
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Performans Sanatı nedir? Ne değildir? Performans sanatının cesur sanatçılarından biri olan Marina Abramovic'i ve sanatını yakından tanıyalım.
Rhythm 0 / Ritim 0 Performansı için Tıklayın
Aşıklar Çin Seddinde Performansı için Tıklayın
Balkan Baroque Performansı için Tıklayın
• İnstagram: https://www.instagram.com/belleginlambasipodcast/
• Reklam ve İş birlikleri için: belleginlambasi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Yeni yılın ilk bölümüne hepiniz hoş geldiniz.
Umarım bu yıl her şey gönlümüzce olur.
Umarım bu yıl geçenki yılımızdan çok çok daha güzel olur.
Umarım bu yıl bütün hayallerimizin ve dileklerimizin gerçekleşebileceği sağlık, huzur, mutluluk ve ekonominin daha da iyileştiği bir yıl olur.
Nasıl yani bu seyirciler sanatçı istediğini yapabilir mi?
Kafasına silah mı dayamış?
Kendisini arabaya mı çivilemiş?
Seyirciler sanatçının kıyafetlerini mi kesmiş?
Performans sanatı da ne?
Bence tam bir saçmalık çünkü bir sanat eseri üretmiyor.
Sirk ucubeleri. Hepinizin aklından hemen hemen aynı düşüncenin geçtiğinin farkındayım.
Sanatta olaylar yaratan bu akımı ilk bölümde de bahsettiğim gibi biraz yakından inceleyelim istedim.
Çünkü bu anlayışa karşı günümüzde çok...
büyük bir önyargı ve bilinmezlik var.
Performans sanatı denildiğinde birçoğumuz bunu tiyatroyla bağdaştırıyor.
Ancak tiyatrodan oldukça farklı.
Nedir bunu bu denli farklı kılan?
Neden bu kadar olaylı bir sanat?
Neden sanatçılar toplum tarafından anlaşılmak için bir performans sergileme gereği duyuyor?
Ya da bir sanat üretimi yapmak için ne denli ileri gidiyorlar?
Bunları biraz tartışalım istiyorum.
Önce tarihteki yeriyle başlayalım.
Günümüzde popülerleşmiş gibi görünse de aslında oldukça eskiye dayanan.
Bir geçmişi var. Mantıksızlık ve sanatın her türlü düzeninin reddedilmesini temel görüş olarak benimseyen Dadaism akımı sayesinde ortaya çıkmıştır.
Dadaism sanatçılarının başında gelen Marcel Duchamp Fontaine yani Çeşme adlı eserini sergilediği zaman sanata çok büyük bir yenilik getirmiştir.
Bilmeyenler için özet geçmek gerekirse Duchamp bir pisuvarı alıyor ve üzerini imzalayarak onu sergilemek için galeriye koyuyor.
Yani hazır objenin yerini ve duruşunu değiştirerek de sanat eylemi yapılabileceğini kanıtlamış.
Ve sanatçı rastgele seçtiği nesneye yeni bir konum ve bunun sonucunda da yeni bir anlam kazandırmıştır.
Ve kavramsal sanatın ilk adımlarını böylelikle atmıştır.
Kanıtlamış diyorum çünkü bunun...
bir sanat eseri olduğu ile alakalı manifesto hazırlamıştı şamp.
Çok detaylı anlatmak istemiyorum çünkü dadaizm akımı ile alakalı detaylı bölüm gelecek.
Sanat malzemesi zamanla değişmeye başlamıştır ve insan bedeni sanat eserinin içerisinde yer alırken beden sanatı gündeme gelmiş ve beden sanat eserinin kendisi haline gelmiştir.
1950'lerden başlayarak Alan Kaprow ve Jim Dean gibi Amerikalı sanatçıların öncülüğünde gerçekleştirilen happeninglerle dikkat çekmeye başlasa da performans geçmişi 20.
yüzyılın ilk yarısında gelişen çeşitli avantgard akımlara uzanmaktadır.
Beden sanatı, happening, aksiyon gibi çeşitli başlıklar altında gündeme gelmiş olan bu akım, situasyonizm, fluxus, feminist sanat ya da arazi sanatı gibi farklı akımlar dahilinde de uygulanmıştır.
Stasyonizm ve fluxusla alakalı kısa bir not geçmek istiyorum.
Stasyonizm, durumculuk anlamına gelen bir sanat hareketidir.
Kendilerine pek sanat akımı denmesini kabul etmiyorlar.
Oldukça anarşik ögeler barındıran, devrimci bir sanat hareketidir.
Fransız Marksist bir filozof olan Guy Debord, Uluslararası Stasyonist Akımın Etkileri ve Örgütlenme Koşulları üzerine rapor adlı bir bildiri yayınlamış ve bu raporda kültürel
yaratımı sorunları ancak dünya ölçeğindeki devrim hareketinin yeni gelişmeleriyle bağlantılı olarak çözülebilir diyerek bu hareketi sanıtmaya yönelik düşüncelerini sistemli bir şekilde yazıya dökmüştür.
Dadaizm ve sürrealizm akımlarından etkilendiğini Söylemiş ancak her ne kadar etkilenmiş olsalar da bu yayınladığı raporda dadaizm ve sürrealizm için bütünüyle olumsuz karakteri dadaizmin dağılmasına kaçınılmaz
hale getirmiştir. Sürrealizmin yozlaşmasının sebebi ise bilinç dışına hak ettiğinden fazla değer biçmesi demiş.
Yani etkilendiği akımlara giydirmeden de geçememiş.
Bu lüksüs demiştik. Bu hareket ise bu arada sanat hareketi diyorum.
Çünkü sanat akımı daha geniş çaplı.
Yani bu bahsettiklerim aslında bir sanat grubu, bir sanat türü sayılır.
Bu lüksüs döneminin kültürel ve toplumsal muhalif yapısından beslenmiş ve buna tutunmuş olan sanatçıların ortak tavrıdır.
Amaçları sanatı burjuva hastalıklarından, entelektüel, profesyonel ve ticarileştirilmiş kültürden arındırmak, ölü sanattan, taklitten, yapay sanattan, soyut sanattan, ilüzyon sanatından ve
matematiksel sanattan arındırmaktır.
1960'larda ortaya çıkmıştır.
Latincede akmak anlamına gelmektedir.
Zaten grup üyelerinin amacı tam da budur.
Sanatta devrimci bir su taşkını, bir gelgit olayı yaratmak.
Dadaizm ile ortak yönleri vardır.
Genellikle video sanatı ile bilinirler.
Hatta ve hatta Yoko Ono bu grubun bir sanatçısıdır.
Yoko Ono da kim? Diyenler için The Beatles grubunun çiçeği John Lennon'un eşidir arkadaşlar.
Kendisi cidden başarılı bir sanatçıdır.
Ama kadın sanatçı işte pek şişirilmemiş.
Bu yüzden buna da sonra değineceğim.
Daha fazla uzaklaşmadan konumuza dönelim.
Eda iyi güzel hoş anlatıyorsun da nedir bu performans sanatı?
Gel artık konuya diyenler için hemen anlatıyorum arkadaşlar.
Performans sanatı canlı olarak icra edilen bir sanat biçimidir.
Bir ya da birkaç sanatçıyla izleyici önünde veya izleyici olmadan da birkaç dakika birkaç...
saat, birkaç gün hatta ay sürebilen, zaman zaman fotoğraf ve video kayıtları halinde de sergilenebilen bir sanat biçimidir.
Tekrar yoktur. Sanatçılar anlatmak istedikleri şeyi aktarmak istedikleri şekilde yapar.
Tiyatro ile benzetilmesi çok normal ama çok alakasızdır.
Çünkü bir metne bağlı değildir.
Sınırsız bir yaklaşıma sahiptir.
Sınırsız diyorum. Birazdan neden bahsetmek istediğimi anlayacaksınız.
Olayların ilizyonunu değil, Böyle olduğu şekliyle olayın kendisi sergilenir.
En bilinen performans sanatçısı olan Marina Abramovic hayatında detaylı bir şekilde anlatacağım zaten.
Bu fark için şunları söylemiştir tiyatro ve performans sanatı arasındaki fark için.
Tiyatroda bir rolü prova eder ve oynarsın.
Tiyatroda kan ketçaptır ve bıçak gerçek bir bıçak değildir.
Performansta her şey gerçektir.
Bıçak gerçek bıçak ve kan ise kandır.
Bu sözleriyle performans sanatının bir sınırı olmadığını anlayabilirsiniz.
Örneklerle de anlatacağım.
Gelin başlayalım. tür olarak gelişmiştir.
Özellikle kavramsal sanata yönelen sanatçıların kendilerini her şeyden önce bedenleriyle ifade edebilmeleri onlar için en doğal ve en etkili yol olarak görülmüştür.
Bu açıdan performans, geleneksel mekanlara örneğin galeri ve müze gibi belli bir ideolojiyi barındıran ortamlara karşı muhalif bir tavrı dile getirebildikleri, dönemin toplumsal dönüşüm talepleri içinde kendi
ideolojik karşı duruşlarını daha aktif bir biçimde ortaya koyabildikleri, sanat piyasasının dinamiklerine aykırı bir malzeme olarak kendi bedenlerini kullandıkları, resim ve heykel gibi geleneksel
kategorilerin ötesinde disiplinler arası yaklaşımlarla sanatın tanımını ve sınırlarını sorguladıkları bir ifade biçimi olarak gündeme gelmiştir.
Performansla beraber o güne dek genellikle iki boyutlu yüzeyler üzerinde temsil edilen beden başlı başına sergilenen bir sanatsal malzemeye dönüşmüştür.
İki boyutlu yüzeyler üzerinde temsil edilen derken diyecekler için fotoğraf ve video Video sanatı örneklerini verebilirim.
Bu açıdan baktığımızda kavramsal sanatın boyayı yerine kavramları ve dili kullanması gibi performans sanatı da malzeme olarak bedeni kullanmayı seçmiştir.
Yani beden kendini gerçekleştiren bir malzeme olarak gündeme gelmiş, tiyatro sahnesinin kullanımının dışına çıkmıştır.
Bedeni sanatsal bir dil olarak kullanan bu çok çeşitli yaklaşımların ortak noktası bedenin toplumsal normların öğrettiği kültürel değerlerin ötesinde bir doğallık, bir doğaçlama için.
içinde seyirciye sunulmasıdır.
Bedene odaklanan hemen hemen tüm performanslarda bir tür kültür-doğa ikileminden söz edebiliriz.
Performans sanatçıları bedenin yani doğanın kendi öğretisine önem verdiği bu sanatsal anlayış içinde olaylara akıl-beden ayrımı üzerinden bakmamaya, akla hiyerarşik bir üstünlük tanımaktansa bedeni
deneyimlemeye öncelik verir.
Bazı performansların sınırları zorlayıcı nitelikte olması da buna bağlıdır aslında.
Ayrıca bedene yönelik bu tavır izleyicinin olayı bir gösteri olarak değil de gerçek deneyim olarak algılamasına ve paylaşmasına neden olur.
Yani siz tiyatroya gittiğinizde onun yazılı bir oyun olduğunun bilincindesinizdir ve adı üstünde oyuncuların rol yaptığının bilincindesiniz.
Ama bir performans sanatına şahit olursanız sanatçı için de izleyici için de rolden çok uzak olduğunu bütün gerçekliğiyle anlarsınız.
Bazen performans sanatında sanatçı performanslı izleyicinin yönlendirmesine de bırakır.
Bir galeriye gittiğinizi düşünün.
Galerinin ortasında bir kadın duruyor ve yanındaki masada çok fazla obje var.
Bu objeler arasında işte makas, tabanca, ip, zincir, gül, şarap, üzüm, jilet, bıçak, kuş tüyü, aklınıza ne gelirse artık bir sürü malzeme bulunuyor.
Yani insanların hem romantikleşebileceği hem de vahşileşebileceği objeler bulunuyor.
Ve sanatçı kıyafetinin üzerine ben 6 saat boyunca burada ayakta duracağım.
Bana bu objelerle istediğinizi yapabilirsiniz.
Olacakların hepsinden ben sorulmayayım yazsa.
Ne yaparsınız? Belki bu performansı biliyorsunuzdur.
Bu performans ürünü kadın sanatçı Marina Abramovic'e ait.
Performansın başında izleyiciler Abramovic'e gül veriyor, dokunuyor, öpüyor, üzüm yediriyor, şarap içiriyor.
Fakat zaman geçtikçe insanlar vahşileşmeye başlıyor.
Sanatçının üzerine makasla kesip soyuyorlar.
Sanatçıyı kucaklayıp sağdan sola taşıyorlar, itiyorlar.
Bedenini jiletleyerek zarar vermeye başlıyorlar.
Ve Abramovic bu süre içerisinde hiç Hiç tepki vermiyor.
En sonunda izleyicilerden biri geliyor ve dolu tabancayı alıp sanatçıya doğrultuyor.
O sırada tabii galeri sahibi gelip izleyicinin elinden tabancayı alıyor ve performansı sonlandırıyor.
Çünkü insanlar bu zamana kadar Abramovic'e yaptıklarıyla vahşiliklerini kanıtlamış oluyorlar aslında.
Galeri sahibi bu yüzden hemen olaya dahil oluyor.
Eminim aranızda e yapmasaymış, kendi kaşınmış.
İyi de sorumluluk kendisine ait bunu göze almış olması lazım.
Ya da e peki tamam her şeye razı oldu ama ne için?
Diyenler olacaktır. Her şeyden önce sanatı anlayabilmek için sanatçıyı anlamak gerekiyor.
Gelin bu cesur sanatçı Marina Abramovic'in hayatına bir göz atalım.
Marina Abramovic 30 Kasım 1946 Sırbistan Belgrad'da doğmuş bir sanatçı.
Ebeveynleri hayatta ancak Marina'yı 6 yaşına kadar büyükannesi büyütmüş.
Anne ve babası oldukça baskıcı, otoriter, dindar ve sertmiş.
Hatta bir röportajında annesiyle ilgili olan bir anısını anlatmış.
Gençken annesine demiş ki, anne bana neden hiç sarılmadın?
Annesi de şımarık bir çocuk olmaman için demiş.
Ve bu sözleri üzerine Marina, evet aslında işe yaradı, şımarık bir çocuk değildim.
Demiş. Yani bu nasıl bir cevaptır?
29 yaşına kadar askeri bir düzen içerisinde büyütülmüş aslında.
Evden akşam saat 10'dan sonra hiç dışarı çıkmamış.
Yani yasakmış. Ailesinin maddi olanakları...
Oldukça iyiymiş aslında.
Bu yüzden küçüklüğünden itibaren Fransızca, İngilizce ve piyano dersleri almış.
Sanata hep bir ilgisi varmış aslında ama resim sanatına değil.
Çocukluğunda bununla alakalı bir anısı bile var hatta.
Çocukken arkasına yaslanıp gökyüzündeki bulutların resmini çizmeyi çok severmiş.
Bir gün 12 adet ultrasonik askeri uçakların gökyüzünde uçtuklarını görmüş ve çıkardığı dumanla birlikte bulutları boyadığını düşünmüş.
Bunun üzerine askeri bir bölgeye gitmiş ve girişteki askerler...
Belgrad ve Zagreb Güzel Sanatlar Akademilerinde eğitim görmüş.
1990 ve 1995 yılları arasında Paris Güzel Sanatlar Akademisi ve Berlin Üniversitesinde de çeşitli dersler vermiştir.
1970'lerden itibaren insan bedeninin fiziksel, zihinsel ve ruhsal...
dayanıklılığının sınırlarının nasıl aşılacağını araştırmak için bedenini bir mekan olarak kullanmaya başlamıştır.
Gelelim ilk performansına.
Ritim 10. Bu performansı 1973 yılında Edinburgh'da gerçekleştirmiştir.
Ben İngiltere'de eğitim alırken bir tane hocam Edinburgh'e Edinburgh dediğim için bana kızmıştı.
Ona göre Edinburgh değil Edinburgh'mış.
İngilizler öyle diyormuş sanırım.
Neyse. Ayin sesi ve el hareketleriyle bu performansa 20 adet bıçak kullanarak İki farklı ses kayıt cihazıyla bir Rus oyunu oynuyor sanatçı.
Bu oyunda elini masanın üzerine parmakları açık bir şekilde yerleştiriyor ve diğer eliyle bıçağı hızlı hızlı alıp böyle parmaklarının arasına sırayla batırıyor.
Oradaki boşluklara saplıyor.
İlk bıçağı sapladıktan sonra kaydettiği sesi dinliyor ve performansının derecesini arttırarak yani hızını arttırarak bedeninin dayanmasını ölçüyormuş.
Bu arada izlediğimde yani izlediğimde demeyeyim de görsellerini gördüğümde ellerinin böyle kan içinde olduğunu falan gördüm.
Vücudunun performans sırasında normalde olduğundan çok daha dayanıklı ve güçlü olduğunu da gözlemliyormuş ayrıca.
İlginç geldi bana bu biraz.
1976 yılında Amsterdam'a gidiyor ve Alman sanatçı olan Büyük Aşkı Ula ile tanışıyor.
Ve birlikte yaşayıp performans sanatı yapmaya başlıyorlar.
Gerçekten çok ilginç performansları var.
Örneğin bir performansta saçlarını bir plastik bağlantı aracılığıyla birbirlerine bağlıyorlar ve 10 saat boyunca öyle kalıyorlar.
Aynı şeyi yapan iki farklı beden...
aynı yerde ve aynı zamanda bulunarak kimliklerini birleştirmiş oluyor aslında bir nevi.
Ve bu performansın adı zamanda ilişki.
Ulay bir röportajda bu performans için bizim kadın ya da erkek olmamızın hiçbir önemi yoktu.
Biz kendimizden sadece beden olarak bahsediyoruz demiştir hatta.
Bana en ilginç gelen performansları Breathing, Breathing Out.
Bu performansta Ulay ve Marina oksijensiz kalana kadar birbirlerinin nefeslerini içine çekiyorlar.
İnternette videoları da var hatta bir bakın derim.
Birbirlerine olan aşklarını kanıtlamaya çalıştıkları yaklaşık 17 dakika süren bu performans sonunda baygın düşüyorlar.
Sonraki performansları Imponderablia.
Bu performansta çiftler bir galerinin kapı eşiğinde çırılçıplak ve hareketsiz bir şekilde duruyorlar.
Aralarından da izleyicilerin geçmesine izin veriyorlar.
Kendi ilişkilerini hatırlayacakları bir eşik olduğu düşünülerek bu gösteriyi yapmışlar aslında.
Beraber oldukları süreçte anlattığım gibi birçok farklı performanslar oldu.
Bu arada karavanda yaşıyorlar ve Avrupa'yı sürekli gezerek performans sanatı yapıyorlardı.
Fakat benim en etkilendiğim performansları ayrılırken yaptıkları performanstı.
Yani adamlar ayrılırken bile bir sanat hareketi yapma peşindeydiler.
Zaten onlardan beklenen de buydu bence.
Her ne kadar eğlenecekleri düşünülse de.
Bu performansın videosunu hem açıklama kısmına hem de Instagram'a ekleyeceğim.
Performansın adı The Lovers, The Great Wall Walk.
Aşıklar Çin Seddi'nde yürüyüş.
Bu performansı 1988 yılında.
30 Mart 27 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirmişlerdir.
Evet yanlış duymadınız tam 90 gün sürmüş bir performanstır.
Hatta bu performans Yang Sheng tarafından kameraya alınarak belgelenmiş 60 dakikalık bir video olarak sergilenmiştir.
Şu an Almanya'da Ludwig Müzesi koleksiyonunda bulunmaktadır.
Bu arada Marina Abramovic'in performanslarıyla ilgili bulabildiğim görsel ve videoları Instagram'a post olarak ekleyeceğim.
Belleyin Lambası Podcast adıyla orada bulabilirsiniz.
Takip ederseniz de çok sevinirim.
yine açıklama kısmına bırakacağım.
Performansı ilham kaynağı olan sözler ilk astronot olan Yuri Gagarin'in Dünya Buradan Küçük ve Mavi görünüyor ve Huang Xianqin yine ismini asla söyleyemedim biri.
Çin Seddi için söylediği Dünya Küçük ve Mavi bense içinde küçük bir yarık sözleridir.
Tabi diğer etken ise 14 yıllık ilişkileridir.
Performansı çift Çin Seddi'nin farklı yönlerinden yürümeye başlar.
Marina doğuda Sarı Deniz'den, Ulay'da batıda Gobi Çölü Tam 2000 kilometrelik bir yürüyüş sonunda buluşuyorlar.
Batı kültüründeki kaybolmuş değerlerle birlikte doğu felsefesindeki hem kendi içlerinde hem de ilişkilerinde içsel bir yolculuğa çıkmış oluyorlar aslında.
Birbirlerine doğru yürüyorlar ve sonunda birbirlerine ulaştıklarında yanlarından geçip gidiyorlar.
Yani orada kavuşmuyorlar aslında.
Bu performanstan sonra da çiftin 14 yıllık birlikteliği son buluyor.
Bu ayrılıktan sonra olay içe kapanıyor.
Marina Abramovic performans sanatına.
Daha çok başarılı performanslar sergiliyor.
Ayrıldıktan sonra gerçekleştiği ilk performans Balkan Barok.
Bu performansı 1997 yılında Venedik Biennial'inde gerçekleştiriyor.
Yine her zaman olduğu gibi bunda da fiziksel ve zihinsel sınırları zorluyor Abramovic.
Bu performansı Balkan savaşlarına bir gönderme olarak gerçekleştiriyor.
Isının gittikçe arttığı bir bodrum katında tam 5 gün 6 saat boyunca 1500 adet hayvan kemiğini üzerinde oturuyor ve onları tek tek temizliyor.
Temizliyor diyorum çünkü hayvan kemikleri et ve kanlı hala.
Temizlerken çocuğunu hatırlatan Türkler söylüyor ve ağlıyor.
Abramovic kendi sınırlarını zorlayan birçok performans sergiliyor aslında ama en travmatik bulduğu performansın bu performans olduğunu belirtiyor.
Görselliğini ekleyeceğim. Mideniz kaldırırsa bakın.
Gelelim son performansına.
Son derken benim bahsedeceğim son performansı The Artist is Present.
Sanatçı aramızda.
Performans sanırım en çok duyulmuş performanslarından biri.
Diğerlerinden daha çok duyulmuş.
Çünkü bu performans 700 saatten fazla sürmüş.
Bu sefer Marina New York Modern Sanatlar Müzesi'nde kendisi için hazırlanmış bir masa ve iki sandalyede yemeden, içmeden, tuvalete bile gitmeden sabahtan akşama kadar oturuyor.
Sanatçının karşısındaki sandalye boş ve izleyiciler dönüşümlü olarak oturarak Marina ile göz temasında bulunuyor.
Bazılarının gözleri doluyor, bazıları gülüyor, bazıları Marina'yı güldürmeye çalışıyor.
Ancak Marina tepkisiz bir şekilde karşısındaki insanın gözlerine bakıyor.
Performansa katılan ünlüler arasında Lady Gaga ve Sharon Stone bile var bu arada.
Sonrasında birdenbire izleyiciler arasından bir adam geliyor ve Marina'nın karşısına oturuyor.
Bu arada izleyiciler yer değiştirirken yani karşısına otururken Marina gözlerini kapatıyor.
Karşısına biri oturduğunda açıyor gözlerini.
Ve gözlerini açtığında bir de ne görsün?
Ulay. 21 yıldır görüşmediği büyük aşkı Ulay.
Ben bu performansı izlediğimde çok duygulanmıştım.
Sonunda ekleyeceğim mutlaka bakın YouTube'da da var.
Yani ne denilebilir ki insan duygulanmasında ne yapsın?
Oldukça duygusal anlar yaşıyorlar.
Gözlerinden yaşlar akıyor.
Marina ağlıyor. Çok sessizler ama gözleriyle ve mimikleriyle konuşup anlaştıkları o kadar belli ki.
En sonunda Marina olayın ellerini tutuyor ve olay masadan kalkıp gidiyor.
Podcastı burada bitiriyorum.
Yani incelediğimizde görsel sanatın sadece boya, fırça, tuvalden ve estetik heykellerden ibaret olmadığını, özellikle 20.
yüzyıldan sonra ortaya çıkmış sanat türlerinde önemli olan şeyin fikir olduğunu söyleyebilmek mümkün.
Performans sanatı da bunlara dahil.
Bu arada The Artist is Present aynı zamanda bir belgesel.
Marina'yı daha yakından anlayabilmek için.
Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
Netflix'te falan yok sanırım ama internette bulabilmeniz mümkün.
Marina belgeselin başında ilginç olan nedir biliyor musun?
İnsanlar 40 yıldır deri olduğumu ve akıl hastanesinde olmam gerektiğini düşündükten sonra sonunda gerçekten beni takdir ediyor demiştir.
Arkadaşlar Marina akıl hastası falan değil.
Bence müthiş bir sanat zekası olan bir kadın.
Anlatmak istedikleri şeyi bedenini kullanarak cesurca anlatmaya çalışan bir kadın.
Herkes gibi bir şeylere dikkat çekmek için kendi sınırlarını zorlayan.
Ve bunu bedeniyle yapan bir sanatçı.
Bugünlerde hala heyecanla üretmeye devam ediyor.
Hatta Marina Abramovic Enstitüsü adlı bir enstitü de kurmuş.
Bu enstitüde performans sanatına gönül veren insanlara eğitimler verip projeler yaptırıyor.
Sonuç olarak performans sanatı bir akım.
Değildir. Her şeyden önce bir sanat üretme, bir sanat yapma biçimidir.
Klasik sanata karşı bir tutumdur diyebiliriz.
En büyük amacı sanatın özgürlüğüdür.
Bu nedenle sınırlandırılmış ve kuralları olan bir sanat tutumu olarak nitelendirilmez.
Performans sanatları ortaya çıkışından bu yana savaş, politika, şiddet, baskı gibi karşı olunan durumları eleştiren eylemler olarak dikkat çeker.
Bu nedenle de radikal bir anlayış olarak kabul görmüş ve sanatçılar da protestocu ya da eylemci olarak görülmüştür.
Sanat malzemesi olarak canlı bir beden kullanmak, verilmek istenen mesajın daha anlamlı ve daha sorgulanabilir olmasını sağlamış ve aslında bedeni uzun zamandır biçilmiş kodlamalar ve adlandırmalara karşı büyük bir
başkaldırı haline gelmiştir.
Bedeni olduğu gibi ve sahip olduğu iyi veya kötü her haliyle ortaya koyan performans sanatı bedenin her türlü açıdan en doğal ve gerçek haliyle gösterilmesini sağlamıştır.
Hayattaki beden ne ise sanattaki de onunla bütünleşmek.
Elbette beden sadece orada kendisi olarak değil bir başka şeyin imgesi haline gelmiş şekilde de konumlanabilir.
Ama yine öncelikle kendi üzerinden kendi yaşadığı şeyler üzerinden konumlanmaktadır.
Christopher Hitchens I don't have a body I'm a body sözüyle aslında bedenin yaşayan ama onsuz olmayan varlığını vurguladığı bu sözüyle insanın bedeniyle olan ilişkisini sorgulaması gerektiği
20. yüzyıla Güzel bir göndermedir.
Acı çeken, zevk alan, hareket eden, yenilenen, çürüyen, değişen ve özgün olan beden sanat yaparken sonsuz bilgi içeren.
ve kaynak sağlayan insanın kullanabileceği yegane varlığı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Performans sanatı, sanat yapma anlayışının 1960'lardan günümüze geliş sürecinde büyük etkiler yaratmış olup, bundan sonraki evrim sürecinde de önemli yer tutacak bir alan olarak önemini korumaktadır.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Yeni bölümleri kaçırmamak için beni takip etmeyi unutmayın.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
