
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Yeni Krallık dönemi tapınaklarını ve sanatın nasıl evrildiğini inceliyoruz.
---
Instagram: belleginlambasipodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese yeniden merhaba, belirlenmesine hoş geldiniz.
Ben Eda. Bir önceki bölümümüzde Antik Mısır sanatının eski ve orta krallık dönemlerinde nasıl olduğundan detaylıca bahsetmiştik.
Aynı zamanda bu dönemlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yapılarından da detaylıca bahsetmiştik.
Bu bölümde de yeni krallık dönemini detaylıca inceleyeceğiz.
Biraz uzun olduğu için Geç Krallık dönemine bu bölümde değinmeyeceğim.
Onun için ayrı bir bölüm gelecek ve o bölümden sonra da artık Antik Mısır sanatının kapanışını yapmış ve yepyeni bölümlere kucak açmış olacağız.
Hazırsanız hadi bir giriş yapalım.
Bu arada bölüme giriş yapmadan önce eğer bir önceki bölümü dinlemediyseniz ondan sonra bunu dinlemenizi tavsiye ederim.
Çünkü hepsi birbiriyle bağlantılı.
Orta Krallık döneminde hatırlarsanız Mısır, iç savaş sonrası yeniden birleşmişti ve sanatal üslupları da daha insani ve doğal bir tarza evrilmişti.
Heykellerde firavunlar ve soylular tanrısal, güçlü, kusursuz bir figür olarak değil, yaşlanma belirtileri gösteren insani bir figür olarak ön plana çıkmıştı.
Sonrasında yavaş yavaş piramitlerin yerini kaya mezarları ve tapınak mimarileri almıştı.
Yeni krallıkta ise yeniden daha anıtsal, daha idealize edilmiş formlar ve tanrısal güç temalı bir yapıya dönüş yaşanıyor.
Sanatı daha ihtişamlı, böyle süslemelerle bezenmiş bir sanat çıkıyor karşımıza.
Sanatını detaylıca incelemeden önce tabii ki yeni krallık dönemi nasıl başladı ve nasıl bir dönemdi önce bunu bir inceleyelim kısaca.
Orta krallık çeşitli iç karışıklıklar, merkezi yönetimin zayıflaması ve dış minnaklar yüzünden yavaş yavaş bir çöküşe doğru gitti.
Özellikle dönemin sonlarına doğru Firavunların gücü zayıflamaya başladı.
Yerel yönetici sınıfın etkisi arttı.
Firavunlar bu merkezi otoriteyi sağlayamayınca yerel yöneticiler kendi bölgelerinde daha bağımsız hareket etmeye başladılar.
Haliyle bu durum da ülke içinde bölünmelere yol açtı.
Merkezi yönetim zayıflayınca da tabii ki tarımsal faaliyetler aksadı.
Ekonomi de doğal olarak gittikçe dibe battı.
Diğer yandan kuzeyden gelen Hiksos adlı bir göçebe halk Mısır'ın zayıflığından yararlanarak Delta bölgesinde kendi yerleşim yerlerini kurdular ve askeri bir planlamayla kuzeyde kontrolü ele geçirdiler
ve bu bölgeyi de uzun süre yönettiler.
Hiksosların bu istilası da Mısır'ın dış ticaret yollarının kesilmesine ve artık ülke okunamisinin tamamen çökmesine yol açtı.
Peki sonrasında ne oldu?
Güney Mısır'da bulunan Tep şehri Hiksoslara karşı direnişin bir merkezi haline geldi.
Bu direnişin liderlerinden biri olan Ahmoz güçlü bir ordu kurdu ve Hiksoslara karşı zafer kazanarak onları Mısır'dan kovdu.
Bu zaferle birlikte de Mısır tekrar birleşti.
Ahmoz'un zaferi aslında yeni krallık döneminin başlangıcını simgeliyor.
Sonrasında güçlü bir merkezi yönetim kurarak ülkeyi yeniden inşa etti.
Tep de yeni krallığın başkenti olarak artık önemli bir konuma yükseldi.
Bununla da kalmadı yeni krallık döneminde Mısır askeri gücünü arttırarak imparatorluk sınırlarını genişletmeye başladı.
Özellikle Suriye, Filistin ve Nubia gibi bölgelerde fetihler yapıldı ve Mısır tarihinin en geniş sınırlarına işte bu dönemde ulaştı.
Yeni krallık dönemi M.Ö.
1550 ve 1070 yıllarına denk geliyor.
Aynı zamanda antik Mısır'ın en güçlü ve zengin olduğu dönemlerden biri hatta belki de en güçlüsü.
Geniş topraklara sahip oldu, kültürel açıdan da zenginleşti ve ekonomik faaliyetler bu dönemde zirveye ulaştı.
Mısır tarihindeki o popüler olarak bildiğimiz bütün firavunlar da işte bu dönemde yaşadı.
Yani aslında Antik Mısır'ın en bilinen, en görkemli, belki de en zengin ve güçlü dönemi bu dönem.
Askeri başarılar ve ekonomik refah sayesinde aslında altın çağını yaşamıştı.
Firavunlar geniş toprakları yöneterek güçlü bir merkezi otorite kurdu.
ve büyük tapınaklar, anısal yapılar inşa ettirdi.
Örneğin 2. Ramses gibi.
Kendisi biliyorsunuz ki Antik Mısır'ın en popüler ve en ünlü hükümdarlarından birisi.
Büyük Ramses olarak da biliniyor ve Mısır'ın en güçlü ve en uzun süre hüküm süren firavunlarından biri olarak kabul edilir.
Onun saltanatı askeri seferlerle, büyük inşaat projeleriyle ve Karnak ya da Abu Simbel tapınakları gibi devasa yapılarla tanınıyor.
Ayrıca Hititlerle yaptığı Kadeş Muhaberesi ve ardından imzaladığı Barış Antlaşması biliyorsunuz ki tarihteki ilk yazılı Barış Antlaşmalarından biri.
Antlaşmanın her iki versiyonu da şu an sergileniyor.
Mısır versiyonu Kahire Müzesi'nde, Hitit versiyonu ise biliyorsunuzdur ki İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.
Mısır bu dönemde Akdeniz'deki diğer medeniyetlerle de yoğun ticari ilişkilere sahipti bu arada.
Bu sayede ülkeye artık altın, fil dişi, değerli taşlar, baharatlar gibi ya da çanak çömlek gibi Lüks mallar getiriliyordu.
Sosyal yapı Firavun'un tanrısal otoritesine bağlı güçlü bir hiyerarşiyle yönetiliyordu.
Ve Amun rahipleri aynı zamanda askeri sınıftı.
Artık bu hiyerarşik düzende etkili bir rol oynuyordu.
Kültürel alan deyince de o dönem tapınaklar ön plana çıkıyordu.
Çünkü bu tapınaklar sadece dini değil, aynı zamanda sosyal hayatında bir merkeziydi.
Peki bu dönemin sanatı nasıl özelliklere sahipti?
Öncelikle tapınak mimarilerinden biraz söz edelim.
Bu dönemin olmazsa olmazlarından o görkemli devasa tapınakların hangi amaçla yapıldığını gelin birlikte öğrenelim.
Antik Mısır tarihinin piramitlerden sonra en görkemli yapıları bu dönemde inşa edildi.
Sanat da, mimari de bu dönemde büyük bir ihtişam kazandı.
Bu arada birazdan bahsedeceğim tapınakların hepsi Yeni Krallık döneminin başkenti olan Tep'te bulunuyor.
Tabi Tep ismi antik çağdaki adıydı.
Araplar buradaki yapıların güzelliği ile karşılaşınca buraya mücevher anlamına gelen El Uksur ya da Luxor adını takmışlar.
Öncelikle Karnak Tapınağı'ndan başlayalım.
Benim en görkemli bulduğum yapılardan birisi.
Antik Mısır'daki en büyük tapınak ve dünyadaki en büyük tapınaklardan birisi.
En büyüğü diyemeyiz tabii. Dünyanın en büyük tapınağı Kamboçya'daki Angkor Wat.
Bu bilgi de aklınızda bulunsun.
Şimdi eminim e piramitler daha büyük Eda diyenler olacaktır.
Hemen düzeltmesini yapalım. Piramitler Firavunların mezarları olarak inşa edildi.
Yani dini bir merkez değil.
Ancak tapınak kompleksleri tam anlamıyla dini merkez olarak kabul ediliyor.
Dünyanın en büyük mezar yapıları dersek o zaman piramitleri sayabiliriz.
Bu arada Karnak tek bir yapıdan oluşmuyor.
Birçok farklı yapıyı içeriyor.
Aslında bir nevi tapınak şehri gibi düşünebilirsiniz.
Hükümdara gelen her firavun gücünü göstermek ve kendinden bir şeyler katmak için buraya yapılar inşa etmeye devam etti.
Ve her firavun kendinden önceki firavunun yaptığından çok daha fazlasını yapmaya çalıştı.
Böylece büyük ve görkemli bir tapınak kompleksi halini aldı.
Her gelen bir ekleme yaptığı için hiç bitmemiş bir tapınak aslında.
Yapımının da tam...
2000'li yıldan fazla sürdüğü tahmin ediliyor.
İçerisinde birkaç farklı tapınak olduğundan bahsetmiştik.
Bunlardan en büyüğü Amun-Rai'ye adanmış.
Bunun dışında da Amun'un eşi Tanrı Çamut ve oğulları Ay Tanrısı Konsu için tapınaklar bulunuyor.
Zaten bu üçlü Mısır mitolojisinde önemli bir aile olarak kabul edilir.
Mısır mitolojisini dinleyenler hatırlayacaktır.
Bu yüzden her biri için ayrı bölümler yapılmış.
Karnak'ı en özel kılan şeylerden biri Büyük sütunlu salondur.
Buraya hipostil salonu da deniliyor bu arada.
Burası gerçekten devasa bir alan.
Düşünün ki yaklaşık 134 sütun var ve her biri 24 metre yüksekliğinde.
Bu sütunların üzerinde de Firavunların savaşlarını, zaferlerini ve tanrılara yaptıkları adakları anlatan kabartmalar ve çeşitli hieroglifler yer alıyor.
Yani salon adeta Antik Mısır'ın tarihini ve Firavunların başarılarını anlatan dev bir hikaye kitabı gibi.
Benim de tabii ki görmeyi en çok istediğim yerlerden biri burası.
Bir de bu tapınakta pilonlar var.
Yani anıtsal giriş kapıları diyoruz bu pilonlara.
Yaklaşık 10 tane pilon var ve bu kapılardan her biri başka bir firavun tarafından yaptırılmış.
Firavunlar bu kapıları güçlerini ve tanrılarla bağlantılarını göstermek için yaptırmışlar.
Ve her kapı adeta ben burada Mısır'ın gücünü temsil ediyorum der gibi duruyor.
Tapınağın hemen yanında bir göl bulunuyor.
Kutsal bir göl bu. Ve Mısır tapınaklarında çok önemli bir yere sahip.
Çünkü rivayete göre rahipler ritüellerden önce arınmak için burada yıkanıyormuş.
Hatta güneş tanrısı Ra'nın kutsal teknesinin burada kutsandığı söyleniyor.
Ve bu gölün suyu sürekli olarak temiz tutuluyormuş.
Bahsettiğim gibi bu tapınaklar Mısır'da sadece ibadet edilen bir yer değil.
Aynı zamanda büyük festivallere de ev sahipliği yapan sosyal bir merkezdi.
Örneğin her yıl Amunra'nın firavunla olan ilahi bağını güçlendirmek, Tanrı'nın yeniden doğuşunu ve Tep halkına bereket getirmesini kutlamak amacıyla Opet Festivali düzenlenirmiş.
Festival özellikle Nil Nehri'nin taşma mevsiminde düzenlenir ve 11 gün boyunca da devam edermiş.
Tabi sonradan 27 güne kadar uzatmışlar.
Festivalde de Karnak'ta bulunan Amunra heykeli, Kutsal tekne adını verdikleri altın ve değerli taşlarla kaplı tekneyle birlikte rahipler tarafından Karnak Tapınağı'ndan Luxor Tapınağı'na kadar taşınırmış.
Bu taşınma Tanrı'nın halk ile buluşmasını ve firavunla yeniden de hoşuna simgeliyormuş.
Bu töreni izlemek için de halk tapınakların çevresinde toplanır, danslar ve müzikler eşliğinde kutlamalar yaparmış.
Tabi bu da Mısır halkının dini inançlarını hep birlikte paylaşmalarını sağlarmış.
Bu arada Karnak'ta yapılan kazılarda şu ana kadar 8000 adet adak taşı, 450 adet heykel ve 10'a yakında Sphinx bulunmuş.
Sıradaki tapınağımız Luxor Tapını.
Luxor diğer tapınaklardan farklı olarak kült bir tanrıya veya bir firavuna adanan bir tapınak değil.
Bunun yerine o dönemki krallığın gençleşmesi ve yenilenmesine adanan bir tapınak.
M.Ö. 1400 yılında firavun 3.
Amenhotep tarafından inşa edilmeye başlandı.
Tabi daha sonra 2.
Ramses ve Tutankhamon gibi büyük firavunlar da tıpkı Karnak'ta olduğu gibi bu tapınağa eklemeler yaparak onu daha da görkemli hale getirdi.
Tapınağın ana girişi 2.
Ramses tarafından inşa ettirilen bir pilon ile başlamakta ve bu pilonda Mısır mimarisinde tapınağın girişlerini vurgulayan geniş ve yüksek kapılardan birisi hatta en yüksek kapılardan bir tanesi.
Ramses tapınağın girişine kendi gücünü ve ihtişamını vurgulamak için kendi heykellerinin böyle farklı varyasyonlarını yaptırıp diktirmiş yaklaşık 4 adet heykel bulunuyor ve bu heykellerin yaklaşık 2 tanesi oturur pozisyonda
ve Firavun'un tanrısal otoritesini simgeliyor.
Her ne kadar herhangi bir kült tanrıya adanmamış olsa desek de o dönemki Firavunlar Bu tarz yapıları yaptırırken o gücünü, o ihtişamını vurgulamak için tabii ki bu tarz heykelleri tercih edebiliyorlardı.
Ayrıca bu anıtsal giriş kapılarının önünde de yine iki adet büyük obelisk var.
Bunlardan biri hala orada ama diğerini 19.
yüzyılda Fransızlar Paris'e götürüp Concorde meydanına dikmişler.
Bu arada Luxor'un önünde bir yol bulunuyor.
İşte bu yol Sphinx yolu ve Karnak Tapınağı'na kadar uzanıyor.
Sfengsler 3 kilometrelik yolun her iki yanında dizilmiş halde yaklaşık 1350 adet Sfengs heykeli yer alıyor.
Ve bu Sfengslerin bir kısmı koç başlığı bir kısmı da insan başlığı.
Bunun anlamı koç başlı olanlar Tanrı Amun Ra'yı temsil ediyor.
İnsan başlı olanlar da Firavunları temsil ediyor.
İşte bu Sfengs yolu Opet Festivali sırasında Amun Ra'nın kutsal teknesinin taşındığı geçit olarak kullanılıyormuş.
Girişin hemen ardından bir avlu bizleri karşılıyor ve bu avluda lotus çiçeği başlıklarıyla süslenmiş dev sütunlarla çevrili.
Lotus motifleri yeni krallık döneminde Mısır'da yaşamın ve yenilenmenin bir sembolü olarak kabul edilirmiş bu arada.
Sütunların üzerindeki kabartmalar da yine aynı şekilde firavunların zaferlerini ve tanrılara sundukları adalıkları anlatan detaylarla dolu.
Bu arada bu kabartmalar yalnızca sanatsal işçilik değil, aynı zamanda siyasi gücün dini bir bağlamda sunulması açısından da çok önemli.
Sadece sütunlarda değil, duvardaki kabartmalarda gerçekten büyüleyici olduğu söyleniyor.
Yani en azından baktığımız resimler de bana göre öyle.
Yine Karnak'taki gibi Firavunların tanrılarla olan ilişkilerini, zaferlerini, kutsal görevlerini anlatan binbir farklı sahneler dolu.
Her detay... O dönemin inançlarını ve kralların tanrılarla nasıl bağlantı kurduklarını gözler önüne seriyor adeta.
Bu arada tapınakta ayrıca İslami bir yapı da var.
O da Ebu El Hagak camisi.
13. yüzyılda Eyyubiler döneminde tapınağın avlusunun üzerine inşa edilmiş.
Tabi herhangi bir zarar verilmediği söyleniyor.
Tapınağın hemen arkasında da İskender tarafından yaptırılan şapeller bulunuyor.
Ve tapınağın diğer kısımları da Tutankamon ve 2.
Ramazan. Kısa
Hamses tarafından aynı şekilde eklemeler yapılarak yaptırılıyor.
Aslında bugün bile tapınaklara baktığımızda sadece bir yapı değil, antik Mısır'ın ruhunu ve o dönemdeki insanlarının inançlarını hissediyoruz.
Her sütun, her heykel, kabartma ya da her kapı bizlere gerçekten binlerce yıl öncesinden mesajlar taşıyor.
Bu arada Luxor Tapınığı Mısır dilinde güneş sığını olarak bilinirmiş.
Gelelim diğer tapınağımıza Ebu Simbel Tapınağı.
Ebu Simbel'de Mısır'ın hemen güneyinde Nubia bölgesinde yer alan yine çok çarpıcı, çok görkemli bir yapı ve çok ilginç bir hikayesi var.
Bir rivayete göre 2.
Ramses Nubia'daki isyancıları bastırmak için yaptığı sefer sırasında bir fili takip ederek buraya ulaşmış ve iki adet tapınak yaptırmaya karar vermiş.
Ebu Simbel'de iki farklı yapıdan oluşuyor.
Biri büyük, biri küçük. Büyük olan yapı Ramses'in kendisi, küçük olan ise Kraliçe Nefertari ve Tanrıça Hatora adanmış.
Hatta bir dağın içi oyularak yapılmış ve tam 20 yılda tamamlanmış.
En büyük yapısı Ramses'in devasa heykelleriyle süslü, yaklaşık 20 metre yüksekliğinde ve 4 tane oturur heykel var.
Sizin de tahmin ettiğiniz gibi bu heykeller Ramses'in tanrısal gücünü simgeliyor ve firavunu da halkın gözünde yüceltiyor.
Bu arada Agatha Christie'nin romanından uyarlanan Nilde Ölüm adlı 2022 yapımı bir film var.
Ben Agatha Christie romanlarını ve özellikle Herkül Payrat karakterini çok severim.
İşte bu film de Mısır'da geçiyor ve Ebu Simbel ya da diğer adıyla Ebu Simbel Tapınağı'nın bütün detaylarını neredeyse bu filmde görebiliyorsunuz.
Her ne kadar ben kitabı daha çok tercih etsem de görsellik açısından güzel bir film.
Ebu Simbel'in iç duvarlarında ise Ramses'in zaferlerini anlatan kabartmalar yer alır.
Özellikle Kadesh Savaşı'nın anlattığı kabartmalar var.
Firavun'un Hititlere karşı kazandığı zaferi kutluyor.
Tapınağın en derin kısmında yani kutsal oda kısmında Güneş Tanrısı Ra, Horus, Pıta, yeraltı tanrısı Pıta ve Ramses'in heykelleri yan yana duruyor.
Bu yerleşim Ramses'i tanrılarla bir arada göstererek ona aynı şekilde tanrısal bir figür olduğunu vurguluyor.
Tapınağın en büyüleyici yanlarından biri ise güneş ışığı fenomeni.
Peki nedir bu güneş ışığı fenomeni?
Yılda yalnızca iki kez bizim takvimimize göre 22 Şubat ve 22 Ekim'de sabah güneşi tapınağın derinliklerine kadar ilerleyerek Firavun Ramses'in heykelini, Güneş Tanrısı Ra'nın heykelini
ve Horus'un heykelini aydınlatıyor.
Yeraltı tanrısı Pıta'ın heykeli ise gölgede kalıyor.
Söylente göre bu tarihler Ramses'in doğum günü ve tahta çıkış günü bu arada.
Bu detayın tapınağı mimarları tarafından müthiş bir mühendislik ve astronomik bilgiyle dikkatle hesaplanarak yapıldığı söyleniyor.
Tabi antik Mısır'ın gizemlerine dair hiçbir şey çözülemediği için bu hesaplamaları yapmaları da çok normal bence.
Tabi Antik Mısır'da zaman kavramı bizden farklı doğal olarak 3 farklı türde takvim kullanılıyordu.
Güneş temelli sivil takvim, ay döngüsüne dayalı lunar takvim ve Sirius yıldızının doğuşuna dayalı astronomik takvim.
Tapınak inşa edilirken bu 3 takvimi göz önünde bulundurarak güneşin doğuş atısına göre hesaplamalar yaptığı düşünülüyor.
Bu arada Ebu Simbel Tapınağı'nın taşındığını biliyor muydunuz?
1060'larda Asvan Barajı inşaatı sırasında Nil Nehru'nun suları yükselmeye başlayınca tapınak sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Bunun üzerine UNESCO öncülüğünde uluslararası bir kurtarma operasyonu başlatıldı.
Tapınak parçalara ayrılarak orijinal yerinden yaklaşık 60 metre daha yüksekte yeni bir yere taşındı ve aynı şekilde yeniden monte edildi.
Aslında bu hem antik hem de modern mühendislik açısından inanılmaz bir başarı bence.
Peki güneş fenomeni ne oldu diye merak ederseniz...
Taşınma sırasında tapınağın yapısının büyük kısmı korunarak aynı açılarda yeniden düzenlense de güneş ışığı fenomeni taşındıktan sonra tam olarak aynı tarihlere denk gelmedi.
Yani iki günlük bir kayma yaşandı.
22 Şubat ve 22 Ekim'de değil 20 Şubat ve 20 Ekim tarihlerine denk gelmeye başladı o güneş ışığı.
Ebu Simbel'in bir de küçük tapınağı var demiştik.
Ramses'in eşiği Kriyaçenefertari için yapılan bir tapınak bu.
Burada da çok ilginç olmasa da küçük bir bilgi var.
Tapınağın girişinde Nefertari ve Ramses'in yan yana duran heykelleri var.
Fakat Nefertari'nin heykelleri Ramses'inkilerden büyük.
Normalde firavunların eşleri o dönemde daha küçük heykellerle betimlenirmiş.
Fakat Ramses'in sevgisinin ve saygısının bir göstergesi olduğundan dolayı bu heykeli büyük yaptırdığı söyleniyor.
Bu tapınağın iç kısmında da yine Nefertari'nin güneş tanrısı Ra ile ve onun kızı Hator ile olan bağlantısı betimlenmiş.
Sırada Hatshepsut Tapınağımız var.
Bunu uzun söyleyince asla söyleyemediğimi fark ettim bu arada.
Hatshepsut, Hatshepsut evet.
Neyse sıkıntı yok.
Yine en etkileyici ve mimari açıdan en özel tapınak komplekslerinden bir tanesi.
Tapınak değil, tapınak kompleksi bu da.
18. Hanedanlığın firavuna olan Kraliçe Hatshepsut tarafından inşa ettiriliyor bu tapınak.
Hatshepsut bildiğiniz üzere Mısır'ın ilk kadın firavunu ve tarihin de en güçlü kadın liderlerinden biri olarak biliniyor.
Hatta bununla alakalı bir bölüm yapmayı istiyorum bu arada.
Tabii sadece Mısır dahilinde değil dünya üzerindeki bütün güçlü kadın liderlerle alakalı bir bölüm ileride gelir belki.
Firavun ünvanını aldıktan sonra tanrısal otoritesini ve tanrılarla olan bağını göstermek amacıyla yaptırıyor Hatshepsut bu tapını.
Diğer bütün firavunların yaptığı gibi.
Luxor kentinin karşısında Nil Nehri'nin batı kıyısında Deyrül Bahri bölgesinde kayalıklara oyulmuş bir tapınaktır.
Hatta Deyrül Bahri Tapınağı olarak da biliniyor ama biz Hatshepsut Tapınağı olarak bilsek daha iyi bence.
Geleneksel Mısır mimarisinden oldukça farklı bir yapıya sahip.
Hem dağın eteklerinde kayalıklara oyulmuş bir tapınak hem de basamaklı ve terasa dayalı bir tasarıma sahip.
Bu arada Hatshepsut'un yakın danışmalı olan Mimar Senenmut tarafından tasarlanmış bu.
Yapısı dediğim gibi 3 farklı terastan oluşuyor ve tapınağın en üst terası da kayalıklara oyulmuş kutsal bir alanı içeriyor.
Bu bölüm onun... Yine aynı şekilde tanrılarla olan bağını simgeliyor.
Bu cümleyi ne kadar kurduk acaba bu bölümde?
Ve Amundra ve tabi diğer tanrılara adanmış küçük tapınaklara böyle ev sahipliği yapıyor.
Bu tapınakta da tıpkı diğerlerindeki gibi ayrıntılı kabartmalar bulunuyor.
Yine aynı şekilde çoğu kabartma onun başarılarını ve gücünü simgeliyor.
Hatta bazı kabartmalarda kendini Amundra'nın kızı olarak anlatıyor.
Bu anlatımla da tabi ki hükümdarlığını böyle tanrısal bir soya dayandırıyor.
Burada çok önemli bir görsel sahne var.
Hatshepsut'un punt seferini anlatıyor.
Punt aslında rivayete göre günümüzde tam olarak nerede olduğu bilinmeyen zengin kaynaklara sahip bir bölge olarak kabul ediliyor.
Burada da Hatshepsut'un punt ile olan ticari seferi anlatılıyor.
Punt krallığının egzotik ürünleri, zenginlikleri ve kraliçeye sunulan hediyeler detaylı bir şekilde betimleniyor bu görselde.
Ve bu hediyeler arasında tabi değerli taşlar, egzotik hayvanlar, böyle tütsü ağaçları, farklı bitkilerin yer aldığı söyleniyor.
Aslında bu görsel tasvirin vermek istediği mesaj Hatshepsut'un diplomatik başarıları ve tabii ki zenginlik getiren hükümdarlığı.
Aslında Mısır'daki bence en özel tapınaklardan birisi bu.
Çünkü filavun ünvanı Antik Mısır'da sadece erkek olanlara verilen bir ünvandı.
Tapınağın inşası ve buradaki betimlemeler ise Hatshepsut'un kadın bir hükümdar olarak kendi gücünü kabul ettirme çabasının aslında bir yansıması.
Tabii maalesef Hatshepsut öldükten sonra onun terbiyesiz üvey oğlu 3.
Tutmosis Onun adını ve mirasını yok etmek için çabalamış.
Tapınak içerisinde birçok heykel ve süslemeler yok edilmiş.
Tabii ne yaparsa yapsın onun mirasını tamamen yok edememiş.
Gördüğünüz gibi bu yapıyı Hatshepsut Tapınağı olarak biliyoruz biz.
Yeni Krallık dönemindeki tapınaklar şimdilik bu kadar.
Daha çok fazla tapınak ve başka mimari yapılar var.
Fakat hepsini bir bölüme sığdırmak maalesef mümkün değil.
O yüzden bununla alakalı kaynak kitap isterseniz bana Instagram üzerinden ulaşabilirsiniz.
İsteyen herkese çok güzel kaynaklar gönderebilirim.
Instagram'dan da beni takip etmeyi bu arada unutmayın.
Peki Yeni Krallık döneminde nasıl bir sanat anlayışı vardı?
Bundan da biraz kısaca bahsetmek gerekirse.
Özellikle heykelere bakacak olursak Orta İmparatorluk heykellerinde hatırlarsanız yüz ve vücutlarda yaşlanma belirtileri olduğunu söylemiştik.
Fakat yeni krallığın heykellerinde yani Burçal'ın heykellerinde bu belirtiler bulunmuyor.
Bölümün başında da dediğim gibi heykeller hem firavunların tanrısal gücünü göstermek hem de tanrılara adak sunmak için kullanılırdı.
Dolayısıyla yeni krallığın heykellerinde daha idealize edilmiş bir güzellik bulunuyor.
Burada ne demek istiyorum? Heykellerde bir detaycı işçilik var.
Bir tanrısallık, kusursuzluk gösterilmek istenmiş gibi.
Gerek boyutları olsun, gerek görüntüleri olsun.
O dönemde yapılan tanrıların heykelleriyle aynı bireysel özelliklere sahip heykeller yapılmış.
Yani tanrılarla bir eşdeğer tutulma çabaları var.
Böyle olmasının amacı da aslında firavunun otoritesini, ölümsüzlüğünü vurgulamak.
Bu arada bu bahsettiklerim firavun heykelleriyle ilgili.
Tabii ki soyluların ya da kralların heykellerinde veya kabartmalarında yaşlılık belirtileri gibi kişisel ve insani özellikler bulunuyordu.
Bu arada boyutlardan söz etmiştik.
Mısır hiyerarşisi sanatı boyut olarak yansır.
Tanrıların ve firavunların heykelleri çok büyük boyutlarda, soyluların ya da kralların heykelleri daha küçük ölçülerde yapılırdı.
Örneğin 2. Ramses yeni krallık döneminin en güçlü firavunlarından biri olarak tapınaklara böyle devasa heykeller yaptırmış.
Zaten az önce de bahsettik.
20 metrelik heykellerden söz ediyoruz bu arada.
Hatta bazı heykellerin yüzlerinde tuvalet boyalarıyla yapılmış bir makyaj da vardır.
Mesela Hatshepsut'un Üveyoğlu 3.
Tutmosis'in heykelininde bu makyajı görebilmek mümkün.
Aynı zamanda rölyefler ve heykeller daha zarif, daha ince işçilikle yapılmış.
Örneğin Orta Krallık'ta kadın heykellerinde böyle erkekçi bir tavır ve vücut formu var.
Fakat Yeni Krallık'ta erkek heykellerinde daha kadınsal bir tavır ve bir formu var.
Bu nedenle biz Yeni Krallık çağının eserlerinde Orta ve Eski Krallık'ın saygı essinleten ağırbaşlı blok ifadesine değil, böyle hoşa gitmeyi amaç edinmiş figürlerin pozlarını buluyoruz.
Heykellerin işlenişi aslında Mısır'ın hiçbir çağında bu kadar incelik göstermemişti.
Heykel yapımında ise eskiden de olduğu gibi granit, kireç taşı ve kum taşı gibi dayanıklı taşlar tercih edilirdi tabii büyük heykeller için.
Çünkü daha küçük boyutlu heykellerde bronz ve altın tercih ediyorlardı malzeme olarak.
Bu tür heykeller özellikle tapınak ritüellerinde ya da adak sunumlarında kullanıldığı için tanrı figürleri için altın kullanılırmış örneğin.
Firavunlar için de bir boya kullanılacaksa renk olarak kırmızı ve mavi renkler.
Mavi biliyorsunuz ki Lapis Lazuli taşının rengi ve o dönem için müthiş değerli bir taş.
Kırmızı da yine aynı şekilde kadmiyum kırmızısı deniliyor bunlara.
Tapınaklarda bulunan rölyeflerde de bahsettiğim gibi Firavunların savaşlardaki başarıları, günlük yaşam sahneleri, Firavunların tanrılarla yüz yüze geldiği sahneler ve Ölüler kitabından tabi ki Mısır mitolojisinden
olaylar anlatılırdı.
Evet arkadaşlar sonuç olarak yeni krallık dönemi Antik Mısır'ın zirvesini temsil eden bir dönem olarak çıkıyor karşımıza.
Bu çağ sadece firavunların askeri başarıları ve politik güçleriyle değil aynı zamanda sanata ve mimaride bıraktıkları eşsiz eserlerle de hafızalarda yer etmiştir.
Karnak, Luxor, Hatshepsut ve Ebu Simbel gibi tapınaklar Yalnızca birer ibadet merkezi değil, Mısır'ın dünya üzerindeki izini ölümsüzleştiren anıtlardır.
Bu yapılar tanrılara olan bağlılığın, firavunların gücünün ve halkın kolektif emeğinin aslında bir yansıması.
Rölefler ve heykeller ise dönemin estetik anlayışını, dini inançlarını ve toplumsal düzenini anlatan mistik bir masal kitabı gibi.
Mısır'ın ilahi düzeni olan inancını ve ölümsüzlüğe duyduğu arzuyu gözler önüne seriyor adeta.
Bugün bu eserler binlerce yıl sonra bile insanlık tarihinin en büyük sanat ve mühendislik başarılarından biri olarak karşımızda duruyor.
Ki bence yeni krallık dönemini anlamak sadece Mısır'ı değil, gerçekten biraz da insanlık tarihini anlamaktır.
Çünkü bu dönemin eserleri ve yapıları bize inancın, gücün ve sanatsal yaratıcılığın sınır tanımadığını gösteriyor.
Umarım bu bilgilerle sizi bu büyüleyici döneme biraz daha yaklaştırabilmişimdir.
Bir sonraki yolculuğumuz Geç Krallık dönemine ait.
O zamana dek meraklı ve sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
