
Tatlı başlayan bir göç hikâyesinin zamanla nasıl yön değiştirdiğini, Tuğba’nın deneyimleri üzerinden konuşuyoruz.
Yeni bir hayat kurmanın heyecanı kadar, görünmeyen zorlukları ve içsel dönüşümleri de birlikte açıyoruz.
Bizim Bavulda Ne Var’da bu bölüm, göçün hem hafif hem de ağır taraflarına samimi bir yerden bakıyor.
Transkript
Selam. Burası Bavul'da Ne Var Podcast kanalı.
Kumpanya Performing Arts Stüdyosu'ndayız.
Amsterdam'dayız. Ve bugünkü konuğumuz Tuğba Atasoy.
Tuğba hoş geldin. Nasılsın? Hoş buldum.
İyiyim Saadettin. Sen nasılsın?
İyiyim ben de teşekkür ederim.
Sanki ilk defa şu an sohbet etmeye başlamışız gibi.
Bir buçuk saat sohbet etmiyormuş gibi.
Gerçekten. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Ne zaman göç ettin?
Nasıl göç ettin? Nereden göç ettin?
Neler yapıyorsun? Tek misin?
Nedir? Tuğba kimdir?
Yaklaşık 8 sene oluyor Orlando'ya göç elde edili.
Eşimle beraber geldik Ankara'dan.
Şimdi bir de kızımız var.
Üçümüz beraber yaşıyoruz.
Burada doğdu ince. Matematik öğretmenliği mezunuyum.
Eğitimsel tasarımcı olarak çalışıyorum.
Şu an aktif olarak çalıştım.
Meslek dolu eğitimsel tasarım olmasa da 10 yılı aşkın eğitimsel tasarımcı olarak çalıştım.
Bu kadar. Bu kadar. Şimdilik.
Peki 8 sene önce Ankara'dan buraya...
İş nedeniyle mi geldiniz?
Şöyle oldu. Eşimle beraber aslında bir yurt dışında yaşatsak, bunu deneyimlesek nasıl olur diye hep konuşuyorduk.
Sonra birazcık Türkiye'de bir şeylerin tadı kaçmaya başlamıştı o dönemde.
Yani böyle güvenlik probleminin tam darbe sonrası falan Ankara'da hoş olaylar olmayınca aslında bu fikir tetiklenmiş oldu.
Doğuş'un iş yerinden arkadaşı da Hollanda'ya taşınmıştı.
O zaman Doğuş sordu.
Abi hani sizin şirkette bana uygun iş var mı diye.
Tesadüfen de varmış.
Doğuş görüşmeye girdi ve hemen oldu.
Yani böyle üç ay içerisinde aslında.
Yani biz böyle olsa mı gitsek mi derken.
Üç ay sonrasında buraya gelebilecek hale geldik.
Çok hızlı gelişti bizim için.
Doğuş ne iş yapıyor? Doğuş yazılımcı.
Bu darbe girişimi sonrası göç eden bir furya var diye çok konuşuluyor ya.
O güvensizlik hissinin çözülemeyeceği gibi bir yerde miydi aslında kafanızdaki soru işareti?
Şöyle, Ankara'da oluyor olmakla alakalı bir şey de olabilir.
Yani tepemizden o uçaklar geçip hani ne bileyim bombaların patlıyor olması vesaire.
Gerçekten orada zaman geçirirken de sokağa çıkarken de güvenlik probleminin olduğunu düşünüyor olmak sürekli.
Ve bunun hani Türkiye'nin...
Böyle bir ülke olması fikrinin hep devam edeceğini hissettirdi bize.
O yüzden kafamız rahat yaşamak istiyoruz dedik açıkçası.
İlk aklımıza gelen de gitmekti bilmiyorum.
Peki Ankara'lı mısın?
Nideli'yim. Nideli'sin.
Matematik öğretmenliğini okudun.
Nerede okudun? Ottü'de okudum.
Çılgınlık. Nasıl Ottü'de matematik öğretmenliği okursun ya?
Güzel okudum. Çok mu zekiydin?
Yani soruya nasıl cevap verilir bilmiyorum.
De ya zekiydim de. Şöyle matematiği hep sevdim.
Biraz hani ilkokuldan başlayan böyle parlak bir halim vardı.
Her zaman öğretmenliğin dikkatini çeken.
Yani iyi okullarda okudum üniversiteye kadar da.
Üniversiteye girerken aslında hani böyle...
Matematik okuyayım illaki gibi bir tercihim yoktu.
Matematikte yazdığım bölümler arasındaydı.
Eczacılıkta yazdım.
Fizik tedavide yazdım.
Ama o dönem matematik öğretmenliği yazdım.
Niye matematik öğretmenliği yazdım bilmiyorum.
Başka bir şey de yazabilirim açıkçası.
O dönemde çok doğru yönlendirilmediğimi düşünüyorum şimdi dönüp bakınca.
Sonra matematik öğretmenliği okuduktan sonra da öğretmenlik yapmak istemediğimi fark ettim.
Ve eğitim teknolojileri üzerine çalışmaya başladım.
Mezun olur olmaz. Yani mezun olmadan önce böyle araştırdım.
Aslında matematik öğretmenliği dışında ben ne yapabilirim diye.
OTÜ'n içinde OTÜ Teknokent var.
Orada birçok işte firma var.
Eğitim teknolojileri üzerine çalışan bir firmada mezun olmadan hatta çalışmaya başladım.
Sonra da hayatım aslında eğitim teknolojileri üzerine evrildi bir şekilde, alaylı olarak.
İlk başta tabii matematik üzerineydi.
Öğrenciler için, okullar için matematik içerikleri hazırlıyorduk, senaryolar yazıyorduk.
Çalıştığımız ekip vardı, multimedya uzmanları, görsel tasarımcılar.
Benim yazmış olduğum matematik senaryolarını onlar da görselleştirip, animasyon, video, etkileşim şeklinde ürünler çıkarıyorduk.
Sonra ama dedim ki bu alan biraz kısıtlı bir alan.
Eğitim teknolojileri aynı zamanda yetişkinler için de.
Üzerinde çalışabileceğim bir alan ve bunun üzerine çalışan firmalar var.
Ben de yetişkin kısmına geçtim.
Firma değiştirdim ve artık farklı alanlarda çalışan insanlar için işte bankacı olabilir, sigortacı olabilir, bir IT uzmanı olabilir.
Onların aldıkları kurumsal eğitimlerin senaryolarını yazmaya başladım.
Sonra yolum bir şekilde savunma sanayi ile kesişti.
Savunma sanayiye geçtim.
Savunma sanayideki eğitimler için içerikler üretmeye başladım.
Derken Hollanda'ya geldim.
Burada da yine esnal tasarımcı olarak çalışmaya devam ettim.
Burada da bir enerji firmasına çalışmaya başladım.
Orada da firmanın kendi ürettiği bir ürünü vardı.
O ürün için ilk başta aslında...
Ürüne ait görseller, içerikler, kullanıcılar için gerekli olan materyal ne varsa onların hepsini üretiyordum, tasarlıyordum.
Sonra ama bir şekilde pazarlama departmanıyla yolum kesişti.
Biraz daha işin üretim kısmını da yapmamı beklediler.
Ben de hakimdim uzun yıllar çünkü bu üretim kısmındaki arkadaşlarla aynı takımda çalıştım ve onlardan...
Bir şekilde öğrenmiştim.
Biraz da kendimde karıştırarak programları da hakim olunca böyle baştan sona dediğimiz end to end prosesi hakim oldum.
Ve pazarlama departmanında firmanın ihtiyacı olan görsel, yazılı, materyal ne varsa onların üretimini sağladım.
Uzun bir yolculuk. Peki matematik öğretmenliği yapmamışsın ya ama sonuç itibariyle...
Eğitim teknoloji alanında işçiler üretmişsin.
Aslında yine problemler yazıp hani hikayeler oluşturmuşsun ya.
Matematik öğretmenliğini deyince aslında bir yandan hani böyle sayılar, problem çözmek gibi bir şeyler geliyor aklıma.
Evet. Peki sen işin problem çözme kısmını değil de insanlara çözdürme ve onlara öğretme kısmını daha çok sevmiştin acaba?
Aslında çok daha başka bir yerden cevap vereceğim bilmiyorum.
Cevabımı şaşırtacak mı seni?
Küçükken çocuklara sorarlar ya büyüyünce ne olacaksın diye.
Ben yazar olmak istiyorum derdim.
Şimdi bu bahsettiğim hani uzun diye bahsettiğimiz yolculukta bakınca aslında ben bir şekilde kendimi yazmaya yönlendirmişim.
Şu an hayatı aslında yaşarken de birçok şeyi kafamda yazarak onu oynatarak yaşıyorum.
Bence asıl...
Sorunun cevabı bu.
Hani ne sorunu yazma ne de sorunu insanları çözdürmeye yöneltme.
Tamamen aslında orada bir kurgu hakim.
Yani kurgulamayı seviyorum.
Orada bir akış var. O akışta evet insanların kesinlikle sonuçta bir eğitim alıyorsan orada bir problem var demektir.
Ve o probleme cevap.
Bulmak üzere o eğitimi alıyorsun.
Söylediğin hem problemi hem de cevabını içeriyor bu eğitimler ama bunu insanlara aktarırken ben düz soru ve cevabı şeklinde değil de senaryolaştırarak bir
hikayenin içine katarak veriyorum.
Aslında bu beni bir şekilde yazar yapmış oluyor.
Bundan sonraki sorum da oydu.
Hikaye yazmak dedin ya aslında hikayeler yazıyorum onlar canlandırıyorlar.
Peki hikaye yazmanın sonuçta yok olan bir şeyi Senin yapman var etmemen mi seni çok çekti de aslında matematik öğretmenliğini yapmayıp çok uzun süre eğitsel
teknolojiler alanında çalıştın diyecektim.
Yani şöyle bence yani herkesin böyle işte ilgi alanları var ya ya da içgüdüsel olarak gelen şeyler.
Yaratıcılık bende hep vardı.
Benim bıraksan şimdi mesela renkli gördüğüm bütün dünyaya dalabilirim.
Yani bu renkli ipler görüncek.
Çıldırıyorum renkli düğmeler, boncuklar, işte çiçekler aklına ne gelirse.
Yani çünkü öyle bir dünyaya girince kafamda benim bir sürü hikaye oluşmaya başlıyor.
Şimdi bu oluşan hikayeleri de bir şekilde matematika anlatırken içine entegre edebiliyorum.
Yani bunu yapmayı da seviyorum.
İlki de aslında bilmiyorum matematik öğretmenliği bakınca hakikaten öğretmenlik yapmadım.
Ama bu arada... Şu an hani bir anne olarak öğretmenlik okumuş olmanın avantajlarında yaşıyorum.
Yani böyle okuduğum için hani pişman değilim.
İlk başta şey dedim ya neden matematik öğretmenliği okudum bilmiyorum.
Ama şu an beni getirdiği noktadan bakınca memnunum.
Peki eğitsel tasarıyı anladım az evvel.
Sanırım sen hikaye yazıyorsun ve bu şey gibiydi.
Biz ortaokuldaydı herhalde lise sınavlarına hazırlanırken böyle...
test kitapçıkları içinde böyle CD'li test kitapçıkları böyle biri anlatıyor falan.
Sen onların hikayelerini yazıyordun yani.
Evet. Ben hep çok...
Ta o CD'lere denk geldin ya.
Geldim ya. Bizim ilk başta çünkü bahsettiğim firma CD'lerle başlamıştı satışa da.
O kadar küçükmüşsün.
Sonuçta vardı ya CD'ler.
Yani ben hatırlıyorum CD'li şeyler.
Ben çalıştığımı hatırlamıyorum da.
Ben çok tembel bir çocuktum.
Tembel denmez ben. Tembel değildim de.
Ders çalışmayı sevmeyen bir çocuktum bence.
Çok kötüydü benim şeyim.
Ama bu arkadaşlarımın çalıştığını görünce çok rahatsız oluyordum.
Yani çünkü onlar çok çalışıyorlardı.
Ve orada yazılan işte görsellerdeki şeyler falanla ilgilenmeyip sadece kitap bakıyorlardı.
Ben o CD'lerin şeylerini hatırlıyorum.
Oradaki renkli anlatılar beni çok çekiyordu.
Birilerinin bir şey anlatması falan.
Ve onları bir insanın yaptığını hiç hayal etmiyordum ben.
Onları evet biz yapıyoruz ve onlar o kadar incelikli şeyler ki onları her detayına kadar hayal edip onları yazıyoruz.
Ve bunu görselleştiren arkadaşlar da bu detayı kendilerine kılavuz alıyorlar.
Oradaki sıralama, akış neyse.
Ben şöyle diyeyim mesela, metni yazıyorum.
Bu metin, ekranın.
Bilmem kaçıncı saniyesinde ekrana gelecek.
Geldiğinde ekranda şöyle bir hareket olacak.
Sesin burasında vurgu olacak.
Ekranda ya da böyle bir ışık yanıp sönecek.
Yani oradaki senaryo o an akış neyse iki çocuk top oynuyor olabilir vesaire.
Yani oradaki bütün görseli siz izlemeden önce ben kafamda hayal ediyorum.
Bunu kağıt üzerine döküyorum.
Arkadaşım da onu okuyup hayata geçiriyor.
Okey sen yazarlık yapmıyor musun?
Sen yönetmenlik yapıyor musun? Öyle mi?
Tabii. Çünkü sen aslında kafanda bir şey yazmışsın.
Sonra bunu yönetmişsin. Nasıl yapılacak?
Nereye gidecek? Bayağı yönetmişsin.
Çünkü bunlar küçük küçük kurguyu yapmak, yönetmek.
O kurguyu yapacak, görseli yapacak kişi de yönetmişsin sen.
O burada şu anda bu manyaklık affedersin.
Ciddi mi? Hem yazıp hem yönetmişsin.
Evet hem yazıp kısmını da eklemek gerekiyor.
Çünkü orada yazdığımız matematik içeriği de yani matematik okuduğum için onu da ben yazıyorum.
Zaten diğeri sadece görseli yapmış bir şey yapmamış baktığında.
Onlar o kadar güzel şeyler yapıyor ki onların yaptığı çalışmaları da hayranım.
Onlar da çok şey yapıyor muhakkak ama evet gerçekten çok çok şey yapıyorduk.
Formasyon almış mıydın? Evet öğretmenlik yani zaten fakültemiz eğitim fakültesi olduğu için.
Çünkü bunları hazırlarken bir pedagog ya da biriyle çalışıyor muydunuz diye soracak çocuklar.
Yani şöyle zaten hangi sınıfa anlatacağım dersin müfredatın içeriğine hakim olduğumuz için nasıl anlatmamız gerektiğini de biliyorduk.
Tabii ilk 6 yıl çalıştığım firmada böyleydi çocuklara içerik hazırlarken.
Yetişkinlere içerik hazırlarken ise...
Benim içeriği üretiyor olmam mümkün değil.
Çünkü birçok farklı alanda eğitim hazırlıyoruz.
O zaman da konu uzmanlarıyla çalışıyorduk.
Oradaki konu uzmanlarının yönlendirmeleriyle ona göre içeriği düzenliyorduk.
Peki eğitim teknoloji alanında çalışmışsın.
Eğitim teknolojisi dediğin şey tam manasıyla ne?
Çünkü yetişkinlerle çalışmak farklı ya daha bir tık daha.
Eğitim materyali deyince aslında eski zamanda sadece bizim aklımızda.
Kitaplar geliyordu değil mi? Hatırlarsın işte o eski kırmızı kolej kitapları vs.
sınavları hazırlanırken.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte eğitim materyalleri tabii ki sanal ortama taşındı.
Aslında bizim... Şu an ekranda izlediğimiz animasyonlar, videolar, etkileşimde bulunduğumuz yine şeyler, dijital ürünler.
Bizim eğitim teknolojilerinde ortaya koyduğumuz ürünler.
Yani eğitim teknolojileri deyince aslında içinde görsel ve yazılımla alakalı şeyler barındıran materyaller.
Eğitim materyalleri.
Farklı. Aslında bir yandan gittikçe şey gibi bir yerde hissettim.
Hani kademe kademe yükselmiş gibi bir yerden projeler gibi hissettim.
Hani çocuklara bir şey öğretmek çok daha böyle kısıtlı ama ötekisi çok daha böyle kapsamlı bir yerde.
Sonuçta bütününü kapsıyor gibi mi?
Ya farklı. aslında farklı yanları var.
Hangisi daha zor bilmiyorum.
Yani bakınca belki matematik içeriği hazırlıyor olmak aynı zamanda ben içeriğine hakim olduğum için de bana daha kolay geliyor tabii ki.
Ama uzun yıllarda konu uzmanlarıyla da çalıştım.
Ne bileyim mesela çok şey olacak böyle.
Hazırladığım bir tane eğitim içeriği EASAP Part 66 diye işte şeylerin pilotların pilot olabilmek için aldıkları geçtikleri sınavın geçebilmek için aldıkları eğitimin
içeriğini hazırlıyordum mesela.
Mesela bununla alakalı fizik Soruları yanıtlamaları gerekiyordu.
Ben fizik animasyonları hazırlıyordum.
Yani böyle uçaktaki ne bileyim o korasyonlar işte bilmem işte vidalamalar vesaire böyle çok acayip hani fizikle alakalı çok bilmediğimiz detaylar bakınca bir yandan
aslında insana çok da bilgi katan bir meslek.
Hakim olmadığım birçok konuyu aslında okuyup öğrenip konu uzmanlarıyla çalışınca farklı alanlarda bilgi edinmiş oluyorsun.
Şimdi anladım ODTÜ matematiği nasıl kazandığını.
Ben hiç böyle hayal etmemiştim.
Peki göçe dönelim birazcık.
Tamam. Göç ettiğinizde şey demiş miydin buraya?
Hani ben burada işimi yapabilirim, iş bulunabilmiş miydin hemen?
Çünkü sonuçta o işle gelmiş partnerin, eşin işle gelmiş ama sen nasıl bir süreç geçirdin?
Açıkçası sadece iş konusunda değil ama genel olarak buraya gelirken şöyle geldik.
Gidelim şu an için böyle bir fırsat oluştu.
Gitmezsek pişman olabiliriz ileride.
En kötü ne olabilir ki geri döneriz fikriyle yola çıktık.
Buraya geldik. Gelmeden önce doğuş iş bulunca ya nedense benim aklıma iş bakmak gelmedi.
Gidince zaten bakarım dedim.
Orada acayip bir şey anlatacağım sana şimdi.
Geldim böyle işte bulduk yerleştik.
Aradan üç ay falan geçti.
Dedim ki ben biraz iş bakayım.
Sonra Doğuş'a da dedim ki ya sizin şirkette de benim CV'mi versene.
Bu arada Doğuş'la da biz aynı şirkette çalıştık.
Evet yani yazılım firması olduğu için şirketim o da orada yazılımcı olarak çalışıyordu.
Dedim ki hani versene sizin şirkete CV'mi.
Verdi ve ertesi gün beni çağırdılar.
Yani hiç böyle bir süreç beklemiyordum tabii.
Ben de tamam dedim gittim.
Ve hani direkt mülakata aldılar.
Böyle CTO'suyla hatta direkt mülakata girdim.
İşte o an yayında olan videolarım falan vardı YouTube'dan.
Görmek istedi ne yapıyorsun falan.
Onları gösterdim işte sorular sordu falan.
Çıktım ve tamam dedi.
Ben hiç bu kadar hıldı bir kabul süreci beklemiyordum ya da iş süreci.
Sonra bu tabii işte şey oldu.
Dedim ben bir Türkiye'ye gidip geleceğim yalnız.
Tamam işte dönüşte.
Ağustos'ta işe başladım.
Başlayınca şirketin bu özellikle ruling için çalıştığı bir firma vardı.
Neden ilginç o kısmına geliyoruz şimdi dedim ya.
İlginç bir şey oldu diye.
Şimdi burada eğer Türkiye'den iş bulup gelirsen %30 ruling alıyorsun ya.
Benim için ruling başvurusunda bulunabilecek miyiz acaba yine de diye firmaya sordum.
Firmada biz bunun üzerine bir çalışalım dediler.
Sonra dediler ki...
Sen taşındıktan 4 ay sonra buraya başladığın için maalesef ruling alamayacaksın ama 3 ay sonra ilk 3 ay içerisinde başvurmuş olsaydın ruling alabilirdin muhtemelen dediler.
Bu benim çevremde çok bildiğim bir şey konu değil açıkçası.
Sonra araştırmadım da çünkü üzdü beni bu durum.
Çünkü %30 ruling biliyorsun ki çok büyük bir kayıp.
Yani şu an için insanlar buraya geldikten sonra hiç bilmiyorum.
İlk üç ay içerisinde başvurup da ruling alabileceğini bilen var mı?
Böyle bir şey gerçek mi?
Firmanın söylediği bir şey bana.
Ya da başvurup da alabilen var mı?
Bilmiyorum. Aa büyük kayıp.
Ben de hiç alınmıyor diye biliyordum bu arada.
İlk üç ay içinde olduğunu bilmiyordum.
Yani böyle bir şey başıma geldi.
Ben de hiç yani öyle bir şey nasıl diyeyim?
Böyle bir... Bir şeyle karşılaşırım gibi düşünmeden aslında firmayla iletişime geçmiş bulunduk.
Ama hiç beklemediğim yerden bir cevap geldi.
Peki doğuşların şirketini de kendi işini mi yaptın?
Evet. Öyle bir departmanları varmış yani.
Hayır. O da güzel.
Şöyle onlar bir ürün çıkaracaklardı.
O ürün için aslında hem şirket içi kullanıcıları hem de müşteriler için ürün tanıtımı üzerine materyaller ürettirmek istiyorlarmış.
Ben de zaten işin bu olduğu için.
Denk gelmiş. Harika bir denk gelmiş.
Peki bu 8 yıldır burada artık vatandaş oldun.
Olmadım. Olmadın mı? Mart ayında şey var belediyede randevum var.
Dokümanları götüreceğim bakalım.
Ben coşkuyla herkes oldunuz mu diye soruyorum gelenlere.
Ben de dört gözle onu bekliyorum.
Peki buraya adaptasyon süreciyle ilgili nasıl zorluklar yaşadın mı?
Yani sonuç itibariyle partnerle gelmişsin ya ve sonradan da çocuğun olmuş.
Bunun yarattığı bir zorluk var mıydı sende?
Bence şöyle bir zorluk var.
Anne olmak. Göçmen olmak ve 35 yaş üstünde olmakla ilgili her şey aynı döneme denk geldi.
Bütün bu zorlukların çakışıyor olması bence her birini tetikledi ve işleri biraz daha zorlaştırdı diyebilirim.
Ama göçmen olmakla ilgili buraya geldiğimizde büyük bir heyecanla geldik açıkçası.
Burada biraz hayal kırıklığına uğradığımız zamanlar oldu.
Yani atıyorum insanların yolda yürürken bizi durdurup siz hangi dilde konuşuyorsunuz diye sormaları.
Türkçe deyince de iyi de biz Türkçe'yi duyuyoruz burada.
Bizim duyduğumuz Türkçe hiç böyle değil demeleri.
Sonra başıma bir şey gelmeyecekse.
Gelmez ya. Burada karşılaştığımız eskiden göçüp gelen Türk vatandaşlarının aslında bize olan yaklaşımları.
Bununla ilgili mesela başıma şöyle bir olay geldi.
Onu da yeri gelmişken anlatayım.
İnci ile beraber evin hemen altındaki parka indik.
Türk iki tane anne çocuklarını parka getirdiler.
Bir yandan çekirdek yiyorlar.
Sonra sigara içtiler ve izmariti söndürmeden yere attı çocuk parkında.
Ben de söndürmeden yere attığınız izmariti alıp çöp kutusuna atar mısınız dedim.
Siz dedi sonradan buraya gelen Türklerdensiniz değil mi dedi.
Türkiye'de söyleyemediğiniz ne varsa buraya gelip burada anlatıyorsunuz hepsini.
Burada uygulamaya çalışıyorsunuz.
Haklarınızı burada savunuyorsunuz.
Türkiye'de ses çıkaramıyorsunuz.
Buraya gelince ses çıkarıyorsunuz gibi.
Yani aa dedim bir dakika.
Biz sadece Hollanda vatandaşları tarafından farklı değil de aynı zamanda Hollanda'da yaşayan eskiden geç edip gelen Türkler tarafından da mı farklı görülüyoruz?
Bu da bir mesela benim için hayal kırıklığıydı.
Yani bunları görüp sonra tabii ki de bir aidetin sorgulama oluşuyor.
Bir de şeyi de çok beklemiyordum ben açıkçası.
Göçmen olunca Türkiye'ye gidip gelince sürekli bir yaz dönemi içerisinde oluyor olmayı da beklemiyordum.
Bir kayıp yaşıyorsun her gidiş gelişte.
Öyle bir duygusal zorlanmanın...
İçine de girdim. Hatta bunu şeyden de çok şaşırıyorum.
Birçok insan buraya gelince hani böyle ben çok zorlandım.
İşte Türkiye'ye dönmek istiyorum.
Alışamadım. İnsanlar buraya neyi seviyor ki falan gibi şeyler de duyuyordum.
Ya bir dakika niye zorlandınız ki?
Buraya gelme fikrini kabul etmek niye bu kadar zor olsun ki?
Ben mi bir şeylere atlıyorum?
Benim göremediğim bir şeyler mi var acaba?
diye düşünüyordum ama zamanla oluşan o yaz bence bu sorunun cevabı oldu bende.
Peki göçmen olduğunu hissediyor musun hala?
Göçmenim diyor musun? Göçmenim.
Hissediyorum. Göçmenlik ne senin için?
Yani evine aileni taşımış olmak.
Şu an uzun süre Ankara'daki evimizi kapatmadık hatta geçen sene kapattık.
Yani hep bir geri dönme fikri olur diye değil de kapatamama hali vardı.
Bırakamama hali vardı.
Geçen sene bence artık o evi kapattık ve göçmen olduk.
Ben de kapatamadım hala evimi Kadıköy'de.
Bilmiyorum bizim için çok kolay bir karar değildi.
Senin için durum nasıl? Herhalde aynı ya.
Benim de dört yıl oldu hala.
Arkadaşlarım kalıyor gerçi evde ama benim evim.
Ben de kapatamadım hala.
Peki aslında... Birinci kuşak jenerasyon buraya göç etmiş kişilerle sonradan yine de aslında işçi göçü burada sonuçta var.
Hani beyin göçü ama iş için göç etmişiz.
Burada yaşamak istediğimiz istendiği için burada çalışmak istendiği için göç edilmiş ya.
Arada nasıl farklar var?
Yani nasıl bir dünyanın içine göç etmiş onlar da siz nasıl bir dünyanın içine göç etmişsiniz gibi bir şeylere dair fikrin var mı?
Şöyle aslında buraya geldikten sonra onlar için de bence benzer hisler olmuştur.
Bizim için de öyle. Korunaklı bir etrafında bir çeper örüyorsun.
Kendini korumaya alıyorsun.
Hiç bilmediğin bir yerdesin.
Ailelerle gelmişsin.
Tek olarak gelsen de fark etmez.
Yani böyle her şeye bir şey.
Kendini koruma içgüdüsüyle yaklaşıyorsun.
Onlar da buraya geldiklerini de düşünsene.
Onlar çok daha eski zamanlarda dil bilmeden.
Hiç bir hani böyle iletişim aracı olmadan daha zor şartlar altında buraya geliyorlar.
Onların kurulma içgüdüsü bence...
Daha yüksektir belki de.
Onlarla şöyle bir durum var.
Şimdi biz biraz nesil farkı da var bence.
Hala bütün hayatı dünya genelinde takip ediyoruz.
Onlar hem bulundukları dönemin şartlarından dolayı hem de nesil farkından dolayı böyle bir takip içerisinde olmadıkları için Türkiye...
Buradaki gelişmeleri de entegrasyon probleminden dolayı bence yakalayamamışlar.
Dolayısıyla onları biraz daha gelmiş oldukları yıllar içerisine sıkışmış olarak görüyorum ben.
Ama bizim öyle bir sıkışmışlık durumumuz yok.
Yani aradaki temel gördüğüm farkı bu söyleyebilirim.
Peki sen buraya entegre olabilmek için yaptığın bir şeyler var mıydı ilk geldiğinde?
Önce aslında çevremi tanımakla başladım.
Yani ben neredeyim? Bu ülkede neler var?
Günlük hayata tabii ki de hızlı bir şekilde zaten adapte oluyorsun.
Ama dil benim için önemliydi.
İnci olmadan önce dil öğrenmeye başladım.
Hala da öğrenmeye devam ediyorum.
Bu arada mesleğimde Hollanda'cı olarak yerine getiremiyorum.
Çünkü içerik yazdığım için.
Minimum C1 seviyesinde Hollanda'cı bilmem gerekiyor.
Yani ve bilmem gereken o C1 seviyesi tahmin edersin ki hani böyle deyimleri, kültürü, tarihi içerecek kadar olmalı
ki ben bunu içerik olarak yazabileyim.
O yüzden burada saat atarım anlamında çok fazla iş olanı olmasına rağmen, dil de biliyor olmama rağmen yeterli seviyeye sahip olmadığım için.
Hollanda'cı olarak mesleğimi yerine getiremiyorum.
Hiç öyle aklıma gelmemişti.
İngilizce yapıyorsun oraya düşünmüştüm ama tabii.
İngilizce yapıyorum evet ama Hollanda'cı olarak yapmayı da isterdim ama çok çok zor gerçekten.
Ne daha bahsediyordum?
Entegre olabilmek için neler yapmıştın aslında?
Yani dil evet çok önemli ve özellikle çevrimi Hollandalılardan çevrelemeye çalıştım.
Ama bir yandan bilmiyorum hani doğru bir karar mıydı benim için.
İlk başta Yaşadığım mahallede çok fazla mahalle içerisinde Hollandalı olmamasına rağmen yaşadığımız apartmanda çok fazla Hollandalı vardı.
Ve çok güzel diyalogumuz vardı.
Komşularımız da hala taşınmış olmamıza rağmen haberleşiyoruz, iletişimimiz devam ediyor.
Onlarla iletişim halinde kalarak aslında birazcık kültüre dair bir şeyler öğrenmeye çalıştım.
Sosyal medya zaten hani sürekli bilgi kovalamaca yani.
neler oluyor bitiyor. Yani bu şeye kadar politika haberlerine, ekonomiye kadar aslında haberleri takip edip yani her anlamda aslında içinde yer almaktan bahsediyorum.
Çünkü bir yandan da şeye alışırız ya biz böyle Türkiye'de bilmiyorum yine nasıl başlıyor değil mi?
Şirkete gidersin işte haberleri açarsın bir ekşi sözlüğe gidersin.
Ne olmuş? Ne olmuş demiş.
Ondan sonra işe başlarsın.
Burada da öyle aslında.
Entegre olmak için Kendimi kapatıp değil de bütün alıcıları açarak.
Peki apartmanda çok Hollandalı vardı ya.
Türkiye'de de sonuçta bir komşuculuk bir şey var ya.
Arada nasıl farklar vardı?
Yani hani komşularımla aramaydı diyorsun ya burada.
Türkiye'deki bağ nasıldı ve buradaki bağ nasıl?
Arada nasıl farklar var sence?
Ya iletişim kurabiliyor muydun gerçekten Hollandalılarla?
Şöyle aslında yani komşularımızın yaşadığı hayat ya da hayat demeyeyim de karakterleriyle alakalı belki çok tatlı insanlardı.
Yani her daim biz onların kapılarını çalabiliyorduk.
Onlar da aynı şekilde yani inciyi bırakabiliyorduk.
Evimizin anahtarını bırakıyorduk Türkiye'ye gittiğimizde çiçeklerimizi suluyorlardı.
Belki bilmiyorum şanslıydık çünkü şey de duyuyorum hani böyle çok daha kendine dönük yaşayan aileler olduğunu da duyuyorum.
Tabii o şey farkını görüyordum.
Bireysel hani yaşamın daha önde olduğu bir fark evet vardı ama onu kendi aileleri içerisinde yaşıyorlardı.
Ben muhakkak işte bir şeyler pişiriyorsam.
Onlara götürüyordum.
Çok güzelmiş ya. İnci doğduğunda mesela kapımız açılıp inci için hediye getirdiler.
Gibi gibi hani böyle tatlı bir ilişkimiz vardı.
Hayal apartmanda yaşamışsın ya.
Çok güzelmiş. Güzeldi ya gerçekten.
Hatta oradan ayrılırken bizi en çok zorlayan şey komşuları bırakıp gidiyor olmaktı.
Çok tatlıymış ya. Baya yani Türkiye'deki...
Yaşanılan şey yaşamışsın yani.
Çünkü ben hiç böyle bir şeye denk gelmedim.
Ne konuştuklarımdan. Biraz da bizimle de alakalı galiba.
Yani bunu kurmak istedik.
Yani kendimizi bu güvenli alanı sağlamak istedik.
Adım attık. Onlarla karşılık verdi.
Ya bir yandan da şans gibi bir yerde.
Mesela benim alt komşum bayağı ırkçı bir kadın.
Yani hani o yüzden bazı şeylerde de sanırım çok şansın yavar gitmesi gerekiyor.
Yani mesela çok yaşlı Hollandalılarla kurduğum tam iki çeşit.
farklı diyalog var benim yani. Birisi gerçekten çok open yani çok böyle açık her şeye ve farklı perspektifte bakıyor ama bazıları neden hala Hollanda'cı öğrenmedin?
Burada yaşıyorsun. Niye bunu yapsan artık diyen ve bunun aslında ırkçılık olduğunun çok bariz olduğu şeyler ve benim alt konuşumum ikinci şeydeydi ve kesinlikle İngilizce konuşmuyordu.
Konuşmak istemiyordu. Seninle muhatap olmak istemiyordu Hollanda'ca konuşmaların için falan.
O yüzden Sizinki baya hayal apartman gibi.
Yani bu tarz sorulara maruz kalmadık mı?
Kaldık kesinlikle.
Ama bununla ilgili yani bizim entegrasyonla ilgili bir hevesimiz olduğunu bence onlar hissettikleri için bunu tolere ettiler.
Ya da çok hani sert bir pencereden bakmadılar olaya.
Ama bu karşılaştığı şeylerle...
Ben de karşılaşıyorum, karşılaştım.
Bence karşılaşmaya devam da edeceğim.
Peki nasıl hissettiriyor böyle şeylerle karşılaşmak seni?
Yani sonuçta hala göçmenim diyorsun ya.
Göçmenim demek bir yandan da aslında aklım bıraktığım memleketimde ve ileride bir yerde döneceğim bir yerden göçmenim demek mi?
Ay çok zor bir soru.
Ya buraya gelirken nasıl işte gidelim bakalım olmazsa döneriz diye geldik.
O yani dönme fikri de oluşursa bence...
Zaten vatandaşlığı da almış olacağız.
Hadi dönelim. Madem dönmek istiyoruz diye döneriz.
Ama şey özlemiyor muyum?
Evet özlüyorum. Yani havasını özellikle herkes gibi çok özlüyorum.
Tatil fikrinde mesela yahu Avrupa'dayız değil mi?
Yaz tatili için hani başka yerlere gidebilme imkanı var.
Hani herkes Avrupa'ya gelmek istiyor.
Biz böyle yaz tatillerinde yok ya bir işte Ege'ye gidelim.
Özledik. Bir gidelim.
Sürekli öyleyiz yani.
Şimdi bu his olunca tabii ki de emeklilik zamanı Türkiye fikri büyük olasılıkla olur.
Çok güzel. Peki İnci burada doğdu ya.
Evet. Nasıl bir süreç geçirdin?
Yani hani mesela Türkiye'de çocukluğu tanıdığın bireyler var mı?
Mesela onların deneyimi ya da hiç böyle çok yakından tanık olduğun bir deneyim var mı orada?
Ve burada senin deneyimin nasıldı?
Sonuçta çok da hakim olmadığın bir coğrafyada bir çocuk dünyaya geliyor.
Ve onun sende yarattığı bir zorluk var mıydı?
Yoksa ya da daha farklı bir yönden çok da rahatlığı bir şey var mıydı?
Yani açıkçası kafamın rahat olmasını ve buraya güvenmeyi tercih ettim.
İnci'nin burada doğması fikrini karar verirken.
Bir de benim için şartlar açıkçası bunun için uygundu.
Yani çok kolay bir hamilelik geçirdim.
Beni zorlayan bir durumla karşılaşmadım.
Burada yani Türk bir...
ebeyle çalıştım. Sonra tesadüfen doğumu hastanede yapmam gerektiği Türk bir doktor doğumuna girdi falan gibi hani böyle enteresan böyle bir akışta ilerledi.
O yüzden zorlandığım bir şey var mı?
Doğuma kadar yok. Doğum sonrası da biraz var.
Çocuğun doğduktan sonra hani doğum kilosuna gelmesiyle alakalı bir süreç var.
O süreç İnci'de biraz uzun sürdü ve orada gerekli desteği alamadık ya da geç aldık öyle diyeyim.
Ve o süreç bizi psikolojik olarak zorladı pandemide olduğu için.
Türkiye'de olsa çok daha kısa ve kolay bir şekilde hallolabilirdi.
Bu şey gibi aslında bir yandan hep böyle güzel karşılaşmalar denk gelmiş size.
Apartman, doktorlar, işte iş.
Aslında hep güzel karşılaşmalar dengelmiş.
Ne güzel hep öyle olur. Ama bu çocuğun doğum kilosuna gelme sorunu sağlık sistemiyle alakalı bir şey mi?
Yani o iletişim neydi o?
Yani şöyle incinin işte yeterli besini alabilmesi için yeterli besini alabilsin ki doğum kilosuna gelebilsin.
Yeterli besini alamama sebebi de bir dil bağı var.
Dilimizin altındaki bağ var ya.
O daha uçtan tutunca çocuk emme hareketini gerçekleştiremiyor.
Dolayısıyla ememiyor. fark ettim ve bunun kesilmesi gerekiyor.
Çocuk dilini rahat hareket ettirebilsin diye.
Sonra eve dedi ki biz bunu eskiden eveler kesiyordu ama artık işte kulak burun boğaz uzmanları kesebiliyor.
Dolayısıyla işte şey yapacağız.
Hastaneye gitmeniz gerekiyor.
Ama bundan önce tabii şöyle de bir şey dedi.
Önce bir şey.
Emzirme uzmanları oluyor.
Onu çağıralım. Aslında çocuk işte memeyi tutamıyor mu vesaire.
Onunla ilgili bir Destek alalım.
E tabii Hollanda'da korona süreci var.
Zaten her şey çok yavaş ilerliyor ya.
Çocuk söz konusu olduğunda biraz daha tabii şeyler ama pandeminin de etkisiyle işte yok emzirme uzmanı geldi.
O bir rapor yazdı.
Ondan sonra ben işte hala olmuyor dedim.
Ebeyi ikna ettim.
Ebe ben kesmem dedi.
Hastaneye sevk etti.
Doktora götürdüm kulak burun boğazı uzmanı da.
Hayır ben bunu kesmeyeceğim. Çünkü bu yaşla beraber esneyebilen bir kas.
Öylelikle doktor kesme.
hissemedi yani. Biz böyle bir hayal kırıklığıyla eve döndük.
Yani çocuk gittikçe süre uzuyor doğum kilosuna ulaşması gereken günler artıyor.
Ebe'ye söyledik. Ebe sonunda 8 günün sonunda ikna oldu ve kesti kendi.
Doktor da kesme ilacı.
Bu sorumluluğu aldı ve kesti.
Ondan sonra çocuk eme bilmeye başladı.
Sonra hızlı bir dönüşüm oldu mu gerçekten?
Çok hızlı değil tabii ki de yani.
Çünkü o çocuğun da bir alışması var falan ama sonuçta çocuk şu an unutmuş olabilirim ama maksimum atıyorum bir haftada doğum kilosuna dönmesi gerekirken İnci 16.
günde falan döndü.
Emzirme uzmanı ne ya? Emzirme uzmanı senin emzirme uzmanı ne ya?
Ya işte çocuğu nasıl tutman gerekiyor?
Çocuk nasıl memeyi kavramalı falan gibi gibi.
İlk defa duydum emzirme uzmanı.
Ay evet ya. Var.
Hatta Türkiye'den destek bile aldık biz buradaki acaba uzmana güvenemedik şey mi?
Türkiye'de de mi var emzirme uzmanı?
Tabii var. Ne bileyim şöyle tutan sanki hep emmiyormuş gibi çocuk.
Benim yedi tane yeğenim var. Çok içgüdüsel bir şey aslında.
Evet öyle ama yani işte bilmiyorum.
Her şeyin inceliği var.
Şey gibi düşünüyor musun?
Bu soru seksist mi acaba bilmiyorum.
Ben şey çok sorguluyorum.
Yani mesela hani. Diyoruz ya işte iki tane kadın erkek falan.
Bence iki ise o.
Üç diyorum. Çünkü kadın erkek ve annelik var gibi geliyor.
Anne olunca bir şeylerin değiştiğini, dönüştüğünü bedeninde, duygularında ya da yaşam biçiminde o değiştiğini de hissediyor musun?
Artık ben eski, hiç kimse hiçbir zaman eski ben değil.
Otuz sene önceki ben değiliz de.
O değişim, dönüşüm nasıl bir şey?
Ve bilmediğin coğrafyada değişim, dönüşüm nasıl bir şey?
Senin zaten entegre olmaya çalıştığın bir yerde.
Bence çok çılgın bir şey. Yani bir kere hormonlar hani şeyi düşün aylık menstruasyonda bile kadınlar nasıl bir böyle değişim yaşıyor.
Çok çok daha güçlü bir halini geçiriyorsun doğusalık döneminde.
Ve o hormonların etkisiyle bir de tamamen senin bakımına, ilgine muhtaç bir canlıya bütün ilgini, odağını veriyorsun.
Sadece ona odaklanınca diğer hayatın duruyor ister istemez.
Böyle hem hormonal olarak çok büyük bir zorlanma hem de sosyal hayatta ilgili acayip bir zorlanma.
Beden kısmına hiç girmiyorum bile.
O çok ayrı çünkü herkesin yaşadığı tecrübe çok farklı.
Burada oluyor olmak anne olarak tabii ki de kendini daha güvensiz hissettiriyor.
Şimdi Türkiye'de bildiğin bir dilde bilgiye ulaşmak özellikle konu çocuksa.
Hiçbir bariyere takılmak istemiyorsun ve çocuk da o kadar hızlı işliyor ki süreç.
Yani çok pratik olman gerekiyor.
Ve her an işte bilgiye ulaşmak istiyorsun.
Burada öncelikle dil bariyeri çıkıyor karşına.
Yani ne kadar İngilizce biliyor olursan ol o dil bariyeriyle karşılaşıyorsun.
Yani çocukları küçük yaştan itibaren oynatmak için playdate yani oyun buluşmalarına götürdüğünde.
bir anneyle iletişime geçerken İngilizce konuşuyor da olsa yine de belli başlı terimlerle karşılaşıyorsun.
Onları öğrenmen gerekiyor.
Yani çok böyle nasıl diyeyim overdose olduğun bir dönem anneyle tanıştığın dönem daha fazla zorluğa tahammül edilemeyen bir dönemde aslında burada ekstra zorlukla karşılaşınca
biraz daha tahammülsüzlük artıyor diyebilirim.
Ben en azından psikolojik olarak bir Bu anlamda zorlanma yaşadım.
Tahammülümün daha da zorlandığı bir dönem.
Hatta bu fikir bize çok güzel bir sonradan proje olarak döndü.
Şimdi ekspat aileler buraya geldiklerinde bu dil bariyerine takılmadan çocuklarıyla ilgili bütün bilgileri kolaylıkla öğrenebilsinler, akıllarındaki soruları Türkçe
olarak sorabilsinler diye sadece Türkçe konuşulan bir oyun grubu.
açtık Hollanda'da.
Bu fikrin aslında oyun grubunun kurulma sebebi de benim aslında o İnci doğduğu dönemde dille ilgili ana dilimde iletişime geçemiyor oluşumun
yarattığı zorluklardan kaynaklıydı.
Şu an için güzel bir oyun grubumuz var.
Amsterdam Belediyesi'nin desteklediği.
Anneler geliyorlar çok güzel işte Türkçe konuşarak.
Çocuklar da aynı şekilde biz de onlarla.
Tamamen Bilgi alışverişi ne öğrenmek istiyorlarsa, kafalarında soru işareti ne varsa bildiğimiz haliyle onları yönlendirmeye çalışıyoruz.
Ne güzel ya. Bu podcast'in altına Instagram sayfanızı koyalım.
Olur tabii. Çok güzel olur.
Şey der misin peki Tuba?
Yani göçmenliğin getirdiği en zor şeye bunları koyabilir misin mesela?
Senin için göçmenliğin getirdiği en zor şey ne?
Sevdiklerimden uzak kalmak.
Yani... Şöyle, çok güzel dostluklarım var Ankara'da.
Onları çok hakikaten özlüyorum.
Özellikle onların da mesela kimisinin çocukları var gittiğimiz zaman İnci'yle beraber bir araya geldiklerinde çok mutlu, keyifli bir şekilde oynadıklarını görüyor olmak.
Hiç sorgulamadan kendilerini güvenli bir alanda hissediyor olmaları bence benden geçiyor.
Çünkü arkadaşımla olan o güven bağını.
O mutluluk halini görüyor, bunu hissediyor ve kendini öyle hissettiği için tamamen bırakabiliyor.
Ve çok güzel paylaşımlarda bulunuyor.
Yani burada olmasaydım, buraya göç etmiş olmasaydım bunu ortama ona sürekli orada sağlayabilecektim.
Burada da güzel arkadaşlıklarım var, paylaşımlar var.
Ama biraz geçmişten gelen dostlukları daha yani kıymetli buluyorum sanırım.
Daha güvenli buluyorum.
O yüzden onları arıyorum.
Bu soru rahatsız ederse ben cevaplamam.
Herhangi bir şeye cevaplamam da.
Yani mesela aslında bir yandan göç ettiğin bir ülkeye entegre olma, çalışma olma.
Hollandalılarla vakit geçirmeyi, onlarla adapte olma konuşmaları falan.
Ama sen İnci'den sonra da onun Türkçe bir ortamda ya da senin yaşadığın zorluklar gibi insanların yaşayabilecekleri zorlukları düşünerek kurduğunuz bir oyun grubu var ya.
Aslında bu tam...
Senin için göçmenliğin özeti olabilir mi?
Yani aslında bir yandan entegre olmadan olmak istediğin bir yer ve aslında hani bir tık daha hani Türkiye'lilerin az olduğu ortamda vakit geçirirsem entegre olabilirim ya da işte Hollandalılarla vakit geçirirsem ne bileyim yani bu coğrafyadaki
insanlarla vakit geçirirsem entegre olabilirim dediğin bir yer ama bir yandan da bırakamadığın ve zorluklarını bildiğin insanlarla hemhal olma durumu var.
Evet. Ve bunun yarattığı...
Bir karmaşa var mı sende?
Aslında bu da göçmenliğin tam bir özeti olabilir mi yani?
Benim için olabilir. Yani valla benim bu yaşta öğrendiğim en güzel şey neden o ya da bu olsun?
İkisi birden olması. Yani hem buraya entegre olup hem aynı zamanda...
Çok güçlü bağlarımı hala koruyabilirim ve buraya ait olmak için verdiğim çabada karşılaştırdığım zorlukları ve tecrübeleri aynı deneyimleri yaşayan insanlara
neden aktarmayayım?
Aslında şu an bununla ilgili aslında çok kafam dışarı dönüyor biliyor musun?
Çok güzel projeler. gerçekleştirilebilir.
Dün hatta bir arkadaşımla bir araya gelip bu tarz projeler hazırlamak üzerine bir görüşmemiz oldu.
Burada bence yapılması gereken çok şey var.
Özellikle sosyal ayağında.
Biz hani Türkiye'de gönüllü projelere çok alışık değiliz.
Yani çünkü devlet çok fazla desteklemiyor.
Burada o kadar çok destek var ki.
Yani gönüllü projeler çok yaygın.
Biraz daha açıkçası ekspat da olabilir.
Yani diğer hani daha önce göçüp gelen Türkler de olabilir.
Gönüllü projelere alışık olmadığı için sorguluyorlar biliyor musun?
Şimdi siz böyle bir bilgi aktarımı, ücretsiz tecrübe aktarımı yapıyorsunuz.
Böyle bir ortam sağlıyorsunuz.
Siz maaş alıyor musunuz diye soruyorlar bize mesela.
Bu soru ancak bir Türk'ten gelir değil mi?
Yanlış anlaşılmasın ama yani bu merak sadece Türk merakı bence.
Şimdi bakınca burada hakikaten ekspat olmanın, göçmen olmanın desteklenmesi gereken bir sosyal ayak var.
Ben aslında bu sosyal ayak için gönüllü oldum.
Kendi yaşadığım zorlanmaları bir başkası da yaşayabiliyor, görebiliyorum.
duyuyorum ve onları rahatlatmak adına bir ortam sağlıyorum ve bunu gönüllü olarak yapıyorum.
Bence full time çalışıyor olabilirsiniz, çalışmıyor olabilirsiniz.
Ne olur belediyelerin sağladığı gönüllü hizmetlere bir göz atın.
Bu Türkler için olur, Hollandalılar için olur.
Hiç fark etmez. Gönüllü olarak çalışıyor olmak insanı hem manevi anlamda çok şey sağlıyor hem de ihtiyacı olan birine yardım ediyorsun.
Daha güzel bir şey var mı? Aslında entegre olmanın Benim için en güzel yanlarımdan biri buydu.
Ben de Türkiye'den göç etmiş biri olarak.
İnsanlar gönüllü işte bir yerde çalışıyor falan.
Gönüllülüğü anlamamıştım. Yani hani karşılıksız bir şirket için çalışmayı anlamamıştım.
Ve benim çalıştığım tiyatroda çalışanların hepsi gönüllü.
Ben menajerim, ben para kazanıyorum.
Yani her etkinlikte gönüllüler geliyor.
Dört tane, beş tane. Ve o kadar çok çalışıyorlar ki.
Baya bir işçi gibi çalışıyorlar.
Ve ben o kadar şaşırmıştım ki.
Ve sonra ben de olmayı denemiştim.
Başka bir tiyatronun işte gidip bir açılışında gönüllü olarak çalıştım.
Sonra o tiyatroda 2-3 kere daha gidip gönüllü olarak.
Ve o kadar böyle ilginç bir hissetmiştim ki.
Ulan çalışıyorum ya baya çalışıyorum.
Ve sonra o çok iyi gelmişti.
Entegre olmak. Çünkü genelde bunu yapanlar Hollandalılar oluyor.
Evet. Çok az göç oluyor. Ve o Hollandalılarla iletişim kuruyorsun.
Ve o Hollandalılar da gerçekten sana bir şeyler anlatıyorlar.
entegre ve adaptasyon sürecinde çok fayda sağlıyor.
Ve bu ülke için çok normal bir şey bu.
Bir yerde gönüllü olarak çalışmak, staj yapmak çok yaşlı, büyük insanların yaptığı bir şey aslında gönüllü.
Çok fazla orada sosyalleşmek var olmak için.
O yüzden bu yaptığınız şey çok değerli.
Ama insanların da bilmediği, adapte olmadığı bir kültür.
Çünkü çok da fazla dışa dönük olmuyoruz geldiğimizde.
Herkesin tuhaf bir koşturmacası oluyor ya gerçekten.
Ondan dolayı da olabilir belki.
Bilmiyorum ama... Çok soruyorlar bana.
Ben işte gönüllü tiyatroda gidip çalışıyorum falan deyince gönüllü ne yapıyorsun ki diyorlar.
Diyorlar ki işte onu yapıyorum.
Sen aptal mısın sen diyorlar yani.
Bunu anlatamıyorum ben de Türkiye'deki arkadaşlarıma.
Peki şu soruyu sorsam ne dersin?
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Atol Behramoğlu'nun şiiri.
Nasıl tamamlarsın devamını?
Beni büyüten, beni tamamlayan ve tabularımı yıkmamı sağlayan.
Buraya gelirken aslında birçok tabumla beraber geldiğimi fark ettim.
Hollanda o anlamda bana çok yardımcı oldu.
Burada çünkü herkesin sesi için yer var.
Herkesin fikri için yer var.
daha sen kadınsın, sen öylesin, sen böylesin hep böyle bir etiketleme üzerine büyütüldüğümüz ve bunun doğru olduğunu, olması gerekenin bu olduğunu
verdikleri için burada bu kalıpların yıkılmış olduğunu görmek aslında özellikle anne olma serüveninde kendimi daha iyi bir versiyona ulaştırmamda katkıda
bulundu. Bu anlamda bence Hollanda'da olduğum için mutluyum.
Başka bir ülkede bunu bu kadar rahat gerçekleştirir miydim?
Bilmiyorum tabii işte yaşayıp görmek lazım onu da tabii.
Ama güzel anlamda kesinlikle olmak istediğim versiyonuma en azından ulaşmam için katkıda bulundu.
Peki olmak istediğim versiyonuma katkıda bulundu ama tam da olmak istediğin versiyonunda mısın şu an?
Tabii ki de hayır. Eğer onu dersem ama kendimi geliştirmeyi kapatmış gibi hissederim.
O yüzden öyle diyemiyorum.
Ama şey gibi bir yerden alabilirsin.
Hani olmak istediğim versiyonumu Türkiye'de olabilirdim der misin?
Diyemem. İnsanın bunu diyebilmesi için öncelikle kendini güvende hissetmesi lazım.
Ben Türkiye'de kendimi güvende hissetmiyorum.
Aslında onun gibi bir yerde.
Sonuçta... Olmak istediğin bir versiyonun var kafanda ve bunu Türkiye'de başaramayacağını hissediyorsun.
Evet yani o çünkü kafa olarak rahat olmak o sınırları açıyor ya.
Sürekli orada takılı kalan bir şey varken onunla uğraşırken başka yerlere kanalize olmak zor.
O rahatlığa burada sahip olabiliyor olmak bence.
Tamamen kendime, çocuğuma, aileme, sosyal hayatıma yani.
Beklediğim ne varsa ona odaklanabileceğim alanları açıyor.
Peki son soruma geleyim.
Bir iki tane daha var da. Nasıl bir öğretmensin evde?
Çok güzel bir soru.
Genel olarak çok nasıl diyeyim?
İnceliklere ve estetiğe değer veren biriyim.
Özellikle iletişimde iletişim dilinin gücünün çok önemli olduğuna inanıyorum.
Şu an bu aralar o kadar zorlanıyorum ki.
İnce dün bana şey dedi.
İstediği bir şey vardı. Yapmadım.
Sınırlar. Sonra dolabı açtım.
Üstüme bir şeyler döküldü.
Oh dedi sen bunu hak ettin işte.
Şimdi otur düşün bakalım bir dedi.
Yani ona bu dille konuşmamaya o kadar dikkat ediyorum ki doğuşan bunu anlattım.
Yahu biz neler hani düşünüp ne şekilde iletişim kurmaya çalışıyoruz?
İnci'nin bize söylediklerine bak.
Yani kesinlikle bir öğretmenin bir öğrenci üzerinde bırakabileceği etki ona dokunmaktan geçiyor bence.
İletişim gücümün yüksek olduğunu inanıyorum.
Sözlü olarak dokunmayı çok seviyorum.
Öncelikle onu söyleyebilirim.
Ama bu öğretmen kimliğim maalesef ki şey var evde.
Anne kız ilişkisine epeyce yansıyor.
Yani böyle çocukla oyun oynarken bir bakıyorum kendimi bir şeyler öğretirken buluyorum.
Fark edip onu geri çekmeye çalışıyorum falan.
Kötü bir şey değildir ya.
Ya beş yaşındaki çocuk için bence fazla olabilir yani.
Ya sonuçta şey gibi bir yerden ya.
Mesela bütün anne babalar hep bir şey öğretmek üzerine dünya kuruyorlar.
En azından bunu bilinçli bir yerden yapmak kötü bir şey oluyor.
Ya bence en güzel öğretme yolu öğreneceği ortamı sağlayıp kendi öğrenmesini sağlamak ya.
Bence o noktada biraz işte.
Ben öğreteyim, ben öğreteyim kısmı fazla kaçıyor.
Anladım. Peki buradaki öğretmenleri nasıl buluyorsun?
Yani öyle bir şey söyleyebilir misin? Nasıl sence bir eğitim biçimleri?
Buradaki eğitim sistemi beni hayal kırıklığına uğrat biliyor musun?
Yani buraya gelmeden önce tabii işte hani buradaki çocuklar çok mutlu.
İşte eğitim seviyesi çok iyi falan.
Buradaki eğitim seviyesinin yüksek olmasının sebeplerinden biri Hollanda'nın...
Her okulunda çocukların eşit şartlarda eğitim materyallerine ulaşabiliyor olması mesela.
Bu okul seçimlerinde açık günler oluyor okulu gezip okulla ilgili sorular sorabileceğin.
İzlediğim bir YouTube videosunda bir anne çocuğunun ceza aldığından bahsetmişti Hollanda'da.
Bu hep benim sorularım arasında vardı.
Okulunuzda çocuklar yanlış davranışlarda bulunabilir.
Böyle durumlarda nasıl bir tavır sergiliyorsunuz öğretmen ve okul yönetimi olarak?
İşte anlatıyorlar anlatıyorlar.
Ben direkt artık şey diye sormaya başladım.
Ceza uyguluyor musunuz?
Ceza mı? Hollanda'nın hiçbir okulunda ceza yok.
O da nereden çıktı? Falan gibi bir tutumları oluyor.
Sonra soru cevap kısmı bittikten sonra okulu geziyorsunuz.
Ve okulu genelde okul öğrencileri gezdiriyor size.
Sınıfın dışında böyle bir ayrı alan var.
Orada... Bir çocuk oturmuş kitapta bir şeyler yapıyor.
Bizi getiren öğrenci bu çocuk neden sınıfta değil diye sordum.
O muhtemelen sınıfta arkadaşların ya da öğretmenine hoş olmayan bir davranışta bulunmuştur.
O yüzden sınıfın dışındadır dedi.
İşte ceza bu. Cezalandırma yani.
Pedagojik altyapısının çok daha yeni olmadığını, yeni bilgilere göre düzenlenmediğini düşünüyorum.
Buradaki eğitim sisteminin kızımın şu an okuduğu okulda ya da önceki okulunda da yine sınıfta bu cezalandırma sistemi vardı.
Mesela işte sınıfın...
Arka tarafına bir sandalye konuluyor.
Eğer çocuk sınıfın akışını bozacak bir dervençte bulunursa sandalyeye oturtuluyor.
Bir gün İnci'ye sordum. İnci neden bunu yapmadın diye.
Öğretmen beni sandalyeye oturtursa diye korktuğum için dedi.
Yani bu bir cezalandırma yöntemi.
Yani genel olarak bizim Türkiye'de çocuklara, bilmiyorum ben bir öğretmen olarak staj yaptığım dönemde Onlar bize emanet edilmiş çocuklar.
Dolayısıyla ben onlara ders anlatırken de ya da teneffüs arasında da gözüm kulağım gibi bakıyordum.
Burada okul bahçesinde ilgilenilmeyen çocuklar, özellikle özel eğitime ihtiyaç duyan bir öğrenci gözlemim oldu.
Çocuk bahçenin köşesinde ağlıyor ve öğretmen hiçbir eylemde bulunmadı yani.
Süre bitince çocuk içeri girmeyecek.
Gitti öğretmen aldı içeri soktu falan.
Yani çok öğretmen temelinde değil ama genel olarak bakış açıları işte şey.
Çocuk ağlar ağlar susar.
Olduğu için bebek doğduğunda da bunu yapıyorlar.
Yatağa koyun ağlar ağlar uyur.
Bize bu eğitim veriliyor.
Ebeler bunu anlatıyor.
Yani bu bilgiler çok geride kaldı yani.
Artık birazcık pedagojik olarak yenilikleri takip etsek mi demek istiyorum ama.
Yapacak bir şey yok. Çok şaşırdım ben.
Yani böyle düşünmüyordum bu arada ben.
Yani çünkü genel hatlarıyla şey gibi geliyordu bana.
Bu arada sohbet ettiğim insanlar da genelde öyle söylüyorlardı.
Hani çocukların daha özgürlükçü bir yerde falan ama mesela kimse ceza sisteminden bahsetmiyordu.
Sonuç itibariyle şey bu bir pembe göklü insan sorunu olabilir çocuğun arka sandalde oturuyor olması.
Sonuçta ben de ilkokuldayken okul havayına dayak yiyordum.
Sonuçta o da mantıklı değil ki.
Yani ben okul havayına dayak yedim diye çocuğun Hangi çağda yaşıyoruz?
Cezayi sisteme tabi olup cezadan korktuğu için bir şey yapmıyor olması çok korkutucu.
Hollanda gibi bir ülkede. Ve hani bu sorunları işte bir şey değil demek de çok saçma.
Çok üzüldüm. Hiç böyle olduğunu tahmin etmiyordum.
Yani detaylı olarak içine girince birazcık da mesleki açıdan bakınca benim değerlendirmem bu şekilde açıkçası.
Çünkü baktığında, sorduğunda araştırmalara dünyanın en mutlu çocukları.
Dünyanın en mutlu çocukların yetiştiği ülke Utrecht ya da şehir falan.
Ama mutlu çocuklar devletin yani kapitalistin belirlediği kurallara uymayınca cezalandırılacak ve o kurallara uyalım da sisteme
hizmet edelim bir parçası ve o yüzden mutlu oluyorlarsa bu mantıksız bir şey yani.
Yani değil mi? Orada bir hata var.
Bir hata var tabii ki. Yani kendilerine bir nevi...
Eğer asker çalışacak bireyi yetiştiren, makinenin parçası yetiştiren sistemin mutlularıysa orada bir sorun var.
Yani bir de bu hani ceza yöntemi uygulandı.
Okey. Çünkü bir şey geri dönüşü var değil mi?
Ama onun üstüne başka yöntem çıktı.
Onun da geri dönüşü var. Yani hani eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsan bunu illa cezayla çözmek zorunda değilsin.
Yani yeniliklere sahip olmak eğitim anlamında bence işte.
çok da yeni bir bakış açısına sahip değiller.
Peki göç etmek isteyenlere ya da burada göç etmişlere böyle içinde kalan söylemek istediğin bir şey var mı?
Yani şöyle şeyler çok duyuyorum ya da şöyle şeyler çok oluyor şunu ya da paylaşmak istediğin bir şey varsa biz de paylaşır mısın?
Herkesin tecrübesi çok farklı Saletin.
Kimseye hani tutup da böyle iyi olur, böyle zor olur gibi bir pencereden bir tavsiyede bulunmak istemem.
Merak meselesi. Gerçekten çok merak ediyorsanız gelin siz de deneyimleyin.
Ben gerçekten gelip de zorlanan insanlara ulaşsınlar bana elimden geldiğince bildiğim kadarıyla yardımcı olmaya çalışırım.
Tabii ki de zorlukları var ama bu hiçbir şekilde bence yatsınamaz bir gerçek yani.
Evet ya göç farklı bir şey sanırım.
Evet. Peki podcast'imizin adayı da bitiriyoruz genelde.
Boğulunda ne getirdin? Bavulumda daha önceki senelerde getirdiğim şeyle artık getirdiğim sene şey aynı değil.
Ya da şöyle diyebilirim.
Bavulumla gelirken koyduğum şey evimi özlüyor olmak.
Ama bavulumu açtığımda karşılaştığım şey yas.
Türkiye'den çıkarken evime kavuşacağım için büyük bir özlemle geliyorum.
Ama bavulumu açtıktan sonra bir hafta psikolojim bozuluyor yatıyorum.
Yani o kayıp.
yani burada sahip olamadığım şeyler gerçek olarak yüzüme çarpıyor.
Ne bileyim ailem, arkadaşlarım, oradaki işte yakın samimiyet insanlarla kurduğum, sokaktaki bir insanla ya da bir restoranda kurduğum o espri dili.
Burada en çok özlediğim şey o.
Sen özlüyor musun? Ya ben çok fazla Türk komünitiyle haşır neşirim ve kumpanyasındaki atölyeler ya da işte çok fazla şey olduğum için arkadaşlarım.
O yüzden çok Ne yalan söyleyeyim?
O tarz şeyler aramıyorum ben.
Çünkü haftanın dört günü atölye oluyor.
Ben İngilizce de oyunculuk dersi veriyorum.
Ya da işte International çalıştığım tiyatroda bütün arkadaşlarım yabancı.
Öyle bir tayfa arkadaş grubu da var.
Ama Türkelilerle de çok vakit geçirdiğim için hiç böyle bir şey özlemiyorum.
Ve yaptığımız oyunların da yüzde seksenin her şey Türkçe.
O yüzden çok özlemiyorum. Yabancılarla peki böyle aranızda esprili bir dil var mı?
Var. Yani benim çalıştığım ortam...
Hep böyle göçmen insanlar.
Böyle Hollandalı da var aramızda.
Aramızda diyorum ne güzel ayırdım insanları.
O yüzden böyle herkesin göçmen olduğu bir yerde sürekli çok göçmen esprisi çok yapıyoruz.
İnsan çok dedikleri şey var ya o çok oluyor.
Yani hani İtalyan bir arkadaşım var.
Ulan işte yasal dışı bir şey olacak.
Türklere sor diyor. Senin akrabaların biliyordur diyor.
Ya da hani iyi pizza nerede yenir dendiğinde.
Türkse pizzacı var. İtalyan pizzası yapıyorlar diyor.
Hep böyle kendilerimizle çok şakalaşıyoruz biz.
Çok böyle samimi bir ortamımız var.
Ya da böyle yemek yapıyoruz, vakit geçiriyoruz.
Ama Türkiye'li esprileri anlamıyorlar.
Ben yapınca da anlamıyorlar. Bir de benim yaptığım her şeyi gerçek zannediyorlar şakayı.
Yani Ben böyle birilerini kandırarak şaka yapmayı çok seviyorum.
Ya acaba bunu ben de çok yaşıyorum.
Kendi aralarında günlük hayatta çok mu az şakalaşıyorlar?
Bunu merak ediyorum açıkçası.
Hiç de sormadım.
Çünkü ben espri yapıyorum.
Mesela bir Hollandalıyla konuşurken.
Ve onu gerçek zannediyor, ciddiye alıyor.
Ve ben de artık üstünde durmuyorum.
Düzeltiyorum falan. Geçen yaşadığım bir olay var.
Çok saçma bu arada. Onun şaka anlamamış olması beni çok üzdü.
İlk defa bu arada 4 yılın sonunda aile hekimine gidebildim ben.
İlk defa. Hani böyle kan testisi yaptırmak istiyorum.
Çünkü çok uyku sorunu yaşıyorum falan diye.
Sonunda ikna oldum. Gel dedi yani.
Gittim. Ve hani işte tek mi göç ettin falan bilmem ne falan derken hani buraya tek mi geldin biri var mı?
Yok dedim aslında 9 kişiler vardı mahallelerinden.
Hani onları da çağırıp aa gerçekten mi 9 kişi mi falan dedi.
Yok ya şaka yaptın. Ha oldu yani bozuldu.
9 kişiyle gelmiş olabileceğimi mi hayal ettin?
Yani hani 9 kişiler bekliyor ya şurada falan.
Gelmişken hep beraber gelin dedim.
Nasıl ya 9 kişi mi geldin dedi kadın.
Ya şu Allah'ım ya demek ki şaka yapmamalıyım.
Yani hani böyle şakalar yapmamalıyım.
Panik oldu kadın. Bence öyle bir pencereleri yok.
Yok yani.
Bana öyle geliyor artık.
Birden fazla kez karşılaştım çünkü.
Ya benim bu arada yabancı arkadaşlarım da bana alıştılar.
Çünkü onlar da ilk başta söylediğim her şeyi gerçek zannediyorlar.
Onlar artık alıştılar. Şimdi hiçbir şeye inanmıyorlar.
Söylediğim. Hani şaka olduğuna çok okey oldular ve şey diyorlar falan deyip geçiştiriyorlar beni yani.
Çünkü ben çok seviyorum böyle kelime şakaları yapayım.
Geliyorlar mesela mezrebe böyle tanıdık.
Bu akşam kapalıyız falan diyorum.
Hani etkinlik iptal falan diyorum.
Ya o zaman gidelim falan diyorlar.
İlk başta ah gerçekten mi ya tüh falan diyorlardı.
Şimdi alıştılar. Hani böyle şeyler yapıyorum yani orada.
Ama zor evet. Biz de normalde gerçek bir dille konuştuğunda bile şaka mı falan deriz yani.
Burada evet günlük hayattaki konuşma dili yani bunu bile özlüyorsun.
Yani bunun bile yasını tutuyorsun yeri geliyor.
Ama şey fiziksel şeylerden çok bahsetmiyorum getirdiğin götürdüğün.
Ne götürüyorsun mesela buradan?
Buradan heyecan götürüyorum.
Tabii çok heyecanlanıyorum. Her seferinde çok heyecanlanıyorum ya.
Kardeşimi göreceğim, annemi babamı göreceğim, abimi göreceğim falan diye.
Sen heyecanlanıyor musun giderken?
Ben de heyecanlanıyorum giderken.
Ama şey heyecanlı oluyor benimki böyle.
Şimdi İstanbul'a gideceğim ve şunu yapacağım.
Şu olacak, bu olacak.
Ve ben yeğenlerimi görmek beni çok çekiyor.
Türkiye'ye gitmek de. Anne baba değil ama böyle yeğenlerimi görmenin heyecanı oluyor.
Giderken bir tek onlara bir şey götürüyorum mesela.
Bir şey götüreyim işte onlarla şuraya gideriz böyle bir şey mi olur falan.
Aldığın şeyi açarken ki hayalini bile düşününce heyecanlanıyorsun giderken.
Geçen Tolga'yla sohbet ettik yine podcastta.
O çok güzel bir şey söyledi ama kafamı çok karıştırdı.
Ben artık giderken hiçbir şey götürmüyorum dedi.
Çünkü ben giderken bir şey götürünce sanki orada yok da buradan bir şey götürüyormuşum.
Ve hani sanki ben burada...
Çok daha onlardan üstte ve farklı bir yerdeymişim hissiyatı oluyor ve ben o yüzden hiçbir şey götürmüyorum artık dedi.
Evet ya sanki orada bunlar hiç yok ve uğraşamayacakları bir yerdeler ve bunu götürmeyeyim mi acaba dedim.
Sonra yine dayanamadım çünkü bir şeyler...
Ama biz böyle hediyeleşmeyi severiz yani.
Elimiz boş gitmeyi sevmeyiz falan.
Paylaşmayı severiz. Açtığındaki yüzündeki bir mutluluk falan.
Yani onlar ne bileyim.
Ama o Tolga'nın söylediği şey ben çok iknayım.
Yani böyle hani evet o daha böyle sanki.
Çok incelikli bir düşünceler kesinlikle.
Kayıt da çok güzeldi bu arada.
Evet teşekkür ederiz. Yani o yüzden mesela çok uzun süredir kafamı karıştıran bir şey.
Yani hani götürüyorum. Ulan ben aslında burada.
Daha böyle bir yerdeyim demek için mi götürüyorum?
Kendimi çok zor buladım. Yani benim tahminimce Türkiye'deki şu an ekonomik koşullardan dolayı herkes hani burası çok daha ucuz.
Dolayısıyla bir şeyler getirilince ne olursa orada var yok.
Yani kayınvalidem çikolata getirdik mesela ilk gittiğimizde.
Yavrum bunlar burada da satılıyor marketlerde.
Bunları niye kendinize yük ettiniz de yordunuz kendinize de?
Haklı yani hani o anlamda orada da var aynısından.
Ama Tolga'nın bakış açısıyla...
Bakan hani çok insan yoktur hakikaten kıymetli bir yerden bakıyor.
O yüzden şey oldu bende de hani ben de o yüzden mi götürüyorum acaba oldum?
Yani bazen gerçekten o yüzden götürüyorum.
Yani mesela çok yakın bir arkadaşım var işte diyor ki bana diyor gelirken şunu getirir misin?
Orada çok ucuz diyor. İşte bir arkadaşımın işte çocuğu oldu yeni.
Buradaki işte o bebek kıyafetleri, kışlık kıyafetler falan marka bir yerde.
Türkiye'deki üçte biri fiyatı.
Ben elime sipariş ediyorum onları.
O buraya geldiğinde ya da işte ben oraya gittiğimde götürüyorum.
Çok çocukluk arkadaşım benim. Ve hani böyle bir pozisyonda okey ama kimsenin bir şey istemediği bir yerde birilerine böyle bir şeyler götürmek bir yandan da şey onları düşündüğümün simgesi benim için.
Ama bir yandan da acaba altmetrin olarak öyle bir şey var mı diye çok sorgulattı beni.
Hala daha düşünüyorum bu arada da.
O yüzden şey yani.
Bazen şey seviyorum.
Cehaletin mutluluk olduğu bir şey.
Bilmeseydim. Şu an onu düşünüyordum biliyor musun?
Acaba fazla mı sorguluyoruz bir yerde de?
Yani Tolga bunu söylemeseydi keşke de mutlu mutlu götürseydim.
Yani tek derdim bunu götür nasıl götüreceğim olsaydı.
Farkındalık oluşturarak. Evet farkındalık olarak kafamı karıştırırız.
Buradan ona başlatayım bari.
Ya teşekkür ederim vakit ayırıp geldin.
Ben teşekkür ederim. Benim için çok keyifliydi.
Umarım dinleyenler için de öyle olur.
Ya çok sağ ol. Umarım daha böyle oyun grubunun daha farklı yerlere geldiği bir yerden sonra belki tekrar sohbet ederiz.
Umarım. Yani özellikle kafamda planladığım projeler hayata geçerse onları da çok paylaşmayı isterim.
Bekleriz. Bizim stüdyomuz hep burada.
Ne zaman istersen gel. İnci ile gel bir gün.
Tamam. İnci ile gelmeyi çok isteriz zaten.
Teşekkür ederiz. Bavulda Ne Var?''ı dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Beğeniyorsanız paylaşabilirsiniz.
Yeni kayıtlarda görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
