
Zorlu bir geçmişten, özgürlüğe uzanan yolculuk… Türkiye’den Hollanda’ya sığınan bir arkadaşımızın ilham verici hikayesi bu bölümde sizlerle.
Transkript
Merhaba ben Saadettin Yalta.
Burası Bavulda Ne Var? podcasti.
Kumpanya Performing Arts olarak göç edenlerin hikayelerini, yaşadıklarını, zorluklarını, kültürel adaptasyon süreçlerini ve çalınan bisikletlerini, merak edilen her şeyi konuşacağımız bir podcast
serisine başlamıştık. Bugünkü konuğumuz Maviyan.
Maviyan hoş geldin, nasılsın?
Merhaba, hoş buldum. Teşekkür ederim Saadettin.
Sen nasılsın? İyiyim, teşekkür ederim.
Nasıl, heyecanlı mısın?
Heyecanlıyım. Güzel bir şeye başlangıç yaptınız.
Bence Kumpanya Performing Art'ın da böyle bir şeye ihtiyacı vardı.
Podcast yapmak ve diğer sanatçı kişileri davet etmek çok güzel bir fikir diye düşünüyorum.
Hayırlı olsun. Teşekkür ederim.
Nereden göç ettin buraya?
Ben Bingöl'lüyüm.
Doğma büyüme Bingöl.
24 yaşıma kadar Bingöl'de yaşadım ve Bingöl'den direkt Orlando'ya geldim.
Benimkisi biraz kavimler göçüydü de diyebilirim aslında.
Arkadaşlarıma hep öyle söylüyorum konuşurken.
Türkiye'nin başka bir şehrinde yaşamadım.
Sadece 9 ay Ankara'da yaşadım.
Eğitim aldım süre zarfı içerisinde.
Oradan da direkt Hollanda'ya geldim.
Ankara'dan direkt Hollanda'ya mı geldin?
Bingöl'den direkt Hollanda'ya geldim.
Nasıl geldin Bingöl'den?
Yani uçağa binerek geldim diyeceğim ama çok şey olmayacak.
pasaportla geldim.
Yani yurt dışına çıkma kararı verdim ve bu ülke benim için Hollanda olmalı dedim kendi kendime ve Hollanda'ya geldim.
Türkiye'de ne yapıyordun?
Türkiye'de oyunculuk yapıyordum.
Tiyatro oyunculuğuna devam ediyordum.
Tabi bu oyunculuk serüvenim Bingöl'de devam ediyordu ve yerel tiyatrolarda sahne alıyordum.
Yaklaşık 9 yıl boyunca direkt sahneye çıkarak 16 yaşımda Tiyatro oyunculuğum devam etti.
Ayrıca güzel sanatlar mezunuyum.
Ressamım, resim yapıyorum.
Havalı havalı işler. Peki kaç yaşındasın?
Kaç yaşında göç ettin? Kaç yıl önce göç ettin?
24 yaşımla buraya geldim 2021 yılında ve şu an 27 yaşındayım.
Önümüzdeki Nisan ayında 28 yaşımı dolduracağım.
Kaç Nisan? 19 Nisan.
19 Nisan hangi güne denk geliyor?
Bir fikrim yok. Oyunun olur belki.
Burada ne yapıyorsun Mabiyan?
Burada ne yapıyorum?
Buraya ilk geliş sürecim tabii ki de ülkeye entegrasyon, entegre olma süreci bunlar haliyle zor ve zaman alan süreçler.
Hollanda'ca denilen bir engel vardı.
Aslında engel olarak nitelendirmemin sebebi başka bir dili öğrenmek ilk başta engel oluyor insana.
Fakat öğrendikten sonra o engel ortadan kalkıyor.
Hollanda'ca öğrendim ve şimdi Kumpanya Performing Art'la beraber Sesler Oyununu çıkarıyoruz.
Sizlerle olduğum için mutluyum.
Peki biraz kendinden bahseder misin bize?
Yani Maviyen kimdir?
Ne yapar? Burada ne yapar?
Niye geldi? Nasıl göç etti?
Oralardan biraz yola çıkarız.
Maviyen hayatının her alanında her zaman sanat yapmış ve sanatla uğraşmış.
Sanatın ona vermiş olduğu güçle hayatta kalmış ve sanata dört elle bağlanmış biri oldu.
Bu konuda her zaman kendimle gurur duydum.
Sanatın herhangi bir alanında aktif bir şekilde var olma çabam her zaman oldu ve bu beni hayattaki en güçlü kişilerden
birine haline getirdi diyebilirim.
Sanatın içerisinde var olmak.
Güzel Sanatlar Lisesi'nden mezun oldum.
Resim bölümü ve ardından 2015 yılında tiyatro oyunculuğuna başladım.
Sahne tozunu bir kez yuttuktan sonra ben mesleğimi buldum dedim kendi kendime.
Tabii hayatın ilerleyen dönemlerinde istemediğimiz şeylerle karşılaşabiliyoruz.
Bazen hayallerimiz farklılık gösterip istediğimiz gibi olamayabiliyor ama genel olarak hep yaptığım şeylerden çok mutlu oldum.
Maviye'nin açıkçası böyle.
Onun dışında diksiyon eğitmenliği yapıyorum.
Biliyorsun zaten. Seslendirme, sunuculuk bunlar.
Havalı işler. Göç etmenin nasıl kararı verdi?
Türkiye'de, Bingöl'de yaptığın sanat mı seni mutlu etmedi?
Yoksa oradaki koşullar?
Bingöl'den göç etmemin en büyük sebeplerinden biri aslında cinsel kimliğimin bana yüklemiş olduğu sorumluluklardı.
Coğrafya kaderdir sözünü iliklerine kadar yaşamış bir insanım ben.
24 yaşıma kadar Bingöl'de yaşadığım süre içerisinde başka bir şehre gitme ve başka bir yerde var olma şansına maalesef sahip olamadım.
Tiyatro oyunculuğu yaptığım dönemde de 2019 yılına kadar bu devam etti.
2015'den 2019'a kadar.
Ve en son tiyatro ekibim sırf cinsel kimliğimden dolayı beni ekipten kovdular.
tiyatro oyunculuğunu bırakmak zorunda kaldım.
Çünkü var olabileceğim herhangi bir alan yoktu.
Türkiye'nin başka şehirlerinde yaşamak, büyük şehirlerde yaşamak belki de benim için daha rahat nefes alabileceğim alanlar yaratacaktı ama hiçbir zaman özgür olamayacaktım.
Bu maalesef ki sadece benim adıma değil şu an Türkiye'de olan diğer bütün arkadaşlarımızın adına geçerli.
Çok zor koşullar altında yaşıyorlar ve Önlerine bıraktıkları tek bir kapı var.
O kapının ne olduğunu söylemeyeyim şu an ama maalesef ki acı gerçek bu.
Bu acı ve gerçekten kurtulmak ve ondan kaçmak için Hollanda'ya geldik.
Yani tiyatrodan kovulmak neydi de yani neden kovuldular abi yani neydi sorun ki?
Ya kovmalarının sebebi onların tabii ki de kendi içlerinde konuştukları, kulis yaptıkları ve ardından aldıkları bir karardı.
Bu karardan benim haberim yoktu.
Sundukları gerekçe tiyatro ekibinin misyon ve vizyonunu zedelemiş.
Evet zedelediğim durumuydu.
Böyle bir açıklama yaptılar konuşamadım kusura bakma.
Şey komik geliyor bana yani bir tiyatronun nasıl bir vizyonu ve misyonu var da sen bunu zedeledin yani.
Yani şey...
Açık konuşmak istersen açık konuşabilirim.
Yani konuşabiliriz.
Çünkü rahatsız edici bir konu.
Yani sonuçta biz de tiyatro yapıyoruz.
Ve Türkiye'de de tiyatro yapmış bir bireyim ben de.
Bir tiyatrodan bu tarz saçma...
Ya işte yüzlerce şey söyleyebiliyor insan.
Bağnazlık dersin. Farklı düşünce yapıları dersin ama...
Temelde sen bir şey mi yaptın mesela bu insanlara?
Benim yaptığım tek şey sahneye çıkmak, işimi yapmak ve yaptığım şeye dört elle sarılmaktı.
Bunun dışında benim yaptığım hiçbir şey yoktu.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde hiçbir şey yapmadan da sadece cinsel kimliğimizin farklı olması bizim bir şeyler yapmamıza
engel olan en büyük temel hususlardan biri oluyor zaten.
Bunun için ekstra bir şey yapmamız gerekmiyor ki.
Bir aile gibiydim.
Yani çocuk yaşta başlamış.
Yetişkinliğime kadar ben bu insanlarla beraber sahne almıştım.
Söylemek istersen tabii de cinsel kimliğinin farklılığı dediğin şey ne yani?
Neydi cinsel kimliğinin farklılığı da seninle çalışmak istemediler?
Ne olabilir ki yani? Trans kadın olmam.
Yani bu onlar için nasıl bir sorun yaratıyordu ki?
Onlar için bir sorun yaratmaları...
İşte kendim misyon ve vizyonlarının sahneye çıktıklarında seyircilerin beni gördüğünde verecekleri tepki ve siz böyle insanlarla mı beraber iş yapıyorsunuz düşüncesi.
Maalesef bunlar çok çirkin çok akla gelmeyecek düşünceler ama ben bunların hepsini yaşadım.
Ya şey bile çok aslında cesurca geliyor bana bunu duymak.
Senin 5 yıl mı dedin?
Tiyatro yaptın işte Bingöl'de.
9 yıl toplamda.
Yani 9 yıl bu şartlar altında tiyatro yapmaya çalışmak, tiyatro yapmak bile çok cesurca geliyor bana.
Yani sonuç itibariyle yapılan şey sahne üzerinde insanlara gösteri sanatı olarak bedenimizle yaptığımız bir şey ya.
Ve bunca yıl bu kadar mobbing ya da yüzlerce şey sıfat ya da isim takabileceğimiz şeye rağmen bir şeyler üretmeye çalışmak, üretebilmiş olmak çok cesurca
geliyor yani. Bingöl gibi bir yerde yani küçümsemek için söylemiyorum ama sonuç itibariyle belli başlı gerçekler var.
Kesinlikle. Ve ona rağmen bu kadar üretken ve çalışmış olman çok güzel.
Tebrik ederim yani çok cesurca yani umarım birileri dinliyordur ve birilerine ilham ve cesurca bir şeyler yapmasına vesile olur bu.
Umarım ben de onu umuyorum.
Yani genç yaştaki arkadaşlarımız benim yolumdan geçmiş ya da o yola hazırlanan kim varsa.
Kendi cinsel kimliğinden ziyade eğer sanatla ilgili bir şeyler yapmak istiyorlarsa bunun mücadelesini vermelerini isterim.
Buradan seni kovanlara bir şey söylemek ister misin ya da bir hareket yapmak ister misin?
Nasılsa görmeyecekler mi?
Sadece şunu söyleyebilirim.
Benim için gerçekten çok değerli insanlardı onlar.
Onlarla tiyatroya...
Onlarla ben tiyatroyu tanıdım.
O yüzden onlar hakkında çok kötü bir şey söylemek.
Şu an hala işlerine devam ediyorlar.
Ve güzel işler yapıyorlar.
Zazaca tiyatro yapıyorlar.
Zazaca'yı tanıtıyorlar.
Bu da çok güzel bir şey.
O yüzden kolaylıklar diliyorum onlara.
Ben olsam çok daha ilginç şeyler söyleyebilirim.
Peki Mavihan buraya göç ettiğinde seni şaşırtan ilk şey ne oldu?
Neye şaşırdın? Beni şaşırtan ilk şeyin...
Havada özgürlük denilen bir koku vardır ya bu kokuyu her zaman tanımıyorum.
Havada özgürlük kokusu var denilen mecazi bir tanımdır bu.
Fakat ben Hollanda'ya geldiğimde bu kokuyu gerçekten aldım.
Yani bunu hissettim, yaşadım.
Evime taşındığımda ne kadar huzurlu olabildiğimi gördüm.
Sadece cinsel kimliğimden ötürü insanların bana öcüymüşüm gibi bakmadığını gördüm.
Bunlar çok güzel hislerdi benim için.
O yüzden geldiğim ilk günden beri hiçbir zaman kendimi gurbetteymişim gibi ya da ailesinden ve toprağından uzak biri olarak hissetmedim.
Yaşıyor gibi hissetmedim hiçbir zaman.
Ya çünkü seninki birazcık da manyaklık gibi geliyor bana.
Sen gelin ne kadar oldu? Eylül'de 4 yıl olacak.
Hangi seviyede Hollanda'ca konuşuyorsun?
Şu an B1. Manyaklık?
Ben 10 yıl 12 yıl biliyorum göç etmiş insanlar.
Mahrek en birçe diyorlar yani.
Bu sence buraya bu kadar hızlı adapte olmana yardımcı olmuş mudur?
Hollandacıyı bu kadar hızlı öğrenebilmiş olman.
Kesinlikle yardımcı oldu.
Fakat ben dil kursuna başladıktan sonra şunu düşündüm.
Bana verilen bir imkan var tabii ki de.
Bu herkese verilen bir şey değildi.
Fakat bu imkan bana verildi.
Dönüp şunu söyleyemedim kendime.
Sana verilen bir şey var ve bunu değerlendirmen gerekiyor.
Evet çok zor bir dil.
Fakat öğrenmen gerekiyor.
Bu ülkenin ve bu hükümetin sana vermiş olduğlarının karşılığı olmalı dedim.
Ama başka bir dili öğrenmek benim için her zaman çok heyecan vericiydi.
Kulağa çok heyecan verici geliyordu.
İngilizceydi, Hollanda'cıydı.
Burada öğrendim. Zazaca konuşabiliyor musun?
Evet. Şimdi Türkçe, Zazaca, İngilizce, Hollandaca.
Biraz da Kürtçe var. Beş oldu.
Beş oluyor. Çok iyi ya ben çok kıskanıyorum ya ben çok tembelim dil konusunda böyle ben doğu turu yapmıştım Türkiye'deyken böyle işte biraz otostopla biraz işte otobüste uçakla
uçakla. Her bölgede kendine ait bir dil var yani hani şey çok komik.
Kürtler kendi içinde çeşitli fransiyonları ayrılıyor diyorlar ya.
Yani bir köyün içinde 3 farklı dil konuşuluyor.
Toplamda 15 hane var. İnanılmaz geliyor.
Onlar Kürtçe bilmez, onlar Zaza diyor.
Onlar Zazaca bilmez, onlar başka.
O kadar çeşitli, zengin ki.
Oradayken her şeyi öğrenmek istiyordum.
Buraya geldim. Burada yüzlerce farklı dil var.
Şeyim yok ya. Birazcık İngilizce iyi konuşsam yeter diyorum.
Seni öğrenebilmiş olman çok şey geliyor bana.
Çılgınlık geliyor yani. Tabii benim bitirmem gereken bir entegrasyon sürecim vardı ve bu süreci tamamlamak için de Hollanda'cayı öğrenmem gerekiyordu.
Fakat ben bu zorunluluğu zorunluluk halinden çok keyif haline dönüştürmeyi becerebildim diye.
Peki entegrasyon süreci neyle alakalıydı?
Yani sen ne olarak geldin burada entegrasyon süreciye?
Vatandaşlık sınavları ben buraya iltica ettim.
Türkiye'den gelen birçok LGBT bireyinin yaptığı gibi.
Başka türlü gelebilmemiz de pek mümkün olmuyor zaten.
Çünkü herhangi bir alan tanınmadığı için işte bir mühendis olarak da gelmeyi isteyebilirdim ama bu pek mümkün olmadığı için.
Ama ben sanatçı olmaktan mutluyum.
Mühendis olarak ben de gelmek isterdim ya Mavi ya ne yalan söyleyeyim.
Öyle bir isteğim yok açıkçası.
Ben isterdim ya. Peki burada yaşamak hayal ettiğin gibi mi?
Yani ne hayal ediyordun da ne buldun burada?
Burada yaşamak hayal ettiğimden daha güzel.
Hadi ya. Hayal etmek sadece kafada bir şeyleri imgelemek aslında.
Gelmeden önce Hollanda'ya dair videolar, fikirler, görseller...
Fakat gerçekten bir yerin ya da bir şeyin senin hayaline uygun olup olmadığını öğrenmek istiyorsan oraya gitmen gerekiyormuş.
Ben burada yaşamaya başladıktan sonra hayalimdeki yaşantının ya da ülkenin...
Hollanda olmaması için hiçbir sebep görmedim açıkçası.
Beni hayal kırıklığına uğratan bir şey olmadı.
Şey çok güzelmiş. Hayal ettiğin ya da merak ettiğin bir yeri yaşamadan bilemezsin.
Çok güzel evet. Katılıyorum ya.
Bence de öyle. Bir şey deneyimlemeden, kendimiz deneyimlemeden bilgi sahibi olamayız.
Ben de katılıyorum. Peki Hollanda'da şunu yapmayı çok seviyorum ama şunu yapmaktan nefret ediyorum ama yapmak zorundayım.
En sevdiğin ya da sevmediğin şeyler neler?
Benim en sevmediğim şey çalışmak.
Yani sanat dışında herhangi bir işte çalışmak.
Yıllarca bunu çok beceremedim.
Sanat dışında başka bir iş yaptım pek söylenemez.
Bunun da biraz zorluğunu çekiyorum açıkçası.
Onun dışında herhalde başka bir şey yok.
Sevdiğin şeyler. Türkiye'de yapmayı çok seviyordum.
Buraya gelince yapamıyorum. Özlüyorum.
Dağlara çıkmak. Çok özlüyorum.
Gerçek şimdi dağlara çıkmak dedim.
Belki yanlış anlaşılabilir ama.
Şaka yapıyorum. Yani bence benim de en çok özlediğim şeylerden biri de dağa çıkmak.
Buradaki düzlük belli bir süre sonra çok yoruyor insanı.
Bir şey yok, zorluk yok.
O düzlüğün yaratmış olduğu bir...
Sakinlik hissi mi var böyle bir rahatlık hissi mi var insanlarda bilmiyorum ama bu her yerin düz olması daha özlüyorum ya ben.
Ben dağ insanıyım mesela denize falan gitmeyi çok sevmem.
Ben de dağcımdır kampmam.
O yüzden ben de çok dağ özlüyorum.
Her yerin düz olması çok fazla rüzgarın olmasına sebebiyet veriyor işte.
O da hepimizin yakındığı bir durum aslında Hollanda'da.
Dağları özledik falan. Evet özledim gerçekten çok özledim.
Peki ilk geldiğinde seni şaşırtan şey ne oldu?
Çok şaşırdım ya bunu gördüm.
İlk geldiğimde beni en çok şaşırtan şey insanların gerçekten de kendi hayatları dışında başka bir şeyle ilgilenmeden yaşamalarıydı.
Sadece kendi hayatlarına odaklı ve istedikleri şeye odaklı yaşıyorlar.
Ben bunu gözlemledim.
Yani işte bizim Türkiye'de yaşamış olduğumuz kaygılarımız, düşüncelerimiz.
Çok fazla stres hallerimiz, depresyonda oluşlarımız.
Bu insanların bunlardan uzak yaşadığını görünce ben...
Peki insanların bu kadar kendi içine kendilerine dönük yaşamaları seni sıkmıyor mu ya?
Yani sıkadabilir tabii ki de.
Çünkü onların yaşadığı hayatı yaşadığımı söyleyemem açıkçası.
Ben hala çok yöresel, hala çok gelenekselci biriyim.
Bu pek değişmedi.
Fakat insanların bireyselliği bir noktada saygı ve sınır denilen şeyin çizilmesi konusunda çok büyük bir rol oynuyor.
Ve bu insanlar bunu bir noktada iyi bir şekilde başarıyorlar.
Belirlemiş olduğu sınırları kendi hayatlarını ve kendi fikirlerini daha özgürce yaşatabilmelerine sebebiyet veriyor diye düşünüyorum.
Katılıyorum. Görmek bile iyi geliyor insana.
Kesinlikle. Peki buradaki hava durumu, yemek kültürü ya da herhangi bir...
Başka şeyler seni etkiledi mi?
Yani ya da nasıl etkiledi?
Hava durumu seni mesela çok olumsuz etkiledi mi?
Hava durumunun çok fazla rüzgarın ve yağmurun olması haliyle etkiliyor.
Fakat ben Bingöl'de yaşadığım için eksi beşlerde, eksi altılarda.
İşte kış aylarında bir buçuk metre karının içerisinde yürüdüğümüz için.
O yüzden soğuk hava bana pek soğuk değil buranın soğuğu.
Bunu da fark etmişsindir zaten.
Şimdi taşlar yerine oturdu.
Biz içlikle gezerken nasıl kroplarla geldiğini şimdi fark ettim ben.
Sebebi bu. Buranın soğuğu bana soğuk gibi değil.
Hafif bir esinti diyebilirim.
Tabii bazen soğuk oldu oluyor.
Ben de kalın giyiniyorum ama yaşadığım yerle kıyaslanamaz tabii ki.
Yani evet. İçlik derken ben giymiyorum da giyen arkadaşlarım var.
İçlik giyin arkadaşlar.
Onlar için. Yoksa ben giymem içlik yani.
Peki yemek konusu seni nasıl etkiliyor?
Hollanda'nın yemek kültürü yok.
Bu insanların yemek kültürü yok maalesef.
Yani onu geliştirmeyi unutmuşlar, akıl edememişler galiba.
Ya da vakitleri olmamış pek mutfağa girme konusunda.
Ben yemeklerimi kendim evde yaparım.
Yöresel yemeklerimizden, Türk mutfağından ya da işte bizim zaza mutfağından ya da Kürt mutfağından hiçbir zaman vazgeçmedim.
Hala o yemekleri evde yapıp yiyorum.
Peki farklı bir durumda geldin ya buraya.
Bu oradaki resmi evrak işleri ya da işte atıyorum süreç senin için nasıl da çok zor muydu?
Seni çok yordular mı? Benim bildiğim duyduğum şeyler var mesela işte hani görüşmelere gidiyorsun halbuki yani derdini anlatıyorsun.
Hani çok sık boğaz etmediler bizi diyenler de var ama çok zor süreçlerden de geçtik diyenler var.
Yani senin için nasıldı o süreç?
Bu kişiden kişiye bakanlığın atamış olduğu çalışandan çalışana bulunmuş olduğun lokasyondan lokasyona değişkenlik gösteriyor.
Gitmiş olduğun yerde bir kişi senin çok rahat bir şekilde işte dava sürecinin ilerlemesini sağlarken başka biri bunu çok fazla zorlaştırabiliyor örnek veriyorum.
Ya da işte dava süreçlerinde bağlanan tercümanların gerçek tercümanlık yeminine uyarak hareket etmeleri bunlar da çok önemli hususlar mesela.
Özellikle Türkiye'den göç etmiş LGBT birinin dava sürecinde Türk bir tercümanla beraber çalışması o kişinin gerçekten davanın içerisinde de çok zor durumda olmasına
sebebiyet verebiliyor bazen.
Çünkü işlerine geldiği gibi çevirebiliyorlar.
Aradaki bakanlıktaki çalışanlar mı?
Tercümanlar. Örnek veriyorum işte bir tercümana denk gelindiğinde şimdi bu edilen yeminde ve çalışma kurallarında kesinlikle kabul edilemeyen bir şey ama bunun mutlaka
olduğu konusunda bir fikre sahibim ben.
Yani kişi transfobik ya da homofobik olabilir ve bu durumda dava sürecinde kişinin anlattığı şeylerin ya tamamını ya azını ya da kendisi ekleyerek değiştirebiliyor.
Burada bile olabilir diyorsun değil mi?
Kesinlikle dünyanın her yerinde olabilen bir şey bu.
İnsanın olduğu her yerde her şey oluyor.
Peki senin için süreç nasıl geçti?
Evet böyle şeyler böyle kişiler olabiliyor ama sen zorlandın mı mesela böyle şeyler başına geldi mi?
Yani 24 yaşıma kadar yaşayıp ömrümün bir kalan kısmında benim bir mülteci kampında kalacağım hayal ettiğim hayatın içerisinde
bu yoktu tabii ki de. Bir gün mülteci olabilme ihtimalim.
Tabii ki de çok zor geçti.
Çok zor süreçlerdi.
Çok travmatik.
Çok ağır süreçler.
Fakat bu süreçleri de bir şekilde atlatıyorsun.
Peki kamp dediğin insanların hayalini bırakalım istemem kamp ortamını.
Kamp dediğin çadırlar gibi bir yer mi yoksa nasıl bir yer?
Tabii kamp denildiğinde akla gelen çadır olabilir ama.
Mülteci kampı olarak geçtiği için bahsettiğim şey çadırlar değil aslında.
Belirlenmiş olan evleri olabiliyor, çadırlar da olabiliyor bu arada yoğunluğa ve bölgeye bağlı olarak.
Bunlar değişkenlik gösterebiliyorlar.
Ama benim kaldığım yer güzel ve rahat bir yer.
Güzel. Peki adaptasyon konusunda özellikle spesifik olarak bir şey yaptın mı?
Yani sen kendini buraya adapte etmek için yani bu Hollanda kültürüne varsa senin için bir Hollanda kültürü yani dil dışında başka neler yaptın?
Hollanda kültürü dediğimiz kültüre adaptasyon konusunda herhangi bir çaba göstermedim.
Çünkü hala nasıl bir kültüre sahip oldukları konusunda bir fikrim yok.
Bu insanların nasıl bir kültürü var?
Fakat dillerini öğrendikçe ve dillerini konuştukça insanların neler hissettiğini, neler düşündüğünü ya da olaylara daha nasıl baktığını anlayabiliyorsun bir noktada.
Ben de bunu yaptım tabii ki de.
O yüzden Hollandalı arkadaşlarım var ve onları çok seviyorum.
Biz de seviyoruz. Gerçekten çok iyiler.
Ben de seviyorum Hollandalı arkadaşlarımı.
Tiki atmadıkları sürece.
Gönüllü tercümanlık yapıyorum zaten şu an.
Mülteci İşleri Derneği'nde.
Orada arkadaşlarım, beraber çok güzel vakitler geçiriyoruz.
Peki, Türkiye'deki sanat ortamı ile buradaki sanat ortamı arasında nasıl bir fark var?
Türkiye'ye çok kasıntı.
Ben bunu açık ve net bir şekilde söylüyorum.
Yani Türkiye'de Türk tiyatrosunun, Türk sanat anlayışının, resim konusunda aynı şeyi söyleyemem ama özellikle Türk tiyatrosunun...
Muazzam olduğu düşüncesi bende her zaman çok hakimdi.
Ben Türk tiyatrosunu ve Türk tiyatrocuları, Türk isimleri, Türk duayenleri her zaman çok sevmişimdir.
Hala da çok seviyorum.
Fakat buraya geldikten sonra işte buradaki yapılan sanatsal çalışmaları, performansları, tiyatral, resim alanında ve müzik alanında yapılan çalışmaları gördüğümde bu insanların daha çok varoluşsal
şeylerle ilgilendiğini ve bizim çok fazla anlam yüklediğimiz şeylere çok fazla anlam yüklemeyip olabildiğince sade bir şekilde sahneye aktarmak istedikleri düşüncesini düşündüm.
Buna kapıldım açıkçası.
Bence Türkiye'de Her şeyde olduğu gibi sanatı da tiyatroyu da çok kasarak yapıyoruz.
Peki Türkiye'de bir tekerleşme var ama burada bir tekerleşme yok gibi bir şey söyleyebilir misin?
Ya da burada işte fonlar var fonlarla üretiliyor ya da işte başka bir şey var.
Türkiye'deki ile buradakinin arasında nasıl bir üretim farkı var?
Bunu söyleyemem çünkü Türkiye çok büyük bir ülke.
81 ili olan bir ülke ve...
Türkiye'nin içerisindeki kültür yapısıyla Hollanda'nın içerisindeki kültür yapısı asla biri olamaz.
Ve milyonlarca insan tiyatro yapmaya çalışıyor ve hepsi farklı farklı alanlarda bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Burada işte genel olarak performatif yapılan gösterilerden ziyade işte genel olarak duyduğumuz şey Hollanda'ca ve İngilizce yapılan çalışmalar.
Devletin sağlamış olduğu fonlar da tabii ki de Nasıl işliyor?
İşin arka planını sen daha iyi biliyorsun.
O konuda pek bir bilgiye sahip değilim ama Türkiye'nin de çok kolay olduğunu sanmıyorum.
Karışık geliyor bana da birazcık.
Güzel bir nokta bence.
81 il ve 81 farklı kültür ve aslında baktığında 81 yerde farklı üretilen bir şeyler var.
Burada o kadar çeşitlilik olmadığını ben de söyleyebilirim.
Buraya gelirken nasıl beklentilerin vardı Maviyan?
Bir beklentin var mıydı Hollanda'dan?
Ve bu beklentilerini karşıladın mı ya da karşılayamadın hayal kırıklığına uğradığın yerler oldu mu?
Belki bu söyleyeceğim biraz inandırıcı gelmeyebilir ama gerçekten bir beklentiyle gelmedim.
Çünkü hayatımın o noktasında sadece hayatta kalma.
İçgüdüsüyle yola çıktığım için bir beklentinin ziyadesinde acaba gerçekten hala hayatta kalmaya devam edebilecek miyim düşüncesiyle yola çıktım ve hala da çok fazla beklentim yok.
Galiba hiçbir zamanda olmayacak.
Ben beklentilerin insanı çürüttüğünü düşünüyorum buna inanıyorum.
Ben artık daha böyle çok fazla beklentim olmadan ne yapacaksam elimden gelen en iyisini yapmaya çalışarak buna özen göstererek yaşayan biriyim.
Güzel. Maviye anne hayat dersleri gibi oldu.
Ya ben her zaman şunu söylerim hayat dersinin üzerine insanı anlamak hayatı anlamaktır Saadettin.
Ve bizim bu anlam arayışımız hiçbir zaman bitmeyecek.
Beklenti dediğimiz şeyler de hiçbir zaman bitmeyecek.
Ve sonu bucağı olmayan bir şey için çok fazla oturup düşünmek de yaşanılan hayatın kaçtığını gösterir diye düşünüyorum.
Katılıyorum yani evet.
Bir beklenti içinde olduğu zaman insan beklentisini karşılamak için de çalışıyor ya.
Yani en azından beklentisi doğrultusunda bir şeyler yapıyor.
Beklentisiz bir şekilde burada var olmak ve var olanı ayak uydurup üretmeye çalışmak çok daha verimli bir süreç bence de.
Peki burada hayal kırıklığı yaşadığın bir an oldu mu mesela?
Bir şeyden dolayı bir şey oldu ve bundan dolayı hayal kırıklığı yaşadın mı abi?
Tüh keşke olmasaydı dediğin bir şey oldu mu yani?
Ya çünkü şey dedin ya şey güzel.
Ve rahatsız edici bir şey aslında.
Yaşamak için geldim. Yani seni Türkiye'de hepimizin bildiği de bu.
Rahatsız eden ama burada da tüh ya keşke yaşamasaydım.
Şunu dedin başka bir şey var mı?
Hırsızlık olur başka bir şey.
Benim 7 tane bisikletim çalındı ya.
7 tane büyük bir rakammış.
4 yıldır aynı bisikleti kullanıyorum.
3 kez otobüs durağında unuttum hala çalınmadı.
Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum.
Demek ki sende bir uğursuzluk varmış.
Bir kurşun mu döktürsen acaba?
Valla bilmiyorum ya.
Öyle çok büyük bir hayal kırıklığım olmadı ya da bunu neden yaşadım diyeceğim bir şeyle henüz karşılaşmadım açıkçası.
Olmadı ya. Yani duygusal anlamda yaşanmış bir şeyler olabilir.
Onları da yaşanması gayet normal tabii ve olağan şeyler olduğu için.
Üzdüler bizi mi diyorsun Mavi yani?
Yani bir şekilde üzüyorlar ama.
Hayat devam ediyor Vesadettin.
Evet evet. Üzülmeyen mi var ya?
Peki. Yavaş yavaş finale geliyoruz da.
Şey de merak ediyorum aslında finale gelmeden.
Mesela Türkiye'de çok fazla trans arkadaşım var benim.
Bazı arkadaşlarım başka yerlere göç etmek zorunda kaldılar falan.
Mesela bir öneri, bir tavsiye ya da atıyorum bir şey.
Ne bileyim. Çünkü gidemiyoruz ya mesela Türkiye'ye şu an.
Ama... Var olan durumdan uzaklaşmamak adına yapılabilecek bir şeyler ne bileyim böyle içinden gelen bir şey varsa söylemek istediğin duymak isterim.
Sonra 2-3 tane son sorum var onları soracağım.
Hazır konular oralardayken.
Ya bu konuda yıllarca konuştuk.
Benim söylediğim tek bir şey vardı her zaman.
Kendilerini geliştirmeleri.
Okumak, okumak, okumak.
Kişinin kendini sağlayabileceği en büyük yarar bu olacaktır.
Türkiye'de çalışma alanında maalesef ki verilen imkanlar yok.
Çok kısıtlı hayatlarla hayatta kalma mücadelesi veren çok fazla isim biliyorum.
Ve o insanlar için hiçbir şey yapamamak da beni gerçekten çok üzüyor.
Ama sadece kişinin kendine yapmış olduğu yatırım ve onunla ebediyen kalacak yatırımlar aklına yapacağı yatırımlardır.
O yüzden buradan genç yaştaki arkadaşları okumalarını...
Ellerine bir bileziklerini almalarını söylerim.
Yani burada olmayacaksa da başka bir ülkeye gidebildiklerinde ya da o fırsatı yakaladıklarında yapabilsinler.
Hayatta kalabilsinler diye.
Yabancı dili öğrensinler.
Kesinlikle en büyük tavsiyem bu olur.
Ya mesela şey de güzel bir yere kapı açtı bende.
Türkiye'deki şu kadın erkek maaşlarının konuşulduğu bir dönem vardı bir ara.
Gerçi şimdi artık hayatta kalma mücadelesi konuşuluyor da.
Yani... Şu bile çok rahatsız edici bir şeyken dünya üzerinde kadın erkek maaşları arasındaki çılgınca uçurumca farkların olduğu bir yerde.
Türkiye'deyken iş bulma olanağı çok mu zordu sizin için yoksa hiç yok gibi bir şeyde miydi ve buradaki nasıl?
Türkiye'de trans kadınların yapabileceği tek iş seks işçiliği.
Bu kaçınılmaz bir son.
Yani... Bunun çok fazla örnekleri var şu an televizyonlarda gördüğümüz ya da bir noktada isim yapmış ve gelmiş bütün herkesin geçmişte böyle bir hikayesi var maalesef.
Maalesef diyorum. Biz LGBT aktivistleri Türkiye'de de aktivizm yaparken hiçbir zaman seks işçiliği tanımını kullanmadık.
Zorunlu seks işçiliği tanımını kullandık.
Çünkü Türkiye'de zorunlu seks işçiliği tanımı var.
Yapmak ve...
Yaptırmak zorunda kalıyorsun.
Seni buna mecbur ediyorlar.
Başka çıkış yolun yok çünkü.
Hiçbir yerde iş bulamadığında hayatta kalabilmek için, kendi hayatını idame ettirebilmek için yapabileceğin tek bir kapı kalıyor.
Ve o kapıyı da açmak ya da o kapıyı çalmak zorunda kalıyorsun.
Peki burada şunu diyebilir misin?
Burada öyle bir şey yok.
Burada herhangi bir işte herhangi bir şekilde bir sorun olmadan ya da bir şey olmadan cinsiyet...
Cinsiyet kimliğinle ilgili herhangi bir sorun yaşamadan bir iş bulup girip çalışabilir misin?
Şöyle söyleyebilirim.
Homofobi ve transfobi sadece Türkiye'de olan bir şey değil.
Homofobi ve transfobi evrensel.
Dünyanın her yerinde var.
Fakat şöyle bir durum var.
Avrupa'da Mogr'la denilen bir sistem var.
Daha rafine edilmiş, daha kırmadan, daha incitmeden, daha üzmeden.
Fakat Türkiye'de satırlar ve bıçaklar konuşuyor.
Burada bir iş bulma konusunda cinsel kimliğinizi beyan ettiğinizde insanlar...
sizin cinsel kimliğinizden çok ne yapabileceğinize odaklanıyor.
Ben bunu gördüm. Yani çalıştığın yerde mutlaka transfobiye maruz kalabilirsin, homofobiye maruz kalabilirsin.
Fakat burada temel olan kişinin özgürlük denilen şeyi hissetmesini sağlayan neyi biliyor musun?
Yasal haklarının olması.
Bir iş yerinde transfobik ya da homofobik bir söyleme maruz kaldığında bunu ortadan kaldırabilecek ya da senin hakkını savunabilecek bir hükümet yapısı var.
Türkiye'de maalesef bu hiçbir zaman olmadı.
Aksine dışarıda problem yaşıyorsun.
Polis seni aldığında onlardan da bir güzel dayak yiyip öyle.
Güzel bunu duymak iyi geliyor.
Yani en azından sonuç itibariyle burada yaşıyoruz.
Ve buradayken güveni ve bu huzuru bir nebze olsun hissedebiliyor olman güzel.
Ve bir başkalarını da hissedebiliyor olması güzel.
Peki bavulunda ne getirdin gelirken Mavihan?
Ya da gitsen gelsen ne getirirsin ne götürürsün?
Bavulumda sahip olduğum her şeyi getirdim.
Geçmişimde sahip olduğum her şeyi getirdim.
Kendi dilimi getirdim, kültürümü getirdim.
Her şeyimi getirdim, anılarımı getirdim.
Asla vazgeçmedim.
Hala kendi başıma evde otururken yaptığım en büyük aktivitelerden biridir.
Oturup dengbej dinlemek, zazaca şarkılar dinlemek ve kendi kültürümü yaşatmak.
Bunun yanında Türkçe'yi öğrenmek.
Türkçeyi güzel konuşmayı öğretmek.
Bunlar benim Türkiye'den ve bavulumda getirdiğim şeylerdi.
Fakat inci küpeli kız resmini yapmıştım.
Ben John Swarmer. Onu gerçekten bavulumda getirdim Türkiye'den.
Manyaklık. Yani Denkbej çok çılgınca ya.
Diyarbakır'da Denkbej evleri var ya.
Gittin mi hiç? Gittim. Ben gezdim baya yani.
Müzik çok evrensel bir şey ya.
O yakılan ağıt yani konuşma biçiminin o kadar seni etkiliyor olması.
Yani aslında bir nevi hikaye anlatıyorlar.
Değil mi? Ve o hikaye anlatma biçiminin bu kadar etkileyici olması çok şey böyle unutulmayacak şeyler.
Tük tüylerim diken diken oluyor konuşunca.
Peki götürsen ne götürürsün buradan?
Götürürsem buradan götüreceğim ne olur?
Herhalde çikolata olur diye düşünüyorum.
Evet ben de fındıklı çikolata götürüyorum.
Yani onun dışında götürülecek pek bir şey yok diye düşünüyorum.
Annem tutturdu bıçak istiyor ya.
Hollandalıların saygısını götürmek isterdim ama o da götürülebilecek bir şey değil.
Ben evet saygı götürülmez de annem tutturdu bıçak istiyor.
Sürekli bir bıçak aşkı var kadının.
Sürekli bıçak getir gelirken.
Masat getir yani sanki bir şey yapıyor evde bilmiyorum.
Meyve bıçağına tutulmuş bıçak getir diyor.
Yani böyle bir şeyler istiyorlar mı senden tuhaf?
Ailemle çok güçlü bağlarım yok maalesef.
Yok yok herhangi biri bir şey istiyor mu?
Yok hiç kimse benden bir şey istemiyor.
Abi herkes bir şey istiyor benden ya.
Yok hiç kimse benden bir şey istemiyor.
Bilmiyorum neden istemiyorlar ama onların söylediği tek bir şey var.
Hiçbir şey istemiyoruz.
Bir gün seni görebilelim yeter.
Görürler ya. Çünkü çok uzun zaman oldu.
Görürler ya. Az kaldı.
Peki dinleyicilere son olarak söylemek istediğin bir şey var mı Maviye Hanım?
Maviye'nin sesine kulak verdiğiniz için, Saadettin'in sesine kulak verdiğiniz için ve Kumpanya Performings Art'ın podcastine konuk olduğunuz için.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Sana da teşekkür ediyorum Saadet.
Beni konuk ettiğin için sağ ol.
Bu ses sonundan sonra benim manyak gibi konuşuyor olmamda bir tuhaf gelecek büyük ihtimalle.
Sen de çok güzel konuşuyorsun.
Haksızlık ediyorsun. Allah razı olsun.
Teşekkür ederim. Mübarek Ramazan ayında.
Bugünkü konuğumuz Mavihan'di.
Teşekkür ederim Mavihan. İyi ki geldin.
Ben teşekkür ederim. İyi ki bizimle oyun çalışıyorsun.
İyi ki burada da tiyatro yapıyorsun.
İyi ki burada... Tiyatroya sanatı bırakmadan bunca zor, yoğun hayat mücadelesine rağmen.
İyi ki bir ucundan bir nebze olsun.
Biz de bir şeylere seninle beraber yol kat edebildiğimiz için çok mutluyuz.
Arkadaşlar eğer Bavulda Ne Var? podcastini beğendiyseniz takip edin.
Yoksa olacağı kızıyor.
Yeni bölümlerde farklı hikayelerde farklı kişilerle buluşacağız.
Şimdilik hoşçakalın.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
