
Pasaportu alırsın almasına da… ‘Hollandalı mısın?’ diye sorarsan bana…
29 Kasım 2025 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Benim bavulumda artık neredeyse hiçbir şey yok; bir tek saç maşam… Rahat ve hızlı gidip gelebileyim diye.
Transkript
Merhaba. Burası Bavulda Ne Var? podcastı.
Türkiye'den göç etmişlerin yaşadıkları sorunlarını, çalınan bisikletlerini, göç süreçlerini, göç ettikleri yerlerdeki problemlerini ya da iyi olan bir şeyleri konuştuğumuz bir podcast programı.
Bugünkü konuğumuz Senem.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Nasılsın? İyiyim, çok iyiyim.
Sen nasılsın? İyiyim ben de.
Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Neler yapıyorsun biraz? Kendinden bahseder misin bize?
Tabii ki. Şu anda yoğunluklu olarak hikaye anlatımı ve stand-up ile uğraşıyorum.
Buraya gelme nedenim aslında bir beyaz yaka işiydi.
Kurumsal bir şirkette analitiks direktörü olayım.
O zamanlar aslında analistim.
Analist olarak geldim. Sonra gitgide direktör oldum ve birkaç ay oldu.
Bu sene itibariyle de bıraktım o işleri.
Şimdi kendim bir şeyler yapmak.
peşindeyim. Bir yandan da uzun zamandır ertelediğim bütün isteğim olan sanatsal şeylerle ilgilenmeye başladığım dönemdeyim tekrardan.
Ne güzel. Hep sanatçılarla sohbet ediyoruz.
Peki ne zaman göç ettin?
8 sene oldu. Haziran 27.
Vav. Nasıl günde hatırlıyorsun?
Valla hatırlıyorum. Çünkü şöyle başka aslında daha önce bir günden gelecektim.
Fakat zatüre oldum. Hastanede yattım.
O süreç bir hafta falan ertelendi.
Tabi o zamanki şirketle bir sürü mailleşmeler falan o süreçte.
Tam o en son olan Tarihi hatırlıyorum o yüzden.
Peki 8 yıl önce bu tarz işler bulmak ya da senin tarz yattığın işle ilgili gelmek ne kadar kolaydı, zordu?
Hep genelde böyle daha kısa süreli insanlarla sohbet ettik.
Evet doğru ben de onu düşünüyorum.
Bu ara çünkü bana da çok denk geldi.
İşte ne bileyim mezun olduğum okuldan son 2 sene içerisinde gelen inanılmaz bir göç var.
Kiminle konuşsam 3 sene, 4 sene maksimum.
Ben 8 sene önce ya zor diyemem.
Zor değildi bence.
Düşünüyorum. Daha az olan bir durumdu.
Yani şu an belki daha bile zor olabilir bazı bölümlere diye düşünüyorum.
Çünkü çok fazla insan geldiği için bilemiyorum.
Ama zordu diyemem.
İstanbul'da nasıl bir işe başvuruyorsam başvurdum ve gerçekten de cevaplar aldım.
O zamanlar şansıma da belki başvurduğum şirketlerin de bu göçmen getirmek için bütçeleri vardı.
Pek sıkıntı olmadı. Hangi okulda mezunsun?
Sabancı. Peki burada...
Hangi şirkete geldin öyle özel bir ülkeyiz?
Yok şey değil. Bestseller diye bir şirket var ama bizim bu bildiğimiz post kart satan, kitap satan yer değil.
Orası değil. Böyle kıyafetlerin Jack and Jones, Veramoda, Only falan gibi markaların olduğu şirketin ana şirketi.
Onun asıl merkezi Danimarka.
Burada bir e-commerce şirketi, e-commerce hub'ı kurmak istiyorlardı Amsterdam'da.
O yüzden dünyanın her yerinden insan getirmişlerdi.
Ben de orada web analist olarak başlamıştım.
Peki 8 yıl önce ne esti de ben abi yurt dışına gideyim de çalışayım dedin?
Yani onun aydınlanmayı 8 yıl önce nasıl yaşadın?
Evet evet yani arkadaşlarımla da konuşuyoruz.
Tam zamanında görmüşsün ya diye.
Nasıl yaşadım? O zamanlarda çok yakın bir arkadaşım benim en yakın arkadaşlarımdan biri.
Ben şeyde otururken Beşiktaş'ta o da yani aramızda bir sokak vardı.
Teşvikiye Beşiktaş ayrımı o arada.
O zamanki sevgililerimizle bir araya gelip neydi grubun adı ya?
Branched Abroad mu? Öyle bir kahvaltı yapıp.
Bilgisayarlar açıp başvuruyorduk yani gerçekten.
Aynen. Şu an hepimiz yurt dışındayız evet.
Birlikte değiliz o zamanki sevgililerimizle ama işe yaradı diyebilirim.
Ne hani ben de tamam ulan gidiyorum buradan dedirtti.
Ya o günü hiç unutmayalım çok kötüydü gerçekten.
Hatırlar mısın Reyna? Yılbaşında Reyna.
Kurşunlanması. O gün işte bizim evdeydik.
Hep beraber hani kutlayacağız diye.
Televizyonun karşısında çivilendik ve yani çok fazla terör olayı oluyordu o sıralarda işte.
Beşiktaş'taki stadyum şeyleri oldu.
Sonra zaten malum Coop'un Türkçesi neydi ya?
Ben İngilizcesini de bilmiyorum. Darbe.
Okey. O zaman buraya geldim.
Tam sen o dönemlerde geldin.
O dönemlerde geldim. O dönemlerde geldim yani.
Peki 8 yıl çok eski ama şey gibi hissediyor musun?
Hani 8 yıl önce geldiğinde hani artık 8 yıldır buradayım ve...
Aslında olabildiğince var olan hani bu tarz olaylara karşı bağımı yitirdim ya da yitiriyorum ya da eskisi kadar düşünmüyorum diyebiliyor musun 8 yıldır?
Asla. Değil mi? Yok.
Kesinlikle diyemiyorum ve diyebileceğim bir güd olacağını da düşünmüyorum.
Ya şeyden çok merak ediyorum yanlış anlama.
Çünkü ben 3 yıldır buradayım. 3,5 yıldır buradayım.
Abi o kadar saçma ki burada yaşayıp sürekli orayı düşünmek.
Çok yoruyor. Acaba 8 yıl sonra bundan kurtulacak mıyım diye merak ettim.
Ya kurtulan ya şöyle.
Bunu isteyerek ya da istemeyerek bundan kurtulan insanlar var.
Ama ben yani bu benim kendi şahsi tecrübem olduğu için.
Benim şimdi annem tek başına ve Türkiye'de yaşıyor.
Ve kas hastalığı olduğu için o beni görmeye çok sık gelebilir.
Yani belki bir noktadan sonra hiç gelemeyecek.
Benim düzenli olarak gitmem gerekiyor.
Orada bir hala dönen bir aile şirketi var.
Akrabalarım orada falan. Ben her ay...
Bir buçuk ayda bir gitmeye çalışıyorum.
Yani hal böyle olunca orada da bir evim var gibi ve o kadar da kayıtsız kalamıyorsun yani.
Zaten senede on kere en az oradayım.
O yüzden uzun bir süredir de şeyim bu olduğu için işte malum bilinen olaylar, sağlıksal durumlar falan filan.
O benim bir şeyim oldu yani.
Benim hayatım bir burada bir orada.
Ama hiçbir zaman oraya ben kayıtsız kalabileceğimi düşünmüyorum.
Peki. Burada 8 yıl boyunca aynı iş yerinde mi çalıştın?
Şimdi işi bıraktın mı? Nasıl oldu tam o sürece?
O şirket benden sonra benim bir senelik kontratım ondan sonra uzatmadılar.
Başka iş aramam gerekti.
Ama şöyle bir şey yaptılar hatırlıyorum çünkü iyi vatandaş olmadığım için.
2 ay içerisinde falan 3 ay içerisinde şey bulmam gerekiyordu.
İş bulmam gerekiyordu. Orada bana birazcık esneklik yardımcı olmak için 3 ay 4 ay daha uzattılar kontratımı.
Aynen. Ben o şekilde...
Bir sonraki şirketime girdim.
O şirkette 5 seneye yakın kaldım.
Orada işte asıl yükseldim.
Hani oradan team lead oldum, müdür oldum.
Sonra hatta o şirketin gerçekten bendeki şeyi çok...
Büyüktür. Yeri ayrıdır. Müdürümün özellikle.
Bu korona öncesiydi. Korona öncesi babam çok hasta.
Ben böyle 3 haftada 4 haftada bir gidip geliyorum ama bitmişim artık.
Çok yorgunum çünkü oraya gittiğimde çalışıyorum.
Uçaktan iniyorum. Geliyorum burada çalışıyorum falan.
Müdürüme dedim ki olmuyor.
Yani yapamıyorum gördüğün gibi fiziksel olarak.
Ama gidersem de geri dönersem de buradaki bütün haklarımı kaybedeceğim.
Bir şey bulabilir miyiz? Bir yöntem bulabilir miyiz?
Yoksa benim gitmem gerekiyor dedim.
Gerçekten çok vizyoner bir adamdı.
Adam hala yani. Belki tekrar çalışacağız birlikte bir projede.
Dur dedi ben bunu bir düşüneyim.
Korona öncesi evden çalışmak diye, remote working diye bir şey yok yani.
Kesinlikle yok. Adam bütün C-level'ı, bütün peer'larını, herkes ikna etti.
Bunun çalışacağına dair.
Dedi ki bana tamam ben bir şey buldum dedi.
Seni downgrade edelim. Sen müdürü olma tekrar bir şey ol.
Analist gibi çalış. O sırada 6 aylık 7 aylık bir maternity leave gibi birini koyalım yerine.
Onunla eş zamanlı sen işte işleri paslaş.
Devam et öğrenmeye. Ama benim sağ kolum gibi olacak team lead burada olsun.
Sonra sen döndüğünde de tekrar swap edelim dedi.
Dalga mı geçiyor? Mükemmel bir fikir yani.
Yapar mısın bunu? Yapar mıyız bunu gerçekten dedim.
O da yani ben işte şeyi de böyle yaptım dedim.
Müdürlerimle konuşmayı da yani.
Senemi kaybedip şu anda yerine başka birini bulup onu o zaman şeye getirip aynı seviyeye getirmek zaten zamanımızı ve paramızı alacak.
Bunu niye denemeyelim diyerekten.
sundum dedi. Ay ne tatlı adammış.
İnanılmaz yani gerçekten. Bu benim gördüğüm en hani vizyoner, en böyle out of the box derler ya ve ben o sayede tekrar Türkiye'ye gittim.
O korona dönemlerinde her yerin kapalı olduğu dönemlerde ailemleydim.
Sonra yine geldim. Hani böyle 6 ay 5 ay oradaydım.
Hiçbir zaman böyle. İnanılmaz değil mi?
Ve ben ona dedim ki eğer dedim ben bir gün pasaport alırsam ve bütün bu zamandır işte vizedir bunlardan kurtulursam dile benden ne dilersen diye.
2 sene önce ona bir resim attım.
Fotoğraf attım. Pasaportu aldığımda ne istiyorsun?
Seni işte en sevdiğin şeye götüreyim.
Restorana götüreyim dedim. Bir Hollandalı olduğu için tabii ki karısı, çocukları, bebek bakıcısı ayarlayamadılar 3,5 ay.
Sonra dedi ki 3,5 ay ya.
Daha kolay aslında. Bir şey dedi tam hatırlamıyorum.
Ben dedim ki tamam ben size gelip size yemek yapayım dedim.
Bildiğim böyle şey sohbetleri gibi.
Ben sanki Arda'nın mutfağı gibi böyle geçtim onların mutfağına.
Önceden ona şeyler aldırttım.
Çok seviyordu Türk yemeklerini.
Bir kitabı vardı. O kitaptan seçti yemekler.
Şeyi seçti. Mücverle beğendiği seçti.
Malzemelerini söyledim ona. Aldı gittim.
Bildiğin açık mutfağında onlarla sohbet ede ede.
Türk mutfağını anlat anlata.
Çok güzel bir akşam geçirdik yani.
Yemek yaptık. Böyle oldu yani.
Git gel derim ve o zamanki şirketim.
Peki şimdi vatandaşsın.
Şu an vatandaşım. İki yıldır vatandaşsın.
Evet. Vatandaş biriyle konuşmak da ilk oluyor galiba.
Peki nasıl bir farklılık var mı ya?
Bir farkındalık görüyor musun? Bak bir anda kafam karıştı.
Şimdi vatandaş değilken bir sorumluluk var mı üzerinde?
Evet. Şimdi peki nasıl hissediyorsun?
Yani. Ya da nasıl yürütüyorsun bu süreci vatandaş gibi?
Nasıl diyeyim sana? Hani şey olarak da söylemiyorum bunu.
Benim için gerçekten. Duygusal olarak zor bir karardı.
Yani hani zorlandım ben pasaportumu bırakırken.
Ama hayatıma getirdiği çok fazla artısı, çok fazla kolaylığı oldu.
İşte dediğim gibi yani benim annem, babam hani çok gelip gittiğim için hep bir gün hesabı yapmam gerekiyordu.
Hep hani işte aman orada kalamam, işte Avrupa Birliği'nde şunu şu kadar şuraya koysam, bunu böyle alsam eyvah iki günüm şurada kalıyor.
Ya acil bir şey çıkarsa, ya acil bir şey çıkarsa korkusu bana çok şey geliyordu.
Hiç öyle bir korkum yok tabii. İstediğim zaman istediğim yerde olabilmenin şeyini yaşıyorum açıkçası.
Hissediyorum yani. Güzel ya.
Peki şimdi çalışmıyorsun ve istediğin kadar çalışmıyorsun değil mi?
Çalışmıyorum derken şöyle işte maalesef tabii babamı yeni kaybettiğimiz için teşekkür ederim.
Şirketin başına geçme.
Şirket dedim 2-3 kişinin olduğu bir şirketimiz var.
Onun işlerine bakıyorum.
Yavaş yavaş o işleri uzaktan yönetmeye başlayacağım gibi duruyor.
Güzel. Nerede iş?
İstanbul'da. Ay güzel. Peki burada kaldığın dönemlerde neler yapıyorsun?
Şeyden soruyorum. Çok uzun bir süre çalışmışsın ya.
Evet. 9-5 neyse o iş.
Evet. Şimdi çalışmamak vücudunda ya da sende nasıl bir...
Aslında çalışmıyorum diyemem.
Sadece 9-5 çalışmıyorum.
Şimdi aynen bu dediğim müdürümle mesela bana 2-3 ay önce tekrar yazdı.
Bir işte analytics projesi için benim fikrimi aldı.
Ben ona bir teklif hazırladım. Şimdi belki tekrar onunla başlayacağız.
Zaten hep o şirketle hep telefondayım.
Haberi açıp Excel üzerinde bir şeyler yapıyorum.
Yani 9'da başlamasam da bir şirket için...
atıyorum onda bir co-working space'de bilgisayarım açık bir şekilde çalışıyorum yani.
Anladım. Aslında freelancer çalışıyorsun.
Freelancer çalışıyorum aslında şu an.
Daha bir para kazanmasam da ondan.
Daha çünkü onun vergi işlerini, miras hukukunu onları falan daha hiç şey yapamadım kafamda ve bürokrasiyi de düzenleyemedim.
Onun bayağı bir işi var işte. O yüzden demek istediğim yani para kazanmasam da şu anda ilerisi için yavaştan başladığım şeyler var.
Güzel ya yani vatandaş olabilmek güzel.
Pasaporta basıp geçiyor musun hızlıca?
Valla geçiyorum. Valla.
Valla geçiyorum. Güzel bir duygu mu?
Yani rahat bir duygu.
Bazen de kendimi şey kötü hissediyorum ya.
Valla. Böyle uçaktan iniyoruz falan böyle hani.
Herkes orada bekliyor galiba.
Evet böyle ne bileyim bazen garip hissediyorum ya da arkadaşlarımla bir yere giderken işte.
Sen şu sıradan geç Senem falan diye böyle yaptıklarında biz ikinci dünya sınıfı vatandaşları falan yaptıklarında gülüyorum ama bir garip hissediyorum ben hala.
Hani hiçbir zaman şey ya ben Dutch'ım.
gibi bir, aynen öyle bir yer geleceğini düşünmüyorum benim için.
Peki Türk vatandaşlığından çıktın, bittin.
Çıktım, bittim. İki vatandaş olunamıyor mu?
Maalesef. Evlenmediğin sürece olunamıyor.
Kimle? İşte bir Hollanda vatandaşıyla evlenseydim ya da bir Türk vatandaşı, eşim Türk vatandaşı olsaydı ve Hollanda vatandaşlığına geçseydi iki pasaportu tutabiliyordum.
Ama bekar olarak kendi şahsi isteğinle şey yaptığın için izin vermiyorlar.
Bu mavi kart olayları falan diyorlar.
Mavi kartın var. Evet mavi kartla TC kimlik numaran devam ediyor aynı olduğu gibi.
Hani bulunabiliyorsun her şeyde.
Ama mesela özellikle yakın zamanda mirasla ilgilendiğim için çok fazla şahit oldum ve denk geldim.
Atıyorum normalde bir vatandaşın işi noterden olacaksa senin adliyeye gitmen gerekiyor.
İşte onunkisi...
kaymakamlıktan olacaksa senin notere gitmen gerekiyor falan.
Orada da bir işte adres istiyorlar ya da gidip orada seni görmek istiyorlar ve işte adresini şey yapacak bilgiler istiyorlar falan.
Orada bir tık daha bürokratik bir şey giriyor araya ama onun dışında her şey aynı devam ediyor.
Örnek veriyorum. Mavi kartın var.
Türkiye'den evi satın alabiliyor musun?
Ya da atıyorum. Bence şu an Türkiye'den.
Örnek veriyorum. İsteyen herkes bir şeyler satın alabiliyordur.
Ha o da doğru. Ya şeyden merak ediyorum.
Şimdi mesela örnek veriyorum. Ben de 3 yıl sonra İnşallah vatandaş oldum diyelim.
Örnek veriyorum bizim aile apartmanı var ve benim bir tane dairem var.
Ben burada vatandaş olduktan sonra o daire hakkım yanıyor mu mesela?
Yok yanmıyor. O zaman benim de mesela işte ama dediğim gibi bu miras şeylerini öğrenmem benim de acı bir şeyle oldu.
Yanmıyor ama evet işte arada ek protokoller, ek vergiler, ek bir şeyler çıkıyor.
Anladım. Çünkü yani her göçmen...
Ve buraya yerleşen gibi ya da çoğu gibi şey hayalim var benim yani.
Köyüme giderim bir gün. Evet bir gün dönerim.
Eve gitmeden bir bungalov yaparım.
Bir tiyatro kasabası yaparım bilmem ne falan gibi bir hayalim var yani.
Yani benim de yaşlandığımda arkadaşlarımla işte hani klasik Instagram'da falan çıkıyor.
Beş arkadaş şuradan bir şey aldılar falan diyor.
Benim de öyle bir hayalim var ve o hayal Hollanda'da değil yani.
Benim de değil. Hani kesinlikle bu soğukta değil.
Daha sıcak bir yerde.
İnşallah ülkemde yani. Demek istiyorum.
Türkiye'de demek istiyorum ama belli de olmuyor ama daha evet sıcak bir yerlerde daha şey bir yerde benim de öyle bir hayalim var.
Şey düşünüyor musun peki? Abi kurulu düzenim var burada ve hani Türkiye'ye gidip geldiğimde zorlanıyorum.
Çünkü 8 yıldır buradasın ya.
Evet. Ama işte benim kurulu düzenim...
Hem orada hem burada gibi kurulduğu için şey gibi oluyor artık bende.
Buradayken orayı oradayken burayı özlüyorum.
Ama hani oraya gitmediğimde de bir hani kaşınma geliyor.
Yani ne yapıyordur bizimkiler acaba?
İşte ne bileyim şuradaki şeyin inşaatı bitti mi acaba?
Ofisteki şey şöyle oldu mu acaba?
Yani bayağı oradayım da beyin olarak ve şey olarak.
Oradayken de abi evimi çok özledim.
Evimi çok özledim. Yani ben iki yerde gibiyim.
O yüzden özlem hiç bitmiyor.
Anlıyorum yani. Ve iki tarafta da eton yani şey evdeyim hissi var.
Güzel ya yani ben de çünkü böyle bir düzen kurmak istiyorum yani hani yavaş yavaş sadece iş için gidip gelmek atıyorum bir dizi bir sinema bir şey olup olduğunda gideyim çünkü konservatuara gidiyordum işte ders vermeye online bir
iki kere denedik işte bir yerlerle falan.
Olmuyor yani bence çok uygun bir şey değil yani oyunculukla ilgili böyle bir şey yapmak.
O yüzden hani orada bulunmak çok iyi geliyor.
Orada bulununca da 3-4 gün sonra ay diyorsun yani buraya alışıyorsun ve hani onu merak ediyorum acaba 8 yıl sonra şunu diyebiliyor.
Sen gel şimdi ikili düzen kurmuşsun ama.
Peki burada işini yaptın artık ve sana vakit kalıyordu ve o dönemlerde mi sanatla ilgili bir şeyler yapmaya başladın?
Biraz o konulara gelelim mi? Sanatla ilgili bir şeyler yapmaya aslında ben Türkiye'de başladım.
Her zaman yani tam bir klasik şey Türk ailesinin.
Kızım biz sana yapma demiyoruz ki tiyatro hobi olarak yine yap şeyinden geliyorum.
O yüzden yani annem teyzelerim herkes...
Şöyle anlatmasına rağmen 4 yaşında komşuların kapısını çalıp hadi hadi gelin ben dans edeceğim alkışlarsınız falan diye.
Hadi hadi gelin benim bir oyun fikrim var falan diye böyle insanları çağırmama.
Yani göz göre göre oyuncu olarak doğup büyüyüp öyle yaşlanmak isteyen birine hayır sen mühendis ol dedikleri için ve ben de mühendis olduğum için okulun bitmesiyle birlikte okulda da tiyatro kulübündeydim.
İşte Müjdat Gezen'e gittim, oraya gittim, buraya gittim, Kraft'a gittim.
Ondan sonra Kraft'ta işte bir tiyatro oyununda mezun olduğumuz oyun.
Odiş'in oyunu beğenildi.
O zaman işte biz bunu tamam sahneye koyarız dediler.
Bir sene, bir seneden biraz daha fazla olsa gerek.
Biz onu oynadık. Sonra ben buraya geldim.
Buraya geldiğimde çok işte.
O zaman Saadettin hiç yoktu yani.
Şu anki kumpanya yoktu.
Tuz biber yoktu.
Hiçbir şey yoktu. Ve yapabileceğim en yakın şey İngilizce improvizasyondu.
En yakını. Onu o kadar istemedim o zamanlar.
Daha kendimi böyle challenge edecek bir şey olsun istedim.
Stand-up kursu gördüm bir tane.
10 seanslık bir workshop.
Niye denemeyeyim ya dedim.
Hem İngilizce hem böyle hikaye anlatım şeyini işte birleştirebileceğim bir şey.
Sahneye çıktım çok hoşuma gitti.
Ve düzenli olarak tam çıkmaya başlarken maalesef orada babamın rahatsızlığı başladı.
Ondan sonra ona ara verip gidip gelmeler öyle başladı yani oradaki gidip gelme süreci.
Sonra korona oldu her yer kapandı falan filan derken.
5-6 sene nasıl geçti inan bilmiyorum.
Geçen sene tam olarak Kasım sonuydu.
Dedim ki ben çok yaşlanıyorum yani.
Ben artık istediğim şeyleri yapmak istiyorum.
Birazcık kendim için yaşamak istiyorum.
Her zaman kafanda şey oluyor. Bir pasaport gelsin.
Bir pasaport gelsin.
Bir pasaport gelsin. Yani herkesin kafasında bu sesin olduğuna çok eminim.
Ya da hani ulan acaba gelecek mi?
Ulan acaba 10 sene mi olacak ama?
Pasaport hep beynimizin bir yerinde var.
Ve pasaport geldikten sonra da çoğu insanda bak.
İnan kendimde, arkadaşlarımda bir sürü insanla gördüm.
Bir boşluğa düşme oluyor. ÖSYS'si biten çocuk gibi.
Tamam abi geldi artık istediğin her şeyi yapabilirsin ama bir korku var.
Eee şimdi o zaman ne yapacaksın?
Evet işte o dediğin zincirlerden kurtuldun artık.
Eee ne yapıyorsun diye. Öyle de bir sene geçti.
Sonra dedim ki pasaport geldi.
Her şey şeyinde ben artık bunun için hani başlıyorum abi yapacağım artık diye öyle.
tekrar kendimi cumburlop atladım.
Bir ara işte şeydeki İngilizce başladığım için sen bir anda çıktın ve şey gibi türedin yani her gittiğim showda seni görüyorum diyen bir işte komedyen vardı.
Ben de dedim ki yani I'm making time making it up for the times that I lost yani çok fazla yapmak istediğim şey var senelerdir içimde biriken artık onlara işte öyle bir şekilde cumburlop girdim.
Şeydi güzel ama değil mi? Burada bu stand-up komedinin çok büyük bir ağı var yani.
İnanılmaz bir ağı var yani.
Ve şimdi yani hani Son herhalde bir 7-8 yılın en popüler şeylerinden biri oldu stand-up komedi.
Çünkü sence neden kolay oldu?
Ve neden bu kadar türedi?
Ve sen neden stand-up yapıyorsun?
İlk sana sorayım. Ben yani keşke hatta diyorum ki 6 sene önce devam etseydim tam böyle bir işte 10-15 şov oluyordu.
Şu an bir yerde olabilirdim mesela yani.
Hani sahneye çıktıkça alıştığım bir şey var ya.
Deneyim yani o kesinlikle.
Niye kolay oldu? Bence bir kere...
Çok fazla ekspat geldi Berlin'e, buraya.
Londra'nın özellikle şeyden çıkmasıyla birlikte çok fazla international, İngilizce konuşan insanlar geldi.
Herkesin gülmeye ihtiyacı var.
Gerçekten hani stand-up dünyada da çok fazla işte.
Instagram'da, şurada, burada çok fazla türedi.
Şey bir şey, çok kişisel bir şey.
Yani ben atıyorum tiyatroya da sahneye çıktım ama hiçbir zaman şey hissetmedim.
Bu şekil... Bu kadar vulnerable hissetmedim.
Yani orada bir işte arkadaşların var, prodüksiyon var, senaryo var, yönetmeninin sana verdiği komutlar var.
Yalnız değilsin. Ama stand-up da tamamen çıplak gibisin.
Yani senin yazdığın şey ve insanlar diyorsun ki durun ben bir şey deneyeceğim gülersiniz diye.
Bir beklenti de oluyor tabii.
Ama hani evde kendin yazıyorsun, düşünüyorsun, kendi deneyimini paylaşıyorsun ya.
Özellikle gitgide yalnızlaştığımız bir şeyde bence çok...
Kendine şey bir alan buldu.
İnsanların hem gülmeye ihtiyacı var hem de ne bileyim işten otobüsünle şeye giderken trendeyken bile bir şeyler yazıp abi komik ya başıma gelenler dur ben bunu bir anlatmayı deneyeyim diyebilirsin.
Dünyada da bu trend olduğu için bence bu şekilde hızlıca yükseldi.
Peki tiyatro yapmayı denemedin mi?
Hani çünkü birçok tiyatro eğitimi almışsın ya.
Hani burada İngilizce ya da Hollanda'ca tiyatro yapmayı denemedin mi?
İşte onu denemek için gereken o süreleri...
Komit etmedim. Edemedim.
Çok gidip geliyordum çünkü.
Ve gidip gelmelerim de dediğim gibi şu anda olabildiği gibi hani Ekim'in şu tarihlerinde gideceğim değil de gelmen lazım gibi oluyordu.
O yüzden hani ben de insanları şey yapmayı hiç sevmem böyle.
İki üç kere kaypaklık yaparsın ve ona hiç girmek istemem yani.
O yüzden de şey yapamadım.
Uzun süre soluklu bir şeyde yer alamadım.
Peki buralarda yani Hollanda'da nerelerde stand-up yapıyorsun?
Hollanda'da şey şu an açık mikrofonlarda stand-up yapıyorum.
Biliyorsun klasik Bay Barba'da çıkıyoruz.
Türkçe olarak orada başladık işte iki haftada bir düzenli yapacağız şimdi.
Onun dışında Medrap'ta Open Mark'larda çıkıyorum.
Bir kere Cuma gecesi Cuma ne deniyordu ona?
Storytelling Night'ta aynen çıktım.
Storytelling yaptım işte Boom Chicago'da da Boom Chicago'da da dört kere şey olan bir aylık bir workshop'a katıldım.
Orada da çıktım. Düzenli olarak şurada çıkıyorum diyebileceğim yer şu an Baybarba.
Onun dışında İngilizceler'de nerede düzenlenirse orada çıkıyorum.
Peki bununla ilgili bu işi bir tık büyütmek, daha farklı bir yere getirmek gibi bir amacın mı var?
Yoksa abi yapıyorum, kafam dağılıyor ve bu bana iyi geliyor gibi bir yerde misin?
Büyütmek gibi amacım var.
Yani gerçekten sadece işin stand-up'ta güldürme değil de onu biraz daha storytelling ile, biraz daha tiyatro ile harmanlayıp daha uzun...
soluklu şeyler yapma arzum var.
Burada mı peki yoksa Türkiye'de mi?
İkisi de olabilir. Ben işte Türkiye'ye gittiğimde de Tuzbiber'in oradaki İngilizce aylağın üst katındaki şeyde de sahne alıyorum.
Orada da devam ettirmeyi çalışıyorum yani her gittiğimde mutlaka.
Bir uğruyorum yani orada. Önceden konuşuyoruz orayı düzenleyen Ege var.
O da sağ olsun bana yazıyor ne zaman geleceksin falan.
Şov programlarını ayarlamaya çalışıyorum öyle.
Gitme tarihlerimi de. İki tarafta da olabilir gibi düşünüyorum.
Çok güzel ya. Yani iki tarafta da bir şey üretebiliyor olmak ve bunun için kovalıyor olmak bence çok güzel.
Oradayken mesela atıyorum buradayken benim burada hani anlattığım ve herkesi çok güldüren Hollanda sağlık sistemiyle ilgili başıma gelenler tabii ki orada onları o kadar güldürmüyor.
Onlar için daha hani buradaki Türklerin başına gelen komik hikayeleri orada.
Oradaki hani anneannelerimizin dedelerimizin hani saçma sapan ya anneanne böyle çok tatlısın ya dediğimiz hikayeleri burada.
Hani o şekilde bir şey yapmaya çalışıyorum.
Ama kesinlikle evet amacım büyütmek.
Güzel ya burada yani aslında kayıttan önce de konuştuğumuz bir saat uzun uzun böyle sanatla ilgili şey var ya bunu bile burada yapabiliyor olmak bana mesela çok iyi geliyor.
Evet evet. Böyle sanat konuştuğun ya da sanat konuşmasında komedi konuştuğun neyse.
adlandırdığın, konuştuğun ya da kendi dilinde bir şeyler konuştuğun şeyler çok iyi geliyor.
Nefes alıyormuşsun gibi hissediyorsun.
Yani benim işte ilk başladığımdaki de hissim oydu.
Böyle sanki uzun bir süredir ben denizin altından çıkmaya çalışıyordum da bir çıktım böyle oh be!
Hani o hissi gerçekten hissettim.
Dedim ki hayatımda ne olursa olsun ben artık buna bir şekilde devam etmek istiyorum.
Güzel ya. Umarım böyle dilediğin gibi gider artık.
İnşallah. Çok teşekkür ederim. Peki bizim kendi sorularımıza dönelim.
Tabii ki. Buraya 8 sene önce göç etmişsin de belki halaldir.
Yani bir hayalin, bir beklentin var mıydı ya burayla ilgili?
Avrupa'yla ilgili, çıkmakla ilgili, gitmekle ilgili ve o hayallerini, beklentilerini...
İnan hiç yoktu. Yani ben hatta arkadaşlarımın arasında falan da yani hiç gitmeyi düşünen bir insan değildim.
Erasmus'a da gitmemiştim mesela.
Gitmememin nedeni not ortalamamın yetmemesi yani.
Hayır ben gitmeyeceğim, Türkiye'de kalacağım gibi bir şeyim asla olmadı da.
Çok partici bir tip olduğum için, aşırı partilediğim için not ortalamalarım falan çok düşüktü.
Ve yani hani şeyi hatırlıyorum ben böyle 3.
sınıfın... İlk şeyi falan dönemi midtermleri falan şey oldu.
Ben böyle babama böyle hani şeye şeye gidip babacığım canım babacığım yani sanki okul birazcık uzayabilecek gibi duruyor gibi ama falan diye böyle şey yapmaya çalışıyorum.
Gazeteyi tutuyordu böyle pazar sabahı işte şöyle indirdi uzamasın dedi devam etti.
Uzamasın tabii ki uzamasın.
Ve ben hayatımda çalışmadığım kadar o dönem çalıştım.
Ama hepsini A almam gerekiyordu.
Düşün yani her dersimden de almam lazım ki öyle bitireyim falan.
Çünkü gerçekten sanatsal şeylerin üstünde o kadar da ilgilenmiyordum ben yani.
A olan dersim benim sanat tarihi.
Sanat tarihi 2. Mühendislik derslerimin hepsi C falandı yani o derece.
O şekilde bunu niye anlatıyordum ya?
Beklentiyle ilgili. Ben orada kalmayı, orada şey yapmayı düşünüyordum.
Devam etmeyi düşünüyordum. Buraya geldiğimde de yani...
Tek beklentim biraz evde hissetmek olabilirdi.
Hani hiç böyle Avrupa'dan büyük büyük de şeylerim var mıydı?
Tabii daha özgürlükçü bir ülke olması kesinlikle var.
Kesinlikle var. Ama çocukluktan, üniversiteden beri beklediğim, hayalini kurduğum bir şey değildi.
Peki şey gibi bir hayal kuruyor muydun burayla ilgili?
Ya geleceğim. Çünkü...
Mesleğini kendin istedin mi seçtin yoksa hani böyle ÖSS mağduru gibi bir şey mi?
Anlattığım gibi hani oyuncu olma mühendisi ol.
Ama ya da sen mi seçtin peki yani yoksa hani aile bu tarz çünkü onlarca çeşit mühendislik var ya.
Evet evet ben seçtim. Peki mesleğinle ilgili bir hayalin yok muydu buraya gelirken?
Şurada işte şu oldu gerçi çalıştığın yerde müdür olmuşsun daha ne olacağını da.
Direktör oldum. Ama böyle daha farklı bir şeyler yapayım.
Ya inan onu yapabileceğin yani hayat tabii şimdi buradan söyleyebiliyorum geriye dönüp bakarak.
Onu yapabileceğinin hayalini kuramıyorsun ki Türkiye'de.
Yani hani ben işte ne bileyim 9-6 çalışsam bile 6'da müdüründen önce çıkabileceğim bir iş olduğunu.
İşte ne bileyim daha rahat çalışabileceğini ya da hiyerarşinin olmadığı müdürüne ya olur mu bu?
Böyle yapılmaması gerekiyor bu işin diyebileceğim bir yer olduğunu hayal edemiyordum.
Beni özellikle gerçekten...
En son şirketim orasıydı.
Lanet ettim. Yani oradaki müdürümden, oradaki o hiyerarşiden, oradaki yani mobbingi insan kaynaklarını 30 kere söylemene rağmen değişmeyen sistemden, güç sarhoşluğu yaşayan, aslında hiçbir şey olmayan
insanlardan o kadar fazla yaka sikmiştim ki o dönemde.
Yani müdürüm resmen benimle bir savaş içerisindeydi müşterilerden beri uzak tutmak için.
Doğruları söylüyorum diye.
Yok bu iş bu zamana yetişmez o yüzden.
Çünkü şundan dolayı yapamadık.
Dememem gerekiyordu mesela. Ben o yüzden buraya ilk geldiğimde çok bocaladım.
Müdür burada tam tersi bir ilişki var.
Müdür diyor ki bu işin uzmanı sensin Senem.
Bana sen söyleyeceksin.
Ben senin müdürünüm diye bunu bilemem ki diyor.
Orada tamamen zıttı.
Senem ben senin müdürünüm ne dersem oydu.
Ben oradan gelip buranın böyle olacağını hayal edemiyordum açıkçası.
Ama git gide içinde yaşadıkça ulan bir dakika ya.
Bir yerden sonra oradan aldığın para da şuna yetince aslında bir yerden sonra o hırsta...
parayla ilgili olunca falan diye aydınlanmalar yaşıyorsun.
Ondan sonra diyorsun ki tamam para işte gelmek istediğim yer, yapmak istedikleri bir şeyler bir yere geldi.
Bundan sonra hayatını ondan giderek mi şey yapacaksın yoksa aldığın parama ruhunu doyurmak mı?
Gibilerinden böyle açılımlar oluyor gitgide.
Ya şey gibi de bir yerden hissettim ya sen anlatınca.
Yani bu tarz sizin okuduğunuz mühendislik ya da işte atıyorum daha böyle teknik bölümler okuyanların bizim belki eğitim sistemimize de alakalı Türkiye'de de.
Hani Hayal kurmayı bırakıyorsun.
Evet. Yani hani senle bir hayal kurdurtmuyorlar.
O kadar teknik her şey.
O kadar hayal değil abi. Bunu bunu bunu yapabilirsin.
Bu kadar yapabilirsin. Halbuki bir insan olduğunu bırakıp teknik makine gibi sana sadece yapabileceklerini bahsediyorlar.
Halbuki kafanın içinde düşünmeye bıraktığında milyonlarca şey düşünebiliyorsun.
Ve düşünebildiğin şeylerin belki bazılarını yapabilirsin de deneyebilirsin de.
Kendin yapmak istediğinle alakalı.
Ve sizin... Sizin diyorum da bu tarz mesleklerle ilgili kimle sohbet etsem gerçekten öyle.
Hiç öyle bir şey düşünmedim.
Kısıtlanma ne kadar üzücü ya.
Hayal etmemiş olmak aslında bana üzücü geliyor.
Çünkü oyunculuk okuyan ya da konservatuar okuyan...
Herkesin olmasın. Çoğunun hayalidir.
İyi bir oyuncu olmak. Ödül almak istemek.
Hani o ödül konuşmasını hayal eder.
Tabii ki evet evet. Her duşta bir edersin onu hayal edersin.
Ve hani atıyorum şey gibi. Bu olmayacak bir şey de değil ki.
İyi bir yerde bir şey denk gelir.
İyi oynarsın çok iyisindir.
Hayatına buna adaklanmışsındır.
Bir yerlerde mutlaka bir şeyler olabilir.
Ama ben iyi bir mühendissim.
Belki de meslek sektörüyle de alakalı.
Ne kadar daha... İleri gidebilirsin ya da ne olabilirsin ki gibi bir yerden de mi alakalı acaba?
Yani şimdi bu hayalde hiç kurmadım demeyeyim.
Çünkü o hayal hep vardı ve aynen bu anlattığım müdür gibi.
Bir müdürden de Türkiye'de şanslıydım.
Benim krafta gitmeme izin veren insan.
Yani izin veren diyorum. Çünkü ben aslında hafta sonları olarak başlamıştım.
İki senelik bir akademi orası da biliyorsundur.
Fakat bir yerden sonra artık sınıfta yani yükseldikçe sınıfındaki insanların programlarına yönetmeninin programına göre tabii ki kursun tarihleri değişti.
Bir anda hafta içi oldu. Ve ben o zamanlar Microsoft'ta çalışıyorum.
Nasıl gideceğim ya? Ya o kadar yıkılmıştım ki Saadettin.
İnanılmaz ağlıyorum evde nasıl gideceğim nasıl yapacağım diye.
Sonra müdürümle konuştum.
O da aynen buradaki müdürüm gibi dur ya hallederiz dedi.
Sen dedi işte perşembe günleri 2'de çıkarsın.
Döndükten sonra şu saatlerde çalışırsın falan diye.
Onunla o hayali kurmuştum mesela.
Ne güzel ya. Evet evet gerçekten öyle insanlar iyi ki varlar.
Ama ne zamanki Microsoft'tan çıktım.
Çünkü Microsoft müdürüm de.
Yurt dışına çalışan bir insandı.
Daha hani international bir ortamdan gelen bir insandı.
Ne zamanki Türk şirketlerine döndüm.
O hayalin üzerine böyle basa basa şeyle vura vura öldürdükleri için.
Ben önce bir boğuluyorum buradan çıkmam lazım oluyorsun.
Ama hani bir dakika ben bu işten belki para da kazanabilir mi?
Ancak burada hayalini böyle tam anlamıyla kurmaya başladım.
Güzel. Peki artık 8 yıldır buradasın bir Hollandalısın.
Ve burada var olmaktan mutlu musun?
Var olmak. Güzel sordun.
Ben mutluyum. Yani şöyle ki hayatımız çok düzenli.
Gerçekten yani çok büyük fırsatlar elde edebiliyoruz.
Rahatız. Tabii ki her yerde ekonomi kötüye gidiyor.
Tabii ki her yerde sağcılık ve işte şeycilik artıyor.
Ama yine de günlük hayatımız gerçekten çok daha rahat geçiyor.
İstediğim şeyi giyip, insanların bana bakmadan rahat rahat yürüdüğüm, gece canım sıkıldığında mesela bu benim için çok önemli.
Bir de düz ayak bir yerde yaşıyorum ben.
Annem de gelebilsin diye.
Annemin kısası da söylemiştim zaten.
Kafam attığında ya da çok üzgün olduğumda saat 11 bile olsa kulaklığımı takıp çıkabilmek nasıl bir lüks olduğunu burada anlıyorsun yani.
Ben Türkiye'de öyle boğulacak gibi olmayı öyle bir şey yapamıyorum.
Kulaklık takayım da şöyle bir hani şuradan yürüyeyim gibi bir dünya yok.
Ve onu yapabilmek benim için var olmanın şeylerinden bir tanesi.
O yüzden böyle imkanlarım burada rahat olduğu için, daha rahat dolaşabildiğin için, istediğin kişiyi sevebildiğin için tabii ki burada var olmaktan mutluyum.
Harika ya çok güzel. Özellikle Türkiye'deki kadın hakları ve işte queer hakları bir sürü haklar gitgide ortadan kalktıkça ilk dönem zamanında buraya gelmişim.
Yoksa var olmak gitgide zorlaşıyor çünkü orada.
Yani alternatifim yok benim şu an Türkiye'de var olabileceğimi yani %100 orada var olabileceğimi düşünemiyorum maalesef.
Peki yani şeyle ilgili bir şey daha merak ediyorum.
Artık buranın vatandaşısın ve buradaki sistem senin için daha farklı işliyor değil mi?
Örnek veriyorum oy verebiliyorsun.
Evet. Örnek veriyorum işte daha farklı işte devletle ilgili bir şeylerle gidebiliyorsun, yapabiliyorsun ya.
Bununla ilgili Türkiye'li biri olduğun için bir ayrımcılık hissediyor musun?
Bir yerde hiç böyle bir şey yaşadın mı?
Yani ayrımcılık hiç hissetmiyorum ama şöyle bir şey oluyor.
Yani şimdi ayrımcılık hiç hissetmiyorum çok yanlış bir kelime.
Çünkü Hollanda'da ayrımcılık var.
Yani hani bu kesinlikle böyle.
Nasıl diyeyim yani şans demek de garip geliyor ama ben biraz daha hani sarışın olduğum için maalesef ki şey yapmıyorlar.
Yani benim gördüğüm ayrımcılık stand-up'larımda da anlattığımda nasıl ya Türk müsü değilsindir be falan gibi oluyor.
Hani iltifat ettiğini zannettiği için ve benim o tepkiyi istediği tepkiyi vermediğim için şaşıran insanlar oluyor.
Öyle şeyler. Bir de şey çok büyük bir korku bunu...
Vatandaş olan diğer arkadaşlarımdan da duymuştum.
Hollandacımız yeteri kadar iyi değil tabii ki.
Ama Hollandalı bürokraside çalışan insanlar sana bileniyorlar.
Yani ben görüyorum burada Hollandalısı niye Hollandaca konuşmuyoruz?
Gitgide de her yerde sağcılık da arttıkça gitgide de duyduğumuz bir durum.
Ve bunu yadırgamıyorum çünkü Türkiye'de hani...
Teyzemindir, amcamındır, onundur, bunundur da işte Suriyelilere ya da sonradan vatandaş olan Türklere de aynı şekilde.
Yani öğrenmeni bekliyorlar çok doğal olarak ve sen de o kadar iyi olmadığın için orada bir sanki sana bir şey başa geliyor böyle.
Ama atıyorum ben Türk değil de Amerikalı olsaydım, Avustralyalı olsaydım da öyle geçmiş olsaydım yine gelir miydi?
İşte onu bilmiyorum. Ama yani orada seni Hollanda'ca görüp...
uyruğunu konuşamadığında hastane servisindeyim işte.
Acil numara hattındayım ki 40 dakika falan beklemişim acil hatta.
Kadın Hmm, Netherlands.
Hmm, Netherlands. Aa, Barumikli falan diye böyle.
Ben de şu an hastayım ve gerçekten konuşamıyorum falan diyorum kadına.
Böyle şeylerle denk geliyorsun.
Ya da ne bileyim pasaporttan geçerken net bir şekilde seninle Hollanda'ca konuşuyorlar artık İngilizce.
Ya da bazı yerlerde böyle net bir şekilde.
Hemente'ye gittiğimde mesela. Hemente'ye gideceğim.
İşte annemlere davetiye şeyi çıkartacağım.
Tam İngilizce şey yaparken bir anda bakıyor.
Oh, Netherlands. Direkt konuşacaksın.
O şeyi görüyorum sıratında.
Konuşacaksın. Öyle bir zorluğu oluyor psikolojik olarak.
Ay şimdi ben bunu anlatabilecek miyim?
Ay şimdi bir de görecek orada Hollandalı diyecek bana yine bir yargılayacak beni falan gibi oluyor.
Vatandaş değilken ayrı bir dert vatandaşken ayrı bir dert.
Evet evet evet orada da şu anda böyle Hollandalın bürokrasisinden olan bir hani ay ne olur kimseyle konuşmayayım da diye bir şey oluyor.
Hollandacını yeteri seviyeye getirmezsen.
Düşünmemiştin değil mi? Evet evet.
Tabii başka bir sorumluluk yükleniyor bu sefer.
Artık bir Hollandalı sorumluluk. Aslında onu merak ettiğim bir yerden sormuştum.
Peki bayağı uzun süre oldu.
Yavaş yavaş hikayemizin konu başlığına dönelim.
Bavulumda ne getirdin? Bavulumda ne getirdim?
Ne getiriyorsun ya da ne götürüyorsun?
8 yıl önce ne getirdin ya da ne getirip götürüyorsun?
Bunu görümsel olarak diyorsun değil mi?
Nasıl istersen. Bavulumda ne getirip götürüyorum?
Bir kere öncelikle peynir çok getirip götürüyorum.
Annem çok seviyor buranın peynirini.
Onu yani her seferinde mutlaka anneme götürmeye çalışıyorum.
Yani kalp kırıklıklarını her zaman bavulunda getirip götürüyorsun.
O da yani klasiktir. Çok klasik olarak.
İnsanın kendinden kaçamadığını, en iyi anladığın şey özellikle de göçünce oluyor.
Kaçamıyorsun bazı duygulardan, bazı üzüntülerden kendinden.
Bagachia yani o hep zaten seninle gelip gidiyor.
Onun dışında hayallerimi sanırım şu an nerede bırakmam gerektiğini bilemeyen yani bazen böyle kıyafetlerimde bile dediğim gibi iki tarafta olunca ben bunu burada bırakayım yok alayım ama hava
iyi olursa ama orada iyi oluyor mu ki?
Hep bir böyle ben aslında bavulumda ne götüreyim, neyi burada bırakayım şeyi çok yaşıyorum dediğim gibi ikili yerde olduğum için.
Pegasus'un şeylerinin saçmalığı, bavulunun saçmalığı artınca poşetle...
Şey yapmaya seyahat etmeye başladım.
Bildiğim poşetle kandırıyorum Pegasus'u.
Olabildiğince az şey almaya çalışıyorum o yüzden yanıma.
Bavulumda gerçekten her zaman gözlüğüm, lenslerim 7 numara benim gözlerim.
Şeyim olmazsa lensim olmazsa bir hiçim.
Hayatta kalacağım şeyler işte pasaportum, gözlüğüm, saçmaşam mutlaka olmalı.
Kıvırcık tarağım mutlaka olmalı.
Onun dışında olabildiğince daha az şey almaya, oradaki eşyaları orada bırakmaya, buradaki eşyaları burada bırakmaya çalışıyorum.
Onun dışında dediğim şeyler işte.
Annemin peyniridir, arkadaşlarımın aykosudur, tütünüdür, şusudur, busudur yani.
İyi, güzel. Teşekkür ederim ya.
Ben çok teşekkür ederim. Güzel, çok keyifli.
Ben sorarım kafamda sorular var.
Ben de vallahi saatlerce dururum burada.
Gerçekten çok keyifliydi.
Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Bir Bavul'da ne var podcast serisinin daha sonuna geldik.
Eğer beğendiyseniz takip edin.
Beğenmediyseniz... Kimseye söylemeyin.
Biz böyle seriler kaydetmeye devam edeceğiz.
Bir sonraki seride görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
