
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sanat, bilim ve felsefeyi tek bir görselle anlatan Raffaello Sanzio’nun Atina Okulu freskini inceliyoruz bu bölümde. Tam bir şampiyonlar ligi. Keyifli dinlemeler✨
***Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba arkadaşlar, beleğlenmesine hoş geldiniz.
Ben Eda. Yine sanat tarihinde en sevdiğim eserlerden bir tanesini sizlere anlatacağım bugün.
Mahşerin 3 atlılarından olan yani Yüksek Rönesans'ın 3 dev sanatçılarından biri olan Raffaello Sanzio'nun 1509 ve 1511 yılları arasında yapmış olduğu felsefeyi temel alan Atina
Okulu freskini inceleyeceğiz.
440'a 770 boyutlarında diğer Rönesans fresklerine kıyasla çok da büyük sayılmayan Bir eser bu.
Boyut olarak büyük olmayabilir ancak içerik bakımından gerçekten sanat ve felsefe tarihinde çok büyük bir öneme sahip bir eser.
Çünkü birçok açıdan hem Rönesans düşüncesinin özünü hem de sanatsal gelişmeleri yansıtan ikonik bir başyapıt.
Eseri detaylıca incelemeden önce Rafael kim?
Biraz onu tanıyalım. Tam adı Rafael Lo Sanzio de Urbino.
Yüksek Rönesans'ın en önemli İtalyan ressam ve mimarlarından bir tanesi.
Çalışmaları Neoplatonik bir bakış açısı içeriyor.
Tıpkı Atina okulunda olduğu gibi.
1483 yılında İtalya'nın Urbino şehrinde doğuyor Rafael.
Diğer birçok ünlü Rönesans ressamı gibi oldukça şanslı diyebiliriz.
Çünkü sanatçı bir aileye sahip.
İlk resim derslerini babası Giovanni Santi'den alıyor.
Ancak babasının ölümüyle çok genç yaşta yatım kalıyor ve kendine dönemin önde gelen sanatçılarından ilham alarak hatta biraz da onların tarzını...
Altyazı M.K.
Rafael muazzam derecede üretken yeteneği çok kısa sürede fark edildiği için genç yaşında siparişler almaya başlıyor.
1504 yılında Florence'a taşınarak kendisini Rönesans'ın içinde buluyor ve Michelangelo ve Da Vinci gibi dev sanatçılarla tanışıyor.
Ve bu sanatçılardan perspektif, anatomi ve kompozisyon tekniklerini öğrenip kendi tarzına entegre ediyor.
Tabi bu usta isimlerden yaş olarak oldukça küçük.
Miko ile arasında 8, Da Vinci ile arasında tam 31 yaş var.
Ve bu yaş farkına ra...
Rönesans'ın geleneksel üçlüsü olarak büyük statlarının yanında yer alıyor.
Floransa'ya taşındıktan henüz 4 yıl sonra, 1508 yılında Papa II.
Julius'un daveti üzerine Roma'ya gidiyor ve Vatikan için çalışmalar yapmaya başlıyor.
Sistina Şapeli'nin birkaç bina yakınında bulunan Stanza della Signatura'nın kütüphane odasının fresklerini yapmaya başlıyor.
İşte Atina okulu da bu freskler arasında yer alıyor.
Bu arada Rafael bu çalışma yapmaya başladığı sırada Michelangelo da Sistina Şapeli'nin tavan fresklerini yapıyordu.
Yani hemen hemen aynı tarihte çalıştılar.
Bu freskleri bitirdiğinde...
romanın artık en önemli sanatçılarından biri haline geliyor ve freskleriyle de çok büyük bir şöhret kazanıyor.
Kendisi ressamlık kadar mimarlık alanında da oldukça başarılı bir sanatçı.
Ünlü Rönesans mimarı Bramante'nin ölümünden sonra onun projesini başlattığı Aziz Petrus Bazilikası'nın baş mimarı oluyor.
Hem resim hem de mimarlık alanındaki dehasıyla Rönesans'ın devler arasında yerini alıyor.
Fakat ne yazık ki Rafael 37 yaşında yani 1520 yılında genç yaşta hayatını kaybediyor.
Kısa yaşamına rağmen çok önemli başyapıtlar bırakarak Rönesans'ın ustası olarak sanat tarihinde ölümsüz bir ismi haline geliyor.
Atina okuluna baktığımızda Rafael'in hayal gücünü...
ustalığını ve döneminin felsefi, sanatal ve kültürel atmosferini bir araya getirdiğini görüyoruz.
Antik Yunan felsefesi ve düşüncesiyle Rönesans döneminin insana odaklı felsefi ve estetik anlayışını birleştiriyor ve olağanüstü bir derinlik ve anlam yaratıyor Rafael.
Aslında baktığımızda entelektüel bir kavramın görsel olarak bir temsilini görüyoruz bu freskte.
1500'lerin başında Papa II.
Julius hem siyasi hem de dini gücünü pekiştirmek için sanat ve mimariye büyük yatırımlar yapıyordu.
Vatikan'ı hem kilisenin gücünü hem de Rönesans'ın entelektüel ve sanatsal birikimini yansıtacak bir merkeze dönüştürmek istiyordu.
Bu amaçla da o dönemin en ünlü sanatçılarını Vatikan'a davet etti.
Az önce de bahsettiğim gibi Michelangelo Sistine Chapel'inin tavanını boyarken Bramante Aziz Petrus Bazilikası'nın mimari olarak çalışıyordu.
Tabii ki bu büyük projeler arasında yer alan bir diğer önemli iş de Vatikan Sarayı'ndaki Stanza della Signatura'nın süslenmesiydi.
Burası aslında papanın özel kütüphanesi ve çalışma odası olarak kullanılacaktı.
Aynı zamanda yüksek dini mahkemenin bazı önemli toplantılarına ev sahipliği yapacaktı.
Bu nedenle de beşeri bilimlerin dört Anadolu'nu yansıtan fresklerle süslenmesi gerekiyordu.
İşte Atina Okulu da bu fresklerden bir tanesi.
Rafael bu oda için felsefe, teoloji, hukuk ve şiiri temsil eden görseller tasarladı.
Atina Okulu Freski'nde de felsefeyi görüyoruz.
Bu freskin tam karşısında da Kutsal Sakrament'in Tartışması isimli başka bir fresk bulunuyor ve teolojiyi temsil ediyor.
Odanın diğer duvarlarında ise The Parnassus ve Kardinaller ve Teolojiciler Erdemliği isimli şiir ve hukuk alanını temsil eden freskler bulunuyor.
Atina okulunun teması Antik Yunan felsefesine ve düşüncesine büyük bir övgün niteliği taşıyor aslında.
Rönesans eserlerini incelediğim diğer birçok bölümde bahsettiğim gibi bu dönem Antik Çağ'ın bilgeliğine duyulan Çok büyük bir ilgili şekillenmişti.
Platon, Aristoteles, Pisagor, Öklit gibi antik filozoflar ve bilim insanları Rönesans humanistlerinin gerçekten hayranlık duyduğu figürlerdi.
Rafael de antik Yunan'ın bu bilge kişilerini Roma'nın entelektüel ve dini merkezi olan Vatikan'da yeniden hayata getirdi.
Peki Rafael bu freski tasarlarken nereden ilham aldı?
Floransa'ya taşındığında Rönesans'ın merkezine düştüğünden bahsetmiştim.
Burada geçirdiği dönemde de Da Vinci'nin ve Michelangelo'nun çalışmalarını analiz etme fırsatı buluyor.
Ve bu sanatçılardan tabii ki büyük ölçüde ilham alıyor.
Özellikle Da Vinci'nin kompozisyonlarındaki düzen ve figürlerin ifadelerindeki derinlik, Raphael'in Atina okulundaki grup kompozisyonlarını önemli ölçüde etkiliyor.
Aynı şekilde Michelangelo'nun o dramatik ve güçlü figür çizimleri, Raphael'in karakterlerini daha canlı ve dinamik hale getirmesine katkı sağlıyor.
Raphael bu iki dev sanatçının tarzlarını aslında kendi...
zarif ve dengeli çizgileriyle birleştiriyor ve Atina Okulu'nun eşsiz bir sanat eseri olmasını sağlıyor.
Üstelik ilham kaynağı sadece bu sanatçılar da değil, Vatikan'da çalışan ünlü mimar Donato Bramante'nin Aziz Petrus Bazilikası'nı inşa ederken kullandığı o antik Roma mimarisi etkilerinden ilham
alıyor. Oradaki duvarları tasarlarken.
Atina okulunun mimari yapısındaki büyük tonozlar ve sütunlar işte Roma'nın antik mimarisine benziyor.
Ve Rafael'in figürlerine hem fiziksel hem de entelektüel bir derinlik kazandırıyor.
Bu sanatçılar elbette tekniksel olarak onun ilham kaynağıydı.
Ancak en büyük ilham kaynağı Rönesans Hümanizmi'ydi.
Rönesans Hümanizmi insan aklını ve bilgiyi yücelten bir akım biliyorsunuz ki.
Atina okulu da bu hümanist düşüncenin sanattaki en güçlü ifadelerinden...
Hatta belki de en güçlüsü.
Fresc'imiz felsefi düşüncenin doruk noktası olan Platon ve Aristoteles'i merkeze alırken çevredeki diğer bütün büyük düşünürler ile insan bilgisinin genişliğini ve derinliğini bizlere yansıtıyor.
Bu eserde sadece antik felsefeyi değil aynı zamanda Rönesans'ın entelektüel özgürlüğünü ve bilgiye olan tutkusunu da...
vurguladığını görüyoruz Rafael'in.
Aynı zamanda buradaki her figürü karakteristik duruşlarıyla, jestleriyle ve sembolleriyle detaylı bir şekilde tasvir ediyor.
Ve onların felsefi ve bilimsel düşüncelerini sanat yoluyla bizlere anlatıyor.
Şimdi gelelim en sevdiğim yere.
Peki bu freskte hangi ünlü filozoflar ve bilim insanları var?
Freskimizin tam merkezinde...
Platon ve Aristoteles yer alıyor.
Arka plandaki mimari yapıların üstlerinde sol tarafta Apollo, sağ tarafta ise Athena heykeli var.
Apollo'nun olduğu tarafta yani kompozisyonun sol tarafında Socrates, Pisagor, Zenon, Epikür, İbn-i Rüşd, Hipatia, Anaximandros, Anaximenes, Parmenides
ve Michelangelo'ya benzetilmiş olan Herakleitos yer alıyor.
Athena'nın olduğu kompozisyonun sağ tarafında ise Diyojen, Öklit, Zoroaster, Platinus, Batlamyus ve Rafael'in kendisi yer alıyor.
Peki biz Fresca baktığımız zaman bu figürlerin hepsini birbirlerinden nasıl ayırt edebiliriz?
Tabii ki sembolik ve alegorik anlamlarıyla.
Platon'dan başlayalım.
Kendisi Aristoteles'in öğretmeni olduğu için tabii ki daha yaşta tasvir edilmiş.
Aynı zamanda yüzü Leonardo da Vinci'ye andırıyor.
Hatta andırmıyor. Rafael...
Da Vinci'ye olan hayranlığını yansıtmak için bilerek onu model olarak kullanıyor.
Platon burada bir eliyle gökyüzünü işaret ediyor.
Ve diğer elinde de kendi kitaplarından biri olan Timaüs'ü tutuyor.
Yukarıyı işaret etmesi onun aslında metafizik anlayışını temsil ediyor.
Bu arada kanalımda bir Platon bölümü var.
Orada kendisinin felsefi anlayışından da bahsetmiştim hatta.
Platon'a göre gerçeklik...
duyularımızla algıladığımız fiziksel dünyada değil, maddi dünyanın ötesinde var olan idealar dünyasındadır.
Ve bu dünyadaki nesneler, gerçekliğin tam yansıması değil, sadece kusurlu olan kopyalarıdır ona göre.
Onun hemen yanındaki Aristoteles'e bakacak olursak onun da aynı şekilde elinde en ünlü eser olan Nikomakosa Etik'i tuttuğunu ve diğer eliyle de aşağıya işaret ettiğini görürüz.
Nikomakosa Etik ya da kısaca Etik kitabı onun ahlak felsefesini ve etik ile erdem arasındaki ilişkiyi inceleyen oldukça önemli bir eseri.
Platon'un tam tersine elinin aşağıya göstermesi dünyevi olana bir göndermedir.
Yani gerçekliğin idealar dünyasında değil içinde yaşadığımız duyularımızla algılanan fiziksel dünyada olduğunu savunur.
Ona göre nesneler hem maddeden hem de formdan oluşur ve bu dünyadaki varlıklar kendi içlerinde hem maddenin hem de formun Bilgi ve gerçeklik bizim yaşadığımız fiziksel
dünyadadır. Platon'un hemen yan tarafında bir grup insanla tartışan yeşil elbiseli bir figür görüyoruz.
Bu da Sokrates'tir.
Sokrates biliyorsunuz ki diyalektik denilen, kendine özgü sorgulayıcı tarzı ve felsefi diyaloğa dayalı öğretileriyle tanınan bir filozof.
Öğrencilerine ve çevresindekilere sorular sorarak onların düşüncelerindeki çelişkileri ortaya çıkartmaya çalışıyor ve bu şekilde de bilgiye ulaşmayı amaçlıyor.
Fresk'te de çevresindekilerle...
tartışırken gösterilmesi onun bu sürekli sorgulayan ve düşünceleri derinlemesine irdeleyen tarzını yansıtıyor.
Kompozisyonun hemen önünde merdivenlerde tek başına böyle rahat bir şekilde yayılmış bir adam görüyoruz.
Bu da Diyojen'dir.
Rahat ve umursamaz duruşu onun kinik felsefesini simgeliyor aslında.
Diyojen kinik felsefesinin en ünlü temsilcisi.
doğaya uygun, sade bir yaşam sürmeyi ve toplumsal normların yanıltıcı olduğunu savunan bir felsefe bu.
Lüks yaşam insanın mutluluğu için gerekli değildir ona göre.
Bu yüzden Atina sokaklarında basit bir yaşam sürdüğü ve toplumun geleneksel kurallarına karşı çıktığı söylenir hep.
Hatta onun bir fıçıda yaşadığı ve materyalist dünyaya tamamen sırt çevirdiği de söylenir.
Hatta meşhur bir anekdot da vardır onunla ilgili.
Bir gün Büyük İskender ona gelip ne istediğini sorar.
Diyojan ise ''Gölge etme yeter, başka ihsan istemem.'' cevabını verir.
Bu anekdot onun otoriteye karşı bile kayıtsız kaldığını temsil ediyor.
Bu freskte de onun umursamaz tavrı, çevresindekilere olan ilgisizliği ve yalnızlığıyla simgelenmiş.
Diogen'in hemen sol tarafında, merdivenlerin en önünde, yine yalnız başına oturan, elini böyle çenesine dayamış ve kağıda bir şeyler yazan bir figür görüyoruz.
Kendisi Herakleitos'tur ve Rafael...
Bu figür için Michelangelo'yu model almıştır.
Bu figürde biraz melankolik bir hava da var, derin düşüncelere dalmış bir halde.
Onun bu hali aslında evrensel değişimi anlama çabasını ve bireysel felsefi içe dönüşü yansıtıyor.
Onun felsefesindeki yani Herakleitos'un felsefesindeki en önemli ilke Pantarei yani her şey akar.
Ona göre evrendeki her şey sürekli bir akış ve değişim içindedir.
Fiziksel dünya sabit olmayan bir akışa tabidir ve hiçbir şey aynı kalmaz.
Bu görüş de değişimin evrensel bir yasa olduğunu vurguluyor.
Fresk'te de Herakleitos'un içine kapanık ve derin düşüncelerle gösterilmesi bu sürekli değişimi anlamaya çalışan düşüncelerini simgeliyor.
Melankolik olarak yansıtılması da onun ağlayan filozof olarak bilinmesinden kaynaklanıyor.
Çünkü insanlık durumunu ve sürekli değişen evrenin zorluklarını anlamaya çalıştıkça daha da içe dönük ve melankolik bir bakış açısına sahip olmuştur Herakleitos.
Leitos. Rafael'in bunu Michelangelo'ya benzetmese de onların ruh halleri arasındaki paralelliğini vurguluyor.
Çünkü Michelangelo da aynı şekilde derin düşüncelere ve melankoliye sahip bir sanatçı.
Onun hemen arkasında Parmenides'i görüyoruz.
Elinde bir kitap var ve oradan karşısındaki figüre bir şey gösteriyor gibi.
Parmenides, varlığın birliği ve değişimin imkansızlığı üzerine kurulu felsefesiyle tanınıyor.
Ona göre varlık tektir ve değişmezdir.
Varlık ne doğar ne de yok olur.
Hep aynı kalır. Değişim ve çokluk sadece birer yanılsamadır.
Fiziksel dünyanın sürekli değişen yapısı aslında duyularımızın bize oynadığı bir oyundur.
Gerçekte varlık değişmeden sabit bir şekilde kalır.
Yani Herakleitos'un her şey değişir felsefesinin tam tersini görüyoruz onda.
Parmenides değişimin imkansız olduğunu savunur.
Çünkü ona göre bu bir yanılsamadır.
Gerçek varlık değişmez.
Parmenides'in yanında yazı yazan bir figür görüyoruz.
Kompozisyonumuzun hemen ön kısmında bulunuyor.
Kendisi Pisagor'dur.
Pisagor burada diz çökmüş bir şekilde yazı yazarken Bir grup öğrenciye matematiksel teorilerini açıklarken gösterilmiştir.
Yanında müzik ve matematiği simgeleyen çizimler ve kitap bulunur.
Kendisi biliyorsunuz ki matematiksel düzenin evrenin temelini oluşturduğunu savunur ve bu anlayışı hem sayıların hem de müziğin doğasıyla birleştirir.
Onun felsefesinde sayılar evrenin temel yapısıdır.
Evrendeki her şey sayıların düzeniyle yönetilir.
Sayıların sadece matematiksel değerler olmadığını, aynı zamanda doğadaki düzenin birer yansıması olduğunu savunur.
Onun bir diğer önemli öğretisi de müzik ve sayısal düzen arasındaki ilişki.
Ona göre müzik evrensel bir uyumu ve düzeni ifade ediyor.
Yani müzikten kastı aslında müzik notaları.
Örneğin müzik notaları arasındaki uyumlu oranlarda o sayıların harmonisi ile ilişkili.
Pisagor'un hemen iki yanında da Anaximandros ve Anaximenes var.
Kendileri geleneksel batı dünyasının ilk filozofları olarak kabul edilen Miletos'ta üç filozoftan ikisi.
Diğeri de zaten Anaxagoras.
Evrenin kökenini ve yapısını sorgulayan ilk filozoflar arasında yer alıyor bunlar.
Zaten doğa filozofları olarak biliyoruz kendilerini.
Anaximan Rus deyince aklımıza ona dair tek bir kavram geliyor.
O da apeiron kavramı.
Sınırsız ve sonsuz olan anlamına geliyor.
Çünkü ona göre evrendeki her şey bir apeirondan yani bir sonsuzluktan türemiştir.
Doğmak birlik olmaktır.
Ölmek ise her şeyin ilkesine dönmektir.
Ve dünyanın tanıdığı ya da tanıyacağı bütün varlıklar sonsuz sayıda olmuş ve olacaklardır.
Bu arada Anaximandros'un bu kavramı Platon'un idealar dünyasına giden yolunu açmıştır.
Ayrıca Anaximandros evrenin yapısını ve oluşumu...
hakkındaki ilk sistematik yani kozmolojik teorilerden birini ortaya koyar.
Ona göre gök cisimleri dünyadan belirli uzaklıklarda hareket eden çemberler üzerinde bulunur.
Fresc'te de yazı yazarken gösterilmesi yani hemen Parmenides'in yanında bu felsefi kavrayışını ve doğanın kurallarını sistematik bir şekilde araştırmasını temsil eder.
Gelelim Anaximenes'e.
Kendisi Pisagor'un arka tarafında yer alır ve elinde bir yazı tahtası tutarken tasvir edilir.
Onun felsefesine bakacak olursak En temel maddesini hava oluşturur.
Yani evrenin en temel maddesini hava oluşturur.
Ona göre hava seyredip yoğunlaşarak evrendeki tüm maddeleri oluşturur ve evrenin yapı taşıdır.
Ve tüm varlıklar bu hava sayesinde var olur.
Anaximandrus'un hemen arkasında İbn-i Rüşd'ü görürüz.
başında sarıkla İslam dünyasından gelen bir entelektüel olarak tasvir edilmiştir.
Bu sarık da zaten ona göndermedir.
Kendisi özellikle Aristoteles'in eserlerine yaptığı yorumlarla tanınan bir filozof.
Hatta Batı dünyasında Aristoteles'in yorumcusu olarak biliniyor.
Aslında Batı dünyası onun sayesinde Aristoteles'i tanımıştır desek yanılmayız.
Onun felsefesini İslam dünyasında yeniden canlandırmış ve bu düşünceleri de Batı'ya aktarmış.
Zaten onun bu felsefteki varlığı da Aristoteles felsefesinin Orta Çağ'da İslam dünyası aracılığıyla batıya taşınmasını simgeliyor.
Tabii kendisi sadece bir filozof değil, aynı zamanda önemli bir hekim, hukukçu ve bilim insanı aynı zamanda.
Zaten tıp alanında yazdığı eserler Avrupa'daki üniversitelerde yüzyıllarca okutulmuş.
İbn-i Rüşt'ün hemen arkasında da Epikür'ü görürüz.
Bir sütunun üzerinde elinde bir kitapla tasvir edilmiştir.
Başında hatta yeşil bir çelenk vardır.
Çelenk onun bilgelik ve mutluluğa ulaşma arayışını simgeler burada.
Kendisi bildiğiniz gibi haz ve mutluluğu yaşamın amacı olarak gören bir hedonist.
Ona göre insan... Tabiatı itibariyle acıdan, üzüntüden, kaygıdan kaçıp neşe ve haz peşinde koşmalıdır.
Bu yüzden bireyin temel amacı da mutluluk ve hazda ulaşmaktır.
Ancak onun haz anlayışı sıradan veya fiziksel haz değildir tabii ki.
Akıl ve ruhsal huzura dayalı bir hazdır.
Çünkü o bedensel hazların geçici olduğunu ancak zihinsel olanın da kalıcı bir oluk sağlayacağını savunur.
Fakat maalesef kendi yaşadığı çağda bu felsefesi oldukça yanlış anlaşılmış ve bedensel haz olarak...
algılanmıştır. Onun hemen arka tarafında da ele alı Zenon'u görürüz.
Kendisi Parmenides'in öğrencisidir ve paradokslarla ünlü bir filozoftur.
Örneğin Aşil ve Kaplumbağa adında çok ünlü bir paradoksu vardır.
Bu paradoksta hareketin mantıksal olarak imkansız olduğunu savunur.
Ve bunu kullanarak hareketin ve değişimin bir yanılsama olduğunu göstermek ister bizlere.
Peki nasıl bir paradoks bu?
Aşil çok hızlı bir koşucudur.
Kaplumbağa ise bildiğiniz gibi oldukça yavaş hareket eder.
İkisi bir yarışa girer ve Kaplumbağa'ya bir...
başlangıç avantajı verilir.
Örneğin kaplumbağa Aşil'den 100 metre önde yarışa başlar.
Aşil hızla kaplumbağa yaklaşmaya başlar.
Ancak Zenon'a göre Aşil'in kaplumbağayı yakalaması mantıksal olarak imkansızdır.
Çünkü her ne kadar Aşil çok hızlı koşsa da her adımda kaplumbağanın bulunduğu yere ulaşmadan önce kaplumbağa biraz daha ileriye gitmiş olacaktır.
Eda beynimiz yandı diyenler için paradoksu hemen açıklayalım.
Şimdi kaplumbağa yarışa 100 metre ileride başlıyorsa...
Aşil ilk olarak kaplumbağanın başladığı o 100 metrelik mesafeyi koşar öyle değil mi?
Ancak... Bu sırada kaplumbağa biraz daha ileriye gider.
Örneğin 10 metre daha. Ardından Aşil kaplumbağanın bu yeni yerini yakalamak için tekrar koşar.
Fakat kaplumbağa yine biraz daha ilerler.
Bu süreç böyle sonsuza kadar devam eder.
Aşil kaplumbağaya ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın kaplumbağa her seferinde biraz daha ileri gidecektir.
Dolayısıyla Aşil onu tam olarak yakalayamaz.
Zenon'un bu paradoksa anlatmak istediği şey aslında sonsuz bölünebilirlik kavramıdır.
Yani mesafeyi sürekli olarak daha küçük parçalara böldüğünüzde bu parçalar sonsuza kadar küçülür ve tükenmez.
Aslında çok güzel bir paradokstur bu.
Evet beynimizi yakmadıysak kompozisyonumuzun sağ tarafına geçelim.
En önde yere eğilip bir şeyler çizen bir figür görürüz.
Kendisi Öklit'tir. Diş çökmüş, bir grup öğrenciye pergel yardımıyla geometrik şekiller gösterirken tasvir edilmiştir.
Aslında bu tasvir onu geometriyi öğretme rolünü ve bilimsel çalışmalardaki sistematik yaklaşımını simgeliyor.
Euclid biliyorsunuz ki geometrinin babası olarak biliniyor.
Elementler adlı eseri antik çağdan rönesansa kadar matematiksel düşüncenin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.
Buradaki yüz hatları da ünlü mimar Bramante'yi andıracak şekilde çizilmiştir.
Rafael'in bu tercihi mimari ve matematik...
birbirine olan yakın bağını vurguluyor.
Onun hemen arkasında da Batlamyus'u görürüz.
Tabii biz onu putelemayos olarak da biliyoruz.
Rafael onu elinde bir dünya küresi tutar halde tasvir etmiştir.
Batlamyus geç İskenderiye döneminde yani M.S.
2. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ünlü bir bilim insanıdır.
Maalesef hayatı hakkında hemen hemen hiçbir bilgi yok.
Ancak yazdığı kitaplar sayesinde bilim alanındaki çalışmalarını görebiliyoruz.
Kendisi yer merkezli evren modelini savunan ilk bilim insanlarındandır.
Aslında bu modeli ilk geliştiren filozof Aristoteles.
Ancak... Batlamyus onu daha da geliştirerek detaylandırıyor ve modele son halini veriyor.
Yer merkezli evren modeli daha doğrusu dünya merkezli güneş sistemi modeli biliyorsunuz ki evrenin merkezinde dünyanın sabit bir şekilde durduğunu ve tüm gezegenlerin güneşin ve yıldızların dünyanın
etrafında döndüğünü savunan bir modeldir.
Geosentrik model olarak da bilinir hatta ve bu model Kopernik'in güneş merkezli modeline dek Batı ve İslam dünyalarında yeterli bir model olarak kabul ediliyordu.
Tabi sonrasında Kopernik, Batlamyus'un bu savunduğu modele karşı çıktı ve evrenin merkezinde güneşin yer aldığı güneş merkezli evren modelini ortaya koydu.
Heliosentrik model olarak da biliyoruz zaten bunu.
Batlamyus'un tam karşısında Zoroaster'i görürüz.
Yani Zerdüstü.
Tıpkı Batlamyus gibi onun da elinde bir küre var.
Peki kim bu Zerdüşt?
Kendisi antik dünyanın dini liderlerinden biri.
Özellikle Zerdüştlük dininin kurucusu olarak biliniyor.
Antik dönemde Zerdüşt'ün astrolojik bilgelik ve gök cisimlerinin hareketleriyle bağlantılı olduğuna inanılırdı.
Zerdüştlükte de yıldızlar ve gezegenler ilahi düzenin göstergeleri olarak kabul edilirdi.
Elindeki küre de gök cisimlerinin hareketlerini ve evrenin düzenini anlamaya yönelik astrolojik bilgiyi sembolize ediyor diyebiliriz.
Zerdüştlük inancında evrenin düzeni, Ahura Mazda tarafından yaratılan iyilikle şekilleniyor.
Zoroastar'da yani Zerdüş'te bu Ahura Mazda tarafından seçilmiş bir peygamber olarak kabul ediliyor.
Ve onun öğretileri insanları iyilik ve kötülük arasındaki savaşta doğru yolu...
bulmaya yönlendiriyor. Yani böyle bir inançları var.
Zerdüşlükte iyilik ve düzen, kozmik anlamda evrendeki her şeyi denge tutan bir güç olarak kabul edilir.
Zerdüşler evrenin yalnızca fiziksel bir yapıya sahip olmadığını, aynı zamanda ilahi ve manevi bir düzenin de bir parçası olduğunu savunuyor.
Onlara göre bu düzen hem fiziksel hem de ruhsal dünyayı kapsıyor.
Onların ilahi bilgisi yalnızca dini bir anlayışla değil, aynı zamanda evrenin anlama çabasıyla da ilişkili.
Yani farklı bir Zardust'un hemen arkasında yani Platon ile Ariston'un aynı hizasında bulunan Plotinos'u görürüz.
Üzerinde kiremit rengi bir cübbe var hatta ve tek başına duruyor gibi yansıtılmış.
Kendisi Neoplatonizm yani yeni Platonculuk akımının kurdusu olarak biliniyor.
Bu akım aslında antik çağın sonuna doğru egemen olmaya başlıyor.
Platon'un felsefesinin yeniden yorumlanması olarak düşünebilirsiniz.
Çünkü Platinos, Platon'un idealar teorisine temel alarak onu geliştirip birlik, emanasyon ve mistik yükseliş gibi kavramlarla zenginleştiriyor.
Platon neyi savunuyordu?
Fiziksel dünyanın bir yansıma olduğunu ve asıl gerçekliği...
İdealar dünyasında bulunduğunu savunuyor da öyle değil mi?
İşte Platinoz bu görüşü daha da geliştiriyor ve Platon'un metafiziksel düşüncelerini bir tür mistik öğretiye dönüştürüyor.
Örneğin birlik kavramını ele alalım.
Neoplatonculuğun temelinde birlik her şeyin kaynağı olarak görülüyor ve tüm varoluş ondan, onun sayesinde ve bir akış yoluyla yani bir taşıma, bir emanasyon yoluyla ortaya çıkıyor.
Onlara göre birlik, mutlak, saf varlık ve sonsuz gerçeklik.
Bu kavrama göre de evren tek bir ilke tarafından yönetiliyor.
Her şey bu ilkeden kaynaklanıyor ve ruhun nihai hedefinin birliğe geri dönmek olduğu bir metafizik anlayış savunuluyor.
Onların felsefesi Antik Yunan felsefesinden doğum istisnizmine kadar birçok farklı düşünceyi birleştiriyor bu arada ve evrenin manevi bir gerçeklik tarafından yönetildiği anlayışını savunuyor.
Ve son olarak Batlamyus ile Zerdüşt'ün hemen yanında bize doğru bakan böyle minik bir figürün kafasını görüyoruz.
İşte bu figür de Rafael'in tam kendisi.
Rafael burada kendisini felsefi ve entelektüel geleneğin bir parçası olarak göstermek istemiş belli ki.
Kendisini eserin içerisine dahil etmesi, onun sadece bir zanaatkar olmadığını aynı zamanda entelektüel bir figür de olduğunu ifade eder.
Nitekim bu durum Rönesans'ın humanist düşüncesiyle de uyumludur.
Çünkü Rönesans sanatçıları sanatın da bilgi ürettiğini ve felsefi düşünceyi ifade etme aracı olduğunu düşünürlerdi.
Rafael sanatçının sadece bir zanaatkar değil, aynı zamanda bir düşünür ve entelektüel olduğunu da savunmak ister gibidir.
Kendini tasvir etmesi, sanat, bilim ve felsefenin birbirleriyle olan ilişkisini ve sanatçının bu alanlardaki önemini simgeler.
arkadaşlar uzun uzun anlattığımız, detaylıca incelediğimiz bu freskin Rönesans dönemi için ne kadar önemli hatta tüm dünya tarihi için ne kadar önemli olduğunu sanırım anlamışızdır.
Fresk zaten Rönesans humanizmiyle doğrudan ilişkili.
Perspektif ve mükemmel semetre kullanımıyla Rönesans sanatındaki kompozisyon tekniklerinin zirvesini temsil ettiğini söyleyebiliriz.
Yine aynı perspektif kullanımını hatta son akşam yemeğinde de görürüz ama tabii ki Rafael bu Tekniği daha da çeşitlendirmiştir.
Zaten bu teknikler sonraki sanatçılar üzerinde çok büyük bir etki bırakmıştır.
Aynı şekilde benim de öyle. Fresk de aynı zamanda hem Da Vinci hem de Michelangelo gibi sanatçıları dahil etmesi, kendini dahil etmesi, sanatçıların da artık entelektüel figürler olarak kabul edilmeye başladığını gösterir.
Felsefi düşünce ve bilimsel bilgi arasında bir köprü oluşturur aslında.
Rönesans da bilimin ve felsefenin birlikte ele alındığı entelektüel hareketleri desteklemiş ve bilim insanları ile filozofların bu çevrelerde yeniden saygı görmesine olanak sağlamıştır.
Modern bilimsel düşüncenin temelini...
oluşturan bir birleşimi sembolize etmiş aslında.
Sanat tarihinin en ünlü eserlerinden biri olarak da birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur.
Rönesans'ın ideal insanını ve sanatını yüceltmesi, sonraki dönemlerde de freskin sanatsal etkisini korumasına neden olmuştur.
Nitekim ben bu freske baktığımda sanatın felsefi ve entelektüel gücünü hissedebiliyorum açıkçası.
Umarım bu bölümden sonra sizler de benim gibi hissedersiniz.
Sanatı, bilimi ve felsefeyi bir araya getirerek kendi döneminin ruhunu ve estetik anlayışını bugüne kadar taşıyan çok önemli bir miras kendisi.
Eda bu eser bize ne anlatıyor dediğiniz bir sanat eseri varsa bana Instagram'dan yazın.
Onu sizler için anlatayım. Tabii ki beni takip etmeyi de unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşene dek kendinize güzel bakın.
Sanatla kalın. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
