
Kuşaktan kuşağa taşınan hikâyeler
Transkript
Selam, burası Kumpanya Performing Arts Stüdyosu ve Bavulda Ne Var? Podcast programındasınız.
Bugünkü konuğumuz, arkadaşımız Aslı.
Selam Aslı, hoş geldin.
Hoş buldum sadıcım. Ne yapıyorsunuz siz?
İyiyim vallahi zaten yani iki dakika önce de muhabbet ediyorduk.
Şu an bıraktığımız yerden devam.
Bize göç hikayenden biraz bahseder misin?
Kimsin, neler yapıyorsun, nasıl bir göç süreci yaşadın ya da neler oldu?
Biraz bunlardan bahseder misin seni tanımayanlar için?
Tabii ki bahsederim. Ben 8 sene önce geldim Hollanda'ya.
8 sene hatta birazcık geçti.
Master'ım için geldim. İşte TU Delft'te elektrik mühendisliği master'ı yaptım.
Zaten ama amacım her zaman yani işte Hollanda'ya gelmek ve aslında kalmaktı da.
Hani hiçbir zaman böyle geri döneceğim gibi bir düşünceyle gelmedim.
Hani geleceğim ve orada bir hayat kendime kuracağım.
Belki de her şeye sıfırdan başlayacağım gibi bir düşüncem vardı.
Gelmemin birkaç sebebi var.
Mühendislik yapıyorum. Fena da gitmiyordu akademik süreçte benim için ama buraya değinmeden geçebileceğim bir konu değil.
Çünkü benim buraya gelme sebebim aslında ana sebebim diyebilirim.
Queer olmak. Türkiye'de ben dolapta bir...
Ve her zaman da işte ben Hollanda'ya gideceğim ve orada artık kendimi gerçekleştirebilirim gibi böyle bir düşüncem vardı.
Hollanda olmasının sebebi de ben aslında burada doğdum.
8 senedir burada değil mi şey merak ederler yani acaba aldığım vatandaş da naturalized taş oldu mu?
Zaten burada doğduğum için işte çifte vatandaşlık hikayesiyle beraber.
O yüzden de Hollanda benim için böyle bir çıkış bileti gibi bir durumdaydı aynı zamanda.
Böyle yani çok özetle böyle söyleyebilirim.
Peki burada o süreçten başlayalım.
Burada doğdun ama sonra Türkiye'de mi büyüdün, yetiştin?
Nasıl oldu süreç? İşte ben 4 yaşına hatta girmeden ailem Türkiye'ye geri dönüyor.
Kesin dönüş yapma durumları oluyor.
Çünkü zaten burada da çok tutunamıyorlar diyeyim yani.
Buraya gelme amaçları benim dedem geliyor aslında.
İşte para kazanalım, bir evimiz olsun, bir arabamız olsun falan gibi bir aslında düşünceyle dedem buraya geliyor.
Çünkü göçmen...
bir ailenin de torunuyum diyeyim.
Makedon göçmeniyiz aynı zamanda ve işte dedemler Türkiye'ye Makedonya'dan göç ediyorlar ve hiçbir şeyleri yok.
Yani işte yedi kardeşler...
İşte bir tane evde aynı odada kalıyorlar falan ve dedem bir şey diyor.
Bu böyle gitmeyecek. O yüzden de aslında Hollanda'ya gelme isteğinde bulunuyor.
Daha sonra da işte babamları vesaire aldırıyor.
Ama hani şimdi şu an göçmen olmak, ekspat olarak diyeyim yani.
Bence ekspatla immigrant arasında ben hiçbir fark görmüyorum.
Bu neden bu isim ekstra olarak var onu da anlamış değilim.
Ama yani 80'lerde göçmen olmakla bence 2025'de göçmen olmak arasında da bir ciddi bir fark var.
Dil yok, hiçbir şey yok. İngilizcesi yok, dedemin Hollandacası da hiçbir şey yok.
Ve işte bir fabrikada işçi olarak aslında çalışmaya geliyor.
Tek amacı da işte yani okey aileme daha güzel bir hayat acaba sunabilir miyim?
Şeklinde ve çok daha fazla ırkçılık var.
Yani şu an biz çok da hayatın içindeyiz.
İşte Amsterdam'da bir hayat kurabiliyoruz ama onlar için bu çok mümkün değilmiş.
Ben çocukken bunu çok anlamıyordum yani.
Hatta kızıyordum niye döndünüz falan diye.
Ama sonra gelince onların bakış açısından neden dönmek istediklerini anladım.
O yüzden de işte kendi anne babam için de yani okey bir noktada geri döneceğiz biz her zaman Türkiye'ye durumu vardı.
Ben de okula başlamadan burada hiç geri dönüyorlar Türkiye'ye.
Peki sizinkiler Hollanda'ca konuşabiliyor mu?
Babam geldiği zaman bir 14-15 yaşında.
O yüzden burada bir liseye başlıyor herhalde direkt.
O yüzden de öğreniyor. Babamın Hollanda'cası var ama mesela dedemin çok kısıtlıdır yani mesela.
Çok 25-30 sene kalmış olmasına rağmen Hollanda'da annemin de çok kısıtlıdır.
Yani işte markette belki işte hesabı ödeyecek kadar.
Şeyden sordum aslında. Hani sonuçta 4 yaşında dönüyorsun ama aile sana dil öğretme konusunda yardımcı olabildi mi?
Yani hadi ekstradan hani bunu da öğren bak falan gibi bir şey oldu mu?
Çünkü Türkiye'de dil öğrenmek çok zor ya.
Ne olduğunu bir önemi yok. Hangi dili olduğunu bir önemi yok.
Okulda 10 yıl İngilizce anlatıyorlar.
Ben hiçbir şey bilmiyordum. Yani liseden mezun oldum.
Sıfır bilgi ve her yıl İngilizce dersi gördüm.
Yani hani belki bende de alakalı olabilir ama ben eminim ki yüzde sekseni böyle yani.
Kesinlikle öyle. Çok şöyle hani ilk soruya gelecek olursam hiç bununla alakalı bir çabaları olmadı.
Hatta işte benim abim de var.
O burada okula başladığı için yani ilkokul işte hani o kindergarten ve ondan sonra işte ilkokulu da burada başladı.
İlkokula da burada başladığı için.
Onun Orlandacası vardı hani ana dili gibi konuşuyormuş.
Hani benim bildiğim kadarıyla ama daha sonra Türkiye'ye gidince de unuttum.
Unuttu yani. Çünkü bununla alakalı hiçbir pratik yapılmıyordu.
Annem babam bence bir şey diye düşündüler.
Biz döndük ve artık her şey Türkiye'de.
Bu çocuklar Türkiye'de büyüyecekler.
Anladım. Şöyle mesela başka bir dil konusunda Makedonca konuşulurdu evde.
Çünkü dedemin, babaannemin, herkesin ana dili aslında Makedonca.
Türkçeyi sonradan öğreniyorlar. Ama mesela Hollanda'cığı öğretelim, başka bir dilde çocuklar kazansın veya abim unutmasın gibi bir çabaları açıkçası yoktu.
Peki. Bu soruyu sonra mı sorursam bilmiyorum ama.
Yani göç aslında sizin ailenin böyle genlerinde olan bir şeymiş gibi geldi bir anda kulağıma.
Ve sen aslında göç etmeye karar verdiğinde bu damarlarındaki kal seni böyle daha rahatlattı mı?
Merak ediyorum. Çünkü hiç göç etmemiş bireylerle daha önce göç etmiş bireyler arasında çok ilginç farklar oluyor.
Yani sohbet ederken duydum. Sende böyle bir şey var mı?
Yani ben çok kaygılandım göç edecek miyim nasıl olacak falan diye.
Çünkü ben öyleydim. Doğduğumdan beri hiç kimse değişmemiş.
Hiç kimse yerini değiştirmemiş. 100 yıldır aynı apartman.
Ve kimse evin dışında bir yere yaşamamış.
İstanbul'da okumaya gittim, annem dönüp köyde yaşayacağımı düşünüyor.
Oyunculuk okumuş olmama rağmen.
Sende böyle bir şey var mıydı?
Bu zorluk ya da kolaylık?
Bence göç hiçbir şekilde kolay değil ama dediğin gibi ben de bunu çok düşündüm.
Hatta böyle şey olacak şimdi birazcık böyle...
Ya komik de gelecek ama bu işte aile dizimi vesaire böyle şeyler bir ara böyle popüler oldu ya hala hatta bir yerlerde popülerdir falan.
Bir şekilde karşıma çıktığı zaman da hani ilk etapta tabii ki daha bu bana göre bir şey değil diyene kadar bir okuyorsun yani.
Orada da mesela şeyi düşünmüştüm gerçekten.
Hollanda'dayken hani haberim oldu bu aile dizimi hikayesi falan filan.
Yapmadım bu arada yani onu da söyleyeyim de çünkü hani...
Benim inandığım bir şey değildi yani.
Orada mesela böyle şey dedim gerçekten.
Ya bir dakika hani bu ben aslında hani jenerasyonlar boyunca gelen bir şeyin de böyle hani onu mu tamamlamaya çalışıyorum aslında?
Orada bir sorakalı mı tamamlamaya çalışıyorum veya bir sorakalı kırmaya mı çalışıyorum vesaire gibi.
Aslında benim de aklıma geldi. Genetik kodlarımızda gerçekten olan bir şey olduğunu düşünüyorum.
Çünkü birinci ağızdan yani dedem hani...
İki kere ülke değiştirerek göç ediyor.
Yani bir 14-15 yaşında Makedonya'dan Türkiye'ye geliyor.
Sonra da işte kaç yaşında oluyor?
Bir 30'larında falan da fabrika işçisi olarak Hollanda'ya geliyor.
Yine dilini hiç bilmediği bir yere.
Ondan bu hikayeleri dinlerken aslında bana cesaret vermediğini söylersen bence yalan söylemiş olurum.
Çünkü onun da dediği şey şuydu yani her zaman bana.
Aslında hani ben eğitim görmedim.
İşte hani ilkokul mezunu bir adam.
Hani ben bu kadar bir şeyleri yapabildiysem...
Sen çok daha fazlasını yapabilirsin.
Elinde daha iyi imkanlar var şu an.
Okuyorsun, kafan çalışıyor kendi canranda.
Daha fazlasını yapabilirsin diye bana cesaret kesinlikle verdi.
Vermediğini söylersem dediğim gibi yalan söylemiş olurum.
O yüzden de mesela ben daha 14-15 yaşında bile ben Hollanda'da yaşamak istiyorum.
İnşallah bir gün gideceğim dediğim zaman bu da böyle bir nereye gideceksin falan gibi bir tepki de oluşturmadı.
Bu her zaman zaten yapılabilecek bir şeymiş gibi de algılandı belki de.
Kişisel olarak... Hani cevaplamak gerekirse.
Kesinlikle kolay değildi. Kolay olacağını belki de düşündüm.
2017'de geldim. Ya Hollanda'ya gideceğim her şey çok iyi olacak.
İşte queerlik işte hani inanılmaz.
Abi orada her şey yapılıyormuş.
Kızlar teklif ediyormuş falan.
Öyle olmadı yani.
Öyle olmadı. Onun verdiği bir sıkıntı oldu.
Bütün arkadaş çevrem hani işte akademik çevrem.
Her şeyi bırakıyorsun. Sıfır ya.
Sıfırdasın yani. Sonra böyle dedim ki daha kolay olmalı mı?
Olmalıydı sanki ya benim pasaportum var mı?
Bir şeyler yok olmadı.
Ama dediğim gibi o mesela buraya gelene kadar belki de işimi kolaylaştırdı.
Ailede böyle bir genin olması.
Göç geninin olması. Peki lisansı nerede okudun?
Bilge. Ne okudun?
Elektrik elektronik mühendisliğim.
Neden? Neden? Ben fen lisesi mezunuyum bir de.
Yatıda okudum falan. Yani oralarda işte mesela ben 13 yaşından beri aslında aile evinde değilim.
Şu anda 31 yaşındayım.
18 senedir hayatımın yarısından daha fazlasını da aile evinde yaşamıyorum.
Çünkü işte ailem İzmir'de yaşıyordu.
Ben Turgutlu'da yatılı okudum.
Sonra İstanbul'a bachelor'ım, lisansım yapmaya geldim.
Sonra master'a buraya geldim. Hikaye bu.
Neden elektrik, elektronik?
Şöyle, fensesinde olunca...
İki seçeneğin oluyor. Ya mühendis olacaksın ya doktor olacaksın gibi bir aslında bakış açısıyla sana bir şeyleri öğretiyorlar.
İşte mesela İngilizce falan filan hani arkadaşlarım böyle İngilizce dersinde uyurlardı.
Ben ama böyle hani pür dikkat dinliyordum.
Çok iyi katılıyordum. Çünkü hani öğrenmem lazım.
Çünkü ben her zaman yurt dışına gitmeyi hedefliyorum.
İngilizceyi bilmek zorundayım. Yani işte edebiyat bilmem ne bu tarz derslere benim arkadaşları böyle abi uyuma dersi bu veya işte test çözeceğiz.
Üçüncü, dördüncü sınıfta da bu şekilde.
gerçekleşiyordu. Bir noktada şeyi anladım yani ben doktor olmayacağım.
Zorlanırım yani bu işte insanların derdi var ben bu derde derman olamazsam veya yani onu duygusal olarak kaldıramayacağımı anladığım bir dönem yaşadım.
Sonra dedim ki mühendis olacağız herhalde.
Orada da inan şöyle bir bugün yapacağım işi bilmiyordum yani.
Desen ki ne yapacağını düşünüyordun.
Vallahi bilmiyordum. Her şeyi yaparken.
Yani mühendis olacağım yazdık.
Bu kadar yani. Aa okey.
Çünkü şey gibi bir yerden mi? Yani hep şöyle hikayeler var ya.
Hep elektrikle ilgileniyordum.
Ampul yakıyordum. Elektrik mühendisi oldum.
Hani böyle bir şey mi acaba dedim seninkide?
Ya şeye ilgim vardı. İşte araba varmış.
İşte uzaktan oyuncak araba varmış.
Ay işte içine bakayım falan filan gibi hislerim vardı.
Yalan değil ama. Şu an mesela ben çip tasarlıyorum.
Yani hiç o ilgi bu ilgiyle bence hiç bağdaşmıyor yani.
Orada sadece işte birazcık daha belki işte mekanik birazcık daha böyle pratik şeylere ilgimin olması.
Evet birazcık benim mühendisliğe yetmiştir ama gerçekten bugün yapacağım işle alakalı en ufak bir fikrim yoktu.
Büyüyünce değişiyor ya bütün hayaller, gerçeklikler, algılar değişiyor ya.
Hani o arabayı yapmıyorsun yani.
Halbuki o arabanın sadece küçücük bir parçasının mühendisi oluyorsun.
Büyüyünce gerçeklerle yüzleşiyorsun.
Bu arada sen şimdi doktor dedin ya.
Bir sene şöyle bir şeyle önlükle hayal ettim.
Çok havalı olurdum ya. Yani şey gibi böyle hani bir şey halin tavrın bana hep geçiyor.
Okey şimdi o Aslı ben bunu hallederim deyip orada duruyorsun ya.
Doktor olarak sen ben bunu hallederim desen kimse bir şey diyemezmiş gibi.
Evet ben bu ameliyatı yapacağım. Peki o zaman hani riski de olsa sen diyorsan sanki birileri çekilirmiş gibi hissettim yani.
Doktor olsan çok havalı olurmuş yani.
Ya havalı olurmuşuz değil mi? Ben kayıp ameliyatına da gireceğim yalnız diye.
O masada da böyle.
Ben gireceğim dedim size. Ben giririm ben yapacağım.
Anesteziz uzmanı gelsen buraya.
Ona da işini öğretiyorum falan.
Ya havalı meslek şimdi şey değil yani ama ben mahvolurum ben ya.
Sen çok hassastın bir de ya.
Yani çok... Evet yıkılırsın yani.
İlk ameliyattan sonra ben yapamıyorum da olur.
Yapamıyorum bir yer masada kalacak yani.
Yüzde yüz başarısı olan bir cerrah olabilir mi mesela?
Yani hastasını kaybetmemiş bir doktor.
Yani aile doktoru da olsa birileri vefat edecek yani.
Ve onunla yaşayamayacağımı anladığım dediğim gibi böyle bir gün oldu.
Çok güzel. Yani öyle bir aydınlanmaya varmak çok güzel yani.
Şey soracağım. İzmir'de de aslında baktığında böyle çok seküler bir yer ve bence...
Bence hala öyle fena değildir de.
Hani sonra İstanbul'a gidiyorsun ve sonra aslında hani ne itiyor seni?
Hani kuyruğu olarak dolapta kaldım demek, dolapta yaşadım demek böyle çok şey geldi bir anda böyle kulağa.
Bir şeylerin içinde sıkışmışsın gibiydi ya.
Hani İzmir'de de öyleydin, İstanbul'a gittin orada da öyle miydin?
Nasıldı bu süreç?
Orada nasıldı? Çünkü orada dolaptan çıktın ve burada şu an dolapta değil misin yani?
Şöyle hani İzmir Türkiye'de kime sorsan yani evet Türkiye'nin dediğin gibi işte seküler, ille olarak adlandırılabilir.
Kısmen de doğrudur bence.
Ama yani şimdi İzmir var, İzmir var.
Ben İzmir'in birazcık varoşlarında büyüdüm.
Ve hani gerçekten de ya böyle şey, geçen hatta işte queer gecesi yaptığımız zaman orada da birazcık anlattım.
Yani işte her köşe başında bir kıraathane, kahvehane.
O işte orada abiler, amcalar işte kart oynuyorlar vesaire.
İşte teyzeler hani altında çiçekli, etek üstünde başka türlü çiçekli bir üst.
İşte şarplar vesaire gibi.
Ya çok ya discriminalized, ya marginalized, discriminalized demeyeyim aslında ama.
Göçmenler bu insanlar. göçmen mahallesiydi.
İşte 50'lerde 60'larda Türkiye'ye geliyorlar bir hayat kurmaya çalışıyorlar ve ellerinde avuçlarında hiçbir şey yok.
Sadece işte hani çatımız olsun, yiyecek ekmeğimiz olsun diye düşünen aslında insanlar ve orada işte bir aslı var ve benim de böyle başka hayallerim vardı.
Kendime de alakalı olarak ve hani orada nasıl diyeyim?
İdol olarak alabileceğim birisi de yok çevremde.
Hani işte belki dedeme koyabiliriz o kadar zorluklara rağmen bir şeyleri başarmış olması vesaire.
Orada kendime bunun farklı hissediyorum yani misfit hissediyorum ama başka da misfit kendimden başka göremiyorum yani bunu konuşamadığın zaman da bence çok izolasyona
doğru gidiyorsun bence ya ben bunu söyleyemem dedim yani ben bunu anladım işte 14-15 yaşında net olarak anladım ya ben queerim kendimi farklı hissediyorum İşte kadın görünümlü birisi olarak kadınlardan
hoşlanıyorum evet. Hatta tam olarak kadını da hissetmiyorum gibi.
Bütün bu sorgulamaları yaşıyorum ama etrafımda hiç bunu konuşabileceğim bir kuzen, uzak bir akraba, bir komşu vs.
bunu da göremiyorum. O yüzden de zaten hep böyle bir daha büyük bir yere gitmek, İstanbul'a gitmek, oradan uzaklaşmak, her şeyin daha karışık olduğu aslında bir yere gitmek bir ilk basamaktı benim için.
İstanbul'a gidince de şöyle bir şey oldu.
Az önce de dedin ya ben hassas biriyim.
Yani böyle birazcık bir şeyleri hissettiğim zaman falan da birine karşı o benim çok...
Dünyam o insan olabiliyor.
Dedim ki Azize sen bu işlere girersen bu üniversite hayatında çok başarılı olamayabilirsin.
Çok başarılı olamazsan da yurt dışına gidemeyebilirsin.
Yurt dışına gidemezsen de kendini hiçbir zaman gerçekleştiremeyebilirsin.
O yüzden ben bu üniversite hayatı...
süresince yani o hazırlıkla beraber 5 sene diyelim.
Ben bunu erteledim. Yani rafa kaldırdım.
Hislerimi, işte hani o flörtleri.
Ben her şeyi derim ki Hollanda'ya gideceğim.
Orada işte orada başlayacağım bu hikayeye.
Şu an benim gerçekten çok çalışmam lazım.
Çok başarılı olmam lazım.
Kendi bakış açımdan konuşuyorum.
Başarılı olmak herkes için farklıdır.
Başarmam lazım. Gitmem lazım.
Ondan sonra kendimizi gerçekleştirelim.
Yani o gerçekten Moslov'un Aslında ihtiyaçlar hiyerarşisi gibi.
Öncelikle benim safe alanı bulmam lazım.
Güvenli alanı bulmam lazım kendimi ifade etmek için.
Kendi hayatımı maddi olarak kurtarmam lazım.
Daha sonra kendimi gerçekleştirebilirim.
Aslında çok böyle mühendis kafasıyla ilerlemiş bir süreç diyebiliriz.
Ya şey çok tatlı geliyor bana.
Mesela baktığında onları söyleyen aslında küçük Aslı.
Yani küçük bir birey.
Sonuç itibariyle hani ama o küçük bireyin o kadar ilginç bir ekranda deneyimleri var ki demek ki şunu demiş yani hani bunu iyi bir şekilde bitir ki çünkü İstanbul'dan bir şekilde çıkış bileti arıyorsun ya da Türkiye'den bir şekilde çıkış
bileti arıyorsun. Peki Türkiye'deki o neydi o seni korkutan ortam hani bunu yaşama burada dediğin şey neydi?
Hani bunu burada queer kimliğine burada var olma ama orada var olma.
Diyen şey miydi? Örnek veriyorum hani devletin yapısı mı yoksa zaten kendini keşfetmeye çalıştığın bir süreç gibi mi oluyor?
Daha hani o yüzden şimdi değil de bırak bunu yap sonra bakarsın mıydı?
Yani neydi senin orada burada yapmada Hollanda'da yap diyen şey?
Yine Kuyru Gece'de konuştuğumuz yere bir atıf yapacağım yani.
Çok güzel bir cümle orada söyledik ve çok gönülden katılıyorum o cümleye.
Kuyru çocukların ilk zorbaları gerçekten aileleridir.
Maalesef ki yani bu işte Hollandalı insanlarla da işte hani konuşuyorum işte arkadaşlarım veya deklerim yani her ülkeden bir sürü insanla queer insanla bunları konuştum.
Ve hani her zaman aslında orada ilk güvende hissetmen gereken yerde farklı derecelerde zorbalanıyorsun.
Şimdi o hikaye içerisinde o evin içerisinde ben kendimi aslında güvende hissetmek istiyorum ve güvende olduğumu da düşünüyorum en başta.
O yüzden de kendimi ifade etmek konusunda aslında çok sıkıntı yaşamıyorum en başında.
Ama daha sonra görüyorum ki benim yaptığım şeyler işte hani futbola çok ilgili olmam, işte abimin kıyafetlerini giyiyor olmam, işte veya tam tersi yerden konuşursak etek giymek istemiyor olmam, işte makyaj yapmak istemiyor olmam.
Yani toplumun anladığı kadın veya kız çocuğu tavırlarında ve hislerinde olmadığım için bu bir yere kadar okeydi.
Özellikle ergenliğime kadar.
Yani okey değişecek zaten. gibi bir durum vardı ama artık ergenlikle beraber liseyle beraber ya bu gerçekten dikkat çekmeye başladı ve benim orada ilgilendiğim o işte hobilerim diyeyim yapmak istediğim şeyler artık ailemin de gözüne batmaya
başladı. İşte ben her gün Ellen DeGeneres izliyorum yani işte lesbian ikondu yani eğer o yıllara gidecek olursak ve gerçekten hani her zaman annemin gelip ya işte bu kadında bir tuhaflık var ya falan diye hani
odayı çok iyi okuyorsun yani şu an bu kadar iyi okuyamazsın.
Hani bir yanına baksan göreceksin yani bunu söylememen gerekiyor mesela veya yani nedir tuhaf olan nedir?
Ve şimdi bunu görünce diyorsun ki ben bunu konuşamıyorum.
Burada konuşamıyorum. Şimdi evin içinde bunu konuşamıyor noktasına geliyorsun.
Sokağa çıkıyorum. Az önce bahsettiğim bir ortam var.
İstanbul'a gidiyorum. Keşmekeş bir yer.
Çok seviyorum ben İstanbul'u. İstanbul'daki yıllarımda bence görece çok iyi geçti.
Ama bir yandan da...
AKP var. Yani söyleyebiliyor muyuz bu kelimeyi mesela?
Yani üç harfli birisi var yani.
Tabii canım her şeyi söyleyebiliyoruz. Şimdi AKP var ve sürekli olarak şu an işte 2005 yılı zaten işte aile yılı bütün işte kuyurların kriminalize edilmesi bütün o yani bütün o
nefret söylemenin aslında Türkiye'nin bütün problemlerini sanki kuyurlar yaratıyormuş gibi yaratılan bu algı nefret unsuru olarak seçilmesi şu an zaten hani büyük bir sıkıntıyla izliyorum şu an.
15'teki aslı da bunun gerçekten de bu ülkede gerçekleştirilemeyeceğini açık bir şekilde evet yani ben kız arkadaşımın eline tutup sokakta gezemem.
Çünkü benim başıma ne geleceğini ben bilmiyorum.
Başıma da bir şey gelirse devlet bununla alakalı da hiçbir yaptırımda uygulamaz.
Hatta yani işte Twitter'a falan düşerim.
Orada da minnette benim altıma yani zaten linç de bulunur diye düşünüyorum.
Çünkü yani bakma yine de daha privilege LGBTQ komünitesinin daha aslında yine privilege bir yerindeyim.
Bir de yani trans komünitenin yaşadıklarını görüyorsun.
Her gün yani söylemeyeceğim trigger warning herkes zaten bence.
Bununla alakalı ciddi fikirleri ve ciddi konsörleri vardır.
Bunu görüyorsun. Çok korkutucu bir şey.
İnsanlar neler yaşıyor ve bunu yapanların hiçbir yaptırıma uğramıyorlar.
Kendimi ne aile içerisinde, ne sokakta, ne İstanbul'da, ne aile tarafından, ne devlet tarafından güvende hissetmiyordum.
Özetle aslında bu. Sadece birilerine sorumluluğu, o yükü vermem.
Herkes bir şekilde güvensiz hissetmeme sebep oldu.
Bunu hep diyorum. Konu da konuyu açıyor.
Arkadaşlarımla konuştuğum zaman mesela burada da.
Yani artık bu seviyede.
Benim mesela İzmir'deki arkadaşlarım hiçbir zaman şey demediler tabii ki de.
Bunu duymuyorsun. Gayler ölsün abi falan.
Bu cümleyi duymayacağız.
Ben hayatım boyunca herhalde bu cümleyi duymam artık.
Umarım. Bireysel olarak aynı masada oturduğum insandan bahsediyorum.
Ama homofobi sadece bu değil.
Yani homofobi seni daha kendinden bir tık aşağıda görüyorsan ben sadece queer olduğum için burada da bir homofobiden artık bahsediyoruz ve bunu anca Ya queer bireyler anlıyor bu ayrımcılığı ya da gerçekten bu konu
üzerine çok kafa yormuş insanların anlayabileceğini düşünüyorum.
O yüzden hani o günkü işte hani arkadaşlarıma işte vesaire sorsan aslında sana ne yaptılar dersen çok da bir şey yapmadılar bir şey de demediler yani.
Ama o alt metinlerde gelen homofobiyi ben duyuyordum ve onlara açılamama da açılamama da sebep oldu aslında bu.
Ben bir el artırmak şöyle bir şey sormak istiyorum.
Türkiye'de yaşayan queer ya da işte LGBTQ plus bireylerin LGBTQ oldukları için insan değil de sanki böyle hastalıklı bir bireylermiş gibi ve bu hastalığın burada
bunlar bir tek Türkiye'de değil de dünyanın her yerinde böyle yazılmış çizilmiş şeyler var da ve ne kudrettir ki Avrupa'da bunlar bir tık daha değişmiş.
Yani her yerde değil de bir nebze daha gelişmiş bazı yerlerde diyebiliriz.
Ve Türkiye'de hala bu bakış açısı var.
Yani Türkiye'de aslında sen aslı dışında hani Queer bir birey dışında yani queer olduğun için daha da dışarıya da bunu söylemediğin için insan gibi hissedebiliyor muydun?
Yani diğer insanlar gibi yaşayabiliyor muydun rahat?
İnsan çünkü çok farklı bir şey ya hani dışarı söyleyememek hani seni öldürürüm demiyorlar ama bunu hissediyorsun.
Çünkü şey gibi bir şey bir umarım şey olmaz da hani örnek veriyorum bir kuş düşse bir şey olsa ölse hani onun gibi bir şeysin gibi geliyordu bana diğer.
queer arkadaşlarımdan hissettiğimi duydum.
Sen böyle hissediyor muydun ve burada tam tersini hissediyor musun ya da burada nasıl hissediyorsun?
Evet çok düşündüğüm bir şey.
Çok katılıyorum yani dediğin şeylere.
Böyle hissediyordum evet. Yani çok kısa cevabı bu aslında.
Ve ben her zaman dediğim gibi hani işte benim küçüklüğümde bir tane fotoğrafım var.
İki yaşında falanım yani.
Üstümde kareli bir gömlek var.
Saçım kısa. Yani görsen şey diyorsun yani bu bebek queer galiba.
Gerçekten o Toplumun işte dediğim gibi o heteronormatif düzene uymuyor gibi gözüküyorum.
Ben o çocukta mesela iki yaşındaki fotoğrafıma baktığım zaman da mesela onu görebiliyorum.
Geçen şey aklıma geldi mesela. Annem şey derdi.
Mesela bir yaşında bir insan bunu nasıl diyebilir?
Bir bebekten bahsediyoruz. İşte annem mantoka takıyormuş.
Böyle hani klip olur ya.
Ve ben mesela ondan çok rahatsız oluyormuşum.
Annem demiş ki yani dışarıdayken tak hani.
Sadece bak çıkarmayacaksın onu.
Ben de mesela çıkarmıyormuşum. Ama işte diyelim beni gezdirdi işte bir saat bil ben ve ne bileyim işte oyun oynadım falan filan.
Geri geliyorum. Anında yani eve girdiğimiz zaman tokayı çıkartıyormuşum.
Yani bu bir yaşında böyle bir nereden geliyor mesela bu?
Hani bu işte bu öğrenilmiş bir şey olamaz ya.
Yani öyle diyen de olur ama benim hikayemde öyle olmadı.
Ve ilkokul, ortaokul, lise onu diyorum.
Yani ben bir odaya girdiğim zaman sınıfa girdim.
Yani insanların beni sadece veya ilk olarak...
Ve bazen de sadece ilk olarak ve sadece yani bazen.
Aslı galiba lezbiyen olarak tanımladığını hissediyordum.
Ve sadece bu tanım üzerinden, sadece bu kimlik üzerinden beni değerlendirdiklerini hissettiğim çok fazla anı oldu.
Yani ben bunu hikaye anlatıcılığı yaptığım zaman da anlattığım bir şey.
Ben aynı zamanda ne bileyim işte 14 yaşında bir ergendim.
İşte birilerinin arkadaşıyım.
Çocuğuydum işte birilerinin torunuyum.
Birilerinin kuzeniyim. Bir sınıf arkadaşıyım.
İşte yatakhane arkadaşıyım.
Yani aslında bir sürü başka kimliğim var.
Belki işte ne bileyim sallıyorum.
Yani işte aslında şu olsun yani.
Aslında biraz kıskanç biri ya.
Mesela kötü özelliğim bu olsun anladın mı?
Ama şey yani galiba aslında lezbiyem.
Mesela ben bunu... Tanım burada bitiyor.
Ben çok daha başka bir şeyler de olabilirim ya yani her insanda olduğu gibi.
Buradan algılanmıyorum ama sadece bu kimlik üzerinden tanımlanıyorum ve ben onu söyleyene kadar başka hiçbir özelliğimin, başka hiçbir rengimin, başka yani iyi veya kötü herhangi bir özelliğimin görülmediğini ve duyulmadığımı hissediyordum.
O yüzden de evet daha da işte 20'li yaşlara gelince vesaire yani evet ben şurada ölsem dediğim gibi yani düşsem şurada yani bakıp aa lezbiyenmiş deyip Hani orada ölen
biri mi var, sıkıntıda biri mi var, kalp krizimi geçiriyor falan diye görülmeyeceğini düşünüyordum.
Bu belki çok pesimistik bir bakış açısı ama böyle hissettiriyordu bana.
Kesinlikle. Hollanda'da nasıl hissediyorum dersen.
Amsterdam için konuşacağım. Amsterdam ve Hollanda'da bence fark değerlendirilmesi gereken iki kavram olabilir.
Bu kadar hissetmiyorum.
Yani hala herkesin beni işte eşit gördüğünü, işte bu yüzden hiçbir şekilde ayrımcılığa uğramadığımı vesaire düşünmüyorum.
Ama hayatımı çok daha rahat yaşayabiliyorum.
Saçımı istediğim gibi kestirebiliyorum.
İstediğim şeyleri giyebiliyorum.
İstediğim partiye gidebiliyorum.
Arkadaşlarımla bunu istediğim gibi konuşabiliyorum.
İşte date'lere çıkıyorum. İlişki yaşayabiliyorum.
Bir cennet yokmuş dünyada.
Onu anladım işte 2017'de gelince ama geldiğim yeri karşılaştırırsak burası yani cennet gibi kalıyor.
Gidecek kafamda sorular çoğalıyor da.
Peki bir şey soracağım.
Bir tık bahsettiğin gibi oldu ya.
Yani ben bazen bazı şeylerin de eğitimle de çok...
...çok eş seviyede olduğunu düşünüyorum.
Belki de çoğu şey öyle de.
Mesela sen şimdi queer olduğunu hissediyorsun.
Anlatıyorsun yani işte bir yaşında bile.
Aslında bence Türkiye'nin birçok kırsalında...
...televizyonun, internetin çok olmadığı yerde...
...böyle binlerce belki milyonlarca insan var.
Bu insanların hissediyor olabilirler ama bilmiyorlar.
Bilmedikleri için bilmediğin bir şeyin öyle olduğunu da bilemezsin ya.
Senin nasıl bildiğin, nasıl öğrendiğin, nasıl tanıştığın aslında queerlikle.
Çünkü anlattığına göre hani...
Bir tık gettoda İzmir'de hani nasıl bir araştırdın mı?
O nasıl bir süreçti? Belki birileri duyar, dinler.
Belki hani birilerine bir şey faydası olur diye merak ediyorum.
Evet. Çünkü çok hassas bir şey.
Yani ne kadar kim gitmiştir doğusunda Türkiye'nin bilmiyorum ama gerçekten hani şu an diyoruz ya işte internetin olmadığı var ya.
Var. Telefonu var abi var.
Irak'tan, Suriye'den işte başka ülkelerden kaçak telefon kullanıyor insanlar.
Sadece alo demek için. 33.10 kullanıyor hala.
Var yani. O yüzden hani belki 33 on kullananı nereden bulacak bilmiyorum ama belki sen bir tık daha aydın olabilirsin dinleyen kişi demek için.
Evet. Benim için nasıl gelişti?
Orada gerçekten hani işte Ellen DeGeneres şu an hakkında bir sürü suçlamalar var.
Programını iptal etti vesaire durumları yaşanıyor.
O yüzden şu an kalkıp Ellen DeGeneres'i övmeyeceğim burada.
Ama benim için gerçekten hayat değiştirici bir figürdü.
Ve gerçekten bir çocuk için bir kişi yeterli.
Yani bir kişiyle kendine...
eğer kendini yakın görebiliyorsan işte hani relatable bulmak hikayesi bunu bir kişiyle yapabiliyorsan orada senin bakış açını ne kadar rahat hissettiğini bunun aslında okey olduğunu hani
tırnak içerisinde söylüyorum.
Bu okey yani biri daha var.
Bunu hissedebilmek bence özellikle queer birisi için inanılmaz bir böyle yani lütuf gibi bir şey.
Ve Türkiye gibi bir toplumdan bahsettiğimiz zaman dediğin gibi yani şeye bakalım hani sorsan Türkiye'de işte bir deney yap, anket yapsak kaç tane queer var?
Şeyi göreceğiz gibi yani buna sadece evet ben queerim diyecek.
O bütün işte hani Pride yürüyüşlerinde vesaire en ön sefada gördüğümüz insanlar.
Zaten bunu söyleyecekler. Ama onun dışında işte hani beyaz yaka ve hani sevgilisini saklamak zorunda olan aynı evde yaşayıp ya işte hani para biriktiriyoruz ya o yüzden aynı evde yaşıyoruz diyen çok fazla kuyruğu var ve onlara mikrofon tutarsan ya ben straight
'im diyecek. Yani bir şey yapsak dediğim gibi bir anket yapsak yani %95 falan straight çıkar Türkiye herhalde diye düşünüyorum.
Katılıyorum. Çünkü insanların bunu kendisiyle identify edebileceği işte relatable bulabileceği hiçbir şekilde bir representation yok.
Yani televizyonu açıyorsun zaten işte yine işte aile yılı işte anti queer propagandası yani pride yürüyüşü yasak pride'a karşı yürüyüş TRT'de gösteriliyor.
Yani evet inanabiliyor musun yani pride yasaksa yani onun antisiz nasıl oluşabildi yani bu diyor ya lezbiyen mezbiyen yok yani lezbiyen yoksa onun karşılığı da yok onunla karşı da olamazsın ya o zaman niye bunu kendi kanadında
gösteriyorsun? Şimdi 15 yaşında olduğunu düşün yani televizyona internete vesaire her şeye erişimin olsa da televizyonu açıyorsun ve bunu görüyorsun.
Ve orada annen, baban, deden, o, şu, bu, o insana oy veriyor ya.
Ve bunun da ciddi arkasında kendini daha o küçücük yani o evinde daha o en güvenli olman gereken yerde güvende hissetmiyorsan aslında bir yandan da AKP'den ne bekleyeceksin?
Bir yandan da ülkenden, başkalarından ne bekleyeceksin?
Gibi bir yere giriyor.
Benim için tekrar Suriye'ye dönecek olursak o bir insanı görmek, biri daha var dünyada diyebilmek çok önemliydi ve onun bu kadar Açık olması.
Geçen yine baktım. 94 yılında kabahat etmiş ben doğduğumda.
I am gay. Time dergisinde bu şekilde çıkıyor.
Çok ünlü birisiydi. Çok başarılıydı.
Same sex marriage Los Angeles'da California eyaletinde nasıl diyeyim yasak kalkınca hemen bir ay sonra evlendi.
Bunu da kendi programından duyurdu.
Ve ya bu mümkünmüş.
Biz var olabiliyorum.
Başarılı olabiliyorum. Ünlü olabiliyorum.
Çok paralar falan da kazanabiliyorum.
Aşık olabiliyorum. Aşık olup aile kurabiliyorum.
Bunu resmileştirebiliyorum.
Ve eşim ben yani evliliği sadece işte normatif düzene uyalım ve işte biz de sizdeniz işte love is love gibi bir yerden istediğimiz bir şey değil.
Şurada bir kafama bir şey düşse hastaneye gitsem eğer benim partnerim değilse giremez yani komada benim yanıma.
Kimsin ki sen? Yani birisi yoldan geçen birisi girebilir mi birinin yanına?
Yani bu çok basit. İnsan haklarımızı elde etmemiz için istediğimiz bir şey aslında evlenebilmek.
Yani onu resmileştirebilmek. Veya çocuk sahibi olmak istiyorsun.
Evlat edineceksin. Kim yani?
Arkadaşın ne yapacak? Yapamıyorsun ya bunu.
Bu haklara da sahip olabilmek için istediğimiz bir şey.
2001 yılında geçiyor ya Hollanda'da.
Gay capital falan.
Queerlik falan dediğimiz yerinde.
Ben 7 yaşındaydım. Ben dünyadayım falan.
Çok geç bir yıl.
Ve hala şu an... Dünyanın birçok yerinde bu bir ölümle cezalandırılan veya çok büyük işkencelerle cezalandırılan bir şey.
O yüzden şunu diyebilirim herhalde sadece.
Yani yalnız değilsiniz.
Nasıl hissediyorsanız bunu dünyada sizin gibi hisseden, birebir olmasa da sizin de %95 gibi çok yüksek bir oranda hisseden birileri var.
Ve biz çok da güçlü bir komüniteyiz bence.
Ve sadece bu birbirimize destek olmamız lazım.
Ben işte Hollanda'ya geldim deyip...
çekilemeyeceğimi düşünüyorum kenara aslında.
Hala benden sonra gelenlere veya kendi jenerasyonumdaki dolaptaki insanlara borcum olduğunu düşünüyorum.
Bunu anlatmanın ve ben varım demenin.
Çok dipnotla geleyim.
Sahneye çıkmamın, bir şeyler yapmaya çalışmamın sebebi de bu.
Varım, görün. Instagram'da bir post önünüze düşsün ve queer galiba ve bir şeyler yapıyor.
Benim gibi birisi var diyebilsin diye.
Şey oldu. Peki Türkiye'de bu mesela okullarda gösterilmiyor hani böyle bir şey yok.
Yani benim dışım bilmediğim bir okul varsa bunları anlatan bilmiyorum ben ama hani.
Ama buradaki sistemin nasıl olduğunu biliyor musun?
Okullarda çocuklara anlatılıyor mu?
Hani bu hani siz LGBTQ bireyler var.
Hani burada Hollanda'da nasıl işliyor bu sistem biliyor musun hiç biraz?
Vallahi... Biliyorum dersem yalan olacak yani gerçekten bilmiyorum.
Hani bir işte bizde sex education falan da yok yani ne yatır işte Türkiye'de.
Hani burada en azından hani onun bir başladığını vesaire biliyorum ama hani neresinden anlatılıyor, ne kadar anlatılıyor, ne kadar ayrımcı bir dille veya ne kadar kapsayıcı bir dille anlatılıyor gerçekten çok da bilmiyorum.
Ama şöyle hani söyleyebilirim.
Hani akran zorbalığı devam.
Hani onu biliyorum.
Bunu çok dinledim. İşte mesela benim arkadaş ortamında böyle oturuyorduk.
Bir tane de işte straight bir arkadaşımız vardı.
Şey dedi işte hani Almanya'ya mı işte böyle okul gezisi falan yapar ya bunlar da yapıyorlarmış falan.
İşte Almanya'ya gidiyoruz. İşte sevmiyorlar ya birbirlerini.
Şey diyor işte hani biz şarkı söylüyorduk işte Almanya'ya giderken.
Neymiş? İşte Almanlar işte şöyledir böyledir.
İşte aynı zamanda da işte ne?
Gay'dir. Yani işte onun şey hali.
Küfür hali. söylüyorlarmış.
Böyle bir şarkı varmış mesela. Yani bunu dedim ki bir dakika şimdi çok fazla insanı ofendettin.
Yani Almanları ofendettin.
Queerleri ofendettin. Nasıl?
Şuna bağlayacağım. İşte 15 yaşında da burada da kimse Queer misin?
Ne kadar iyi bir ortamda işte büyüyorum falan filan gibi.
Bunu duymadım. Türkiye'ye göre daha iyidir.
Ama akran zorbalığı devam yani.
Hala biri deri aa sen işte gay misin, aa işte bak bilmem ne.
Özellikle de bence erkek queer'leri.
Çok fazla hala burada sıkıntı yaşadıklarını biliyorum.
Ama hani eğitim sisteminde nasıl? İnan benim de oturup bakmam gereken bir şey.
Peki şunu da merak ediyorum.
Sence bazı şeyler dilde değişir mi?
Yani bir şey dilde değişmeye başlayınca orada da değişmeye başlayabilir mi?
Çünkü yani şey gibi bir yerden.
Eğitim okey ama eğitimin...
olmadığı bir yerde demek ki eğitimi sağlayamıyoruz.
Bizim öyle bir gücümüz yok yani. İkimizin yok.
Biz 10 bin kişi daha toplansak Türkiye'deki eğitim sistemi değiştiremeyiz bence.
Ama en azından dilimizde bir şeyleri değiştirerek insanlara en azından bunun böyle söylenmeyeceğini ya da böyle yapılmayacağını ve sonrasında belki bir küçük bir farkındalık yaratabiliriz gibi düşünüyor musun?
Düşünüyorum. Kesinlikle düşünüyorum.
Bence queer community içinde değişimin ana unsuru diyeyim.
Dil olamaz. Çünkü savaşmamız gereken Yenmemiz gereken bir sürü tabu var.
Ama evet dil bununla beraber geliyor.
Ya mesela queer kelimesini ele alalım.
Ya işte ellilere gittiğin zaman bu bir slang olarak bu bir küfür olarak kullanılan bir şey.
Yani queer demek hani sen tuhafsın.
Hani sen kimsin falan gibi aslında.
Yani o queer falan denen bir şey.
Ve daha sonra aslında queer komünite olarak şu an mesela ben de kullanıyorum.
Kaç kere kullandık şu an. Biz buna sahipleniyoruz bu kelimeyi.
Yani evet I am queer ya.
Yani bunun ne gibi bir tamam I am queer tamam öyle.
So what? Gibi bir yere geliyoruz ve şu an aslında baktığınız zaman hala tabii ki de queer kelimesiyle çok barışamamış özellikle eski jenerasyonlardan böyle insanlar çıkabilir.
Ama şu an baktığınız zaman yeni jenerasyon bunu kullanmakla alakalı herhangi bir problem hatta yani bununla gurur duyuyoruz.
Her yerden işte queer community, işte LGBTQ+, bu şekilde geçti.
Bu kelimeyi sahiplendik ve aslında orada dille beraber algıyı da değiştirdik.
Evet hani queer... kelime anlamına bakarsak işte weird demek misfit demek vesaire slang olarak kullanılan bir şey şu an komünite tarafından kabul edilen ve hatta yani ayrımcı insanların bile Kullandığı ve artık hakaret olarak kullanamadığı
bir kelime haline geldi.
Bunun gücünü yatsıyamayız.
Ama aynı zamanda sadece dilde bir şeyleri değiştirerek.
Kullanacağım bu kemiği. İbne demiyor.
Gay diyor. Harika.
Evet ama ibne demeyi bırakmamız lazım.
Bunu yapmamız lazım.
Değişimi başlatmaz.
Ama biz bir şeyleri zaten elde ettikçe diyeyim.
Yani o eşitlendikçe, eşitlenmeye devam ettikçe zaten dilde beraberiyle.
Gelmeli. Bence hani kullandığımız din lead etmiyor da yani bunu yönlendirmiyor da bunu takip ediyor.
Ve orada da bu gelişimi gerçekleştirirken biz haklar olarak işte eşitlik olarak dille beraberinde gelmeli.
Yani çok eşitlikçi bir insan evet böyle kelimeler kullanmamalı.
Ama yani Yozgatlı bir abi de şey dediği zaman ya bayan kapıyı aç falan hani biz onunla şu an çok tartışmamalıyız.
Yani o zaten bayan diyerek kendince bir kibarlık yapıyor.
Yaptı. Yani maalesef.
Tamam biz Amsterdam'da bayan demeyelim.
Aman Yozgatlar ve sen bayan dedin ya Allah seni kahretsin dersek de kaybettik şimdi.
Hani o zaten bir adım geliyorsa çekelim ya.
Çekelim biraz daha çekelim yanımıza.
Ya benden önce söylediğin bu soruyu onu soracaktım.
İbne yazmıştım çünkü ben de kağıda.
Yani İbne demeyelim.
Gay diyelim. Ama İbne'yi küfür olarak nasıl algılıyoruz?
Mesela benim algımda yok mesela hani küfür olarak söylüyorsun ya.
Hani şey gibi düşünüyordum ben İbne'yi.
Gay İngilizce Türkçesi İbne demek.
Ben böyle biliyordum. Ve hani ben buraya gelince birçok tabir öğrendim.
Hani lezbiyenlere gay dendiğini bilmiyordum ben.
Mesela? Yani mesela hani lezbiyen lezbiyen abi niye gay diyorsunuz onlara diyordum.
Hayır işte onların bütününe gay deniyor.
Bir saniye dur ben şimdi 3-5 gram bilgim vardı ve gitti.
Ve baktığında hani ben sanat okulunda okuldum.
Benim bir sürü çevremde gay, trans bir sürü arkadaşım var yani.
Ve bu bilgi eksikliği aslında şey gibi de bir yerden hani...
O kadar gizli ki bu komüniteler, o kadar gizli hayatlarını var ediyorlar ki.
Kendi içlerinde de çok eksik Türkiye'li queer insanlar da.
Yani bana öyle geliyor. Sen öyle düşünüyor musun?
Ya düşünüyorum. Öyle gerçekten ve bazen ben de bu kelimelerin içerisinde ben de kayboluyorum bazen.
Yani komünitenin içerisinde doğru dili kullanmaya çalışan birisiyim.
Buna rağmen ben de zorlanıyorum.
Mesela geçen... Şey konuşuyoruz.
İşte Aslı dediler. Çok da güzel bir soru.
Hani ben soruyla hiçbir problemim yok.
Ya sen non-binary olarak yani naikili Türkçe'ye çevirirsek naikili olarak tanımlıyorsun kendini ama aynı zamanda da lezbiyenim diyorsun.
Şimdi lezbiyeni biz şey olarak biliyoruz.
Yani kadın kadından hoşlanıyor.
Ama sen diyorsun ki ben kadın değilim.
O zaman hani sen lezbiyen olmuyor musun acaba?
Falan gibi. Mesela çok şey bir soru.
Güzel bir soru. Ya şey oluyorum ya...
Dezbiyenim işte yani hani onun da kelimesi varmış yani non-binary işte kadın görünümlü işte atanmış cinsiyetin kadınsa veya kendini non-binary olarak tanımlıyorsan ve aynı zamanda da kadınlardan hoşlanıyorsan bunun bir kelimesi
varmış which is triksik.
Vallahi bilmiyordum yani hani buyum.
Triksik kelimesine ihtiyacım var mı diye sorarsan benim yok.
Buna ihtiyacı olan birileri vardır.
Çok güzel bu kelime olsun ama dediğim gibi yani dil birazcık...
follow up etmesi gerekiyor bence.
Hani bu kadar lead ettiği zaman aslında kendini geride de kalmış gibi hissedebilirsin ve bu seni birazcık daha hani o işte kafanı karıştırabilecek bir yere gelebiliyor.
Yani ben anladığım zaman gerçekten ben kadınlardan hoşlanıyorum ve işte kadın bedenine sahibim dediğimde 15 yaşında falan bunun kelimesi lezbiyendi.
Lezbiyenim. Bu kelime de birazcık böyle şey kullanılır ya onu birazcık da sahiplenmeye çalışıyorum.
İşte queer kelimesinin de olduğu gibi.
Ay işte lezmiş, lezboş bilmem ne böyle şeyler söylenir.
Ya evet öyleyim ya. Hani bu kelimeyi hala söylerken birazcık böyle bir içimde böyle bir ateş yanar.
Hani kötü anlamda söylüyorum.
Hani sanki böyle bir...
Lezbiyenim derken mi?
Ya böyle İbni gibi bir karşılığı var bende.
O şekilde kullanıldığı için.
Lezmiş o işte. Lezboş falan gibi kullanıldığı için.
Lezbiyenim demek. Böyle bir hani sanki kendime hakaret...
Kesinlikle öyle deyin.
Çok böyle yüzde bir falan gibi bir yerde de olsa hala bu var ve ben onu böyle aslında...
sahipleniyorum yani. Evet lezbiyenim ya.
Mesela triksik kelimesinde böyle bir bağlantım yok.
Dil meselesine gelecek olursak.
Evet yani işte gay community denir.
İşte queer community. İşte LGBT.
İşte kimisi AI plus diyor.
İşte kimisi Q plus diyor.
Kimisi Türkiye'de mesela LGBT de biter.
Hani çünkü daha açamadık şeyi.
Hani işte panlar. Bayrak o kadar kaldı.
Bayrak o. Aynen. Maray'ın söylemesi gibi.
Ben çok pardon anlattım.
Evet. Ya Mezrapta Marayn'ı biliyorsun tabii ki.
Benim işte uluslararası çalıştığım bir tiyatroda Hollandalı bir oyuncu var.
Aynı zamanda hikaye anlatıcısı.
Gay ve mezraptaki çoğu işte LGBTQ storytelling gecelerini host ediyor.
Ve ilk zamanlardan beri hep o host ediyormuş falan.
Ve zamanla bir gün işte sohbet ediyoruz bana şey anlatıyor.
Zamanla bayrağın nasıl değiştiğini anlatıyor.
Ve her seferinde kendi evden bayraklarını getiriyor.
Ve sonra bir gün şöyle bir...
Küçük bir tartışma ya tartışma ama tatlı bir tartışma oldu.
Marayn artık bu bayrak büyüdü.
Bir sürü işte hani harfe eklendi falan.
Marayn diyor ki nasıl eklendi?
Ben 60 yıldır geyim nasıl ne harfe eklendi?
Nasıl bayrak değişti?
Bayrak değişmez falan diyor.
Yani öyle bir yerden değişmedi.
Hani o kadar hoşuma gitmişti ki o tartışma.
Sonra bunun üzerine o kadar uzun konuştuk.
Sonra şeye vardık.
O bana işte Türkiye'de bunlar nasıl falan diye soruyor.
Ben de diyorum ki bizde LGBT'de bitiyor.
Hani plus plus yok.
Bizde LGBT'de bitiyor.
Sadece gökkuşağı bayrak var.
Ve hani Türkçenin ben buraya gelince de şey olduğunu öğrendim.
Dünyadaki en queer friendly dil olduğunu öğrendim.
Çünkü bizde he, she, it, they, them hiçbir şey yok.
O var ya ve ben buraya geldiğimde bunu da bilmiyordum.
Hani işte queer bireylerden birine day deniyor.
İşte birine başka bir şey. Ben hiç bilmiyorum.
Ve zaten İngilizceyi de burada öğrendiğim için o kadar zorlanıyordum ki.
Hani bir de ben işte şey değilim day.
Aa o zaman onlar mı demem gerekiyor bana?
Hani kafamda o kadar başka bir yerde ki.
Ve bu şey gibi bir yerde de değil.
Herhalde ona mı bağlayacağım pardon.
Hani Türkiye'de aslında bilinmiyor.
Çünkü gizli kapaklı kaldığı için bilinmiyor.
Ama burada da... Gelişmesi çok güzel ama geliştikçe insanlar da bir şeyleri takip edemiyorlar ya.
Bunu burada takip ettiğiniz ya da bildiğiniz bilgi paylaşımı yaptığınız bir ağ var mı?
Ya da Türkiye'de böyle bir ağ var mıydı onu soracaktım.
Türkiye'de şey Lubunca. Yani gizli kalabilelim diye bunu.
Lubunca bu arada Osmanlı'dan falan geliyormuş.
Ben geçen işle araştırdım. İnanılmaz mesela.
Ben daha yeni jenerasyon bir şey olduğunu düşünüyordum aslında.
Soracak olsan mesela bana geçen sene falan.
Sonra araştırdıkça falan yani gerçekten ta Osmanlı'ya dayanan yani gizli kalabilmek için işte kullandığımız o kelimeler tabii ki de dili de değiştiği için tabii ki de Lugunca'ya da ekstra kelimeler tabii ki de seneler içerisinde gelmiş.
Hala da gelmeye devam ediyor. Kendi aramızda hani kurduğumuz bir iletişim şekli var.
yine işte gizli kalabilmek için gereksiz bir şekilde istemediğimiz bir yanda diyeyim kamat etmemek için kullandığımız kelimeler var.
Nasıl hani işte güncel kalabiliyorsun dille diye sorarsan veya queer community nasıl kalabiliyor diye sorarsan yani açıkçası birazcık queer community'nin içinde kalarak işte etkinliklerde mesela çok şey öğreniyorum ben işte queer gecelerde
de öyle ben de belki bir şeyleri birilerine anlatabiliyorumdur diye düşünüyorum.
Veya işte hani instagram sayfaları ben de tiktok yok ama tiktok işte hani twitter aslında yani bu Gerçekten de bu bilgiye sahip olabildiğimiz için artık buna erişimimiz olduğu için daha
doğrusu bunu öğrenmek istersen bunu artık bulabiliyorsun.
Ben de bilmiyordum ya ben non-binary şu an öyle tanımlıyorum.
İki senedir, üç senedir falan tanımlıyorum kendimi o şekilde.
Ama hani ben bunu olmadım yani ben zaten böyleydim.
Ama bildiğim bir kavram değildi yani.
Kadın olarak da hissetmiyorum ama erkek olarak da hissetmiyorum.
Ve işte Türkiye'de de zaten bunun dediğin gibi hişi diye bir şey olmadığı için bizde o zaten ben oydum.
Üçüncü kişi olarak refer edildiğim zaman.
O işte Aslı. Ama işte buraya gelince bana Hidi denmesini istemiyorum.
Şiide denmesini istemiyorum. E ne denecek?
İşte dey deniyor şey diye öğrenmişiz.
Onlar demek. Ben şimdi çoğul bir kişi mi oldum?
Hem erkek hem kadın diye miyim?
İnsanın kendi içerisinde de yok.
İkinci dilim ya. Ana dilim değil.
Sonra öğrendiğim bir dil bu. Hollanda'da da yok.
Dediğim gibi Türkçe bu konuda gerçekten çok ileri görüşlü bir dil.
Oralarda zorlanıyorsun. Her gün yeni bir kavram geliyor neredeyse.
Bayrak yenileniyor. Black Lives Matter oldu.
O eklendi.
Çünkü queer community de öyle gerçekten sürekli değişen kendi içinde ve gelişen bir community gerçekten.
Ve bu yatsınamaz. Bu şekilde gerçekleşiyor.
Bir bayrağımız kim? Biri daha kaç kere değişecek?
Buna da eminim. Çünkü her gün...
Başka bir şey daha öğreniyoruz yani.
Dediğim gibi yani triksik kelimesi güzel bir örnek bence.
Yani böyle bir kelime var belki o da eklenicek harflere.
Bilmiyorum yani o da 10 sene sonra.
İşte bayrağı belki eklenicek.
Belki bayrak tamamen değişecek.
Belki en başa döneceğiz sadece gökkuşağı olacağız.
Çünkü tamamlanmış bir mücadele değil.
Ve ben tamamlandığını göreceğimi düşünmüyorum.
Yani mümkün değil bence.
İşte daha bir kaç sene yaşayacağız.
Bilmiyorum ama görebileceğimi düşünmüyorum.
Ne kadar eşitiz. Dünyanın her yerinde her insan eşit ya.
Dil aşırı kapsayıcı.
Herkes eşit haklara sahip.
Ve kimse kimsenin aslında kimi sevdiğiyle veya kimi sevmediğiyle de ilgilenmiyor.
Böyle barış içerisinde yaşayıp gidiyoruz vallahi.
Her şey çok güzel dediğimiz bir dünyayı ben görmeyeceğimi kendi gözlerimle düşünüyorum ama işte hani bu hayat yolculuğunda da diyeyim yani bu komüniteye ne verirsem de bu beni dünyada
galiba daha mutlu eden bir şey olmuyor.
Yani düşünüyorum böyle. Beni de en çok ne mutlu etti diye.
Mesela işte 6 Aralık'ta yaptığımız queer hikaye anlatıcılığı gecesi.
Böyle bir yani gerçekten o günde söyledim.
Yani bir core memory olarak benim böyle neredeyse her gün düşündüğüm.
Ya ne kadar güzel bir şey yaptık.
İnşallah da herkese de öyle geçmiştir.
İnşallah devamını da yaparız dediğim bir şey.
Çünkü evet yani oraya geldim.
Yani bir şey öğrendim. Yani işte o orada kendisini ifade edebildi.
Ya orada o rahatladı. Aa dedi aslında çok benzer bir şey anlattı ya falan.
Kendisiyle bağlantılı bir şey bulduğu zaman bu beni çok mutlu ediyor.
Böyle büyük adımlar, büyük zaferleri diyeyim ulaşabilmemiz için bu küçük küçük şeyleri yapmamız gerektiğini düşünüyorum.
Buradan geçiyor bence. Yani çünkü bugün işte çıkıp aa işte hadi bu binayı ele geçirelim ve şimdi işte bunu gökkuşağına boyayalım ve işte hani herkes anlayacak ve işte olacağız.
Yapamıyoruz bunu. Yapamıyoruz yani.
Ama işte o Yozgat Davi'yi anlatınca işte ya hani aa hani aslında...
Ya lezbiyen mezbiyen dedik ama fena insan değilmiş ya deyip hani iki muhabbet ettiği zaman bu ayrımcı bir dil gibi gelebilir.
Yani lezbiyenmiş ama kötü bir cümle gibi gelebilir ama onu gerçekten Yozgat'a da şey gibi oldu yani ona saldırıyormuş ama Yozgat'la birden bulunmak olumlu bir şey ya orada da kalp kırıklığımızı bir kenara bırakmamız lazım bence.
Onun dünyanın en politikli korrekt dilini kullanmadığı için ona bir kızmayalım ya.
Şey dedi yani benimle aynı masaya oturdu bir kahve içtik.
Aa dedi Aslı falan dedi bir adımdır sonra...
Bir sonra karşılaştığı bir queer birisine belki de o kadar da kötü bir şey demeyecek.
Bu da bir zaferdir bence. Çok güzel bir şey.
Gözümde olsa şey anlatacağım. Değişim, dedin ya sürekli.
Bana o kadar iyi geliyor ki.
Yani bir şeylerin değişebiliyor olması bana çok iyi hissettiriyor.
Bir şeye bağlı kalmamak, bir bayrağa, bir isme, bir cisme, bir ülkeye herhangi bir şeye bağlı kalmamak, değişmek bir şeyin, bir bireyin, bir topluluğun geliştiğinin sembolüymüş gibi geliyor bana.
Yani bir şey geliştikçe değişiyor.
Çünkü... Aynı kaldığın sürece aynı yerinde sayıyorsun.
Değişmek, gelişmek o yüzden çok iyi geliyor.
Ve bu komünitinin aslında ne kadar geliştiğinin de göstergesi gibi hissediyorum.
Ne kadar doğru hissediyorum bilmiyorum ama.
Çünkü bir şeyler yeni ekleniyor, onlar da bilmiyor ve bunu kabul ediyorlar.
Hani hayır abi biz 3-2 kabul etmiyoruz da diyebiliriz bu komüniti.
Siz gidin, bize ne abi de diyebilir.
Ama harika abi.
Biz zaten bunca zaman köşelerde sıkıştırılıp kalmışız.
Ve okey, sen de gel.
Herkes gelsin. Değişim, dönüşüm bence şey gibi bir yerden.
Ne kadar insani ve ne kadar aslında çok hani kaba tabirle normal insanın içinde olan yapması gereken bir şey ya.
Bunu göstergesi gibi de geliyor bana.
Bak abi insan insan olduğun için değişim ve dönüşümün içinde dahil olamadığın için sen değişip dönüşemiyorsun.
Ne olursa örnek veriyorum bir işçiye, örnek veriyorum bir yazılımcıya, hani başka bir yerden perspektiften örnek veriyorum bir öğrenciye, oyuncuya.
Çocuklar gibiyle oynayamıyoruz. Bunun için bile değişim dönüşüm yapmak istemiyoruz.
İnsan bedeninde. Çünkü artık biz yetişkiniz.
Ama bu komüniti hayır diyor.
Fark etmez. Bak değişiyor.
Dönüşüyor. Ve ne kadar gelişiyor.
Bu bile aslında çok güzel bir örnek gibi geliyor bana bu dünyaya.
Çünkü bir şeylerin değişip dönüşebildiğinin göstergesi.
Ve bunlar insanlara ilham olan şeyler.
Yani bilmiyorum herkes olur mu da.
Bu değişim dönüşü bana ilham olan bir şey mesela yani.
O yüzden. Çok hoşuma gidiyor böyle şeyler.
Duymak. Ya kesinlikle. Ya insanlar genel olarak bence şöyle.
Ben de sanıyorum. Herkes çok hoşuma gider yani.
Kalayım orada. Çok güzel ama orada da ya işte o gelişme gerçekleşmiyor.
Yani aynı yerde kalmak da bir şimdi tam şeyi hatırlamıyorum alıntıyı ama yani aynı yerde kalmak da bir ölümdür gibi bir bir söz var ya şimdi tam dediğim gibi hatırlayamadım.
Öyle olduğunu düşünüyorum. Hiç gelişmiyorsak hiç kabuğumuzdan, o kanfuzunumuzdan çıkmıyorsak başkalarını anlamamız da kolay olmuyor.
Bence bizi çok insan yapan bir şey.
Yani aa öğrendim, bilmiyordum.
Aa öğreniyorum. Yanlış bir şey söyledim.
Düzelt lütfen. Bunlar bence değerli.
Sadece queer community içerisinde değil yani.
Herhangi bir ne bileyim işte ben mesela religious bir insan diye biri kalkıp dinle alakalı bir şey.
Öyle mi öyle mi düşünüyorsun?
Onu da anlamak. Onunla aynı masaya oturabilmek.
Bu tamamen insan olmanın bir parçası.
Şey gibi ya sen işte sen işte Hristiyanmışsın.
Ben hiç dinle hiç alakam yok işte falan demek yani.
Paylaşım nerede kaldı? İnsanlığımız nerede kaldı?
Aynen öyle. Kesinlikle katılıyorum.
Bir tek şeyle de alakası yok.
Sen gaysin, lezbiyansın ne de alakası yok.
İnsan olarak ya. İnsani bir şey yani.
Bu kadar. Kesinlikle. Daha bir sürü bir şey var ama son şeylerle kapatmak istiyorum.
Kuyur Gecesi'nden biraz bahseder misiniz?
Evet. Ara ara da anlattım.
Evet evet. İçimde böyle.
O çünkü ilk notumdu. Evet.
Ya gerçekten hani az önce dediğim cümleyi bir daha tekrar edeceğim.
6 Aralık'ta yaptığımız Kuyur Gecesi.
Yani gerçekten kafamda rent free yaşıyor.
Ya işte sana, kumpanyaya, emeği geçen herkese ben...
Şuradan da bir teşekkür edeyim.
O gün de söyledim. Çünkü diyeyim.
Yani diyeceğim. Demek istiyorum.
Diyeceğim yani. Engellemeyin.
Burada engellemeyin kardeşim.
Evet burada engelleyin. İstediğimi söyleyeyim ya.
Ya bu hep böyle işte benim içimde yanan bir ateş yani.
Bu seferki iyi anlamda bir ateş.
Ya işte ne yapabilirim? Nasıl geri verebilirim?
İşte kendimi düşünüyorum. Ya söylüyorum nereden geldin?
Cam dibinden çıktın geldin.
Burada inşallah selam da hayat işte.
Öyle yani böyle istediğini yapabiliyorsun çok şükür.
Ama yani bak bir sürü işte orada.
senin geride bıraktığın Türkiye'li orada burada bir sürü queer insan var.
Nasıl geri vereceğiz yani bunu?
Bir vermemiz lazım. Çünkü bende çok var bence şu an.
Onu yapabildiğimiz bir gece olduğunu düşünüyorum.
Çok güzel hikaye anlatıcılarımız oldu.
Çok güzel şeyler anlattılar.
Oraya gelen herkesin bu kadar böyle kucaklayıcı olması, bu kadar sıcak olması.
Bu kadar aslında hikayelere açık olması.
Kendilerinin de geceyi, seyircimizden bahsediyorum, katkı vermesi.
Bunlar gerçekten o kadar değerli ki.
Kendi dilimizde, kendi hikayelerimizde, kendi memleketlerimizden.
Sivas'ından, Bingöl'ünden, İzmir'inden, İstanbul'undan gelip bunları farklı perspektiflerden, farklı LGBT'nin farklı harflerine refer eden
insanlar bile olsa aynı çatı altında olabilmek bence işte yani bu...
Büyülü bir şey. Ne büyülü bilmiyorum dünyada ama bence bu büyülü bir şey.
Çok güzel bir seyircimiz vardı. Herkesle de o şeyi de gördüm.
Türkiye'li queerler nerede? Geldik.
Herkesin ilk sebebi olmasa bile bence ilk beş sebebinden bir tanesi queerler için konuşuyorum.
Türkiye'li queer olduğu için buraya geldi.
Böyle bir iddialı bir lafım var.
Tamam buraya geldik.
Burada bari bir araya gelelim.
Ve bu isteği insanlarda duydum ve gördüm.
Bununla alakalı da bir şey yapabilmiş olmamız.
Ve işte bir WhatsApp grubu kurduk.
İşte orada çok güzel hemen bir kontaklar elde edildi.
Bir dahaki ne zaman yapıyorsunuz?
Ben de hikayemi anlatmak istiyorum.
Lütfen beni de çağırdı. Yani insanlar da oldu.
Onları da çok güzel hissettirdi.
Ve bunun devamı gelsin istiyoruz.
Bunu yapabilmek gerçekten çok değerli.
Yani büyülü. Büyülü hissediyorum.
Hala o geceyi düşündüğüm zaman dediğim gibi böyle içimde böyle sıcaklık hissediyorum.
O ortamı sağlayabildiğimiz için aslında.
Güzel. Ben de şöyle bir şey ekleyeyim.
Sanırım kumpanyayı kurduğumuzdan beri ne kadar...
Adı da öyle. Kumpanya.
Ortalama dünya görüşleri birbirine benzer olan açık kafalı insanların kim olduğuna bir önemi yok.
Sanat üretmek istesin. Aynı sahnede var olmak istesin.
Ya da sadece aynı atölyede beraber olsun.
Ya da sadece sahne arkasında.
Ya da ne bileyim birine su versin.
Bir şey yapsın. Yardım etsin.
İşte mülteci kamplarında çocuklarla atölye.
Ne yaptığının bir önemi yok. Ama ortalama...
İyi bireylerin bir araya geldiği ve diğer iyi bireylere ne kadar rahatlıkla ulaşabileceği bir ortam yaratmak çok istediğimiz bir şeydi.
Bu onlardan bir tanesiydi.
Ve bunu yaptığımız için çok mutluyuz.
Ve sen buna bu geceye hostluk ettiğin için çok teşekkür ederiz tekrar.
Ve umarım iki ayda bir ya da üç ayda bir ama mutlaka her sene en az üç dört kere olmak şartıyla Türkiye'li queer insanları, geçen kini Amsterdam'da yaptık belki bir sonraki...
Rotterdam'da belki bir sonrakini Eindhoven'da bilmiyoruz ama bir araya getirmek ve hikaye gecesi yapmayı tekrar çok istiyoruz.
Umarım 2026'da bunu sık sık yapabiliriz.
İnşallah. Kesinlikle ben de çok umuyorum yani bunu.
Ama yaparız. Yaparız.
O zaman yavaş yavaş toplayalım.
Aslı gelirken bavulumda ne getirdin?
Valla bavulumda kuyurluyumu getirdim.
Yani bir şeyleri şöyle düşünürtüyor beni.
Çünkü şöyle bir yandan da Türkiye'de bıraktığım şeylerin de hüznünü de getirdim bence.
Çünkü bir yanım her zaman dediğim gibi geldiğim zaman şeyi biliyordu.
Bir daha geri dönmeyeceğim. Tabii ki de büyük konuşmak istemem ama hayat planım ben artık Hollanda'da bir hayat kuracağım.
Ve orada işte bıraktığım arkadaşlarım, oradaki çevrem, oradaki anılarım vesaire onların hüznüyle de galiba geldim.
Ama bir yandan da çok büyük umutlarla da geldim.
Bunları... Dönüp bakınca da dediğim gibi kendimi gerçekleştirmek bence bu biten bir süreç değil ama hani bunu 31 yaşında istediğim yere getirmiş olmayı istiyordum.
O umutlarla geldim.
Materyalist bir şey söylemeyeceğim.
Yani oradaki şey bavulumda olan şeyler dediğim gibi biraz hüzün, biraz mutluluk, çok fazla umut, çok fazla hayal.
Peki. Türkiye'ye gidiyor musunuz sık sık ya da arada gidiyor musunuz?
Yok. Yani şöyle çok işte mesela geçen çok yakın bir arkadaşımın düğününe gittim.
Ama bu tarz böyle çok büyük bir sebep olmadığı sürece çok yanında olmak istediğim bir insan olmadığı sürece tercih ettiğim bir yer değil.
Çünkü şeyi de merak ediyorum. Hani bir şekilde gidince oradaki queer community ile vakit geçiyor musun ya da o insanları biliyor musun?
Ve giderken... Bavulunda ne götürüyorsun?
Bu bir artık şey olmuş bende.
İstek değil ihtiyaç olmuş.
Gerçekten queer insanlarla da Türkiye'deyken de bir araya gelmek.
Çok güzel queer arkadaşlarım da var Türkiye'de.
Çoğu da yurt dışında yaşıyorlar artık ama işte denk geliyoruz bazen Türkiye'deyken.
Ara ara gittiğim zaman şanslıyım da denk de geliyorum.
Ne götürüyorum dersen onlarda konuşmak, bir araya gelmek çok önemli oluyor benim için.
Ve orada galiba...
Buradan oraya giderken de yani hala galiba bir ayağımız da böyle geçmişte kalıyor.
Ve o yaşadığımız aslında ilk bir gecede yaptığımız gibi.
Ya ben böyle bir şey yaşamıştım çocukken.
Sen böyle bir şey yaşamıştın çocukken.
O ne kadar birbirine benziyor ki çok farklı belki de backgroundlardan geliyoruz.
Ve şu an ikimiz de kendimize başka türlü bir hayat kurduk.
Ve bu ne kadar güzel değil mi?
İşte seninle çok mutluyum arkadaşım, seninle çok mutluyum arkadaşım.
Bir yandan da hani böyle bir gurur ve sevinçle gidiyorum herhalde.
Onları götürüyorum. Ne güzel ya.
Aslında vakit ayırıp geldiğin için çok teşekkür ederim.
Benim için bir zevkti.
Çok büyük bir zevk. Bu programı ben nedense queer community deyince Türkiye'den bahsedince aklıma sırı süre yağ geliyor rahmetli.
Evet. Ondan esinlenerek bir şeyle bitirmek isterim.
Bırakın bunca zaman susmuş queerler artık konuşsunlar.
Bırakın biraz da queer insanlar konuşsun.
Onun vardı böyle bir çıkışı.
Bırakın da artık bunca zaman susmuş insanlar konuşsun diye.
Bırakın artık biraz da queerler konuşsun.
diyerek bitirelim. Umarım podcast serimizi beğenip takip ediyorsunuzdur.
Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Saygı ve sevgiyle de anıyoruz Rüzgar'ı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
