
Kendin Olarak Yürümeye Çalışmak: Göç, Kimliğini Kaybetme Korkusu ve Yeniden Var Olma Çabası Üzerine
8 Nisan 2026 · 48 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Elif’le ne istediğini ararken neyi istemediğini bilmenin nasıl bir pusulaya dönüştüğünü konuştuk.
Göçle birlikte gelen kimlik arayışı, kaybetme korkusu ve yeniden kendini kurma çabası üzerine samimi bir sohbet.
Transkript
Selam. Burası Bavul'da Ne Var Podcast kanalı.
Ve Kumpanya Performing Arts Stüdyosu'ndayız.
Amsterdam'dayız. Bugün değerli bir konuğumuz var yanımızda.
Ne kadar havalı bir giriş oldu.
Değerli bir konuk.
Elif var. Beraber bazen sahneyi paylaştığımız...
Bazen oyun okuduğumuz, bazen sohbet edip kahve çay içtiğimiz arkadaşım.
Hoş geldin, nasılsın? Hoş bulduk.
Yani iyi değilim, iyi olsun dönemlerindeyim.
Şu sıra böyle biraz hani iş güç ara ara yorduğu bir zaman dilimi.
Bakalım, yani fena değilim ama.
Okey, güzel. Peki Elif kimdir?
Ne yapar? Nedir?
Ne zaman göç etti? Nerede okudu gibi biraz bize küçük doneler verir misin seninle ilgili?
Kendinden bahsetmek ister misin? Vereyim.
Ben... Şimdi ne diyeceğimi de bilmiyorum.
Bir sürü soruyu ard arda sordum.
Nereden başlayacağımı bilemedim. İlkokul döneminden.
Yani otuzlu yaşların ortalarında bir insan olarak Ankara'da doğdum büyüdüm.
Ondan sonra aslında Ankara'da daha uzun süre yaşadığım başka bir yer yok.
Hani Hollanda dışında. Bir altı aylık bir Dublin geçmişim var.
Onun dışında da Amsterdam'da yaşadım hep.
Ankara'da hep Ankara'da okudum.
Evet Ankara'da doğdum, büyüdüm.
Üniversiteyi Ankara'da okudum.
Ondan sonra master'a başladım, doktoraya başladım, doktorayı bıraktım akabinde.
Öyle bunların hepsi Ankara'da gerçekleşti.
O yüzden Ankara'yı çok kullanırım biliyorsun stand-up'larda falan dedi o neler oldu.
Hocam diyerek? Yok yok hocam değil.
Otlu'da okumadım. Nerede okudun?
Toplu'da okudum. Ne okudun?
Bilgisayar mühendisliği. Peki mutlu musun bilgisayar mühendisliğinden?
Yani kendim adıma doğru bir tercih yaptığımı düşünüyordum çok uzunca bir süre.
Çünkü aslında çok bilinçsiz bir tercih yaptığımı düşünmüyorum o dönem.
Evet hani küçük bir yaşta tercih yapıyorsun ama bilgisayar mühendisliğini şöyle seçtim ben.
Dedim ki kim istediği yerde çalışabilir?
Böyle saate takılmadan, mekana takılmadan, freelance olarak vs.
Ve de kim... Öğleden sonra uyanmakta serbest.
Yani bu tarz meslekler çok fazla yoktu.
Mesela doktor olsan çok böyle scheduled bir hayatın oluyor.
Memur olsan, başka bir şey olsan genelde öyle oluyor.
Ama gördüğüm kadarıyla böyle bilgisayar mühendisliği biraz daha serbestti.
O zaman bile onu biraz biliyordum yani.
Öyle o mantıkla aslında tam olarak öğlene kadar uyuyabilmek için hayatımda bilgisayar mühendisliğini seçtim.
Bu bilgisayar mühendisliğinin aslında bana getirdiği bir şey olmadı.
Çok uzun süre akademik hayatta kaldığım için.
Ama evet genel olarak yani bence kötü bir tercih değildi benim için.
Hani artık doyurmadığı bir yere geldim ama o an için yani uzunca bir süre benim için iyi bir tercihti.
Peki nasıl öğrenmiştin bu kadar rahat bir meslek bölümü olduğunu genç yaşlardayken bunu birimi...
lead etmişti seni yani çünkü bilmiyoruz ya bazen hani sadece üniversite sınavına girip üniversiteye gidiyoruz.
Nerede araştırıp da öğrenmiştin yani?
Evet şeyde lisede böyle birkaç üst dönem insanlar vardı.
Ona bilgisayar mühendisliği olanlar falan vardı.
Yani hani işte onlar böyle arada bir ziyaret ettikleri zaman onlardan aslında duyduğum şeylerdi daha çok.
Peki ne zaman göç ettin Elif?
Hiç Türkiye'de çalıştın mı?
Nasıldı o iş? Ben Türkiye'de hiç çalışmadım.
Türkiye'de çalışmakla ilgili ciddi bir direncim vardı çünkü İşte Tabetü'de okurken bizim zorunlu stajlarımız vardı.
Neredeyse bir yıllık bir iş tecrübesiyle seni mezun etmeye çalışıyorlar.
Yani böyle hani üç yıl boyunca, üç dört aylık stajlara göndererek.
Ve o stajlarda ben gerçekten oraya ait olmadığımı böyle iliklerime kadar hissettim.
Bu gazla ben dedim ki ben bari akademik tarafa yöneliyim.
Çünkü ben çalışmak istemiyorum.
Yani o anda şey vizyonum çok yoktu.
Hani gidersin yurt dışında çalışırsın.
Hani işte daha iyi bir ortam olur vesaire gibi bir kafam yoktu.
O yüzden hani aslında çalışmak istemediğim için akademiye yöneldim.
Yani çok fazla bir akademik arzum olduğu için değil.
Sonra master dönemi de çok böyle hani rahat geçtim.
Master'da Bilkent'e geçtim.
O dönem rahat geçince de...
Biraz böyle comfort zone, biraz böyle hani işte ne yapacağına karar vermeye öteleme derken doktoraya başladım falan.
Son birkaç yılına kadar doktorana ki dördüncü yılımı sonunda bıraktım.
Genelde iyi gitti hani akademik dünyadaki hayatım.
Sonra da işte hani şeyde ne oldu en son bir staja gitmiştim artık çok yoruldum işte o Dublin'deki staja o 6 aylık staja gittiğim zaman.
Hani aslında staj değil de doktoranın beni çok yorduğunu biraz fark etmiş oldum.
Bir de stajda bir research center'a gittim ben.
Research Center'da yani Avrupa'da bizde normalde şöyle bir kafa vardı.
Yani hocaların üzerimizde dikte etmeye çalıştığı şey şuydu.
Yurt dışında hani inanılmaz çalışıyorlar.
İşte böyle siz akademiksiniz.
Böyle sizin hani işte gecenizin gündüzünüzün olmaması çok normal vesaire gibi bir kafaları vardı.
Gittim prestijli bir Research Center'dayım.
Fakat insanlar böyle hani ne bileyim hava güzel diye mesela o gün işe geç geliyorlar.
Hani işte çok hani erken çıkıyorlar.
Ve hayatlarının merkezine bunu koymuş hissettirmediler bana.
O zaman daha çok bir ışık yandı açıkçası.
Ya bir dakika hani ben belki de Avrupa'da çalışmak benim için daha iyi gibi.
Bir sürü soru oldu.
Bir de sinirlendim de sorular oldu.
Neden oraya ait dilimi hissettin staj yaparken?
Çalıştın staj yaptığın yerlere.
Neydi sana orada ait hissettirmeyen şey?
Ya çok bürokratik hissettirdi bana bir takım şeyler.
Böyle ne bileyim böyle sanki böyle bir as üst ilişkileri çok gözüme gözüktü.
Bir müdür kavramı ve insanların gerçekten o müdüre ciddi bir şekilde saygı duyma isteği vs.
Yani bunlar bana çok gözüktü.
beni birazcık hani olumsuz anlamda etkiledi.
Çünkü hani ben daha böyle hani flat sistemler seviyorum.
Yani insanların öyle hani title'larıyla birbirlerine üstünlük tasladığı şeyler beni geriyor.
Ve o zaman daha da çok geriyordu.
Yani hani artık birazcık dünyanın düzenini kabul etmeye başladığım yaşlardayım ama yani o zaman daha çok geriyordu.
Ve öyle olunca dedim ki yok ben bu işte yokum.
Peki akademiye döndüğünde akademide para kazanabildin mi?
Yani doktora yaparken falan. Nasıl oluyor sistem?
Evet. Şeyde Tübitan Bursu vardı.
Tübitan Bursu da şöyleydi.
Yani ben aslında akademik...
Yani başladığımda işte hani master'a başladığımda atıyorum hani 1500 TL alıyorsam TÜBİT'e başlayan arkadaşlarım mesela atıyorum işte 3000 alıyordu.
Yani böyle hani inanılmaz böyle bir hani işte gap var gibi hissetmiyordum.
Çünkü ondan önce hani bursum çok daha azdı ve onunla da bir şekilde geçiniyordum.
O yüzden ben kendi skalamda kendime zenginleşmiş gibi de geldim zaten ilk akademiye başladığımda.
Ve dedim ki... Gene uykudan.
Yani azıcık daha para alacağım diye sabah kalkmaya değer mi?
Böyle böyle baya bir süre gitti.
Çok tatlı ya. Peki neden doktorayı bıraktın?
Yani neydi seni doktoraya bırakmaya iten?
Yani bence zaten en başından beri doktora'ya çok uygun bir insan değildim.
Ama hani advisor'ımla aram iyiydi, ortamım iyiydi vesaire falan.
Biraz o comfort zone'un büyüsüyle birlikte hani uzunca bir süre kaldım.
Ama artık böyle hani biraz böyle özgüvenin de erozyona sebep olmaya başlıyor akademik dünya.
Bir yani hani hocanın iki dudağının arasında kalmak yani hani onun bir şekilde saygısını kazanmaya çalışmak yani onun...
Yanı sıra böyle kendi hayatına bir vakit ayırmaya çalışıyorsun fakat...
Çok belirgin değil hiçbir şey.
Yani sınırlar belli değil.
Şimdi hani iş dünyasında insanların hani work-life balance diye bahsettiği şey akademide hiç olan bir şey değil.
Yani hani biz tamam hani arkadaşlarım falan var hep birlikteydik.
O yüzden çok neyin içinde olduğumuzu anlamıyorduk ama tamam öğlen kalkıyoruz gidiyoruz.
Sabahtan geceye kadar hep öyle ofisteyiz yani takılıyoruz öyle.
Yani artık hani habitatımız doğrusu olmuş ama bir yandan da toksik de hissettiriyordu bu durum.
Ve nihayetinde yani hani çok...
Gücüm yetmemeye başladı zihinsel olarak yorulmaya başladım.
Hocanın mesajları beni böyle şey yapıyordu çok yoruyordu.
Mesaj gelince böyle tüylerim diken diken oluyordu falan bayağı bir zorlu bir sürece girdim.
Gene belki bırakmazdım ama bir karar vermek zorundaydım.
Şöyle oldu hocam İngiltere'ye taşındı ve dedi ki sen de yanıma gel dedi.
Çünkü artık Türkiye'deki bursumla ilgili o bitiyordu yeni bir şeye başlamak gerekiyordu.
Buraya gel işte hani burada bitirelim senin doktoranı.
Tamam desem şimdi Burak o arada Almanya'ya taşınmıştı.
Yani o zamanki sevgilim şimdiki eşim.
Şimdi İngiltere'ye gitsem yani hani o kadar kolay bir hani işte görüşme durumu olmayacak yani.
Şimdi orada hocam dedi ki Burak da gelsin.
Şimdi Burak zaten yeni bir hayata başlamış yani orada hani işte sevdiği bir ortam yavaş yavaş kurmaya başladıktan sonra Burak'a böyle bir teklif götürmek.
Bana ağır geldi. Yani Burak da hani garipim hani bir taraftan.
Hani işte ilişki daha önemli bir yerde olduğunu düşündüğü için her ne kadar orayı seviyor olsa da tamam geleyim gibi bir şeye girdik.
Ben ama o yükün altında çok ezildim.
Yani hani sonra dedim ki hocaya hocam evet proposal yazdık.
Evet kabul ettiler ama ben gelemeyeceğim.
Yapamayacağım yani hani bu noktada bırakmak zorundayım.
Ne güzel ya. Öyle bir durum.
Hala aşkınız... Ülkeler arasında yaşanıyorum.
Yok yok artık burada. Doğru geldi.
Dur onu soracağım. İnsanlar bilmiyor gerçi.
Bizimle konuştum şu an. Peki derslere giriyor muydun okuldayken?
Evet girdim. Yani asistan olarak giriyordum.
Hatta böyle işte...
Derslerinde asistanlık yaptığım bazı insanlarla burada işte karşılaştık.
Tanıdığın insanlar da var aralarında.
Aa sen bizim hocamızdın.
Sen bizim asistanımızdın.
Şeklinde böyle bir takım diyaloglar oluyor.
Evet dünya küçük. Peki öğrenci portfolyosu nasıldı?
Yani nasıl geliyordu sana? Niçin oradalardı bilgisayar mühendisliğindelerdi?
Ortalama seninle aynı görüşler miydi?
Onu merak ediyorum. Çünkü sonuçta buraya göç etmişsin ya.
Arada buradaki insanlarla oradaki okuyan insanların arasındaki zihinsel farklar nelerdi?
Ben çok yüksek bir fark görmüyorum açıkçası ya.
Yani hani belki okuduğumuz okulların hani zaten oralardan gelen insanlarla burada da karşılaşıyoruz.
Ben hani insanların bakış açısı olarak çok farklı bir şey görmüyorum açıkçası.
Yani orada da gene insanlar çalışkandı.
Yani o bulunduğum ortamlarda hani zekiydi, çalışkandı.
Burada da gene benzer hissediyorum hani insanlara dair.
Peki yavaş yavaş buraya doğru döneceğim ama şunu çok merak ettim.
Yani aslında bir yandan hiyerarşiden çok rahatsız olmuşsun iş hayatında.
Yani o işte as üst muhabbetlerinden.
Ama okulda tamamen böyle bir yer değil miydi?
Zaten orada da yapabileceğini nasıl düşündün?
Nasıl hissettin de yani okulda kalayım dedin?
Yani okulda aslında hani...
Bir tane az bir tane yani hani advisor'ın var senin hani işte bir danışmanın hani ve sen varsın hani ve advisor'ım da böyle çok hani şey bir insan değildi.
Böyle çok patronluk taslayan bir insan değildi.
Ama yine de hani tabii bir saygı ilişkisinden ötürü hani böyle bir şeyimiz vardı.
Diğer hocalarla ya da böyle diğer o bürokratik bir şekilde hani.
Benim üstümde olan insanlarla çok net bir şekilde bunu görebileceğim bir ortamım yoktu yani.
Ben sadece advisor'ımla muhatap oluyordum gerisi de arkadaşlarımdı zaten.
O yüzden çok böyle hani şey hissettirmiyordu.
Peki hocalar nedense çok çalışmanız gerektiğini dikte etmeye çalışıyorlardı sence?
Yani çok çalıştığının altındaki baskının nedeni ne yani?
Kendileri öyle yapmışlar.
Yani hani Bilkent'teki bütün hocalar Amerika'da çoğunluğu Amerika'da doktora yapmış insanlar ve Amerika'daki doktora şartları Türkiye'dekinden de daha ağır.
Yani hani insanların hani Türkiye'dekinden bile daha az sosyal hayatı var.
En azından bizim dönemimizde öyle hissettiriliyordu ya da giden arkadaşlarımızdan da öyle biliyoruz ve kendi hocalarımızın dönemi daha da şey daha da berbat o anlamda.
Tabii niye berbat dersin orası tartışılır ama.
Yani o yüzden kendileri yani biz bu yoldan bu şekilde geçtik ancak bu şekilde başarılı olduk.
Bu yol böyle yapılır gibi bir gözle bakıyorlardı.
Peki sence bu okul dönemindeyken yani doktora yaparken burnout muydun?
Bence sonlarındaki yaşadığım olay burnout'tu evet ama adını koymamıştım.
Biliyor muydun ki zaten burnout diyecektin?
Yok yok bilmiyordum.
Yani hani ben burnout kavramıyla hani o zaman tanışmamıştım ve sonradan hani...
Bu kavram hayatıma girince böyle uzunca bir checklisti var Burnout'un.
Hepsi var. Çünkü hani benim o son dönemde artık böyle hani fiziksel olarak da çok ciddiye etkileniyordum.
Böyle sürekli mideme kramplar giriyor.
Gece beni uyandıracak kadar hani şey oluyor sürekli ağlıyorum.
Yani böyle aşırı hani handle edemediğim çok belli olan bir hayat düzeninden geçtiğim çok belliydi.
Bence beni hayatta en çok ayakta tutan şey bağlantılar, connection'lar ve Hocam İngiltere'ye taşındıktan sonra bence o yavaş yavaş beni tutan şey belki o connection'dı
o ilişkide ve o işte.
O da yavaş yavaş erozyona uğrayınca tutunacak çok dalım kalmadı muhtemelen.
Peki ne zaman göç ettin buraya?
Buraya 2018'de geldim.
2018'in yazında.
Bayağı oldu. Hollanda vatandaşı oldun mu Elif sen?
Oldum. Yemin ettin.
Yemin ettim valla.
Ama çok yakın zamanda yani hemen böyle beş yılım dolar dolması hani hemen şey yapmadım biraz üşengeçlik işte diyesin ama kim uğraşacak şimdi falan derken.
Daha yeni hallettim o şeyleri.
Peki buraya işle mi göç ettin?
Nasıl göç ettin? Biraz göçünden bahseder misin?
Evet. Dediğim gibi o doktorayı bıraktıktan sonra benim hani şey kaygısına girdim.
Şimdi bana diyecekler sen bu dört yıl ne yaptın?
Hani böyle bir elimizde bir diploma yok vesaire.
O yüzden dedim ki ben biraz stratejik davranayım.
Buradaki experience'ı işte data science experience'ından yedireyim.
Öyle olunca da böyle bir data science işlerine başvurmaya başladım.
Burak Almanya'da olduğu için onun yakınındaki yerlere bir işte başvurdum işte.
Ama Almanya Hollanda gibi değil.
Hani Almanca'da olmayınca şu an nasıl bilmiyorum ama yani özellikle o çevrede Burak işte Tübingen'deydi Stuttgart çevresine bakıyordum.
Şimdi ilanı İngilizce koysalar bile German Required yazıyor ilanlarda.
Yani bu ciddi böyle bir sinir bozukluğu yaratıyordu ve gönderdiğim...
Başvuruların çoğusuna cevap gelmiyordu.
Sonra dedik ki biz en iyisi şeyi genişletelim.
Bir space'i genişletelim.
Yakında nere var? Hollanda var.
Hani Hollanda'ya böyle başvurmaya başladım.
Bir anda böyle cevaplar geldi.
Böyle bir neşem yerine geldi yani.
Delft'te bir yer beni kabul etti.
İlk Delft'te geldim.
Bir yıl Delft'te çalıştım. Nerede?
İş yeri değil mi? Yoksa okul mu yine?
İş yeri. Geofy diye bir şirketteydi.
Onlar sonra Den Haag'a taşıdılar şeyi ama o zaman şeydeydik, kitapteydik.
Sonra bir yılın sonunda ne yaptın?
O ara işte şeyleri, bu sefer dedim ki ben bir...
Software engineering şeyini merak ediyorum hani ne oluyor ne bitiyor.
Biraz böyle işte o büyük şirketlere aslında başvurmaya başladım.
Ya ilk aslında onlar bir ulaştı ondan sonra işte ben başvuruları genişlettim falan.
Derken böyle birkaç şirket bir de o zaman Hollanda'da illa kalacağım diye de bir şey yoktu.
Çünkü hani daha henüz bir bağda kurmamıştım.
E zaten yani hani Burak da yanımda değil hani ne yapacağım çok bilmiyordum.
Belki başka yere taşınırım gibi düşünüyordum.
Hatta böyle Londra ile Amsterdam'ı kıyasla.
Yani hangisi daha mantıklı olur yaşamak için ki Amsterdam'ı seçtiğim için çok mutluyum.
Öyle derken işte bu Uber'in de mülakatına o zamanlar girmiştim.
Yoğun bir mülakat süreci sonucunda öyle oldu yani ve ilk girişim o şekilde oldu software engineering dünyasına.
Ne kadardır çalışıyorsun Uber'de?
7 yıl. 6 yıl işte oldu evet.
Peki burada 7 yıldır buradasın.
7-8 yıldır buradasın neredeyse.
Yani 7,5 evet. Bunun ne kadar süresi?
Burak'la sevgiliydiniz buraya geldiğinde.
Evet. Evli misiniz?
Bu soru normal mi? Soruyor muyum?
Evet normal sorabilirsin.
Şu an evliyiz evet. Peki ne kadar süre ayrı yaşadınız?
Baya yani.
Çünkü Burak çok yeni gelmedi mi buraya?
Burak evet daha yeni geldi.
Şöyle oldu hani işte bir ay ondayız.
Bir ay bendeyiz. Bir ay başka bir yerde buluşuyoruz falan gibi.
Öyle bir düzenimiz vardı çok uzunca bir süre.
Güzel geçiyordu. O da güzeldi.
Ama tabii işte artık insan bir düzen de istiyor.
O da gerçekten artık bir noktada burada karar kıldığımız için buraya gelmeye çalıştı.
Ve evet yani bilmiyorum.
Bayağı uzun bir süre böyle remote bir şekilde devam ettik.
Ama hani hiç görüşemiyor değildik işte dediğim gibi.
Çünkü çok kısa kısa görüştüğümüz çok az bir dönem var.
Genelde daha uzun uzun böyle gitler yerlerin olduğu dönemler oldu.
Peki Burak ne yapıyor Almanya'da?
Burak artık burada.
Pardon burada. Almanya'da ne yapıyordu yani?
Almanya'da doktorasını...
Sonra işte postdoc'la biraz bir süre daha devam etti orada.
Şimdi burada da gene postdoc researcher olarak çalışıyor Delft Üniversitesi'nde.
Biraz alan kaydırdı, alan değiştirdi.
Öyle güzel. Almanca biliyor muydu ki Burak?
Hayır. İngilizce yaptı.
Evet evet orası İngilizce.
Yani üniversite şehirlerinin avantajları böyle genelde İngilizce ile hayatını biraz daha idame ettirebiliyorsun.
Orası da öyle bir yerde. Peki Türkiye'deki çalışma ortamında çalışamadın ve akademiye girdin.
Akademide de aslında işler çok istediğin gibi gitmedi ve burada işe girdin.
Bir başarısızlık tablosu gibi.
Yok yok hayır yani sonuçta şey çok iyi geliyor bana bunları duymak şey gibi yerden.
Sonuçta ne istediğini biliyorsun ya ne istediğini bilip istemediğine karşı gelip istediğinin peşinden gitmek bence çok...
güçlü bir irade gibi geliyor.
Yani bir başarısızlık değil de daha böyle ne istediğini bilip onun yolunda giden biriymiş gibi geliyor bana.
Bende öyle yansıyor. Çünkü ben kendimden örnek vereceksem istemediğimi bildiğim halde yapmaktan mutsuz olduğum halde çok uzun yıllar yaptığım şeyler oldu.
Ve şu an yüzlerce arkadaşımı sayarım.
Mutsuz oldukları işi yapan ve istediklerinin peşinden gidemeyen.
Çünkü o konfor alanından çıkamayan.
O yüzden senin yaptığın bence çok güçlü ve istediğinin peşinden koşan bir şeymiş gibi duyuluyor bende.
Teşekkürler. Yani hani evet aslında biraz şeyden yani ne istemediğimi strongly bildiğim noktalar oluyor bazen.
Hani bazen ne istediğimi tam bilmiyor oluyorum ama istemediğim şeye direndiğim için başka bir yola doğru gidiyorum.
Ya evet tabii. Yani insanlara her zaman çok mantıklı gelmiyor yaptığım bazı şeyler.
Yani hani ne bileyim mesela doktorayı bırakırken beni çok darladı.
Herkes hani ailem, arkadaşlarım ya bir iki sene zaten ne kaldı şurada hani sabret falan.
Ama ben hani bir gün bile pişman olmadım bıraktığım için yani.
Ya işin zaten sanırım...
Türkiye'deki kısmı herkes o kadar çok bizim adımıza karar vermeye alışmış ya da bizim adımıza bir şey söylemiyor.
Ama senin orada ne yaşadığını kimse bilmiyor ya.
Bu çok rahat edici geliyor bana.
Ben bunu buraya gelince öğrendim.
Birilerinin benim adıma karar vermediğimi tanıştığım yabancı arkadaş.
Yani birilerini sadece dinleyip aa öyle mi deyip merakla daha başka sorular sorup bana öneri ya da şunu kesinlikle böyle yap demediği bir ortama gelince aa burada bir şeyler farklı olmuştum mesela.
Yani o yüzden şey iki yıl daha oku aman.
Evet. okuyunca da bir şey değişmiyor.
Daha çok umutsuz oluyorsun.
Biraz hadsizlik gibi biraz da bünyemize işlemiş gibi.
Çok normal. Aman onu demezsem ona ya beni dinlerse.
Ya bırak sana ne. Seni niye dinliyor?
Yani evet. Ya peki şey Ben aslında onları sayıyordum.
Başarısızlık olarak algılamadım onu önce söyleyeyim.
Oradan arıyor ve sonra burada da bir şekilde bir işe girmişsin ya sonuçta iyi bir yerde çalışıyorsun yani.
Ve büyük ihtimalle 9-5 çalışıyordun ilk geldiğinde.
Ya da şu anda yine sanırım öyle bir şey döngüye o 9-5.
Peki şu anki şey seni mutlu ediyor mu?
Çalışma ortamı. Hani Türkiye'de neydi seni mutsuz eden yapmak istemiyorum dediğinde burada bunu yapmak istiyorum.
Burası daha istediğim şey mi?
Yani burada çalışma ortamları hani biraz daha genel konuşacak olursam Türkiye'deki kadar hani mesela giriş çıkış saati odaklı değil mesela.
Yani yapılan işin yani iki iş yerine sadece iki iş yerine oldu sadece ama ikisinde de şey söz konusu yani yapılan iş daha odaklı.
Her zaman hani sen işte 8'de gelmiş misin 9'da gelmiş misin kontrolünden ziyade iş yapılmış mı yapılmamış mı buna bakıldı.
Ve bu tarz şeyler yani çok böyle mikro management olmayan yerler beni aslında daha rahat hissettiriyor ve bunu ben Avrupa'da genel olarak görüyorum.
Biraz daha hani senin sana güven var öyle söyleyeyim.
O hissi veriyorlar.
Peki Uber'de spesifik olarak ne yapıyorsun?
Yani yazılımla ilgili hani böyle şunu yapıyorum dediğin bir şey gibi mi?
Ben biraz hani data işleri de yapıyorum.
Böyle data software engineering arasında bir yerde aslında konumlanıyorum.
Yani direkt title'ım backend engineering üzerine ama biraz iki tarafa da yanlıyorum.
Bir de işte zaten hani Uber'de, engineering'de başka şeyler de yapmak durumunda kalıyorsun.
Her zaman işte hani döküman yazmasından, işte presentationlarından, şunlardan bunlardan.
Hani biraz hani işte çok yönlü tarafları var.
O da iyi geliyor bana.
Yani hani... Çoğu zaman.
Çünkü sabit bir şey değil de çeşitlilik yapmak bazen.
O biraz benim şansım oldu.
Biraz benim hani data geçmişim olduğu için o taraflara doğru yönelebildim.
Hem o taraftan biraz beslendim hem de software geçmişi.
Yani ikisinin arasında böyle bir denge oldu benim için çok uzunca bir süre.
Peki Uber'deki en uzun çalıştığın neresi diye soruyorum.
Ortam nasıldı? Çalışma ortamı nasıl yani?
Önceki çalıştığım şirket biraz daha küçük bir şirketti ve böyle daha hani insanlar birbiriyle arkadaş hissi daha çok oluyordu.
Uber ilk kez benim böyle hani işte çok daha insanların resmi daha hani iş arkadaşı ve arkadaş ayrımının daha net olduğunu gördüğüm bir yer oldu.
İlk zamanlarda zorlandım bu ayrım.
Çünkü alışkın olmadığım bir şey.
Ne üniversite çevresinde öyle hissediyorsun ne işte böyle küçük bir şirkette öyle hissediyorsun.
O beni birazcık... Yoğurdu başta.
Sonra biraz biraz alıştım.
Ama derken böyle arada gene arkadaşlarım da olmaya başladı.
Onlar da iyi hissettirdi.
Yani insan anlamında comfort zone'um var diyebilirim şu an Uber'de.
Aa çok güzel. Peki Uber çok büyük bir yer ya.
Uber deyince böyle... Bütün dünya geliyor aklıma.
Yine yaptığın iş bütün dünyaya mı hitap ediyor yoksa sadece Hollanda içindeki bir şeye mi hitap ediyor?
Yok yok. Yani hani biraz hani her şey global olarak yapılıyor.
Hani sonra işte yani lokal değişiklikler gerekiyorsa ona göre bazı şeyler yapılıyor.
Biz earnings takımıyız.
Hani bu sürücülerin hani kendi kazançlarını gördükleri sistemler bizim elimizden geçiyor.
O da genel global bir şey.
Sadece hani Hollanda vesaire değil.
Ne diyorsun Uber şoförlüğü?
Yapsam para kazanır mıyım? Valla o kadar onu bilemiyorum ben.
Çünkü onlar şeyde...
Pricing vesaire onlar başka takımlar.
İşte büyük şirketlerin de öyle dezavantajları var.
Yani bir yerlerde bir şeyler dönüyor.
Sen sadece küçücük bir yerindesin.
O yüzden aslında yapılan şeyi hani hem bir yerde emeğin var gibi hissediyorsun ama böyle o kadar da visible hissetmiyorsun o emeği.
Çok ilginç. Yani o corporate'ların öyle bir evet dezavantajı var.
Sanırım sizin sektörün ya böyle bilgisayarla çalışan bilgisayarla çalışan ya yazılımcıların.
Sanırım en büyük sorun bu. Kimle konuşsam hep aynısını söylüyor.
Hani sonuçta biz tiyatro yapıyoruz ve finalde bir şey görüyoruz.
Ve evet biz bunu 10 kişi 5 kişi yaptık diyoruz.
Ama sizde binlerce insan çalıştığı için siz o programın içindeki sadece belki bir tuşun bir şeyini yapıyor gibi bir şey oluyor.
Evet. Ve çok ilginç.
Peki şeyi de merak ediyorum.
O ortam da çok erkek egemen bir ortam değil mi?
Evet öyle. Yani ama dediğim gibi hani artık herhalde ben kafam alışmış cinsiyeti filtrelemeye.
Böyle çok bir şekilde yorulduğum bir şey olmuyor bu durum.
Çok güzel. Peki burada neler yapıyorsun Elif?
Yani Türkiye'deyken o doktora yaptın ve sonuçta okumadın artık.
Başka bir şey yaptığın dönemlerde ne yapıyordun da burada ne yapıyorsun?
Buradaki yaptığın şeyler seni tatmin edebiliyor mu?
Sonuçta Hollanda da çok büyük bir yer değil ya.
Ve Amsterdam da çok büyük bir yer değil.
O yüzden burası seni tatmin ediyor mu?
Çoğu anlamda evet. Yani hani şimdi Türkiye'deyken şöyle bir durumumuz var.
Sen aslında burada da benzer bir yerdesin de.
Özellikle ilk geldiğim zaman şöyle hissediyordum.
Ben Türkiye'de cidden hani Ankara'da yaşadım, büyüdüm.
Ailem orada, işte lise arkadaşlarım oradaydı.
Özellikle işte master ve doktorun başındaki dönemlerde.
Üniversite arkadaşlarım orada, yeni işte akademik çevrelerden arkadaşlarım orada.
Hani benim yalnız kalmak için...
özel bir çaba sarf etmem gerekiyordu.
Ama buraya gelince sosyalleşmek için özel bir çaba sarf etmem gerekti.
Bu çok ciddi bir switch. Yani hani ilk başta onu bayağı yadırgadım ilk etapta.
Yani hani tam bir böyle hani ben...
Adaptasyonu iyi bir insan olarak bilinirdim çoğu zaman için.
Fakat ilk geldiğim zaman böyle hani kendimi o konuda çok yargıladığım dönemler de oldu.
Ama daha sonra fark ettim ki bu biraz göçmen psikolojisi.
Bu kolay bir şey değil.
Yani hani bir buçuk yıl, iki yıl bunlar böyle çok uzun süreler değil hani göçmenlikte.
Ve bir şekilde hani kendimle daha az kavga etmeyi öğrendim o konuda.
Ve yavaş yavaş da zaten hani hayat oturmaya başladı.
Bir de ilk geldiğimde şunu da hatırlıyorum.
İngilizce konusunda da kendimi böyle çok yeterli hissetmediğim için.
Bir de biliyorsun speaking yani hani Türklerin böyle daha çekingen olduğu bir yalan.
Birbirini yargılamalardan gelen bir alışkanlık.
Öyle olunca böyle hani genelde dinliyordum yani.
Öyle çok böyle hani işte aktif katılmıyordum.
Katılmakta kendim biraz çekincelerim vardı yani.
Öyle olunca... İyice sessizleşiyorsun, iyice içine kapanıyorsun gibi bir şey oluyor.
Yani ya ben böyle bir insan değilim diyorsun ama böyle hanım hanım kalıyorsun falan.
Yani zorlu bir etaptı ilk başta.
Bunu duyduğuma sevindim.
Yani senin üzüntünle sevindim.
Çünkü şey sonuç itibariyle siz iyi yerlerde okumuş ve hani...
Mühendis insanların İngilizcesi çok daha iyi oluyor.
Ben geldim de ben de hiçbir şey bilmiyordum neredeyse.
Ve şeyden dolayı çok ağladığımı bilirim yani.
Hani hiç kendim olamayacak mıyım?
Hiç kendimi ifade edemeyecek miyim?
Min stresi çok vardı yani.
Özellikle ilk 7-8 ay hani bir yerde bir şey konuşuluyor ve ben aslında onunla ilgili birçok şey söyleyebilirim.
Aynen. Ve söyleyemiyorsun böyle hani o kelime tam buna mı hitap edecek ama tam ben bunu da bununla söyleyemem falan.
O kadar üzücüydü ki.
Timing kaçıyor değil mi? Timing ve sonra konu gidiyor ve hani başka bir yere evriliyor.
Ve hani şey çok biliyorum yani çok basit bir konuşmanın içinde bile böyle kaldığımı biliyorum.
Bana şey çok diyorlardı işte mezrapta çalışırken.
Şimdi demiyorlar büyük ihtimalle.
İlk 1-2 sene çok cool birisin falan diyorlardı.
Çünkü konuşamıyorum. Yani hani konuşamadığım için cool zannediyorlardı beni.
Ve hanım hanım zannediyorlardı. Ve ben şey dedim Allah Allah ya falan coolum falan diyorlar.
Ama yani bilseler konuşmak istiyorum.
Çünkü bir şey oluyor.
Bana spesifik olarak sorulduğu zaman sadece onunla ilgili mantıklı bir cümle söyleyebiliyorum.
Ve gerçekten 1-2 cümle oluyor.
Ve işte ne kadar cool bir şey.
Çünkü diğer iletişime dahil olamıyorum yani.
Çok şeyim ve bunu senden duymak da iyi geldi bana.
Şey gibi bir yerden iyi geldi. Sonuçta sürekli çalıştığınız bir yer var ve ben sadece freelance olarak çalışıyorum burada.
Ve hani sen istemediğin sürece çalışma ortamında da kimse olmuyor.
O yüzden birileriyle kaynaşmak, iletişim kurmak da çok zor oluyor.
Evet, evet. Göçün en zor şeylerinden...
Biri galiba bu ya. Yani kendini ifade edemediğini edememek, hissetmek.
O şeyi çok doğru söyledin.
Yani o şey kaygısı. Ben bir daha acaba hiç kendim gibi olamayacak mıyım korkusu kaygısı.
Ciddi bir kaygı yani.
Çünkü hani o yaşa kadar bir şey inşa etmişsin.
Ve artık o gitti mi elimden yani.
Evet. Ve bir daha hiçbir zaman o olamayacak mı acaba diyorsun.
Çünkü Türkiye'ye gittiğinde de sen değişmişsin diyorlar ya mesela.
Yok ya değişmedim halbuki falan diyorsun.
Yani rahatsız edici bir ikilem.
Peki 8 yılda ne değişti sende?
Yani bir kere şey bir çevre oturmaya başladı artık böyle kendini yalnız hissetme anlamında hani.
gerçekten bir sorun çok yaşamıyorum yani.
Hem direkt Burak'ın yanımda olması şu an hem böyle artık bizim bir komünitimiz hani bir şekilde hani var ve bu bana gerçekten çok iyi geliyor.
Yani artık böyle yakın çevrelerimiz var hani bir kendini böyle kötü hissettiğinde ya da çok iyi hissettiğinde ulaşabileceğin hani hadi bir şey yapalım diyebileceğin insanların olması falan bunlar benim zaten hani hayatta gerçekten
mutluluğum insanlarla çok ilgili.
Yani hani Çok yalnızlıkla hani baş edemiyor ya da işte yalnızlığı sevmiyor değilim.
Evet hani bir sürü üretken alanım yalnızlıkla ilgili.
Ve yalnız kaldığın zaman gerçekten hani ciddi güzel şeyler de çıkarabiliyorsun.
Fakat hani ilk tercihim o olmuyor.
Yani hani benim hani yalnızlama ihtiyacım var ama böyle sanki hani %30'a %70 gibi hani.
Yani %70 insanlığı daha iyi.
Ben de öyleyim ya. Yani senden önce bir operacı, iki operacıyla işte toplantı yapıyorduk işte hani böyle iş üretmek falan.
Birisi çok böyle köy gibi bir yerde yaşıyormuş.
Out, out bir şey, out west bir şeydi diye böyle.
Bilmiyorum yani. Diyor ki mesela dışarı çıktığında yaprak bile kıpırdamıyor rüzgar yoksa diyor mesela.
Başka bir gezegen değmişsin gibi hissediyorsun falan diyor.
Ve diyor o kadar güzel ki diyor. Ben böyle Allah'ım ya yani o anlattıkça gerildim.
Yani ben de yalnız kalmayı çok seviyorum ama çok kısa süre olmalı o benim için.
Evet. Ve hemen birileri olmalı, birileriyle sohbet etmeliyim, konuşmalıyım ve arkadaşlarımla sohbet etmek çok iyi geliyor.
Değil mi? Yani o onlarla sohbet etmek üretiyormuşum gibi hissettiriyor.
Yani çünkü ben onlarla iken de üretebiliyorum.
İş konuşabiliyorum, başka bir şey konuşabiliyorum ya da başka bir iş üzerine konuşabiliyorum.
Ama göç her şeyi senin elinden alıyor ilk dönemlerde ve aynısını hiçbir zaman inşa edemiyorsun.
Çünkü artık o eski ve yenisini de ona benzer bir şekilde inşa etmeye çalışırken çok yıpranıyorsun.
Yani birçok şeyden feragat ediyorsun.
Evet ama ben şunun da farkındayım.
O eski dediğimiz...
Ortam da kalmadı. Yani hani ben şu an mesela Türkiye'ye hani sonuçta sık sık gidiyorum ve gittiğim zaman yani benim hani evet hani annem babam orada bir iki arkadaşım kaldı ama o işte
yoğun sosyal çevreler vesaire onlar kalmadı artık.
O artık hani eski zamanın şeyi gibi yani biraz nostaljik bir yerde yani hani aslında o bulunduğun ortamlar, bulunduğun tavırlar birazcık.
O da değişecekti, o da dönüşecekti.
Yani sen yerinde kalsan da aslında belki bir şeyleri hala özlüyor olacaktın falan gibi bir şey.
Peki şimdi Burak ne zaman geldi?
Bir sene olmadı herhalde değil mi? Yo daha fazla oldu.
Oldu mu? Biraz daha oldu. Ya peki eşin burada değilken yani eş gibi bir yerden değil de hani sonuçta tek başına göç etmekle bir partnerle göç etmek arasında çok büyük fark var ya.
Oğunsuzken buraya daha az adapte hissediyordum ve o...
Eve geldi ve biz beraber yaşıyoruz.
Kendimi daha buraya adapte ve daha iyi hissediyorum diyor musun?
Yok aslında yani ondan önce de aslında şey olmaya başlamıştı.
Çünkü burada artık çevreler kaç yıl o hani uzunca bir süre.
Ama en başta bayağı hissettim.
Birlikte gelseydik o süreci daha hızlı atlatırdığımı hissettim.
Ama şunu da söylüyorlar birlikte gelen insanlar.
Bu sefer de hep kendi içinizle sosyalleşiyorsunuz.
Hiç dışarıya açılmıyorsunuz.
O da adaptasyonu zorlaştırıyor.
Onu da çok duydum insanlardan.
bir durumum yoktu yani. Hani ben hani sosyal çevre aramak durumundaydım ya da hani bir şekilde sosyalleşmek durumundaydım yani.
Anladım. O da tabii sen üç itibariyle senin buraya daha çok köklenmeni sağlıyor.
Bir şey keşfetmene daha çok yardımcı oluyor falan.
Evet ya o da çok farklı bir başlık gerçekten.
Tek geldiğin zaman çünkü daha çok dışarı çıkıp birileriyle sosyalleşip ihtiyacın var.
Ama evde zaten biri olunca onunla o ihtiyacını da gideriyorsun gerçekten.
Evet kesinlikle. Peki burada İşinin dışında neler yapıyorsun ve Türkiye'de olsaydın işinin dışında burada yaptığın şeyleri yapabilir miydin?
Sanki yapardım gibi de geliyor.
Mesela işimin dışında ne yapıyorum?
Yazı yazıyorum. Bazen resim yapıyorum.
Bir şeyler üretmeye çalışıyoruz birlikte de.
Öyle şeyler genelde tek başıma yaptığım şeylerdi Türkiye'deyken.
Ama yine de yapabilirdim diye düşünüyorum Türkiye'de olsaydım da.
Yani iş dışı hayatı biraz doldurmaya çalışıyorum.
Çünkü sadece iş beni tatmin etmiyor.
Benim çünkü bir şekilde o üretme kaygım var.
Ve iş hayatı... Bana bu hissi vermiyor.
O yaratıcılık konusunda beni beslemiyor o kadar.
Bu konularda beslenmem lazım, bir şey üretmem lazım gibi bir durumum var.
O da ancak iş dışı uğraşlarla söz konusu oluyor tabii.
Senin için mesela göçün en zor katlanılması, böyle dayanılması zor dediğin bir şey var mı burada?
Hollanda spesifiğinde mi diyoruz?
Genel olarak göçten bahsediyor.
Ya dediğim gibi o beni en çok hani yani...
Ciddi dramatik şekilde etkileyen şey o switch oldu işte o yani bir şekilde sosyal çevre çünkü Türkiye'de şey konusuna da alışkın değilim yani sosyal çevre aranmaz yani kendi kendine denk gelir.
Burada yani hani benim ilk mesela open mic'a gelişim hani.
Bir çıkayım bir şeyler yapayım şeyim.
Tamam yapabilirimi hissettim.
Biraz onunla da ilgili.
Fakat asıl yani ne diyeyim işte bir iki tanışırız.
Hani belki kafa denge işte birileriyle arkadaş olursun vesaire falan gibi bir yerden değil ki yani.
Ve evet gerçekten de o anlamda faydası da oldu.
Yani şey bana çok ilginç geliyor.
Yani hala ilginç geliyor da.
Yani bu insanların arkadaş olmak için kullandığı uygulamalar var.
Meetup falan hani böyle hani beraber aman orada arkadaş olalım ama bana o kadar absürt gelmişti ki abi arkadaş olmak için uygulama kullanalım ya hani mesajlaşalım ne bileyim tanışırsın o...
Bir sosyal ortamında bir yerde.
Organik olur yani bir şey.
Evet hani öyle mi oluyor dedim yani hani falan ve sonra zamanla evet ya diyorsun ki gerçekten böyle yerlerde böyle oluyor.
Kullandın mı hiç öyle şeyler meetup falan?
Yok yani hani zaten hani dediğim gibi ilk gittiğim şirketin hani biraz o arkadaş ortamının oluşunun öyle bir faydası oldu.
Tabii köklü bir şey hissetmiyorsun zaten hani hem dil bariyeri olsun hem bazen çok nadir de olsa kültür bariyeri olsun ama...
Yani hiç de yadırgamıyorum kullananı da.
Kesinlikle. Peki Hollanda dışında bir yere göç etmek ister misin artık?
Buraya köklendiğini hissediyor musun?
Ya hissediyorum gibi.
Dediğim gibi çok beni böyle rahatsız eden bir şey yok hani Hollanda'da.
Yani hava tabii ki herkes gibi beni de biraz üzüyor.
Yani sürekli yağmur yağması, bazen çok uzun süre çok kapalı oluş falan cidden yorucu bir şey.
Ama hani daha iyi bir seçenek şu an düşünemiyorum da bir taraftan.
Peki burada bir şey değiştirmek istesen ne olurdu?
Hava. Hava mı?
Peki göç esnasında bir şey değiştirmek istesen, göç ederken neyi değiştirmek isterdin?
Düşüneyim. Hiç de böyle soruların cevaplarını bilmeme bir düşünmem lazım.
Yani göç ederken...
Şu an bu zorlukları biliyorsun ya göç ettiğin zorluklar artık.
Yani belki...
Dediğim gibi dil bariyerine o kadar yani dil bariyeri varmışçasına takılmadan daha biraz kendimi kendim gibi ifade et.
Yani yarım yamalak da olsa ifade et kendini.
Çünkü o seni bir şekilde hani açacak.
Bunu biraz daha erken kabul etmeyi dilerdim kendi adıma.
Peki finalde final neyse artık Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musun bir yerde?
Yani şu an hiç öyle bir arzum yok.
Yani bilmiyorum ne değişir ne olur.
Ama şu an gerçekten çok...
Göremiyorum. Zaten long term plan çok yapamıyorum.
Yani en nihayetinde belki bir noktada dönülebilir.
Ama şu an gerçekten hiç öngöremiyorum.
Gidişatta hiç o tarafa doğru gibi de gözükmüyor Türkiye'deki hal.
Yani böyle beni böyle bir anda çok cezbedecekmiş gibi bir durumda hissettirmiyor.
Bakacağız. Peki buranın haberlerini takip edebiliyor musun Hollanda'nın?
Yani öyle bir isteğini var mı?
Politik şeylerini takip etmek gibi bir arzun var mı ve takip ediyor musun?
Takip etmek zorunda kaldığımız bir takım şeyler oluyor.
Hani sen de görüyorsundur.
Hani çok sadece şeyler olduğu zaman işte göçmen politikalarıyla ilgili sıkıntılar olduğu zaman onlar mutlaka yansıyor.
Ya da işte ne bileyim vergilerle ilgili bir şey değiştiği zaman onlar mutlaka bir şekilde şey yapıyor.
Ama Türkiye'deki kadar değil.
Yani ben hala buradayken de Türkiye siyasetini çok uzunca bir süre takip ettim.
Twitter'ı silmek zorunda kaldım yani.
bir noktada çünkü bir işime de yaramıyor.
Hani beni sadece böyle aşağı çekiyor.
Yani biraz cehalet mutluluk turunun şeyine sığındım artık.
Yapacak bir şeyim yok. Peki buradaki insanların sence ne kadarı siyaseti takip ediyor?
Bana hiç takip ediyorlarmış gibi gelmiyor yani gördüğüm istatistiklerden de hani belki biraz biraz artık takip ediyorlardır çünkü dünyada savaşlar işte enerji krizleri şunlar bunlar
falan derken artık insanlar ya acaba bizim de bir şey olmamız gerekiyor mu gözüyle bakmaya başlamış olabilir fakat çok uzunca bir süre kimsenin umurunda değil çünkü her şey yolunda giderken.
Yani insanlar takip etmiyor.
Bence bizim siyasetle bu kadar iç iç olmamızın bir sebebi hiçbir şey yolunda gitmiyor Türkiye'de.
Hep bir umut devşirme çabası.
Peki kendine göçmen diyor musun ve sence göçmen ne demek?
Kendime göçmen derim.
Yani bir kere benim o göçmen psikolojisinden...
Çıkmamın şartı, ya lokal de derim aslında çok aradayız.
Dili aslında yani Hollanda'ca öğrensem kendime daha net bir şekilde lokal diyebilirim.
Ama şimdi de kendime lokal demekte çok da bir base görmüyorum.
Çünkü ben ve benim gibi bir sürü lokal var.
Yani şu an Amsterdam'ın işte popülasyonun ciddi bir kısmı bizim gibi.
O yüzden yani hani o kadar böyle dışlanmış ya da dışarıda hissetmeye gerek yok.
Fakat... Yani hani dil bariyeri de bu kadar var.
Yani bir çocukla iletişime geçemiyorsan orada bir şey var demektir.
Yani hani orada bir dışarıdasın hissi de var.
Yani sonuçta hani 3-5 yaşında geçen 3 yaşında falan bir çocuk bacağıma çarptı.
İşte böyle skutur ile deli gibi koşturuyordu falan.
Annesi de hiç umurunda değil tabii ki.
Yani hani şey anlamında iyi anlamda diyorum umurunda değil.
Hani çok güzel çocuk işte relentless diyor kafasına göre takılıyor diyor.
Çarptı. Çarptığı için bacağıma yere düştü.
Böyle bana bakıyor yani ben hani şimdi çocuk sonuçta İngilizce bilmiyor yani 3 yaşında falan.
Ben ona bakıyorum o bana bakıyor.
Yani orada bir şey söyleyebilmek mesela isterim yani normal şartlar altında.
O beni daha ait hissettirir hani buraya.
Çünkü hani insanlar da sonuçta ilk seninle konuştuğu zaman hani İngilizce konuşmuyorlar.
Dutch bir şey söylüyorlar.
Onu işte sürekli İngilizce'ye çevirmek bir tık dışarıda hissettiriyor.
Ama onun dışında bence...
Bence bilmiyorum. Aitiz artık gibi bir noktadayım.
Peki dil bilmediğin için herhangi bir devlet dairesinde sorun yaşadın mı?
Yok. Yani herkes çok net bir şekilde İngilizce biliyor.
Bilmekle kalmıyor gayet gönüllü bir şekilde konuşuyor.
Bana hiç denk gelmedi şey.
Peki herhangi bir ırkçılıkla karşılaştın mı?
Onunla da sanırım karşılaşmadım.
Böyle belki çok tek tük hani böyle yani yarım yamalak hatırladığım böyle bir çok yaşlı birinin bir iki kötü bakışı gibi bir şeyler böyle zihnime geliyor
gibi ama onu böyle çok net hatırlamıyorum.
Böyle çok iz bırakan bir şey olmadı.
Hayır sen bize de benzemiyorsun.
Hiç kimseye benzemiyorum.
Evet yani sarışın kıvırcık böyle beyaz sende bir kadınsın ya.
Yani ama bir taraftan da küçüğüm hani.
Ha o da doğru. Evet ya.
Taç olmadığımda çok aşık.
Bu soru beni çok üzüyor.
Hollanda'da nasıl hissediyorsun kısa olmakla ilgili?
Ya geçen işte bir şey Japonya tatile gittiğimizde hani gerçekten bir milletin boy standartına yakın olmanın şeyini yaşadım.
Böyle şeye çok rahat erişiyorum böyle otobüste şeyde metrodur.
Ben bu arada rafa erişemiyorum markette ya.
Gerçekten hani şöyle şeyler oluyor bazen gerçekten.
Ben şunu alamıyorum alır mısınız diye sormak zorunda kaldığım oluyor.
Bana şunu verir misiniz diye.
Çünkü ileride yani boyum yetişmiyor ne yapayım.
Çok uzunlar ya. Evet uzunlar.
Son bir şey daha soracağım, toplayacağım.
Benim takip ettiğim kadarıyla Burak'la çok güzel geziyorsunuz ya.
Aman nazar değmesin. Çok şükür.
Türkiye'de olsaydınız, ikiniz de Türkiye'de yaşıyor olsaydınız, Türkiye'de bir hayat birleştirmiş olsaydınız, yine bu kadar Avrupa'yı ya da gezmek istediğiniz dünya güzelliklerini gezme ihtimaliniz olabilir miydi?
Ne düşünüyorsun bununla ilgili? Bence Avrupa daha limitli olurdu çünkü sonuçta...
Biraz burada yaşıyor, burada kazanıyor olmanın da verdiği bir rahatlık oluyor bence.
Fakat hani ben Türkiye'deyken de Türkiye, Çin'de de çok gezdim.
Yani ben gezmeyi çok sevdiğim için bir şekilde gezerdim ama mesela işte bu kadar Avrupa olmazdı işin içinde.
Mesela belki yarısı kadar, belki işte üçte biri kadar olurdu.
Gerisi daha Türkiye içi olurdu diye düşünüyorum.
Ya da işte ara bölge, Balkan.
Vize siz ucuz olan yerler.
Aynen. Bir de vize derdi var tabii.
Yani şimdi şu an ben vatandaş olmam.
Burak'ı ikna edip mesela işte İngiltere vize saldırmaya çalışıyorum.
Gidelim orada bir road trip bir şey yapalım yani.
Burak vatandaş değil mi?
Şu an değil. E sen vatandaş.
Nasıl oluyor? Onlar şeyde kesintisiz en az 3 yıl birlikte yaşamış olman gerekiyor resmi partnerinle.
Ve bizim o 3 yıl olmadı.
Ben 3 yılı dolduktan sonra başvurabilecek.
Kesintisiz birlikte yaşamak ne demek?
Evli değil misiniz? Evli olmak yetmiyor.
Birlikte yaşama şartı var.
Sonra sınavlara girip mi vatandaş oluyordu senin gibi?
Evet aynı dil sınavı yani.
Vay be. Burak'la da sohbet etmek isterim ya.
Ama o çok yüksek olur mu bilmiyorum.
Peki topluyorum.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var dersen ne dersin?
Göçle ilgili yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Göçle ilgili yaşadıklarımdan ne öğrendim?
Bilmiyorum yani kendine olma arzusunu yitirmemek sanki gerekiyor gibi geliyor genel olarak.
Ve o bir şekilde oluyor.
Yani hani sen belli zorluklardan geçiyorsun.
Bazen böyle işte bu bahsettiğimiz dil bariyerleri işte.
Ailenden, arkadaşlarından uzak olma gibi bir şeyler hani böyle bir kimlik mi kaybediyorum hissi oluşturuyor.
Ama o bir noktada geri geliyor.
Hani sendeki öz bir yere gitmiyor yani.
Ama onun bir kaygısı oluyor.
Belki hani o kaygıyı duymadan, o kaygıyla çok zaman kaybetmememek belki gerekiyor gibi geliyor bana.
Yani bilmiyorum hani gene olsa gene aynı şekilde mi olur ondan çok emin değilim.
Ama biraz daha az kaygılı olabildim.
İlk birkaç yılımı daha az kaygılı yaşamayı isterdim yani Hollanda'da.
Çünkü daha kaygılıydım gerçekten.
Peki bavulumda ne getirdin Elif?
Bavulumda ne getirdim?
Ya ne zor sorular. Keşke bu soruları bana vereydin hocam.
Ben böyle bu en sorularını hiç bilmem şeyi hiç bilmem.
Ama bunlar anlık geliyor.
Böyle herkeste aynı eşit sorular yok.
Gerçi şeyi bir düşünmem lazım.
Bavulumda ne var podcast'ın adı.
Gerçi podcast'ın adı da o ya. Onu da bir düşündüm.
Evet. Yani bavulumda...
İlginç bir şey getirdim diye bir düşünmeye çalışıyorum.
Metaforik de olabilir bu cevap.
Herkes başka bir şey söylüyor.
Kimisi merak diyor. Kimisi diyor huzur diyor.
Kimisi diyor plak getirdim diyor.
Ben bu üçünü getirdim çünkü.
Kendinden kopya bir şey. Plak ve pikaplamını getirdim.
Dinliyorum burada. Gezme arzum olabilir.
Net bir şekilde. Çünkü şeyin farkındaydım.
Evet Avrupa'ya taşınmak. Belli bir zorlukla gelecek bu.
Ama daha rahat gezebileceğim diye düşündüğüm bir şeydi gerçekten Avrupa'ya taşınmak.
O anlamda beni tatmin etti.
İyi oldu. Evet biraz yalnızlığımı da getirmiş oldum.
Biraz böyle duygusal yani.
Yani biraz gerçekten kaybettiğim yalnızlığı getirmiş gibi oldum yani.
Çünkü çok uzunca bir süre böyle yalnız kalmayı hissetmek.
Benim için uzak bir şeydi hani Türkiye'deyken.
Ama şimdi yani ona alıştım bir de yani şeyde yani yalnızken de gayet iyi olabildiğimi de görmek beni bir yandan da güçlendirdi.
Dediğim gibi yine kalabalıkları çok seviyorum.
Hani işte arkadaşlarımız, komünitemiz şudur budur.
Hani bunlar benim için çok değerli şeyler.
Ama getirdiğim yalnızlıkla barışmak da güzel geldi yani.
Peki son soru.
Bir daha sormayacağım söz. Bizi dinleyen milyonlara söylemek istediğim bir şey.
Gülüyorsun ya. Milyonlar dinlemediği için geldim.
Allah'tan 200 kişi falan belki dinler dinlemez diye.
Yok ya bayağı kişi dinliyor.
Az bir kalabalığız.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz öncelikle.
Hayatımın ilk röportajı. Röportaj gibi değil de bu bana şey çok iyi geliyor gerçekten.
Türk tiyatro tarihinde de yazılı bir şey yok.
Yani böyle yazılı bir belge çok az var ya.
İlk başta biz podcast'ı kaydederken 4-5 bölüm sonra durdum ben.
Çünkü bir sorular hazırlamıştım.
Ve o soruları soruyorum. Ve bütün herkesten aynı cevap geliyor.
Ama son 3-4 ay durdum ben bir daha yapmayacağım dedim.
Sonra dediler ki abi sen kendi kafanda sohbet et yani.
Sonra bir iki kere sohbet ederek podcast kaydettik.
Ve bir anda şöyle bir şey oldu. Sözlü tarih kaydediyoruz ve herkesin nevi şahsına münasır bir göç hikayesi var ve herkeste çok başka bir kumaş var.
O kadar iyi geldi ki 30 küsur bölüm oldu.
Yani aslında o yüzden sözlü bir tarih bırakıyormuşuz gibi hissediyorum.
Böyle röportaj değil de yani 5 yıl sonra açıp dinlediğinde ah be ya da 5 yıl sonra biri denk gelip dinlediğinde vay be böyleymiş 5 yıl.
Önce diyebileceği bir şey bırakıyormuşuz gibi hissettiriyor.
O yüzden çok iyi geliyor. Kendine de yani hani sen şu an senin de belli soruları belli cevapların var.
Belki onlardan da şu an bahsediyorsun.
Ama iki yıl sonra belki aynı sorular senin için bambaşka cevaplar getirir.
Kesinlikle. Onu görmek de değişik olacak.
Yani göç biten bir şey değil ya.
Göç ettin ve bitti. Hiç öyle bir şey değil.
Yani hiç. Bilmediğin 30 yıl başka bir ülkede göç ettiğin bir yer adapte olmaya çalıştığın bir şey ve bitebilecek bir şey değil yani.
Evet. Bizim için özellikle.
Peki bizi dinleyen yüzlerce kişiye ne demek istersin?
Hadi milyonlar demeyelim. Yüzlerce kişiye.
Hollanda'nın bence sevilecek bir sürü yanı da var.
Evet şikayet ettiğimiz çok yanı oluyor.
Özellikle böyle işte ekspensler, havalar vesaire falan derken ama biraz...
Olumlulara da odaklanarak hayatımızı daha zehir edebiliriz gibi geliyor.
Özellikle ilk yıllarda bence biraz insanlar daha şikayet eden tarafta kalıyor.
Kendim de öyleydim.
Yani hani çünkü alışkanlıkla bir sürü şey geride bırakmanın vermiş olduğu bir agresyon vardı yani.
Ama sevilecek yanlar da çok.
Yani hani o yüzden derim ki rahat olun bir şekilde yolunu buluyor.
İyi olacak. Ya bu çok güzel.
Rahat olun bir şekilde yolunu buluyor.
Bence de güzel. Bir şekilde yolunu bulunuyor ya.
Evet. Yani bir yerde kalmak istiyorsan gerçekten kalıyorsun.
Bir yere adapte olmak istiyorsan bir şekilde oluyorsun.
Ve herkesinki aynı olmak zorunda değil.
Kaldı ki gitmek istiyorsan da gidiyorsun.
Kimse zincirle bağlamadı bizi. Kesinlikle yani aynen öyle.
Yani gidene de saygımız tozsuz kalan da.
Çünkü hani ikisinin de belli şeyleri var.
Yani her şey trade-off yani.
Hani ne tarafı seçip neyi yaşayacağını kendin seçiyorsun.
Kesinlikle. Peki. Teşekkür ederim Elif zaman ayırıp geldiğim için.
Ben teşekkür ederim. Beğendiyseniz bavuldanına varıp beğenip takip etmeyi unutmayın.
Ama bana demiyormuş.
Amsterdam'dan sevgilerle. Unuttum ne dediğimi.
Finalde hep bir şeyler söylüyordum buna benzer.
Ne diyordum acaba?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
