
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Başlıktan da anlayacağınız üzere bu akımda her şey geometrik! Kübizmin nasıl başladığından tutun da özelliklerinin ne olduğuna kadar hepsini sizler için anlattım.
İnstagram Adresim: belleginlambasipodcast
Transkript
Sanatçı kuralları yıkan, 20.
yüzyıl sanatında devrim yaratan bu akımı bu bölümde yakından inceleyeceğiz.
Beyliği Lambası'na hoş geldiniz.
Ben Eda. Hazırsanız hadi başlayalım.
1908 yılının Paris'ine gidiyoruz.
Pablo Picasso ile George Bracken öncülüğünde gelişen bir sanat akımı olan kübizmin nasıl ortaya çıktığına bakalım önce.
Kübizm arkadaşlar 20.
yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir sanat akımıdır.
Temsile dayalı sanat anlayışından saparak devrim yapmış bir akımdır.
Temsile dayalı derken ne demek istiyorum?
Empresyonizm bölümünü dinleyenler hatırlar belki.
Empresyonizmde sanatçılar akademik sanat anlayışından uzaklaşarak doğanın ve nesnelerin temsilleri yani görünüşlerini resmetmişlerdi.
da gördüğü görünümleri olduğu gibi resmederlerdi.
Kübizm'de bu böyle olmadı.
Sanatçılar gördükleri şeyleri geometrik formlar aracılığıyla bölerek, parçaları ayırarak veya farklı açıdan yeniden bir araya getirerek karakterize ettiler.
Zaten emperasyonizm akımında bir tepki olarak ortaya çıktı.
Hatta emperasyonistlerin gelip geçici tasvirlerden ibaret olduklarını eleştirirler hep.
Peki neden kübizm adı.
Basitçe küplerden geliyor aslında.
Louis Wassas adında bir sanat eleştirmeni kübizmin babası diyebileceğimiz ressamlardan George Bracken tablosunu gördüğünde tablo için küplerden oluşan bileşimler, kübik acayipler demişti.
Ve yayınladığı makalesinde de bu usluba kübizm adını vermişti.
Böylelikle bu ad sanat tarihinde yerine Ama şöyle de bir bilgi var ki akımın isim babası bir rivayete göre Henry Matisse'dir.
Henry Matisse'i bileniniz vardır belki.
Fovizm akımının en önemli sanatçısıdır.
Resimleri hep öyle rengarenktir.
Hatta dans eden kadın figürlerinden oluşan bir tablosu var ve bu tablosu ile bilinir genelde.
Henry Matisse, 1908 yılının sonbaharında Sonbahar Salonu adlı bir serginin jürisinde yer alır.
O dönem sergiler kapalı salonlarda galeri mantığıyla sergilendiği için salon adıyla bilinir bu arada.
Matisse bu sergide George Bracken eserlerini görünce onları böyle küçük acayip küplere benzetmiştir.
Louis Vossels'ın da bu benzetmeden yola çıkarak bu ismi koyduğu bilinir.
Yani böyle de bir rivayet var.
Kökleri 1901 yılında Paul Cezanne'ın doğa biçimlerindeki geometrik altyapıyı kullandığı resimlere uzanıyor.
Empresyonizmde duyuların ön planda olduğu bir yaklaşım olduğunu belirtmiştik.
Kübizmde ise aklı ön plana çıkaran bir yaklaşım söz konusudur.
Kübistler yani kübist sanatçılar Cezanne'ın doğayı geometrik biçimler olarak görmesinden yola çıkarak yeni denemeler yapmaya başlarlar.
Cezanne için amaç doğayı ve nesneleri duyusal görünüşlerinden soymak yani olduğu gibi resmetmekten uzaklaşmaktır.
böyle daha biçimsel ve geometrik formlar kazandırmaktır.
Cezanne'ın bu yaklaşımı da Picasso ve Burek oldukça derinden etkilemiştir tabii ki.
Evrendeki her şey soyut ve geometrik bir varlık olarak görülür onlar için.
Bu yüzden nesneleri göründükleri gibi değil, düşündükleri gibi kavrarlar.
Birinci Dünya Savaşı'ndan biraz önceki dönemin ruhuna uygun olan nesnenin parçalanıp tekrar edilişini görürüz ki bizim de.
Resimlerde alışılmış olan temsile dayalı düzenin kaybolduğunu, biçimlerin bozulup, yeniden kurulup, yerine yeni bir düzen getirdiklerini görürüz.
O dönemde Avrupa'da empresyonizm, fovizm, ekspresyonizm gibi sanat takımları meşhurdu.
Ancak modern sanatın ışığın geçici etkilerini resmetmek olan empresyonistlerden pek de hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı gümbür gümbür geliyordu.
Bu genç ressamlar dış dünyanın nesneleri sadece göründükleri yanıyla değil görünmeyen tüm yanlarının da ele alınması gerektiğini düşünüyordu.
Empresyonizme egemen olan görme duygusu yerine aklın ve yeniden yaratımın ön plana çıkmasını istiyorlardı.
Tablolarını, görünen dünyayı resmetmenin ötesine taşımak istiyorlardı.
Onu sağlam bir fikre, bir temeli oturtmak istiyorlardı.
Bir taklit sanatı değil, bir tasarım sanatı üretmek istiyorlardı.
Bu isteklerini gerçekleştirmek için de kollarını sıvadılar.
Dikkat burada bir siyasi gönderme mevcut.
Ve tablolarının başlarına geçip var gücüyle çalışmaya başladılar.
Sandıklarını terk etmediler.
Şair ve eleştirmen Guillaume Apollinaire 1911 yılında yazdığı bir makalede fırça darbelerine alışık olan izleyici için kübizmin devrim niteliğinde bir sanat akımı olduğunu, bir şeyi yalnızca
küp küp resmetmek demek olmadığını vurgulamıştır.
Ona göre kübizm kizgiye ve biçime odaklanarak yepyeni bir görsel dil yaratmıştır.
Ayrıca Einstein'ın göreceli kuramı ve atomun parçalanmasının kübizmin geometrik formlarına ve görsel diline etki ettiği de iddia edildiği söylenir ama Picasso kübizmin resim dışında bir şeye ilgisi olmadığını söylemiştir.
Peki bu akım nasıl ortaya çıktı?
Öyle birdenbire değil tabii bahsettiğim gibi ama elbette bu akımı başlatan bir eser vardır arkadaşlar.
Picasso'nun 1907 yılında yaptığı Avignonlu Kızlar Tavrı.
Bu tablo kübizmin temellerinin atıldığı bir yapıt olarak kabul edilir.
Modern sanat tarihinin bir açılış sayfası olarak da kabul edilir.
Picasso ile birlikte kübizmin temellerini atan George Braque'ı bile affallattığı söylenilen bir resimdir bu.
Peki neden bu kadar önemli bu resim ve neden kübizmi başlattı?
Bu resmin en büyük özelliği estetik güzelliğin ne olduğuna ilişkin alışıla gelmiş kalıpları yıkması, güzel ile çirkin arasındaki geleneksel ayrımları yok etmesi, kendi koyan
bir tavır taşımasıdır.
Bu yüzden modern sanatın açılış sayfası olarak görülür.
Bu arada Avignon'un kızları tamamen kübist tarzı uygun bir resim değil aslında.
Sonraki yıllarda gelişen kübist estetiğinin çok uzağında bir renkselliğe ve dışa vurumculuğa sahip.
Hatta bazı sanat tarihçileri Picasso'nun bu resmi Afro-kübist döneminde yaptığını belirtir.
O zamanlar Picasso pek çok sanatçı gibi batılı kültürlere değil, daha böyle batılı olmayan kültürlerin işte Afrika gibi kültürlerin etnografik nesnelerine ilgi duymuştur.
Masklar gibi bu resimde de onları görürsünüz zaten.
Kendisi tabii ki bölümümüzün kapağındaki resim.
Kompozisyonu böyle kesik, zikzak ve kavisli çizgilerden oluşuyor ve perspektifle ilgili hiçbir şey yok bu resimde.
Figürler dahi böyle şematize bir biçimde resmedilmiştir.
Hem cepheden hem de profilden gösterilmiştir.
Zaten kübizmin amacı da bu.
Her açıdan nesnelerin görünüşü.
Ortadan kaldırılan bir diğer unsur da ön plan arka plan ayrımı yani ön plan ile arka plan arasındaki ayrımı yok etmiştir Picasso.
Üç boyutluluk efekti yerini iki boyutluluk izlenimine bırakmıştır.
Örneğin Mona Lisa'yı bir düşünün.
Arka planda bir manzara var ve bu manzaranın önünde de Mona Lisa olarak bildiğimiz bir kadın figürü var.
İşte burada üç boyutlu bir izlenim mevcut.
Ancak Avignon'un kızlarda arka plan ile ön plan tamamen iç içe geçmiş durumda.
Burada da iki boyutlu bir izlenim mevcut.
Bunu bu şekilde düşünebilirsiniz.
Ancak şöyle de bir olay var ki eş zamanlı olarak bir nesneyi tek bir açıdan değil birçok açıdan göstererek bir tür dördüncü boyut.
kavrayışı getirmiştir. 19.
yüzyıldan itibaren temsili gerçeklikten resimsel gerçekliğe uzanan yoldaki adımları hızlandırarak görsel bir devrim yaratmıştır.
Kübizm gerçekten arkadaşlar 20.
yüzyılda yeni bir resimsel değil, yeni bir görme biçimi, dünyayı temsil etmenin yeni bir yöntemi olarak dönemine damgasını vuran bir sanat akımı olmuştur.
Geleneksel perspektif kurallarına başvurmadan nasıl bir resimsel kurgu yapılabileceği sorusundan hareketle batı sanatının yüzlerce yıllık görsel temsili sistemini yerle bir etmiştir.
Bu yüzden devrimcileriz zaten.
Bu yüzden 20. yüzyılın en radikal sanat hareketlerinden biridir.
Peki nasıl özelliklere sahiptir bu kübiz makamı?
Daha önce dediğimiz gibi Doğan'ın emperasyonistler gibi betimlemeci değil, kavramsal bir yorumunu yansıtır kübistler.
Geleneksel tasvirler gibi resimsel yüzeyde...
üç boyutluluk yanılsaması yaratmak yerine resim yüzeyinin iki boyutluluğunu vurgulamış ama eş zamanlı olarak da bir nesneyi birçok açıdan el aldığını belirtmiştik.
Nesneleri sanki çevresinde dolaşıyormuş gibi böyle birkaç farklı bakış açısından örneğin cepheden, yandan alttan, üstten bakarak resmederler.
Aynı şekilde bir yüzü hem yandan hem de iki gözü görülecek biçimde çizerler.
Hani demişti ki emperasyonizme ters olarak duyuların değil aklın ön planda olduğu bir yaklaşım vardır diye.
İşte burada demek istediğim şey izleyiciye nesnenin birden fazla açıdan görünümünü sunar ve bir görünümü aklın tamamlamasına izin verir.
Perspektifi fazlasıyla zorlarlar.
George Braque yaptığı bir açıklamada perspektifle ilgili geleneksel perspektifin kendisini pek tatmin etmediğini, onun mekanik bir süreç olduğunu ve bunun her şeyi bütün olarak göstermeye yetmediğini ve bu durumun bir
sanatçının sanki hayatı boyunca bir görüntüyü profilden çizmesi gibi bir şey olduğunu dile getirmiştir.
Yani tek bir açıdan resmetmenin onu kısıtladığını net bir şekilde ifade etmiştir aslında.
Renkler onlar için pek önemli değildir.
Çok fazla renk de kullanabilirler.
Daha az soluk renklerde sanatçılar nesnelerin doğal renklerine bağlı kalmadan ya da doğal renklerine bağlı kalarak işte duygusal bir etki yaratmak için renkleri değiştirme özgürlüğüne sahip olmuşlardır zaten.
Bu arada kübizm iki ayrı döneme ayrılır arkadaşlar.
1908-1912 yılları arasında analistik kübizm, 1912-1914 yılları arasında da Sentetik kübizm kendini gösterir.
Peki nedir bunlar? Birbirinden farkı ne?
Çok anlaşılır bir fark var aslında.
Analitik kübizmde Picasso'yu bırak, nesneleri böyle optik bir şekilde parçalar ve bu parçalanmış nesnelerin farklı açılarını böyle keskin cam kırıkları gibi Üst üste bindirerek resmeder.
Renk tonları birbirine çok benzer ve çok da fazla renk kullanımına girmezler.
Böyle daha doğal renk tonları vardır, daha natural tonlar vardır.
Nesneleri de seçmek çok zorlaşır bu yüzden.
Ve resimde gerçek anlamda espasla karşılaşmak imkansızdır.
Espas da ne dediğinizi duyar gibiyim.
Espas arkadaşlar derinlik, boşluk, aralık gibi anlamları içeren bir kelimedir aslında.
Resimde kullanılan nesnelerin arasındaki boşlukla yaratılan bir derinlik algısı vardır.
Bu boşluğun da çizgi, şekil, form, renk gibi resim elemanlarıyla düzenlenmesi bir derinlik algısı oluşturur.
İşte resimde... nesneler ve formlar ve biçimler arasındaki boşluğa, derinlik algısına yani espas denir.
Sadece resimde değil, müzik gibi, sinema gibi birçok sanat disiplininde de vardır bu espas.
Analitik kübizmde de arkadaşlar bu boşlukları pek göremeyiz.
Dediğim gibi bütün formlar üst üste binmiş haldedir.
Hatta öyle ki bu dönemde Picasso ve Bracken resimleri neredeyse birbirinin aynasıdır.
Zaten kübizmde bu iki ressamın ortak iş birliğiyle geliştirdiği bir akımdır.
Bunu da unutmadan belirleyelim. Bu arada rahat kavramınız için iki ayrı dönemden eserleri karşılaştırma olarak Instagram'a ekleyeceğim.
Link açıklama kısmında mevcut.
Oradan bakabilirsiniz. Beni takip etmeyi de unutmayın.
Analitik kübizmde bilinen en ünlü eserler Picasso'nun 1910 yılında yaptığı mandolinli kız tablosu ve bu esere aşırı aşırı benzeyen yakın dostu George Braque'a ait olan 1910 tarihli
mandolin tablosu.
Yani bu iki tablo iki ayrı ressamın yaptığını bilmesek anlamayız.
O derece birbirine benziyorlar.
Hatta George... Burak Picasso'yla yakın arkadaşken birbirlerinin resimlerini ayıt etmekte zorlandığını bile söylemiş.
Gelelim sentetik kübizme.
Sentetik kübizmde ise kolaj devreye giriyor arkadaşlar.
Kumaşlar, kağıtlar, çeşitli atık malzemelerle Bu tekniğe başvuru oluyor.
Resme böyle gazete küpürleri, kutu ve bez gibi malzemeler yapıştırılıyor artık.
Hatta önce Burak, ardından Picasso'nun resimlerinde şablon harflere yer vermesi ve resimsel dokuyu zenginleştirmek için boyaya böyle kum, işte talaş gibi malzemeler katılıyor.
Bu malzemelerin katılmasıyla Santeti Kübizm dönemine geçiliyor.
Bu dönemin en ünlü eserleri yine müzik aletlerinin ele alındığı eserler.
Picasso'nun yine bir gitar kolajı var, kağıt parçalarından yaptığı.
Burak'ın da aynı şekilde...
Bu tarz kolajları var ve bolca tahta parçaları falan kullanıyor eserlerinde ve daha birçok malzemeyi kullanıyor.
Bunu böyle ayırt edebilirsiniz.
Analitik kübizm daha böyle cam kırığı gibi resimlerin üst üste bindiği, boşlukların olmadığı formlar, çizgiler, desenler.
Sentetik kübizm ise daha böyle kolajlara yer verilen eserler.
İki sanatçı da ilk kez geleneksel malzeme kullanımının dışına çıkmışlardı ve bu sanat için çok büyük bir devrimdi.
Altyazı M.K.
çok büyük bir adım olarak tarihe yazılmıştı.
Öyle ki onların bu sanatsal yaklaşımı gelecek dönem sanatlarına da bir temel oluşturmuş.
Örneğin daha önce anlattığım Dada akımına dinlemediyseniz mutlaka dinleyin derim.
Ve anlatacağım Popart'a bir temel oluşturmuştu ve daha birçok akıma.
Kübizm özünde resimsel bir akım aslında.
Ancak heykel sanatçıları da farklı yaklaşımlarıyla bu akıma dahil olmuşlardı.
Heykellerinde de tıpkı resimdekiler gibi böyle figürlerin hep parçalandığını ve yeniden bir araya getirmişlerdi.
Ve farklı atık malzeme kullanımlarıyla karşılaşırız.
Hatta özellikle Amerikalı bir sanatçı vardı.
Alexander Arşipenko adlı.
Bu sanatçı böyle Mısır sanatına ilgisi olan bir sanatçı.
Ve Mısır sanatına duyduğu ilgi de onu kübizme yaklaştırdı.
Çok garip bir şekilde. Ve heykellerini parçalayarak böyle kübist eserlere yer verdi.
Hani demiştik ya eserleri hep salon sergilerinde yer alırdı diye.
İşte bu yüzden o dönemdeki ressamlara salon kübistleri denirmiş arkadaşlar.
Paris'te ortaya çıkan bir yakın...
Ancak ressamlar daha sonra Paris dışındaki sergilerde de yerlerini her zaman için almıştı.
Picasso İspanya'dan Paris'e taşındıktan sonra bu akımı ortaya çıkarmıştır aslında.
Ve Picasso öylesine çok yönlü bir sanatçıymış ki arkadaşlar.
Yani kübizm ile bilinse de sadece kübist eserler yapmamıştır.
Birçok akıma ilham vermiş ve birçok akımdan da etkilenerek eserler üretmiştir.
Zaten Picasso ile ilgili daha detaylı bir bölüm gelecek mutlaka.
Kübizm için de analitik ve sentetik dönemler olduğunu söylüyor.
Ancak Orfik Kübizm ya da Orfizm adıyla bilinen dönemler de olmuştur.
Direkt Kübizm dönemidir denilemez ancak Kübizm'den etkilenen bir alt dönem olarak düşünebilirsiniz bunu.
Orfizm'de de daha böyle fütürizm görünümlü, renkli ve hareketli eserlere rastlarız.
Robert Delaney tarafından ortaya çıkartılmıştır bu yaklaşımda.
Çok etkili bir sanat anlayışına sahip olmasına rağmen çok kötü bir döneme denk gelmiştir Kübizm.
Çünkü Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir o sıralarda ve birçok ressam...
savaşa çağrıldığı için ve çoğu ya hayatını kaybettiği ya da iyi bir şekilde yaralandığı için doğal olarak resim sanatında kübizmin enerjisi yavaş yavaş sönmüştür diyebiliriz.
Ancak deneysel evresi sona ermiş olsa da ondan sonrasında doğan akımlarda kübizmin etkileri sürmeye hep devam etmiştir.
Geometrik ve soyutlamacı yaklaşımlar kübizmin temelleri üzerinden gelişerek modern sanatın dilinin başlıca biçimsel ifadesi olmuştur.
Pek çok kimse kübizmin aslında başka sonuçlar doğurmak için gerçekleştirilmiş bir deney yani bir tür geçiş sanatı olduğunu düşünür.
Kübizmi böyle algılayanlar onu anlamamış olanlardır.
Kübizm ne bir tohum ne bir fetüstür.
Kübizm esas olarak biçimlerle uğraşan bir sanattır ve bir biçim gerçekleştirildiğinde kendine özgü bir varoluşa sahiptir.
Geometrik biçimselliği olan mineral bir madde.
geçişsel amaçlar için değil ne ise o şekilde kalmak için oradadır ve hep kendi biçimine sahiptir.
Sanata evrim ve dönüşüm yasaları temelinde baktığımızda o zaman sanatın tümüyle geçişsel olduğunu itiraf etmemiz gerekir.
Oysa sanatta bu tür felsefi mutlakiyetler yoktur.
Eğer kübizm bir geçiş sanatıysa o zaman ondan çıkacak tek şey yine başka bir tür kübizm olacaktır demiştir Picasso.
Bu bölümü de ondan bir alıntıyla bitireyim dedim.
Bir sonraki bölümümüzde görüşmek üzere.
Arkadaşlar beni takip etmeyi unutmayın.
Kendinize güzel bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
