
Profesyonel Fotoğrafçılıktan Amsterdam'da Finans Departman Müdürlüğüne
26 Mart 2025 · 40 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Özlem dolu bir podcast kaydina hazır misiniz?
Transkript
Merhaba, ben Saadettin Yalta.
Burası Bavulda Ne Var? podcastı.
Kumpanya Performing Arts olarak göç edenlerin hikayelerini, yaşadıklarını, zorluklarını, kültürel adaptasyon süreçlerini, çalınan bisikletlerini, hükümetle yaşadıkları zorlukları,
yani merak edilen her şeyi konuşacağımız bir podcast serisi.
Bu seride yurt dışına taşınanların hayatlarına dair birçok konuyu ele alıyoruz.
Ve bugün...
Konuklarımızdan biri Mustafa Suner.
Abi selam, hoş geldin.
Hoş bulduk, merhabalar. Nasılsın, iyi misin?
Çok iyiyim, gayet iyi.
Kış bitiyor, yaza doğru geçiyoruz.
Bitiyor mu sence? Bence az kaldı ya.
Bir ay kaldı, Mart. Mart'tan sonra yaz işte.
İyi, çok güzel. Mutlu musun Murat'a bu durumdan?
Ya herhalde alıştım ben ya. Bir de ben soğuğu seviyorum biraz.
Ne bileyim böyle dinç tutuyor falan.
O yüzden alıştığım gibi ya.
Gün ışığı daha çok etkiliyor.
Mesela kışın çok karanlık oluyor ya o beni daha çok etkiliyor.
Soğuktan ziyade. Işık daha ne bileyim.
Ne yapıyorsun peki Amsterdam'da?
Yani ben buraya iş amacıyla geldim.
Kurumsal bir şirkette, finans departmanında çalışıyorum.
Yani hafta içi tabii ki de corporate life.
İşte çalış, ekmek parası.
Ama hafta sonunda kendi ilgi alanları neyse onlarla meşgul olmaya çalışıyorum.
İşte bisiklet, ne bileyim fotoğraf.
Biliyorsun işte az çok. Ama genel olarak iyi gidiyor gibi.
Peki nereden geldin?
Ben İstanbul'dan geldim.
İstanbul'da doğdum, büyüdüm. Neresinde?
Hangi semtinde? Aslında Zeytinburnu.
Yürü be! Doğma büyüme Üsküdar.
Üsküdar'da doğdum. Çocukluğum 1-2 yaş orada geçirmişim.
Sonra Zeytinburnu, Esenler.
Biraz şey, getto.
Özlüyor musun İstanbul'un gettosunu burada?
Yoksa burada da getto var mı?
Yani yaşıyor musun burada da öyle bir getto hayatı?
Bence burada her şey çok kuralına...
Uygun geçtiği için çok fazla ghetto bir şey yaşamıyorsun ama İstanbul'da daha çok ben insanları özlüyorum sanırım.
İstanbul'da ki sokağa çıktığınla hissettiğinle burada hissettiğin çok başka.
Burada daha çok ne bileyim kendini mutlu edecek daha ekstra şeyler bakabiliyorsun, eğlenebiliyorsun ya da ne bileyim.
Ama İstanbul'da biraz daha hayatta kalma, ayakta kalma için savaşıyor gibisin.
Benim hissettiklerim o. Öncesinde sorularım vardı ama çok da bir önemi yok.
Konu çok güzel geldi. Yani göç etmeye peki nasıl karar verdin buraya?
Nereden çıktı? İş teklifi mi geldi?
Yoksa sen çok uzun süredir İstanbul'da zaten bunu almıştın.
Yurt dışına kaçayım lanet olsun mu diyordun?
Yani nereden çıktı? Ben aslında şunu söyleyeyim.
Ben üniversiteden mezun olduktan sonra duygusal bir...
İşte o anki sevgilim ve şu an eşim.
O zaman ilişkimiz çok iyi değildi.
Bir ara verdik. İşte ayrıldık vesaire.
Dolayısıyla ben aslında İstanbul'dan kaçtım bir dönem.
Londra'ya dil eğitimi için gittim.
Ondan sonra işte 6-7 ay orada dil eğitimi vesaire vesaire yaşadıktan sonra İstanbul'a geri döndüm.
Ve yollarımız tekrardan kesişti.
Ve bir noktadan sonra evlenme karar aldık vesaire vesaire.
Ekonomik olarak aslında buraya gelme nedenimi şuna bağlayacağım.
Ağustos 2018 sanırım.
Hatırlıyor musun? Şey olmuştu. Bir anda...
kurlar fırlamıştı. Ben finans işinde çalışıyorum.
O yüzden de kurların o etkisini ya ne oluyor?
Bir anda çünkü ofiste 10 kişi bir bilgisayarın arkasında oturup ne oluyor ya?
Bir anda nasıl bu kadar değişebilir ekonomi falan onu tartışıyorduk.
O tarihte şey demiştim.
Ya acaba TL kazanarak hayatım zorlanacak mı?
Falan onu sorguluyordum.
Neyse 2018 o dönemlerde ya acaba yurt dışında iş mi baksam falan diye öyle bir arayışa girmiştim.
2020 yılında da artık 2015 yılında evlendim bu arada.
2018'de bu kuru etkisini gördükten sonra 2020'ye doğru ya bir yurt dışına mı gitsek sorusu geldi.
2000'den de. Sonra böyle ayrı işe girdim ve burası aslında buraya Londra'ya bakıyordum ben önce.
Burada bir arkadaşımın arkadaşı aracılığıyla Yiğit ona da selamlar buradan.
Yiğit aracılığıyla benim CV'mi birine kendi çalıştığı şirkete verdi ve süreç orada ilerledi ve 3-4 ay içinde iş teklifi aldım.
Buraya o şekilde. Amsterdam'da hayatımda 2020'ye kadar bir kez bulunmuştum.
Dolayısıyla aslında özüne dönersek ekonomik sebepler biraz tetikledi diyebiliriz.
Yani iş arama süreci nasıl gelişti?
Stresli miydi? Yani böyle çok hani sonuç itibariyle bir arkadaşın vesile olmuş ama yani böyle hani CV mi attım olduğu gibi bir şey miydi?
Yoksa birkaç yere daha önceden atmış mıydın?
Yok aslında şey... Ya ben aslında o süreci çok böyle ya benim şu tarihte iş bulmam gibi bakmadım.
Biraz daha sağa sola atıyordum.
Biraz spontane İzmir'de tatildeydik.
Denize giriyorduk. Telefon geldi.
O şekilde biraz gelişti.
Hani sancılı olan kısım bence şu.
İşi geldikten sonra ciddiyete vardığı kısım biraz sancılı oldu.
Ya gerçekten gidiyor muyum?
Çünkü hayatımda hiç yurt dışında yaşamadım.
Uzun bir süre boyunca.
6-7 aydır eğitim için gittim ama yani.
Evlisin, ailenden uzaklaşıyorsun, kardeşlerin var, arkadaşların var.
Bu gerçekten onay aldıktan sonra, kabul aldıktan sonra o kararı net olarak vermek biraz zorlu.
Şunu demek istiyorum. Fiziksel zorluğundan ziyade duygusal olarak buna karar vermek biraz zorladı.
Yani şey gibi yerden mi abi?
Atıyorum hani okey abi iş aradım, yurt dışına çıkacağım, kulağa çok hoş geliyor.
Yurt dışına ta ki gelene kadar geldiğinde işin ciddiyetini anlıyorsun gibi bir yerde misin yani?
Kesinlikle öyle. Ve ben buraya geldim de 2020 Şubat ayında geldim.
Ya çok komik. Şubat ayında geldim.
Bir ay sonra pandemi patladı.
Ve kimseyi tanımıyorum burada. Kimseyi tanımıyorum ve ona da değiniriz daha sonra aklımda.
Mesela bir insanın yurt dışında tek başına çıkma mesela senin buraya gelme yöntemin bana sorarsan daha zor.
Yani single bir bireyin yurt dışında survive edebilmesi, ayakta kalabilmesi bence partnerıyla gelen birine göre daha zor.
Çünkü duygusal olarak birbirine Destek olabiliyorsun çift olduğunda.
Evet ya katılıyorum. Yani pandemi süreci çok zor.
Her yerin kapalı olduğu bir yer.
Bir de tek olmak gerçekten katlanılabilir bir şey olmuyor.
Yani hani dışarı çıkamıyorsun.
Evdesin ya da işte nerede olduğunun bir önemi yok.
Bir odadasın ve kimse yoksa çok zor.
Evet. Şunu söyleyeyim sadece.
2020'nin yılbaşında eşim Ayşegül onunla beraber oturuyoruz işte.
İlk yılbaşımız burada. Pandemi var her yer kapalı.
Karşımızdaki evlerde insanları görüyoruz.
Eğleniyorlar. İşte balkonlarında vesaire vesaire.
Ve ben kimseyi tanımıyorum.
O da çok saçma. İlk defa yılbaşında evde eşimle beraber oturuyorum.
Okey güzel ama şeyi anlıyorsun.
Lan kimse yok etrafında.
Ve evde kapalısın.
Ya Allah'tan pandemi işte bitti gitti kurtulduk.
Umarım bir daha böyle bir şeyler olmaz.
Zor ya. Peki ilk geldiğinde abi...
Seni en çok şaşırtan olay neydi?
Ya da şaşırtan şey ne oldu? İşle ilgili olabilir, evle ilgili olabilir, sokak olabilir yemek.
İlk geldiğinde neydi ya seni böyle çok şaşırtan?
Hadi ya siktir burada neymiş böyle falan dedin.
Ben ilk geldiğimde 10-15 gün otelde kalmak zorunda kaldım.
Buradaki ev bulma sürecini biliyorsun.
10 gün içinde evi bulduk.
İşte bakmaya gittik.
Ve o evin bulunduğu yerde bir meydan var.
Meydanda bankta oturacağız. Hava da güzel.
Nisan. Ya da haziran ayları mı neydi?
Parkta oturuyoruz bankta.
Bir tane Hollandalı bir amca geldi yanımıza.
O arada işte ailemizle konuşuyoruz.
Çünkü daha yeni taşınmışsın. Ne yapıyorsun?
Nasılsın? İnsanlar merak ediyor.
Orada tabii Türkçe konuşuyoruz eşimle.
Ve yanımızda bir Hollandalı bir amca geldi.
Hangi dili konuşuyoruz? Şiir gibi.
Türkçenin şiir gibi geldiğini duymuştum bir Hollandalı.
O beni şaşırtmıştı mesela. Çok ilginçmiş.
Yani çünkü bilmiyorum nasıl geliyor kulağa da Türkçe.
Acaba Middle East mi? Arapça mı?
Nasıl kulağa hoş geliyor?
Güzel bir dilimiz var belki de.
Bazıları seviyor ya gerçekten Türkçe.
Ben de karşılaşmıştım yani mezraptayken böyle çok Türk gelip gidiyor sohbet ediyoruz ya.
Ya hangi dili konuşuyorsunuz? Ne kadar güzel geliyor kulağa.
Ben de çok duydum ya birkaç kere.
Sanırım şey biraz şiirsel bir dilimiz var yani.
Ya Hollandalılara göre çok iyi.
Tabii canım. Hollandaca Arapçaya çok daha yakın geliyor mesela bana.
Şeyden değil mi? Gırtlak sesinden belki de.
Evet abi G ile yazılıyor. Groningen.
Söylenişi Groningen. Evet.
Yani hani şey gibi hain hain.
Doğru söylüyorsun. Yani Kur'an alfabesindeki harfler gibi yani.
Benim dini bilgim sana göre biraz daha zayıf tabii.
Benim elhamdülillah iyidir dini bilgim.
Peki burada yaşamak hayal ettiğin gibi mi abi?
Ben çok hayal bir şey hayal etmemiştim buraya gelirken.
Ve oradaki biz işte babam sağ olsun bir tane ev vermişti.
O evde kalıyorduk evlendikten sonra.
Ve biz o evi iki yıl kapatmadık.
Olur da beğenmeyiz, başımıza bir şey gelir, geri döneriz.
Ve burada o sebepten dolayı aslında büyük bir hayalle gelmemiştim.
Ama hayal ettiğim gibi mi?
Şu şekilde hayal ettiğim gibi oldu.
Güzel insanlarla tanıştım.
Bunlardan biri sen olabilir misin?
Güzel insanlarla tanıştığım için aslında burada biraz daha aidiyet duygusu gelişti.
O sebepten şu an için hayal ettiğim gibi mi?
Evet. Tabii ki de Türkiye'de çok samimi oldu.
Arkadaşların... bıraktık da geldik buraya.
Ama burada da o samimiyete güzel ilişkiler kurduğumuzu görünce güzel dostluklar biriktirince sanırım ya benim o duygusal, fiziksel olarak bir şeyi ne bileyim burada ne
bileyim sağlık açısından ya da ne bileyim ekonomik olarak bir zorluk çok çalıştığın süre boyunca aslında para kazanabiliyorsun burada ama manevi duygular Türkiye'de benim kendimi sorgulayamadığım şeyleri burada sorgular
oldum. Mesela bunlardan biri insan psikolojik olarak Ben psikolojiden anlamam bu arada.
Kötüyüm ya o konuda. Gerçekten empati konusunda da çok kötüyüm.
Ama mesela depresyona ben Türkiye'de girdiğimi hatırlamıyorum.
Çünkü niye sürekli koştuyorsun abi?
Evet ya. Ya bir şey gibi.
Ben buraya geldim işte.
Geldikten bir sene sonra burnout diye bir şey öğrendim.
Abi herkes burnout, burnout, burnout konuşuyor.
Hayır dedim sıçacağım. Ne ya bu burnout falan?
İşte psikolojik olarak iyi hissetmezsen işe gitmiyorsun.
Ve sana... Bir yıla kadar gitmediği zaman tam maaş veriyorlar değil mi?
Öyle bir şey bilmiyorum ben. Atıyorum işte psikolojik olarak iyisi.
Ben şöyle dedim. Ben işte Türkiye'deki süreçlerimi anlatıyorum.
İşte sahne, işte tiyatro.
Hani iki yıl kimya laboratuvarında çalıştım.
Oyunculuk bölümü mezunuyum. İşte obidik kubidik bir sürü şey.
Ve hani işte diyorum her şeyi bırakıp otostopla doğuda gezdim.
Şey diyorlar. E sen aslında burnout olmuşsun.
Abi ben yani bir tek ben değil ki Türkiye'de doğup beğendiğim %70'i burnout ve haberimiz yok.
Evet çünkü hayatta mücadele etmen gerekiyordu.
Ya şimdi ben öyle çok ne bileyim varlık gibi halden gelmedim.
Ne bileyim sürekli çalışmamız gerekti.
Sürekli bir şey yapmamız gerekti. O yüzden bir dönüp de hayatın gidişatından çok farkına varmıyorsun.
Hayat nasıl gidiyor Türkiye'de?
Ya ben şunu hatırlıyorum ya. Sokağa çıktı ya hatırlıyor musun ya?
Çok kötüydü ya. O bombaların patladığı işte havalimanında.
Mesela Ayşegül Taksim'de çalışıyordu.
Bomba patlıyor. Ayşegül'ün 200 metre ilerisinde.
Ya şey var. İstanbul'da çok seviyorum.
Ama bu üzülüyorsun abi.
Yani sokağa çıktığın zaman gerçekten şunu hissediyorsun.
Ölüm tehlikesini hissediyorsun.
Trafikte belki biri ne istemeden korna bastın diye saçma sapan bir boyuta gelebiliyor.
Dolayısıyla bence yurt dışına geldiğin zaman insan Kendinin farkına varıyor ya biraz.
Ya şey gibi bir yerden yani hani bunların temeli belki birazcık da sıkışmışlık hissi oluyor insanlarda.
Yani her şey sıkışmış oluyor Türkiye'de.
Koşturmak koşturmak koşturmak.
Herkes bir şeye yetişiyor.
Yani bir şeye yetişemezse ekonomik olarak bir şeyleri kaybediyor.
Ekonomik olarak bir şeyleri kaybederse manevi olarak bir şeyleri kaybediyor.
Yani çok fazla rahatsız edici haber okuyoruz işte.
Türkiye ile ilgili ya hani biri çocuğuna kıyafet alamadı diye intihardan onlarca veli var.
Anne baba var yani. Şimdi bunların olduğu bir yerde buradaki şeyler çok daha rahatsız edici yani.
Şimdi şu bakış açısı mesela benim buraya gelmeden önce çok fazla yurt dışında yaşayan arkadaşlarım vardı.
İşte bazıları siyasi sebeplerden geçmiş.
Bazıları daha iyi eğitim hayatı olsun diye yurt dışında taşımış insanlar.
Şunu da yapmak istemiyorum lan biz buraya geldik Türkiye'yi eleştiriyoruz.
Onu da demek istemiyorum ama ya çok güzel şeyleri hak ediyoruz ya.
Yani insanlar olarak.
Ben buraya mesela çok fazla yabancı insan tanıştım.
Türk kültüründen, Türk mutfağını zaten biliyoruz.
Türk hospitalitesini biliyoruz ama her şeyi politik olarak her şeyi bir kenara bıraktığın zaman aslında bizi tanıyan yabancıların ve çok seven yabancıların olduğunu görünce insan gururlanıyor.
Ama aynı zamanda şunu da yapmak istemedim yani.
Gidip de buradan Türkiye'ye bakıp kötü şeyler söyleyip ya da oradakileri zor durumda bırakmak.
Yani benim ailem, tüm sevdiklerim orada.
Onu yapmak istemiyorum. Ilık götlük yapmak istemiyorum açıkçası.
Yani gidip de kendini kurtarmışsın, hamsarda mı geçmişsin ama Türkiye'yi hakkında konuşuyorsun.
Onu yapmak istemiyorum. Aksine çok daha güzel gelecekler vaat eden bir ülke.
Umarım ölmeden görürüz ya.
Görürüz ya. Daha genciz Mustafa.
Ben konuştum yukarıdakilerle.
En az bir 40 yılın daha var diyorlar bana.
İnşallah. İnşallah. Yüce Yaradan.
Peki. Hollanda'da en sevdiğin veya en sevmediğin şeyler neler?
En sevdiğim sanırım şu.
İnsanlar hakkında ya da birinin kırılmayacağını.
Ya ben insan hakkında konuşuyorum ediyorum ama yani aklıma gelen her şeyi direkt olmaktan bahsetmiyorum.
Bu Hollandalılar direkttir falan filan diye bir laf var ya ondan değil de.
Aslında insanların özgürce düşündüklerini dile getirebilmek hoşuma gidiyor burada.
İyi veya kötü. Ya karşındaki seni çok fazla yargılamıyor.
Yok. Yabancılardan bahsediyorum.
Anladım anladım. Türk komünitesinde aşağı yukarı böyle etrafımızdaki insanlar ama hani bilmiyorum.
En çok bu hoşuma gidiyor.
Yani bir de kendi alanım var ya burada.
Evet. O hoşuma gidiyor ya.
Ya kendine zaman ayırmak diye bir şey var ya.
O işte. Peki en sevmediğin şey ne var mesela burada?
Şunu çok sevmiyorum şundan nefret ediyorum.
Öyle nefret boyutunda bir şey yok da.
Ya mesela Türkiye'de ya canım şunu istiyor hadi gidelim yiyelim.
Biraz yemek. Allah'tan seni tanıyoruz.
Hani sen güzel yemek yapıyorsun ya. Hani dışarıda böyle güzel bir şey yemeye ihtiyacımızla evde gidiyoruz diyelim.
Ya sen yapıyorsun ya ben yapıyorum.
Ya birileri yapıyor güzel yemek de.
Yemek yok ya. Evet.
Yemek yok ya bu ülkede.
Ya ben çok garipim. Neyse şimdi vejetaryen arkadaşlar garipsemesin bizi de.
Kelle poça ben hayatımda hiç içmemiştim Türkiye'de.
Burada tanıştım. Çok saçma.
Yemekten geldi de konu. Bazen pazar sabahları...
Bir de kahvaltıyı ben çorbayla yapmayı falan seviyorum.
Hoşuma gidiyor bazen.
Hatırlıyor musun senle karavandan geldik?
Kelle paça mı içsek dedik.
Sonra kızlar bize alıyor. Üttürdün nereye?
Poşu, yumurtalı, avokado, smash, tost yiyelim.
Okey. Şey diyor musun?
Sabah kahvaltısında çorba içmeyi çok seviyorsanız Hollanda'ya gelmeyin diyor musun?
Çok daha güzel kelle paçacılar var tabii Türkiye'de.
Yani gelmeyin tabii. Buysa kriter.
Gelmeyin ya. Ama şunu isterdim ya.
Bak mesela seni de çok sanmıyorum.
Çocukluktan gelen arkadaşlarım var.
Sevdiklerinle mesela burada yaşamak istemez mi?
Düşsene öyle bir ütopya mı ne bilmiyorum ama yani sevdiğin insanlarla ya aslında mekan bir noktada sana temel ihtiyaçlarını sağlıyor.
Temel kaygılarını belki yok ediyor.
Ama şey var.
Yani mekanın önemi bir noktada aslında insana bağlı oluyor işte.
Sevdiklerimle mesela burada yaşamayı çok isterdim ben.
Ya ben de isterdim ama şeyden bu şu konuda çok mutluyum.
Yani çok iyi insanlar var çevremizde.
Ben bundan çok mutluyum.
Ben de çok mutluyum. Bence bu buradaki en büyük ayrıcalık şunu çok iyi hissediyorum yani.
Böyle bir şey olduğunda aradığında şey unutulmaz bir şey benim için mesela.
Bisikletten uçtum.
Yarış bisikletinden. Baya yani yüzümün sağ tarafı yok gibiydi.
Seninle mesajlaşıyorduk.
Ve sana random bir tane yüzümün fotoğrafını attım aynı gece.
Ve yarım saat sonra kapımın önünde ilaçlarla geldin.
Ve bu inanılmaz bir şey.
Yani Hollanda'da bunu yaşayabilmek imkansız.
Bunun için çok şanslı hissediyorum ben mesela burada.
Bu o yüzden çok değerli hissettiriyor bana.
Ama bu benden dolayı biraz da senden dolayı olsa gerek.
Eyvallah teşekkür ederim. Ama yani şeyden dolayı diyorum abi hani böyle bir komüniteye sahip olabilmiş olmak çok iyi hissettiriyor burada.
Yani bir şekilde aidiyet duygusu kazanıyoruz.
Evet evet. Bence insan iyi bir yani şöyle etrafında nasıl bir insan biriktiriyorsan bence o derecede hayatın değeri artıyor biraz ya.
Evet abi yani hayat kaliten çok değişiyor.
Yani çevrendekilere göre hayat kaliten çok değişiyor ve burada onu yakalayabilmek çok zor.
Ben çok biliyorum yani geri dönen, geri dönmek isteyen işte bir şey yapamıyorum, sosyalleşemiyorum.
Halbuki baktığında Avrupa'dasın ki Avrupa'nın birçok şehrine göre çok daha rahatsın burada.
Herkes İngilizce konuşuyor. Hiç dille alakalı sorun yaşıyor musun?
Yok ya yaşıyorum. Yani tabii ki de şu ayıp hani burada 5 yıl.
Bu arada çalışmaya da başladım böyle 6-7 ay oldu.
A2 seviyesinde. Hollanda'cım var diyebilirim belki ama 5 yıl oldu.
5 yılda da A2 ol be kardeş.
Hani biraz onu ayıplıyorum.
Bakma da. Ya bir tembelliklen.
Çünkü kimse konuşmuyor. Zorunda kalmıyorsun.
Evet o bugün mesela Amerikalı bir tane iş arkadaşım vardı.
Kız şöyle ya Avrupa'da tam gezdim de Hollandalılar çok iyi İngilizce konuşuyor.
Gerçekten bazı Hollandalılar hatta Hollanda'cıya ihtiyacın yok.
Neden Hollanda'cı öğreniyorsun diye de yorum yapıyorlar ama yani bu bir yaşadığın ülkeye saygı.
Ne bileyim insana saygı. Bir ne bu bakıma.
Biraz öyle gibi. Peki buradaki hava durumunu, yemek kültürü falan seni çok etkiledi mi abi?
Hava durumu nasıl? Çok etkiliyor mu yani seni bu yağmur, fırtına bazen?
Ya ben bisiklete binmeyi seviyorum az çok biliyorsun.
Arada bir böyle hafta sonu özellikle uzun 60-70 kilometre bazen çıkıyorum.
Orada mesela rüzgar ve yağmurun oluşu benim canımı sıkıyor.
Ama onun dışında gündelik hayatımda çok fazla etkilemiyor.
Ta ki işte araba alana kadar.
Araba olduktan sonra, arabayla ulaşım yaşadıktan sonra çok fazla ihtiyacın olmuyor belki.
Ama ben Amsterdam merkezinde de yaşamıyorum ya.
Arabayla geliyorum. Çalıştığım iş Amsterdam merkezinde.
Arabayla gidip geliyorum. Belki o yüzden dokunmuyor ama ya bir de soğuğu bazen seviyorum ya.
Şeyi seviyorum. Pazar sabahları bak eğer bir de yağmur da varsa böyle parkta, ormanda falan işte montumla kapatıp Yeşilliklerin arasına giriyorsun ya.
Şeyi seviyorum arada. Soğuğu seviyorum.
Güzel ya. Soğuğa bu kadar alışabilmiş olman güzel valla.
Peki abi bürokrasi ve resmi işler konusunda nasıl bir deneyimin oldu?
Yani geldiğinde hani vize almak zor muydu?
İşte eşinle beraber geldin.
Eşine vizesini nasıl sağladın?
Bu konularda sorun yaşadın mı?
Yoksa neydi yani buradaki prosedürü nasıl yürüttün?
Ya bizdeki şimdi şeye bakacak olursak ne bileyim devlet dairesindeki işleriyle burayı kıyaslayacak olursak.
Burada tabii her şey kuralına uygun.
Her şeyi kuralına uygun oynadığın takdirde hiçbir sorun yaşamıyorsun.
Şey çok komik ya.
Ev dedim ya işte 10 güne otelde kaldık.
Banka hesabı açamamıştım.
O da aslında biraz devlet işleri değil biraz da prosedür.
Hani banka hesabı açman gerekiyor ya işte ev tutabilmen için banka hesabına para göstermen gerekiyor vesaire.
Ben evi tuttuğumda para... Arabamı satıp da gelmiştim oraya.
Çok da büyük bir para değil ya.
On bin euro falan. On bin euro ile şey dedim adama.
Ya benim banka hesabım yok.
Paran var ama depozite verebilecek paran var ama bana şey dedi.
Nasıl kanıtlayabilirsin? Dedim ben de fotoğrafı var.
Paranın fotoğrafını göstersem olur mu?
O adamlar şeyi sağlamaya çalışıyor.
Kendini güvence altına alacak şekilde bir kanıt istiyor ya sürekli.
Ama Türkiye'de çok fazla cash paran varsa belki de direkt tutabilirsin.
Ama onun dışında devlet dairesinde çok böyle bir sorun yaşamadım ya.
Peki vatandaş oldun mu?
Vatandaş olacak mısın? Ya ben almayacaktım.
Çünkü vatandaşlığın etkisi ya da yararı ulaşım için.
Yani ne bileyim başka bir yurt dışında Amerika'ya gideceksen ya da İngiltere'ye gideceksen kolay geçebiliyorsun bize pasaport vesaireden.
Almayacaktım ama öğrendim ki sınırsız oturuma da pasaporta da dil sınavını vermen gerekiyormuş.
Ben de şimdi madem dil sınavını geçireceğim bari pasaport alayım.
Bilmem ona bakacağız işte ya.
Sınavlara çalışıyorum da. 6-7 ay içinde belki geçerim.
Ne kadar süredir buradasın? Ben tam olarak 2 Mart'ta geldim.
5 yıl oldum. 2 Mart'ta iş başı yaptım.
5 yıl önce. Büyük süreç ya.
Sen? Benim karış...
Aslında Aralık ayında geldim.
3 yıl önce. 3,5 yıla olacak.
3,5 yıla gidiyor yani. 3 yıl bitti benim.
Ben şeyi hatırlıyorum.
Seninle tanıştığımız ilk günde. 6 ay sonra gideceğim diyordun.
Sen anlat nasıl peki 3 yıl 6 ay sonra gideceğim deyip 3 yıl kalma nedeni ne?
Benim işte şey ben 6 ayın sonunda döndüm ya.
Ya olmuyor falan deyip işte vizeyi alıp.
Bir gittin sen sonra geldin.
Geri geldim. Ya işte şeydi 6 ay kaldım.
Sonra stajım bitti yani ve ben döneceğim dediğim gibi dönecektim.
Ve çalıştım mezrap şey bırakmadı yani.
6 ay daha kal uzatalım işte stajını falan dediler.
Sonra onlar sağ olsunlar başvurduk.
Stajımı uzattılar ama ben bir şekilde yine de gittim.
Türkiye'ye kalmak istemedim. Onlar da okey git.
İstediğin zaman gelirsin. Dolaşırsın falan dediler.
Sonra gittim. 3-4 hafta sonra şey dedim ya ben alışmışım Hollanda'ya deyip arayıp mezrabı ben geri geliyorum dedim.
Öyle geldim. Sonra işte kumpanyayı kurduk.
Öyle falan. Çok güzel gidiyor kumpanya.
Evet ya fena gitmiyor. Yani baya yoğun abi.
Keyifli ve yoğun gidiyor. Peki.
Adaptasyon sürecini tamamladım diyebiliyor musun?
Yani artık adapte oldum her şey okey herhangi bir sorunum yok olsa da çözerim herhangi bir şeyden korkuyorum ya da korkmuyorum dediğim bir şey var mı bu ülkeyle alakalı?
Güzel soru ama adapte olduğumu düşünüyorum.
Şey açısından sadece hani dili yeteri kadar bilmediğim için oradan bir eksik olduğunu düşünüyorum ama yani bence...
sokakta ne bileyim çekingen o biraz daha çekingensen eğer bir sokakta yürürken ya da ne bileyim başta bir şey geldiği zaman çekingensen aslında adaptasyonunu çok tamamlayamamışsındır diyebiliriz belki.
Ya da ne bileyim korkuyorsundur bir şeylerden.
Bu şey de olabilir. Vize olabilir.
Ne bileyim. Birçok şey olabilir ama herhalde tamamladığım yani çok da iddialı konuşmamak lazım.
Herhalde okeyim yani. Peki sanatla, eğitimle ya da işte herhangi bir şeyle ilgileniyorsan buradaki ortamı nasıl buluyorsun abi?
Yani atıyorum Türkiye'de nasıldı bu sanat, eğitim ya da işte atıyorum sosyal hayatın burada nasıl?
Ben yani şöyle ben kötü bir sanatsever değilim belki kendim için.
Çünkü ben hani gidip de işletme mezunuyum ama işte eşim mimarçısından mezunum.
İç mimar ve ürün tasarımı okudu.
Ve hayat ben onunla beraber çok uzun zamandır beraber olduğumuz için hani Sanatla hep beraber iç içeydik.
Ben kara kalem mesela o üniversite sınavına hazırlanırken kara kalemle uğraşıyordu.
Tabii sınavı geçmek için.
Ben de onun yanında sürekli bir kendimi işte bulunduğum insanla beraber etkileşim halinde olduğum için kara kalem vesaire kendimi onlarla uğraşıyordum aslında lise sonunda.
Baktım ki resim çok zor.
Yani o kadar kabiliyetim yokmuş.
Ben dedim ki bari fotoğraf kötü ressam.
Belki iyi fotoğrafçı oldum. Gittim fotoğraf makinesi aldım.
Bir de o zaman da üniversite sınavını geçtim.
Yani çok da İstanbul Üniversitesi'nde kazanmışım.
İşte fotoğraf makinesi aldım.
Sonra fotoğraf kulübü vardı kulübümüzde.
Orada çok güzel sergiler açtık vesaire.
Yani sanat da hep iç içeydi.
İç içeydim lise hayatımdan beri.
Daha çok görsel sanat diyebiliriz buna.
Hala da aslında hani fotoğrafla ilgileniyorum.
Türkiye'de yüksek lisans Marmara fotoğrafçılığa girmeye çalıştım.
Şeyi mülakatta eğlendim sonra.
Herhalde baktılar bu çocuktan.
Tarihi ne bileyim fotoğraf tarihi hakkında çok fazla bilgim yok.
Belki de sanat tarihi hakkında çok fazla bilgim yok.
Belki oradan eğlenmişimdir.
Ama hep sanat okumayı çok isterdim ya.
Ama sağ ol hala bizim fotoğraflarımızı çekiyorsun.
Güzel oluyor mu? Çok güzel yani millet...
Bayılıyor. Sana hediye almayı planlıyorlar.
Siz dedim benim ölçülerime göre alın.
Bence kullanırız yani.
Siz dedim benim ölçülerime göre alın.
Aynı bedenlerdeyiz Mustafa ile.
Peki abi sence Türkiye ile buradaki kültürel farklar neler?
Nasıl bir fark var kültürel olarak?
Mesela şey büyük bir kültürel fark insanlara ismini hitap etmek.
Mesela bey falan hanım.
Bu tarz şeyler burada öyle bir şey yok.
Çok Ne bileyim patronuna bile isimle hitap ediyorsun falan ama o kültürel bu niye?
Kültürel biraz ya. Senin peki böyle kültürel dediğin fark ne burada?
Mesela bu benim için büyük bir kültürel farktı.
İlk geldiğimde. Ben çünkü hala şey...
Aa şey şey. Doğum günü ya.
Abi kendi pastanı niye getiriyorsun ya?
Herkes aynısını söylüyor.
Nasmin'e de aynısını söyledi.
Ha işte. Yani evet ya o çok ilginç bir şey.
Doğru. Bugün benim doğum günüm.
Ben pastayla geldim. Acaba şey mi hani doğum gününde kimseye yük olmayayım falan.
Daha bilmiyorum. Belki bizi Türkiye'den dinleyenler olabilir.
Belki onları açıklayabiliriz. Burada doğum günü olduğunda kendi pastanı kendin getiriyorsun.
Türkiye'de biraz daha sana sürpriz yapıyorlar.
Ama burada öyle bir şey yok. Evet ya ilginç.
Başka ne var? Dur bir dakika. Kültürel fark ne var başka burada?
Tiki. Ha tiki var ya.
Mesela ben evli olduğum için date hayatını bilmiyorum.
Sen belki... Gerçi tiki gönderiliyor mu date çıktığında?
Ya soruyorlar aslında.
Gönder diyorlar. Ama o şey değil mi?
Mesela tiki göndermiyorsan ben seninle next.
Hani bir sonraki ne bileyim hafta ya da bir ay sonra belki bir daha görüşürüz değil mi?
Tiki istenmiyor.
Valla ne yalan söyleyeyim ben hiç kimseden tiki isteyemedim buluştuğum kızlardan.
Cömert adam. Yani abi zaten gittiğinde iki üç tane bire içiyor.
Bir şey içmiyor ki yani yemek yemiyor. Buradaki date hayatı komik abi.
Yani şey atıyorum biriyle dateleşeceksin bir ay sonraya randevu veriyor sana.
Evet. O doğru. Ve diyor ki hani 12'de buluşalım diyor işte atıyorum.
Akşam 8'de buluşalım diyor tamam.
Akşam 8 ya. Şeyi planlıyorsun kafanda.
Belki de bende alakalı. Kafamda planlıyorum.
Yemek yeriz işte içki içeriz falan.
İçki içiyoruz söylüyoruz. Yemek yer misin?
Yemek konuşmadımıştık ki diyor yiyeceğimize tarif.
İşte. Abi o plan.
Bence bu da kültüre çok güzel bir örnek.
Planlı yaşamak. Ben hiç planlı...
Yani planlı tatili planlarsın ama ben tatilimde bir ay önceden planlıyorum.
Dokuz ay önceden planlı yiyemiyorum ya.
Şeyi de seviyorum. Bence bizim...
Kültürümüzde çok güzel bir şey. Bugün benim buraya nasıl geldim?
Sabah bana yazdın. Abi müsait misin?
Gel iki dakika konuşalım. Ben bunu seviyorum abi.
Spontane olalım ya. Yok abi burada öyle bir şey.
İmkansız. İmkansız değil mi?
İnternetçiler de öyle. Yabancı bir arkadaşına ne yapıyorsun bugün?
Hadi gel. Çok nadir.
Çok nadir abi. Özellikle Hollandalı birine imkansız.
Benim Hollandalı kız arkadaşım da vardı.
Ama bunu konuşmadık diyor sürekli.
Yani bunu planlamadık. Ama bu planlanacak bir şey değil ki.
Yani yolda gidiyoruz. Şunu şöyle yapalım mı?
Ama hani evde yemek yiyecektik.
Tamam yine yeriz ya. Bundan da alalım.
Ya hayat böyle mi? Planlanılmıyor yani hayat.
Abi onlar öyleler çok. Ya bu arada şey.
Gençler bir tık daha o kadar şeyler böyle açıklar.
Çok adapte olmuşlar.
Çünkü çok uluslararası öğrenci var burada.
Ama yaşlılar.
Her şey çok planlı. Eve gideceği saat belli.
Konsere gideceği saat belli.
Ne içeceği belli. Ne kadar içeceği belli.
Yani bu çok ilginç.
Her neyse. Peki.
Buraya gelirken abi nasıl bir beklentin vardı?
Bir beklentin var mıydı buraya?
Ben süper beklentiyle geldim. Gerçekten dedim ya.
Evimde hiç kapatmadım.
Beklentim hiç yok denecek kadar azdı.
Şeyi bir yere tamam hayatını değiştiriyorsun geliyorsun ama dedim ya hani ben Sadece valiz, bir büyük valiz ve Ayşegül'le bir büyük valizle geldik buraya.
Yani hep şu açıdan baktım.
Olmuyor mu? Her zaman orada bir kapı var.
O yüzden çok bir beklentiyle gelmedim.
Var mı çoluk çocuk bir şey?
Yok. Güzel. Yani şey soracaktım aslında.
Çocuk varsa onun eğitim sistemiyle ilgili bir bilgim yok.
Ama etrafımızda çocuğu olan tabii ki de arkadaşlarımız var.
Sanırım çok iyi eğitim sistemi bu arada.
Yani mesela... Bir yıl önce eniştemin kuzeni geldi.
Eniştem dediğinde çocukluk arkadaşım.
Neyse o geldi.
İki tane çocukları var. Kız 6-7 ay içinde Hollanda'cığı öğrendi.
Bir de şey der ya kafası biraz genç jenerasyonun boş olduğu için çok güzel her şeyi çok güzel alıyorlar.
Çocuklar öyle der ya. Peki nasıl burada gece hayatı çıkıyor musun bir yerlere?
Artık çıkmıyorum ya. Eskiden çıkıyordum.
Eskiden biraz daha çıkıyordum da.
Yani şey, corporate hayatta işte abi çalışıyorsun beş gün.
Cuma günü olunca hadi ne yapalım?
Ben sana yazıyorum, sen bana yazıyorsun.
Olmadı ekine yazıyoruz. Ne yapıyorsun?
Gelelim mi falan diye. Ama yani şey, Cuma günü olunca ben Cuma günü evde durman şeyi biliyorsun.
Mesela Tarık'ın en çok sevdiği aktivite Cuma günü Xbox oynamak.
Ben Cuma günü, tamam bak bunu Perşembe günü yapalım ama Cuma günü dışarı çıkalım ya.
Abi tam bir nerd aktivitesi.
Evet ya. Ben şey dışarı çıkmıyorum ya insanları seviyorum.
İnsanların sosyalleşmeyi de seviyorum.
O yüzden kendi başıma tek başıma çıktığım da çok olmuştur.
Bir bira içeceksem bile çıkıyorum ya.
Peki şu öyle bir şey yaşıyor musun?
Atıyorum hani Türkiye'de bir yere damsız giremezsin ya.
Ben Türkiye'de tek başıma hiçbir yere gittim hatırlamıyorum.
Burada damsız girebiliyor musun mekanlara?
Hiç sormayın hocam. Dam mı?
Cinsiyetin bir önemi var mı sence burada?
Yok işte ben de bunu söylüyorum.
Yani bence cinsiyetin hiçbiri yok.
Acaba ben bazen şunu düşünüyorum.
Damus şey ya erkek ya.
Ha Hollanda cevabı. Damus'dan mı geldi?
Böyle salakça bir soru sorabilir miyim? Damus'dan mı?
Bilmiyorum yani. Şu an sallıyorum da.
Hiç bilmiyorum ya. Çok iyi bir salladım.
Kafam da karıştı. Hiç fikrim yok.
Ama yani hiç burada öyle cinsiyetsel ne bileyim cinsiyetle alakalı soru sormak çok ayıp bir şey ya orada.
Çünkü şey çok rahatsız edici geliyor.
Türkiye'ye bir tane normal bar ya bar.
Pop pop. Pop'a gireceksin.
Dams alamıyoruz diyor. Oğlum otur bira içeceksin.
Ya da atıyorum içki içmiyor.
Çay iç kahve iç fark etmez yani.
Kafelerde bile öyle. Yani gidiyorsun şimdi caddede ya da işte İstanbul'da herhangi bir yerde kafeye gidiyorsun.
Ya benim Zonguldak'ta başıma geldi ya.
Yemin ederim ben TRT'nin sunuculuğunu yapıyordum.
TRT Çocuk'ta bir şeyin. Bir çizgi film programının.
Zonguldak'ta böyle güzel böyle 4-5 yıldızlı bir otelde kalıyoruz.
Alt katında böyle rooftop bar var.
Rooftop barda işte böyle canlı müzik var falan gidip oturacağız.
Otel odamızdan indik.
Normal hava sıcak yani.
Şort, tişört. Aşağı indim sohbet edeceğiz falan diye.
Mekanın içine giriyorum.
Kapıda iki tane güvenlik.
Nereye? Nereye olduğu belli değil mi?
Mekana gideceğiz oturacağız.
Pardon ama bunu Zonguldak'da yaşaman daha da böyle bir...
Düşündürücü. Hatırlamıyorum.
Hilton mu neydi adı otelin? Otelde bir de.
Otelde ya. Adamsız alamayız dediler.
Ya dedim ki burada kalıyorum ben. Otelin kafesi bu benim için.
Evet. Yani hani nereye gideceğim başka?
Bir de etrafa gerçekten gidecek yer de yok yani.
Böyle şehir tam merkeze girmeden bir otel böyle sahilde.
Çok komikti. Lafını böleceğim.
Ben buraya taşındığımdan beri...
Bizim çocukla arkadaşlarımızla görüştüğümüz sürekli böyle ayda bir ya da üç ayda bir rakı içtiğimiz bir yer vardı Bakırköy'de.
Bildiğin ama şey mahalle pubu.
Yani içeride mahallenin amcaları var.
Biz oraya gidiyorduk. Bir de hani kalabalık grubumuz.
Tadık kaçırabiliyoruz etrafımızdaki insanların.
O yüzden oraya gidip. Efendimle efendi orada içelim diyoruz.
O yüzden buraya geldikten sonra Türkiye'de çok böyle dışarı çıkmaz oldum ne bileyim.
Türkiye'de insanları görüp geliyorum ben geri ya.
Bu dam muhabbeti beni çok geriyor Türkiye'de hala.
Yani hani mekana giriyorsun ya da hep olay olacakmış gibi bir tetiktesin falan.
Burada hiçbir şey yok ya. Hiç. Sıfır.
Yani o güven, o şey böyle rahatsın, özgürsün.
Biri seni rahatsız etmez. Çarpsa özür diler.
Sen çarpsan sorun yok der.
Bana mı baktın birader demez.
Bir şey diyeceğim.
Daha yeni, bir iki hafta önce özür dilerim ismini unuttum ama hani bir sokakta yürüyen bir çocuk Pardon kardeşim diye bıçaklanıp öldü.
Çok yeni. Her neyse.
Peki hocam.
Çok keyifli ya.
Teşekkür ederim. Davetin için teşekkürler.
Son bir sorumuz var.
Ve bu benim en sanırım keyif aldığım soru oluyor.
Bavulunda ne var abi? Yani gelirken ne vardı?
Ya da Türkiye'ye ne sıklıkla gidiyorsun?
Ne götürüyorsun? Bavulunda ne var ya?
Güzel soru. Özlem var ya.
Çok özlüyorum ben ya.
İnsanları çok özlüyorum. Ya bir de buraya geldikçe ben duygusallaştım ya.
Ya bir de yaşlanıyoruz herhalde. Aramızda bilmiyorum yani.
Şu an ben kaç? 37 yaşındayım.
Şeyim öyle özlüyorum ya.
Ya bu şimdi mesela 1970'lere falan gidecek olursak işte insanlar buraya işçi olarak gelmişler.
Düşseme. Trene atlayıp geliyorsun.
İletişim yok. Belki çocuğunu bırakıp geliyorsun.
Belki mektuplaşıyorsun.
O zamanki özlem duygusuyla şu anki özlem duygusunu hayatta kıyaslayamam.
Ama bizimkisi şey.
Telefonla zaten açıp görüntülü videolu konuşmayı yapabiliyorsun.
Ama ne bileyim mesela insanları sarılmayı özlüyorsun.
Ne bileyim. Özlediğin çok şey.
Ben buradan Türkiye'ye gittiğim zaman özlem duygumu götürüyorum biraz.
Bir de Türkiye'den buraya gelince hala duygusallaşıyorum ya.
Hadi ya. Böyle bir cevap beklemiyordum.
Evet çok şey. Yaşlılık böyle bak.
Şey oldum ya etkilendim.
Sıkıcı değil mi? Yok sıkıcı değil de şey oldum böyle.
Evet ben giderken çok heyecanlanıyorum.
Evet çok doğru. Yani çocuk gibi heyecanlanıyorsun.
Böyle hani ya böyle bir yere gidecekmişsin gibi.
Oradayken ikinci gün üçüncü gün şey oluyorsun.
Allah'ım ne olursun geri döneyim diyorsun.
Dönerken de üzülüyorsun. Süren ne peki maksimum?
Sen yeni gideceksin işte.
Cumartesi günü gidiyorsun herhalde. Ya işte ben gidiyorum cumartesi.
Ben kalamıyorum abi. İlk gittiğim zaman çok kalmıştım.
Şimdi çok çalışıyoruz ya. Gidiyorum 3-5 gün kalıp dönüyorum.
3-5 gün güzel. Koşturmacı ele geçiyor.
Ama böyle gittiğimde 2 hafta kalmak isterim.
Yani yeğenlerimle falan böyle.
Şehirde olmasa da böyle bir yerde sessiz sakin bir yerde onlarla vakit geçirmek isterim.
Peki Türkiye'den erzak getiriyor musun?
Ben sigara içiyordum. Sigara getirdim.
Sigarayı bıraktım. Bazen çok komik oluyor ya.
Şey 3 ay önce falan.
Ne getirelim falan diye sordular.
Arkadaşlarımız gelecek diye. Bizde kalacaklar falan.
Zeytin getirin dedim. Böyle basit böyle saçma şeyleri bazen istiyorum.
Erzak olarak aa şey.
Annem çok güzel sarma yapar.
Ayıptır sarması. Bizim eski oturduğumuz yerde de amcalar falan bir gün işte yaz tatilinden Türkiye'den dönüyoruz.
Amcalar aşağıda hava güzel oturuyorlar.
İşte birey uçuyorlar falan. Ve yaş grubu.
75 plus. İngilizce de konuşuyorlar ha bu arada.
75 plus ama. Neyse.
Sarma. Ayşegül sarma indirdi aşağıya.
İşte komşulara verelim diye.
Tek tek verdik vesaire.
Sonra sorduk hani nasıl?
Sarma yediniz mi? Çoğu yememişti.
Şeye benzetiler. Sushi'ye benzetiler.
Baktığı zaman biraz doğru mu bilmiyorum.
Sıfır bilgi ya bu adamların yemek zevki anlayışı da yok.
Çıldıracağım ya Allah'ım.
Abi sarman ne kadar güzel bir şeydir ya.
Abi anlamıyorlar ya. Ya çiğ balık yiyor bu insanlar ya.
Ya yemek kültürü bir ülkenin nasıl olmaz ya.
Sen peki ne getiriyorsun? Ben.
Ya da bir şey getiriyor musun? Ben bunu sana sorayım ya bir dakika ya.
Sen bavulunda ne getiriyorsun ne getiriyorsun?
Onu soralım peki.
Ben götürürken viski götürüyorum ya işte.
Ha pardon onlar var.
ÖTV var ha Türkiye'de.
Ya işte babam viski istiyor.
Arkadaşlarım viski istiyor. Ve kimse ucuz bir şey istemiyor yani.
Onlara viski götürüyorum.
Ama onun dışında böyle pul isteyen arkadaşım olmuştu bir kere.
Pul koleksiyonu yapıyordu falan. Böyle çok absürt bir şeyler götürmüştüm.
Ha şey götürmüştüm. Vibratör götürmüştüm.
Bir arkadaşım istemişti.
Türkiye'de yok mu? Burada çok ucuz oluyormuş.
Yani öyle absürt...
Absürt bir şeyler götürmüştüm birkaç kere de.
Onun dışında öyle çok bir şey götürmedim yani.
Çikolata mikolata falan. Gelirken...
Bir şey soracağım ya çok pardon.
Mesela ebeveynlerimiz tabii yaşça biraz yaşını almış insanlar.
Mesela Amsterdam hakkında bilgileri var mı?
Abi bizimkilerin...
Babamın var. Ne diyor peki mesela Amsterdam hakkında bilgi var mı?
Çünkü Amsterdam nesil ünlü birkaç şey var ya meşhur olan.
Evet abi. Ben babama şey diyorum yani işte burada ortamlar çok hızlı falan diyorum.
Bana anlatma diyor.
Diyorum ki beyazlar var işte diyorum yeşiller var falan.
Ben senin arkadaşın değilim bu konuda arkadaşın değilim diyorum.
Biliyor yani o çok yakın arkadaşları var burada.
Onlar sağ olsun bana çok yardımcı oluyorlar.
O her şeyi biliyor. Ama annem hiçbir fikri yok.
Hiçbir fikri yok. Yani annem köyde doğup büyümüş.
Ben İstanbul'da bende kaldığında bile şok oluyordu kadın sokağa çıktığında.
Buraya gelse aklını yitirir büyük ihtimalle.
Cehenneme geldim zanneder.
Yani cehennemi hayal etse annem bu kadar hayal edemez ki.
Yani hani. Acaba bir şey diyeceğim.
Cehennem böyle özgür bir yer mi acaba? Ya işte onların annemin perspektifinde cehennem bu kadar hayal ediyor.
İki tane erkek sokakta öpüşüyor.
İki tane kadın sokakta öpüşüyor. Annemin tasvir edemeyeceği bir şey.
Yani anneme gay ne desem bilmeyecek bir kadın yani.
72 yaşında köyden çıkmamış okuma yazma sormayan biri.
Gay oldum ben desem aa oğlum ne güzel falan der.
O kadar fikri yok yani. Hiçbir şeyle alakası bir şey yok.
Ya da yani abzür bir şey.
şey karşılaştırıyoruz, kültür karşılaştırıyoruz vesaire ya.
Mesela Türkiye kaç yıl geçerse bu özgürlüğü elde eder sence?
Bence bu konuyla ilgili bir şey söyleyemem ama çok zor yani.
Ne peki sence? Abi eğitim ya.
Eğitim değil mi? Eğitim yani. Başka ne olabilir ki?
Eğitim. Yani insanlar bilinçli.
O yüzden şeyler. Peki hocam teşekkür ederim.
Çok konuştuk be. Bugünün konuğu Mustafa Süner'di.
Çok keyifli bir sohbet geçirdik.
Çok teşekkür ederiz. İyi ki geldin.
Var mı son bir kez söylemek istediğin bir şeyler?
Ben teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için.
Çok keyifli bir sohbetti.
Bu sohbeti belki aramızda yaparız ama böyle sevdiklerimizle paylaşmak olmak da çok keyifli olacak bence.
Umarım daha güzel, daha merak edici hikayeler dinleriz insanlardan.
Teşekkür ederim davetiniz için.
Biz teşekkür ederiz. İyi ki bizi dinlediniz ya da dinliyorsunuz ya da dinlersiniz.
Eğer Bavulda Ne Var? podcastini beğendiyseniz bizi takip etmeyi unutmayın.
Ya da takip edin. Ya da öyle söylemem gerekiyormuş.
Öyle dediler. Yeni bölümlerde farklı hikayelerde karşınızda olacağız.
Hoşçakalın. Amsterdam'ın pembe götlülerinden selamlar.
Selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
