserden bir daha evet farklı varyasyonları yapılabilir ama bir daha bu dünyaya bir Michelangelo daha gelmeyecek ya da bir daha bir Michelangelo Davut figürünü yapmayacak.
O bir tane var. Ve bence o zamanki şartlar günümüze oranla daha yoksul olduğu için insanların odak noktası elimizdeki...
Ekranlar değil, o zamanki odak noktaları insanlar gerçekten işlerini tutkuyla yapabilmeleri ki bu kadar başarılı olmalarının sebebi de bence bu.
Günümüzde bizim potansiyelimizi ortaya çıkartmamıza engel olan çok fazla faktör var bence.
Ki ben bu durumda... Kendim gibi birçok sanatçı arkadaşıma ya da işini tutkuyla yapan herkese çok saygı duyuyorum.
Ya da yeni tutku edilenlere çok saygı duyuyorum.
Çünkü günümüz ortamında dikkatimizi dağıtan çok fazla unsur var.
Dolayısıyla biri çıkıp da tekrardan Davut gibi bir heykeli günümüz teknolojisiyle bile yapamıyorlar yani.
Ve bu adam sadece elinde bir çekiç ve bir oyucuyla diyeyim artık.
Bu heykeli oyuyor ya da piyata gibi kumaş yapıyor.
Yani mermeri kumaşa çeviriyor.
Hani o oradan dökülüyor.
Meryem Hanım'ın dizlerinden o kumaşın süzüldüğünü biz görüyoruz.
Canlanıyor yani. Ve kusursuzca yapıyor.
Bunu yüzlerce yıl taşımaya devam ediyor.
Uzun sürede zaten...
Kaç yüzyıl geçmiş aradan.
Aynen öyle. Zaten hatta meydanda sergilendikten sonra içeri alınmasının sebebi artık baktılar zaten savaş var, kötü bir ortam, zarar da görüyor bu heykel.
Heykeli daha sonra hava şartlarından da dolayı içeri taşımışlar.
Bir de 2010 yılında yanlış hatırlamıyorsam başka ressam sol ayağını zedelemiş eline çeki çalıp parmaklarını kırmaya çalışmış.
Son anda...
Birkaç tabii bayağı zarar verdikten sonra engellenmiş.
Ha evet. Ya bu saldırılar daha önce de olmuş.
Haliyle aslında bunun artık saldırının bile türü değişmiş.
Eskiden yani Medici ailesine olan kızgınlık ya da işte orta çağdan çıkmak istemeyen geri kafalıların saldırısıyken şimdi bizzat başka bir sanatçı tarafından belki mükemmelliğe bir saldırı.
Ya hadi bunu Michelangelo yapar mesela Musa heykelini gördüğünde.
Konuş bir adam canlan artık çık şu taşın içinden deyip çekicini fırlatmışlığı var yani ama.
Başka bir sanatçının yapması ki ben şunu da anlamıyorum.
Konu çok dağılacak ama mesela hatta onunla ilgili benim ilk bölümümde sanat eserlerine saldırmak diye.
Mesela ben bunlardaki bakış açısını da anlamıyorum.
Çok empati kurmaya çalışıyorum iklim aktivistlerine.
Bazıları çok doğru bir yerden yaklaşıyor olabilir.
Sonuçta... Aktarmak istedikleri şey mesela sanat nasıl biricikse az önce söylediğim gibi içinde yaşadığımız dünya da biricik ve bunu korumamız gerekiyor diye bir savunma gerçekleştiriyorlar ama işte birini
yapmaya çalışırken birine zarar veriyorlar.
Yani ben o yüzden onların felsefesini çok fazla anlayamıyorum.
Yine mesela geçenlerde Mona Lisa'ya çorba falan fırlatmışlar.
Evet maalesef. Yani garip geliyor bana tabii ki.
Ben de açıkçası anlamıyorum.
çok küçükler ve akılları yetmiyor ya da bilinçli olarak dikkat çekmeye çalışıyorlar.
Bilinçli olarak dikkat çekmeye çalışıyorlar bence.
Ama amaçlarından değil yani kendilerini öne çıkartmak için.
Yok evet yani amaçları çünkü hani bir yaparsın iki yaparsın ama Mona Lisa kaç defa çorba içti yani öyle de bir şey var.
Bence harika bir program oldu Eda Hanım.
Bence de. Yani bizi bilgilendirdiniz.
Ben teşekkür ediyorum. Şimdi biz uzun zamandır tabii Ertuğrul Bey'le birbirimizi tanıyoruz, takipleşiyoruz, podcastlerimizi dinliyoruz ama böyle bir fikir attık ortaya bir hafta önce.
Bakalım ortak bölüm yapalım çünkü ikimiz de sanat alanında bölümler yapan kişileriz.
Böyle bir ortak bölüm yapalım dedik.
O yüzden umarım beğenirsiniz.
Umarım beğenirsiniz ve daha da fazla bölüm yapabilmemiz için yorumlarınızı bizden esirgemezsiniz.
Yorumlarınızı, beğenilerinizi ve takiplerinizi bekliyoruz.
Teşekkür ederiz. Kendinize güzel bakın, sanatta kalın.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
