
Ayşen Kaptanoğlu ile, akademisyenlikten Amsterdam’da tanınan bir ressama dönüşmenin hikâyesi.
Transkript
Selam, burası Babol'da Ne Var Podcast kanalı ve bugün Amsterdam'da Kumpanya Stüdyosu'ndayız.
Bugünkü konuğumuz Ayşen Kaptanoğlu.
Normalde ismini söylüyorum herkese ama Ayşen'in soyadını da söyleyeyim çok havalı diye öyle bir giriş yapayım istedim.
Selam Ayşen, hoş geldin.
Hoş buldum. Nasılsın?
İyiyim sağ ol, sen nasılsın?
İyiyim ben de. Sen kimsin, neler yapıyorsun, ne zaman göç ettin?
Birazcık bunlardan bahseder misin?
Evet bahsederim. Öncelikle şu an kayıtta olduğumuz için belirteyim ben kayıttayken aksan yapıyormuşum.
Ama Hollandalı aksanlı değil Kıbrıslı zannediyorlar beni.
Heyecanlandığım için oluyor galiba o yüzden.
Şimdi aksan girebilir.
Evet kendimden bahsediyorum.
Ayşem ben ressamım.
Yani esasen ressamım. Animasyon ve seramik de yapıyorum aslında ama esas olarak ressamım.
11 sene olacak neredeyse.
10 sene diyeyim şimdi de tam olarak.
10 sene önce geldik eşimle beraber.
Eşim bir iş teklifi almıştı buradan.
Ben de onu takiben geldim.
Öncesinde okutma olarak çalışıyordum İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı'nda.
Yani öyle bir edebiyat geçmişim vardı.
Bir taraftan işte derslere giriyordum.
Akademik kariyer. Kovalıyordum.
Derken işte Türkiye'nin durumları malum.
Eşim de hayali vardı yurt dışında olmakla ilgili.
Öyle bir teklif alınca hadi kalkalım gelelim dedik.
Ben orada çok peşinden koştuğum kadromu bıraktım kendi isteğimle.
O zamanlar sorsalar böyle bir şey yapacağımı söyleseler hiç inanmazdım yani kendi isteğimle onu bırakacağımı.
Neyse sonra buraya geldik.
Tabii eşim işe başladı.
Ben zor bir dönem geçirdim.
Yani işimi, ailemi, arkadaşlarımı bırakmıştım ve evde öyle boş boş duruyordum.
Ve kötü de bir dönem geçirmiştim öncesinde.
Babamı kaybetmiştim falan böyle.
Bir yandan da göç gelince bayağı zorladı aslında beni başında.
Tamamen kafamı sakinleştirsin diye resme başladım.
Sonra nasıl başladım onu da bahsedeyim belki başlamak isteyen olursa diye.
Bir model çizim dersine kaydolmuştum.
Sadece hobi amaçlı işte model, canlı model geliyordu.
Biz onları çiziyorduk, ediyorduk falan.
Oradaki hoca işte şey dedi bir gün.
Ya sen bayağı iyi yapıyorsun yani.
Hani bunu öyle full programı okumak istemez misin gibi bir soruyla geldi bana.
Hiç düşündüğüm bir şey değildi.
Düşündüm. Neden olmasın dedim ve işte Wackers Akademi'de 5 senelik bir okul macerasına atıldım.
Sıfırdan öğrenci gibi.
Evet. Kaç yaşındaydı sınıf arkadaşların?
Sınıf arkadaşları oluyor mu? Oluyor.
Şöyle aslında bu böyle hani devletin tanıdığı bir akademi değildi.
Yani parayı veren... Gidiyordu öyle bir okuldu.
Ama çok şey öğrendim tabii ki.
Çok klasik bir eğitim veriyordu.
İşte nedir bu? İşte model çizim dersleri ya da işte dışarı bakıp gözlemleyip birebir ne görüyorsan onu çizdiğin resimler yaptığımız bir okuldu.
Dolayısıyla çok fazla emekli olup gelmiş olan insan vardı.
Böyle teyzeler, amcalar hep beraber okudum öyle beş sene boyunca.
Ondan sonra işler...
Bir noktada değişti benim için.
Bu okula giderken son sene bir işte danışman hocayla birlikte çalışıyorsun sadece okula gitmeden.
O dönem ben böyle ne oldu bilmiyorum.
İşte Natürmort çizerken bir anda dedim çok sıkıldım ben bunları çizmek istemiyorum artık.
Ve daha böyle nasıl diyeyim bir şeyleri ifade ettiğim, öfkemi yansıttığım.
daha böyle hikaye barındıran eserler üretmeye başladım.
Ve hocama gösterdiğimde beni çok teşvik etti.
Daha fazlasını yapmam konusunda.
Öyle bayağı bir üretken bir döneme girdim.
Böyle yaptıkça yaptım falan. Sonra tabii o okulun tarzından da uzaklaşmış oldum o sıra aslında.
Herkes işte natürmort ya da işte ne diyeyim peyzaj çizerken ben bambaşka böyle olmayan çok hayal gücümün de içinde olduğu şeyler çizmeye başladım.
Mezuniyet aşamasında dışarıdan işte sanatçı davet ediyorlar falan bir jüri oluşturuyorlar.
O jüride bulunan birisi Rijksakademi'de daha önce okumuş bir ressamdı.
Ve şey yazmış bana raporda hani ya Rijksakademi ya de Ateliers'e başvur lütfen demiş.
Benim de hiç haberim yok. Ne Rijksakademi biliyorum ne de Ateliers hiçbir şeyden haberim yok.
O ne ola ki diye baktım ve başvurdum ve girdim oraya.
Ondan sonra bayağı böyle kendime profesyonel olarak sanat dünyası içine atılmış olarak buldum.
Konuşamıyorum da heyecan yaptım şu an.
Böyle. Çok havalı ya.
Yüzlerce soru başlığı var.
Hangi üniversitede okutmandın?
İstanbul Üniversitesi. Bayağı İstanbul Üniversitesi'nin edebiyat bölümünde derslere giriyordun.
Evet. Hiç böyle yani çok da bilmem edebiyatçılar, hocalar nasıl olur ama böyle çok tatlısın ya.
Hiç böyle sanki hocalı böyle edebiyatçı hoca gibi böyle derse gelip de böyle hani şunu yaptınız mı bunu yaptınız mı diyecek gibi bir de değilsin ya.
Hiç öyle olmadım zaten.
Yani hala arkadaşım olan öğrencilerim.
Ya ne güzel çok tatlı.
Mevcut evet. Peki İstanbul'da yaşıyordunuz?
İstanbul'da yaşıyorduk evet. Peki buraya gelince işini yapmak gibi bir şey düşünmedin mi hiç?
Ya aslında yani düşündüm.
Ama dediğim gibi o çok detaya girmek istemiyorum ama babam hastaydı ve ben işte eşimden altı ay sonra buraya geldim aslında.
O altı ay önce taşınmıştı ama ben babamın vefat edeceğini bildiğim için onu bekledim.
Biraz onların yanında oldum falan.
Dolayısıyla böyle çok şey bir dönemdi benim için.
Hiçbir şey yapmak istemediğim bir dönemdi sonrasında.
İşte tekrar mı uğraşacağım akademik kariyerle falan diye böyle hiçbir şey istemiyordum o dönem.
Bayağı zorladı işte panik ataklar buraya gelince hepsi başladı.
Panik atak, vertigo ne varsa hepsini geçirdim.
Ondan sonra biraz kendime geldikçe araştırmaya başladım.
Tabii burada da bir network gerektiriyormuş aslında.
Nasıl İstanbul'dayken o kadroya girebilmek için biraz çabaladıysak o anlamda.
Burada da yani tekrar bir şey okumadan okulda...
Okulda kalamazsın gibi anlamıştım.
Ona da hazır değildim.
Dediğim gibi onun yerine işte öyle resme başladım.
Eşin ne iş yapıyordu? O nasıl bir işle geldi?
O yazılımcı. O yazılımla geldi buraya.
Her ekspert gibi.
Evet. Peki Amsterdam'a mı geldiniz ilk?
Amsterdam'a geldik evet. Üniversitede hocaydın.
Nasıl oldu oraya bırakmak?
Senin için zor muydu? Yani sonuçta ne kadar uzun süre kalmıştın akademide?
Üç sene olmuştu daha sadece.
Ama benim bir de ondan önce İngiliz dili ve edebiyatı okumuşluğum var.
Yani ben aynı okulda böyle senelerce kaldım diyebilirim.
İngiliz dili ve edebiyatı okumuştum ama çok eğlenmiştim.
Hiç hatırlamıyorum ilk senelerini.
Son sene işte ya ben bunu çok sevdim olmuştum.
Fakat çok kötü bir not ortalamam vardı.
Yani orada kalmam mümkün değildi.
Hani oradan devam etsem mümkün olmayacaktı.
Tekrar sınava girdim. Bu sefer İtalyan dili ve...
Edebiyatına girdim ve böyle çok şey dedim.
Tamam ben hani akademik kariyer yapmak üzere başlıyorum buna.
İşte ne imkan varsa hepsini de değerlendireceğim.
Erasmus'la gideceğim de dedim.
Onu da yaptım. Sonrasında da iyi yani not ortalamam daha yüksekti.
Baştan hani şey yaptığım için nasıl diyeyim.
Buna kararlı bir şekilde giriştiğim için bu işe.
Orada sevdirdim kendimi.
Kaldım. Peki çok çılgınlık geliyor da bana.
Peki. İstanbullu musun?
İstanbul'a göç ettin mi bir yerden?
Yani ilk göçün Hollanda mı?
Yani Silivri'liyim. İstanbullu da saymıyorum kendimi.
Aslında Silivri artık çok...
Silivri deyince tüylerim diken diken oldu.
Herkes korkuyor artık. Evet Silivri'ye gidiyorum deyince bir oğul oluyorlar.
Evet. Yani tabii Silivri'den git gel yapamadığım için oradan çıktım.
Ev tuttuk kardeşimle beraber okuttuk ettik falan.
Evet ilk göçüm buraya.
Yani Erasmus falan yaptım ama o göç sayılmaz artık.
6 aydı İtalya'da.
Peki lisans ne okudun? Lisans mı ne okudum?
Evet lisans da ne okudun? İtalyan dili ve edebiyatı.
Önce İngiliz dili ve edebiyatı sonra İtalyan dili ve edebiyatı.
Ha onlar master değil tekrar lisans lisans okudun.
Lisans lisans öyle. Evet, çılgın.
Ben hani lisans okudum.
İngilizce de dil edebiyatı sanki mi acaba?
Çünkü ondan mı yüksek lisans yaptığını da sonra...
İşte yapamadım. Çok düşüktü not ortalamam.
Dördüncü senem çok iyiydi.
Çözmüştüm artık ve böyle çok severek okuyordum.
Shakespeare'ler uçuyordu havada.
Artık oraya geçmiştik dörtteyken.
Çok sevdim dördüncü sınıfta.
Dedim ne yapacağım? Ziyan oldu ilk seneler.
Hani not ortalamam da düşük.
Öyle bir daha...
Girip İtalyan dili ve edebiyatı okudum işte.
Orada hem çalışıp işte bir yandan dershanede İngilizce öğretmenliği yapıyordum.
Diğer taraftan işte okuyordum.
O şekilde okudum. Ne güzel ya.
Ne okuma coşkusuymuş.
Hayır doymamışsın buraya gelip 5 yılda burada resim okumuşsun ya.
Onları çöp ettik orada işte artık.
İtalyanca konuşabiliyor musun? İtalyanca konuşabiliyorum tabii ki ama herhalde gerilemiştir bayağı bir 10 sene.
Çok kıskandım. 10 sene oldu.
İtalyanca konuşmak isterdim ya.
Evet güzel melodik hareketleriyle.
Peki okey gelelim göçe.
10 yıl önce göç ettiğinde hayallerinde kafanda yokmuş da çok buraya gelmek.
Acaba hani kafanda başka bir Avrupa ülkesinde başka bir yere İstanbul'dan göç etmek var mıydı?
Hiç yoktu. İstanbul'dan gitmek de yok muydu kafanda?
Yok hiç hayal ettiğim bir şey. Yani kısa süreli işte Erasmus, Merasmus.
Okey çok güzeldi macera anlamında.
Ama böyle gideyim başka bir ülkede yaşayayım gibi bir hayalim hiç olmadı.
Zaten aileme çok bağlı biriyim.
Olmamıştı. Böyle oldu.
Peki o ilk beş yıl buradaki akademideki süreç ne oluyor?
Nasıl gelişiyor?
Yani akademi dediğinde üniversite gibi bir şey mi?
Yoksa ne yapıyorsun? Resim akademisi ne oluyor yani?
Yani benimki yani... Diğerleri gibi değilmiş anladığım kadarıyla.
Ben de yani nasıl diyeyim?
Tam olarak bilerek başladım diyemem yani.
Walker's Academy işte parayı verdik.
Ve hani işte ufak bir görüşme yaptılar benimle.
İşte ha tabii ben orada önce model çizim dersi almıştım.
Biliyorlardı beni nasıl çizdiğimi falan.
Tekrar böyle bir portfolyo görmek istemediler.
Ama sanırım bir portfolyo görmek istiyorlarmış normalde.
Bende öyle bir şey de istemedi direktör hiç.
Başla dedi yeni sezonda.
Başladım haftada üç gündü dersler.
Model çizim derslerimiz oluyordu.
İşte ne bileyim Naturmort çizdiğimiz dersler oluyordu.
Ya da dışarı çıkıp işte Amsterdam'ın çeşitli yerlerinde işte artiste bu obada çizim yaptığımız oluyordu.
Bir ufak şey de aldık.
Heykel dersi de aldık.
Berbat geçti benim için.
Çok farklıydı üç. Üçüncü boyuta geçmek.
İki boyutta. Daha rahatım.
Dediğim gibi işte orada öyle beş sene okudum ve kimseye de bulaşmadım.
Tamamen yalnız diyebilirim.
Tek yabancı öğrenci bendim.
Çok şey kaçırdım aralarında konuştukları.
Hiç sanat dünyasından bir haberdim zaten.
Ondan sonra öyle kendi kendime resim yaptım.
Beş sene boyunca. Onu soracaktım.
Peki Türkiye'deki an var mıydı böyle bir resim coşkun?
Hep bir ilgim vardı.
Hafta sonları...
Kurslara gittiğim oldu Kadıköy'de.
Hatta daha ciddi olsun diye böyle güzel sanatlara hazırlık kursuna gittiğim de oldu.
Ama tabii ki şey hani ciddileşme de hep hobi olarak kaldı.
Peki sonuçta 3 yılda olsa öğretmenlik yapmışsın ya bir şekilde.
Öğretmenken öğrenci olmak nasıldı?
Nasıl bir duyguydu? Ne hissettirdi?
Öğretmenken öğrenci olmak ne anladı?
Buraya geldiğinde öğrenci olmuşsun ya 5 yıl boyunca.
Ha evet. Yani ben öğretmenken de öğretmen hissetmiyordum ki zaten.
Ben deli gibi ders çalışıyordum gidip ders anlatmadan önce.
Önce kendim öğreniyordum yani böyle.
Yani öğrencilik devamdı hep benim için.
Yani biraz önce öğrendiğimi ben onlara öğretmeye çalışıyordum falan böyle.
Bir değişikti yani zordu da tam kolaylaşacağı zaman bırakmış oldum.
Çok keyifli bir şey.
Peki buradaki süreçlerin nasıl geçti?
Yani 6 ay sonuçta Türkiye'de kalmışsın ve buraya gelip adaptasyon süreci esnasında mı?
Hem böyle kafa dağıtayım gibi bir yerde resim...
Yoksa bir yandan da aslında adaptasyonumu da kolaylaştırır gibi bir şey düşünüyor muydun?
Kafa dağıtayım şeklinde başladı diyebilirim.
Ama sonra işte dediğim gibi tamamen tüm programı okumaya karar verdiğimde buradan kendime bir meslek, ekmek kapısı çıkarabileceğimi
hayal ederek tabii ki girmiştim.
Ama işte dediğim gibi Rijksakademi'ye girişimle benim her şey değişti.
Rijksakademi ne? Rijksakademi bir sanatçı konuk programı.
Aslında yani isminin içinde akademi geçiyor ama 1870 senesinde kurulmuş bir okulmuş zamanında.
Hatta Mondrianlar falan orada okumuşlar.
1980'den sonra sanırım böyle...
bir yön değiştiriyor. Tamamen sanatçıların bağımsız olarak çalıştığı devlet destekli bir uluslararası bir kurum haline geliyor.
Baya nasıl diyeyim? Her sene dünyanın çeşitli ülkelerinden sanatçıların başvurularını alıyor ve sadece ressamlar değil yani bir sürü disiplinden sanatçı alıyor.
Çok başvuru oluyor. Çok az kişi girebiliyormuş.
Ben de bunu girdikten sonra öğrendim.
Yani üç başvuru hakkı.
varmış bu arada. Onu sınırlandırmak durumunda kalmışlar başvuru çok olduğu için.
Ben böyle bayağı Bunu anlatırken komik oluyor ama bir taraftan çünkü gerçekten ilginç bir hikaye olmuş.
Son gün bir de başvurdum ben ve on resimle başvurdum.
Öyle sonra bir ay sonra döndüler dediler işte seni mülakata davet etmek istiyoruz.
Girdik bir işe baya böyle iki farklı grup jüriyle de mülakat yaptım.
Sonra anladım ki o ilk seçim sürecinde de bir sürü insan varmış işin içinde.
her aşamada böyle farklı bir jüri oluşturuyorlar ki mümkün olduğunca fazla insandan, insan tarafından seçilip, elenip oraya gelebilesin.
Öğrenince vay be dedim. Ne yaptım ben?
İyi bir şey yaptım galiba.
Bana çok rahatsız edici geliyor.
Bu kadar yetenekli insanların bu kadar alçak gönüllü olması çok rahatsız edici geliyor.
Çok da alçak gönüllü değildir dermiş.
Ya peki kaç kişi başvurmuş?
Sen sınava girdin de ve kaç kişi almışlardı?
Yani tabii şöyle bir şey var.
Bunu söylüyorum her seferinde gülüyorlar bana da.
İki havuz var. Bir tabii ki Hollanda'ya ayrılan bir havuz var.
50 kişinin yarısı Hollanda'dan olmak zorunda.
Diğer yarısı da dünyanın çeşitli ülkelerinden.
Tabii ki o daha büyük bir havuz.
Ben daha küçük bir havuzdan katılmış oldum aslında.
Bakarsan Hollanda'dan hani seçildim.
Ama kaç kişiydi toplam vermişlerdi.
1300 küsur başvuru olmuş.
O zaman işte öyle.
Kaç kişi 1300 kişiden?
Hollanda'dan o sene 12 kişi aldılar.
Ama tabii Hollanda'daki başvuru kaçtı onu hatırlayamıyorum şu anda.
Toplam 1300 diyeyim sana.
Seni Hollanda olarak mı değerlendirdiler?
Vatandaş mıydın çünkü? Vatandaş değildim.
Ama kaçtı? 3 senedir burada yaşıyorsan eğer buradan başvurabiliyordun.
Peki aşamaları geçtin artık.
Rijksakademi'ye girdin. Beş yılda diğer akademiye para vermiştim.
Bu akademiye de para verdin mi tekrar?
Hayır onlar bana para verdiler.
Bu kısım güzeldi zaten.
Nasıl yani onlar sana para verdiler?
Şöyle bayağı böyle maaşlı gibi iki sene boyunca hibe veriyorlar.
Buna ilave eden bir...
Prodüksiyon için bir bütçe veriyorlar.
Bu parayı nereden alıyorlar?
Yarısını devlet veriyor olmalı, yarısını da özel fonlara başvuruyorlar bizim adımıza ve birileri, tanımadığın birileri seni destekliyor sanat üret diye falan.
Müthiş bir stüdyo veriyorlar.
Yani geniş geniş resim yapabiliyorsun.
Onun dışında teknik destek veriyorlar.
Ahşap atölyesi, seramik atölyesi, metal atölyesi, işte animasyon yapacaksan yine onunla ilgili atölyeler, boya atölyesi, her türlü soruna cevap verecek teknisyenler var orada.
O konuda yardımcı oluyorlar.
Ve danışmanlar var.
Onlar da, nasıl diyeyim, müze direktörleri.
İşte önemli galeriler vesaire.
İşte küratörler.
Ve sadece Hollanda'dakiler değil aslında.
Dünyaca ünlü işte küratörler.
Onlarla senin yolunu kesiştiriyor.
Yani geliyorlar ve birebir stüdyonda onlarla konuşma ve işte bilgi alışverişinde bulunma imkanın oluyor.
Mülakat öncesinde tam bir gün önce ve akşam mail attılar jürideki insanların isimlerini verdiler.
Ve bir tanesi benim hayran olduğum bir ressamdı.
Dedim eyvah umarım bir şey çalmamışımdır.
Ondan sonra çok heyecanlandım tabii ki falan.
Sonra o ressamla böyle çok düzenli bir şekilde stüdyomda bir araya gelmek bu inanılmaz bir şeydi.
İnanılmaz bir deneyimdi benim için ve hala iletişim halindeyiz.
O yazıyor ben yazıyorum.
Güzel bir deneyimdi benim için.
Peki iki yıl boyunca akademi sana aylık maaş gibi para verip stüdyo verip bir sürü imkanları veriyor.
Bu çok büyük bir maliyet değil mi?
Evet ben zaten yani ne kadar masraf ettiklerini gördüm.
Bizler için yani her birimiz için senelik 70 bin euro masraf ediliyormuş.
Öyle diyeyim. Vav çok güzelmiş.
Bir an gidip sarılasım geldi insanlara ya.
Ben de hala çok seviyorum onları.
Bu arada hala destekler.
Yani mezun olduktan sonra da iletişim devam ediyor.
Peki seni neden seçmişler Ayşen?
Beni neden seçmişler?
Ya bir defa...
Bahsettiğim şeyi önemli bulduklarını düşünüyorum.
Ben kadın odaklı işler yapıyorum ve böyle özellikle o korona döneminde tam da benim bu tarz resimler yapmak istediğim dönemde böyle gittikçe artan bir kadına şiddet durum vardı.
Sonra İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye'nin çekilmesi vesaire derken kadın olarak da bir sürü şey yaşıyorsun zaten böyle içimde biriken bir öfke vardı.
Onu aslında dışarı çıkarıyorum diyeyim resimlerimde.
Bu da onların ilgisini çeken bir alan aslına bakarsan.
Toplumsal eleştiri içeren sanata karşı nasıl diyeyim ilgileri var.
Onun dışında aslında sadece iyi olup olmamana bakmıyorlar.
Bir baktıkları şeyde işte bu sanatçı ya biz kapı açmalı mıyız?
Denemeye yatkın mı nasıl diyeyim?
Yani açık.
görüştüm. Onu denesin, bunu denesin.
İşte bir sürü imkan var sonuçta Rijksakademide.
Bir sürü atölye var, teknisyen var.
Bunlardan faydalanabilecek birisi mi?
Yoksa kısıtlı bir görüşüm var.
Ona da çok baktıklarını biliyorum.
Herhalde beni uygun gördüler.
Peki çok kalabalık bir grubun içinden seçilmişsin yani.
Konservatuarda bizde de ortalama işte okuluna göre değişiyor.
Kimisine 500, kimisine 1500, kimisine 2000 kişi başvuruyor ve Bu 10 kişi alıyor, 15 kişi alıyor, 16 kişi alıyor, 20 kişi alıyor hadi maksimum.
Bizde çok şey derlerdi.
Yani söylediğin gibi hani biz bir yontulabilecek ağaç var onlara bakıyoruz.
Hani zaten yontulmuş ve bir...
Tornadan geçmiş ağaçla uğraşmak istemiyoruz çok diyorlardı.
Ama sen sonuç itibariyle bir tornadan da geçmişsin ya.
Hani 5 yıllık bir resim eğitimi de almışsın ya.
O resim eğitiminin de seni sonuçta geliştirmiştir diye düşünüyorum.
Onun göz önünde tutarak mı acaba seni tekrar eğitebiliriz, biz bükebiliriz gibi mi düşünmüşler?
Yoksa senin aldığın o resim eğitimini çok değerli bulmuşlar.
Yaptıkların işi görmüşler, bunları değerli bulmuşlar.
Ve biz bunun üzerine katabiliriz gibi mi demek istemişler?
Sıfırda değil, bir şeyler var ve biz bunun bir şeyini geliştirebiliriz.
Evet yani geliştirilebilir olmasına bakıyorlar.
Bu arada daha sonra öğrendim ki aslında hiçbir şey okumuş olmanız gerekmiyor Rijksakademide olabilmek için.
Yani tamamen kendi kendine resme başlamış insanlar da vardı orada benim tanıştığım.
Önemli olan işte Özgün mü?
Ne anlatmak istiyor, derdi ne ve bu bizim verebileceğimiz imkanlardan en iyi şekilde faydalanabilir mi?
Peki bu Rijksakademi, Rijksmüzesi ile bağlantılı bir şey mi?
Bağlantılı değil, yok.
Hiç alakası yok mu? Yok.
Çin içindeki Rijks, hani devletle bağlantılı olduğunu gösteriyor aslında ama herhalde önceden kalma, bilmiyorum.
ben de tam olarak da. Rijksmuseum'la bir alakası yok onu biliyorum.
Peki size eğitim veriyorlar yani 2 yıl burs veriyorlar, hibe veriyorlar, stüdyo veriyorlar, resim yaptırıyorlar.
O resimleri alıyorlar mı sizden?
Ne yapıyordun o resimleri? Senin miydi o resimler?
Bak o hiç bilmediğim yerden soruyor.
Tamamen bana ait oluyorlar.
Sadece anlaşmamız itibariyle ayrılırken herhangi bir şey ama bu bir eskiz de olabilir.
Sana ait bir eseri oraya bağışlıyorsun.
Hepsini mi bir tane mi? Bir tane.
İstediğin herhangi bir şey. Abi çok tatlılarmış.
Ben acaba dedim bir an siz baktılar, retinekli gördüler, sizi aldılar, çalıştırıyorlar.
O resimleri de alıp satıyorlar mı acaba dedim.
Hani bir şekilde nasıl kârı dönüştürmüyorlar mı ya dedim bunu.
Yani işte Open Studios oluyor her sene, sene sonunda.
Onu biletli satıyorlar.
Ama ne olabilir ki oradan hiçbir şey yani.
Akademiye girdiğince bir sürü kişiyle tanışmışsın.
Aslında çok da resimle bağlantılı ama bir yandan da senin hayatında olmayan birçok kişiyle tanışmışsın.
İşte marangozdan, metal kaynaktan, animasyona, heykele kadar.
Peki o kadar insanla tanışınca şeyi düşündün mü?
Ulan bunca yıl akademide başka bir şeyler yapmaya çalışmışım.
Halbuki benim kendimi bulduğum yer ya da bu zamana kadar yapmam gereken şey buymuş.
Bu ortammış dedin mi?
Kesinlikle. Yani aslında o da nasıl diyeyim?
Senelerim ziyan olmuş diyemem.
Muhakkak ki edebiyat okumuş olmanın bir etkisi var şu anda yaptığım işlere.
Hatta ona da bakmış olabilirler Rijksakademi'ye kabul ederken.
Yani bu insan deniyor, arıyor gibi de düşünmüş olabilirler.
Ama yani kendimi bulduğum yer burası oldu.
Gerçekten. Peki o farklı insanlarla tanışmanın sana faydası oldu mu?
Yani yok ben resim yapacağım deyip resim mi yaptın yoksa...
...dedin ya animasyon da yapıyorum aslında ilk başta konuşmanın başında.
Hala animasyon yapıyor musun ya da heykelle ilgili ya da farklı seramikle ilgili başka şeyler de yapıyor musun?
Yani o akademi, iki yıllık akademinin sana başka faydaları da oldu mu o kadar insanla tanışmanın?
Evet oldu tabii ki.
Yani çok fazla görüyorsun oradayken.
Bir sürü sanatçı tanıyorsun ve işte stüdyo ziyaretleri yapıyorsun, bilgi alışverişi yapıyorsun hepsiyle.
Oldu tabii ki ben seramikle mesela hiç seramikle daha önce ilgilenmemiştim.
Dediğim gibi Walker's Akademi'de sadece bir defa bir heykel dersi almıştık ondan da hoşlanmamıştım.
O da herhalde şey olduğu için öyle baya modeli aldık karşımıza ve onu heykele dönüştürdük.
Olmadı bir şekilde ben sevmedim onu ama...
Burada Rijksakademi'de yine resimlerimi destekleyecek şekilde seramik eserler ürettim.
Onları nasıl diyeyim?
Resimle kombinledim.
Sevildi de. Animasyon aslında biraz kendim yapıyordum Rijksakademi'ye başvurmadan önce.
Orada tabii desteklenince yine bir sürü advisor'la bir araya geliyorsun.
Bunu da yapmalısın bence falan gibi konuşmalar oldukça biraz daha yapmaya başladım.
Ama yine resmi... Nasıl diyeyim?
Resmi destekleyen nitelikte animasyonlar.
Öyle çok gelişmiş şeyler değil.
Çok ilkel animasyonlar. Ne tarz animasyonlar?
Böyle hani bilgisayarda yapılan animasyon gibi şeyler mi?
Evet iPad'de. Zaten çok iPad kullanırım.
Orada eskiz de yaparım.
Orada yapıyorum.
Peki size stüdyo mu verdiler?
Alın burası boş bir stüdyo size ait.
Her birinize ayrı bir binanın içinde bir stüdyo verdiler.
Nasıldı o sistem? Ve sonra o stüdyoda kaldın mı tekrar?
Ne yaptın? Şu an ne yapıyorsun yani?
İlk sene daha Rijksakademi'ye gelmeden önce nasıl bir stüdyo istediğimizi bile sordular.
Yani özelliklerini işte.
Ben de şaşırdım yani stüdyo.
Çünkü benim Rijksakademi'den önce stüdyom falan yoktu yani.
Evimde çalışıyordum.
Ben de dedim işte hiç önemli değil işte biraz aydınlık olsun yeter falan dedim böyle.
Ondan sonra evet bana bol güneşli bir stüdyo vermişler.
Sonra anladım ki çok güneş de resimlere iyi değilmiş aslında.
Direkt güneş vurması hiçbir şeyden habersiz.
Öyle bir stüdyo seçmiş oldum ama ikinci sene şey yapıyorlar.
Seçmemize izin veriyorlar.
Yani o ilk sene ne verirlerse onu kullanıyoruz ama ikinci sene daha büyüğünü istiyorum diyebiliyoruz.
Tabii her zaman vermiyorlar.
Yine kime en uygundur burası diye düşünüyorlar.
İşte seramikçi ise, heykelci ise alt katta.
Bir stüdyo veriyorlar mesela taşımasın etmesin diye.
Restamlara sağ olsunlar büyük bir stüdyo veriyorlar genellikle.
İkinci seneki stüdyom bayağı büyüktü ve öyle direkt güneş almıyordu ama çok aydınlıktı, güzeldi.
Bırakmak zor oldu. Hala önümden geçerken böyle hüzünleniyorum.
Dolandırılıyormuş hissetmedin mi ya bu kadar her şeyi yaptıklarında?
Bir şey çalacaklar, böbreğimi çalacaklar falan gibi hissetmedin mi?
Ya valla ben zaten hiç böyle bir şey yaşamamıştım daha önce dediğim gibi.
Kayıt için gittim.
Kantine işte kantine aldılar bizi yemek verdiler falan böyle.
Direktörü ismimle hitap etti ki aylar olmuştu.
Görüşeli. Mülakatta görüştük sadece.
Bir de şey dedi. Böyle diyor.
Ayşen işte Daniel da edebiyat okudu.
Bak hani işte konuşun edin falan böyle.
Herkesin background'ına da çok hakimdi.
Çok şaşırmıştım. Gerçekten böyle tüm atölyedeki teknisyenlerden tutun kantincisine kadar herkes isimce sizi bilir.
Ve böyle nasıl diyeyim.
Ne sorsanız cevaplar, işte vakit ayırır.
Yani çok gerçekten özel hissettiğim bir yerde iki sene geçirdim.
O kadar güzel anlatıyorsun ki bir de Hollanda'da ya, Hollandalı da değilsin.
Diğerleri nasıldı, nereliydi sınıf arkadaşların ya da seçilen kişilerin?
Nereli? Dolu.
Yani Ghana var, işte Kenya var, işte Ukrayna'dan var.
Şili dolu ya dünyanın her yerinden böyle bilmediğim ülkelerden böyle coğrafyan da berbattır bilmediğim yerlerden böyle insanlar tanıdım.
Güzelmiş ya. Evet. Valla ne kadar güzel bir şey yapmışlar yani.
Peki şimdi stüdyom var.
Stüdyom var şimdi evet onun parasını ben veriyorum.
Nerede stüdyo neler yapıyorsun?
Westport'a yakın.
Biraz şehir dışında kalıyor.
Ama büyükçe. 48 metrekare.
Güzel. Aydınlık. Benimle birlikte işte 5 sanatçı daha var binada.
Bir tanesi yine Rijks'lı birisi.
Ne güzel. Öyle.
Peki. Bittik daha başa gelecek.
İlk onu soracaktım da bu soruları çok merak ettim.
İlk aslında şu sorum varmış.
Ama ayıp mı bilmiyorum. Çizdiğiniz modeller çıplak mıydı?
Çok soruyorlar mı?
Evet çıplaktı.
Çok soruyorlar mı bu soruyu?
Başlarda soruyorlardı galiba.
Tabii çıplaklar yani ve bir tane vardı hiç unutmuyorum bir amca.
Çiziyoruz falan. Malalarda da hiç üstünü giyinmiyordu.
Ve seninle muhabbete geliyorum.
Çok tatlı. İlk bir kültür şoku yaşamıştım.
Sonra yani o şekilde bakmıyorsunuz zaten.
Kesinlikle ya. Benim için önemli değil çıplak giyinmek.
Ya bir de şey de çok tatlı geliyor bu ülkede kültür olarak.
Çıplaklık çok normal ya.
Yani hani bir spor salonuna gidiyorsun.
Üstünü giyinmek üstüne herkes çıplak.
Aa nasıl ya falan oluyordum ilk başta gittiğimde.
O kadar utanmıştım ki. Yanlışlıkla girdim zannettim yani.
Kocaman spor salonunun soyunma odasına yanlışlıkla girdim zannettim.
Çünkü o kadar normal ve herkes çıplaktı ki.
Bir şey var ve ben buraya girmemeliydim gibi oldum.
Ve sonra şöyle. Yok.
Herkes böyle de ben de çıkarırım herhalde falan derken alışıyorsun ve zor oldum diye soracaktım aslında.
O ortam senin hiç çok yadırgadığın bir şey miydi?
Yok ya hiç hemen 5 dakika sonra alıştım aslında da bir şey o amcayla olan muhabbeti yadırgamıştım.
Çünkü arada da hiç üzerine bir şey girmedi ve muhabbet ediyordu öyle.
Orada bir değişik gelmişti ama tabii geçiyor yani.
Küçük. Şeyler oluyor muydu ırkçılıklar ya?
Sen Türk sürü resimine alaka falan gibi şeyler duyuyor muydun?
Yaşlılar var geliyormuş ya sizin ilk gittiğin okula.
Ya oluyor zaman zaman.
Hatta şu anda da özellikle böyle yaşça büyük Hollandalı erkekler benim resimlerimi çok çok beğenmiyorlar bence.
Yani nasıl diyeyim?
Tabii orada... Mesela erkeğe bir eleştiri var ya ya da erkeğe gülünç şekilde resmettiğim oluyor falan.
Herhalde bundan alınıyor güceniyor bir şey oluyor bilmiyorum.
Ama nasıl ifade ediyor onu işte şey diyor mesela hiç suçu üzerine almıyor.
Diyor ki ha Türkiye'de böyle değil mi falan yapıyor.
Açık bir şey diyecektim de.
Evet işte öyle şeyler oluyor.
Yani artık nasıl cevap vermem.
Gerektiğini de biliyorum. İlk başlarda böyle yapıp geçiyordum falan.
Ne diyorsun? Diyorum fark yok.
Burada da öyle yani hani sadece Türkiye'de değil.
Çok komik. Ya bu erkekler çok komik ya.
Yani hani kendine hiç bok kondurmayıp ve sürekli Türkiye'de böyledir ya bilmem ne.
Yani her yerde aynı ya.
Evet. Çok komik.
Bak istatistikleri burada da berbat.
Peki yaptığın resimleri...
Satıyorsun. Satıyorum.
Peki yaptığın resimleri sergiliyorsun da.
Evet. Bir küratör gelip alıp bakıp mı sergiliyor?
Şöyle Aralık ayında bir galeriyle çalışmaya da başladım.
Madeleine van Krimpen ismi.
Amsterdam'da. Onun dışında dediğim gibi Rijksakademinin sağladığı bir network var.
O oradan... Aslında geliyor bir sürü şey.
Küratörler işte stüdyo ziyaretinde bulunmak istiyorlar.
Sonra işte bir projeleri oluyor.
Onlara dahil ediyorlar vesaire.
O şekilde oluyor.
Sanırım bana şu resmin yaptıyan oluyor mu?
Oluyor. Staatsarchiv Amsterdam.
Duyusundur belediye arşivi.
Onlar mesela geldiler.
Wow. Evet.
Seni nereden buldu belediyede geldi ya?
Nasıl buldular? Onlar da...
Bunun için nasıl diyeyim?
Her sene koleksiyonlarına katmak üzere sanatçılara çizim yaptırıyorlarmış ve bunun için oluşturdukları bir kurul var.
Onlardan bir tanesi muhtemelen isim öneriyor.
Yani birkaç isim öneriyor hepsi.
Sonra bakıyorlar, inceliyorlar, davet ediyorlar.
O şekilde oldu. O da güzel oldu.
Sen onlara belediyeye resim verdi yani arşiveye.
Evet evet. Daha geçtiğimiz ay verdim.
Beş tane resim yaptım onlar için.
Nerede sergiliyorlar? Maalesef ki pek sergileyemiyorlar.
Yani gördüm arşivde de beni gezdirdiler bu arada.
Mondrian falan böyle ona ait, önemli ressamlara ait falan böyle bir sürü şey, resimler var.
Ama hepsi çekmeceler içerisinde duruyor aslına bakarsan.
Çünkü o arşiv yani sadece...
Saklamak üzere alıyor.
50 yıl sonra satacak.
Sen ölünce satacak. Olabilir.
O kadar meşhur olursam.
Bu podcast'den sonra tablolar dört katına çıktı falan diye.
Aynen. Cem Yılmaz mesaj attı.
Yok ama bir yandan da işte tekrar bana benimle de konuştular.
Hani böyle kaybolup gitsin istemiyoruz aslında.
Hani bunları göstermek de isteriz.
Var mı fikrin nasıl yapabiliriz falan diye de sordular.
Bilmiyorum ama ben de hani çekmecenin içerisinde kaybolup gitsin istemem.
Görünsün isterim.
Evet. Bunlar öyle geldi.
Peki resimlerinin herkes tarafından anlaşıldığını düşünüyor musun?
Herkes tarafından anlaşılıyor mu?
Ya anlaşılır ya.
Yani çok öfkeyi anlarlar en azından.
İçinde çok öfke barındırıyor birçok resmi.
Türkiye'de hiçbir yere götürdün mü resimleri?
Birazcık göçe bağlayacağım çünkü.
Hiçbir yerde sergilendi mi bir galeride ya da herhangi bir galeriden ya da Türkiye'deki küratörlerden biriyle bir çalışma bir şey oldu mu?
Hiç olmadı ama şöyle bir galeri benimle iletişime geçti geçen sene.
Türkiye'de değil ama buradan eserlerimi alıp Danimarka'da bir fuarda.
gösterdi. Çok sevdim.
O da beni çok sevdi.
Böyle çok güzel bir etkileşim oldu aramızda.
O benle bir şeyler yapmak istiyor ve benden şu anda haber bekliyor.
Muhtemelen önümüzdeki sene İstanbul'da bir sergi olacak.
Aa çok güzel. Aynen.
Ona işte ben söyleyeceğim ne zaman olabilir falan diye.
Aa çok kolaymış. Evet.
Çünkü Türkiye'de olsa Akademide kalacaktın büyük ihtimalle.
Değil mi? Hani akademisyen olarak hayatına devam edecektin.
Evet. Ve örnek veriyorum Türkiye'de kalsan sonuç itibariyle babanın hastalığını beklemişsin gibi bir şey olmuş ya.
Ve yine belki o kötü dönemi yaşayacaktın.
Peki o kötü dönemi yaşarken resme dönebileceğini ya da resme tutunabileceğini düşünüyor muydun?
Sanmıyorum. Yani çok vakit ve enerji alan bir şeydi zaten akademide olmak.
Bir taraftan işte... Öğrencisin dediğim gibi bir taraftan master yapacaktım.
Diğer taraftan full time derslere girmen beklenecekti.
Ve bir sürü ofis işi de yani.
Türkiye'de akademide olanlar her işi yapıyorlar.
Yani sadece işi ders vermek olanlar da pek çok farklı iş yapmak durumunda kalıyor.
Ben Arap dili ve edebiyatının ders içeriklerini İngilizce'ye çevirdiğimi falan hatırlıyorum yani.
Bir sürü iş veriyorlardı yapmaman gereken aslında.
Ya çünkü şeyden de sordum.
Küçük de olsa akademiyi bıraktığın için bir pişmanlığın var mı diye bağlayacaktım.
Sonuçta itibariyle göç ettin.
Bir sürü bir şey bırakıp geldin.
Ve şu anki geldiğin yer...
Ulan iyi ki de bırakmışım dedirtiyor mu yani?
İyi ki de bırakmışım. Hiç pişman değilim.
Çok stresliydi. Stres yaşamadığım...
Tek an şeydi sanırım.
Öğrenciyle etkileşimde olduğum andı.
Yani o ders vermek üzere ne kadar zorlansam da.
Çünkü çok çalışıyordum ben o derslere girip bir şeyler aktarabilmek için aslında.
Ve çok da çekingen bir insanım.
Zorluyordu beni. Ona rağmen onlarla...
Yani stressizdi aslında onlarla olan kısım güzeldi ama bir sürü de şey yaşıyorsun tabii akademideysen bir sürü politika onun dışında.
Çok güzel. Yavaş yavaş şeye bağlayacağım.
Buraya 10 yıl önce göç eden bir akademisyenin ressamla uzanan yolculuğu diyebilir miyiz?
Evet. Peki bu ressamla uzanan yolculuğun en büyük nedenlerinden biri Hollanda'da olman olabilir mi?
Çünkü başka bir ülkede ya da başka bir yerde de olsa göç etmiş olsaydın başka bir yere.
Belki resim kursuna gidip gelecektin ama Hollanda'nın burada seni resime itmesindeki çok büyük bir parmağı var diyebilir misin?
Evet var yani. Ya tabii başka bir ülkede bunu deneyimleyemediğim için bilemiyorum bunu.
Ama evet Hollanda bu anlamda bence sanatçıyı destekleyen.
bir yer hala. Bütün sanat dallarını mı bilmem ama resim konusunda çok hassaslar sanırım.
Yani destekleme konusunda.
Daha çok böyle destek var.
Daha çok fon var gibi sanki.
Yani ben henüz hiçbirine başvurmadım.
Başvurmam gerekiyor. Bence.
Evet. Ama evet herhalde var.
Yani evet. Peki o zaman senin için göçün nasıl zorlukları oldu buraya geldiğinde?
Yani neydi o zorluklar? Yani o 10 yıl olmuş ve hala o göçmen hissediyor musun kendini?
Yoksa artık ben buraya adapte oldum diyor musun?
Yok hala hissediyorum göçmen.
Zorlukları da var tabii ki.
Ailemi çok özlüyorum ben.
Ve bende bir suçluluk hissi var bilmiyorum.
Herkeste var mıdır bu emin değilim ama.
Sanki orayı bıraktığım için böyle bir suçluluk hissediyorum aynı zamanda.
Çünkü hep dönmemi bekliyorlar onlar.
Evet ya. Evet.
Yani işte sık sık giderek.
Şey gibi bir suçluluk mu?
Yani hani orada birileri bir şeye mücadele veriyor.
Evet. Ve sen o mücadeleyi bırakıp gelmişsin ve burada...
Pembe. Pembe. Pembe gütlü olmuşsun.
Ya o da var.
İşte aileden uzak olmak da var.
Yani evet orada gerçek dertler var gibi.
Onları da bırakıp gelmişim işte.
Öyle şeyler var. Karışık evet.
Peki eşin hala yazılım yapıyor o da ne bileyim heykele falan dönmedi mi?
Evde bir ressam var ben de sanatla ilgili bir şey yapayım demedi mi?
Ya o da çok yaratıcı birisidir bu arada biz evlenmeden önce beraber bir stop motion'a kalkışmıştık.
Aa çok güzel. Evet bayağı da güzel yani işte o şeyi ben hazırlamıştım nasıl diyeyim odacıklar.
İşte tasarlamıştım böyle evde bulduğum şeylerden işte koltuk yapıyorum falan bir oturma odası tasarladık karton kutu aldık işte bitkiler aldık koyduk falan sahne tasarım işte neyse.
Onu ben yapmıştım senaryoyu o yazmıştı ve işte ışıktı vesaire hep onları ayarladı kendisi o çekiyordu falan.
Tam sanırım ortasına falan gelmiştik ben senaryoyu beğenmedim ya dedim ve bıraktım.
Hala şikayet eder bundan.
Haklı. Evet. Yani inanmadan başlamamak gerekiyormuş.
Ben öyle bir girişmiştim işe ama.
Olsun artık girişlik bitirelim demediniz mi?
Yok. Ben bıraktım öyle.
Gitti. O öyle kaldı yani.
Sonra da... Oldu.
Birkaç ay oluyor artık.
Bayağı bir ay. İşten çıktı o.
10 senedir aynı yerde çalışıyordu.
Biraz dinleneceğim dedi ve aklımda bir şeyler vardı.
İşte kitap yazmak vesaire.
Kitap da yazdı. Evet.
Ne kadar kreatif bir ev ya.
Evet. Öyle işte. O da öyle.
10 yılda bir iş yerinde çalışanla da denk gelmemiş olabilir biliyor musun?
Hollanda'da. 10 sene valla evet.
Büyük istikrar. Orada yükseldi yükseldi sonra.
Yeter artık. Daha da yükselemiyorum.
Baktım bari bırakıp kitap yazayım.
Ne yaptı? Kitap yayınlandı mı?
Hayır ama bir editörle işte anlaştı.
O işte okudu falan.
Bir rapor çıkardı yeti sayfalık.
Bazı şeyleri düzeltmesini önerdi falan.
Şu anda onları düzeltiyor.
Bu da bayağı yayınlanacak bir kitap var.
Türkçe mi İngilizce mi? Yayınlamak istiyor evet.
İngilizce. Aslında Türkçe yazdı.
Ama baktı ki Türkiye'de bu işler çok zor.
Yani basılan kitap falan kalmamış artık öyle.
Konuşmuş kiminle konuştuysa.
Dolayısıyla da oturdu bayağı onu bir çevirdi.
Peki ne hakkında kitap? Kitap kurmacaya yani.
Harikaymış ya. Tanışmak isterim.
Heyecanlandım. Okey. Yavaş yavaş finale geleceğim.
Hiç anlamadım ya. Bu kadar vakit geçti.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Nasıl devam ettirirsin?
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Dibe batmadan yukarı çıkamıyorsun diyeyim.
Yani evet. Mesela buraya taşındığımda benim için öyleydi yani.
Bitti her şey bitti işte.
Babamı kaybettik işte.
Ülkeyi bıraktım ailemi bıraktım.
Kadroyu bıraktım yani nasıl olabilir çok koşmuşum.
Kadroyu bırakacağımı hiç hiç hiç düşünemezdim yani.
Her şeyi bıraktım falan. Öyle takılacaktım yani.
Bomboş kafa geldim.
Sonra böyle değişti bir şeyler ve şu anda...
Çok memnunum hayatımdan.
İyi ki gelmişsin de iyi ki resim yapıyorsun.
Evet. Peki Türkiye'deki kadın topluluklarıyla hiç görüşüyor musun?
Resimlerini onlara gösterip ya da bir yerde online'da olsa bir sergi falan gibi şeyler.
Ben çünkü resimlerine baktım sen gelmeden önce de.
Böyle internette gördüklerime baktım.
Hiç böyle canlı... Görme fırsatım olmadı.
Davet edilmediğim için bilmiyorum.
Aşk olsun söyledim.
Şaka şaka. Ve böyle bakıp geçilecek bir şey değilmiş gibi hissettim.
Telefondan değil de gerçekten gidip bakıp hani böyle yahu bunlar müzeye gidip de bir resme uzun uzun ne bakıyorlar deniyor ya.
Seninki bana öyle bir şey hissettiriyor.
Uzun uzun bakıp böyle okumak ve onunla ilgili sohbet etmek gerekiyormuş gibi hissettim.
Böyle Kadın topluluklarıyla ya da bir yerlerle görüştüğün çünkü yaptığın eserler bir tık da böyle kadın haklarıyla ilgili ya.
Acaba böyle şeylerin oldu mu ya burada ya da Türkiye'de?
Onu da merak ediyorum. Olmadı açıkçası.
Yani zaten Türkiye ile diyorum ya Türkiye'de olan bitenle hiç.
Burada başladı benim resimde olan serüvenim.
Ve Rijksakademide olduğum için artık Türkiye'de de belki Türkiye'dekiler de fark etmeye başladılar beni.
Nasıl diyeyim? Yani şimdi şimdi ilişki kuruyorum.
Öyle diyeyim. Daha çok yeni benim için.
Türkiye'ye dönerim diyor musun bir yerde eşinle bir yerde?
Bir şey olur artık ya biz buradan.
Türkiye'ye dönmem de diyemiyorum.
Demek istemiyorum.
Şey gibi de düşünüyor musun peki ya da yazlık alırım yazlığa giderim.
Onu aldık. Onu aldık.
Ya evet çünkü.
Nereden Silivri'den? Yok değil.
Karaburun İzmir. Ooo çok güzel.
Oradan aldık.
Dediğim gibi zaten Rijksakademi'ye gelene kadar ben hep bir dönelim dönelim ne zaman döneceğiz ne zaman döneceğiz modundaydım.
İşte sonra dedik hani bir orta yol bulalım ne yapalım hani en azından yazları orada geçirelim falan gibisinden o yazlığı alabildik.
İşte. Artık vatandaşsın değil mi burada?
Evet. Dilediğin yere gidebiliyorsun artık.
Evet evet. Çok güzel. Aynen ama şu anda işte dediğim gibi yoğun sergiler vesaire.
Yakında var mı bir şeyler? Yakında ilginç bir şey var aslında.
Tiyatro Belvi'yi biliyor musun?
Gördüm ben onu ya onu soracaktım.
O değişik bir konsept.
Sanat eserlerini yani büyük boy olması gerekiyor tabii sahnede gösterecekleri için.
Farklı sanatçılardan işte topladıkları sanat eserlerini sahnede gösterecekler ve aktörler, müzik, ışık.
Eşliğinde bir canlandırma gibi.
Öyle bir şey yapacaklar ben de bilmiyorum.
Tam olarak ne olacak göreceğiz.
Aa çok güzel. Ben onu gördüm senin paylaşımlarında.
Evet. Peki sonuçta sanatta para yok diyorlar ya.
Resimde de para yok mu? Hani oyunculukta çok tiyatroda yok da.
Resimde nasıl bu işler? Akmasa da donluyor.
Çok tatlı. Var işte bir şey.
Akıllandırma yani. Yani 2025 senesi özellikle benim için güzel geçti.
İki resmim müze koleksiyonuna girdi.
Stedelijk Museum Ski'den orada koleksiyona girdi.
Sonra bu şey geldi işte.
Belediye. Belediye geldi falan.
Bir de ödül aldım. Ne ödül aldın?
Hiç bahsetmiyorsun bir şeyden.
Ne ödül aldın? Anlatsana. John Austin Price diye geçiyor ismi.
Hiç beklediğim şey değildi.
Ben başvurmadım. Kim başvurdu?
İsim öneriyorlar işte.
Ben yani izleniyormuşum buna da sevindim.
Böyle şey oluyor bazen hani tek başınıza böyle görünmez bir şekilde bir şeyler yaptığınızı düşünüyorsunuz ama aslında öyle olmuyormuş.
Yani izleyen gören birileri varmış ki öyle bir de bir ödül aldım.
Çok güzel ya. Evet.
Böyle çok ilginç bir kariyer ya.
Çok güzel bir kariyer yani. Evet bence de.
Ve şimdi doğaçlama yapıyor olman peki?
Ya evet doğaçlama da aslında çok keyif aldığım bir şey oldu gerçekten.
Benim seni hiç bilmeyip sonra bana şeydanın gelip aa tanıyor musun tanıyor musun?
Yok tanımıyorum ya falan. Ya işte Ayşen resimler yapıyor falan.
Okey yani ben hani bizim doğaçlama atölyesine geliyorsa ne yapıyor olabilir ki falan diye düşündüm.
Sonra resimlere bakınca ooo falan olmuştum yani.
Sonra aa demiştim ya.
Senin buraya gelişinden senin çekiniği olup sonra benim seni gördükten sonra bir hafta sonra benim senden çekiniği olmama demişti yani komik oldu.
Ya çok teşekkür ederim.
Şey geleceğim son soruya.
Bavulunda ne getirdin Ayşen gelirken?
Ne getirdim?
Valla bizim eşyaları işte bu T'nin.
Çalıştığı şirket taşıdı.
Yani bavulla bir şey geldi mi hatırlamıyorum.
Her şeyi şirket topladı.
Cam damacanaya kadar toplamışlar ben görene kadar.
Sonra cam damacanaya atamadım falan böyle.
Bu girmiyor cam çöpüne falan diye kalmıştım bir süre öyle hatırlıyorum.
Ne getirdi? Her şeyi getirdi.
Bütün evi getirdik yani.
Diyorum ya cam damacana bile gelmiş yani.
Peki metaforik olarak ne getirdin?
Ha öyle. Ne getirdim?
Ay çok zor soru. Hiç bunu düşünmemişim.
Herkes başka bir şey söylüyor ve her biri bende bir şeyler çalıştırıyor.
Mesela merak getirdim diyen oluyor ve benim de Avrupa'ya çıkış amacım meraktı aslında.
Yani ne oluyor ne bitiyor. Evet doğru aslında merak etmemiş olsaydım hiç resme de başlamazdım.
Ne bileyim doğaçlamaya da gelmezdim.
Hep merakım var farklı şeyler denemeye.
Çok güzel ya. Peki bizi dinleyen insanlara Bu çılgın kariyerinle ilgili ya da başka bir şeyle ilgili bir şey söylemek ister misin?
Göçle ilgili olabilir. Normalde hep göç konuşuyoruz ama sen hiç böyle göç değil de yaptığın çok değerli bir şey varken ondan devam edip oralara bağlamak çok daha iyi hissettirdi bana yani.
Ama böyle senin söylemek istediğin çünkü çok fazla göç etmek isteyen insan da dinliyormuş ve yazıyorlar ya da çok sonradan göç etmiş ama ne yapacağını bilmeyen insanlar da çok oluyor.
Belki onlara söylemek isteyeceğin bir şey olabilir mi?
Yani kolay bir şey değil göç bence.
Tabii herkes farklı deneyimliyor bunu.
Benim için hala zor.
11 sene olacak. Ama işte bir yerde okumuştum bitmeyen bir yaz diyorlardı göçe.
Bence o doğru.
Yani hep orada bıraktığınla ilgili dediğim gibi zaten bir suçluluk hissim var ya da bir özlem var.
Orada sanat üretseydim nasıl olurdu diye de bir şey var.
Merakım var mesela orada olsaydım nasıl olurdu diye.
Kolay değil ama bir taraftan da beni iyi anlamda çok değiştiren bir şey oldu.
Göç. Çok farklı insanlar tanıdım.
Ve nasıl diyeyim?
Çok değiştim aslında iyi anlamda.
Güzel. Teşekkür ederiz.
Peki seni nereden takip edebilirler?
İşlerini nereden görebilirler insanlar?
İşlerimi nereden görebilirler?
Instagram hesabım en güncel olanı.
Ayşen Kaptanoğlu.
Buraya bir şeyin altını getirirsin.
Evet. Olacak sergiler önümüzdeki senede olacak muhtemelen çünkü artık galerim de var.
Oradan takip ederlerse.
Teşekkür ederiz ya vakit ayırıp geldiğin için.
Rica ederim. Güzeldi.
Çok konuştum galiba.
Aslında daha sohbet etsem çok soru yazdım ama sınır getirdiler.
Bu kadar hızlı vakit geçtiğine inanamıyorum.
Sınır belirlediler bize bu kadar sınırda konuşun diye ama yine açtık.
Ben halbuki ilk başta ki sordum soruda bitirecektim sonra aklımı...
Ben bazen çok dolanabiliyorum yani bir soruya cevap vereceğim.
Olsun ya ama çok keyif aldım.
Çok teşekkür ederim. Ben de keyif aldım.
Buradan sonra da provaya gideceğiz.
Evet. Bugünkü konuğumuz Ayşen'di.
Teşekkür ederim Ayşen. Ben teşekkür ederim.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
