
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde antik Mısır’ın Eski ve Orta Krallık dönemlerine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Firavunların ölümsüzlük arayışını yansıtan piramitlerden, detaylı mezar süslemeleri ve kaya mezarlarına kadar uzanan sanatsal mirası gelin birlikte keşfedelim.
---
Instagram: belleginlambasipodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba arkadaşlar, beleğlenmesine hoş geldiniz.
Ben Eda. Bugün inanılmaz bir medeniyetin sanatını inceleyeceğiz.
Antik Mısır'ı inceleyeceğiz.
Antik Mısır bildiğiniz üzere...
İnsanlık tarihinin en gizemli uygarlıklarından biri.
Sanatı, yaşamı ve inançları binlerce yıl önce dünyaya hükmetti.
Fakat bugün bile birçok sır perdesi aralanmayı bekliyor.
Peki Mısır sanatını diğer medeniyetlerden ayıran neydi?
Nasıl oldu da bu kadar büyüleyici ve kalıcı oldu?
Veya siz antik Mısır'ın sanat eserlerine baktığınızda Ne hissediyorsunuz?
Belki gözleriniz firavunların göz kamaştırıcı ihtişamına ya da tanrıların gizemli figürlerine odaklanıyordur.
Şahsen benim için Antik Mısır denildiğinde akan sular durur hale geliyor.
Çünkü gerçekten çok etkileyici buluyorum.
Çok farklı, mistik bir enerjisi var bence.
Ki onu bu kadar çekici kılan da günümüzde bile açığa çıkmamış gizemleri.
Hep batı sanatı tarihinden ilerledik ama asıl maceramız bence şimdi başlıyor.
Farklı medeniyetlerin de sanatına ve tarihine bir giriş yapmanın vakti gelmişti artık.
Medeniyetler gelir, gider fakat sanatlara öyle derin kökler salar ki binlerce yıl sonra bile insanları büyülemeye devam eder.
Antik Mısır sanatı da işte böyle bir miras bence.
Sanatın doğuşunu, gelişimini ve sonsuzluk arayışlarını anlamak için önce...
Nil nehrinin kıyılarına doğru ufak bir yolculuğa çıkalım.
Nil nehri antik Mısır'ın kalbi olarak adlandırılıyordu.
Uygarlığın temelini atmakla kalmayıp sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın her yönünü şekillendirmişti.
Mısır medeniyeti de büyük ölçüde Nil'in varlığı sayesinde var olmuş ve şekillenmişti.
Hatta tarihin babası Herodotos Mısır için Mısır Nil'in hediyesidir demişti.
Peki bir toplumun hayatını her anlamda şekillendirebilecek kadar onu önemli yapan şey nedir?
Nil hadisi bildiğiniz gibi doğrusal bir vaha...
Aslında her iki tarafı engin.
Kurak, uçsuz bucaksız çıplak çöllerle kaplı.
Dar bir yeşil şerit olarak tarif edebiliriz bunu.
Nehrin yıllık taşkınları etrafındaki toprakları da son derece verimli hale getirdiğinden çölün ortasında aslında bir hayat damarı görevi görüyor.
Nilin taşması tarım için gerekli olan zengin alüvyon tabakasını geride bırakırdı.
Bu da halkın geçimini sağlayan işte buğday, arpa gibi temel mahsullerin bolca üretilmesine olanak tanırdı.
Tarım bildiğiniz üzere birçok toplum gibi.
Mısır'ın da ekonomik temeli ve Nil de bu temel yapının aslında bir taşıyıcısı.
Nil, Mısır'ın ticaret yollarını açmıştı ve nehir üzerinden yapılan taşımacılıkla uzak bölgelere ulaşım sağlıyordu.
Mısırlılar da bu nehir yoluyla sadece ürünlerini değil, aynı zamanda sanatsal ve kültürel zenginliklerini de diğer medeniyetlere taşırdı.
Nil, Mısır'ın dış ticaretinde önemli bir stratejik rol oynarken, aynı zamanda ilk bölgeler arasındaki ulaşımı da kolaylaştırarak ülkedeki birlik ve bütünlüğü pekiştiriyordu.
Tabii sadece tarım ve ekonomi için önemliydi diyemeyiz.
Kültürel olarak da çok büyük bir öneme sahipti.
Mısırlıların özellikle dünya görüşlerini ve inanç sistemlerinin oluşmasında etkisi çok büyüktü.
Aynı zamanda kendileri ve dünyadaki yerleri hakkında düşünme tarzlarını da felsefelerinde biçimlendiriyordu.
Peki bir nehir, bir toplumun inanç sisteminin oluşmasında nasıl bu kadar büyük bir rol oynuyor diye soracak olursanız.
Aslında kanalımda Mısır mitolojisine ait çok güzel bir seri var.
Dinlemediyseniz eğer o seriyi dinlemenizi tavsiye ederim.
Mısır'ın birden fazla inanç sistemi var.
Yani tek bir inanç sistemi üzerine kurulmuyor.
Çünkü çok büyük bir toplum ve tarihleri boyunca çok fazla hanedanlık hüküm sürmüş.
Dolayısıyla inanç sistemleri de bulunduğu bölgelere ve yönetime geçen hanedanlığa göre değişkenleşiyor.
Fakat günümüze kadar ulaşan daha doğrusu en bilinen mitlere göre ki dediğim gibi bu inanç sistemi değişkenlik gösterse de onlar için evrenin yaratılmasında suyun çok büyük bir
öneme sahip olduğu kesin bir bilgi.
Aslında her kültür kendi yaşam alanlarının doğal özelliklerine ve toplumsal ihtiyaçlarına göre kozmogonilerini yani yaratılış mitlerini şekillendirmiş.
Örneğin antik Yunan mitolojisinde başlangıçta bir kaos vardı hatırlarsanız.
Bir düzensizlik hali, bir boşluk hali vardı.
Sonrasında o kaostan Gaia yani toprak ana...
Tartaros yani yeraltı dünyası ve Eros yani sevgi ortaya çıkıyor.
Ve sonrasında Gaia ile gökyüzü Uranos birleşiyor ve dünya şekillenmiş oluyor.
İskandinav mitolojisinde de yaratılış Ginnungagap adı verilen bir boşlukla başlıyor.
Boşluğun her iki tarafında Muspelheim yani ateş diyarı ve Niflheim yani buz diyarı bulunuyor.
Ve bunlar da birleşip Ymir adında bir devin doğmasına sebep oluyorlar.
Ve o devin bedeniyle de dünya ve evren yaratılıyor.
Başka bir örnek verebilecek olursam Hint mitolojisinde örneğin onların kozmogonilerinde de farklı varyasyonlar olsa da en yaygınlardan biri evrenin başlangıcında büyük bir okyanusun var olduğudur.
Tanrı Vişnu bu okyanusun üzerinde yatan bir yılan üzerinde uyur ve lotus çiçeğinden yaratıcı tanrı Brahma çıkıp tüm dünyayı ve tüm canlıları yaratır.
Onların da böyle bir yaratılış miti var.
Ve son olarak Mezopotamya mitolojisine baktığımızda ise onların Babil yaratılış kozmogonisi olan Enuma Elish'e göre yaratılış tatlı su tanrısı Apsu ve tuzlu su tanrıçası Tiamat
'ın birleşimiyle başlıyor.
Yani demem o ki birçok farklı toplumun yaşadığı bölgelere, doğa koşullarına veya toplumsal dinamiklerine göre yaratılış mitleri şekilleniyor.
Nil, Mısırlılar için sadece bir su kaynağı değil, kutsal bir varlık olarak da görüldüğünden İnanışlarını da ona göre şekillendirmişler Mısırlılar.
Nil tanrısı Hapi bereketin ve yaşamın simgesi olarak tapınılan bir figürdü örneğin.
Dolayısıyla Nil her yıl taştığında Hapi'nin bir lütfu olarak kabul edilirdi.
Ve onun döngüsüne göre de ritüeller düzenlenirdi.
Anlayacağınız Nil Nehri Mısır mitolojisinde de sanatta da sıkça işlenilen bir konuydu.
Firavunların tanrısal kökenlerine dahil anlatılarda bile sembol olarak kullanılmıştı.
Mısır sanatında ve yazıtlarında da tabi ki Nil'in yaşam kaynağı olması kutsal bir güç olarak betimlenmişti.
Sosyal açıdan baktığımızda da Nil'e etrafında yoğunlaşan yerleşimler halkın büyük çoğunluğunun nehir kıyısında yaşamalarına sebep olduğu için Mısır'da merkeziyetçi bir yapının oluşmasına katkı sağlıyordu.
Firavunlar Nil Nehri'nin sağladığı refah üzerine bir yönetim sistemi kurmuş ve bu refah sayesinde de güçlü bir bürokratik yapı geliştirmişlerdi.
Tarımsal faaliyetlerden de elde edilen fazla ürün Mısır halkını beslemekle kalmayıp Firavunların büyük tapınaklar ve mezar yapıları inşa ettirmelerine de olanak tanımıştı.
Bu sosyal organizasyonun bir sonucu olarak da sanat ve mimarideki gelişmeler, Bu merkezi yapının bir parçası haline gelmişti doğal olarak.
Sonuç olarak Nil Nehri'nin Antik Mısır'daki rolünün yalnızca fiziksel anlamda bir su kaynağı olmadığını görüyoruz.
Sosyal hiyerarşi, ekonomik ferah, kültürel gelişim ve dini inanışlar gibi uygarlığın temel unsurlarını besleyen bir yapı olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Eminim aranızda biz Mısır sanatı dinlemeye geldik, sen Mısır tarihi anlatıyorsun diye düşünenler olacaktır.
Bir medeniyetin sanatını anlamak için de o medeniyetin tarihini bilmemiz gerekiyor arkadaşlar.
İnan sistemleri doğrultusunda ölümden sonraki yaşama çok fazla düşkünler.
Dolayısıyla sanatları da bu doğrultuda evriliyor.
Onların üç büyük dönemi olan Daha doğrusu dört büyük dönemi olan eski krallık, orta krallık, yeni krallık ve geç krallık her biri farklı siyasi, sosyal ve kültürel dinamiklere
sahip dönemler olduğu için bu dinamikler de sanat ve mimari alanlarında önemli değişikliklere yol açıyor.
Sonuçta 3000 küsur yıllık bir tarihten söz ediyoruz.
Bu arada eski Mısır uygarlığını inceleyen bilim insanları Mısır yönetiminin farklı dönemlerini sınıflandırabilmek için çok zekide bir sistem oluşturmuşlar.
Eski, orta, yeni ve geç krallık olarak dört döneme bölüyorlar.
Yani şöyle düşünün, Antik Mısır İmparatorluğu 30 hanedanlık tarafından yönetildi.
Neredeyse... 3000 küsur yıllık tarihleri var demiştik.
Bu yüzden ben de onların sanatını anlatırken yüzeysel olarak anlatıp geçmek istemedim açıkçası.
Eski, orta, yeni ve geç krallıkta yaşanan önemli gelişmeler ve sanatsal faaliyetleri dönemlerini ayırarak anlatacağım.
Bu bölümde eski ve orta krallık dönemlerini, bir sonraki bölümümüzde de geç ve yeni krallık dönemlerini detaylıca inceleyeceğiz.
Şimdi eski krallıktan başlayalım.
Eski krallık piramitler çağı olarak da biliniyor ve bu dönem Mısır'ın mimari ve heykel sanatında zirveye ulaştığı bir dönem.
Eski krallık döneminde 4.
5. 6.
ve 8. sülale hüküm sürüyor.
Sonrasında ise 1. ara dönem başlıyor ve bu dönemde de 9.
ve 10. sülale hüküm sürüyor.
Eski krallık döneminde Mısır toplumu Firavun'un en üstte olduğu katı bir hiyerarşik düzene sahipti.
Firavunlar tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilirdi.
Onun altında rahipler, soylular, zanaatkarlar, yazıcılar ve en altta da çiftçiler yer alıyordu.
Bu dönemde özellikle Firavunların ölümsüzlük arayışları devasa piramitler gibi anıtsal yapılarla kendini gösteriyor.
Eski krallıkta yapıldığı bilinen Zoser piramidi, Giza'daki büyük piramitler Keops, Kefren ve Mikerinos ve Sfengs Mısır'ın gücünün ve firavunların tanrısal statüsünün
bir simgesi olarak inşa edildi.
Mimaride kullanılan taş işçiliği büyük bir ustalıkla gelişti ve Mastaba adı verilen dikdörtgen mezar yapıları zamanla piramitlere dönüştü.
Ünlü mimar Imhotep tarafından yapılan Zosar piramidi ki biz onu basamaklı piramit olarak da biliyoruz.
Bu arada bütün piramitleri incelediğimiz bir bölüm de var kanalımda.
Bu piramit taş blokların kullanıldığı ilk büyük ölçekli yapı olarak kabul ediliyor.
Ve bu dönemde inşa edilen piramitler de aslında eski krallığın güç ve refahının bir yansıması.
Sanatta ise firavun heykelleri ve mezar kabartmaları ön planda.
Zaten bununla alakalı bir test yapmıştık instagramda.
Cevaplayanlar hatırlayacaktır.
Mısır sanatında heykeller diğer antik dönemlerdeki gibi tamamen mimari yapılara entegre edilmiş bir biçimde değil.
Mimariden bağımsız olarak da ortaya çıkıyor.
Örneğin Mısır'ın tarih öncesi dönemi Mısır'da Negade 1, Negade 2 ve Negade 3 olarak adlandırılıyor.
Bunu neden anlatıyorum? Bu dönemler Mısır'ın en önemli kültürlerini yansıtıyor.
Onların ilk şehir devletlerine ve firavunluk sürecine geçişlerini yansıtıyor.
Negada 1'de örneğin Bakır ilk kez görülüyor.
Negada 2'de ise resim tasvirleri artık ortaya çıkıyor.
Ve seramikler, çömlekler yavaş yavaş gelişiyor ve bunların süslemeleri ortaya çıkıyor.
Aynı zamanda Negada 2'de anıtsal sanatın belirtileri de ortaya çıkıyor.
Böylece Mısır kültürünün sonradan sahip olacağı o anıtsal...
mimariyi geliştirecek öğelerin aslında ilk çağlardan bu yana kullanılmaya başladığını anlayabiliriz.
Heykele dönecek olursak Negade öncesi çağın kilden yapılmış ilk kadın figürleri eski taş çağındaki doğurgan kadın figürleri gibi.
Willendorf Venus'u anlayışına sahiptir desek daha doğru bir anlatım olur galiba.
Willendorf Venus'unu belki duymuşsunuzdur.
Gerçi ilk çağ sanatından pek bahsetmedim bu kanalda ama kendisi insanlık tarihinin bilinen en eski sanat eserlerinden biri.
Paleolitik dönemde biliyorsunuz ki insanlar günlük yaşamlarını resim ve heykel gibi sanat biçimleri aracılığıyla ifade etmeye başlamışlardı.
Bu heykelcikte, heykelcik diyorum çünkü kendisi 11 cm falan, bu heykelcikte sanatın ve estetik anlayışın bu kadar eski bir dönemde dahi var olduğunu göstermesi bakımından çok önemli.
Aynı zamanda bir kadının temsili var.
Çünkü tarih öncesi toplumlarda kadının önemli bir figür olduğunu ve kadın bedeni üzerinden doğaya ve yaşam döngüsüne dair inançların geliştiğini düşündürüyor bizlere.
İnsanlar tarih öncesi çağlarda bile kadını yüceltip kutsal...
Biz teknoloji çağında kadınları, çocukları, hayvanları koruma konusunda ilk çağdan bile beter bir haldeyiz.
İleri gitmek yerine...
Biliyorsunuz ki geri gidiyoruz.
Öyle bir cahillik söz konusu.
Bu arada Antik Mısır'ın adalet sistemi de dönemin sosyal yapısına ve birçok hukuki düzenine göre oldukça gelişmiş bir durumda.
Ve birçok açıdan da dikkate değer bir yapıya sahip.
Özellikle bizim şu anki mevcut adalet sistemimize kesinlikle kıyaslanamayacak kadar ileri görüşlü bir sistemleri var.
Özellikle kadınlar yasal olarak Erkeklerle eşit haklara sahipti ve yasaların uygulanmaması gibi bir durum söz konusu dahi değildi.
Neyse bu konuda çok doluyum, konuyu hiç saptırmak istemiyorum.
Mısırların yaptığı kadın figürleri de işte bu Willendorf Venüs'ün andıranı tekti.
Peki bunu nereden anlıyoruz?
Willendorf Venüs'ü doğurganlık ile bağlantılı bir sembol olarak yorumlanıyor.
Vücudundaki abartılı kıvrımlar, detaylar, büyük göğüs ve kalçalar.
Onu bir bereket tanrıçası ya da doğurganlık sembolü olarak öne çıkarıyor.
İşte Mısır'daki eski krallıktan önceki heykeller de aynı bu şekilde tasvir ediliyor.
Örneğin Kral Diyozer'in heykeli.
Mısır heykel sanatının en önemli örneklerinden bir tanesi.
Heykelin baş ve ayak ve tabii ki vücut kısmı dikey bir duruşta ama kalça kısmından itibaren oturuyor gibi görünmekte.
Duruşu biraz garip farkındayım.
Zaten gördüğünüzde de garip bir şekilde tasvir edildiğini anlayacaksınızdır.
O zamanlar henüz Mısırlı zanaatkarlar diyeyim bu figürleri çok fazla formlarına uygun yapamıyorlardı.
Bu bölümle alakalı görselleri de bu arada Instagram'a ekleyeceğim.
Heykelin kendisi şu anda Kahire Müzesi'nde bulunuyor.
Henüz görme fırsatım olmadı.
Malum ortalık çok da iyi durumda değil.
Ama bu müzeye gitmek de tabii ki en büyük hayallerim arasında.
Bu arada bu heykel 3.
sülala döneminde yapılıyor.
Ancak 4. sülala döneminde piramitlerden ve bu heykellerden ayrı olarak prenslerin ve asillerin mezarlarına ait duvarlarda, buradaki tapınma hücrelerinde daha doğrusu bir rölyef sanatı yani kabartma
sanatı gelişiyor. Hatta ben de şu anda Antik Mısır krallarından birinin rölyefini yapıyorum.
Belki görmüşsünüzdür. Bu rölyefler de 5.
Sürale çağında gitgide çoğalıyor.
Mezar duvarlarındaki rölyeflerde de genellikle ölen kişinin hayatı ve zenginliği anlatılıyor.
Böylece arkeologlar ve Antik Mısır bilim insanları bu çağın rölyeflerinden ölen kişinin hayatları hakkında birçok bilgiye sahip oluyorlar.
Bu yüzden o çağda bu kabartmaları bir tasvir değil, hayatı olan bir varlık gözüyle bakılmış.
Ama şöyle de bir yanılgı var.
Birçok kral kendi hayatın olduğu gibi değil, olmasını istediği şekilde de aktarmış.
Bu yüzden özellikle bu konuda net bir şey söyleyebilmek çok zor.
Antik Mısır sanatında Rölyef'in en önemli örneği Mısır'ın Belki de ilk hükümdarı olan Kral Narmer'in paleti.
Herodotos'a göre Antik Mısır Devleti'ni Kral Narmer kurmuştur.
Yani Birleşik Mısır'ın ilk hükümdarı olarak biliniyor Narmer.
Onun yaptırdığı bu ünlü palet de Mısır sanatının ve krallığının ikonografisini klasik bir biçimde gösteriyor.
Peki bu taş oyma nereden çıkmış onlar için derseniz?
Kendileri zaten taş oymacılığında antik ve modern dünyada eşi benzeri olmayan bir ustalığa sahiptiler.
Mısır sınırları içerisinde çok çeşitli, bolca ham malzeme vardı.
Bu malzemelerin bulunması da Mısırlılara kültürel kimliklerini ortaya koymak için farklı araçlar sağlıyordu.
Örneğin granit, diorit, kireç taşı ve bazalt gibi sert taşları kullanıyorlardı.
Ayrıca taş, kalıcı olma üstünlüğüne sahip bir nesli.
Bu yüzden de Mısır anıtları ebediyen varlıklarını sürdürmeleri için bilinçli olarak tasarlanırdı.
Aslında eski krallık dönemindeki bu heykeller ve mezar kabartmaları üzerindeki ince işçilik gerçekten Mısırlı zanaatkarların ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyor bizlere.
Örneğin figürlerin yüz ifadeleri, giysilerdeki detaylar ve hayvan figürlerindeki doğallık dönemin gerçekten sanat anlayışını yansıtıyor.
Tabii ki bu dönemde sadece taş değil, Ahşap ve kil heykeller de yapılmış.
Ancak bu malzemeler daha çok halk mezarlarında ve günlük kullanım için üretilen eserlerde tercih edilmiş.
Eski krallık ve ondan önceki dönemde sanat bu şekilde gelişim göstermişti.
Peki Orça Krallık da nasıldı?
Orta Krallık, Antik Mısır'ın tarihinde bir yeniden birleşme, merkezi otoriterin sağlanması ve kültürel canlanmanın yaşandığı bir dönemdi.
Çünkü Orta Krallığa geçmeden önce, yani İsa'dan önce 2190 ve 2052 yılları arasında bir karanlık çağ vardı.
Bu karanlık çağ esnasında da 6'dan 11'e kadar hanedanlık geldi geçti.
Özellikle 8. hanedanlıkta kraliyet yetkisi çöktü, iç savaş başladı.
Hatta Osiris kültü demişti ki işte o kült bu karanlık çağda ortaya çıktı.
Sonrasında ise iç savaş sona erdi ve Mısır yeniden birleşti.
Bu süreçte sanatsal üretim hem firavunlar hem de halk tarafından yeniden önem kazandı ve eski krallığın o sert anıtsal üslubundan daha insani...
saniye ve daha doğal bir tarza geçiş yaşandı.
Daha fazla duygusal derinlik ve detay içeren eserler ortaya çıktı.
Örneğin firavunlar ve soylular heykellerde yalnızca tanrısal ve güçlü figürler olarak değil, aynı zamanda yaşlanma belirtileri gösteren ve düşünceli ifadelerle betimlendi.
Figürler böyle daha gerçekçi halde ve kişisel yönlerini daha yansıtma eğilimindeydi.
Özellikle Firavunlu 1.
Sesotris ve 3. Amenemet'in heykellerinde yaşlılık belirtileri yer alıyor.
Aslında genel olarak Mısır sanatında ne zaman ihtiyarlık ifadesi görüyorsak bu Mısır tarihinin karanlık zamanlarının geldiğini veya karanlık bir zamandan geçmiş olduklarını ifade
ediyor. Aynı zamanda Orta Krallık heykellerinde farklı ölçeklerde eserler de üretildi.
Büyük anıtsal heykellerin yanı sıra soylular ve rahipler için yapılan daha küçük heykeller...
ve bunlar da önemliydi.
Dediğim gibi granit, bazalt ve kireç taşı gibi dayanıklı malzemeler kullanılarak yapılan heykellerde taş işçiliğinde daha da büyük bir ustalık gösterildi.
Tabi bununla birlikte ahşap gibi daha yumuşak malzemelerden de küçük figürler yapıldı.
Bu ahşap figürlerde de eski krallıktaki gibi daha çok güllük yaşamı belirtmeyen sahneler yer alıyordu.
Bu arada heykellerin duruşları da daha doğal ve daha yumuşak bir hale geldi.
Eski krallıktaki gibi simetrik ve böyle katı oturan heykeller bu dönemde yok.
Firavunlar yine aynı şekilde oturur ya da ayakta durur şekilde betimleniyor.
Ancak bu duruşlarda daha rahat böyle daha günlük yaşamdan esintiler yer alıyor.
Heykellerdeki ayrıntılı yüz ifadeleri Mısırlı zanaatkarların teknik becerilerinin bu dönemde ne kadar geliştiğini gösteriyor bizlere.
Zanaatkar diyorum çünkü antik Mısır'daki sanatçılar modern anlamda sanatçı kavramına benzer bir konuma sahip değillerdi.
Bunun yerine daha çok zanaatkarlar veya usta işçiler olarak algılanıyorlardı.
Onlar toplumda belirli bir estetik ya da bireysel yaratım duygusundan ziyade belirli kurallara ve geleneklere göre çalışmakla yükümlüydüler.
Bu arada Orta Krallık sadece görsel sanatlarda değil aynı zamanda edebiyatta da canlanmanın yaşandığı bir dönemdi.
Mısır Edebiyatı'nın ilk önemli eserleri eski krallık döneminde ortaya çıksa da yazının ve edebi üretimin tam olarak gelişmesi Orta Krallık döneminde gerçekleşti.
Örneğin piramit metinleri, Eski kralkta ortaya çıktı bu piramit metinleri ve Mısır edebiyatının bilinen en eski yazılı metinleri.
M.Ö. 24.
yüzyıl civarında ve 5.
ve 6. hanedanlıkların hüküm sürdüğü dönemde firavunların mezarlarının iç duvarlarına kazınmıştı.
Firavunların ölümden sonraki yaşamlarını güvence altına almak için yazılmış dini metinleri içeriyor aslında.
Ruhun öteki dünyada yolculuk yaparken karşılaşacağı zorluklar, tanrılara edilen dualar ve ilahiler gibi konular.
Tabii bu metinler sadece firavunlara özel olduğundan bu dönemdeki Mısır edebiyatı da büyük ölçüde kraliyetle sınırlıydı.
Bir başka edebiyat örneği ise tabut metinleri, piramit metinlerinin bir uzantısı olarak düşünebilirsiniz bunu.
Ancak tabut metinlerinin en önemli özelliği...
Mısır'da ölümden sonraki yaşam düşüncesinin daha geniş bir kesime yayılması ve metinlerin sadece kraliyetle sınırlı olmayıp zengin ve soylu kesime de hitap etmesi.
İçeriği ise yine aynı.
Tabut metinleri dedik, piramit metinleri dedik.
Bir başka örnek de mitolojik öğeler tabii ki.
Osiris kültürünün orta krallık.
döneminden hemen önce ortaya çıktığını söylemiştik.
Orta Krallık itibariyle de Antik Mısır mitolojisi daha yazılı hale gelmeye başladı.
Yine tabii ki ölümden sonraki yaşamla ilişkili olarak örneğin Ra'nın gece yolculuğu ya da Osiris'in hikayesi gibi mitolojik anlatılar artık bu metinlerde yer almaya başladı.
Aslında Antik Mısır Edebiyatı deyince benim aklıma ilk gelen örnek tabii ki Ölüler Kitabı oluyor.
Ölüler Kitabı adından da anlayacağınız gibi ölüler için bir rehber kitap niteliğinde.
Mısır mitolojisi bölümlerinde de bahsetmiştim aslında.
En basit tabirle...
Ölülerin ruhlarının ölümden sonraki yolculuklarını onlara rehberlik etmek amacıyla yazılmış.
Bir dizi büyü, dua ve çeşitli talimatlar da oluşan bir metin aslında bu.
Ölen kişinin ruhu ölüler diyarındaki yolculuğuna başladıktan ve Osiris'in hükümdarına çıktıktan sonra bir yargılanma sürecine tabi tutuluyordu.
İşte bu süreçte de belirli büyüleri bilmesi ve uygulaması gerekiyor ruhların.
Ölüler kitabında da ruhlar için bunlar yer alıyor.
Sadece bunlar da değil tabi işte beslenmesi...
kendini canavarlardan ya da kötülüklerden koruması, tanrılarla nasıl iletişim kuracağı ve duattaki yani yeraltı dünyasındaki çeşitli kapılardan ne şekilde geçebileceğini anlatan
büyüler ve dualar bulunuyor.
Kabaca böyle diyebiliriz.
Genellikle papyrus rulolarına yazılıyor bunlar ve ölen kişinin hemen mezarının içerisine konuluyor.
Büyülerle birlikte renkli resimler de içeriyor bunlar ve ölen kişinin yolculuğunu tasvir ediyor yine aynı şekilde.
Orta Krallık'taki mimariden söz edecek olursak bu dönemde piramitlerin yerini kaya mezarları ve tapınaklar alıyor ve daha incelikli daha detaylı yapılar ön plana çıkıyor.
Örneğin kaya mezarları.
Bugün çok örneğin dedim bu arada.
Eski krallıkta firavunlar için inşa edilen devasa piramitlerin aksine bu dönemde kaya içine oyulmuş mezarlar daha yaygın hale gelmiş.
Hatta mezarlar daha gizli ve korunaklı.
Bu da firavunların mezarlarını koruma isteğinden kaynaklanıyor.
Aynı zamanda bu kaya mezarlarının iç duvarlarındaki süslemelerde tarım faaliyetleri, avlanma, hayvan yetiştiriciliği ve dini ritüeller gibi günlük yaşam sahneleri ayrıntılı bir şekilde işlenmiş.
Fresklerdeki figürler böyle hareketli ve doğal bir şekilde tasvir edilmiş.
Bu durumda aslında Orta Krallık sanatının gerçekçiliğe verdiği önemi yansıtıyor.
Orta Krallık'taki bir diğer mimari örnek de tapınaklardır.
Bunlar da tıpkı piramit metinleri gibi tanrılara adanmış kutsal yapılar olarak inşa edilirdi.
Örneğin Yeni Krallık döneminde zaten detaylıca bahsedeceğim ama Orta Krallık'ta yapımına başlanan Karnak Tapınığı Amun-Raya adanmış bir tapınaktır.
Sonraki dönemlerde de genişletilecek olsa da inşaat çalışmaları Orta Krallık'ta başlamış ve aynı zamanda Mısır'ın dini mimarisine önemli katkılar sağlıyor.
Bu tarz sapınakların duvarlarında da yine aynı şekilde tanrıların ve firavunların betimlendiği kabartmalar yer alıyor.
Eski ve Orta Krallık dönemleri Antik Mısır sanatının temellerini atan ve sonraki dönemlerde de özellikle Yeni Krallık ve Geç dönemlerde de görülen sanatsal gelişmeler üzerinde çok büyük etkiler bırakmış
dönemlerdir. Bu iki dönemde gelişen sanat anlayışı Mısır'ın kültürel mirasına sürekliliğini sağlamış ve sanatsal geleneklerin şekillenmesini...
önemli katkıda bulunmuş.
Sanatın Antik Mısır toplumunda kolektif hafızanın ve ölümsüzlük arayışının merkezinde yer aldığını görüyoruz.
Dünya görüşünü ve hayat anlayışını şekillerden temel unsurlardan biri.
Sadece estetik bir ifade aracı değil sanat ki onlar estetik bir ifade aracı anlayışından çok çok uzaklar.
Dini ve kültürel bir araç olarak da kullanılırmış.
Sanat yoluyla geçmişlerini, inançlarını ve ölümsüzlük arayışlarını nesilden nesile aktarabilmişlerdi.
Belki de sanatı ölümsüzlüğe giden bir yol olarak görmüşlerdi.
Yeni krallık ve geç dönemi sanatını bir sonraki bölümde inceleyeceğiz.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için beni instagramdan takip etmeyi unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşene dek kendinize güzel bakın, sanatta kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
