
İnce Karadeniz Yağmurundan Şaşkın Amsterdam Yağmuruna Bir Hayat
24 Haziran 2026 · 40 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Karadeniz’den Hollanda’ya uzanan bir yolculuk. Gökhan Abi ile göçü, şiiri, memleket özlemini ve insanın yıllar geçse de içinde taşıdığı aidiyet duygusunu konuştuk.
Transkript
1958-59-60-61-62-63 19 Ağustos 1964 Tarlamı, koyunumu, ineğimi sattım.
Bavluma birkaç iç çamaşır, gömlek ve üzerine rüyalarımı koydum.
Takım elbisemi, kravatımı aldım.
İşte gidiyorum. Hoşça kal.
Şehrim, üzüm bağım, annem, babam, sevgilim, yârim, hoşça kal.
Dedim ve çıktım yola.
Geçtim sağlık kontrolünden.
Genç, sağlıklı bir delikanlıyım.
Koşuyorum İstanbul'dan Avrupa Tren İstasyonu'na.
Evler, yollar, arabalar, gemiler, maden ocakları, hastaneler hepsi tek tek elimden geçti.
Bekleyin beni. Geleceğim.
İki yıl geçmeden döneceğim dedim.
İki, dört, altı, sekiz, on, on beş.
İznim bitti. Cebim boş.
Yeni ülkem. Al beni koynuna Hollanda'm.
Memleket, döviz makinesi.
Kalmadı bizde eski hevesi.
Binalar, arsalar kesmedi.
Kalmadı şapkamdaki kuş tüyünün eski sesi.
Gel hanım, gel taze sevgilim.
Sensiz gurbet çekilmiyor.
Burada evimiz, kapıda arabamız, masamızda sıcak çorbamız.
Sana da bir fabrika, işler harika.
Merhaba, başbakan Jobden El.
Merhaba Sayın Lubürs, kaşların ne güzel.
Merhaba gençliğim, merhaba yeni dünyam, merhaba torun.
Haydi gel, seninle yürüyelim.
Kalan yollara, mutlu yarınlara, merhaba, merhaba.
Bavulda Ne Var Podcast kanalına hepiniz hoş geldiniz.
Bu sefer böyle bir giriş yapalım istedik.
Çünkü bugünkü konuğumuz son dönem göç etmiş arkadaşlarımız gibi değil, çok daha eskiden göç etmiş Gökhan Aksoy.
Gökhan abi hoş geldin, nasılsın?
Sağ ol, teşekkür ederim, iyiyim.
Teşekkür ederim böyle güzel bir şiirle, böyle coşkulu bir girişle bize dahil olduğun için.
Gökhan Aksoy kimdir, nedir, neler yapar?
Bize biraz kendinden bahseder misin?
Tabii anlatabilirim.
Ben uzun süredir buradayım.
Yani 40 yıldan fazla Amsterdam'da yaşıyorum.
Buraya ben nasıl geldim?
Uçakla geldim bu arada.
Ama burada babam çalışıyordu.
Dolayısıyla 4 kardeştik biz.
Daha sonra 5 olduk.
Hepimizi toplayıp yani 82 yılında diyebilirim bizi buraya getirdi.
Ve burada hayatımıza başladık Amsterdam'da.
Bir hayli bir zaman geçti.
Kendimi daha hala genç hissediyorum gerçi ama böyle yılları sayınca çok yıllar geçti geliyor bana.
Ama hala çok genç görünüyorsun abi.
Teşekkür ederim. Böyle nasıl söyleyeyim?
Giyimin, tıraşın falan çok havalı görünüyor yani.
Sağ ol, sağ ol. Biraz işte böyle enerji veren şeyleri uğraşınca kendimi herhalde genç tutuyorum gibi geliyor bana.
Çok güzel. Peki 40 yıl önce direkt Amsterdam'a mı geldiniz?
Nereden göç ettiniz? Evet, direkt Amsterdam'a geldim.
Ben Türkiye'de yerleşim. Trabzon.
Trabzon merkezde kalıyordum.
Orada yaşıyorduk. Amsterdam'ın yeni batı dediğimiz New West bölgesi.
Oraya geldim ve de halen de o bölgede yaşıyorum.
Ya böyle. Peki Trabzon'dan baba iş için mi göç ediyor?
Evet o buraya bakayım biz geldiğimizde 18 yıl önce gelmişti.
Yani 82'den 18 yıl geriye gideceksin.
Buraya gelmişti.
Burada çalışıyordu kendisi.
Uzun yıllar kendisi yalnız yaşadığı şey yani inşaat sektörü veya marangoz kapı çerçevi o tarz işler yapıyordu kendisi.
Peki. O burada tek yaşadı sonra gelip sizi mi alıp döndü?
Evet evet evet. 18 yıl kendisi burada yaşadıktan sonra memlekette bizi alıp buraya götürdü.
Sen kaç yaşında geldin abi buraya?
Ben 13 buçuk diyebilirim.
Peki sen 82'de buraya geldiğinde 13 yaşındayken 82'de burası nasıldı?
Hatırladığın bir şeyler var mı? Ya bana ilk dikkatimi çeken de çok sinsizdi.
Evlerin hepsi aynı.
O çok dikkatimi çekmişti.
Trafik olayı birazcık farklıydı.
Çünkü o dönem okula başlamıştım hemen.
Evden okula gitmek bir hayli uzaktı.
İlk defa hayatımda metroya binecektim.
Travmayı bile görmedim. Metroya binecektim.
Sonradan araştırdığımda zaten metroda herhalde 3-4 yıllık bir tarihi vardı Amsterdam'da.
Ama benim için çok heyecan verici bir şeydi.
Yani Amsterdam dediğim gibi böyle sessiz bir şehir.
Yani ne bileyim. O çok sessizlik böyle.
Korkutucu bir sessizlikti.
Peki dört kardeşle beraber mi geldin sen buraya?
Evet evet. Ben en büyüğün yani ikinci numaram benim en büyük bir abim var.
Peki dört kardeşle dört çocukla buraya gelmek 18 yıl sonra burada kurulu bir düzen mi vardı babanın ona mı geldiniz?
Hayır babam kendi yaşıyordu başka bir evde daha sonra...
Biz geleceğimiz için ev çıkartma fırsatı oldu.
Yani bir ailenin yaşayabileceği bir ev.
O şekilde bir ev düzenledi diyelim.
Peki siz geldiğinizde burada okul, eğitim ya da hani devlet desteği gibi şeyler var mıydı?
Şimdi şöyle çok da yok diyebilirim.
Ancak ilk gelenler için İSK, International School of Education dedikleri bir şey vardı.
Genelde ortaokul düzeyinde olan çocuklar için diyelim.
Öyle bir okul vardı. Ben orada okula başladım.
Birçok o dönemde genç Türkler o okula gitti.
Diğer kardeşlerim, iki tanesi ufaktı.
Onlar daha sonra ilkokula başladı.
Abim de aynı şekilde ama o başka bir okula gitti.
Yine ISK tarzı.
Yani International School of Class Studies'leri.
Hollandalıca ağırlıktı.
Başka dersleri de alıyordum.
İşte matematik, biyoloji falan filan.
Bir o olanak vardı.
Onun dışında şu andaki bazı şeylere karşılaştırdığımda, biraz da çocuklarımın okula gittiği dönemlerde şey yaptığımda o arasında çok dağlar var.
Çocukların eğitiminde destek olayı, sosyal içerik de olabilir, her şey olabilir.
Olsa dahi bilinmiyordu.
Çünkü o dönemin babalarımız, annelerimiz.
Gerçi babam değil biliyordu ama annem bilmiyordu.
Onların verdiği bir zorluklar oluyordu.
Babaya peki burada dil öğretmişler mi?
Öyle bir hani şeyler olmuş mu?
Hani göçmen işçileri buraya aldık ve o insanlara dil öğretelim gibi bir kaygıları olmuş mu?
Ya da onlar böyle rahat etmişler mi?
Çünkü 18 sene çok uzun bir süre sizi buraya almak için.
Evet evet. Bazılarla sanırım öyle bir imkanları tanıyorlardı ama çok sistematik bir şey olduğunu...
Bilmiyorum bir şey söyleyemeyeceğim ama babam kendisi sanırım kendi çabalarıyla böyle Hollanda'cayı gayet iyi öğrenmişti.
Hatta başka arkadaşlarına tercümanlık yapıyordu.
O daha iyi konuştuğu için.
Benim tahmin ettiğim kadarıyla sonradan kendi kendime geri baktığımda çevresinde Hollandalı arkadaşları da vardı.
Sanırım bunun da biraz daha etkisi olmuştur.
Hollanda'cıya daha haşır neşir olmak.
Yani o biraz daha iyi konuşanlardan da diyebilirim.
Peki. 82'nin Türkiye'sinde Trabzon'unda 13 yaşında bir çocuk olarak ne kadar hatırlarsın bilmiyorum da yaşamak nasıldı da buraya geldiğinde yaşamak nasıl oldu?
Yani sonuç itibariyle küçük bir yerden göç ediyorsun ve küçük bir yer olmasına rağmen çok iç içe o Türkiye'de insanlar ya hani buraya geldiğinde nasıl bir histi nasıl bir duyguydu?
Benim için zordu sanırım.
Abim için de zordu. Benden 5 yaş büyüktü.
Benim için daha zor olduğunu inanıyorum.
Çünkü 13 yaş tam bir erginlik çağı dönemi.
Biraz daha ilgi beklediğimiz yaşlardı biliyorsunuz.
Erginlik çağında biraz farklı dönemlerdi.
O benim için biraz zor bir dönemdi.
Buraya dil açısından adepte olmak, hiçbir arkadaşın olmaması zordu.
Bir tane babamızın arkadaşı vardı.
Onlarla çok... diyaloğumuz vardı.
Benim yaştaşım bir arkadaş vardı.
Mesela onunla oynama şansım işte ne bileyim basketbol falan filan böyle sokak oyunları tarzı bir şeyler meşgul olabiliyordu ama yani başka bir dil, başka bir ortam.
İlk yıllar çok zordu böyle.
Bir de hiçbir tek bir kelime Türkçe duymuyorsun.
Böyle çok insana ağır geliyordu.
Şöyle bir anekdot yani yaşadığımız şeyi anlatabilirim.
Mesela Hollanda televizyonunda 5 dakikalık bir Türkçe program vardı.
5 dakika. Hatta benim üzerine de bir şiir yazdım.
O 5 dakikayı dinlemek için evde hiçbir tık sesi yoktu.
Ona böyle odaklanıyorduk, dinliyorduk.
O 5 dakikada işte bir haber, bir türkü, şarkı çalınıyordu.
Bizim için çok çok çok enteresan bir şeydi.
Daha sonra TRT radyosunu keşfettik.
Ara sıra dinliyorduk, dinliyorduk onu.
O dönemler yani Türkçe duymamak çok zor bir şeydi.
Gerçi ben ortaokuldan ayrıldım, geldim.
Benim için çok bir avantaj oldu.
Yabancı dil, Almanca öğrenmiştim.
Hollanda öğrenirken bazı kelimeleri Almanca'dan bağlantı kurup o şekilde şey yapıyordum, daha kolay oluyordu.
Trabzon'da Almanca mı öğreniyordun?
Evet evet. Ortaokulda yabancı dil Almancaydı.
Çok güzelmiş. Bizde de hiç böyle şeyler yok.
Peki o 5 dakikalık televizyonda ne gösteriyorlardı Türkçe?
Yani şey böyle neden gösteriyorlardı o haberleri falan?
Benim tahminime göre Hollanda hükümeti ya burada böyle bir azınlıklar yaşıyor.
Onlara bir imkan sunarım.
İşte bir haber ya bir şirketin bağlantı veya burada bir...
yasayla ilgili bir değişiklik ve kısaca onun bir özünü geçiyorlardı.
Programın ismi de Pasaport.
Bunu Faslılar için yapıyorlardı, Türkler için yapıyorlardı.
O dönemde Antalyanlar için yapıyorlardı.
Başka gruplarını bilmiyorum ama bilgilendirme, arada bir müzik koyarlardı.
İşin ilginç tarafı buradaki gelen insanların çoğu farklı bir fikire sahip insanlar.
Bu programı yapanlar tamamen ters fikirde insanlardı.
Yani o döneme göre.
Böyle izlemek biraz yani değişik duygular içerisinde izliyorduk ama izliyorduk.
Zor ya. Peki size çocuk olarak geldiğiniz okullarda ya da devlet hani burs bir imkan herhangi bir şey sağladı mı?
Babaya, aileye, çocuklarla geldiler falan gibi.
Buradaki kurallar neyse ondan faydalanabiliyorduk yani.
Buradaki ortaokul düzeyde okullara gittiğimde küçük bir okul desteği veriyorlardı o dönemde.
Ben rakamı unuttum atıyorum 200-300 euro o zaman.
Goulden vardı. Goulden Hollanda'nın para birimi.
Öyle bir destek veriyorlardı.
Daha sonra 18 yaşım olunca burs alıyordum.
Bütün herkes için geçerli olduğu için bizler için de onu veriyorlardı.
Yani ayrıcalıklı bir şey değil.
Herkese geçerli olan bir şey.
Biz de faydalanıyorduk. Peki baban buranın vatandaşı mıydı?
Hayır değil. Türk vatandaşıydı.
Peki o dönemde vatandaşlık mı vermiyorlardı abi?
Öyle şeyler mi vardı yani? Ya şimdi sanırım ilk dönemlerde Türkiye'ye baya bir zorluk çekiyordu.
Babam zaten istemiyordu.
Ta ki vefat edene kadar almadı.
Kendi fikri o şekilde şey yapıyordu.
Ama bir de şöyle bir şey de vardı.
Gerçi onun için bir mazeret değildi.
Kendisi almadı almak istemedi.
Yani kendisinin almadığı bir şeyse okey çok başka bir şey.
Türkiye'de sorun çıkartıyordu.
Çünkü yok Türk vatandaşını bırakacaksın falan filan.
Sonradan onu kolaylaştırdı.
Çift vatandaş olabilirsin.
Hollanda hükümeti de kolaylaştırdı.
Peki siz geldiğinizde devlet bir yer bulup bir ev yerleştiriyor ya.
O yer sadece göçmenlerin yaşadığı bir yer miydi?
Neredeyse hiç Hollanda'nın yaşamadığı bir yer miydi?
Yok, bizim bulunduğumuz mahalle ve o ev hala duruyor.
Bizde de artık başka insanlar oturuyor.
Herkesin oturduğu mahalle, özellikle göçmenlerin oturduğu mahalle olsun diye bir şey yok.
Ama şöyle bir şey, başka mahallelerde görüyordum, bizim mahalleler biraz baya karışıktı.
Karışık derken Hollanda'da insanlar baya vardı.
Ama bazı mahallelerde daha da ucuz evlerde, özellikle Türk veya yabancı insanlarla oturduğu insanları görüyorduk.
Sanırım... Evlerin ucuzluğundan dolayı böyle insanları çekiyordu.
Ama onu özellikle söylemem gerekiyor.
Benim bildiğim kadarıyla buraya özellikle yabancılar oturacak diye öyle bir şey yoktu.
Bir bölge var ve sadece göçmenleri buraya yerleştirelim değildi yani.
Yok ben onu hiçbir zaman duymadım ve şey yapmadım.
Peki geldiğinde burada hani...
Türkiye'li arkadaşlar edinme imkanı oldu mu çocukken?
Yoksa hani kaynaşabildin mi?
Hollandalı çocuklar ya da Hollandalı insanlar seni içine alıyorlar mıydı hemen?
Yaş taşım o dönemlerde mahallede yoktu.
Zaten gittiğim okulda hep yabancılar okuyordu.
Çünkü hepsi göçmen çocuklarıydı.
Sade Türkler değil yani.
Brezilyalı, İspanyalı, farklı ülkelerden insanlar geliyordu.
Filipinlerden bile. Hayatımda duymadığım ülkelerden insanlar geliyordu o dönemlerde.
Bizim o okulda dediğim gibi Hollandalı insanlar pek yoktu.
Hollandalılarla daha sonraki gittiğim okullarda biraz karışık yani Hollandalı insanlar da vardı.
Çok fazla şey çekmedim orada aslında.
Her bir dışlanma olayı falan da.
Başka bir okula gittiğimde yani şöyle söyleyeyim.
Hollandalılar çoğaldıkça biraz böyle sanki zorluk çekmeye başlıyordum.
böyle kırıcı şakalar falan yapıyorlardı.
Ne bileyim neden çöp tenekesi yeşil falan diye böyle espri yapıyorlardı.
Bir tanesi hiç unutmam onu. O dönemler çöp tenekeleri yeşildi sokakta.
İşte ne bileyim işte Türkler oradan yemek yiyor falan böyle saçma bir şaka böyle kırıcı şakalar yapıyordu kimileri.
Ama hani zaman zaman oluyordu ufak tepek ama yani.
Peki ne sıklıkla buraya geldikten sonra Türkiye'ye gitmeye başlayabildin?
Yani Sanırım 3 yıl sonra herhalde ilk defa Türkiye'ye gidebildik.
Buraya ilk geldikten sonra.
Ondan sonra genelde 2 senede bir Türkiye'ye gidiyorduk.
Yani büyük bir aile, tek bir babaya dayanan bir bütçe mutlaka zor.
İki yılda bir gidiyorduk.
Daha sonraki yıllarda kendi başıma kaldığım dönemlerde yine öyle iki yıl bir şey yaptı.
Ama şimdi artık her yıl veyahut da yılda iki defa falan gidebiliyoruz.
Türkiye'ye peki neye gidiyordun abi?
Aile, akraba, anneanne, babaanne gibi bir şeyler mi vardı?
Yoksa Trabzon'u sadece görmek için neydi yani gidiş?
Gidiş biraz dediğin gibi.
Akrabaları, Özlem'e, teyze, babaanne, anneanne, hayatta ne varsa onları görme.
Yani gittiğimizde hepsini böyle tek tek gezerdik.
Ama ben kendim kaçamak yapmaya çalışıyordum.
Yani kaçamak derken başka şehirlere gitmek istiyordum.
İmkanım olursa Trabzon'un dışına gidiyordum.
Ve daha sonradan da bunu sürekli yapıyordum.
Peki şu an şey var ya hani insanlarda işte Amerika'ya göç etmek, American Dream falan diyorlar ya.
Hani Amerikan rüyası, Amerika'da yaşam bilmem ne.
Hani işte oraya gidince herkes çok zengin olacak, ev alacak, araba alacak falan.
Amerika ile ilgili böyle şeyler var.
O dönemlerde sen...
Buraya çocukken geldin gerçi ama hani Türkiye'de yaşayan insanların ya da buraya göç ettiğini bildikleri halde Hollanda'ya gidelim aman Avrupa'ya gidelim Avrupa rüyası gibi şeyler çok var mıydı?
Yani sen çocuk olarak ya da böyle 13-15 yaşında bir ergen bir birey olarak aman Avrupa'ya gidince hayatımız değişecek daha farklı daha kaliteli bir yaşamımız olacak gibi şeyler düşünüyor muydun acaba?
Ya çok fazla hayal bir şey etmiyordum açıkçası kendim.
şey olarak ama tek bir şey biliyorduk.
Babam uzun süre burada kaldığı için yani artık bu yalnız adamın kalması pek iyi değil.
Biz öyle veya bir gün gideceğiz.
Yani benim hatırladığım kadarıyla böyle bir yıl bekleme gibi bir şey oldu böyle buraya geliş dönemi.
Yani benim Hollanda rüyam şöyle olacak böyle olacak diye bir şey hayal etmiyordum.
Öyle bir şeyim yoktu.
Peki. Baba burada 18 yıl çalıştı ya 18 yıl size para gönderdi değil mi?
Evet evet. Peki siz mesela ayıp mı bunu sormak mı?
Ne kadar para gönderiyordu da hani ev mi alınıyordu araba mı alınıyordu?
Siz Türkiye'de çok mu iyi şartlarda yaşıyordunuz ki?
Yani... Normal, düzenli bir hayatımız vardı.
Öyle iş falan döndürmüyorduk.
Öyle bir şeyimiz yoktu.
Okula gidiyorduk, eve geliyorduk.
Normal insanlar gibi yaşıyorduk orada.
O şekilde. Peki sen Türkiye'ye 3 yıl sonra gitmişsin ya.
Sen gittiğinde peki Türkiye'deki insanlar sana nasıl davranıyordu?
15-18 yaşında gittiğinde.
O dönemler çok da olmasa daha sonraki yıllarda insanların bize bakışı değişmişti.
Yani bizi böyle... Siz Avrupa'ya gittiniz, zengin oldunuz.
İyi ki gittiniz falan filan.
Daha sonraki yıllarda bir hayli böyle bizi bayağı böyle hor görmeye başlamışlardı.
Hatta bir yerde fiyat sormaya bile korkuyorduk ki.
10 yerine 20 söyleyecektik ki öyle oluyordu.
Taksiye binmeye korkuyorduk İstanbul Havaalanı'nda.
Lan bu adam bizi soyacak.
Yani onları bile yaşadık.
Yani bu tip şeylerle karşılaştık.
Zengin miydin peki? Yok ki.
Burada babamız bize ne veriyorsa daha sonra kendi paramızı kendimiz kazanıyorduk.
Ama yani şeydi.
Yok. Türkiye'dekilerin hayal ettiği bir zenginlik değil yani.
Peki okuyabildin mi abi?
Yani hani buraya geldin ve burada dilediğin gibi bir okulda okuyabildin mi?
Yani okul hayalin var mıydı Türkiye'de?
Çünkü Almanca okumak ortaokulda.
Biraz okudum diyebilirim ama.
Geriye baktığımda daha fazla okuyabilirdim.
Eğitim olarak Türkçe'ye çevirdiğin zaman ticari tesis bazında bir okulu bitirdim.
Yani burada diyorlar ya diploman var mı?
Oradan diploman var. Daha sonra iki yıllarda bayağı böyle yetişkin olduğum dönemde yüksek okula gittim.
Bir yıl hukuk okudum.
Dedim ya bu hukuk kafama takıldı okuyacağım bunu illaki diye.
Öyle bir şey okudum.
Ama yıllar sonra geriye baktığımda şöyle bir şey yani.
Konuşmanın başlangıcına biraz sanki oraya değindiğim gibi.
Okumak şöyle oluyor mesela.
Okula gidiyorsun ama anne baba belli bir şeylerde seni yönlendirebilmesi gerekiyor.
Destek verebilmesi gerekiyor.
Senin bir hikayeni dinlemesi gerekiyor.
Bir matematik, bir yazıda sana yardım edebilmesi gerekiyor.
Edemezse... bir yere göndermesi gerekiyor.
Sonraki yıllarda mesela bizim çocuklarımız için ne bileyim kursiyerleri oldu veya kendimiz destek verdik.
Mesela benim çocuklarım ikisi de birisi üniversiteyi bitirdi, birisi yüksekokul bitirdi.
Onu ben de yapmak isterdim.
Ama ben kendi çabamla bu kadar yapabildim.
Eğitim şey öyle oldu.
Peki şeye geleceğim aslında.
Eğitim aslında bir şekilde başka bir hayat biçimi de seçmişsin sanırım.
Hani buraya İşçi göçüyle göç etmiş bireylerin birçoğunun çocukları ya da ailesi gibi de bir hayat biçimin olmamış.
Sonuç itibariyle sanırım şu an bildiğim kadarıyla şiir yazıyorsun, şairsin.
Ve kendine ait bir vakfın var.
Ve hani sanatla da çok ilgilenmişsin ya.
Peki bu buradaki topluluğun...
Türk-Hollanda topluluğu ikisinde fark etmez.
Çok da kabul ettiği bir şey miydi?
Sen nasıl böyle bir yola geldin?
Sonuç itibariyle Trabzon'dan gelmişsin, çok küçük yaşta gelmişsin, Hollandaca öğrenmişsin ve şimdi baktığında şiir yazıyorsun, şairsin ve bu süreç nasıl oldu peki abi senin için?
Bunu şöyle anlatabilirim.
Ben yaklaşık şimdi 17-18 yıl önce bir tiyatro kurumu vardı.
Bir arkadaşım vasıtasıyla ya dedim tiyatrocu arıyorlar falan dedim ben dedim.
Tiyatro anlamam ki bir şey bilmiyorum.
Ya git dedi falan. Uzun lafın kısası oraya gittim takıldım.
Anlatım metotları işte sahneye çıkıyorsun bir şey anlatıyorsun.
Bu tiyatro. Bu tiyatro mu dedim.
Okey. O sürekli bunu yaptım ve yaklaşık 12 yıl yaptım onu.
Bir hayli çalışıyorduk böyle.
Tiyatro okumadım ama. içimde olan bir mücevher dışarı çıktı.
Yani az önce eğitim dedik.
Keşke o dönemlerde birisi bana keşfetseydi de tiyatro okusaydım veya ona benzer bir şeyler okusaydım.
Çünkü okul çağlarımda mesela hep şeyi severdim işte.
Okul bayramları böyle okul kapanışı eğlencesi falan orada oldu.
Hep ben bir şeyler iş yapacağım, organize edeceğim.
Onları hep severdim. Veya bir okul gazetesi çıkardı.
Oraya bir küçük bir güneş bir şey yazmak isterdim.
Onları severdim öyle şeyleri.
Sonradan düşündüm de ya bunlar benim içimde vardı.
Bana Böyle bir zid teatır şey oldu, bir sebep oldu.
Ve onu geliştirdim.
Benim hayatımı bayağı yenilendirdi.
İyi ki yaptım. Çok yoruldum dönemlerde oldu.
Çünkü böyle sürekli aynaya bakıyordum.
Yani öyle bir şey oluyordu zaman zaman.
Bunun beraberinde şiir okumayı seviyordum Türkçe.
Çok fazla yaygın olmasa bile.
Bir gün böyle kafamı tak etti.
Dedim ya Hollanda'da şiir yazacağım falan diye.
Bunu bir deneyim dedim. Kendim yazdım ama böyle acayip korkuyorum.
Terler böyle şıpır şıpır akıyor.
Hem yazıyorum hem de böyle ulan diyorum nasıl olur?
Bunlar insanlar şimdi okursa duyarsan ne olacak böyle?
Sanki çırılçıp bakılırsın ya böyle bir his var.
Ulan ne olacak benim her şeyimi görecekler.
Bir arkadaşıma veya tiyatroda birisi okur musun diyorum falan.
Ama kimse görmesin falan diyorum.
Bir şey de yazmadım içinde. İşte oradan buradan havadan sudan.
Bir iki denemelerim oldu ve dolayısıyla işte Hollanda'da yazmak da zor.
Çünkü bazı kelime hataları, kelime oynamaları, hataları, kaymaları falan başlarda öyle oluyordu.
Şimdi artık onu da çözdük büyük bir ölçüde.
Bir iki denemem oldu.
Özellikle kişilere özel şiirler yazıyordum.
O insanlar bayağı hoşlarına gitti.
Bu beni motive etti yazmak için ve arkasından yıl 2000...
2015-2016'ya geldik.
Amsterdam West bölgesinde küçük bir belediye vardı.
Şimdi New West geçiyor ama New West'te dört parçaydı.
O belediyenin Közfeldsrottemir dediğimiz yani Planköklü Peşit çevresi belediyesi için.
Hatta ben bir fikir ortaya attım.
Bunu başka insanlar aldı.
İşte mahallemize şair gelmesi lazım.
Mahalleye bir sesimizi duyurması lazım falan böyle bir şeyler.
O fikir alındı, belediye tarafından yasallaştırıldı ve ilk resmi şair ünvanı almış oldum.
Bir yıl festivaller oluyordu ve yeni bir ağaç diktiler.
O ağaç için bir şey yazıyordum veya herhangi bir semt evinde bir şey var, gönülleri memnun etmek için onlara bir şiir yazıyordum.
Kornelist Leyla'nın da bir tane öğrenci evi falan yapıldı öğrencilerin kalmak için.
Direkt yere vuruluyor.
Ben şiirimi okuyorum titreyerek.
Sanki dua okuyorum. Böyle bir komik şeyler oldu.
Ve bir yıllık bir resim, bir görevdi.
Arkasından bunu ben devam ettirmem gerekiyor.
Bunu hoşuma gidiyor.
Bir arkadaşla, birkaç arkadaşla beraber vakıf kurduk.
House Derletre yani Edebiyat Evi dediğimiz vakıf kurduk.
Bu vakıftaki amaç sırf şiir yazmayı, hikaye yazmayı anlatmak, paylaşmak ve hala devam ediyor.
Yani burada başka sanat dalları ile insanlarla buluşuyoruz.
İşte ne bileyim müzik olabilir.
ressamcılık olabilir, tiyatro olabilir ve o şekilde devam ediyor.
Müthiş sef kalıyorum.
Hem kendim biraz yazmaktan hem de organize etmekten.
Çok güzelmiş ya. Bir sürü soru oldu şimdi kafamda.
Peki ilk önce şununla başlayayım.
Bir yılda belediyenin çalışanı gibiydin ya seni fonladılar mı?
Yani baya resmi bir çalışan gibi miydin?
Aslında resmi bir görev yani.
Belediye dokümanlarını araştırırsan arşivde isim geçiyor orada.
Ve de hala öyle söylüyorlar.
Ya işte stats diktir diye.
Bu proses 3 yıl devam etti.
Benden sonra 2. 3.
Ondan sonra o iş söndü.
Maaşım falan yoktu.
Hiçbir para almıyordum.
Sadece yani bir yere gittiğim zaman havam vardı.
Stats diktir falan filan.
Kapılar hemen açılıyordu bana. Bana böyle herkes siz diye hitap ediyordu.
Sokakta insanlar benim Gökhan diye isim bilmiyorlardı.
Heydihtir diye çağırıyorlardı.
Ve de hala öyle.
Sonra da bitinde böyle küçük bir meblağ atıyorum 200-200 bir miktarında bir şey vermişlerdi.
Çok güzel. Burada aslında gönüllülük gibi bir şey çok normal ya.
Yani Senin de buna adapte olduğun bir şey o zaman bu.
Hani gönüllü olarak bu işi yaptığın, gönüllü olarak orada var olduğun.
Ben onu evet doğru bir tespit gönüllü olarak ama ben onu gönüllü yanlı o dönem düşünüyordum da düşünmüyordum.
Çünkü benim orada şeyi kendimi şair olarak kabul ettirme şeyim vardı.
Ben bunu biraz tecrübe yaptım ama ben şimdi bunu daha büyük yani sokaktaki insanlardan...
O dönemlerde o mahallede 40 bin kişi yaşıyordu.
40 bin kişiye sunabileceğim bir şey yani.
Ben bunu yapabilir miyim böyle?
Onu kabullendirmeye iki şey vardı.
Şair olarak insanları anlatıp bir de kendimi şair olarak ortaya koymamdı.
Yani ben uzun süre kendimi şair olarak dememiştim.
Ya ben şiir yazıyorum diyordum.
Ama şairim demiyordum.
Belli bir zaman sonra aa ben şairim ya.
Ve bunu söylemeye başladım.
O şekilde oldu. Ama şöyle bir şey de var.
Evet Hollanda içerisinde gönüllülük şeyi yerleşmiş.
Hani gönüllü işler yapmak, gönüllü bir yerde çalışmak bu birçok şeyler o şekilde dönüyor doğru.
Peki bunlardan önce ne iş yapıyordun abi?
Yani mesleğin neydi, nasıl hayatta kaldın, sonuç itibariyle büyüdün, okudun ve bir şeyler yaptın.
Hukuk okudun dedin. Evet bir yıldır yüksekokulda hukuk okudum.
O dönem hukuka bağlantılı işler yapmak, çalışmak istiyordum.
Kısa bir dönem. Hukuk destekli bir işim oldu ama devam etmedim.
Benim özellikle yaptığım işler ofis, administration yani muhasebe tarzı işler de yaptım.
İşleri çalıştım. Son...
2-3 yıldır biraz onu değiştirmeye çalıştım.
Social Domain dediğimiz yani sosyal içerikli insanlara danışmanlık tarzı, işte iş bulma konusunda danışmanlık veya bazı insanların sosyal içerikli desteğe ihtiyacı
olduğunu, VMO ve matkaplık son harfi unuttum şu anda ama VMO bir şey yasağı.
Orada insanlar sosyal ilişkide destekler arıyor.
O bağlamda bir eğitim aldım.
Bundan 3-4 yıl önce o tarafa kaymaya çalıştım, çalışıyorum.
Yani orada o yönde çalıştım.
Çok güzel bir şey. Peki kendine ben göçmenim diyor musun hala?
Ben hiç onu kullanmıyorum.
Artık buralı mısın diyorsun.
Göçmen hissetmiyor musun hiç?
Birisi söyleyene kadar ben onu söylemiyorum.
Ben kendimi göçmen hissetmiyorum.
Yani göçmen kelimesini...
Böyle tartışma programı gibi bir şey olursa orada kullanıyorum.
Ben buralı bir Türk'üm diyorum.
Görmek istemediğimden değil.
Burası bir nevi benim ülkem.
Yani Türkiye'de benim ülkem ama burası daha çok benim ülkem.
Tabii ki şey gibi bir yerden de bu son dönemlerde çok kullanılıyor.
Aslında göçmen bir nevi buraya göç etmiş ama geri dönmeyi de düşünen.
gibi bir yerden. Mesela sen geri dönmeyi düşünüyor musun Türkiye'ye bir yerde?
Bundan 15-20 yıl kadar önce böyle kendi kendime hep her 5 yılda bir plan yapardım.
İşte döneceğim falan diye.
Veya Türkiye'de şu işi orada kursam o iş orada yok.
O işi orada kırayım. Çünkü bir ara böyle iş kurmak hayalinde şey yapıyordum.
Şimdi hiç öyle bir düşüncem yok.
Ben diyorum dönersem nasıl döneceğim diyorum kendi kendime.
Dönerim sıkıntı değil o de.
Herhangi bir problemim yok.
Peki buranın siyasetiyle haşır neşir misin?
Yani biliyor musun siyaseti takip ediyor musun?
Oldum. Çok içindeydim.
Çünkü 5 yıllık meclis üyeliği yaptım.
Amsterdam'ın resmi bölgesinde.
Tam içindeydim. 5 yıl sonra yeter dedik artık bıraktım onu.
Meclis üyeliği ne oluyor? Amsterdam'da o dönemde 14 tane semt.
belediyeleri vardı. Şimdi Merkez Belediyesi var.
Stolper'da dediğimiz Merkez Belediyesi.
O dönemlerde dört taneydi.
Şimdi onu yediye indirdiler.
Yani mahalleleri birleştirdiler.
Şimdiki Vest bölgesinin meclisi var yani.
Meclis üyesi olarak seçiliyorsun.
Yani seçimler olduğu zaman Gökhan Aksoy orada ismi yazılıyor.
Millet sana oy veriyor.
Yeterli oy alıyorsan seçiliyorsun.
Meclis üyesi oluyorsun. Peki Amsterdam'ın bir belediye başkanı var genelin.
Evet. Peki o bölgelerin meclisleri mi karar veriyor o bölgeden olacağını yoksa Amsterdam Belediyesi mi karar veriyor?
O dönemde öyleydi.
Şimdi biraz böyle şeyi değiştirdiler.
Yönetim sistemini değiştirdiler.
Şimdi daha oyun dörtten yediye indirdiler.
Fakat karar mekanizması tam anlamıyla onların elinde değil.
Biraz böyle advisor böyle şey diyor ki işte bu mahallede şu olması gerekiyor.
Gönderiyorlar ona büyük belediye.
Okey bakalım olur mu olmaz mı?
olur diyor. Öyle karar veriyorlar.
Sanırım her arada belli bir meblaya kadar kendi karar verme yetkileri var gibi.
Öyle tahmin ediyorum. Çok güzelmiş.
Kendi içinde küçük bölümleri ayırıp onların kararı...
Öyle tahmin ediyorum. Çünkü son dönemlerde çok fazla takip etmiyorum açıkçası.
Çünkü sen de fark ettiğin gibi işte kendimi sanatta nasıl daha geliştirebilirim?
Şiir, anlatım, hikaye, tiyatro.
Böyle sürekli bir... Bir yerde bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.
Peki biraz da siyasetin içinde olmuşsun ya.
Geçmişle ilgili aslında bir sorum var.
İlk başta yazmıştım bunu da.
Şeyi çok duyuyorum. Ben böyle sizin döneminizdeki göç etmiş insanların bana çok yardımları oldu aslında ben buraya ilk geldiğimde.
İbrahim abi gibi insanlar bana çok burada kol kanat geldiler.
Onlardan duyduğum şey... Gülden döneminde aslında Hollanda çok iyiydi.
Evet doğru. Ve Gülden'den sonra Euroya geçtikten sonra çok bozuldu her şey ve ekonomi çok değişti.
Her şey çok gitti. Bununla ilgili böyle söylemek isteyeceğim bir şeyler olabilir mi?
Bunun etkisi nedir? Yani siz o zamanlar nasıldınız da şimdi daha ne olduğunu değişti.
Evet çok doğru. Çünkü bir Gülden 2.236.
Yani bu şekilde hesap edildi.
Bu sabit bir şey.
Bunlar bu güldeni değiştirirken onu biraz böyle ucuz hesaplattılar.
Çünkü Almanya'daki insanlar onlarla biz karşılaştırdığımız zaman onlar o kadar zorluk çekmiyor.
Çünkü onların o hesaplama şeysi daha farklı oldu.
Zaten genelde çünkü çoğunluk Almanya'da olduğu için onlarla hep karşılaştırıyoruz.
Onların maaşları Hollanda'dakilerden biraz daha yüksekti.
Bu hep böyleydi. Mesela bir örnek verelim.
Markete gittiğinde bir kilo domates bir gulden.
Şimdi bir kilo domates bir euro.
Bu demektir ki iki gulden iki yirmi altı cent.
Fark ediyor musun?
Şimdi insanların maaşı diyelim atıyorum o dönemlerde bin beş yüz gulden.
O bin beş yüz guldenle adam çok şey alıyordu.
Şimdi bir 500 güldeni ürüğe çevirsen yarısı eder.
Peki neden böyle bir şey kabul etmişler?
Bilmiyorum işte şey yapmışlar karar verdiği bir şey yani bizim dışımızda olan bir şey.
Bir de fiyat şeysinde ben şimdi şöyle bir karşılaştırma yaparım.
Zaman zaman dışarı bir yerde pizza yeriz.
Bir pizza hiç unutmam 5 ila 10 gülden arasındaydı pizza.
Şu anda bir pizza 17 veya 10 euro diye bana sen.
En ucuz 10 euro pizza bulamazsın.
10 euro pizza demek 22 gulden.
Düşünebiliyor musun? Cebinden para böyle akıp gidiyor.
Sen parayı tutamıyorsun.
Halbuki aynı şeyi yapıyorsun. Ve kiralar da tabii ki şey oldu biraz son dönemlerde.
Sosyal veya devlet destekli evler vardı.
Bunları bir çoğunu yıktılar.
Yıkınca tabii yeni evler atıyorum 500 güldense 500 euro oldu.
Şu anda bir kiralık ev bile 1000 euroya bulamıyorsun.
O zaman 1000 euro demek veya 1000 gülden demek olmaz ki.
Adamın maaşı 1500-2000 lira değildi.
1800 liraydı. Onlarla döndürmesi gerekiyordu.
Çok ilginç. Peki burada mesela 40 yıldır buradasın ya.
Şu ülkede şundan memnun değilim dediğin şey var mı?
Ya da bir şeyler var mı? Ya bunlar böyle olmamalı, böyle gitmemeli.
Geldiğinde de böyleydi ya da hala böyle ya da şu an böyle olan bir şey var mı?
Ya memnun olmadığım şey aslında iki şey var.
Birisi bazı Hollanda partilerin böyle ırkçılığa, ayrımcılığa dayanık bir şeyleri şey yapması.
Halbuki Hollandalıların geneli ben yine iyi niyetli insanlar olduklarını düşünüyorum.
Tabi aralarında böyle ırkçı insanlar vardır her zaman.
O baya arttı böyle ayrımcılık üzerine siyaset fikir üretmek.
Bundan yani 10 yıl kadar önce imkansız bir şey böyle bir şey olması.
Peki her şeyi çok duyuyorum böyle son dönem göç etmiş insanlarda.
Buradaki sağlık sisteminin çok kötü olduğunu ve en çok aslında insanların şikayet ettiği şey hava durumu ve sağlık sistemi oluyor.
Doğru. Bunlar mesela seni rahatsız ediyor mu?
Hava durumunun böyle olması ya da sağlık sisteminin böyle olması.
Yoksa sen alıştın ve bunun aslında bir yolunu bir formülünü biliyorsun.
Sağlık sistemi çok eski yıllarda yani 30-40 sene önce.
Burası Türkiye'ye karşılaştırdığımda süper.
Aslında belli bir ölçüde de hala iyi olma şeysi organizeli.
Ama Türkiye'de atıyorum bugün gittim bugün birine bir yardımcı olabilirsin veya...
en kötü ihtimalde 3 gün beklersin.
Burada bir insan bir araştırma yaptırdığında vücudununla alakalı bir sorun olduğunda 2-3 hafta bir sonucu bekliyorsun.
Tabii bu Türkiye'yi insanlara karşılaştırdığın zaman yani sağlık sistemi ödediyorsun.
Bir de şey sağlık için doktor ziyareti falan bunlar için ödediğimiz meblolar çok yüksek.
Önceden rakamı bile unuttum.
Şimdi yani bir kişi kendisini sigorta yaptırdığı zaman Şu anda kaç, 170-180 yürüyor vardı neredeyse bir kişinin aylık maliyeti.
Ki o da yetmiyor, aylıktan da ek şey yapıyorsun.
O biraz ağır bir yük.
Hava durumuna alıştık biraz ya.
Doğru, ilk bir dönemler böyle ne yapayım insanlar niye bir şikayet ediyor havadan.
Biraz haklı da burada yağmur bol olan yer ama...
Ben alıştım ama çünkü yağmur bol olan yerden geldim.
Evet doğru. Ama anlıyorum onları havadan şikayet edenler çünkü.
Bir yağmur oluyor ve pardon bir güneş hemen dönüyor böyle yarım saatte.
Çok ilginç bir şey oluyor yani.
Ani bir dönüş. Peki yavaş yavaş sona geleceğim.
Sona gelmeden önce birazcık senin vakıftan birazcık daha detaylı bahsetmeni isterim aslında.
Hani Hollanda'ca şiir etkinlikleri yapıyorsun, Hollanda'ca hikaye anlatma etkinlikleri yapıyorsun.
Ve buraya örnek veriyorum bu etkinliklere bizi çok fazla sonradan göç etmiş Türkiye'li insanlar dinliyor.
Mesela onların da gelip kaynaşabileceği, adapte olabileceği.
Muhakkak, muhakkak. Tabii ki şimdi bizim konuşma dilimiz Hollanda'cı fakat çok dilliyiz yani.
Ben programlarımda Türkçe şiir okuyan veya anlatım yapmak isteyen insanlar gelebiliyor kapı açık.
Başka dillerde hatta Rusça, Çince henüz olmadı.
Arapça bir defa falan oldu.
Yani insanlar tecrübesini verdikten sonra sorunu yok.
Ağırlık oğlanın acı oluyor çünkü o insanlara ulaşmak daha kolay oluyor.
Evet, şiir seven insanlar var bizden de ama çok yaygın değil.
Sonradan gelen bir akım var.
Onların sevdiğini düşünüyorum.
Onlarla da biraz daha fazla buluşacağız gibi geliyor bana.
Harika, güzel. Bu podcast kanalının altına senin vakfın, şiir kulübünün yerlerini etiketleriz.
Oradan belki takip etmek isteyenler takip ederler, sana yazarlar.
Olur, olur. Hatta 6 Haziran'da Amsterdam North'taki kütüphanede, Van der Beek kütüphanesinde
programımız var. Bir Türk arkadaşımızla hatta sen aracıyla tanıştık bir şey yapacak.
Tiyatral bir şiir böyle güzel bir sunum yapacak.
Onun dışında sazcaz şiir güzel bir aksan olacak.
Harika teşekkür ederiz. Peki son soruma geleceğim.
Bize bu vakıfta yazdığın bir tane Hollandaca şiirini okumak ister misin abi?
Bir şiir okuyabilirim sana.
Türkçeyle başladık. Belki bir Hollanda'ca şiir de hani.
Olur. Birçok şiir yazdım.
Bunları farklı kitaplarda alındım ama ahiretten bir tane kitap çıkaracağım bu arada.
Bu yıl içerisinde çıkacak.
Harika. Stüdyomuzda koyarız.
İnşallah. Bahare geçtik ama yazdan önce artık ya da yaz sonrası gelecek.
Okuyacağım şiirin sadece başlığını tercih edeyim.
Primal Elik Ağacı anlamında.
Altyazı M.K. Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Teşekkür ederim Gökhan abi.
Aslında kapatmanın önce son bir sorum var.
Herkese sorduğumuz bir soru.
Bavulunda ne getirdin gelirken?
Hatırlıyor musun 13 yaşında?
İyi bir soru. Neden getirdim bilmiyorum ama bir iki tane okula ait kitap getirmiştim.
Sosyal bilgiler kitabı öyle bir şey.
Ne işe yarayacağını bilmiyorum ama getirmiştim.
Çok tatlı. Peki 3 yıl sonra gittin ya.
Evet. O zaman ne götürdüğünü hatırlıyor musun hiç?
Oradan buraya. Buradan oraya.
Buradan oraya... Zor ya.
Ne bileyim böyle çikolata tarzı şeyler ya da şu an hatırımda kalan yok açıkçası.
Şunu getirdim falan diye.
Ama böyle çikolata böyle...
O tarz şeyler her zaman olmuştur da.
Oradan buraya ne getirdim?
Oradan buraya fındık getiriyordum.
Çok tatlı. Fındık ben de getiriyorum.
Teşekkür ederim. Sen de teşekkür ederim.
Bugünkü podcastımızda Gökhan Aksoy vardı.
Şair kendisi. Teşekkür ederiz zaman ayırıp geldiğin için abi.
Sen de sağ ol. Görüşmek üzere.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın. İyi günler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
