
İngilizce Öğretmenliğinden Küratörlüğe: Yeni Bir Yolculuk
12 Kasım 2025 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Eğitimden sanata uzanan bu hikayede, yeni bir ülkede kendini yeniden keşfetmenin ve üretmenin izlerini takip ediyoruz.
Transkript
Merhaba ben Saadettin Yalta.
Burası Bavulda Ne Var? podcastı.
Hollanda'ya göç etmiş ya da Avrupa'ya göç etmiş insanların varsa sorunları, dertleri, yaşadıkları sıkıntıları, sevinçleri, çalınan bisikletleri.
Yani birçok konuda konuşacağımız bir podcast serisi bu.
Bavulda Ne Var?''a hoş geldiniz.
Bugünkü konuğumuz Merve.
Merve hoş geldin. Nasılsın? Merhabalar.
Hoş buldum. Sen nasılsın?
İyiyim. Teşekkür ederim. Ne yapıyorsun?
Ne zaman göç ettin?
Böyle biraz kendinden bahseder misin?
Okey. 10 ay oldu geleli.
Eşimle birlikte geldim.
Eşim ve köpeğimizle. Yani böyle bir iki ay önce falan sorsaydın nasılsın diye hiç iyi değilim dönmek istiyorum falan derdim muhtemelen.
Çünkü öyle bir dönemden geçtim.
Ama son zamanlarda kendimi çok iyi hissediyorum.
Böyle minikten adapte olmaya başlamış.
gibi bir hissiyat var içimde.
İyiyim yani. İyi bir dönemden geçiyorum.
Onay çok yeni bir süre. Bir anda iki tane şey geldi kafama.
İki ay önce ne oldu da değişti fikrin?
Neydi Türkiye'ye mi gidip geldin yoksa bir şey mi oldu?
Yani biraz böyle bir dank etti galiba.
Çünkü ben aylarca ciddiyle böyle yataktan çıkamama haftalarca daha doğrusu yataktan çıkamama durumlarım olmuştu.
Ben biraz böyle şeyi başa sarayım.
Şundan dolayı böyle bir sıkıntıdaydım bence.
Çok iyi bir hayatı bıraktım.
Son 1-2 senem çok iyiydi İstanbul'da.
Kendimi çok iyi hissediyordum.
Arkadaşlarım, çevrem, işim yani artık okey.
Olduğum yerde çok mutluyum ve böyle devam etsin istiyorum dediğim bir noktada eşimin işi vasıtasıyla geldik.
Onun için büyük bir fırsattı.
Tepemezdik yani. Ve aslında yani ilişkimizin başından beri ben Israr ediyordum.
Hatta direkt Amsterdam diyordum.
Hollanda, Amsterdam taşınalım falan.
Ve böyle 7-8 sene sonunda böyle bir fırsat çıktığımda ben böyle şey gideceğiz mi ya?
Şimdi değil ya falan demeye başladım.
O yüzden o psikolojiyle geldim buraya.
Onun bir yasını tuttum diyelim bence.
Olunca bir süre yasını tuttum.
Tabii sürekli böyle işte sosyal medyaya çok düştüm.
Kaç saat ekran süren falan vardı.
Çok fenaydı. Sonra iki ay önce böyle bir toparlanma böyle artık yeter ya.
Hani birkaç da iş yapmaya başladım zaten böyle.
Hani çok uzun süre işte kötüydüm diyemem.
Hani kötü olma süren bir dönem bir devam etti tabii ama birilerine yazdım.
İşte kariyer değişikliğine giderek geldim.
Aslında da çok karışkan atıyorum.
En baştan şeye dönebilirim.
Ya benim aslında bence böyle biraz kötü hissetmeme sebebi şeydi.
Bayağı ciddili bütün hayatımı bırakıp buradan yeni baştan bir Merve yaratmaya geldim.
Ve belirsizlikler, belirsizlikler bu yüzden biraz iyi hissetmediğim bir dönemdi.
10 yıldır öğretmendim.
Öğretim görevlisi eski adıyla okutmam.
Ve artık yeni yüksek sansa başlamıştım.
Yettepe'de kültür, sanat yönetimi falan.
Biraz orada pişecektim.
Sonra yavaş yavaş öğretmenlik bırakacaktım ve bu işe girecektim.
İşte küretör olacaktım falan.
Olacağım hala var böyle hayaller.
O yüzden böyle şey dedim. Biraz zaman ihtiyacım var.
Burada biraz pişeyim. Ne yapmak istiyorum biraz bileyim.
Ondan sonra gidelim. Ama onu diyecek vakit olmadı.
Ve ben şu an tez dönemindeyim.
Tezimi yazıyorum hala hazırda yani.
Tez yazarken buraya geldim.
Ve hani işte 35 yaşına gireceğim yakın zamanda.
Ve hani intern olarak iş arıyorum falan böyle her yerde.
Emin'le tanıştık.
Emin Batman. Stüdyo Batman'da işte asistan küreti olarak çalışmaya başladım.
Bir tane sergi yaptık.
Asistan küreti olarak ismim ilk defa yazıldı kolofonlarda falan.
İnsanlar işte açılışa geldi falan.
Böyle hani orada başladı kırılma tabii.
Çalışıyorum. İstediğim, hayal ettiğim mesleği yapmaya başladım.
Her şey güzel olacak demeye.
Ondan sonra başladım sanırım.
Sonra işte Türkiye'ye gittim. Geldim.
Özlediğim şeyleri gördüm. Özlemediğim şeyleri gördüm.
Okey dedim. Benim bir hayatım var galiba artık Amsterdam'da.
O yüzden şu an çok daha hissediyorum.
Şey gibi de bir yerden hissettim sen böyle anlatınca.
Aslında ilk 6 ay ya da o 8 ay sanırım göç eden herkesin çok büyük bir sorunu gibi.
Ama sen çok 6 ay ya da 8 ay neyse o proseste çok hızlı geçmişsin gibi de.
Çünkü 2 yıldır burada olup hala buraya adapte olamamış ve hala dönmek isteyen ve dönen çok kişi tanıyorum ben.
Bu kadar bir şeylere saldırmak yani bir şeylerin arkasında durup koşturmak bence...
Çok güzel bir şey. Yani hani dönüp baktığında sadece sen buraya gelirli 8 ay olmuş ve bir küretör asistanı olarak çalışmışsın.
Ve bence bu gururu duyulacak da bir şey.
Ben o co-perspektiften bakarsan öyle bir şey.
Çünkü çok daha yenisin ve hani hiç kimseye tanımıyorsun.
Biri ne ile çalışabilmek ve küretör asistanı olabilmek bile çok zor bir şeyken sen çok kısa sürede bir şey başarmışsın bence.
Çok teşekkür ederim. Öncelikle fırsatlar çıktı karşıma ve bunu değerlendirmeyi bildim bence o yüzden.
Ve şeyden ötürü...
Bu saldırmam bence.
Yani 20'lerimde gelseydim belki biraz daha ağırdan almayı seçebilirdim ama yani toplumsal normlardan kaçıyoruz, işte marjinaliz falan diyoruz ama kaçamıyoruz abi işte.
Yani buraya geldiğimde dedim ki 35 yaşıma geleceğim, ikinci kariyerim, bir ilişkim var, mutlu bir evliliğim var ve hani belki çocukla düşüneceğiz ilerleyen zamanlarda ve hani hangisini ne ara yapacaksın?
Yeni bir göçmen kimliği, yeni bir işte kariyer, belki anne olmak ileride hangi biri?
Derken biraz saldırmaktan geçtiğini düşünüyorum ben bunlara erişmek için galiba.
Biraz böyle hani okey durma tamam şimdi işte iş kariyerse kariyer.
Ya da ne yapacağını bil ne istemediğini bil en azından diye galiba durmadığımı düşünüyorum.
Ama zaten master programı seçtiğin bir bölüm de bence tamamen saldırmak üzerine böyle çok yani.
Doğru mu olur benim söylemem bilmiyorum ama yani sanatla ilgili bir şey yapıyorsan ve sanatla ilgili bir şey seçiyorsan sen saldırmadığın sürece çok uzun süre çok iyi bir isim olmadığın sürece kimsenin peşinden koşmaz.
Çünkü çok fazla insan var. Yani birçok kişi var, birçok küratör var ya da birçok kendine küratörüm diyen insan var ya da kendi perspektifimden söyleyeyim.
İnsanlar 3 ay oyunculuk atölyesine gidip ben oyuncuyum diyor.
Ki herkes canına istiyorsa onu desin.
Hiç orada değilim ben. Ama hani şey gibi bir yerden.
Yarıştığımız kişi çok fazla var sanat alanında.
Ve hani bu yarış hep devam ediyor.
Hep koşturuyorsun. Örnek veriyorum.
İngilizce öğretmen olarak bir okulda kalsaydın bir yarışın içine dahil olmuyorsun.
Yani bir işin var.
9-5 gidip geliyorsun. Herhalde onun dışında işte sınavları okuyorsun.
Özel öğrencilerin varsa ilgileniyorsun.
Çok ayrı bir kul var. Hani orada bireysel olarak insan eğitiyorsun.
Ve çok değerli bir şey. Ama bu sanat alanı çok ilginç bir dehliz gibi geliyor bana yani.
Senin deneyimi nasıl bilmiyorum. Özellikle burada nasıl?
Yani kesinlikle katılıyorum.
Bir de... Biraz idealize etmiştim ben kafamda bu arada.
Hani çok böyle film gibi geliyor.
Ah işte 30'ların ortasında ikinci kariyer, yeni bir yüksek lisans hadi bakalım deyip bütün işte hele ki Amsterdam'a gidiyorum böyle kollarını açmışlar ve beni bekliyorlar.
Gel burada işte sanat dolu ve seni hemen bir işe sokalım falan gibi bir kafayla gelmem gerekiyor gibi hissediyordum.
İnsanlar da böyle ittiriyordu beni ama öyle olmadığını gördüm.
Yani bence kimse için öyle değil.
Kimse hani hadi gel işte.
Expat mısın? Tamam falan da demiyorlar yani.
Benim eşim de expat olarak geldi ama bir sürü sıkıntı geçirdik.
Yani bir sürü ne bileyim olaylar oldu falan.
Neyse. Kolay değil yani gün sonunda.
Ne konuşulduk ya? Sence mesela bu sanatı tercih ediyorsun ya mesela.
Hani sonuç itibariyle yaptığın bir işin var ve master yapmışsın sanat üzerinde.
Ve hani Türkiye'de bu alanda nasıldı sence deneyimin?
Ve burada nasıl mesela?
Burada kısa sürede yaşadığın bu deneyimin?
Evet çok iyi bilemiyorum tabii şu an çok yeni olduğum için ama.
Türkiye'de yani çok farklı değil bence.
Tek farkı... Tabii ki daha az para kazanıyorsun Türkiye'de.
Hatta hiç kazanmıyorsun. Burada da az kazanıyorsun.
Bu mesela çok şaşırdığım bir şeydi.
Hani gireceksin ve asgari ücretle çalışmaya başlayacaksın denildi bana.
Ama öyle olmadı yani. İntern olarak girdim gireceğim yere ki böyle olmak zorundaydı yani.
Daha hiçbir şey bilmiyorum çünkü. Burada da yani ekmek hastalığının ağzındaymış sanatta bence.
Hiç öyle göründüğü gibi değil.
En azından benim ortamımda işte müzecilik, sanat galerileri vesaire.
Yani bence henüz tam bir cevabım yok çünkü ben hala öğreniyorum, hala keşfediyorum.
Çok farklı değil tutunma anlamında.
Burada çok daha büyük alan var, burada çok daha komüniteler daha inklusif, daha insanlar kucaklayıcı, daha çok insan bulabiliyorsun ve bilmiyorum burada galiba göçmen olmaktan mı kaynaklanıyor emin
değilim ama İrem'in eventinde tanıştık seninle değil mi?
Orada işte mesela seninle tanıştığımda direkt böyle oldu ya da işte İrem'le zaten hemen oldu ve böyle şey kendimi hemen ait hissettiğim bir ortam.
oldu burası. Ve hani sanki böyle birlikte de iş yapabiliriz.
Birlikte birbirimizden çok şey öğrenebiliriz.
Kafasına çok hızlı geldim. İstanbul'da biraz daha böyle bir competition söz konusu.
Hani belki de daha fazla insan olduğu için orada.
Burada bence bir avuç insanız bu açıdan baktığında.
Yanlış mı düşünüyorum bilmiyorum. Bence de öyle ve şey gibi de bir yerden.
Burada insanlar bir şekilde gelip bu göç edip bu tarz ülkelere üretmenin ve üretimin bir parçası olmak.
İçinde çok geliyorlar en azından sanatalarında.
Ve bir yarış içinde olmak istemiyorlar.
Zaten oradaki yarıştan bunu aldıkları için de geliyorlar.
Ya da atıyorum oradaki o kadın erkek eşitsizliğinden bunalıp geliyorlar.
Ya da yüzlerce sorundan dolayı insanlar geliyorlar.
Ve olabildiğince tabii her yerde aynı insanlar var.
Her yerde sorun var. Her yerde kötü insan var.
Ama en azından burada şey gibi bir durum da var.
Ortalama kendin gibi yani...
Ortalama aynı perspektifteki insanları bulabiliyorsun.
Hayat görüşü bir tık daha açık, kapsayıcı ve bu kapsayıcılığın içinde sen onun dünyasında küçük bir yerde olsa bulabiliyorsun ve sanat konuşabiliyorsun.
İşte gidip oturabiliyorsun, sohbet edebiliyorsun, kahve içebiliyorsun.
Bu ayda bir kere bile olsa yeterli oluyor.
Hani Türkiye'de her gün birileriyle görüşmek zorundaymış gibi hissediyorsun.
Çünkü bir yerden bir şey çıkar diye ve finale geldiğinde sadece onlarca insanla görüşmüşsün, ürün yok.
Ve fikirlerin başka yerlerde sonrasında tekrar kullanılıyor mesela.
Gerçekten çok acı. Ve bunu yaparken çok büyük bir koşturmanın da içerisindesin.
Yani daha birkaç hafta önce gittim İstanbul'a.
Çok özlemişim bu arada. Yani çok iyi geldi.
Ama o böyle cam bir çıt diye bir kırıldı yani.
Gördüm okey benim kaçtığım şey bunlardı demeye başladım.
Çünkü ilk gittiğimde İstanbul'a baya böyle şey evimin önüne gittim falan.
İşte ağlıyorum, eşimi arıyorum falan.
Şu an bir daha onun önündeyim.
İşte parka gideceğim.
Eroşko ile köpeğimizin adı işte.
Eroşko ile gezdiğimiz yerlerden gizliyorum falan gibi ağlıyorum falan.
Yani mesela bu sefer gittiğimde öyle oldu.
Yani şunu geleceğim.
Dediklerine katılıyorum artı bunlar olurken de o trafiği unutmuşum o koşturmacayı ya sadece trafik değil yani karşıdan karşıya geçmek falan değil mevzu o böyle yoruldum yani hani çok da böyle şey gibi geliyor bunu anlatınca
işte abi yani ne bileyim çok trafik insan falan çok şımarık da geliyor böyle Türkiye'den insanlar dinlediği zaman yani şey diyecekler belki haspam diyecek falan ama öyle ama yani hani onu hatırladım ve okey niye gittiğimi
hatırlıyorum Merve artık o yataktan çıktığında bunu unutma.
Niye geldiğini biliyorsun. Elinde olan güzel şeyleri de hatırla dememi sağladı.
Ve hani burada da çok güzel, İstanbul'da da çok güzel bir hayatım var.
Sen insan buraya gelebilirsin. Bak insanlar burada, arkadaşlarım burada da dedi o yolculuk bana.
Galiba işte o yüzden iyi hissediyorum diyebilirim.
Yani gördüm, karşılaştırdım.
Hani şey değil. Okey orası kötüymüş tamam iyi burası gibi değil.
Bir sürü şey sayarım burada yani iyi hissetmediğim ve böyle yarın İstanbul'a dönsem dönerim dediğim şeyler var ama yani hayat bir yolculuk ve şu an burada olmaktan bu yolculuktan çok keyif alıyorum.
İstanbul'u özlediğim zaman İstanbul'a dönebilirim kafasındayım.
Gezmeye. Ben de ortalama öyle yerlerdeyim.
Peki eşin ne iş yapıyor?
O ne işle geldi buraya?
Eşim iş analisti, business analist bir bankadan.
Benzer bir iş yapıyordu Türkiye'de empara.com'da.
Ya benzer bir işle geldi aslında.
Ne güzel ya. Yani peki şeyi rahatsız ediyor mu?
Merak ettiğimden soruyorum. Ben buraya tek geldim de.
Böyle senin hayalinmiş aslında hani web yurt dışına çıkmak falan.
Ama hani sen...
Eşinle beraber mi hayal ediyordun yurt dışına çıkmayı?
Önce onu sorayım. Yoksa tek başıma da olsa ben gideyim yurt dışında yaşayayım deneyeyim istiyor muydun yani?
Yani ben hayatın bir noktasında Hollanda'da yaşayacağımı biliyordum.
Çünkü Erasmus yapıyordum İspanya'dayken.
O zaman gelmiştim buraya.
O zaman karar vermiştim.
Sonra gap year ile Kolombiya'ya taşındım.
Bir sene böyle 21 yaşında falandım.
Hep biliyordum yani Türkiye'ye döndüğümde de okey şimdi yüksek sans falan yapayım.
O zamanlar İngiliz öğretmeninden yüksek sans yapma, İngiliz edebiyatı yüksek sansı yapayım falan hayallerim vardı.
Yüksek sans yapayım sonra ben giderim tekrar işte akademisyen olurum falan gibi diyordum.
Sonra hayatıma sürpriz bir şekilde Burak girdi.
Yani ben ne bileyim hani ilk başta düşünmüyordum.
Çünkü İstanbul'u seviyorum ben Ankara'da okudum.
Ankara'da çok severim bu arada. Yani İstanbul'u deneyimlemek için gitmiştim oraya ve İstanbul'u biraz yaşamak istiyordum.
Ama günü sonunda oradan gideceğimi ve bunun yurt dışı için olacağını biliyordum.
Burak hayatıma gelince tabii ki onu da ince ince işlemeye başlamıştım.
Yani bak hani işte şöyle yaparız bunu yaparız hayatımız şöyle olur falan.
Bir sürü arkadaşımız var burada yaşayan.
Çift olarak gelen çocuklu arkadaşlarımız falan var.
Yani büyük bir göç dalgası mevcut buraya.
O yüzden hani bak yalnız da değiliz falan diye minikten işliyordum onu.
O hiç oralarda değildi.
Çünkü hani beyaz zekalar anlayacaktır bayağı şeydi.
Yani tırmanıyordu artık kariyer basamaklarını ve iyi bir noktadaydı.
Buraya gelmesi onun downgrade olmasıydı aslında birçok beyaz zeka gibi.
Hani sahip olduğu şeylerden biraz feragat edip daha düşük bir ne derler pozisyonla gelmek durumundaydı.
Ve burada da öyle hani Türkiye'deki gibi.
Çok hızlı ilerlemeler, yükselmeler, primler falan olmadığı için onlardan feragat etmesi gerekiyordu.
Bu onun için büyük bir karardı.
Tabii okey dedi gün sonunda.
Yani hani tabii aradığımızı bulamadığımız çok şey oldu o iş konusunda ama...
Normalmiş herkes yaşıyormuş.
Tanıştığım insanlar, beyaz eka arkadaşlar aynı şeyi söylüyor.
Onsuz gelir miydim?
Yani hayatımda olmasaydı ben evet ben yurt dışına taşınırdım.
Hatta direkt Amsterdam'a taşınırdım.
Yani 20'lerimde hayal etmiştim buraya gelmeyi.
Çünkü İngilizce konuşuyorlardı.
Çünkü güvende ve iyi hissetmiştim.
Bilmiyorum burayla ilgili değişik bir bağ vardı aramda.
Van Gogh'dan ötürüdür belki bilmiyorum.
Böyle ortaokulda ilk tanıştığım şey oydu, sanatçı oydu.
Bir değişik bir hissiyat vardı bu ülkeyle ilgili bende.
Benim hayalimde eşim ortak oldu.
Bir kere turist olarak geldik.
O da çok sevdi. Sonra başvurdu ve oldu.
O kadar hızlı gelişti ki burası adetin.
Yani hani insanlar şey falan diyor.
İşte Excel dosyalarımız vardı bizim.
Bilmem 10 tane başvuru vardı.
Redler şuradaydı. Ona göre şu aksiyon aldık falan.
Yani Burak'ın ilk başvurduğu, ilk görüştüğü yerdi.
Ve böyle 5-6 ayda biz şey dedik ailelere.
Biz Amsterdam'a yerleşiyoruz falan.
Ne, nasıl, ne zaman falan.
Çok hızlıydı ve o yüzden de bence biraz yaz süreci biraz daha uzun yaz tuttuğumu düşünüyorum bu yüzden.
Peki aslında Avrupa ya da Hollanda beklediğini verdi mi sana ya da veriyor mu?
Yani daha çok kısa bir süre belki ama hani şey neydi mesela buradan beklentin?
Nasıl bir beklentiyle geldin?
Yani öncelikle çok hızlı iş bulmayı düşünüyordum.
O beklentin vardı onu bulamadım.
Şunu düşünüyor muydun? Yani gideceğim YouTube videolarındaki gibi ikinci ayda araba alacağım.
Güzel bir gelirim olacak ve akşamları eve pizza söyleyip film izleyeceğim beklentim var mı?
Benim vardı ya. Yani arabamızı aldık ama arabamız olduğu için aldık yani.
Orada sattık burada aynı parayla başka bir şey aldık.
Öyle bir şey olmadı.
İkinci el her şeyimiz öyle hani.
Vardı işte o Almancı da helaldi.
Yeğenim işte ilk aydan Audi'yi altına alırsın falan.
Öyle bir şey olmadı.
Sıfır araba alabileceğimizi sanmıyorum.
O pahalı bir şey yani ama.
Yani hani beklediğim şey...
Huzurdu. Huzuru buldum mu?
Buldum. Ama beklemediğim şey bu kadar kimlik çatışması, bu kadar iç çatışmaydı içimde.
Çünkü beni hep böyle şey diye gönderdiler.
Ya işte sen 20 yaşında Kolombiya'da yaşadın.
Sen işte zaten uluslararası ortağımdayım.
Ben İngiliz öğretmeni oldum. Çok yabancı arkadaşım da vardı İstanbul'da.
Hani ne bileyim Erasmus falan sayılır mı bilmiyorum ama yani genç yaşlarda İspanya'daydım.
Biraz Avrupa'yı çok az gezdim.
Hani herkes şey diyor. Ya sen yapamazsın da kim yapacak kardeşim falan diye.
Ailem dahil. Beni böyle gönderdiler.
Geldiğimizden birkaç ay sonra.
Burak şey dedi. Merve böyle bayağı silkeledi beni yani.
Merve sen istemiyor muydun buraya gelmeyi?
Ne oluyor? Neden böylesin falan?
Yani gerçekten silkelemesi gerekiyordu.
Çünkü ben şey falan diyordum böyle.
İşte. Hala çok.
14. gündeyiz. Güneş görmedik.
Bu geçen sene öyle bir gün oldu.
Evet ya. Ayaldı hatırlıyorsun.
Evet. Son kaç yılın dediler?
50 yılın en... Uzun karanlık dönemini geçirmişiz.
Korkunçtu yani 14. günü böyle şey terapistimle konuşuyoruz.
Terapistim böyle o bile şey dedi yani.
Ya Merve Hanım geçen haberlerde çıktı 14.
günmüş. Aklıma siz geldiniz hani gerçekten falan deyip onun geyini bile yaptık yani adamla.
Ya o dönem mesela şey diyordum.
Arkadaşlarım işte onlar da aynı sıkıntıları çekiyor.
Evet iş arıyor, tez yazıyor falan ama güneşli bir İstanbul gününden kahvesiyle fotoğraf çekiyor.
Ve şey diyorum abi tam aynı sorunu yaşıyoruz ama ben şu an güneşin altında belki çok daha hızlı çözebilirdim bu soruyu.
Kurulumu falan dediğim günler oldu yani.
Saçma belki bilmiyorum ama küçücük bir şey tetikliyordu beni ve gidelim biz ya.
Ne yapıyoruz ya burada? Zorlanıyoruz.
Biz bu kadar zorlanmak hayra alama değil.
İyi bir şey değil. Bu kadar zorlanmamamız gerekiyordu.
Belki de gelmemeliydik falan dedim bir sürü sebepten.
Bilmiyorum. Peki bu masanın üzerinde duran bir teminlerle ilgili ne söylemek istiyorsun?
Öncelikle küçük bir e-samar.
Evet. Bunlar bizim vitaminlerimiz değil mi sadece?
Evet yani. Sen çıkarttın kendinle dalga geçerek ve benim de daha seninki daha modern görünüyor.
Benimki bayağı yaşlı insan kapsülleri bulunan bir ilaç kutusu.
Bir önce soydu benim. Sonra bunu upgrade ettim.
Öyle mi? Hema'da var. Çok ucuz.
6 euro falan. Yani mesela hani Türkiye'deyken bu kadar vitamin kullanıyor muydun?
Vitamin kullanıyor muydun Türkiye'deyken?
Ya kullanıyordum ama bu kadar değil ya.
Yani şey böyle bir tane falan C vitamini falan atıyordum.
Şimdi D vitamini de gider hayatımda.
Mesela Bu seni rahatsız ediyor mu?
Hayır ben çok severim ilaç kullanmayı.
Bayılırım. Başım ağrısın şişak bir tane.
Beni çok rahatsız ediyor ya. Yani şey gibi hissediyorum.
Hani sanırım şeyden dolayı da rahatsız oluyorum.
Dünyanın bu kadar değişiyor olması.
Böyle hani kapsüllerle besleneceğiz falan hikayeleri var ya.
Bu sanki beni oraya itmiş gibi oluyor.
Çünkü ne zaman bu vitaminlerden alsam enerjik oluyorum.
Yani hani bir çeşit şey gibi uyuşturucu gibi bir şey.
Yani sanki enerjik oluyorum böyle.
Güneş yok ama güneşi buradan alıyorum.
Ama belki de bunu anlattığın zaman hadi lan diyor insanlar belki de ama.
Türkiye'de güneşe uyanmak diye bir şey var ya.
Evet. Güneşe uyanmak ne kadar değerli bir şeymiş ben buraya gelince anladım.
Evet. Böyle şeyler özlüyor musun?
Çok özlüyorum. Soruna gelecek olursam rahatsız olmuyorum.
Çünkü niye olmuyor biliyor musun?
Bu sürdürülebilir bir şey değil.
Bunu biliyoruz. Bu yardımcı olan bir şey ya.
O yüzden çok mutluyum.
Yani hani doktorumla da Türkiye'ye gittim bu arada ben hani bu ilaçları almadan önce.
Çünkü burada biliyorsun ki şey benim magnezyumum düşük olduğunu düşünüyorum bir kanıma bakar mısınız diyemeyeceğim için.
Türkiye'ye gittim ve kan verdim ve şak şak şak neyim düşük bakalım ve ben işte vitamine başlayacağım dedim.
Doktorum da aynı şeyi söyledi yani bu...
1-2 ay kullan bitir.
Ondan sonra doğru düzgün beslenmeye başla.
İşte demirini şuradan al Merve.
B12'nin eksik. B12'nin şöyle şöyle düzenle.
Evet D vitaminini kullanmak zorundasın.
Ondan kaçış yok. Yani güneş yok çünkü yapacak bir şey yok.
O yüzden yani bu geçici bir süreç.
Yani bu ilaçları bitirdikten sonra ben bir daha almayacağım.
D vitaminini zorunluluktan alacağım.
Başka da kullanmayacağım ve daha düzgün besleneceğim.
Bunun yolunu açıyor burada ama zaten.
Burada hani vakit var ya. İş, hayat dengesi.
Henüz işim yok ama işi olanlar öyle söylüyor.
Yani o denge olduğu için.
İstersem çıkarım, koşarım, yürürüm.
Ne bileyim balığımı yerim, yemeğimi yerim.
İşte vitaminlerimi şuradan alırım.
Bir daha da bu ilaçlara ihtiyacım olmaz noktasına gelebilirsin.
O yüzden ben mutluyum.
Geçici olduğunu bildiğim için mutluyum.
Ben sanki hep kullanacakmışım gibi hissettiğim için de bir depresyonda gibi hissediyorum.
İyi beslenmeye başlarsan.
Salata yemeye başladım geçen hafta.
Salata yiyorum artık. Avokado, good fat.
Evet ya. Aslında şeyi de merak ediyorum çok.
Staj yapıyorsun ya şu an.
Mesela Türkiye'de hiç böyle bir alanda staj yapabilmiş miydin?
Yapmış mıydın? Hayır.
Ekrancılık alanında staj yapmıştım ama o üniversite dönemindeydi ama.
Yok yapmamıştım. Yani proje bazlı üniversitedeki hocamla birlikte sergi yapmıştık bir iki kere.
O kadar yani hiç tecrübesiz gelmedim.
Hatta tablolu koleksiyonu çok bayağı uzun süren sergileri vardı.
Bir sürü mekanımız vardı ve deli gibi çalışmıştık yani.
Ve o dönemler öğretmendim hala.
Sabah ders veriyordum.
Öğleden sonra işte sergi mekanına gidip sergi kuruyorduk falan.
Bir iki tecrübem oldu.
Yani buraya çok sıfırda gelmedim ama hani çok basic'ti.
Bilgilerim. Biraz daha işte hayat bilgimi kullandım.
Biraz daha öğretmenlik. Peki burada staj yapmak nasıl bir şey senin için?
Yani bu ülkenin kültürü bu.
Ben çok şaşırmıştım ilk geldiğinde.
Baya böyle bir kültür var.
Bir sürü kişi bir sürü yerde gönüllü olarak çalışıyor.
Staj yapıyor. İşte hani birçok bir şey yapıyor.
Ama sen yeni gelmiş biri olarak ya da tüm biz Türkiye'li olarak hani o Türkiye'den sonuç itibariyle yeni göç etmişiz.
Bizim çok alışık olmadığımız da kültürü gibi bir yerden ya.
Bu staj nasıl bir şey senin için?
Benim için Tatlıydı.
Konforluydu. Çünkü yeni bir alan olduğu için böyle öğrenciyim ve bir sürü şey öğreniyordum her gün.
Masadaki en yaşlı kişi olmama rağmen.
Yani o benim için bir eşikti bu arada.
Yani Türkiye'de bilirsin yani 35 yaşında stajyer zaten ailem bu konuda ikna etmek de zordu yani hani.
Kızım ne güzel işin vardı.
Öğretmendin hani. Üniversitede hocaydın bir de falan.
Hani onlar için öyle ya. Hazırlıkta öğretmendim aslında.
Hani okutmandım. O yüzden böyle şey insanları anlatmak biraz zordu benim için.
İşte hani dayım halam falan.
İyi misin kızım? Her şey yolunda mı diye soruyor.
Ve diyorum ki işte staj yapıyorum. Bu ne yapıyorum?
Bu ne yapıyorum? Yani ne gereği vardı?
Niye yani? Yani o insanlara dert anlatmakla yoruluyordum artık.
Etkilenmiyordum. Çünkü yapmak istediğim şeyi biliyorum.
Yani hangi amacımı biliyorum.
İnsanların düşüncelerini çok mu önemsiyorum acaba şu an?
Millik bir aydınlanma yaşadım.
Yani bence Türkiye'den çok daha kolay burası stajyer olmak.
Çünkü yani hani müze müdürüyle oturup bir öğle yemeği yiyip kahve içerken her şeyden konuşabiliyoruz ama yani Türkiye'de biliyorsun o hiyerarşiyi.
Çok daha zordu. Önler iliklenir, merhaba, günaydınlar bilmem neler falan filan.
Böyle herkes bir ulaşılamayacak kişiler ve ulaşılabilecek tayfa falan gibi bir ayrı bir iki şey var, takım var.
Burada o yok. O yüzden kendini çok daha özgür hissediyorsun.
Çok daha hızlı öğreniyorsun bence bir şeyleri.
Ve her alandan bir şey öğrenebiliyorsun.
Yani Türkiye'deyken curatorial team'deydim.
Curation takımındaydım.
Ve yapabildiğim şeyler belliydi.
Ya da işte söyleyebildiğim şeyler belliydi.
Yani ben burada müze müdürüne bilmiyorum ben bunu beğenmedim mi çok rahatlıkla söyleyebilmek.
iyi geldi. Yani ve dikkate alınmak iyi geldi.
Neden öyle düşünüyorsun Merve dediklerinde?
Daha kendimi değerli hissettim ve bu hem çok tatlı bir şey hem çok üzücü bir şey.
Çünkü şey diyorum yani neden ülkemde bana bu sorulmadı?
Neden böyle olmadı ve burada değerli hissediyorum?
O da bir kimlik karmışası böyle bir küçük bunalımlara sokmuştu beni.
Şimdi bu soru için belki de erken ama sormak istiyorum, merak ediyorum.
Şimdi yaptığınız kürasyon yani bir dili var mı?
Yani atıyorum hani nasıl bir kitleye hitap ediyordu mesela yaptığınız iş?
Neydi mesela yaptığınız iş?
Sergi. Sergi göç etmekle ilgiliydi.
Göçmen olmakla ilgiliydi.
Kimlik karmaşası ile ilgiliydi.
Göç eden kadınlarla göç eden erkeklerin arasındaki farkı gösteren bir iki işimiz vardı.
Emin'in ilk soru sergisiydi Emin Batman'ın.
Yani aslında göç temalı bir sergidi diyebilirim.
Peki şimdi Emin Türkiye'li biri sonuçta ve hani Türkçe iletişim kurabiliyorsun.
Ya da İngilizce iletişim kurabiliyorsun.
Ama şeye inanıyor musun?
Yani atıyorum bu ülkede sadece İngilizce hayatta kalabilirim bu alanda gibi bir şey düşünüyor musun?
Düşünüyorum ama bence büyük oynamak tırnak içerisinde istiyorsak Dutch konuşmamız gerekiyor.
Hollanda'ca biniyoruz gerekiyor diye düşünüyorum.
İngilizce ile kesinlikle işleri halledebiliriz.
Kesinlikle bütün toplantıları İngilizce yapabiliriz.
İngilizce bilmeyen kimseyle tanışmadım bu sektörde.
Ama nedense Dutch konuşmayı, Hollanda'cı konuşmayı tercih ediyorlar.
Bunu anlamış değilim henüz.
Bilmiyorum yani hani bir iki iş başvurum oldu.
Olumlu da görünüyor aslında.
Ama kaçırdıklarımın çoğu Hollanda'cı bilmediğim içindi.
Ve ben çok daha başlangıç düzeyinde olmama rağmen.
Bilmiyorum yani bu konuda hala düşünüyorum.
Yani henüz bir şey yok kafamda.
Ama yani şu an A1'im.
Böyle bir kursa falan gittim.
Vaktim olursa... Konuşmak istiyorum.
Dil kökenli olduğum için merak ettiğim için.
Mesela eşim falan öyle çok oralarda değil.
Yani İngilizceyi çok iyi konuşayım.
Dutch öğrenmesem de olur diyor.
O yüzden bilmiyorum ya ama muhtemelen isterim.
Yani öğrenirim. Yani bunu aslında şeyden de soruyorum.
Çünkü burada o kadar amsardan üzerinde konuşayım.
Yani sanatçıların çoğu aslında...
International yani uluslararası sanatçılar çok fazla var ve çok fazla İngilizce iş oluyor, İspanyolca, Fransızca, İtalyanca, Türkçe birçok dilde bir iş oluyor.
Ama baktığında temeldeki büyük işte müzeler ya da sergi alanları hep Hollanda ve Hollandalı ya da işte Hollandaca.
Bunu aslında merak ettiğim bir yerden sordum.
Çünkü şey gibi biz herkese kucak açıyoruz diyorlar ama ya Merve tabii ki sana kucak açıyoruz ama sana 5 milyon euro bütçemiz var.
Ama işte atıyorum X Müzesi geldiğinde...
100 bin euro bütçemiz var sizin için diyorlar.
Çünkü onlar Hollanda. Yani böyle bir şey hissediyor musun?
Böyle bir şey var mı? Çünkü ben hissediyorum.
Böyle bir yerden merak ettiğim için soruyorum.
Çünkü fona başvurduğunda.
Çok pardon. Fona başvurduğunda.
İşte İngilizce ya da Türkçe iş yapacağım dediğin zaman.
Ama Hollanda'ca değil diyor.
Diyorum o zaman. Benim yapmam şu an imkansız mesela.
Evet. Yani ben seni kadar bilmiyorum.
Çok yeniyim. Yani ülkede, sektörde.
O yüzden gerçekten bilmiyorum. Ama bir tuhaflık sezmiyor değilim.
Yani hani biliyorum neden böyle.
Bir milliyetçilik der, milliyetçi bir yerden mi yoksa?
Önünü mü çok açmak istiyorlar bu olayın?
Hiçbir fikrim yok. Şey de beni çok rahatsız ediyor bu arada.
Yani en üst mertebede olanlar işte müze müdürü, boardingde olan ya da bilmem ne menajeri falan.
Hep Dutch. Ben Türk rastlamadım.
Bir tane görmedim ya da göçmen kökenli de görmedim.
Benim... Tabii ben bilmiyor da olabilirim.
Çok yeniyim. Her seferinde söylüyorum.
Bilgisizliğime mazur görün.
Bilmiyorum ya. Bilemiyorum yani.
Yani ben de karşılaşmadım.
Şimdi ben de şurada bir yerde karşılaştım desem şey olur.
Yok yani. Ben de hatırlamıyorum. Ya ama şey gibi de o yüzden hani bunlar seni peki korkutuyor mu?
Korkutmuyor. Çünkü dil öğrenmem gerekirse dil öğrenirim.
Aa çok güzel. Yaparım yani hani çocuk sahibi olmak istiyorsam zaten.
En başta bunu yapmak zorundayım.
Çok çocuk dedim. Abi ben çocuk mu doğuracağım birkaç tane bilmiyorum yani.
Bakarız. Ben arkadaşlarıma diyorum.
Doğurursanız yemin ederim ayda bir gece iki gece bakarım diyorum yani.
Gerçekten mi? Evet ben çok seviyorum.
Buraya getiririm hep. Yok evde bakarız.
Burada bakamayız. Akşam uyuyacak yani çocuk.
O yüzden bakarız diyorum. Yani yemeğini yediririm.
Biraz böyle hikaye okurum uyur diye planlıyorum.
Çok şanslı olacak o zaman.
Yani şaka bir yana çocuk...
mevzusu ayrı bir mevzu yani.
O başka bir bence o başka bir konunun olayı.
Çocuğun varsa bende dil konuşmalısın.
Linçleyen linçlesin kardeşim.
Ama şey, Stedelijk Müzesi'nde küratör olmam için Dutch konuşmam gerekiyorsa konuşurum.
Yani öğrenirim. Giderim.
İşte Delft metodu mu bilmem ne metoduysa gider.
B2 C1 yaparım.
İlgim olduğu için yaparım ayrıca bu arada.
Yani hani eğer Çok okey değilsem yeni bir dil öğrenmeye.
Yok abicim ben İngilizce ile yapacağım bunu da diyebilirim yani.
Bilmiyorum ya ben böyle şeyi seviyorum herhalde.
Hadi bakalım böyle bir şey çıkardım önüne set çıkardım.
Bunu aşarsam bunu yapabilirsin.
Okey bakalım hadi nasıl aşacağımı göstereceğim şimdi size falan demeyi seviyorum.
Bir de şöyle bir şey var ya bu çok tuhaf komik geliyor bana.
Hayatımda ilk defa şöyle söylüyorum ben.
Bunu İstanbul'daki arkadaşlarıma da söyledim.
Hani gülmeyin bana falan diye.
Ben milliyetçi bir insan hiç olmadım.
Tabii ki hani hangi değerlere sahip olduğum bellidir.
Yani hani işte Türkiye'nin, modern Türkiye'nin bir kadını olarak Atatürk'ün kurduğu modern Türkiye'nin kadın olarak burada böyle bir saçma bir misyon edindim kendime.
Girdiğim ortamlarda mesela bir müzeyle çalıştık.
Orada işte hep birlikte yemek yerken falan kendime daha bir çekidüzen veriyorum bana soru sorulduğunda falan.
Çünkü Hani şey hissediyorum.
Ben Türkiye'yi temsil ediyorum.
Ben şu anda modern Türkiye'nin kadınını, Atatürk'ün Türkiye'sini temsil ediyorum falan gibi bir misyon.
Yani ben gerçekten böyle bir insan değilim.
Tabii ki hani diyorum ya değerleri mevcut.
Zaten bir hoca öğretmen olarak da yani öyle şeyleri aşılamaya çalıştım öğrencilerime o 10 yıl içerisinde.
Ama burada... Biliyorum yani hani tembellik yapısım varsa da hayır yani orada ben bir Türk kadın olarak orada olmasa da oturacağım ben iyi olmalıyım falan gibi.
Şu an önüne bakıyorsun kötü bir şey mi düşünüyorsun?
Kötü bir şey değil de sanırım bu hepimizin bir şeyi herhalde bu alanlarda.
Yani kendini yalnız hissetme.
Yani çok tuhaf.
Ben de bir müzede işte sanırım aynı müzede.
Ben orada da bir exhibition'da bir iş yapmıştım.
Kuklalarla. Ornu tanıyorsun o zaman.
Evet evet tanıyorum. Ve orada Türk geleneksel tiyatrosunun motiflerinin işlerini dedim.
Yani Hacivat Karagöz sahnesi kurdum çok büyük.
Hacivat Karagöz kuklaları yaptım.
Karagöz'ün evini yaptım.
Gölge perdesinde.
Sonra sergi açılışında performans yaptım.
İngilizce, Türkçe ve müzikli bir performans yaptım.
Harika. Hollandalılar bayıldı.
Böyle inanılmıyoruz. Aa ne kadar güzel.
Aa işte Türkiye'de böyle şeyler varmış.
Ben o kadar böyle şey oldum ki.
Sonra daha şu da var.
Hani bu da var falan. O kadar sen.
Ve ben şey gibi oldum. Allah'ım.
Daha da anlatabilirim.
Daha var. Aslında bizim kültürümüz.
Şey gibi bir yerden sanırım geliyor bu.
Bu ne kadar doğru söylemek istiyorum ama.
Yani zamanında buraya göç etmiş Türkiye'liler.
hep çalışmak için gelmişler.
Ve bu insanları sadece burada çalıştırmışlar.
Başka hiçbir şey yapmamışlar. Ve bu insanlar burada çalışıp burada barınamayacaklarını bildikleri için paralarını biriktirip Türkiye'deki hayatlarına devam edebilecek şartlarda düzen kurmuşlar.
Ve bu ülkelerde Hollanda, Almanya, Avusturya gibi ülkelerde vatandaşlar da Avusturyalılar ya da işte Hollandalılar da yani hepsi olmasa da büyük bir kesme.
Türkiyelilerin Çoğu böyle.
Burada çalışıyorlar, para kazanıyorlar ve oraya götürecekler.
Hani sanattan anlamazlar, kültürden anlamazlar gibi bir aslında çok algıyla karşılaşıyorsun.
Ve sonra da aslında hayır aslında öyle değiliz.
Bizim birçok şeyimiz var. Siz sadece bu insanları çalıştırmışsınız burada.
Başka hiçbir şey yapmamışsınız. İnsanları bir tek Türkleri de değil birçok göçmeni çalıştırıp bir şeylere bırakmışsınız.
Halbuki bizim kültürümüz bence...
Bir İran kültürü kadar olmasa da kültür sanat alanında çok iyi, çok inanılmaz Türk tiyatrosu mesela.
İstanbul'daki sadece özel sahnelerin sayısı Hollanda'daki bütün sahnelerin sayısının iki katıdır.
Yani hani nüfus ya da bilmem neden ilgilenmiyorum ben.
Baktığında var. İnsanlar garsonluk yapıp sanat üretiyorlar.
İnsanlar başka bir yerde çalışıp tiyatro yapmaya çalışıyorlar.
Burada hiç öyle bir şey yok. Ve bizim o yüzden kültür sanat alanındaki varlığımız çok daha yüksek.
Ama bu insanlar bilmiyorlar.
İşte bir insana ben oyuncuyum dedim.
Nasıl? Diyor. İşte oyuncuyum.
Nasıl? Türkiye'de konservatuvar okuyabiliyor mu?
Yani at gözlüklerini çıkart ve bak.
O yüzden çok iyi anlıyorum seni.
Ve çok uzun süre ben de aynı şey dedim.
Ve sonra şey oldum. Ben Türkiye'nin bir savunucusu değilim.
Şimdi nasıl da savunayım tek başıma?
Apolitik bir yerde hani biraz da.
Hani biri bir şey söylediğinde böyle absürt.
şey diyorum yani hani saçmalama.
Çıkart at gözlüklerini ve bu senin sorunun.
Bir arkadaşım şey yaşamış mesela.
Bir barda işte sıra beklerken önlerindeki kız dönmüş.
Are you from Arabic?
Gibi bir şey söylemiş. Yani tam böyle bir şey.
Tam emin değilim ama komersasyon böyle bir şey.
İletişim böyle bir şey. İşte Ekin de şey demiş.
Hayır Türkiye'liyiz biz falan demiş.
Aa işte Arapça konuşuyorsunuz.
Pardon Müslümanca konuşuyorsunuz demiş.
Do you speak Müslüm?
Ekin demiş ki Hayır Türkiye'liyiz ve Arapça konuşmuyoruz.
Hayır işte Müslümanca konuşuyorsunuz.
Ekin demiş ki bak Müslümanca diye bir dil yok.
Arapça diye bir dil var ve biz Türkiye'liyiz ve Türkçe konuşuyoruz.
Tamam işte hepiniz Müslüman değil mi?
O kadar ve bu Hollanda'da.
O yüzden hani seni anlıyorum.
Örnek veriyorum bir kere böyle bir şeyle karşılaşıyorsun.
Böyle bir şey yaşıyorsun ve sonra kendini bir ülkenin ve bir toplumun savunucusu gibi hissediyorsun.
Evet evet ve çok tuhaf yani.
dediğin örnekleri ben Erasmus'a çok yaşadım yani böyle işte şey falan diyorlardı şey bir şey soracağım ama yani lütfen beni yanlış anlama mesela şimdi senin başın açık ya mesela dün akşam partideydin ya ya ailem biliyor mu mesela bunları falan gibi
sorular geliyordu bana nasıl ya falan diye böyle hani bıkmadan usanmadan anlatıyoruz falan yani O zamanlar başladı galiba bende o hani bakın hani biz böyle değiliz aynı zamanda da bu arada hani bu şekilde.
Hani sadece öyleyiz ya da böyleyiz gibi değil de hani evet konservatif daha işte geleneksel.
Daha geleneksel yaşıyoruz. Geleneksel değil tamam ama neyse.
Böyle daha kapalı aslında. Kapalı diyelim.
Böyle aileler de var, şöyle böyle marjinaller de var.
Yani hani çok büyük bir coğrafya, çok fazla element var, çok çeşitli izi anlatmak küçük bir misyondu benim için galiba.
O yüzden buraya gelince bu daha da büyüdü, büyüdü, büyüdü ve ne bileyim bir iki şeye gidince bile, sergiye gidince bile ya diyorum.
Sargi'nin çok benzeri yani bu Teva'nın çok benzeri İstanbul'da şurada şurada yapmışlardı.
Ya hani şu şu sanatçımız var bizim.
Bundan çok daha iyi. Biz de boş değiliz ya.
Yani niye bunu böyle bir bunun farkına varınca bende tuhaf bir ateş çıkmaya başladı içimde.
Yani hani o yüzden de böyle hani küretör olmak, İstanbul'dan buraya iş getirmek, bir şey yapmak, orada bir köprü kurmak falan böyle bir hayallerim var.
Bunu da böyle sessiz sesli bir defa söylüyorum.
Böyle hani böyle bir şey istiyorum.
Çünkü... Çünkü biz de varız demek istiyorum.
Yani hani hem imajımız ya da algılar falan umurumda değil.
Yani nasıl görmek istiyorlarsa görsünler.
Yani bence cahillik bu arada.
Ben Türkiye'de yaşayıp Tayland'da olan biteni bilebiliyorsam.
İnternet dünyasında yani otur aç oku tarih oku bir şey yap falan.
Onların sorunu bir şeyi bilmemeleri bence.
Böyle yani çok güzel şeyler hak ettiğimizi düşünüyorum.
Görünür olmamızı, görünür olmayı çok hak ettiğimizi düşünüyorum.
Çok güzel şeyler yapıyoruz ve çok büyük fonları hak ediyoruz biz de.
O fonlara biz de ulaşmalıyız.
İnşallah. Sanatçılar ve sanat ve kültür işçileri.
O yüzden istiyorum yani hani göstermek, imajımızı yenilemekse imajımızı yenilemek.
Yani hani o alana çıkıp, o sahneye çıkıp.
bir şeyler yapmak gerçekten amacım oldu.
Çok tuhaf. Böyle düşünmezdim.
Yani ben daha yurt dışına gidince küçük bir hayatım olsun.
İşte minik böyle işte kanala bakalım.
Evimiz işte su görsün.
Her sabah işte şeyleri kazları izleyelim.
E şimdi biraz işte müzikle ilgileniyor.
Küçük bir stüdyo yaparız. Müzik çalarız.
Şarkı söyleriz. Kayıt yaparız.
Ya sırf keyfine falan diye böyle bir hayatımız olacağını.
Yani hala var bu hayalimiz ama ben de bunun yanında böyle bir misyon oluştu.
Yani hani böyle bir sanki sadece kendim için değil ülkem için işte böyle bir tuhaf ya.
Duygulanıyorum bile bunlara sorarken.
Çok değişik yani. Çok ilginç bir psikoloji göç.
Ya şey gibi düşün. Ben geçen yıl işte Fringe Amsterdam'da Location Producer hani jüri gibi bir şey böyle çalıştım.
Ve bir ay şey 15 gün ve 33 tane yakın performans izledim.
Ve Türkiye'den biz de oyun getiriyoruz.
Arkadaşlarımın oyunları geliyor. Hani böyle misafir ediyoruz onları burada.
Ben onların oyunlarını buradaki yabancı kitle izlesin diye Bazen İngilizce sözüyle, bazen yapmadan.
Bütün o jürileri davet ediyorum.
Oyuncuları davet ediyorum. Gelsinler, görsünler.
Bakın biz neler yapıyoruz. Biz neler yapabiliyoruz.
Biz nasıl hikaye anlatıyoruz. Bizim nasıl bir tarzımız var.
Ve o kadar iyi geliyor ki bana.
Sonrasında konuştum. Vav ne kadar etkileyeceği.
Hiçbir şey anlamadım. Ama çok etkilendim.
Yani vav Türkiye'de böyle şeyler nasıl oluyor?
Çünkü hani şey gibi oluyor.
Onları davet etmemdeki şey büyük ihtimalle böyle bir yerden geliyor.
Altı metni o. Misyon edindi mi bilmiyorum ama hani bir yerden o arkadaşlarım gelsin.
Burada kendilerini gösterebilsinler.
Buradaki Türkiye'li seyirciyle buluşabilsinler.
Ve Avrupalı insanlar da gelsin görsün desin ki aa evet ya Türkiye'de böyle şeyler yapılıyor.
Ne kadar ilginç biz de onlardan esinlenebiliriz diyebilsinler.
O çok iyi geliyor mesela yani.
Evet evet bu besleyen bir şey değil mi?
Kesinlikle. Çok besliyor çok ayakta tutuyor diri tutuyor bence.
Hani bir şeyler yolunda gitmediğinde henüz bu ırkçılıkla falan karşılaşmadım bu arada.
Eğer böyle küçük şeyler yaşarsan.
Bunlar seni ayakta tutuyor diye düşünüyorum.
Kesinlikle yani. Peki uzadıkça oturuyor.
Şey sorayım. Konu başlığımıza dönüp onu sorayım.
Yavaş yavaş toplamış oluruz.
Gelirken bavulunda ne getirdin Merve?
Ya da ne götürüyorsun giderken?
Ay çok tatlı bir soru. Ne getirdim bavulunda ya?
Biz her şeyimizi getirdiğimiz için böyle bir şey.
Kitaplarım galiba en önemlisi oydu.
Çünkü okumasam bile onlara bakmak beni hissettiriyor.
10 kere de okusam. taşırım yani.
Hani ben bunu okudum. Al sen de oku falan diyemedim.
Üzgünüm. Galiba onları diyeceğim.
Çünkü hem ağırlardı hem de hani yani eşim de şey diyor hani böyle e-book'a falan geçmeliyiz sanki artık.
Hani dünya öyle bir yere gidiyor ya.
Bunları taşıyacağız mı gerçekten? Tamam isterdim falan.
Yok dedim istiyorum yani.
Galiba kitaplarımı getirdim ve böyle şey.
Defterlerim. Ben çok yazarım.
Çok işte çocukluğumdan beri günlüklerim falan.
Günlüklerimi getirdim evet. Yani annemlerin evlerinde tutabilirdim.
Böyle bir kutu yapıp alın hadi bunlar çocukluğuma dair anılar falan derdim.
Ama galiba onları koydum ilk.
İlk planladığım şey oydu.
Anılarını getirdin diyebilir miyiz?
Anılarımı getirdim evet. Yani üçüncü sınıfta yazdığım günlük bile burada yani şu anda.
Çok tatlı. Hiç günlük yazan bir ok yok isterdim.
Peki ne götürüyorsun giderken?
Peynir. Hollanda peyniri götürüyorum.
Hepimizin gibi. Strip waffle götürüyorum.
Ne götürüyorum? Yani hiç düşünmemiştim ya bunu.
Çok ilginç bir yerden geldi.
Galiba dönüşen Merve'yi götürüyorum biliyor musun?
Yani ben maalesef ki pembiş papalı bir kadıköylüydüm.
Ve burada deli gibi yağmur yağan bir günde bisiklete binip alışveriş yapan, evde yorgunsa bile yemek yapan bir insana dönüştüm.
İşte bir kilo kıyma alıp.
Köfte yapan, buzluğa atan bir kadına dönüştüm.
Bu benim eksikliğimdi.
Yani 30'lu yaşlarımdaydım ve mutfağa çok giremiyorum.
Çünkü sürekli koşturuyordum.
Yani çalışıyorum yüksek lisans.
İkinci bir yüksek lisans olsun. Şu olsun, bu olsun.
Hadi sergi olsun. Yani biraz işkolik bir insanım.
Beni ayakta tutuyor. Seviyorum çalışmayı, üretmeyi.
O yüzden böyle evle ilgileniyorum.
Ev hanımı olamadım hiçbir zaman.
Ve burada biraz onu öğrendim.
Galiba... Yani oraya bu yeni dönüşmüş Merve'yi götürdüm.
Ne bileyim yani artık bir şeyleri üşenmeyen Merve.
İşte en son gittiğimde işte Biennial için gitmiştim.
Kadıköy'de arkadaşımda kalırken, Beyoğlu'na giderken falan böyle acı çektim.
Yolda bir sürü o trafik doydu buydu ama hani söylenmedim.
Yani normalde Merve söylenen bir tipti Kadıköy'deyken.
Hayatını o bubble'da, o balonda tutmuş.
İşte ne bileyim. İşte temizlik ihtiyacım var.
Aman işte ayda bir temizlikçi alabiliriz ya falan diyen.
Bunu her arkadaşım, 30'lu yaşındaki arkadaşım yapıyordu.
Ama şimdi hani ne bileyim biraz daha sürdürülebilir kafaya girmiş.
Daha ikinci el dükkanlarına girip çıkıyor.
İstanbul'da çok severdim ikinci eli ama yani vintage adı altında çok pahalı ürünler sattıkları için caymıştım artık bir noktada.
Daha böyle, daha azla yetinen, daha sürdürülebilir, daha sakin.
dönüşen bir Merve'yi götürüyorum bence her gittiğimde.
Annem bile en son mutfağa girip hızlıca yemek yaptığında sen, sana bir değişim, sana bir şey olmuş falan dedim.
Evde yemeğe en son gittiğimde İstanbul'a ailemi de görmeye gittim düzceye.
Orada böyle hemen ben bir pilav yaparım falan dedim ve ben hayatta pilav yapmam bu arada.
Sevmem de çok yani. Evde de pilav yapmıştım yoktu.
Annem işte dışarıda bir işi varken ben evde pilav falan yaptım.
Anne böyle şey, sana bir şey olmuş.
Sen, sen... Çok mutfağa girip çıkıyorsun artık falan.
Mesela bunu seviyorum bu kişiye.
Ama tabii çalışmamamın da verdiği bir şey var burada.
Ne derler? Çalışmadığım için vaktim olduğundan ötürü.
Yani çalışmıyorum diyorum ama bir yandan tez var işte ne bileyim sergi var.
Şu an bir sergi yok hayatımda ama yani on and off işler oluyordu.
Çok da bomboş değildim ya da işte en boş zamanda bile Dutch kursuna falan gittim.
Yine de vakit bulabiliyordum oturup işte.
Yemek yapayım bu akşam ya da işte alışverişe gideyim diyecek.
İstanbul'da böyle bir vakit yoktu.
O yüzden çok uzun bir cevap oldu ya.
Olsun ya. Çok virgüllü.
Öyle. Teşekkür ederiz geldiğin için bize vakit ayırdığın için.
Ben teşekkür ederim. Umarım daha böyle büyük işler sergiler yaparsın.
Belki serginin bir parçasına da bize yer verirsin de biz de iş yaparız falan.
Estağfurullah siz efendim.
Yok efendim yok efendim lütfen.
Teşekkür ederiz Merve.
Çok sağ ol. Çok tatlısın.
Bizi dinliyorsanız ve beğeniyorsanız takip edebilirsiniz.
Teşekkür ederiz. Bavulda Ne Var?''ın yeni bölümlerinde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
