
Hollanda'da bir dil öğretmeniyle eğitim, kültür ve yaşam üzerine
Transkript
Selam. Burası Kumpanya Performing Arts Stüdyosu.
Ve bugün Bavulda Ne Var? podcastini kaydediyoruz.
Bugünkü konuğumuz Hilal Şen.
Hilal hoş geldin. Hoş bulduk.
İyiyim. Bir yandan şuraya bakmaya çalışıyorum hep ama.
Ya çok önemli değil.
Bakmayayım değil mi? Bu sahne işleri hiç alışkın olmadığım bir şey.
İstediğin zaman bakabilirsin. İstediğin zaman bakmayabilirsin.
Ben de çok bu konsepte alışkın değilim.
O yüzden hani istersen kameraya bak.
Tamam. Çünkü hem buradan kayıt var hem oradan var ya biraz.
Değişik oldu. Hiç hiç fark etmez.
İstediğin yere bakabilirsin. Ben normalde de hep böyle bağdaş kurup oturduğum için.
O yüzden oraya döndüm.
Ne yapıyorsun?
Kimsin biraz? Bize kendinden bahseder misin?
Tabii. Türkçe öğretmeniyim ve Hollanda'ca öğretmeniyim.
Böyle insanlar genelde kimsin diye sorunca galiba mesleklerini mi söyler?
Değil mi? O da ilginç bir şey. Kendini.
Nasıl böyle tanımlarsın?
Genelde meslekler gelir akla.
Ben de öyle yapıyorum.
Ne yapıyorsun diye sorun da ben oyuncuyum.
Değil mi? Öyle bir kimliğin gibi bir şey oluyor ya yaptığın şey biraz herhalde ondan dolayı akla geliyor.
Aslında Türkçe öğretmenim aslında.
Türkiye'de Samsun'da okudum.
Türkçe öğretmenliğim. 8 yıldır buradayız.
8 yılda oldu. Ne zaman oldu çok anlamamakla birlikte özellikle bu korona sürecinde o 2 yıl falan en az böyle bir kayıp.
süre gibi o 8 yıl içinde.
Hollanda'cı öğretmenliğini buraya geldikten sonra bütün o süreçlerden işte vatandaş olma, dil öğrenme hepsinden sonra başladım.
Şu an onu da yapıyorum.
İkisini aktif olarak yapıyorum şu anda.
Samsunlu Türkçe öğretmenliği okudun.
8 yıl önce geldin ve şimdi Hollanda'cı öğretmenliği yapıyorsun.
Evet. Şey gibi söyleyebilir miyiz bunu?
Bu bir büyük bir başarı diyebilir miyiz?
Diyebiliriz bence. Bu şey biraz şey bir konu.
Bizim millette de olan bir şey belki.
Bu böyle başarılarını çok söylemekten çekinme ama ben başarı olarak görüyorum bunu gerçekten.
Çünkü... Hepimizin ortak hikayesi ya bambaşka bir ülkeye geliyorsun birkaç bavulla.
Gerçekten de bu bölümün ismi gibi.
Biz de gerçekten iki tane en büyük boy bavul, iki tane de kabın boy bavul.
Onlarla gelmiştik yani gerçekten Atatürk Havaalanı çıktı o zaman İstanbul'dan.
Öyle geldik. Ve o yani 8 yıl önceye bakarsan bir de şöyle genelde birçok insanın durumu da öyle ya evli çiftlerde özellikle eş iş buluyor genelde erkek.
Geliyorsun ve kadın belki bir süre çalışamıyor ya da ne yapacağını bilemiyor.
Benim biraz öyle bir durumum oldu.
Çünkü Türkçe öğretmenliği okudum.
Ve Hollanda'da...
Mesela Türkçe öğretme olarak ne yapabilirsin?
Ben çok da bir şey yapabileceğimi düşünmüyordum açıkçası.
Ama sonra araştırmaya başladım.
Bir de şeyin etkisi oldu. Biraz son anda oldu bizim taşınmamız.
Böyle son anda bir teklif gelmişti.
Ben de biraz daha tabii kendi geleceğimi düşünerek tam yüksek lisansa başlamıştım.
Yıldız Teknik Üniversitesi'nde ve çok istediğim bir bölüm.
Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi.
O bölümü çok istiyordum gerçekten.
Ve yeni açılmıştı o sene 2017'nin sonuna doğru.
Başladım ona ve çok... Hevesliyim.
Çok seviyorum. İşte öğretmen diyor ki şu makaleleri okuyun filan.
Sınıfta kimse okumuyor. Ben okuyorum en çok.
Çok seviyordum. Bir de sözel dersler hep Türkçe ile ilgili olduğu için çok zevk alıyordum.
Son anda belli olunca benim de bir ay olmuştu daha başlı yılda.
Onu bırakmak durumunda kaldım.
Çünkü uzaktan olacak bir şey değildi pek.
Ama o bir ay bana çok şey kattı.
Şeyle ilgili konuşmuştuk bir dersimizde.
İşte Avrupa'da, yabancı ülkelerde Türkçe ile ilgili neler yapılıyor.
İşte neler var filan. O biraz bana fikir oldu.
olmuştu. Geldikten sonra da gerçi şu an 8 yıl önceye göre çok daha büyük bir Türk nüfusu var senin de bildiğin gibi.
Son yıllarda çok daha arttı.
O zaman biraz daha az olmakla birlikte yine önemli bir sayı vardı.
Ben de ona yöneldim. Yani hani benim elimde bu var meslek olarak.
Ve mesleğimi de çok seviyorum.
O da aslında çok önemli. Çünkü belki çok sevmeyerek okusaydım farklı bir şeye yönelebilirdim belki.
Çünkü o açıdan da Hollanda bence güzel bir ülke.
Farklı bir şey. Mesleğine yakın ya da bambaşka bir şey de olabilir.
Sonra onu düşünerek dedim tamam ben Türkçe ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorum.
Farklı kurumlarda çalıştım.
Özel okullarda çalışmaya başladım.
Bu uluslararası okul dediğimiz birçok ülkede şey de var şehirde ve ülkede.
Orada çocuklar ana dil dersleri alabiliyor.
Ana dilleri her neyse ve bir öğretmen varsa uygun.
Okul sonrası ya da okulun içinde programda da olabilir.
Ders alıyorlar. Sonra o okullar işte birbirine haber veriyor.
Bizim de öğretmene ihtiyacımız var.
Bizim okulda da Türk çocuklar var derken derken birçok okulda çalışmaya başladım.
Sonra tabii bir yandan dilde öğreniyorum.
Hollanda'ca çünkü öğrenmem gerekiyor.
O da hiç bilmediğim bir dil.
Herhalde birçoğumuz gibi Hollanda'canın hey'sini bilmeden herhalde geliyoruz.
Çünkü çok duyabileceğimiz bir dil değil ya Türkiye'de.
Kendileri dışında da kimse konuşmuyor sanırım.
Yani evet belki böyle Hollanda'dan göçenler falan oluyor da hiç öyle biriyle de tanışmamıştım yani.
Hatta o böyle kütüphanede bir şey yapmıştık, bir görüşme yapmıştık dil kursu için.
Kadın bana orada sormuştu, Hollanda'ca sordu tabii.
Hollanda'ca ne kadar biliyorsun gibi bir şey sormuştu.
Ben böyle baktım ve İngilizce söyledim yani ben hiçbir şey bilmiyorum diye.
Tamam dedi seni sıfırdan başlatacağız o zaman.
O süreç benim için çok keyifliydi.
Belki dil öğretmeni olmamın etkisiyle diller hoşuma gidiyor.
Şimdi böyle söyleyince belki birçok insan şey diyor falan.
Hollanda canası hoşuna gidebilir ki falan.
Gitti ama gerçekten. Yani farklı bir şey.
Çünkü İngilizce de bana öyle olmuştu.
İngilizcem de hep iyiydi benim okulda.
Hatta böyle öğretmenlerime bir şey demişti.
İngilizce öğretmenliği oku sen falan.
Okumadım. O arkadaş çevresinden ayrılmam gerekiyordu falan.
Onu istemedim lisede. Annem falan da çok istemişti.
O yüzden o... Süreç zevkli geldiği için bir de o dönem bu kadar yoğun değildi programın.
Bir yandan işte yarı zaman çalışıyorum, bir yandan dil öğreniyorum.
İkisi birden çok zevkli geçti.
Sonra bir süre sonra tabii yıllar geçince o sınavlara girmen gerekiyor.
İşte oturum için, vatandaşlık için.
O süreçleri de geçirdikten sonra o zamana kadar sadece Türkçe öğretiyorum.
Çocuklara, yetişkinlere, yabancılara.
Hollanda'da. Böyle bir de hesap açtım kendime.
Onu da sağ olsun eşim tavsiye etmişti.
Ben ilk başta şey dedim yani ne paylaşacağım ki ben orada falan.
İşte materyallerini paylaşırsın.
Bir sürü okullarda çalışıyorsun.
Hani fikir olur bir şey olur. Tamam dedim.
Hani olur açayım madem.
Sonra büyüdü o hesap da.
Çok güzel bu arada. Şey gibi bir yerden.
Baktığında çok öğretici bilgilerin olduğu bir şey.
Hani bir tek Türkçe de değil Hollanda'ca birçok şey var ya.
Bilmediğin bir şeyi denk geldiğinde gördüğünde bir gün bir şey öğrenmiş gibi oluyorsun yani.
Bakıyor musun? Ben bakıyorum. Sevindim.
Yani öyle olmasına biraz dikkat ettim.
Öğretici ufak böyle zaten hani böyle bakıyoruz ya sürekli birinin belki gözüne çarpar ve bir bilgi olur falan diye.
Şimdi daha çok ağırlıklı Hollanda'ca yapıyorum o içerikleri.
İlk etapta tabii. Sadece Türkçe öğrettiğim için Türkçe yapıyordum.
Sonra o hesapta böyle istekler gelmeye başladı bana.
Hocam Hollanda'ca dersi verin, veriyor musunuz falan.
Ben daha önce hiç düşünmemiştim tabii.
Hani çünkü biz genelde şeyi diye düşünürüz ya o bizde de olan bir şey.
Neyi okuduysan hani onu yap falan.
Hani belgen var mı, sertifikan var mı falan.
O böyle çok şeylerde, gruplarda gördüğüm WhatsApp grupları biliyorsun çok fazla.
İşte sertifika, belge bilmem ne, dil için sertifika.
Bizde biraz öyle bir şey var bence.
Takıntı var her şeyin sertifikası falan.
Diploma ülkesiyiz ya.
Evet. Yani öyle sübliminal bir şey söylemek isterim.
Hani şeyi seviyoruz ya hani okula gidelim.
Ve hani o onun mezunu diyelim çocuğumuz.
Evet. Önemli buluyoruz onu.
O çok önemli buluyoruz. Ama Hollanda da çok öyle bir ülke değil ya.
Mesela öğretmenlerin şaşırdığı bir şey oluyor o hep.
O öğretmen gruplarında da bazılarında varım.
Şimdi Türkiye'de o öğretmenlik süreci hani devlet memuru olacaksan işte sınavlara giriyorsun atanman gerekiyor falan ya işte belli bir bölümü okuman lazım ama tabii ki önemli orada ya da özelde çalışabilirsin.
Buradaki sistemi biliyor musun?
Bilmiyorum. Onunla ilgili sorun var mı?
Şöyle burada. O zaten şaşırtıyor herhalde bizim Türk öğretmenleri.
Şimdi buradaki okullarda görüşmeyi direkt okulla yapıyorsun.
Öyle atanma gibi bir durum yok yani.
Okul bir internet sitesi var.
Orada işte okulun ihtiyacı varsa ilan veriyor oraya.
Sonra kendin gidip işte CV'ni gönderip.
Çağırırlarsa görüşebiliyorsun.
Gidip tabi Hollanda'ca bilgin önemli burada ama çoğu zaman okuldan okula belki değişebilir ama kimse sana şeyi sormuyor.
İşte Hollanda'ca C1 belgeni göster işte B2 belgeni göster.
Çünkü sen zaten konuşarak onu göstereceksin.
Biraz öyle bir mantık var burada.
Direkt okulla görüşüyorsun.
Bu bazen böyle belli bir zümre gibi bir şey olabilir.
İşte örnek bir ders anlatman istenebilir falan.
Sonra her şey olumlu geçerse okulda çalışmaya başlıyorsun.
Buradaki süreç daha farklı.
Daha kendini ve becerilerini ve niteliklerini göstermenle ilgili.
Birazcık daha farklı yani öğretmenlikte.
Peki devlet memuru mu oluyorsun okula girince yoksa aslında okulun kendi bir işletmesi var mı?
Burada okullar evet biraz özel gibi olduğu için bizdekinden birazcık farklı.
Kendi bütçeleri var okulların ona göre öğretmen alıyor işte kendi ihtiyacına göre karar veriyor.
Biraz farklı bir. Dünya yani buradaki o öğretmenlik işi.
Ama tabii Hollanda'ca bilgisi yine önemli yapacağın öğretmenliğe göre.
Bazen diyelim İngilizce öğretmenisin.
Bir miktar yine bilmen beklenebiliyor.
Çünkü işte toplantı olacak.
Ailelerle Hollanda'ca konuşacaksın tabii filan.
Ya da bazen okulun da belki seviyesine göre ben de mesela öyle yapıyorum.
Türkleri Hollanda'ca öğrenirken Türkçe açıklama yapıyorum.
Öyle bir şey bekleniyor olabilir.
Yani okuldan okula değişiyor.
Hani şöyle bir kural var gibi bir şey yok.
O biraz işte sen ne yapabilirsin işte nasıl bir okulda çalışmak istiyorsun biraz onunla ilgili yani.
Peki. Sen bir okulun öğretmeni misin yoksa aslında freelancersin ve aslında birkaç yerde ders veriyor musun?
Nasıl oluyor? Evet şimdi ben bir süre sonra tabii bu işlerim büyüyünce kendime çalış şirketi açtım birçoğumuz gibi.
Öyle bir tavsiye geldi çevremden de.
Bir de şöyle bir avantajı oluyor.
Dil dersleri veriyorsan, dil öğretiyorsan o KDV'den muaf oluyorsun mesela falan.
Öyle bir avantajı var. Ben biliyorum onu.
Şaşırdım. Çok şaşırdım. Evet öyle daha farklı hani daha ürün gibi bir şey.
olarak görünmüyor herhalde.
Ben de dedim tamam zaten çok kolay şirket açmak bu arada.
Düşünenler varsa hiç hani gözünde büyütmesin.
Yani yarım saat falan sürüyor.
Açmak KVK binasından gidip yapıyorsun.
Ama asıl mesele ondan sonra geliyor.
Şirket açmakta bir şey yok yani.
O şirkette ne yapacaksın? İşte faturası şu gibi onlar da var.
Şirket açtım. Bir süre sonra işlerim büyüyünce ve o tabii daha iyi oluyor.
Daha profesyonel görünüyor.
Hem birçok açıdan hem gelirin görünmüş oluyor.
İşte bir bankada hani ilerisi için de faydalı ev vesaire bir şey alacaksan o senin gelirine katılmış oluyor falan.
Öyle avantajları da var. Ben şu an ne yapıyorum?
Güncel olarak dersen birçok şey yaptım da.
Liselerde özellikle bu uluslararası okullarda son iki sene çocuk kredili ders olarak kendi dilini de seçebiliyor.
Bir dil dersi adı altında.
Ben o Bu iki yıllık bir süreç oluyor bu uluslararası okullarda Türkçe dil dersi diye.
Ama o Türkiye'de alışkın olduğumuz derslerden farklı biraz öyle gramer ezber falan gibi değil.
Çok daha güzel bir beceri kitap okuyup analiz etme sözlü yazılı.
İki sene için toplamda böyle yedi tane kitap seçiyoruz ve o yedi kitabı analiz ederek böyle çocuğun gireceği yazılı sözlü sınavlara hazırlık yapıyoruz.
Öyle bir süreç. O dersleri son yıllarda epey.
vermeye başladım. Çünkü okullar da birbirine öneriyor dediğim gibi.
Öğretmen bulmak zor olabiliyor.
Çünkü işte dersleri Türkçe veriyoruz okulla.
İngilizce konuşuyorsun. Bazen toplantılar falan oluyor işte diğer hocalarla gibi.
Ağırlıkla şu an onu yapıyorum.
Onun yanında da Hollanda'ca öğretiyorum.
Türklere. Kurs yapıyorum.
Böyle çok kalabalık tutmayı hiç sevmiyorum.
Altı kişiyi hiç geçirmiyorum.
Çünkü o benim de dili öğrenirken.
dikkat ettiğim bir şeydi. O sayı arttıkça bilmiyorum hiçbir dil kursuna gittin mi?
Kalabalık olunca çok hoş olmuyor genellikle.
Benim de odam dağılıyordu kendi kendime.
Bir sürü kişi Bir şey sorduğumu ders kanunu gibi geliyordu.
Evet. Hem o hem de sayı arttıkça o seviye farkları artabiliyor falan biri.
Daha böyle bir bakıyorsun biri konuşuyor falan böyle sen.
Öyle şey moralin bozulabiliyor.
O kursları veriyorum epeydir.
Orada hem temel seviyede veriyorum sadece A1-A2.
Çünkü o temel seviyede ana dil desteği gerçekten faydalı bir şey bununla ilgili.
Ciddi araştırmalar da var ama temel seviye bitince A2'den sonra yani sadece o dilde artık ders alabiliyor olman.
gerekir doğal olarak. O yüzden daha üstünde ben yapmıyorum.
Yapanlar var ama ben çok doğru bulmuyorum açıkçası onu.
Çünkü B1 çok ciddi bir seviye gerçekten ve sen B1 seviyesinde artık işte bunu anlamadım.
İşte bunu tekrar eder misin filan bunları Hollanda'ca ya da hangi dili öğreniyorsan o dilde diyebiliyor olman lazım.
O kurslar da güzel gidiyor.
Epey insan tanıdım ben de bu vesileyle ve en güzel yanı şey hem işte dil öğreniyorlar hem birçoğu daha yeni gelmiş oluyor.
O böyle bir şaşkınlık işte hepimizin yaşadığı şeyler.
Sadece ders değil birçok konuda da.
konuşuyoruz. Örneğin işte çocuğu okula gidiyor.
Onunla ilgili soracağı bir şey oluyor bazen.
Bir annenin vesaire. Ya da bir öğretmen olarak ben de ona örnek oluyorum.
Çoğu zaman o da oluyor. Örneğin ki o da çok güzel bir şey.
Birine örnek olmak. Bence o çok değerli.
Benim önümde çok fazla öyle bir örnek yoktu 8 sene önce.
Ama bence şu an birçok alanda çok fazla Türk girişimci var.
Ve çok güzel bir şey.
Neredeyse her alanda görüyoruz bunu artık.
Çok daha fazla olur umarım ileride.
Çünkü o Girişimcilik çok önemli bir şey.
İçinde risk de barındırıyor.
Birçok insanı korkutan şey o.
Özellikle böyle benim mesleğimde öğretmenlik gibi.
Yani düşün ki Türkiye'de yıllarca memurluk yapmışsın.
O böyle bir standart bir hayat.
Hani belli şeyleri biliyorsun, tahmin ediyorsun ya.
Başka bir ülkede böyle girişimci olmak gerçekten risk.
Doğru yani çünkü sen de biliyorsun mesela ZZP olduğunda her ay aynı ücreti kazanmayabilirsin değil mi?
Dönemlik değişiyor bunu da içeriyor ama ondan hani genel olarak aldığın has seni tatmin etmesi meslek olarak bence daha önemli.
Kesinlikle sanırım o yüzden insanlar zaten hani bu freelancer şirketleri kuruyorlar.
Hani daha mutlu olacağım düzensiz de olsa daha böyle keyif alıp daha böyle insanlarla...
Haşır naşır olabileceğim meslekleri seçiyorlar gibi geliyor zaten.
Peki Türkiye'de de Türkçe öğretmenliği yapıyor muydun?
Evet yapıyordum.
Çok büyük fark var arada. Onu bir soracaktım.
Evet yani şey Türkiye'de Türkçe öğretmenliği tabii teknik olarak şey ortaokul derslerine giriyorsun.
Beşinci sınıftan sekiz dahil o hani sistemlerde sürekli değişiyor ya biliyorsun onu kapsıyor.
Burada ama Türkçe öğretmenliği dediğinde daha genel bir başlık o.
Çünkü yabancılara Türkçe öğretmek de var.
Bunun içinde çocuklar olabilir.
Yetişkinler mesela şöyle de çok öğrencim oldu.
Hollanda'da doğmuş ama Türkçesi çok iyi değil.
Çünkü daha işte ana dili Hollanda'ca gibi olmuş.
Belki bazen aileler de Hollanda'ca konuşabiliyor evde.
Ve çocuk geliştirmek istiyor Türkçesini.
Öyle bir ihtiyaç duymuş. Güzel bir şey aslında.
Onlara da Türkçelerini geliştirmelerine yardımcı oluyorum.
Ya da bu bahsettiğim okullardaki dersler var.
O çok daha farklı, daha yüksek seviyede.
Türk dili ve edebiyatı aslında teknik olarak gibi.
Yani burada aslında çok daha geniş bir kapsamda yapıyorum işimi.
O da benim hoşuma gidiyor.
Çünkü her ders aynı değil.
Farklı farklı. Onu seviyorum yani.
Böyle değişiklik var sürekli.
Bir kalıp. İçinde değilsin yani burada.
Evet kesinlikle. O benim hoşuma giden bir şey.
İşte lise öğrencim de var. Mesela şu an Fransız bir öğrencim var.
Erkek arkadaşı Türk olduğu için Türkçe öğreniyor.
Çok tatlı bir kız.
Ve A2 seviyesine geldik.
Ki yani Fransızca bambaşka bir dil.
Dersleri İngilizce açıklayarak yapıyoruz onunla.
Çok zevkli. Çünkü ben de orada yani sadece Türkçe öğretmiyorum.
Sohbet ediyoruz sürekli.
Böyle o Türkçedeki Fransızca kelimeler biliyorsun.
Hep aramızda o bizim bir şaka.
Şimdi biz... Tabii o kelimeyi Türkçeleştirerek yazıyoruz ya.
Mesela işte klavye.
Mesela Fransızca bir kelime.
Bazı kelimeler Fransızca olduğunu da bilmiyoruz bu arada.
Öyle bir şey de var. Virgül mesela Fransızca.
Ben onu babama demiştim.
Virgül Türkçe falan diyor.
Fransızca farkında değil.
O şeyden kaynaklanıyor.
Şimdi biz onu Türkçe'de virgül diye R'siyle söylüyoruz.
Fransızca'da farklı türlü söylüyorsun ve yazıyorsun.
Hani biz onu kendimize adapte ediyoruz tabii.
Ben böyle hep yazıyorum derste.
İşte virgül yazıyorum. Diyorum ki ne sence bu Fransızca'da böyle tahmin etmeye çalışıyor falan.
Ve çok eğleniyor. O daha mantıklı düşünce yapımız ona komik geliyor.
Böyle o fazla harflerin olmaması falan Fransızcadaki.
O yüzden ben de bir sürü şey öğreniyorum.
İşte Fransız kültürüyle ilgili, mutfağıyla ilgili.
Ya da işte zaman zaman Paris'te kalıyor.
Önerilerde bulunuyor bana. İşte şunu sevebilirsin falan diye.
Yani zevkli oluyor. Onunla öyle bir dersim var.
Başka biriyle bambaşka bir onun dünyası var gibi gibi.
Peki yabancılar neden...
Türkçe öğrenmek istiyor ki.
Örnek şimdiki öğrencinin partneri.
Türk olduğu için. Ama hani böyle spesifik olarak Türkçe'yi buluyorum ya da ne bileyim hani Türkçe kulağı iyi geliyor gibi bir yerden neden öğreniyorlar?
Herkesin çok farklı. Genellerse genelde şey eşin ya da partnerin Türk olması.
En büyük motivasyon o.
Çünkü hani temel seviyede olsun öğreneyim ki ailesiyle Türkiye'ye gidince konuşayım.
Hani en azından böyle bir merhaba nasılsın gibi.
Genelde o. Onu görüyorum en çok.
Onun dışında şöyle öğrencilerim de oldu.
Mesela İtalyan bir öğrencim vardı.
Damian adı. Buradan da selamlar.
O izler muhtemelen. Ona gönderirsem izler bunu.
O çok komik yani Türkiye aşığı bir çocuk.
Öyle bir hani Türk işte aile kız arkadaş öyle bir durumu da yok.
Çok seviyor. Muhteşem yüzünü izleyerek çok iyi Türkçe öğrenmiş.
Bu bir yetenek bu arada. Herkesin yapabileceği bir şey değil.
Bir de dillere ilgisi olan biri.
Farklı farklı birçok dile de ilgisi var.
Sonra işte ders almıştı benden.
Epey bir ilerletti. B2 seviyesini bitirdik Türkçe ki.
Yani çok ciddi bir seviye B2 Türkçe.
Hala görüşüyoruz.
Ümit'le birlikte şimdi ona gidiyoruz.
O bize geliyor falan. Yani böyle hikayeler de var.
Türkiye'ye bayılıyor.
İşte Atatürk'ü paylaşıyor 10 Kasım'da falan.
Çok seviyor yani.
Nereli? İtalya.
O belki kan çekiyor da olabilir.
Çünkü ben çok şeyi yakın buluyorum gerçekten.
Bence de kültürler çok benzer birbirine.
Ben İtalya'yı çok seviyorum ve...
Yakınlık var. Muhteşem bir yüzyıllı.
Çok komik bir devir.
Bazen bana işte Hürrem Sultan falan diyor bu saç rengimden falan.
Bir de öyle konuşuyor işte destur falan bize gelince.
Çok komik bir çocuk ama gerçekten bu da olabiliyor yani.
O tabii biraz daha irade gerektiren bir şey bu arada.
Bir diziyle ya da kendi kendine büyük oranda dili öğrenmek çok...
Kolay bir şey değil. Kafayı takmış.
Evet. Biraz öyle biri.
Peki eşin ne yapıyor burada?
8 yıl önce onunla beraber geldi değil mi?
Onun hikayesi de güzel aslında.
O çalıştığı için gelemedi.
Belki onu sonra baş başa da yaparız.
Olabilir. Evet. O çok daha güzel konuşur benden.
Böyle daha hitabeti güçlüdür.
O normalde İngilizce Türkçe tercümanlık mezunu.
Buraya da o vesileyle geldi.
Tercüman dil uzmanı olarak gelmişti bir şirkette.
Sonra teknolojiye hep çok ilgisi olan biriydi.
Yazılım öğrendi yani.
Bilmiyorum nasıl yaptı ve şu an yazılımcı olarak çalışıyor.
Bol da çalışıyor.
Orada da çok Türk...
var. O ilk başladığında yoktu.
Sonra o kadar çok arttı ki herhalde o pandemi döneminde galiba en çok artış olmuştu.
Böyle WhatsApp grupları falan var.
Şimdi 100 tane Türk oldu falan.
Bol da çalışan. Evet.
Baya bir topluluk oldular.
Onunla çok güzel bir sorum var ama ona sorayım o zaman.
Aklıma geldi. Olur.
Onunla mutlaka bir tarih ayarlayalım.
Çünkü... Tamam. Her neyse ona soracağım.
Tutamıyorum da kendimi. Peki.
8 yıl önce buraya geldin ya nasıl hissettin ilk geldiğinde bir Türkçe öğretmeni olarak?
Nasıl hissettim? Ben umutluydum.
Aslında bence bir sürü şey var burada faktör.
Biraz daha kişinin geçmişiyle de ilgili.
Şimdi benim annem babam memur olduğu için ben şeye alışkınım.
Kendi kendime kalmaya.
Çünkü annem babam işte oluyordu.
Ben kardeşime eve geliyordum.
İşte ödev yapıyorduk.
Ve çok da taşındık. Onların tayinleri oluyordu filan böyle Karadeniz'de.
Çok okul değiştirdim. O yüzden yenilik hani çok yeni bir şey değil benim için.
Taşınmak falan. O yüzden bana çok...
Böyle aha işte ne yapacağım burada gibi bir şey olmadı.
Şeyin de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum İngilizce bilmek.
O da çok önemli bir şey.
Hollanda'da özellikle. Mesela Almanya'ya gidenlerin falan daha fazla zorlandığını görüyorum.
Buraya ilk geldik. Kasım'ın sonunda geldik.
O işte Atatürk Havaalanı'ndan.
Bir gün sonra Ümit işe başladı.
Hemen başlıyordu sözleşmesi.
Ben o gün bir de o sürede bize böyle bir aydığına Bir otele yerleştirmişlerdi ev bulana kadar bize kiralık ev arıyorlardı.
O da zor biliyorsun burada ev işleri.
O yüzden bir ay otelde yaşadık biz ama şey bir oteldi böyle mutfağı filan olan ev gibi güzeldi.
Oradaydık şey Amsterdam'a da yakın Güney'de Amsterdam diye bir şehir orası teknik olarak ama çok yakın tabii.
Oradaydık ben sonra baktım ya burası çok yakın Amsterdam'a ben bir gezeyim dedim.
Gezdim. Hani böyle kendi kendime vakit geçirmeyi de çok seviyorum.
Hiç çekinmem ondan. Gezdim, müzelere gittim, dükkanlara girdim, insanlarla İngilizce konuştum, sohbet ettim.
Çok hoşuma gitti. Hiç öyle şey hissetmedim.
Aa işte tek başımayım, kimse yok burada, işte ne yapacağım falan gibi hiç hissetmedim.
O bence benim şansım.
Çünkü öyle hissetsem muhtemelen çok zor geçerdi o dönem.
Çünkü yalnızım bir de işte.
Ümit değişti bütün gün. Yalnızım yani.
Değil mi? Çok... Sıkılabilirsin.
Depresif olabilirsin. Bir de biz tam kışın geldik.
Ve o kış 2017'nin kışı.
Belki hatırlayanlar vardır.
Çok soğuktu. Bize denk geldi ve her yer donmuştu.
Kanallar filan donmuştu.
Bu insanların kayak yaptığı dönemler mi?
Ve ben şey diye düşündüm.
Aa böyle mi oluyor? Her kış böyle mi olacak?
Yok. O kış ekstra bir soğuk olmuş.
Yani o da bir...
şey oldu. Dolmuştu her taraf falan ve hissedilen sıcaklık bir ara böyle eksi bilmem kaçtı 18 mi neydi hatırlıyorum.
Ay. Buz gibiydi. Orada biraz gözüm korktu şimdi.
Karadenizli de olsam o kadar soğuğa da alışık değiliz yani.
O biraz fazla soğuk geldi.
Bizim oralarda öyle aşırı soğuk da değildir bu arada Trabzon'da.
Daha ılık gibi gerçi şimdi küresel ısınmayla epey bir değişti.
Ya yağmur var. Tabii.
Karadeniz'de çok ama hani burası başka bir şey.
Evet yani sen de yaşadıysan o soğukları.
Biraz biliyorum oraları yani.
Ben de gezdim oralarda birazcık.
Yani burası çok farklı ya.
Çok farklı. Ama buradan da soğuğu var.
Onu da unutmamak lazım. Çünkü o deniz kenarında olmanın etkisiyle o kadar da soğuk değil aslında.
Çok daha soğuk yerler var.
Ve oralarda da yaşayan Türkler var.
Ben daha bilmiyorum.
Daha soğuk bir yer ama. Nasmin'le kız arkadaşım Kanada'ya gitti.
Bir haftadır Kanada'da. Eksi 18 derece diyor.
Neredeyse dizine kadar kar var.
Ve hani evden çıkabilmek için önce bir saat arabanın önündeki karları küremen gerekiyor diyor.
Ve şey oldu. Ben evet ya bu Hollanda'daki bu benim pembe götlülüğüm çok iyi.
En fazla hani bisikletle çıkmam yerler buzludur.
Yani en fazla yani. Onu kastettim.
Daha soğuk yerler var derken tabii ki burası da soğuk.
Bir de soğuk anlayışı değişiyor ya kişiden kişiye.
Mesela İzmirli'sen falan.
Burası sana daha çok soğuk gelir muhtemelen.
Öyle bir velim vardı.
Çocuklara Türkçe dersi veriyordum.
İzmirliydi babaları. Yani böyle biraz depresyondaydı yani.
Bir süre. Çünkü o sıcağa alışınca.
Daha önce buraya göç edip de Türkiye'li olup da burada depresyona girmeyen, hiç girmeyen.
Geçen sene kaç, 45 gün mü karanlıktı?
Evet öyle bir rekor oldu. Doğru diyorsun.
Güneşin hiç çıkmadı. Hiç güneş yok.
Sen de çok pozitifsin ne güzel.
Ben biraz öyleyim ya.
Çok güzeldi. Ben depresyona girdim mi diye düşündüm.
Şimdi depresyon tabii psikolog değiliz ama.
Tabii ki başka sebeplerden geçirdiğin zor zamanlar onlar olabiliyor tabii ki ama öyle çok ağır öyle bir dönemim olmadı hiç.
Benim de olmadı hani şey böyle kalkıyorsun böyle uf bu ne biçim hava.
Ha tabii. Lanet olsun falan diyeyim.
Hani böyle bir güneş açsa diye düşündüğümüz.
Ah keşke güneş uyansak falan diyeyim.
Ama onun değerini anladık bence.
Şimdi mesela Türkiye'ye gidince falan bazen yaz dışında gidiyorsak yazın zaten çok sıcak oluyor da bir yere oturuyoruz mesela kafeye falan ve diyelim oraya güneş vuruyor.
Oraya kimse oturmak istemiyor.
Tam tersi bunun. Öf güneş vuruyor falan.
Ben gidip oraya oturuyorum hani güneş vursun diye.
Yeter ki vursun gerçekten. Değil mi?
Peki Hollanda'daki Hollandalı öğretmenlerle hiç haşır neşirliğin var mı?
Okullara gidiyorsun böyle sohbet edebiliyor musun?
Benim çalıştığım okullar uluslararası okulu olduğu için öğretmenler de her yerden.
Hani böyle Hollanda ağırlıklı gibi bir durum yok.
Öyle öğretmenler de var ama dünyanın her yerinden öğretmenler oluyor tabii.
Daha güzel sorunumuzu genişletmiş oluruz.
Mesela Türkiye'de dil eğitimi verecek bir öğretmen olman ve burada başka bir ülkede bu...
Alan üzerinde çalışıyor ama ve onların nasıl bir eğitim alıp buraya geldikleri bu konular üzerine tartışıyor musunuz?
Örnek veriyorum hani Türkiye'de eğitim biçimi nasıldı?
Bu alanla ilgili ya da öğretmenlikle ilgili.
Onlar nasıl bir eğitim biçiminden geçmişler?
O nasıl bir tedrisattan gelmişler ve burada nasıl bir eğitmenlik yapıyorlar?
Hiç konuşuyor musunuz? Nasıl farklar varmış aralarında?
Evet var farklar. Yani bizim zaten eğitim sistemi...
değişiyor sürekli. Öyle bir durum var öncelikle.
Bir de ben hani kendi mesleğim için söylersem Türkçe öğretmenliği için bu aslında şikayetçi de olunacak bir durum.
Çok fazla üniversite olması sen de biliyorsun ve o işte kontenjanların çok olması bu belki iyi bir şey gibi görünüyordu bir süre ama çok büyük sorunlar yarattı.
Çok fazla mezun oldu.
Bir de işte formasyon da alabiliyorsun biliyorsundur.
Diyelim işte Türk Dili Edebiyatı okudun ama formasyon da alabiliyorsun.
Yani o sayı çok artıyor katlanarak.
O bir problem bu kadar insanın boşta beklemesi.
Zaten hep o öğretmenlerin dediği bir şey ya işte atanamıyoruz, çalışamıyoruz.
Öyle bir şey var. Dolayısıyla o zaman hani o eğitim çok iyi olsa bile neye yarıyor sorusu var bence.
Yani o okuyan kişi onu o en verimli yıllarında kullanamıyorsa aktif olarak mesleğinde o eğitim çok iyi olsa da.
O zaman ondan yararlanamamış oluyoruz.
Yani öyle bir durum var. Eğitimin kalitesi de tabii değişebiliyor.
İşte bölümden bölüme nerede okuyorsan o da var ama.
Burada tabii şey o kadar öyle bir büyük problem olmadığı için işte öğretmenler atanamıyor.
Burada da şöyle bir problem var son yıllarda öğretmenlikle ilgili.
Belki hatta haberlerde filan da görüyorsunuz.
Öğretmenler her yıl neredeyse haklarının iyileştirilmesiyle ilgili protesto ediyorlar.
Belli günler... Okula gitmiyorlar, çalışmıyorlar.
Çünkü onlar da şeyden şikayetçi.
Çok fazla evre kişi var.
Maaşlarının iyileştirilmesini istiyorlar.
Bu verdikleri emek karşılığında onu çok göremediklerini söylüyorlar.
Yani burada da eğitim Türkiye'ye göre evet tabii ki onu karşılaştıramayız belki ama burası da dört dörtlük.
Hani hiçbir problem yok burada gibi bir durum da yok yani.
Hani ciddi gelecek.
Özellikle böyle ciddi problemler bekleniyor.
Bu belli yıllarda yapılan sınavlar oluyor.
Çocukların girdiği bu okuma yazma becerilerin ölçüldüğü.
Orada sonuçlar düşmeye başladı mesela.
O çok önemli bir şey aslında bizim için.
Peki son söylediğinle devam edeyim.
Sonuçların düşmesinin teknolojiyle bir alakası olduğunu düşünüyorsun sanıyoruz ben olarak.
Evet bence var.
Yani şimdi çok uzun yıllar çocuklarla çalıştım gerçekten.
Daha böyle okul öncesi değildi.
Daha o ilkokul, lise özellikle.
O dönemde şu an çocukları teknolojiden ayırmak çok mümkün değil gerçekten.
Yani böyle bir bağımlılık gibi bir şey.
Yani çocuklar mesela benim çalıştığım okulda hepsinin bir tableti var.
Normalde ondan işte derste kullanmadığı için falan ama hani derste onu kapat...
Tırmak zor oluyor bazı öğrencilere.
Hani illa böyle bir bakmak istiyor falan böyle bir bağımlılık gibi.
Aileler için de zor. Çocuğun sosyalleşme aracı olmuş belli ki o.
Birçok çocuk için öyle. Bir de yargılamak da bilmiyorum.
Şimdi dışarıdan bakıp şey diyoruz ya işte anne babalar da dikkat etsin falan hani vermesin ama bütün herkes de onu görüyorsa hani o da zor bir şey.
İşte belli bir yaşa kadar telefon almayın falan.
Evet hani katılıyorum ama zor da bir şey günümüzde.
gittiği okula, yaşadığı çevreye göre değişmekle birlikte yani herkesin gördüğü ve özendiği şeyler var gerçekten ve işte bu Çet Çipiti zaten en son tuz biber oldu bu okuma yazma becerilerine.
Onun için biz mesela bu bahsettiğim lise son iki senesinde yaptığımız o Türkçe derslerinde sınavlarda şey yapıyorsun.
O okuduğun kitaplarla ilgili o an Sınavda bir soru görüyorsun ve o soruya göre o iki yıl boyunca analiz ettiğin kitapları düşünerek elinle analiz yazısı yazıyorsun.
Ve o hani teknolojiye karşı bir mücadele gibi bu sınav dolayısıyla hani o becerinin öneminin devam etmesiyle ilgili.
Normalde elle yazmıyorlar mı sınavda zaten?
Bazı sınavlarda işte bilgisayardan falan da olabiliyor bazen ama bu daha farklı bir sistem.
Benim bu bahsettiğim IB diye geçiyor.
Bütün dünyada ortak bir sistem.
Bu amacı da şey aslında.
Mesela bazı aileler çok fazla...
taşınması gerekebiliyor ya bazı ailelerin.
Taşınınca o gittiği ülkede yine o sisteme sahip okula gittiğinde çocuk aynı müfredattan devam edebiliyor.
Öyle bir sistem. Ve öyle okullar çok var.
İşte uluslararası okul dediğimiz okul çeşitleri Amsterdam'da çok fazla var.
Hollanda'nın çok yerinde var.
Orada örneğin evet okul hani okul içinde işte sınıfında mesela akıllı tahta var.
Çocukların işte tableti var.
Daha büyük çocukların kendi bilgisayarları falan da oluyor.
Teknoloji tabii kullanıyorlar ama Sınavlarda o eski becerilerin önümü devam ediyor gerçekten.
Peki bir sürü soru var kafamda da.
Bu formasyon, denklik falan var ya.
Türkiye'de bunlar çok elzem.
Benim çok oyunculuk mezunu arkadaşım sonra formasyonla okullarda drama eğitmenliği yapıyor falan.
Öğretmen olarak. Öğretmen olarak.
Öğretmen oldular.
Bana çok ilginç geliyor. Kötü bir yerden değil de ilginç geliyor sadece.
Burada senin formasyon ya da denklik gibi bir şeye ihtiyacın oldu mu?
Ya da başka bir alanda birilerinin duydun mu?
Nasıl oluyor bu sistem? Burada nasıl yürüyor?
Şöyle ben mesela o yine bu WhatsApp gruplarına çok konuşulan bir şey.
Denklik, denklik aldınız mı?
Nasıl denklik alacağız falan. O da yine illa gerekmiyor.
Okula bağlı. Benim yok mesela denkliğim.
Çünkü kimse sormadı. Ben de almadım.
Eğer isterlerse alabilirim.
Çok zor bir şey değil. Bir web sitesinden diplomanı gönderip alabiliyorsun.
Yani o da illa hani olması gereken bir şey gibi değil.
Çalıştığın kuruma bağlı. Bazıları isteyebilir.
Bazıları sormuyor bile bunu.
Zaten sen işte ben şu okula gittim.
Bunları bunları biliyorum yapıyorum dediğinde tamam diyorlar.
Biraz okulla ilgili bir şey yani.
Zorunlu değil. Şey gibi bir şey diyebilir misin ya?
Yani hani ben bunu çok kullanıyorum da belki de sen dersin ki yok Saadet'in öyle değil.
Bence insanlar bir şeyleri araştırmadığı için ve sadece...
dışarıdan duydukları kirli bilgilerle bunların doğru olduğunu inandıkları için bir şey adım atmak isteseler bile atamıyorlar.
Çok çekiniyorlar. Mesela çok var duyduğum işte eşi tarafı eşiyle gelmiş işte göç etmiş işte ama işte onun için denkle gerek yok ama işte onun için bilmem ne gerekiyormuş işte onun için işte şöyle bir şey oluyormuş.
Türk vatandaşlığından çıkarsam da yine de para ödemem gerekiyor askere gitmemek için falan.
O kadar çok kirli bilgi var ki.
Yani hani bununla çok denk geliyor musun sen de yani?
Var. Şöyle bir ironik bir şey o.
Mesela o dedim ya 8 yıl önce geldik.
O zaman böyle WhatsApp grupları falan yok.
Böyle topluluklar yok.
Her şeyi kendimiz araştırıyoruz.
Ama o zaman doğru bilgi bizzat kendin araştırarak gidiyordun.
Şimdi işin ironisi çok grup var.
Her yer bilgi dolu ama dediğin gibi birçoğu da yanlış bu bilgilerin.
Ben hani kendi alanımla ilgili düşünürsem bu vatandaşlık süreçleri falan bir sürü yanlış bilgiler var.
Mesela şey olmuştu.
Konuşma sınavı var. Biliyorsundur Hollanda.
Vatandaş olmak istiyorsan onu giriyorsun.
A2 seviyesi olan da bir değişiklik yapıldı sınavın formatında.
Normalde sınavın yarısı teknik olarak bir dinleme sınavıydı.
İlk yarısında konuşuyordun. Sorular soruyorlar.
Bilgisayar karşısında yapıyorsun. Böyle şey kulaklıkta mikrofon olur ya.
Öyle bir şey. Sesini kaydediyorsun.
Kalan yarısında videolar izliyorsun bilgisayardan ve şıklar var.
Seçiyorsun. Kalan yarısı bir dinlemeydi.
Onu kaldırdılar. Bu yeni oldu.
Tamamen konuşmaya döndü sınav.
Böyle bir format değişikliği oldu.
Ve bunu işte işini bilen hocalar falan bu şekilde paylaştı.
Ama o WhatsApp gruplarında o neye evrildi?
Aa sınavlar değişmiş komple falan işte bilmem şu zamana kadar girin.
Hani böyle bir şey yok. Yani hani insanları böyle bir korkuya sürüklemek işte yok şöyle olmuş yok şu şöyleymiş.
O yanlış bilgiler de her ne hikmetse daha çok yayılıyor.
Doğru bilgiler o kadar ulaşmıyor mu acaba herkese?
O bir ironik bir şey yani bu kadar.
Yani bilgi içinde yaşayıp yanlış bilgilerin de çok olması bir şekilde var.
O ben de çok görüyorum maalesef.
Peki şey öğretmenlerin evrak işleri çok dedin ya okulda burada.
Türkiye'de bu kadar çok evrak işi yok mu?
Yani nasıl bir fark var? Öğretmenler aslında hani ekonomik olarak burada insanlar haklarını çok arıyorlar.
Öğretmenler de bunun gibi haklarını arıyorlar ama spesifik olarak evrak işi dedin ya.
O evrak işi ne? Burada var da Türkiye'de yok mu?
Şöyle bir şey oldu Türkiye'de.
Ben de Türkiye'de öğretmen arkadaşlarım var.
Onlardan duyuyorum. Orada da çok arttı evre kişileri.
Mesela en son Türkçe'de şöyle bir şey olmuştu.
Bizim zamanımızdaki Türkçe derslerini biliyorsun.
Şimdi o işte dil becerileri olur ya konuşma, yazma, dinleme, okuma.
Onlara göre ayrı ayrı sınavlar yapılması en son karar verilmişti.
Hala devam ediyor mu emin değilim.
Çok değiştiği için. O da mesela bu büyük bir evrak işe Türkçe öğretmenler için.
Sadece yani geçmişe göre evrak işleri öğretmenlerin arttı gerçekten.
O eskiden sadece işte sınıf defterine bir şey yazardı öğretmen falan.
Çok daha fazla şimdi aslında o işte öğretmenlerin yıl sonlarında eğitimleri olur falan.
Böyle topluca katıldıkları o da başka bir iş zaten.
Yani arada acaba çok büyük bir fark var mı?
Sanmıyorum Türkiye'de de çok.
Ama öğretmenler zaten ondan şikayetçi.
Hani buna çok zaman harcıyoruz bu evrak işlerine biz.
Hani öğretmenlerin hep dediği bir şey ya eve iş götürmek.
Sınav okumak ya da ne bileyim bir ilkokul öğretmenisin bir konuyu anlatacaksın.
Onunla ilgili kendi materyalini yaparsın.
Kesip biçersin bir şey. Bunlar hep emek ve zaman isteyen şeyler aslında.
Biraz ondan şikayetçiler.
Ama şu an Türkiye'de de çok...
ve öğretmenlerin şikayetçi olduğu bir şey.
Onu biliyorum arkadaşlarımdan.
O evrak işlerin çokluğu ve çok da efektif olmaması hani sonuç olarak.
Şey gibi bir yerden bu hani hak ödenmez diyorlar ya işte öğretmenin hakkı.
Yani çocukken tabii anlamıyorsun, bilmiyorsun.
Sürekli işte öğretmenleri işte eleştiriyorsun, sinirleniyorsun, kızıyorsun.
Sanırım biraz büyüyünce üniversite, ben üniversitedeyken fark ettim herhalde.
Ne kadar da geç.
insanlar o kadar çok çalışıyorlar ki yani hani sen sadece bir sınava gir diye evde onlar oturup hangi konulardan senin aslında sınıfının derecesine göre her seferinde farklı sorular hazırlıyorlar ve her
seferinde işte sana anlatacak o kadar zor ve o kadar böyle büyük bir proses ki ve Türkiye'de Ben çok fazla öğretmen arkadaşım da var.
İşte edebiyat öğretmeni var. Türkçe öğretmeni arkadaşım var.
İşte matematik öğretmeni arkadaşım var.
Bunlar sınıf arkadaşlarım benim.
Onlar çok zeki insanlardı.
Ben okuyamadım böyle bölümlerde.
Yani hani bakıyorum.
O kadar çok çalışıyorlar ki.
O kadar çok hani o öğrenciler için bir şeyler yapıyorlar ki.
İnsanlar maddi olarak en azından bir şeyin karşılığını alıp kendilerini rahatlatmaları lazım.
Ve bunun yanı sıra maddi olarak da bir şey alamayıp kendilerini rahatlatamayıp mutlu edemeyince.
Bir tatile bile kafa rahatlığıyla gidemeyince.
Nasıl o insanlardan geleceğe dair iyi bireyler yetiştirmelerini bekleyebiliriz ki?
Burada da o kadar o denli bir şey var mı yani?
Yok o kadar değil tabii öyle hani haklar açısından tabii ki Hollanda daha ileride ama yine de bence Hollanda öğretmenlerine daha fazla maaş verebilecek bir ülke zaten.
Ama neden vermiyor?
Ben de çok anlamıyorum bunu. Çünkü öğretmenlerin çok şikayetçi olduğu bir konu ve yani burada çok fazla arkadaşım var zaten öğretmen.
Bir tanesi matematik öğretmeni.
Burada bir lisede Amsterdam'da İngilizce matematik dersleri vermiş.
Çünkü bazı okullar devlet okulu olmasına rağmen çift dilli olabiliyor.
İngilizce, Hollanda ya da sadece böyle İngilizce ağırlıklı gibi öyle bir okulda ihtiyaç da vardı.
Ve şey dedi yani Hilal o kadar lisede özellikle çocukların davranış problemi var ki.
Yani inanamazsın çok zor bir şey o sınıf yönetimi.
Hani sen bir şey anlatacaksın ama önce dinlemeleri gerekiyor ya seni.
Gerçekten çok zor bir şey ve yapamadı bıraktı.
Çünkü çocuklar işte ot kokuyor filan.
İşte arkada oturuyorlar böyle kafalı şey düşünebiliyor musun?
Yani ve sen matematik anlatacaksın.
Kültür farkı da çok önemli bir şey.
Öğretmenlikle ilgili o da aslında.
Belki onu konuşabiliriz.
Şeyi onaylamıyorum tabii böyle öğretmene aşırı böyle aşırı saygı işte.
Vardır ya eti senin işte kemiği beni falan.
Öyle bir şeyi tabii ki kastetmiyorum ama burada Türkiye'ye göre çok daha farklı öğrenci öğretmen ilişkisi.
Öğretmene sen demek falan işte.
Bize tuhaf gelir değil mi?
Kesinlikle. Onlar da etkiliyor.
Yani Türkiye'den bizim gibi gelen öğretmenlerin şaşırdığı noktalar.
Şey gibi bir yerden mesela öğrencilerin sana hilal mi diyor?
Benimkiler demiyor. Çünkü onlar biliyorlar Türk kültürünü.
Onu hiç yaşamadım. Farkındalar ya da benden böyle bir şey alıyorlar.
Belki o da olabilir ama hiç şöyle adımla hitap etmiyorum.
Ne diyorlar? Öğretmenim.
Peki sen örnek senin de sonuçta bir üstün falan var ya.
Sen üstünde mesela müdür ya da menajer ne deniyorsa ona.
Hani Türkiye'deki gibi bir hiyerarşik bir şey var mı okulda?
Yok. Çok yok.
Zaten o Hollandalıların çok böyle aşırı önem vermiyor.
Zaten ondan kaynaklanıyor bu farklılık da.
Genelde şey olur Hollanda'da da mesela siz diye hitap etmek için ü diyorsun o İngilizce'deki formal olan you gibi.
Diyelim biriyle öyle konuştun konuştun.
Karşındaki kişi de çok önem vermiyorsa bir süre sonra şey diyor sen diyebilirsin hani sen de bana falan.
Genelde o olur. Ben de onu gördüm genelde hani illa bana siz diyeceksiniz falan.
O statülerin çok belirgin olması aşırı böyle saygı bekleme falan.
Onu hiç görmedim.
Yani müdürün odasına gidiyorsan mutlaka bir sorun vardır gibi bir şey yok mu burada?
Yok yani çok daha rahatlar öyle.
Problem odaklı bakmıyorlar yani her şeye.
Ya da bana illa siz diyeceksiniz işte falan öyle bir şey hiç görmedim.
Peki Türkiye'de benim bildiğim öğretmenlerin hani yazılı mı bilmiyorum da hani böyle yazılı olmayan bir kılık kıyafet kuralı var mı?
Yazılı yazılı tabii. Üretmelik var.
Türkiye'de? Üretmelik var evet.
Burada var mı öyle bir şey? Varsa da bilmiyorum çünkü hiç öyle bir şey konuşmadık.
Yani ya da hiç öyle tabii ki bir öğretmen olarak belli şeyleri belki giymemeyi düşünebilirsin uygun olmaz bu okulda diye.
Ama öyle bir şey hiç duymadım.
Birinin işte ağabeyini de uyardı falan gibi hiç duymadım.
Mesela örnek veriyorum bir erkek öğretmen sakalıyla da gelebiliyor.
Tabii ki. Türkiye'de bu imkansız.
Herhalde imkansızdır.
Büyük değil de hadi sakal imkansız.
Yönetmelik var çünkü onu biliyorum çalışırken.
Söylenmişti. Peki burada sen okula girerken şu yönetmelikler var, şunlara mutlaka uyumalısın gibi şeyler var mı?
Ne vardı biliyor musun? Çocuklara nasıl davranmalısın?
Bununla ilgili bir eğitim oluyor. Böyle online bir eğitim.
Orada sana şeyi öğretiyor.
Çocukla nasıl konuşmalısın?
Çocuğun işte bedenine saygı duymalısın.
O istemiyorsa ona dokunmamalısın.
Arkadaşça bile olsa. Bununla ilgili mesela bir eğitim vardı.
Daha çok buna önem veriyorlar.
Yani aslında yine de çocuğun gelişimiyle ve hani...
Gerçekten birey olma ile alakalı bir yönetmelik de değil de.
Normalde herkesin yapması gereken bir şeyden bahsediyorlar.
Okulda çalışacak öğretmenlerin hani online çalışmıyorsan okula gelip çalışacaksan böyle bir eğitim vardı mesela.
Peki şey gibi bir yerden de sormuyorum aslında.
Türkiye'deki okulları kötülemek ya da Türkiye'deki eğitim biçimini kötülemek gibi bir yerden değil.
Aradaki farkları açık açık konuşmaktan.
Çünkü ben ilkokulda okudum ya da ortaokulda okudum ya da lisede okudum.
Okul hayatım boyunca hiç dayak yemedim diyen bence Türkiye'de.
%20'liktir belki hani.
Bence %80'imiz mutlaka sopayamışızdır.
Burada böyle bir ihtimal var mı yani?
Yok. Şey o Hollanda'ca hangi seviyedeydi?
Galiba A2 seviyesinde kullandığım kitapta öyle bir metin var.
Böyle eğitim diye bir tema var.
O işte Hollanda'daki okulları falan anlatan bir tema.
Bir yandan da gramer öğretiyor.
Orada bir metin var mesela. Hollanda'da eğitimin öncesi ve bugünü.
diye böyle bir bilgi verici bir metin.
Orada da şu an çok farklı ama Hollanda'nın geçmişinde de böyle cezalar oluyormuş.
Böyle vurmalı falan. İşte şeyde köşede bekletmeli olur ya.
Eskiden varmış.
Tam da zaten Metin onu vurgulamaya çalışıyor.
Art bunlar doğru değildir gibi bir mesajı var.
Ya aslında her yerde mutlaka böyle cezalar olmuş.
Dünyanın her yerinde ceza sistemi var.
Ceza sistemiyle. Ama yaşadığımız çağda şu an eskisi kadar olmasa da hala devam ediyor olması Türkiye'de bu şeylerin.
Ediyordur. Çünkü şöyle ben şöyle bir örnek vereyim.
Ben Samsun'un merkezine böyle yarım saat kadar mesafede bir köy okulunda çalışmıştım.
Hani çok uzak bir yer değil ya da çok böyle ücra bir yer değil aslında.
Yani merkezden yarım saat böyle serviste gidiyorduk.
Hocalar evinden alıyordu servis herkesi.
Yarım saate varıyorduk köy okulumuzda teknik olarak köy okulu olarak geçiyordu.
Ama inanılmaz bir fark vardı merkezle.
Çocukların aileleri, işte imkanları bambaşka tabii ki.
Ki bu yani o mesafeyi düşün Samsun için söylüyorum.
Sen Türkiye'yi düşün, kocaman bir ülke ve işte farklı ücra yerlerini düşün.
Hani o yüzden her yerde standart bir eğitim tabii ki çok beklemek çok doğru olmaz.
Çok güzel. Peki burada köy okulu gibi bir kavram var mı?
Mesela burada da köyler var. Türkiye'deki köy okulu deyince aklımıza senin sözü bildiğin gibi bir şey geliyor.
Benim de hep köy okulu tek katlı çatısı da marka soba olan bir şey yani.
Ve hala var aynısı Hatay'da ben gittiğimde.
Birçok yerde var. Bir tek Hatay'da da değil de en son oradaydım diye.
Burada böyle bir kültür var mı yani köy okulu?
Aman burası şehre uzak buradaki insanlar aman o kadar iyi eğitim almasın.
Burada bir kere köy mesela görmüşsündür böyle arabayla giderken falan.
Aa ne güzel bir köy. Çünkü buradaki köyler o kadar güzel ki o evler, şeyler.
Bir kere burada şöyle bir fark var.
Köylü insan dersen, toprak sahibi.
Burada tarım çok önemli biliyorsun ve tarım yapan insanların durumu gayet iyi.
Hani bir kere öyle bir fark var arada.
Köyde yaşayan, tarımla uğraşan insan böyle fakirdir falan öyle bir durum yok ki burada.
Onlar bu işten ciddi paralar kazanan insanlar.
O yüzden köy okulu da öyle Türkiye'deki gibi damı akan falan.
Değil yine devletten bütçesini alan güzel okullar.
Hani tabii ki bölgeden bölgeye değişiyordur.
Burada okulların çeşitleri de var biliyorsun.
İşte Montessori var. Farklı farklı çeşitler var.
Dini okullar var. Onu sen seçip karar verebiliyorsun.
Öyle bir özgürlük de var. Ama öyle bir fark var yani.
Köylü deyince her yerin köylüsü farklı da olabiliyor.
Peki burada hiç şey gibi bir şey mutlaka vardır.
Hani böyle Türkiye'de çok duyuyoruz ya işte öğretmene şiddet falan.
Burada hiç böyle şeylere denk geldin mi?
Ya da duydun mu? Duymadım.
Şiddet değil ama saygısızlık olduğunu verdim örnekte duydum mesela.
Ama şu da var. Kültür farkından herhalde biz şeyi saygısızlık olarak görürüz.
Öğrencinin sana sen demesi ya da bağırması falan derste böyle davranması.
Buralı öğretmenler onu çok problem görmeyebiliyor.
Hani kültürden kaynaklanıyor bence ama öyle şiddet gibi değil de bence saygısızlık olan şeyler var.
Peki. Veli'lerden böyle şeyler alıyor musun?
Türkiye'de genelde aslında sorun veliler olabiliyor ya.
Ya evet veliler çok çeşitli bir kere.
Çok farklı farklı veli profilleri var.
Bazıları daha rahat olur. Bazıları çok böyle...
İşte hocam şunu nasıl öğretiyorsunuz, hangi kitabı kullanıyorsunuz falan.
Çok böyle dahil olmak isteyen, endişeden kaynaklanıyor o.
Hani bileyim, bilgim olsun gibi.
Anneler olur genelde bunlar.
Öyle bir şey de var, babalar.
O çok gördüğüm bir şey.
Özel derslerimde mesela. Önce bazen babayla anlaşıyorduk mesela.
Eskiden bana ulaşıyordu bir yerden.
Siz annesiyle devam ettirin.
Hani süreci falan.
Hatta bazıları direkt şey diyordu ben unuturum hocam annesiyle konuşun filan bu hafta bir yere mi gideceğiz ne olacak ben bilmiyorum programı filan.
O yüzden velilerde çeşit çeşit genelde anneler oluyor bu toplantılara katılan işte bir şeyler söylen ama öyle çok problemli bir velim olmadı.
Ne güzel ne mutlu. Peki okul farkları nasıl oluyor sence mesela?
Türkiye'deki okullar nasıl teknik ya da manevi olarak sen nasıl hissediyordun da burada nasıl teknik ya da manevi o açıdan?
Yani burada bir kere şeyin farkı var bence.
Bu son yıllarda arttı.
Her şeyin etkisiyle ekonominin vesaire.
Öğrenciler hatta bir video vardı sosyal medyada.
Bir ilkokul öğrencisi bile şeyi söylüyor.
İşte euro şu kadar olmuş falan.
Hani şu an böyle bir şey var.
Hani bizim konuştuğumuz şeyler değildi bunlar değil mi okulda?
Aha euro şu kadar olmuş falan.
Biz sadece okula gidip geliyorduk işte.
Ödevimizi yapıyorduk falan. Şu an o da biraz değişti Türkiye'de.
Teknolojinin de tabii etkisiyle çocuk çünkü görüyor dünyada ne var.
Bunları da görebiliyor. O yüzden daha bir şeylerin farkında çocuklar.
Ve daha bir velin var böyle yurt dışında eğitimle ilgili danışmanlık şirketi var onun.
O söylüyor mesela daha böyle lisede artık şey başladı.
Türkiye'den yurt dışında lise okumak işte.
Çünkü öğrenci ve ailesi onu görebiliyor hani.
Daha iyi olur belki oradan başlarsak işte daha farklı imkanlar olabilir.
Bunlar da zor şeyler tabii ki ama biraz öyle bir durum var yani.
Artık çocukların da sürecin içinde farkında olduğu bir noktadayız.
Sadece anne babalar değil de biraz öyle bir durum var.
Peki yavaş yavaş toplayalım bayağı da vakit geçiyor.
Burada mesela okul çeşitlilikleri çok dedin ya.
Türkiye'de mesela devlet okulu ya da özel okullar var.
Evet. Burada da mesela okulların...
Devlet okulları diye bir ayrımı var.
Dini okullar var. İşte Montessori okulları var ve bu lisede farklı oluyor eğitim biçimleri.
Bunlardan biraz bahseder misin?
Buradaki din okulları dediğin ne mesela?
Okula gidiyor din dersini mi görüyor çocuk?
O şöyle aslında biraz böyle bir genel bir okulun özelliğiyle ilgili ve anne babaların daha çok.
tercihleriyle ilgili dini okullar ama şey gibi olmuyor.
Daha çok öyle düşünüyoruz ya bazen anne babalar şey ediyor işte ben çocuğumu işte Hristiyan okuluna vermem gibi.
O okulda sabah akşam öyle işte Hristiyanlıklar ilgili şeyler yok.
Sadece belli önemli günler işte Noel gibi şimdi geliyor mesela.
O günlerin kutlanması dinde yeri olan önemli şeyler ama bu sürekli olan bir şey değil.
Daha çok kültürü de içine alan bir şeyle ilgili aslında öyle sürekli dinle ilgili değil.
Ama o da Bir seçim özgürlüğü yani öyle bir okula gönderebilirsin göndermeye de bilirsin ama gönderdiğinde de böyle din ağırlıklı gibi bir durum yok yani birçok insan öyle düşünüyor.
Sadece bu okul çeşitliliği olması açısından ki güzel bir şey ve burada çoğu zaman şey yapıyorsun zaten çocuğunu hani okula yazdırmadan bir gidip okula gidiyorsun bir müdürle konuşuyorsun sana bir okulu gezdiriyor
işte anlatıyor bizim okulumuz şöyle böyle gibi o da sana bir fikir oluyor zaten.
Ona göre karar verebilirsin.
Okulun önem verdiği şey ne?
İşte Montessori okuluysa daha çocuğun kendi kendine bir şeyleri yapması, beceri kazanması.
Bunu mu istiyorsun çocuğun için?
Yoksa daha klasik bir eğitim mi istiyorsun?
Hani ona göre karar verme özgürlüğün var aslında.
Yani mesela buradaki din okulu da aslında bir okul.
Sadece içinde özel günlerin daha...
Yoğun kutlandığı bir yer gibi.
Bizdeki aslında imam hatipler gibi değil.
Sadece Arapçanın olduğu. O çok daha yoğun bir şey tabii.
Orada din tahmini planda.
Peki yavaş yavaş finale geleceğim.
Şeyi çok merak ediyorum. Ben çünkü bunu çok soruyorum kendime.
Buraya gelmeseydin Türkiye'de ne yapardın?
Türkiye'de böyle şeyleri yapabildiğini hayal eder miydin?
Çünkü burada çok büyük bir şey kurdun aslında ya sen.
Baktığında yani Türkişvit Hilal değil mi?
Ve burada aslında Türkiye'de Türkiye'li olup da bunu bilmeyen çok az insan vardır.
Ve baktığında büyük bir şirket gibi, büyük bir eğitim kurumu gibi bir eğitim kurumun var yani.
Türkiye'de olsaydın böyle bir şey hayal eder miydin ya da hiç hayal ettin mi?
Ne yapardın Türkiye'de olsaydın?
Türkiye'de olsam bence bu kadar imkanım...
Şey açısından imkan dedim ya az önce farklı farklı öğrencilerim var, farklı farklı okullarda çalışıyorum.
Onun olabileceğini çok zannetmiyorum.
Çünkü en başta da dedim ya zaten şeye başlamıştım yüksek lisansa.
Hayalim şeydi onu bitirip o alanda çalışmak.
Çünkü o üniversitelerin tömerleri olur yabancılara.
Yabancı öğrencilerin önce Türkçe öğrenip Türkçe bir bölüm okuyacaksa oradan Türkçe öğrenip okuduğu o üniversitede.
Oralarda çalışma...
Hayalim vardı. Öyle bir şey düşünürdüm.
Ama yine böyle farklı bir şey.
Türkçe öğretmenliği değil de yabancılara Türkçe.
O daha ilgimi çeken bir şeydi.
Herhalde öyle bir şeye yönelirdim.
Ama Türkçe öğretmeni olarak atanmak, çalışmak.
Orada biraz şeyim böyle kırılmıştı o Samsun'da çalıştığım dönemde o.
Kafamdaki öğretmenler odası.
Profiline uymadı çok orası böyle.
Ben şey gibi düşünmüştüm işte herkesin elinde kitapları var falan böyle sohbet ediyoruz.
Eğitimle ilgili çok öyle olmadı o çevre.
O yüzden biraz böyle şeyim kırılmıştı yani motivasyonum.
Öyle diyeyim yönetenlerin de yine işte müdürlerin vesaire katkılarıyla.
O yüzden onu değil de böyle işte tömerde çalışmak belki öyle bir planım olurdu.
Ama yine de burada yaptığım gibi.
Çok çeşitli şeyler, çok farklı şeyler yapabilir miydim?
Çok da zannetmiyorum açıkçası.
Hollanda o şansı verdi bana aslında.
O açıdan mutluyum.
Peki buradaki öğretmenler odasında ne konuşuluyor?
Hayal ettiğin gibi burası. Burası evet.
Burada şey işte öğretmenler hazırlıklarıyla ilgili konuşuyor.
Bir de şey güzel öğretmenler bu her okulda var mı bilmiyorum da bölme var.
Bir tane odanın içinde ufak bir kısım.
Orası şey sessiz.
yer diye hani orada konuşmayacaksın gidersen sadece işlerini yapıyorsun falan rahatsız oluyorsan sesten mesela oraya gidebilirsin oranın dışındaki yerlerde işte böyle masalar sandalyeler var işte sohbet
ediyorsun ya da yeni bir öğretmen geliyor ah sen kimdi ne yapıyorsun falan herkes farklı bir yerden olduğu için işte ülkelerle ilgili konuşuyoruz kültürle ilgili konuşuyoruz Türkçe bir şeyler biliyor mesela bana onları söylüyor falan Türkçe bildiği şeyleri
evet biraz daha güzel bir muhabbet oluyor Aslında şimdiki soracağım sorunun cevabını verdiğin gibi.
Burada... Mesleğinle var olmaktan mutlu musun?
Evet çok. O aslında bu 8 yıl daha yeni oldu ya bu Kasım sonunda oldu.
Onu bir düşündüm. 8 yıl olmuş.
8 yıldır neler yaptım?
Mutlu muyum falan. Mutluyum gerçekten.
Çünkü mesleğimi çok severek okumuştum zaten.
Ve ona devam edebildiğim için mutluyum.
Başka bir şey de yapabilirdim ki bir ara düşündüm onu ilk geldiğimde.
Acaba başka bir şey mi yapsam?
Yani burada Türkçe öğretmeni olmak belki çok mümkün değildir.
Bir şey mi okusam? gibi düşüncelerim olmuştu ama sonra bu yola girince buradan devam ettim.
Asıl sevdiğim şey bu olduğu için.
Ve şu an hem işte Hollanda'ca da öğrettiğim için ve birçok insana faydalı olabildiğim için hem dil öğrenmedi hem Hollanda'nın kültürünü öğrenmedi hem işte sınavlarını geçmedi hepsi için.
O beni çok mutlu ediyor yani işte şeyden de paylaşıyorum yazıyorlar bazen hiç beklemedim ben de işte hocam sınavı geçtim.
İşte hocam okuma sınavından işte onu aldım falan.
Seviniyorum tabii onları görünce.
Çok mutlu oldum. Süper ya. İnsanları unutmak çok iyi geliyor.
Evet. Yavaş yavaş kapatacağız.
Çok teşekkür ederim. Kapımı kapatmadan şey mutlaka duymak isterim.
Buradaki göç etmiş ailelere, Türkiye'li ailelere söylemek istediğin bir şey var mı?
Bir öğretmen, bir eğitmen olarak.
Bir önerin var mı? Var.
Şu. Türkçe ile ilgili bir şey yine.
Şöyle bir şey oluyor genellikle.
Ki biraz da haklılar.
Şimdi diyelim Hollanda'ya taşınacak aile ve önceden bunu biliyor.
Bazıları hatta şey yapıyor Türkiye'deyken işte Hollanda'ca özel ders aldıralım.
Çocuk öğrenmeye başlasın.
Çocuklar çok hızlı öğreniyor.
Çok endişe etmesinler.
Çocuk Hollanda'cıyı öğrenecek.
Oradaki şey bekleyen tehlike şu.
İşte Hollanda'ca İngilizce hangi nasıl bir okula gidecekse o dile ağırlık verirken çocuğun ana dilinin gerilemesi giderek.
İyice geriliyor geriliyor.
Çocuk artık o kelime aklına Türkçe gelmiyor.
Mesela İngilizce söylüyor, Hollanda'ca söylüyor.
O noktada aile şey diyor ha acaba ders mi alırsak?
Türkçesi de çok geriledi hani gibi.
O noktaya gelmeden aslında Türkçeyi desteklemek lazım.
Hep çünkü onu görüyoruz.
Nasıl destekleyebilirsin?
Çocuk Türkçe bir şeyler okumaya devam etsin.
Yani zorlamadan böyle bizde hep olur ya klasikleri oku falan.
Öyle bir şey kesinlikle değil.
Dergi bile okuyabilir. O da bir okuma çünkü.
Çocuk neyi teknolojiyi mi seviyor?
Öyle bir dergi alsın Türkiye'ye gittikçe.
Karikatür okumayı seviyorsa onu okusun.
Hani illa suç ve cezai okumak zorunda değil yani.
Çocuk öyle bir beklenti olmasın.
Onun çok büyük faydası oluyor.
Çünkü ana dil farklı bir şey.
Evet çocuk belki buraya geldi ve burada okuyacak.
Belki Türkiye'de yaşamayacak.
Bilemiyoruz bunları hayat ne getirir.
Ama yine de hani onu düşünerekten aman hani Türkçeyi artık boş verelim gibi bakmak çok doğru bir şey değil aslında.
Ana dil çok önemli. Ay ne güzel.
Ben Ced'de katılıyorum.
Bir şey unuttuktan sonra tekrar toplamaya çalışmak çok daha zor.
Yani aslında değil mi? Evet orada zaten o dediğim noktada zaten aile şey diyor.
İşte Türkiye'ye gidiyorlar. Mesela babaannesiyle konuşurken zorlanıyor çocuk falan işte.
İngilizce bir şeyler söylüyor.
O noktada artık fark ediyorlar.
Aa hani niye böyle oldu diye.
Teşekkürler. Peki podcast ismimizin sonrasıyla devam edelim ve son sorumuz olsun.
Bavulunda ne getirdin? Mecaz mı gerçek anlamlı bir soru mu bu?
Kimisi mecaz cevap veriyor kimisi gerçek anlamlı.
Çünkü ikisi de olabilir. Canın ne isterse.
Bavulumda Türkiye'ye gittikçe ne getiriyorum?
Kitap getiriyorum. Önce gerçekle başlayalım.
Birçok insan gibi. Bu arada o da güzel bir girişimcilik fikri olabilir.
Bildiğim kadarıyla bir Türk bir kitapçı var Amsterdam'da.
Hiç uğramadım ama duydum.
İnternetten sipariş verince de çok geliyor ya.
Bir site çok kötü çıktı.
Onu söylemeyeyim şimdi. O yüzden baş sen söylersin bana sonradan.
Kullandığım bir şey varsa. Benim bir tane Almanya'dan getiren bir site vardı.
O çok kötü ya. İlk kullandığımda çok iyiydi.
Hemen gelmişti ama o herhalde ilk diye sonra bıraktım kullanmayı falan.
İyi olur. En çok kitap getiriyorum.
Onun dışında böyle yemek, ilaç falan hiç getirmiyorum.
Öyle şeyler. Hastalık da herkesin gözüne korkutan bir şey.
Herkes antibiyotik falan taşıyor.
Hiç öyle bir şey yapmadım.
Yapmam daha çok doğru değil.
Bence o kadar kullanmak.
Mecaz olarak düşünürsek bavulumda ne getirdim?
8 yıl önce. Yani sadece kendimi getirdim.
Kendi elimdekileri, kendi niteliğimi getirdim.
Başka hiçbir şey getirmedim. Geri kalan her şeyi Türkiye'de bıraktım.
Böyle bir yeni sayfa gibi oldu aslında.
Ve umutluydum yine dediğim gibi.
Aa işte çok zor olacak her şeye gibi hiç bakmadım.
Ne yapabilirim acaba? Yeni bir şey var.
Yeni bir dil var. Öğrenecek yeni insanlar var.
Tanışacak. Hep öyle baktım.
Bunları getirdim. Ne güzel.
Teşekkür ederiz. Bugün Ki konuğumuz Hilal'di.
Çok teşekkür ederiz vakit ayırıp geldiğiniz için.
Ben teşekkür ederim davet ettiğin için.
Umarım podcast kanalımızı takip edip beğeniyorsunuzdur.
Beğenmiyorsanız beğenini takip edin.
Görüşmek üzere hoşçakalın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
