
Bu bölümde Funda ile; ailesiyle birlikte Hollanda’ya taşınmayı, burada bir restoran açmayı ve sıfırdan hayat kurmayı konuştuk.
Göç, cesaret, yorgunluk ve yeniden başlamak üzerine samimi bir sohbet oldu.
Transkript
Selam. Bavulda Ne Var? Podcast kanalına hoş geldiniz.
Şu an Amsterdam'da Kumpanya Performing Arts'ın stüdyosundayız.
Ve bugünkü konuğumuz Funda.
Hoş geldin. Hoş bulduk Saadettin'ciğim.
Ne haber, nasılsın? İyiyim, sen nasılsın?
İyiyim ben de. Sanki hiç konuşmamışız gibi.
Konuşmamışız gibi. Son bir saattir. Neler yapıyorsun?
Funda kimdir? Ne zaman göç etti?
Biraz kendinden ve nereden göç ettin, nasıl göç ettin?
Bunlardan bahseder misin? Elbette.
Ben Funda Güneş Şahin.
Kırk yaşındayım. On bir yaşında bir oğlum var.
Dört yıl önce bir Ağustos ayında Hollanda'ya göç ettim.
Amsterdam'a. En son Ankara'da yaşıyordum.
Öyle. Ankaralı mısın?
Ankaralı değilim. İzmitliyim Saadettin.
Peki, Ankaralıyım demiyor musun?
Ankara'da yaşayanların öyle bir şeyi var ya ben Ankara'da yaşadım ve artık Ankara'yı çok benimsedim falan diyor herkes.
Ben Ankara'yı hiç benimsemedim. Hiç sevmiyorum.
Zaten babamın işi, görevi nedeniyle orada yaşıyorduk.
Ve yaşadığım süre zarfı boyunca da hep dedim ki ben ne zaman bu şehirden göç ederim, nereye giderim, nasıl olur bir çıkış noktası yani.
Çünkü hiç sevdiğim bir şehir değildi.
Bence biz İzmitliler...
Deniz olmayan bir yeri sevmeyiz.
Yüzde yüz. Yüzde yüz. Çünkü ben de Ankara'ya her gittiğimde şey oluyorum.
Allah'ım diyorum ya nasıl yaşıyorlar burada falan oluyorum.
Ve burada çok fazla Ankaralı arkadaşım var.
Ya da İzmirli olup Ankara'da okumuş ve kendini Ankaralı olarak tanımlayan arkadaşlarım var.
Ve inanamıyorum. Hele de İzmirli olup Ankaralı hissetmeyi hiç anlayamıyorum.
Ben de anlamıyorum. Ve o yüzden hani iyi ki diyorum suyumuz var İzmet'in.
Ya değil mi? Bölünsek de suyumuz var.
Peki dört yıl önce...
İşlemi geldi, nasıl göç ettin buraya?
4 yıl önce eşim bir teklif aldı.
Bir fintech şirketinde başlamak üzere.
Zaten bu arada şöyle, aslında daha da ötesi var.
Benim abim 2006 yılında...
Burada bir arkadaş grubuyla, Boğaziçi'li bir arkadaş grubuyla birlikte buraya göç ettiler İstanbul'dan.
Bu arada beni tanıyan herkes de bilir ki ben abimle ne kadar yakınım.
Abim burada yaşadığı süre boyunca da çok sık buraya geliyordum.
Yani sürekli burada zaman geçiriyordum.
Bütün tatillerimi Amsterdam'da geçiriyordum falan.
Dolayısıyla zaten kafamda bir Hollanda'ya yakınlık vardı.
Sonra abim Hollandalı bir kızla evlendi.
Oradan böyle akrabalarımız falan oluştu.
Onun ailesiyle de çok yakın ilişkilerimiz var.
O yüzden çok uzak değildim yani bu fikre.
Sonra Can da burada iş bulunca aslında ben koşarak geldim.
Çünkü bana çok... Okeydi yani burası.
Burada bir sürü arkadaşlarım, ortamım, çevrem, sevdiğim kafeler.
Böyle bir sürü şeyler vardı.
Yani bir rutinim vardı benim burada.
Buraya gelsem ne olur, ne yaparım?
Hepsiyle ilgili bir fikrim vardı.
Hatta burada herkesin Amsterdam'da sınavı farklıdır biliyorsun.
Ve genelde bu sınav ilk başlangıçta evdir değil mi?
Evet. Mesela benim hiç böyle bir sorunum olmadı.
Çünkü abimin burada işte ailecek kullanımı açmış olduğu diyorum.
Çünkü sonradan İsviçre'ye taşındı.
Bir ev vardı ve hani biz buraya geldiğimizde hep o evde kalıyoruz.
Diğer zamanlar değirmeyen bir yer veriyorduk falan.
Ondan sonra dolayısıyla ben buraya taşınırsam da o evde yaşayacaktım falan.
Her şey belliydi aslına bakarsan.
O anlamda da bir rahattı yani.
Öyle oldu. Öyle taşındık.
Peki. Türkiye'de ne yapıyordun?
Türkiye'de ne yapıyordum? Güzel soru.
Şimdi ben Türkiye'de 15 yıl boyunca Ankara'da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir kuruluşunda çeşitli departmanlarda çalıştım.
İlk önce ben halkla ilişkiler ve reklamcılık mezunuyum.
İlk önce organizasyon departmanında çalıştım uzun yıllar.
Orada bayağı başarılı oldum.
Çok güzel işler imza attık.
Sonra executive assistant olarak çalıştım uzun yıllar.
Çok önemli bir bürokratın asistanlığını yaptım.
Herkesin bildiği biri. Sonra o biraz böyle şey biriyim Saadettin yani hep böyle bir arayan bir şeyler öğrenmeye çalışan hani hep bulunduğu yerden yetinmeyip hep böyle bir şeyler böyle
bir tırtıklayan biriyim böyle beni durmak böyle rahatsız eder.
Ondan sonra orada da böyle o departmanda biraz her şeyi öğrenip her şeye hakim olup işler benim çok kısa vaktimi almaya başlayınca başka bir departmanda...
Ekstra ne yapabilirime düştüm.
Çok yakın arkadaşım insan kaynakları direktörüydü.
Ondan sonra dedim ki ya bana biraz insan kaynakları ile ilgili bir şeyler öğretsene derken kendimi her iki departmanda da çalışırken bulup en son o şekildeydim.
Sonra araya pandemi girdim.
Ondan sonra pandemi de çok ciddi varoluşsal sancılar yaşadım açıkçası.
Ya ben ne yapıyorum?
Bu dünya nereye gidiyor?
Tam o sırada küçük bir... Yavrum var, oğlum var.
Yani öyle şeyler oldu hayatımda.
O dönemlerde abim çok büyük destek oldu bana.
Her zaman olduğu gibi.
Burada çok abimden bahsederim.
Saadettin'e özür dilerim.
Ben tanıştım kendisiyle.
Çünkü o benim için çok böyle şey çok önemli birisi gerçekten.
Benim ben olmamda çok önemli bir etkiye sahiptir.
Neyse. Çok iyi bir iki kardeşiz.
İyi bir ikiliyiz biz. Neyse sonra gerçek ikiliyiz yani.
Sonra işte ben ne yapayım ne yapayım derken bir sürü eğitimler almaya başladım.
Şeflik, aşçılık, yemek yapmak üzerine kısacası.
Ondan sonra o benim büyük bir çıkış noktam oldu.
Ve buraya geldiğimde de yolumu belirleyen kutup yıldızım oldu işte bu yeteneğim benim gerçekten.
Vay be şey çok uzun yıllar beyaz yakada aslında reklamcılık okuyup sonra finans sektörü gibi bir şey değil mi Borsalar Birliği dediğin?
Odalar Borsalar Birliği evet yani temelde finans ama ben daha idari bölümünde hep çalıştım.
şeyinde çalışmadım. O departmanlarda değil ama tüm idari departmanlarda çalıştım.
15 yıl boyunca değişik sürelerde.
Peki bir tık abine geleceğim o zaman.
Boğaziçililer buraya toplu göç gibi bir şey olmuş ya.
Mesela onlar niye göç etmişler buraya?
O kadar Boğaziçili. Aslında onlar göç ettiğinde Saadettin, Türkiye iyi bir noktadaydı.
Yani ekonomik olarak bu noktalarda değildi işte.
2000'li yılların başlarını düşün.
Yani bilmiyorum onların çıkış noktaları neydi?
Yani benim abim zaten her zaman yurt dışında yaşamak istiyordu.
Çocukluğundan beri öyle bir düşüncesi vardı ama tüm arkadaş grubu neredeyse bütün sınıf göç ettiler.
Neden böyle bir şey yaptılar?
Nasıl bir şeyleri vardı bilmiyorum ama bence önden görmüşlerdir.
Ya başarılı gençler de onlar yani Türkiye'nin en iyi eğitim şeyinden ne denir ona?
O noktasından geçmiş böyle önemli gençler de mutlaka görmüşlerdi yani neler olacaktı sonrasında Türkiye'de değil mi?
Ben de acaba onlar da mı yakın tarihte falan diye de düşündüm.
Hayır onlar çok uzun. Onlar çok uzun.
Peki ilk göçün o zaman Ankara'ya oradan buraya mı yoksa onun öncesinde başka bir göç oldu mu hayatında?
İlk göçüm evet yani depremden sonra göç ettik doğru.
Kocaeli depremi 99 depreminden sonra Ankara'ya göç ettik.
Sonra da... Buraya geldim düşünüyorum.
Sonra da buraya geldim. Ama hiçbir zaman tam zamanla Ankara'da yaşamadık.
Yani Kuşadası'nda bir evimiz vardı.
Hep öyle biraz orada biraz orada yaşıyorduk zaten.
Yani evet biz İzmit'te yaşarken de bu böyleydi zaten.
Evet öyle. Yani benim çok böyle bir yere aidiyet hissim şu an seninle konuşurken keşfediyorum.
Çok yok galiba.
Yani önemli değil. Hani göç falan benim için çok böyle önemli bir şey değil.
Yani çok dramatize etmedim açıkçası ben buraya taşınırken bu olayı.
Peki. Türkiye'de aslında iyi bir işin varmış.
Çok iyi bir işim var. Çok çok iyiydi.
Buraya eşinin işi sayesinde geldiniz.
Evet. Ve burada ne yapıyorsun dört yıldır?
İşini yapabiliyor musun? Of orası çok keyifli bir nokta.
Şimdi şöyle biraz uzun anlatabilir miyim?
İstediğin kadar anlatabilirsin.
Şimdi şöyle oldu. Biz hani anlattım ya sana bizim burada bir evimiz vardı.
İşte benim burada abimin arkadaşları benim de arkadaşlarımdı falan.
Çok sevdiğimiz bir yer. Yine böyle buraya geldik.
Can iş görüşmeleri falan yapıyor.
Ondan sonra arkadaşlarımızla da akşam dedik ki işte bizim evde böyle bir uzo gecesi yapalım mı?
Biraz sohbet muhabbet edelim.
Beyin fırtınası yapalım.
Biz buraya geleceğiz nasıl olacak vesaire.
Biraz bize fikir verin falan diye.
Böyle bir ortam hazırladım.
Arkadaşlara haber verdim. Akşam bizim evde buluşacağız.
yemekleri falan hep ben yaparım.
Hepsi de çok sever. Ama o gün yapamayacağım.
Çünkü daha yeni işte inmişiz falan böyle.
Neyse dedim ki abimin her zaman gittiği çok da sevdiğimiz bir Yunan restoranı var.
Oradan işte birkaç bir şeyler alayım.
Uzumuzu da alayım. Ondan sonra evde güzel bir akşam yapalım.
Neyse ayarladık.
Her şeyi yaptım. Gittim.
Uzo'yu aldım. İşte Zaziki'dir.
İşte Tiro salattır falan.
Her şeyi aldım. Böyle sofrayı donattım.
Akşam oldu. Yemek yiyeceğiz.
Ondan sonra dediler ki ya Funda'cığım tamam Can böyle böyle yapacak ama sen ne yapacaksın?
Sen şimdi burada ne yapacaksın? Yani evde bütün gün.
Hani burası evde keyifli bir ülke değil ki.
Hava kötü bilmem ne. Sosyalleşmen lazım.
Ondan sonra ne yapabilirsin?
Dedim ki ben ne yapacağımı biliyorum.
Ben güzel bir Instagram hesabı açacağım.
Orada mezeler yapacağım ve buradaki ekspertlere kendi yemeklerimi satacağım.
O zaman da böyle bir fikir yok. Şu anda zebil milyon tane insan bu işi yapıyor ama o zaman çok yok.
Sonra arkadaşım dedi ki Funa neden böyle bir şey yapıyorsun?
Niye Instagram hesabı?
Girmişken denizde boğulacağına okyanusta boğul.
Bir yer açalım sana. Ben her şekilde sana destek olurum.
Abim dedi ki ben de sana destek olurum.
Her konuda. Böyle bir şey yap.
Nereye açabilirim? Dedi ki ben buldum.
Sen bu çeyleri nereden aldın?
Mezeleri nereden aldın? Dedim ki şuradan aldım.
İşte orası devrediliyor biliyor musun?
Ne dersin orayı almaya?
Olay tamamen masada ve hiç kimsenin yani resmen kaderalarını ördü gibi böyle bir ortam.
Peki olur ben direkt atladım mı?
Biraz önce sana da anlattığım gibi yani benim zaten iş hayatım bunun üzerine kurulu.
Yeni bir şey mi var? Aa tamam.
Ben giderim, ben bu işi yaparım, ben onu öğrenirim.
Çünkü ben çok azimli, çalışkan, böyle bir şey kafasına taktığımı yapan, böyle tuttuğumda koparan bir tipimdir.
Zaten bu konuda bir sürü eğitimler aldım ve asıl bundan sonra yapmak istediğim işte bununla ilgili.
Neden olmasın? Yaparım yani.
Yaparım dedim mi? Yaparım.
Neyse sonra gittim.
Hemen biz bu arada ertesi gün 3'te uçuşumuz var tekrar.
Sadece Canan'ın işi için gelmiştik.
Ondan sonra dedim ki ara.
Burayı ara bir randevu al.
Yarın sabah ben dönmeden benim bu işi netleştirmem lazım o zaman.
Bu kadar hızlı. Bu kadar hızlı tabii.
Aradı. Ondan sonra dedi ki böyle böyle yarın sabah 9'da biz mekanın önünde online'ız.
Geliyor musunuz? Gelmiyor musunuz?
Bu kararlılıkta.
Dediler ki tamam geliyoruz.
Ondan sonra sabah gittik 9'da baktık.
Ondan sonra ben ama tabii sabaha kadar uyumadım yani.
Deliler gibi planlar yapıyorum.
Şunu yapacağım, bunu yapacağım.
Orada şöyle olur, böyle olur.
Dediler ki bizim iki tane çok önemli şartımız var.
Bir tanesi bu konsept asla değişmeyecek.
İkincisi bu tarifler asla değişmeyecek.
Çünkü bizim buraya çok büyük bir duygusal bağımız var.
Burası 30 yıllık bir yer.
Ondan sonra biz burayı ilmek ilmek işledik.
Hiçbir şekilde siz burada yani bir çiviyi değiştiremezsiniz.
Bir tabloyu değiştiremezsiniz.
Bunu biz sözleşmede belirteceğiz.
Siz buna okey misiniz? Yani normalde hani ya benim yapmak istediğim şey zaten buna çok yakındı.
Ben de meze yapacaktım.
Peki tamam dedim. Peki ben bu tarifleri nasıl yani sizin kadar mükemmele yakın yapabileceğim?
Dediler ki biz 16 ay boyunca sana bir eğitim vereceğiz.
Ondan sonra bizim bütün planımız bu yönde.
Biliyorsun işte Hollandalı bir kadın ve Yunan bir adam işletiyor burayı.
Hani ne kadar köşeli olabileceklerini sen tahmin edebilirsin.
Okey misin dediler. Okeyim dedim.
Ondan sonra biz prensipte el sıkıştık sadece bir imzamız kalacak şekilde oradan netleşerek ayrıldık.
Ben uçağa bindiğimde artık benim küçük bir Yunan restoranım vardı.
Ondan sonra işte hemen gittim işte istifalar verildi.
Evet aynen böyle oldu.
Ev toparlandı, kiraya verildi, eşyalar toplandı.
Benim için en zoru neydi dersen bu göç etme sürecinin eşyaları toplamaktı sadece.
Sana yemin ediyorum. Sana yemin ediyorum.
Şimdi Masumiyet Müzesi'ni izleyip hani bilmiyorum o diziyi çok seven ve kendinden bir şeyler bulan herkes beni anlayacaktır.
Benim de eşyalarla aramda müthiş bir bağım vardır.
Onlara yüklediğim anlamlar vardır.
Evimi toparlarken büyük depresyona girdim.
Ki düşün hani yani ne yapacağımı biliyorum.
Nerede oturacağımı biliyorum.
Oğlumun nasıl bir okula gideceğini biliyorum.
O şehirde tanıdığım yani göç edeceğim şehirde ülkede tanıdığım bir sürü arkadaşım var.
Hiçbir şey zor değil bu açıdan bakacak olursan evet.
Ama zor olan şey benim o eşyaları bir kutunun içerisine koyup kapatıp işte bir depoya hapsetmem.
Ve orada bana bir sürü yani ne bileyim anılarımı kapatıp ya ağlarım şimdi.
Anılarımı sanki böyle bir depoyu kapatıp bir kutuya koyup böyle kapatıp gitmişim gibi.
Böyle köksüz bağsız başka bir ülkeye taşınmışım gibi bir his yarattı bende.
O çok kötüydü gerçekten. Hatta sana şöyle söyleyeyim.
Bir hayalim vardı Saadettin.
Benim bu taşınma süreçlerimi YouTube'da çekip böyle...
koyacaktım. Ondan sonra o dönemlerde böyle çok YouTube'da özellikle Hollanda ile ilgili içerik üreticisi yoktu.
Bir tek Cansu ile Alper diye bir çift vardı.
Çok tatlı. Hala takip ediyorum onları.
Onlar yapıyordu. Dedim ki ben hani bu süreçlerimi anlatayım.
Güzel olur. Zaten benim buradan beyaz yakalı gidip orada bir restoran açığı olmam başlı başına garip bir hikaye.
Neden paylaşmayayım?
Herkes bana soruyor. Nasıl yapacaksın?
Bilmem ne. Böyle çok garip yani.
Her yönüyle çok garip.
Biliyor musun o videoları bugün hala açıp baktığımda ağlıyorum.
Keşke paylaşsaymışsın.
Asla yapamıyorum. Yapamıyorum yani.
Onu düzenleyemiyorum.
Bir biçimde o kafaya gelemiyorum yani.
Çok etkiliyor beni bu durum.
Ben Kemal'im yani anladın mı?
Bir sürü soru bir anda kafamda.
Hadi gir araya. Ben bu arada ilk defa bir rakı masasında konuşulup verilen sözün tutulduğuna tanıklık ediyorum.
Uzo Uzo. Ya lütfen.
O yüzden anladın mı?
Ulan ya. Bak içimde kaldı bak.
Çünkü ilk defa tanıklık ediyorum diyecektim.
Çünkü benim en uyuz olduğum şeylerden biri böyle rakı sofrasında iş sohbet edip birbirine söz vermektir.
Çünkü hala gencimdir de.
Şey gibi yani çok böyle genç böyle ilk tiyatro yaptığım dönemlerde o rakı sofrasında o kadar çok söz veriyordu ki insanlar birbirine.
Şöyle yaparız, şöyle seni şurada şöyle yaparız bilmem ne yaparız şurada oynarız.
Ve o sözleri Ertesi gün sanki hiç konuşulmamış gibi hayata devam ediliyor olması beni çok üzüyordu.
Ve ilk defa diyecektim rakı masasında böyle konuşulmuş ve tutulmuş ama zaten rakı değilmiş.
Rakı değilmiş canım. Ah be.
Peki onlar neden bırakıyorlardı restoranı?
Onlar yani her ikisi de 70 küsur yaşlarındaydı o dönemde.
Şimdi 75 yaşındalar.
Artık işte bir hayalleri vardı.
Onlar yani erkek olan Girit'in Hanya şehrinden buraya geliyordu ve gelmişti yani çok uzun yıllar önce.
Ve hani hayali oradaki hayatına geri dönmek.
6 ay orada. Altı ay Hollanda'da yaşayacak bir düzen oluşturmak.
Benim de şu an hayalini kurduğum tabii ki.
Dolayısıyla şu an gittiler ve bu hayallerini kavuştular.
Çok güzelmiş. Peki burada eksik bir şey var.
Can iş bulmamıştık iş görüşmesine gelmişti.
Nasıl yaptın? Buldu buldu oldu. Oldu.
Oldu oldu. Çok iyi.
O da kabul aldı. O Eylül'de işe başladı.
Ben Ağustos'un 24'ünde 4 yıl önce 24 Ağustos'ta başladım.
Yani ben daha önce başladım ondan.
Çok ilginç. Evet evet. Peki sen dükkanı nasıl devraldın?
Buranın vatandaşı değilsin bir şey değilsin.
Nasıl oldu o işler? Şöyle ya ben eşim üzerinden buraya geldim.
Ve burada o zaman sen artık bir iş...
İş kurabiliyorsun öyle bir şey yapabiliyorsun.
Ben burada bir catering şirketi kurdum.
Ondan sonra yine bu aşamalarda da abim çok büyük destek oldu.
Hem fikren hem de fiilen.
Öyle o aşamaları öyle geçirdik.
Peki hani vize işlerini falan hepsini canın üzerinden mi hallettin?
Canın üzerinden hallettik. Oralarda bir sorunumuz olmadı.
Harika. Çünkü şey gibi hani Türkiye'den biri...
Örnek veriyorum ben yatırım yapmak istiyorum desem.
Yok. Hollanda'da hadi bana Funda bir tane restoran al desem benim üstüme bir şey yapabileceğim şey değil diye biliyorum çünkü ben.
Yok değil yapamazsın hayır.
Öyle değil ama senin partnerin yani sen burada çalışma izni varken senin partnerin aile birleşimi gibi buraya gelebilip burada bir iş yapabilir.
Yani hani şeyi temizlemek için hani.
Çok soruyor çünkü bana arkadaşlar.
Bana da çok soru geliyor. Hani şöyle olsa gelsek orada yatırım yapsak öyle yapsak böyle yapsak.
Çok fazla deneyim oluyor Ankara Anlaşması'yla ama %99.9 reddediliyor.
Benimki Ankara Anlaşması olmadığı için.
Öyle evet o mu diyecektim seninki de.
Yok değil yok. Çünkü turistik vizeyle gelip bir anda sohbet edip mekan alabilmek gibi bir şey değil aslında.
Sen eşinin sayesinde burada oturum izni aldın ve sonrasında da hani şirket burada yaşayan biri gibi şirket kurdun.
Peki biraz o zaman daha geriye gidelim.
Ankara'da çalıştın ya 15 yıl Beyaz Zeka.
Hani aslında baktığında çok iyi birinin asistanıydın.
Özel biri mi? Söylemiyorsun ismini.
Yo, söyleyebilirim.
Yani kendisini kaybettik geçen yaz.
Merkez Bankası eski başkanı Süreyya Serden geçti.
Evet, uzun yıllar birlikte çalıştık.
Ve çok büyük emeği vardır onun da üzerinde.
Bu paraların basıldığı yerleri falan gördün mü hiç?
Paraların basıldığı yerde, paranın üzerinde ismi imzası olan bu...
6-0'ı atan yani ikonik Merkez Bankası Başkanı'dır kendisi.
Çok çok önemlidir. Birçok kişi bilir yani.
Yok sen gördün mü o paraların basıldığı yerleri falan?
Benim babam da Merkez Bankası'da çalışıyordu.
Tabii ki gördüm, bilirim. Ah be.
Evet. Ben onlar hep böyle hayalmiş gibi geliyor bana.
Sanki böyle birileri. Yok yok değil.
O para vah be. Nasıl bıraktın ya böyle bir işi de geldin buraya bir maceraya atıldın?
Ya valla benim buraya gelmeme düşünsene Saadettin en çok can inanamıyordu.
Benim bu kararı vereceğim en çok eşim inanamıyordu yani.
Çünkü o kadar çok konforlu bir hayatım vardı.
Gerçekten çok iyi bir işim vardı.
Türkiye'de çalışılabilecek en kalite en kaliteli insanlarla en iyi eğitimli insanlarla bir arada çalışıyordum.
Hepsini de çok seviyorum.
Birçoğuyla da görüşüyoruz.
Hepsi geldi yemeklerimizi yedi.
Buradaki benim hayatımda da gördüm.
Ve çok destekleri çok oldu gerçekten de.
Ama onlar da hiç inanamıyorlardı yapabileceğime.
Sen baya çılgınca yok ya bırakıyorum deyip geldin ya.
Ya ben şey biriyim.
Ya bak sana şöyle söyleyeyim.
Gerçekten kendime çok güvenen biriyim.
Kendimi çok iyi tanıyan biriyim.
Yeteneklerimi iyi bilen biriyim.
Yapacaklarımı ve yapamayacaklarımı.
Ama ben bunu yaparım dersem yaparım yani.
Ben bunu yapacağımı biliyordum.
Bu noktada... başarılı olabileceğimi biliyordum.
Ay ne güzel ya. Tam böyle son dönemlerde podcast kaydettiğimiz çoğu insan kadın ve hani kadın, Türkiye'li kadınlarla sohbet etmek böyle o kadar motive ediyor ki beni ve bu kadar güçlü kadınlarla sohbet etmek böyle.
Çünkü biz erkekler çok vasıfsızız yani.
Kafamız sizin kadar çalışmıyor ve yok öyle ya şey gibi değiliz yani.
Siz bayağı çok cesurca bir şey yapıyorsun ve çok güzel ve çok böyle motive edici geliyor bana.
Ben de evet. Ben de kadınlardan çok büyük motivasyon alıyorum.
Geçen hafta bir Türk girişimci kadınlar toplantısına katıldım.
Büyükelçimizin düzenlediği ve inanılmaz feyz aldığım, ilham aldığım bir sürü kadın oldu konuşmacılar arasından, tanıştığım kadınlar arasından.
Gerçekten Türk girişimci kadınlarla ayrıca gurur duyuyorum.
Çok çok gurur duyuyorum.
Çok çok iyi şeyler yapıyoruz.
Peki özlüyor musun beyaz yakı?
Çünkü esnaflık bana çok zor bir şey gibi geliyor.
Çünkü ben 12 yaşında...
21 yaşına kadar en böyle kasap market bir yerde çalıştım.
7-8 yıl boyunca çalıştım.
Ve hala gidip çalışıyorum.
Arada böyle köye her gittiğimde öyle tezgahın arkasına geçiyorum falan.
Ve çok beni ben yapan bir yer olduğunu düşünüyorum.
İnsan tanımak, hayatı tanımak, öğrenmek, erken yaşta çalışmak.
Ama esnaflık çok zor ya. Bayramın yok, tatilin yok, her gün oradasın, her şeyden sen sorumlusun.
Şey derlerdi, sinek ufak ama mide bulandırır.
Yani en küçük bir şeyi göz ardı edemezsin.
9-5 çalışmaktan, 5'den sonra kafanın rahat etmesini sağlamaktan böyle bir işe geçtiğin için mutlu musun?
Çok güzel bir soru.
Hayır hayır çok güzel bir soru.
Yani bunu kendime çok sordum.
Gelmeden önce de çok sordum.
Şimdi zaten öyle bir aşamada buraya geldim ki 9-5 çalışmanın çok sıkı.
Yani beni sıktığını hissettiğim noktada işte o başka bir departmana geçmek isteyip iki departmanı birlikte götürmeye çalışma dönemi.
Benim için zaten yani biraz fazla boşluğum var.
Biraz sıkılıyor gibiyim noktasına geldiğimde oldu.
Diğer yandan açıkçası şeyi çok seviyorum Saadettin yani öğrenmeyi çok seviyorum.
Yeni bir şeyler keşfetmeyi çok seviyorum.
Bence insanın geçmişe yönelik hatırladığı şeyler arasında hep yeni bir şeyler denediği yeni bir şeyler öğrendiği günler var.
Ve açıkçası yeni bir şey öğrenmediğim bir günü de sanki yaşanmış saymıyorum gibi.
Dolayısıyla... Bu beni çok sürükleyip götüren bir fikir oldu.
Yani yeni bir şey öğrenmekten korkmuyorum.
Ve bu benim kendime yaptığım bir challenge biliyor musun Saadettin?
Nasıl diyeceksin? Aslında öğrenme ya şöyle söyleyeyim.
Bak bu çok acayip bir şey ama bunu da burada itiraf edeceğim.
Bu da benim burada bir meydan okumam olsun.
Aslında benim eğitim hayatım hep böyle güçlüklerle geçti.
Nasıl diyeceksin? Ben disleksi bir çocuktum.
Yani bilmiyorum disleksiyle ilgili ne biliyorsun ama özellikle benimki numaralarla ilgiliydim.
Ve hayatım boyunca matematik, işte geometri gibi fen bilimleri konusunda çok büyük zorluklar çektim.
Ve hani belli bir süre IQ'umun falan bayağı düşük olduğunu düşünüyordum küçüklüğümde işte.
Yani kendimi keşfedinceye kadar.
Ya ben düşünsene 85 doğumluyum.
O dönemlerde disleksi diye bir şey yoktu bence.
Hani insanlar bunu bilmiyordu.
Ailemin bunu keşfetmesi çok uzun zaman aldı.
Ve ben aslında sana şeyi söyleyeyim.
Benim abim de aşırı yani ultra ultra zeki bir tip tamam mı?
Bir de evde öyle bir örnek var yani.
Oxford mezunu falan bir tip böyle.
Evde öyle bir örneği. Bir de disleksi bir ayrı bir çocuk.
Saçmalık yani. Hani öyle olunca daha çok göze batıyorsun tabii.
Yani öğrenme güçlüğün ya da öğrenmenin değişikliği aslında güçlük denmiyor artık.
Günümüzde çok bununla ilgili bir sürü şeyler var, bilimsel araştırmalar.
Şimdi benim kendimi, kendimin öğrenme şeklini bulmam, kendimi bulmamla neredeyse eş zamanlı oldu.
Sonra ben öğrendim ki aslında ben öğrenme güçlüğü çekmiyormuşum.
Benim öğrenmemin bir yöntemi varmış.
Sonra bunu öğrendikten sonra, bunu keşfettikten sonra öğrenmeye müthiş bir açlık oldu bende.
Ya her şeyi öğrenebilirim.
Saldırıyorum böyle ortama.
Hatta sana şöyle söyleyeyim.
İşte diyorum ya bilmiyordum nasıl öğreneceğimi.
Ben buraya gelmeden, Hollanda'ya taşınmadan önce ben İngilizce içerikli bir üniversitede okumadım.
Öyle bir bölümde okumadım ve Türkçe okudum ve dolayısıyla İngilizcem iyi değildi.
Tamam mı? Ben buna rağmen bak benim hani geldiğim şeyi bir düşün.
Açlığı bir düşün. Ben bunu hiç sorunu yapmadım.
Düşünsene ben böyle bir yer alırken ve yabancı insanlarla çalışacağım 16 ay boyunca.
Yabancı insanlardan bir meslek öğreneceğim.
Yani aslında bildiğim temellerini attığım yani tamam çok da mütevazi olmayayım.
Bir mesleği onlardan yeniden öğreneceğim.
Bak düşün bunu sen problem yapar mıydın?
Ben yapardım ya. Ben yapmadım abi.
Ben çok korkardım.
Hiç mi korkmadın ya? Hiç korkmadım.
Bak zerre korkmadım.
Ben çok korkardım.
Ve zaten o yüzden de ben aslında buradaki 6 ayın sonunda da çok dönmek istedim.
Yani kendimi çok yetersiz hissettiğim bilmem neyse.
Hiç hissetmedim. Hiç hissetmedim.
Ben bir biçimde yani önemli değil.
Şöyle düşündüm. Geldim burada anlattım onlara.
Dedim ki bakın benim İngilizcem iyi değil tamam mı?
Yani bu konuda bir netleşelim.
Ama ben sizi bir şekilde anlarım.
Ben çünkü yani öyle ya da böyle ben sizinle iletişirim.
Anladın mı? Bunu dert etmeyelim.
Ben bu arada ama hani ben nasılsa bunlarla iletişirim.
Hiç problem yok falan demedim.
Ben uçakta başladım deliler gibi İngilizce çalışmaya.
Yani Türkiye'ye dönüp eşyalarım toplama noktasındayken.
Ve ondan sonra işte haftanın 4-5 günü bir sürü koçlardan vesaire İngilizce öğrenmeye, pratik yapmaya, online eğitimler almaya falan oralarda başladım, devam ettim.
Ya ben öyle hani onu da kaderine bırakayım, bir ara ben konuşurken öğreneyim falan da demedim yani.
Çalışkanım dediğim gibi, azimliyim, korkmam.
Hani böyle şeyler bende şey değil ama bunları hep sonradan keşfettim.
Onu kesin söylemeliyim.
Peki burada her gün yeni bir şey öğreniyor musun?
Evet kesinlikle. Bu sorudan sonra bir şeye değinmek istiyorum.
O bana yeni bir kapı açtı bu sorun çünkü.
Ben burada hep yeni bir şey öğreniyorum.
Zaten bir işletme sahibi olmak her gün bir problemle uğraşmak demek.
Her gün içeri giren yeni bir insanın ya bir de ben çok böyle...
şeyi çok seviyorum yani. Biriyle communicate olmayı, onun bir derdini konuşmayı, o geldiğindeki vibe'ına göre ona bir soru sorup ondan bir şey almayı.
Böyle o emmeyi çok severim yani.
Ve evet, evet yani her gün bir şey öğreniyorum.
Hayata dair bir şey öğreniyorum.
Mesleğime dair bir şey öğreniyorum.
Her gün yaptığım yemekleri ayrı bir şekle ve hisle yapıyorum yani.
Çok farklı. Çok çok iyi geldi bana burası.
Ama bu işi yapmasan da Hollanda'da olduğun için her gün bir şey öğrenir miydin?
Çünkü işçinin aslında hep bir şey öğretiyor ya.
Çünkü insanlarla haşır neşirsin.
Bu işi yapmasan da Hollanda'da olsan da yine her gün bir şey öğrenir miydin?
Bunu çok düşündüm Saadettin.
Güzel bir soru. Bence ben başka bir iş yapsaydım da yine iyi bir şeyler yapardım.
Oradan da bir şeyler alırdım, öğrenirdim ama bu iş benim gerçekten kutup yıldızım oldu.
Peki Türkiye'deki çalıştığın dönem nasıldı?
Yani hani orada... Her gün sonuçta standart yürüyen bir iş var.
Her gün yeni bir şey ne öğrenebilirsin.
Ama o standartın içindeki sıkıcı olan şey neydi mesela?
Hani seni belli bir süre sonra sürdürülebilir kılmayan şey neydi?
Tam da buydu işte. Artık bir şey öğrenmiyordum.
Yani yeni bir şeyler keşfetmiyordum.
Bir şey öğrenmiyordum ve bu...
Yani yeni insanlarla tanışmıyordum.
Hani bu beni böyle çok bir kısır döngüde bırakıyordu ve bana yetmiyordu.
Yani gerçekten beni rahatsız ediyordu.
İçimde beni rahatsız eden bir his vardı ve o pandemi döneminde çok ortaya çıktı yani gerçekten.
Evet. Peki bir tık geri döneceğim.
Hadi dön. Ne yaptın eşyalarını?
Bir yere yani böyle şöyle evimin bir odasını kapattım.
Oraya bütün eşyalarımı koydum.
Yani yanıma sadece üç bavul, bir bavul eşimin, bir bavulcu arenin, bir de benim.
Öyle sıkıştım yani gerçekten sıkıştım.
Bak şimdi sıkışmak olarak tanımlıyorum bunu.
Ondan sonra geldim buraya.
Yani burada da böyle sonuçta evimizi anlattım sana.
Yani bana ait bir ev değil.
Benim anılarım yok, benim hislerim yok.
Evet o oraları benim için çok kötüydü.
Ama bunları düşünecek vaktim yoktu.
Çünkü ben geldim, geldiğim hafta işe başladım.
İşe başladığımda işte tam da açmak istediğim diğer konu bu.
İşe başladığımda Saadettin kimse bana burada hoş geldin Funda yani biz de seni bekliyorduk.
Burayı da aldın çok iyi oldu.
Yani sen de bizim aradığımız kandın falan demedi.
Yani çok ciddi paralar ödeyip çok ciddi emeklerimi bağlayıp aldığım yerde çok ciddi momentlere uğradım.
Bana bu işi öğretecek olan o eski sahipleri çok...
Büyük zorlu günler yaşattılar bana.
Ya bilmiyorum kötü enerji vermek istemiyorum ama bilmiyorum yani bir şekilde bir negatif oldu bir şeyler tamam mı?
Ondan sonra sonuçta eski ekiple ya bir de zaten bunu herkes bilir.
Ya bu Horeca işinde mesela bir yeri devraldıysan eski ekiple çalışmamalısın tamam mı?
Çünkü orada şey olur yani sen orada yeni kalırsın.
Yani yetkilendirmeyi doğru yapamazsın, liderliği doğru yapamazsın ve bu işte sen de bilirsin.
İyi lider olamazsan zaten...
Sen bu iş çöker yani yapamazsın.
Orada benim yani orada böyle bir sürü sorunlar yaşadım.
Ama önemli değildi.
Benim amacım bu işi o tarifleri ve o işletmeyi en iyi şekilde öğrenmekti.
Ve onu en iyi şekilde öğrendim.
İlk bir sene bir fiil 6 gün 9 akşam 8 olacak şekilde Yunan sahibiyle birlikte çalıştık.
Ve öğrenmem gereken her şeyi öğrendim.
Ondan sonra sonraki 6 ayda yani biraz bunu sınırlandırmamız gerektiğine artık benim yeni bir ekip kurmam gerektiğine ama güzel bir dille anlattım.
Biraz zor bir ayrılma oldu ama oldu.
Sonra bütün ekibi yıkıp yeni bir ekip kurdum.
Kendi ekibim, kendi çalışma arkadaşlarımla.
İlk ekibim çok keyifliydi.
Çok güzel bir sinerji yarattık.
Harika bir ivme kazandırdılar bana.
Şule ve Koray'cığım, ikisini de çok seviyorum.
Çok büyük emekleri vardır üzerimde.
Sonra yavaş yavaş Can'ı da eklememiz gerekti.
Çünkü işlerimiz çok arttı.
Can'ın kendi işiyle ilgili saatlerini azaltıp...
Zaten kendisi de benim ortağım olur, eşim ve hayat arkadaşım ve en sevdiğim kişi.
15 yıldır.
Ondan sonra neyse sonra Can'ı da bir güzel kendi bünyemize kattık.
Ondan sonra işte neyse öyle devam ettik.
Arada ekipler çok değişti ama Can ve ben kemik olarak Mithos'un.
İki önemli karakteri olarak devam ediyoruz hayatımıza.
Okey mobbing dediğin neydi?
Nasıl bir mobbingdi yani restoranın içinde?
Sonuçta bu insanlar sana devredip gitmeyecek miydi?
Ne mobbingi? Çok güzel soru.
Ya bilmiyorum işte Saadettin orada yani neler oldu neler düşündüler kafalarından ne geçirdiler bilmiyorum yani bir şekilde öğretmemek de istediler başarılı olmamızı mı istemediler yani bir şeyler oldu yani bir
şeyler yaşadılar. Yaşlılık sendromu mu acaba?
Bilmiyorum evet onlar da olmuş olabilir yani bir pişmanlık bir geri bir duruş anladın mı hani o bizim o ileri doğru gitme hissimizi bir durdurma duygusu filan bir sürü şey oldu.
Peki Avrupa'da böyle bir şey olabileceğini bekliyor muydun?
Hiç beklemiyordum.
Benim burada iki tane hiç beklemediğim şey vardı.
Bir tanesi burada yani discrimination olabileceğini hiç bilmiyordum.
Hiç kimsenin yaşayıp ki nasıl salakça bir durum bu Saadettin.
Ne kadar ya ben biraz Pollyanna bir tipimdir bu arada.
Hani ben yani mesela ben senden bir kötülük beklemem biliyor musun?
Ben sana ben seninle tanıştım ya ben yüzde yüz güvenle başlarım seninle ilişkime.
Çok garip birçok insan hani sıfır güvenle başlar sonra güvenini sen...
verdikçe arttırır ya. Ben böyle başlarım.
Hani sen pek bir şey yapmazsan ben de hep böylesindir yani.
Ki benim hayatımda hayal kırıklıkları insanlara dair böyle moral bozuklukları filan yani önceki hayatımda pek yoktu.
Yani çok şükürler olsun ki hep çok iyi insanlarla karşılaştım ve çok mutluydum.
Ama burada ben hani ezber bozdum insanlarla ilgili.
Bu kesin. Şöyle İki tane dedim ya iki tane beklemediğim şey vardı.
Biri burada mobbing yaşanabileceği idi ki çok fazla işte insanlarla haşır neşirim.
Çok insan mobbing yaşıyor burada.
Çok çok insan bu nedenlerle psikolojik yardımlar falan alıyor böyle.
Bunun çok örneği var.
Diğeri de asla oğlumun okulda yani discrimination yaşamayacağıydı.
Onu da yaşadık. O da oldu.
Her ikisi de oldu yani.
Her ikisini yaşadım. Türkiye'de çalışırken hiç böyle mobbing gibi şeylerle karşılaşmış mıydınız?
Yok Türkiye'de çalışırken yani elbette hani yani çok fazla kadının domine ettiği bir kurumda çalıştığım için.
Yani küçük kadınsal sorunlar, kadınsal duygular olabiliyordu ama öyle büyük bir mobbingi hayır yaşamadım.
Peki aslında çocukla ilgili sorularım var birkaç tane de oraya gelmeden önce şunu çok merak ediyorum.
Dükkanda istediğini yapabiliyor musun?
Onlar gittiği zamandan itibaren.
Bende zaten artık orası Funda'nın mitosu oldu.
Ve elbette tarifler hiç değişmedi.
Mitosun genel vibe'ı hiç değişmedi.
Yani orada benim şeyim var.
Yani benim kırıntılarım, benim hislerim.
Sonrasında zaten geçen yaz bir renovation yaptık.
Orada da biraz yeniledik, güncelledik olayları.
Artık evet yani daha farklı bir yer var.
Artık kurtuldunuz yani. Sözleşmede falan yazıyordu dediğin şey.
O 16 ay için geçerliydi.
O 16 ay bittikten sonra her şey bitti.
Artık senin resmi olarak bir dükkanın var.
O 16 ay içerisinde de benimdi orası.
Ama sadece bir sözleşmem vardı.
Bu oydu yani. Ama o sözleşme şu an artık bitti.
Her şeyiyle benim. Peki dükkanı satın mı aldınız?
Evet satın aldım. Devraldım yani.
Mülkünü almadım.
Hayır mülkünü almadım.
Şeyi konsepti ve içindeki her şeyiyle ve bütün konseptinin getirdiği ne varsa her şeyiyle devraldım.
Dükkan kimin? Ben ve eşimin.
Hayır şey mülk kimin yani?
Ha mülk. Aynı kişilerin mi hala yani sana sorun çıkartabilecek kişilerin falan?
Zaten onlara ait bir yer değildi.
Onlar da oranın kiracılarıydı.
Dolayısıyla öyle bir sorun yok.
Tamam. Yani şey mülkün sahibi bütün apartmanın neredeyse bütün o şeyin sokağın sahibi olan aynı kişi.
Gerçekten mi? Evet o da şu an çok yakın arkadaşımız Rene.
Çok seviyoruz onu.
Renen'in bir çocuğa ihtiyacı var mı?
Renen'in iki tane kızı var.
Bir çocuğa ihtiyacı yok.
Saadettin'ciğim. Peki.
Renen'in herhangi bir şeye ihtiyacı olursa.
Yok Saadettin. Olursa ben söylerim sana.
Sizin orası çok merkez ve Renen'in o kadar çok yeri varsa.
Yani ne bileyim Renen'in evde ekmek almaya gidecek birine ihtiyacı olur.
Herhangi bir şeye ihtiyacı olur.
Soracağım sorudan da uzaklaştım.
Çünkü bir an omuzlarımda şeyin yükünü hissettim ben.
Bir Hollandalı ve bir Yunan yaşlının bu kendi katı kuralları ve bilmem nenin yükünü rahatsız oldum yani.
Ay canım benim ya. Empatiyi o kadar güzel yapıyorsun ki bu yüzden işinde demek ki çok iyisin.
Yok estağfurullah şeyi rahatsız ediyor çünkü beni.
Böyle insanların üzerinde yarattığı baskı da çok kötü.
İstediğini yapamazsın, çalışamazsın.
Yani hani peyniri onların istediği gibi koyacaksındır, öğrenmişsindir ama onlar orada olduğu için o baskıyla bir şeylerin sürekli yanlış gidebilecek ihtimali bile çok yorucu ya.
O kadar güzel tanımladın ki tam olarak yaşadığım şey oydu ve bunun yanında daha niceleri yani daha nice duygular.
Hala bu arada hala yani neredeyse haftada bir kere mutlaka hala uğruyor, geliyor.
Bırakamamışlar demek ki gerçekten kafalarında da.
Gerçekten öyle ya müşteriler falan şey diyor artık ya gider misin buradan?
Bir çıkar mısın şu kapıdan falan diye müşterilerimiz var biliyor musun?
İyi ama senin orası çok tatlı, çok sıcak bir yer.
Çok sıcak bir yer evet. Herkesin mesela böyle benim müdavimlerim var ve böyle benden daha çok sahip çıkıyorlar oraya.
Ben de çok isterdim müdavim olmanı.
Çok güzel evet evet. Bir ben de çok nadir denk gelebiliyorum.
Çünkü yolumuzun üzerinde bir yerde değil ama böyle şey çok isterdim.
Senin orası böyle bir tık daha büyük bir yerin olsa umarım geçersin daha büyük bir yere ve orada böyle etkinlikler yapsak ne güzel olur.
Çok isterdim yani. Peki Can ne yapıyor?
Can işine devam ediyor mu? Enerjilerimizi gönderiyoruz evrene.
Can işine devam ediyor.
Can çok mutlu. Hem daha çok ama şey yüzde otuz falan çalışıyor.
Şu an online olarak çalışıyor.
Ama daha yoğunlukta benle çalışıyor.
Onu diyecektim çünkü Can sürekli dükkanda.
Evet benle çalışıyor. Ben ne zaman gitsem orada yani.
Benden daha fazla. Ben biliyorsun arka tarafta pişir taşır yapıyorum.
Can daha fazla bizim vitrinde görünen yüzümüze dönüştü.
Ve yani aslında bir de ne biliyor musun Saadettin?
Normalde Can elektronik mühendisi.
Asla sosyal bir insan değil.
Onu diyecektim şimdi ben. Tam bir mühendis.
Hiçbir şekilde sosyal bir insan olmayı sevmez.
Günlerce sen ona dokunma.
O hiç konuşmaz. Duygularından bahsetmez.
Benim tam tersim. Ama şu an çok...
Yani Can buraya taşındığımızdan beri çok farklı bir insan oldu.
Bu arada birlikte değişmek çok güzel biliyor musun ilişki içinde?
Evet yani böyle birlikte evrilmek, birlikte değişmek çok güzel.
Ben onu da çok takdir ediyorum.
Yani benim hayalime tutundu.
Bu arada şeyi söylemek istiyorum.
İlk önce bana hiç inanmıyordu dedim değil mi?
Ben onu söyledim pardon. Yani hiç bana inanmıyordu.
Hiç yapabileceğimi, bak Zerre inanmıyordu.
Bana tek inanan kişi bu yolda abimdi.
Hiç inanmıyordu yani. Ne güzel ya böyle bir abinin olması.
Kıskandım. Ay. Abi Neşe de çok tatlı kadın.
Göbek attık biz ona. Evet.
Roma Nova soyadık.
Ya Saadettin.
Ya neden yaptınız o gece onu?
Bilmiyorum ya. Bilmiyorum.
Ama çok komikti. Kadın yoldan gelmiş sırt çantasıyla ve bir anda kendini göbek atarken buldu.
Çok saçma. Sadece geçerken bir uğrayayım demiş bizim eve geçmeden önce.
Ve bir anda bir baktı içeride bir etkinlik.
Ha ben oturayım madem falan deyip göbek atarken buldu.
Gerçekten. Ben öğretmedim ona göbek atmayı.
Siz öğrettiniz. Yani evet.
Yanlış kişilerle tanıştı bir anda.
Evet ama çok sevmiş sizi.
Ya çok güzel. Ben de çok sevdim.
Çok sıcak kanlı biriydi ya.
Yolet'cim çok tatlıdır.
Buradan Yolet'e de öpücükler yolluyorum.
Peki sen ne konuştuğumuzdan beri aklımdaki tek soru en zorlu soruyu oymuş gibi geliyor.
6 yaşında bir çocukla göç etmek çok zor değil mi ya?
Çok zor. Yani onun bütün düzenini dengesini bozuyorsun ve dünyaya daha adapte olmaya çalışan bir birey ya.
Nasıl? Bunu başardınız.
Nasıl handle ettiniz yani? Ay handle ettik mi bilmiyorum Saadettin.
Onu yıllar sonra öğreneceğiz bence.
Çünkü şu an bilemezsin yani o çocuğun yani bu göçün o çocuk üzerinde, psikolojisi üzerinde yarattığı tahribatı şu an anlamam zor.
Böyle bir şey oldu mu olmadı mı hafif mi geçirdi bilmiyorum yani onu göreceğim.
Ama gelmeden önce yani pedagojik destek aldım.
Hatta buraya geldiğim...
İki yıl önce falan bıraktım öyle söyleyeyim sana.
Bilmiyorum ya o ne gerekiyorsa yaptım.
Bütün tuşlara bastım.
Çok güzel bir şekilde onu anlattık.
Burada rahat etmesi için her şeyi yaptık.
Gelmeden önce yani bizim buraya geleceğimiz...
Zaten canım burada işe kabul aldığı belli olduktan sonra belli bir süremiz vardı ya hani o arada çok sık geliyorduk demiştim.
O arada Aren'i de getiriyorduk işte burada onun seveceği bütün parklar, şeyler, oyun alanları her türlü tuşlara bastık yani.
Burayı severek geldi açıkçası ama orayı da çok seviyordu.
Bir kere Aren çok geniş ailede büyümüş bir çocuktu.
Anneanne dede, babaanne dede işte amcalar, dayı, kuzenler öyle bir ortam.
Bir anda burada böyle bir boşluğa düşmesin diye çok uğraştım.
Ama neyse ki zaten çok yine sosyal bir ortama düştü.
Yani Aran da çok zaman geçiriyor bizimle Midsos'ta.
O da çok sosyal benim gibi.
Çok bir sorun yaşamadı yani.
İyi güzel. Peki okulda nasıl bir şey oldu?
Okulda öyle bir şey...
Anlatmak istersen. Yani tabii isterim.
Neden istemeyin? Bu aralar...
Bu arada yani böyle bir sorun yaşadığını iki hafta önce öğrendim.
Ama ben sadece öncesinde hissediyordum bir şeylerin yanlış gittiğini.
Şöyle Aran ilk geldiğimizde Newcomers sınıfına gitti.
Bir sene boyunca orada Hollanda'cının işte temellerini öğrendi.
Çocuklar yeni gelen çocuklara genelde böyle bir sınıfı alıyorlar.
Yaşı fark etmeksizin mesela atıyorum 5 yaşından 10-11 yaşına kadar işte bir çocukları eski köy okulları gibi düşün.
Aynı sınıfta aynı potada ondan sonra onları temel şeyleri öğretmeye çalışıyorlar.
Sen bir de başka bir okul ayarlıyorsun.
Bu sefer de o temelli kalacağı okulu.
Ondan sonra oradan diplomasını aldığı gün öbür okula başlıyor.
Ondan sonra diğer okuyacağı okulu seçerken tabi Yolet bana çok yardımcı oldu bizim gelinimiz.
O da... Sağ olsun bana Amsterdam'ın en daç okulunu seçmiş.
Ondan sonra çünkü biz bütün hani böyle sonradan gelen ya da işte ne bileyim böyle okumuş yazmış Türklerde inanılmaz bir baskı var ya böyle en iyi okulu seçeyim.
En iyi mahallenin en iyi okulunu seçeyim.
Ben Yolet'e bunu söylediğimde ya başarılı bir okul seçeyim dediğimde Yolet çok şaşırdı.
Dedi ki... Ya başarılı bir okul ne ki?
Sen okulun başarısı, öğretmenin başarısı diye bir şey yok.
Burası Hollanda. Burada eğitim sisteminin başarısı var.
Yani senin mantık olarak hani sisteme güvenmen lazım bir kere öncelikle falan tamam mı?
Hani bunlar bizim hiç alıştığımız şeyler mi değil?
Yani biz Türkiye'de iyi okulu seçeriz.
Devlet okuluna gidecekse de iyi öğretmeni seçeriz.
Neyse iyi bir okul seçelim baskılarıyla.
Yönet'e bir okul seçtirdik.
Onu da şey olarak seçtik.
Orada da bir ayrı şok geçirdi kız.
Çocuk daha yeni başlıyor tamam mı?
Yani ilkokul hani gibi düşün Türkiye'deki.
Biz okulun üniversiteye götürme başarısına falan bakıyoruz.
Ondan sonra tam Türk kafası.
Yolet bize diyor ki arkadaşlar belki bu çocuk üniversiteye gitmeyi seçmeyecek.
Yani siz ne yapıyorsunuz diyor bize.
Biz böyle hayır olur mu öyle şey?
Yani çocuk eğitim çok önemli bir şey.
Biz Türkiye'den geliyoruz. Yani neredeyse bir Orta Doğu ülkesi.
Eğitim olmazsa yani biz hiçbir şeyiz.
Hani bizi bu günlere getiren.
şey değil mi? Yani bir nokta da bu.
Yani tabii bir Hollandalı'ya bunu anlatmak çok zor.
Yani bir doktorun çocuğu çok rahat markette çalışıp bütün hayatını idame ettirebilir.
Burada öyle şeyler, metalar yok, öyle tabular yok insanların hayatlarında.
Uzatıyorsam dur beni. Yo ben aşkla dinliyorum valla.
Ya gerçekten. Çünkü dönüşüm neye bağlanacak onu merak ediyorum.
Ya evet ondan sonra işte bu okula götürdüğümüz bu oğlumuz elbette ki o kadar yani sarı saçlı çocuğun arasında bir tane siyah saçlı çocuk yani ilgi çeker değil mi?
Değişik durur. İlk başlarda yani ilk gittiği sınıfta böyle bir okula gitmekte bir huzursuzluk yaşaması falan böyle bir dikkatimi çekmişti.
Ama sonra neyse ben motivasyonunu yükselttim.
Bir aramızdaki iletişim bağ çok güçlü.
Ayarladık onu. Neyse sonra okula daha fazla sık gitmeye başladım.
Burada zaten ailenin okula katılımı çok.
Her gün gidiyorum. Sabahları okulda zaman geçiriyorum.
Bakıyorum, inceliyorum. Çocuğun arkadaşlarla iletişimi de bir garip.
Öğretmenin çocuğa davranışları da bir garip falan.
Neyse ekstra toplantılar istiyorum.
Onlar da çok zor. Ondan sonra öğretmen nasıl biliyor musun?
Ben İngilizce konuşuyorum kadına.
Kadın bana Hollanda'ca cevap veriyor.
Yani bunlar falan bana bir garip geldi.
Bazı araştırmalar inceledim.
Bunların hepsinin zaten bir ayrımcılık olduğunu öğrendim.
Mesela sınıfa giriyorum. Good morning diyorum.
Bana huyumohun diyor. Bak biliyorsun burada tek yabancı benim yani bu sınıfta.
Yani niye bana bunu zorbalıyorsun?
Üstelik de bir yıl önce gelmişim.
Neyin kafası bu yani? Böyle böyle hani olaylar.
Ondan sonra ise sonra ben hani fark ettiğimi bunlardan hoşlanmadığımı eğer böyle devam edecekse toplantılara bir tane İngilizceyi daha doğru düzgün konuşan bir öğretmen talep ettim.
Bana işte International'ın öğrencilerle ilgilenen bir danışman.
İşte getirdiler falan. O da ayrı bir baskıcı falan çıktı.
Neyse sonra daha devamında daha bambaşka şeyler oldu işte.
Normalde buraya sonradan gelen öğrencilere IQ testi yapılıyormuş.
Yani özellikle sonradan gelen çocuklara.
Benden bunu istediler.
Ben bunu reddettim.
Kabul etmedim. Çünkü neden? Sonrasında çocuk üzerinde 5 yıl boyunca geçerliliği olacak bir rapor sistemde görünecekmiş.
Bu da hiç adil gelmedi.
Bir de üstüne bunu Hollanda'ca yapmak istediler bu testi de.
Yani bunların hepsi zaten hani...
Aynı şeye çıkıyor. Ben bunları ama arka yani olayın backgroundunda kendim çabalıyorum, kendim uğraşıyorum ve Aren'e hiç yansıtmıyorum zannediyordum.
Ya ben yansıtmıyordum açıkçası.
Ama geçenlerde bir gün eve giderken Aren bir şey söyledi Saadettin.
Ay burada ağlarım şimdi. Çok üzüldüm orada.
Sınıflarına şimdi Ukraynalı bir çocuk geldi.
Ondan sonra böyle bir videoda hani WhatsApp gruplarından gelen bir videoda çocuğun Aren'e bedenen çok bağlı olduğunu gördüm.
Sonra sordum dedim ki Ayran neden bu çocuk sana böyle davranıyor?
Yani çok yakın, çok duygusal hani hissedersin ya onu.
Ondan sonra Ayran bana dedi ki anne biliyor musun çünkü o sınıfa yeni geldi ve ona birazcık değişik davranıyor sınıftaki diğer çocuklar.
Ben de onu koruyorum. Nasıl yani?
Ondan sonra ona böyle şey yapıyorlar.
Mesela çok iyi futbol oynuyor.
Diğer çocuklara mesela çok güzel bir gol attığında ona diyorlar ki işte neden buraya geldin?
Git ülkende böyle güzel futbol oyna.
Bizim ülkemizde böyle güzel futbol oynayamazsın.
Ondan sonra ben de aynı şeyleri ilk geldiğimde yaşadığım için onu koruyorum anne dedi.
Ve tabii ben orada koptum yani.
Akran zorbalığı ya. Çok üzücü bir şey yani.
Niye bilmiyorum anne.
Akran zorbalığı dediğin şey eğitimin bir parçası.
Yani şey hani...
Evet eğitimin parçası.
Hayır iyi eğitilmemiş bireylerin eğitiminin bir parçası oluyor.
Yani o hocalar aslında akran zorbalığına teşvik ediyorlar farkına varmadan.
Ve hocaların aslında yaptığı yani bir şey yok.
Ve geçen birisiyle daha sohbet ederken aslında Hollanda'daki eğitim sisteminin de hani dünyanın en mutlu çocukları bilmem ne hangi istatistiklere göre bakılıyor bilmiyorum ama ben de hep böyle olduğunu...
Varsayıyordun değil mi? Evet ama sonra işin içine girince ve özellikle göçmen ailelerle sohbet edince tam da böyle olmadığını görüyorsun göçmenler için.
Yüzde yüz. Yani çünkü bir bu bir ırkçılık yani hani sana ısrarla Hollanda'ca konuş.
İnandığım şey 7 yaşındaki çocuk da 70 yaşındaki insan da Hollandalı.
Hepimizden çok daha İngilizce konuşuyor.
Yüzde yüz. Yani bilmediğinden değil konuşmak istemediğinden konuşmuyor.
Ve bu çok ayıp. Yani ben senin dilini konuşmak zorunda değilim bu ülkede yaşasam da.
Ben bir insanım ve iletişim kurmak istiyorsak iletişim kurmalıyız.
Ve bu çok net.
İletişim kurmanın bir biçimi var.
Ve o yüzden arenin bunu yaşayıp bunu aslında bir şekilde handle etmiş olması çok güzel.
Çok güçlü bir duruş. Ama onu alıp koruyor olması da çok başka bir şey.
Peki bu senin anlattığından şeyde görüyorum aslında.
Biz aslında eğitimli bireyleriz dediğimiz şey.
Eğitim dediğimiz şey ne?
Yani hani aslında buradaki değişim dönüşüm arenin değil de sizin olması gerekiyormuş gibi bir yerde.
Çünkü çocuğun ilkokulunun ne kadar başarılı olduğunun bir önemi yok.
Elbette öyle yani ben de orada hırslarımdan arınmış oluyorum ve bunları öğrenmiş oluyorum.
Kesinlikle katılıyorum sana.
Şu an bakış açım böyle mi?
Değil. Yani şu an arenin illa da üniversiteye gitmesi benim için bir başarı kriteri değil anlıyor musun?
Yani şu an ben hiç ilgilenmiyorum bununla.
Onun mutlu olmasından başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorum.
Yani şey gibi bir yerden çok güzel örnek olmuş.
Yani bir yerde Türkiye'de iyi bir yerlere gelmiş, iyi bir yerlerde okumuş, iyi neyse parantez içindeki bir bireyin, bir Hollandalı yengenin böyle şeyler söylerek kafada bir şalter açması aslında keyifli
bir şey. Çünkü sen bununla almışsın, algılamışsın ki hayatını bir parçası hale getirmişsin.
Duymaya da bilirdin. Onun bu söylediklerini.
Ben ya ben sen şimdi bana bir şey söyle Saadettin.
Şimdi mesela burada yaptığın analiz benim için çok önemli.
Ve ben bunu can kulağıyla dinliyorum.
Sen bana söyle ben onu dinleyeyim sonra onu günlerce düşüneyim falan.
Yani ben böyle bir tipim zaten.
Ben bu Yolet bana bunu anlattıktan sonra günlerce üstüne düşünüp tartışıp.
Yani ciddiye alıp hani anladın mı?
Önemli çok önemli. Hayat çok önemli aslında biliyor musun?
Yani iyice irdeleyip iyice dibine yaşamak, anlamak.
Çok çok önemli yani. Peki sende göçün en büyük etkisi ne?
İyi ya da kötü yönlerde mesela.
Bunları düşünerek birçok şey düşünerek.
Birçok şey düşünerek. Ben şöyle kendime baktığımda çok fazla güçü hissedip şey yapamıyorum.
Nasıl söyleyeyim sana onu ya?
Nasıl bir cümle kurabilirim?
Yani çok yoğun çalışıyorum Saadettin.
Çok çok yoğun. Ve artık hani ben onu hissetmiyorum.
Ben başka bir ülkede olduğumu falan da hissetmiyorum.
Yani ben en sevdiğim işi en sevdiğim yuvamda kendi dükkanımda hani ve en sevdiğim kişiyle yapıyorum.
Anladın mı? Ben başka bir ülkedeyim, Türkiye'deyim, oradayım, buradayım.
Onu görmüyorum, fark etmiyorum.
Havaya falan da çok takılmıyorum.
O anlamda bende çok bir etkisi yok diyebilirim sana.
Ha tabii yani annemle babam yaşlanıyor.
Onları çok özlüyorum. Ama abim çok yakınımda ve sürekli görüşüyoruz, ediyoruz.
Hani o anlamda da bir derdim yok.
İşte yeğenlerim gidiyor, geliyor.
Yani benim çok yoğun yetişemediğim ve koşuşturduğum bir yaşamım var.
Ve bunun üzerinde çok... Düşünmüyorum, düşünemiyorum ama belki sonrasında bunu düşünüp biraz yavaşladığımda değerlendirebilirim.
Ama ben şu an olumlu şeylerine çok...
takılıyorum. Onlarda neler?
Çok güzel seyahat ediyoruz üçümüz.
Aran da seyahat etmeyi çok seviyor.
Ben de öyle, Can da öyle.
Mesela bu yaz ne bileyim değişik şeyler tecrübe etmeyi çok seviyorum.
İşte oğlum da artık yani yavaş yavaş genç bir birey oluyor.
Geçen yaz işte arabamızın üzerine bir çadır yaptırdık ve Yunanistan'da Halkediki bölgesinde işte Kavala, Drama, Selanik'te çok güzel kamplar yaptık günlerce.
Mesela bunları tecrübe ediyoruz.
Ne bileyim Bir sırt çantasıyla işte bir anda karar veriyoruz.
İspanya'ya gidiyoruz. Bir an karar veriyoruz.
Portekiz'e gidiyoruz. Yani bunlar bana çok iyi geliyor.
Yine benim yani işte o aç olduğum şey öğrenmek, keşfetmek, yeni şeyler denemek.
O anlamda beni besliyor ya.
Ben mutluyum. İyi hissediyorum.
Peki Türkiye'de de aslında normale göre çok daha iyi bir işin vardı ya.
Evet bir kaygım yoktu.
Ama o zamanlar böyle şeyler yapabilir miydin?
Yani bu söylediklerini.
Yani yapabileceğini hayal ediyor musun? Çünkü 15 yıl çalışmışsın ya.
15 yılda böyle şeyler hiç yaptın mı da 4 yıldır?
Yaptım yaptım yaptım. Yani bir sürü yer gezmiştim ama neydi biliyor musun Saadettin?
Aynı kafada değildim.
Yani ben değiştim. Ben daha yani şimdi daha fazla zevk alıyorum yaptığım şeylerden.
Yani evet daha iyi anlıyorum.
Yani bir şeyler değişti.
Ben de böyle bazı...
Bazı böyle bazı sayfalar açıldı.
Bazı perdeler açıldı.
Beyin gözümde. Ve daha fazla keyif alıyorum yaptığım şeyden.
Yani normalde mesela ben kamp yapamazdım.
Arkadaşlarım bana çok şaşırdı.
Ama şimdi takılmıyorum bunlara.
Yani hani iki gün duş almasam.
Veyahut ne bileyim.
Bilmiyorum işte sırt çantamla deliler gibi dolaşsam.
Ben bunlara takılmıyorum. Ama eskiden ben böyle stilettoğumla.
Evet böyle ceketimle elimde laptopumla gezen bir tiptim.
Ben öyle biriydim anladın mı?
Ama ben çok değiştim.
Çok güzel ya. Bir tane bir Hollandalı çilliği gelmiş üstüne ve ben boyalıyorum ya böyle.
Ben de çok severim kamp falan.
Biraz böyle hipileştim yani.
Ruhumun öyle bir kapısını açtım gibi ve o bana çok iyi geldi.
Çok iyi geliyor. O insanı o kadar özgürleştiriyor ki.
Kesinlikle özgürleştiriyor yani.
Önemsemiyorsun. Evet evet.
Okuya yavaş yavaş toplayacağım.
Bir saat oldu. Çok konuştum.
Bu arada ben çok konuşan biriyim.
Ben de. Ama daha konuşsam konuşurum bu arada.
Ama birkaç daha merak ettiğim soru var.
Peki yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var dersen ne dersin?
Çok da severim Atatürk ve Behramoğlu'nun bu güzel şiirini.
Evet. Ay çok çok güzel.
Çok güzel. İzmit'te bizim evimizde buzdolabımızın üstünde bu şiir asılıydı.
Çok severim. Tamam neyse.
Vallahi yaşadıklarımdan öğrendiğim şey Saadettin'cim.
Ya evet şeylere çok takılmamak lazım.
Ya insanın beyninde çözmesi gereken.
Ya ben bunu yapamam. Ben bunu halledemem.
Ben bununla yaşayamam.
Ben bu duygulara alışık değilim.
Gibi böyle kafanda böyle tabular oluşturuyorsun ya.
Kendini sınırlandırıyorsun ya.
Bence bu çok yanlışmış.
Yani ben bunu hayatımda ben bunu gördüm.
Bence bu çok yanlış bir şey.
Her şeyi yapabilirsin.
Her şeye alışabilirsin. Çok farklı şekillerde mutlu olabilirsin.
Doğrunun bir yolu yok.
Mutlu olmanın tek bir yöntemi yolu yok.
Bunun bir sürü farklı türü çeşidi var.
Ve bir sürü ulaşma yolu var.
Bunların hepsini yapabilirsin.
Deneyebilirsin. Ve o zaman bir sürü yoldan geçip bulduğun doğru gerçek doğrudur.
Ve senin doğrun. Senin tecrübendir diye düşünüyorum.
O yüzden bir sürü başka şeyi denemiş olmak, daha da deneyecek olmak bana çok iyi geliyor ve bana yaşadığımı hissettiriyor.
O yüzden böyle düşünüyorum.
Güzel aldık bunu koyduk cebimize teşekkürler.
Peki bavulunda ne getirdin Funda?
Ya ben bunu soyut olarak söyleyecek olursam bavulumda bir sürü işte bu yanlış tabuları getirdim.
Ya da yanlış demeyeyim tabuları getirdim.
Değişmesi gereken hayatımın gerçeklerini getirdim ve...
O fazlalıklardan hani fazlalıklarımı düşüre düşüre hafifledim.
Ve bugünkü fundaya ulaştım.
Kim bilir daha nicelerini bırakacağım kenarda.
Daha nasıl dönüşeceğim.
Yani hiçbir zaman bitmez dönüşüm çünkü.
Daha evrimimi gerçekleştirmiş bitirmiş değilim.
Ve dönüşmekten değişmekten korkmuyorum.
En önemlisi bu. Somut olarak soracak olursam çok az şey getirdim.
Birkaç kitap, birkaç fotoğraf.
Hafızamda güzel anılar ve...
Birkaç kıyafet ama onların hiçbirisini de kullanamadım buradaki hayatımda.
Sürekli mutfaktasın da bir de.
Sürekli mutfaktayım. Sadece giydiğim işte tight ve bir tane t-shirt.
Hep aynı tamam mı?
Daha öncesinde böyle modayı çok yakından takip eden bütün moda trendleri.
Çok süslü püsü. Sen biliyorsun beni.
İlk beni gördüğünde bu ne ya falan demiştin bana.
O gece hiç unutmuyorum.
Yani hani beni normal hayatında görürsen ben süslü püslü biriyim hala.
Ama şey evet yani bir sürü şeyi çok değiştirdim ya hayatımdaki.
Çok güzel ya. Var mı bizi dinleyenlere söylemek istediğin bir şey?
Böyle aklında kalan ya şundan da bahsetmek istiyordum dediğin bir şey var mı?
Ya hayır yok Saadettin beni çok güzel çözümledin.
Çok güzel imkan sundun.
Bu podcast'a başlamadan önce de sana söylemiştim.
Yani herkesin özellikle de böyle bizler gibi.
büyük değişiklikleri imza atmış insanların kendi hikayelerinin böyle bir belgesel oluşturduğunu düşünüyorum.
Kendi tarihlerinde.
Ve hani bunu böyle sözlü bir kaydı dönüştürmek çok güzel benim için.
Umarım oğlum yıllar sonra bunu dinler.
Sen de bunu öncülük ettiğin için çok teşekkür ederim.
Diğer yandan bunu silmezsin diye düşünüyorum.
Çünkü seni öveceğim. Utanıyorum ben öyle şeylerden.
Utanma. Çünkü gerçekten ama gerçekten seni gördüğüm her ortamda aldığım vibe çok başka.
Bu bir. Şimdi seninle konuşurken bunu düşündüm.
Küçük bir yerden gelmiş olmak.
Hani o köy diyorsun ya hep işte oradan gelmiş olmak.
Hani oranın o güzel sıcaklığı, içtenliği sende o kadar çok hissediliyor ki.
Bunu kaybetmemeni çok istiyorum.
Çok teşekkür ederim. Yani bir sürü şey değiştiriyoruz kendimizle ilgili.
Ama bizi biz yapan şeylerin sabit kalması gerekiyor.
Umarım sende bu hiç değişmez.
O enerjini çok seviyorum.
İçtenlik, samimiyet neyse sen olsun yani gerçekten.
Çok teşekkür ederim. Utandım.
Hayır utanma. Bak bunu çıkartmıyorsun Saadettin.
Peki dükkanına gelsinler.
Nerede dükkanın? Çok güzel yemekler ya.
Evet gelmek isterseniz, denemek isterseniz çok sevinirim.
Gerçek bir Yunan tecrübesi yaşarsınız.
Gerçek bir Girit yemekleri denersiniz.
Nerede? Hugo de Crote Plain'de.
İsmi Mithos. Gelmek isteyen herkesi beklerim.
İlk date için harika bir mekan.
Gitmek isteyen olursa.
Ben hiç gitmedim.
Tabii tabii. Ama gitmek isteyen olursa ilk date için çok güzel bir mekan.
Öneririm. Çok lokal bir yer.
Teşekkür ederim. Ya zaman ayırıp geldiğin için.
Çok teşekkür ederim. Su gibi akıp geçti.
Evet. Çok hızlı geçti.
Gerçekten. Umarım sizi Beğenip takip ederseniz.
Teşekkür ederim. Görüşmek üzere.
Bye bye. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
