
Antik Mısır Sanatı - Geç ve Helenistik Dönem
18 Aralık 2024 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Antik Mısır’ın Geç ve Helenistik dönemi nasıldı? Büyük İskender Mısır’ı Perslerin elinden nasıl aldı? Sanat bu süreçte nasıl evrim geçirdi? Hepsi ve daha fazlası bu bölümde.
---
Instagram: belleginlambasipodcast
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar, belirlenmesine hoş geldiniz.
Ben Eda. Bugün antik mısır sanatının geç döneminden bahsedeceğiz.
Yani helenistik dönemden bahsedeceğiz.
Ve bu dönemle birlikte artık Antik Mısır sanatının kapılarını kapatacağız.
Başka bölümlere kucak açmış olacağız.
Lafı çok uzatmadan hadi hemen başlayalım.
Antik Mısır'ın geç dönemi tarihsel süreçte hem yabancı güçlerin egemenliği altına girdiği hem de yerel hanedanların yeniden kontrolü ele geçirmeye çalıştığı ancak çok da başarılı olamadığı böyle çalkantılı
bir dönem. Yeni krallık döneminden geç krallık dönemi arasındaki o geçiş süreci kademeli çöküşler, iç karışıklıklar, dış tehditler, dış minnaklar ve güç kaybıyla gerçekleşiyor.
Yeni krallığın sonlarına doğru da artık bu savaşlar ve fetihler nedeniyle ekonomi kaynakları tükeniyor ve artık ülke bir nevi çöküşe gidiyor.
Özellikle Hititler, Libya kabileleri ve Nubyalılar gibi dış tehditlerle mücadele etmek Mısır'ın ciddi derecede zayıflamasına yol açıyor.
Ve 3. Ramses'in de ölümüyle kraliyet gücü zayıflıyor ve firavunlar üzerinde artık rahiplerin etkisi artmaya başlıyor.
Örneğin Tep kentindeki Amon rahipleri ekonomik ve politik gücü ele geçirerek kraliyetinin otoritesini zayıflatıyorlar.
Mısır'da bu süreçte tekrar ikiye bölünüyor aşağı ve yukarı Mısır olarak.
Aşağı Mısır delta bölgesi, yukarı Mısır'da Tep ve çevresi olarak ikiye bölünüyor.
Aşağı Mısır yerel yöneticilerin elindeyken de yukarı Mısır bu rahiplerin etkisinde kalıyor.
Aynı dönemde Asyalıların Mısır'a göç etmesi de tabii ki onların ekonomik ve sosyal düzenini bozuyor.
Sonrasında Nubyalılar yukarı Mısır'ı ele geçiriyor fakat Asurlular Mısır'a saldırarak Nubyalı kralları yenilgiye uğratıyorlar.
M.Ö. 664 yılında I.
Pısantik Asurluların desteğiyle aşağı Mısır'da kontrolü ele geçiriyor ve geç dönemde aslında böylelikle başlamış oluyor.
Tabi yeni krallıkta Firavunlar tanrısal bir otoriteye sahipken geç dönemde daha çok böyle politik bir lider gibi görülüyor.
Bu arada bu dönem 25.
hanedandan falan denk geliyor.
Sayıs hanedanlı olarak da biliniyor.
Fakat bu dönemde Mısır zaten dış tehditlerden ve savaşlardan dolayı ekonomik ve asgari açıdan zayıf.
Bunu fırsat bilen Pers İmparatorluğu da Mısır'ı işgal ediyor.
Bildiğiniz üzere Persler M.Ö.
539'da Babil'i fethederek Mezopotamya'daki en büyük gücü ele geçirmişti.
Ahmeniş İmparatorluğu olarak da bildiğimiz Pers İmparatorluğu hızla büyüyerek Doğu Akdeniz'in büyük bir kısmını kontrolü altına almıştı.
Bir Pers İmparatoru olan Kiros'un oğlu 2.
Kambises, babası öldükten sonra onun politikalarını sürdürmek ve Mısır'ı kontrol ederek Akdeniz ticaret yollarına hakim olmak istiyordu.
Tabi ki bu isteği de gerçekleşmişti.
Antik Mısır bağımsızlığını kaybederek Perslere yenik düşmüştü.
Perslerin yönetimindeki Mısır sanata aslında çok majör bir değişime uğramadı.
Kambises yerel dini ritüellere ve tapınak yapılarına dokunmadı.
Firavun sıfatını üstlenerek Mısır'ın tanrılara yeri uyum içinde bir yönetici olduğunu göstermeye çalışmıştı.
Tabii başlarda. Hatta tapınak inşaatına dahi izin vererek zanaatkarları kendi geleneklerini sürdürmeleri için özgür bıraktı.
Persler çok uluslu bir yapıya sahip olduğu için zaten fethettikleri topraklardaki kültürel geleneklere genellikle saygılı bir yaklaşım sergiledi diyebiliriz.
Aslında uğraşmamak için belki de böyle bir yaklaşım sergiliyorlar yani kendi hallerine bırakıyorlardı.
Tabi bu durumda Mısır sanatında dediğim gibi çok büyük bir değişim yaratmadı ancak yine de Pers etkileri hiç yoktur diyemeyiz.
Mezar yapıları ve bazı rolyeflerde Pers krallarına ait ikonografik detaylar görülmeye başlanıyor elbette.
Özellikle firavun portrelerindeki o dönemki firavunlar hani Perslerin atadığı insanlar bir nevi politik lider gibi görünüyordu.
Artık tanrısal bir sıfatları yoktu.
İşte onların kıyafetlerinde de Pers etkileri mevcuttu.
Mısır giysileri giyerken taçları Perslere özgü bir tarza sahipti örneğin.
Ayrıca bazı heykellerde de Perslere özgü detaylı süslemelerdi.
İşte zarif işçilikleri dikkat çekiyordu.
Yerel halka ait sanat eserleri aynı kalırken yönetici kısımdan insanların yaptırdığı sanat eserleri daha çok Pers kültürünün izlerini taşıyordu diyebiliriz.
Bu arada Mısırlılar genel olarak Pers yönetiminden hoşnut değildi.
Yani ülkelerini fethetmişler zaten nasıl hoşnut olsunlar o da ayrı bir soru.
Her ne kadar Kambises onların kültürüne ve sanatına saygı duyup sanatlarını sürdürmelerine devam etmesine izin vererek hoşgörü kazanmaya çalışsa da Aslında saygı duymak değil de uğraşmamak diyelim tekrardan.
Diğer yandan da baskıcı bir politikaya sahipti.
Mısır halkından çok ağır vergiler alıyordu.
İmparatorluğunun geniş topraklarında yürüttüğü inşaat projeleri için Mısır'ın zenginliklerini, onların kaynaklarını kullanıyordu.
Yani kendi işleri için. Onların tarımsal kaynaklarını sömürüyordu.
Halkın da yaşam standartlarını düşürüyordu bu durum doğal olarak.
Ayrıca bildiğiniz üzere Mısırlılar geleneksel dinlerine ve tanrılarına çok derin bağlılık duyan bir toplumdu.
Persler de işte Mısırlıların dini hassasiyetlerine yeterince önem vermediler.
Örneğin tapınakların bakımı ve onarımı ihmal ediliyordu.
Yani onların kaynaklarını sömürüyorlar, Mısırlıların kaynaklarını sömürüyorlar.
Fakat bu kaynakları onların tapınaklarının bakımı ya da onarımı için değil, kendi imparatorluklarının ihtiyaçları için kullanıyorlardı.
Kambisler zaten Mısırlılar tarafından oldukça kötü bir ürüne sahip.
Onu zalim olarak görüyorlar Herodot'ta.
Aynı şekilde tarihe Kambises'i zalim olarak aktartmış.
Ona göre Kambises tapınaklara zarar veren, Mısır halkına böyle eziyet çektiren, Mısır halkı için kutsal sayılan apis boğasını öldüren bir tipmiş aslında.
Halkın değerlerine karşı çok duyarsız bir lidermiş.
Tabi Mısırlılar Perslerin sömürüsü altında olsalar da Perslerin bölgedeki gücü bir noktada onların hoşnutsuzluğu sayesinde.
Bunu fırsat bilen Büyük İskender de Mısır'ı Perslerin elinden alıyor.
Perslerin döneminden sonra Mısır'da zaten Helenistik dönem başlıyor Büyük İskender'in başa gelmesiyle.
Peki bu olay nasıl gerçekleşiyor?
Büyük İskender M.Ö.
334 yılında Pers İmparatorluğu'na karşı büyük bir doğu seferine başladı.
İlk olarak Granikos Savaşı'nda Pers ordusunu yenilgiye uğrattı ve Anadolu'yu ele getirdi.
Bu arada bu savaş Büyük İskender ile Pers İmparatorluğu arasında yapılan 3 büyük savaştan Birincisi bu savaştan zaferle çıkan İskender adını ve itibarını ciddi derecede yükseltti.
Hatta birçok Pers komutanı çatışmadan sonra başarısız oldukları için cezalandırıldı.
Birçok şehir devleti de İskender ile savaşmayı reddetti ve teslim oldu.
Bu savaşın ardından 333'de İsoz Savaşı'nda Pers Kral 3.
Darius'u yenilgiye uğrattı ve Suriye ve Fenike'yi onların elinden aldı.
Tabi İskender'in bu hızlı ilerleyişi Perslerin kontrol ettiği diğer topraklarda bir paniğe yol açtı.
İskender de buradan Mısır'a doğru ilerledi.
O dönemde Mısır Pers hatrapı olan biri tarafından yönetiliyordu.
Ancak az önce de bahsettiğim gibi bölgedeki güç biraz zayıflamıştı.
3. Darius da İskender'in yaklaşan tehdidine karşı Mısır'ı savunmak için yeterli bir ordu gönderemedi.
Çünkü Mezopotamya'yı savunmaya çalışıyordu.
Ve İskender M.Ö.
332'de ordusuyla Mısır'a girince Mısır'ın başındaki lider hiç İskender'e karşı koymadan teslim oldu.
Böylelikle savaşmaya bile gerek kalmadan Mısır'ı...
Perslerin elinden aldı.
İskender'in Mısır'a girişi Mısırlar tarafından çok büyük bir coşkuyla karşılandı.
Çünkü Mısır halkı onu bir kurtarıcı olarak görüyordu.
Zaten Perslerin yönetiminden hoşnut değillerdi.
İskender de Mısırlıların bu yaklaşımlarını desteklemek için onların geleneklerine ve inançlarına çok saygı...
Aygılı bir politika izledi.
Çok akıllıca yaklaştı aslında.
Hatta bir önceki bölümde de bahsettiğim tapınaklarıyla ünlü Tep şehrine giderek Amon Ra tapınağında rahipler tarafından kutsandı ve onun oğlu olarak ilan edildi.
Tabi bu durumda Mısır halkının onu firavun olarak kabul etmesini sağladı.
Mısır'daki yönetimi pekiştirmek için de hepimizin bildiği gibi Akdeniz kıyısında kendi adıyla anılacak olan İskenderiye şehrini kurdu.
Bu şehir onun yönetiminde kısa sürede ticaret, kültür ve bilimin bir merkeze haline gelmişti.
İskender, Pers kralınının aksine Mısır'da kaldığı süre boyunca yerel tapınakların onarımına kaynak sağladı ve onların dini geleneklerine çok büyük saygı gösterdi.
Bu süreç İskender'in Mısır'da Helenistik dönemi başlatmasının ve bölgeyi dünya tarihinde önemli bir konuma yükseltmesinin aslında temelini oluşturuyor.
Bu arada İskender'in bu seferleri ve Persler arasındaki gerçekleştirdiği savaşlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz malum platformda çok güzel bir belgesel var.
Büyük İskender Nasıl Büyük Oldu adında 2024 yapımı bir belgesel.
Özellikle Plutarkos gibi antik yazarların kaynakları kullanılarak oluşturulmuş.
Tabii daha iyi tasvir edilebilirdi dediğim noktalar oldu ama ilgi çekici akıcı bir anlatım izlenebilir.
Şimdi gelelim Büyük İskender'in yönetimindeki...
Mısır sanatına çünkü konumuz aslında Mısır sanatıydı ama ben birazcık da tarihe girmek istedim.
Çünkü hep dediğim gibi bir dönemin sanatını anlamak istiyorsanız tarihine göz atmamız gerekiyor.
Bu dönem sanat tarihinde Helenistik dönem olarak biliniyor.
Peki nedir bu Helenistik dönem?
Perslerin yönetiminin sona ermesiyle Grek etkisinin yani Yunan etkisinin Dora'a ulaştığı döneme biz Helenistik dönem diyoruz.
Bu dönem Helenistik etkilerin Mısır kültürü ve sanatına karıştığı ancak geleneksel Mısır sanatının da güçlü bir şekilde varlığını sürdürdüğü bir dönemdi.
Sanat bu süreçte hem Yunan dünyasının estetik ve teknik anlayışını hem de Mısır'ın derin köklere sahip kültürel motiflerini harmanlayarak bir evrim geçirdi.
İskender'in Akdeniz kıyısında kurduğu İskenderiye şehri kısa sürede Helenistik dünyanın kültür ve sanat merkezi haline gelmişti zaten.
Şehir özellikle Yunan mimarisinden esinlenerek planlanmıştı.
geniş caddeleri, sütunlu meydanları ve açık alanlarıyla tipik bir Yunan şehir yapısına sahipti.
Örneğin İskenderiye'de inşa edilen ve günümüzde İskenderiye Feneri olarak da bilinen Paros Deniz Feneri, Mısır'da Yunan etkisinin mimariye yansımasının sanırım en önemli örneklerinden biri.
Aynı zamanda Helenistik döneminde mühendislik harikalarından biri olarak kabul ediliyor.
Fakat şunu da belirtmem gerek, İskender yaşarken Helenistik dönem etkileri çok yoğun değildi.
Aslında bu kadar yoğun değildi.
Onun ölümünden sonra daha çok yaygınlaştı ve Romalıların fethine kadar da devam etti.
Mısır'ın dini yapıları İskender'in gelişiyle önemini kaybetmedi.
Çünkü az önce de söylediğim gibi İskender Mısırlıların dinine ve tapınaklarına büyük saygı gösterdi.
Tapınak dekorasyonları, firavun figürleri ve tanrılarla olan ritüel ilişkiler betimlenmeye devam etti.
Hatta İskender de kendisini Mısır tanrıları ile ilişkilendirerek geleneksel Mısır sanatı için de yerini aldı.
Mezarlarda öteki dünya tasvirleri geleneksel Mısır sanatına sadık kalınarak yapılmaya devam etti.
Ancak Helenistik dönemin etkisiyle perspektif ve insan figürlerinin tasvirinde böyle daha doğal detaylar görünmeye başlandı.
Örneğin Mısır heykel sanatında idealize edilmiş figürler ve simetrik formlar varken Helenizmin etkisiyle yani Yunan'ın etkisiyle daha doğal ve gerçekçi bir tarz.
etkisini göstermeye başladı.
Özellikle insan figürlerindeki hareket ve anatomiye daha fazla vurgu yapıldı.
Yüz ifadelerinde de bireysellik ve duyguların gösterimi yaygınlaştı.
Ama bu durumu yeni krallık dönemindeki yaşlanma belirtileriyle karıştırmamak gerekiyor.
Böyle hani ancak dönem heykellerini bir düşünün, o yüzlerdeki duygusal ifadeleri bir düşünün.
İşte Firavun heykelleri birazcık onlara benzetilmeye başlandı.
Tabi günlük hayatta kullanılan nesnelerde de Yunan etkileri görmeye başlandı.
Seramik ve çömlek gibi nesnelerde geometrik desenler ve mitolojik figürler antik Mısır'ın kültüründen çok böyle Yunan kültürüne dönüşmeye başladı.
Örneğin küçük heykelcikler, takılar bunlar da artık Yunan tanrılarını ve figürlerinin stilize edilmiş formlarını yansıtmaya başladı.
Yani Mısır tanrılarını değil.
Mimaride de inşa edilen tapınaklar böyle geleneksel Mısır tarzını korusa da aslında...
Yunan mimari unsurlarını içermeye başlıyordu.
Mesela sütun başlıklarında Yunan-Korint düzeniyle Mısır motifleri böyle bir arada harmanlanmaya başladı.
Aslında bu durum Mısır ve Yunan kültürlerinin bir nevi birleşimi gibi.
Böyle halk üzerinde bir birlik ve beraberlik algısı yaratmak için kullanıldı desek bence yanlış olmaz.
Bu dönemin sanatını iki büyük medeniyetin bir araya gelerek bir sentez oluşturduğu ve Mısır'ın kültürel zenginliğine yeni bir boyut kattığı bir geçiş sürecini temsil ediyor aslında.
Bu arada Mısır sanatı Napolyon'un Mısır seferine kadar Batı dünyasında pek bilinmiyordu.
Napolyon 1788-89 yıllarda Mısır'a giderken yanında o çağdaki Fransa'nın en tanınmış bilim insanlarını da birlikte götürdü.
Ve bunların yaptığı araştırmalar sonucu zaten Mısır bilimi doğmuş oldu.
Fakat o zamana dek bilinen en eski sanat türü Grek sanatı iken bu durum değişti tabii.
Antik Mısır sanatı onun yerini almış oldu.
Sonuç olarak Antik Mısır sanatı insanlık tarihinin en büyüleyici ve görkemli miraslarından birisi bence.
Hep söylüyorum bunu.
Birçok Antik Mısır'ı anlattığım bölümde de dile getirdim.
Gerçekten her bir tapınak, piramit, heykel veya rolyef...
hem zamana meydan okuyan bir dehanın hem de sonsuzluğa ulaşmayı arzulayan bir medeniyetin izlerini taşıyor.
Yani bu sanat türü yalnızca güzellikle alakalı değil.
Öyle bir gayeleri de yok zaten.
Bu sanat türü onların inançları, gücü ve ölümsüzlük ile dokunmuş bir hikaye anlatıyor aslında bizlere.
Mısır sanatının sanırım en büyüleyici tarafı onun sadece estetik bir başarı olması değil.
Aynı zamanda halkının ruhunu ve yaşam felsefesini de ortaya koyması.
Piramitler gibi anıtsal yapılar, Tanrılar ve firavunlar arasında kurulan mistik bir bağın, taşlara işlenmiş bir yankısı gibi.
Bir önceki bölümde de bahsettiğim Kaynak ve Luxor'daki tapınaklar, gökyüzünü yeryüzüne indiren devasa sütunlarıyla insanın içini ürperten böyle bir kudret hissi uyandırıyor adeta.
Sanatlarının detaylarına baktığınızda hierogliflerin inceliği, tanrı ve tanrıçaların o zarif duruşları, firavunların göz alıcı portreleri ve doğaya duyulan hayranlığın her bir tasvire işlenmiş olduğunu
görüyorsunuz. Yani her bir rolyef bir hikaye kitabı gibi aslında.
Bu sanatı izlerken yalnızca bir şekil ya da desen görmezsiniz.
Her bir motifin arkasında bir hikaye, bir felsefe ve bir evren vardır.
Antik Mısır sanatının simetriye, düzene ve uyuma verdiği önem bugün bile tasarım dünyasında bir rehber niteliği taşıyor zaten.
Piramitlerin inanılmaz geometrisi, tapınakların o göz alıcı yapıları ve detayları hala modern tasarımcıları, mimarları ve tabii bizim gibi sanatçıları büyülemeye devam ediyor.
Aslında bu yapılar insanın doğa üzerindeki hakimiyetini değil, onunla kurduğu derin uyumu sembolize ediyor.
Yani bu sanat binlerce yıl sonra bile hala bizimle konuşuyor.
Her bir detayında insan ruhunun evreni anlama çabasını hissediyorsunuz ve belki de ölümden sonra bile bir iz bırakma çabasını.
Bu sanat bana göre yalnızca geçmişe ait bir şey değil, insan ruhunun zamansız bir yansıması.
Gerçekten hayran kalmamak mümkün değil.
Bir sonraki bölümde görüşene dek kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
