
Ece’yle, eşi ve iki köpeğiyle birlikte kurdukları yeni hayatın hikâyesini konuştuk.
Göçün sadece valizlerle değil, birlikte yaşadığımız canlarla da nasıl yaşandığını paylaştı bizimle.
Ev kurmanın, alışmanın ve yolda olmanın küçük ama çok gerçek anlarına birlikte baktık.
instagram: @its.eceirmak
tiktok: @eirmaku
Transkript
Burası Bavul'da Ne Var podcast kanalı.
Şu an Amsterdam'da Kumpanya Performing Arts'ın stüdyosundayız.
Bugünkü konuğumuz Ece Irmak.
Selam, hoş geldin. Selam, hoş bulduk.
Nasılsın? İyiyim, sen nasılsın?
Ben de iyiyim, koşturmaca.
Ece mi diyeyim, Irmak mı diyeyim?
Ben iki ismimi de çok seviyorum.
İkisini de kullanabilirsin. Aynı anda, ayrı ayrı.
Tamam. Peki, bize birazcık kendinden bahseder misin?
Ben birazcık bir şeylere hakimim ama ne kadar doğru, ne kadar yanlış.
Sanırım hepsinin daha net öğrenildiği bir kayıt oluyor bunlar.
Böyle bize biraz kendinden bahsedersen.
Tabii hemen başlayayım.
Ece Irmak benim adım.
28 yaşındayım. Ondan sonra Hollanda'dan katılıyorum yayınımıza.
Bir yılı biraz geçkin bir süre önce Türkiye'den Hollanda'ya göç ettim.
Ondan sonracığıma psikoloji bölümü mezunuyum.
Ama şu an mesleğimi icra etmiyorum.
Şu an aktif olarak çalışmıyorum da aynı zamanda.
Bu şekilde özetleyebilirim.
Nereden mezun oldun? Nereden geldin Türkiye'den?
Mevfi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum.
Kadıköy'den geldim.
Buraya taşınmadan hemen öncesinde Kadıköy'de yaşıyordum uzun yıllardır.
Ondan sonra Yorç Parkı'nın orası diye hatta detay da verebilirim.
Kadıköylü hemşerim.
Peki bir yıl önce göç ettin buraya.
Neresine geldin Hollanda'nın?
Neredeydin? Hollanda'nın Veldhoven.
diye bir bölgesine göç ettim ilk etapta.
Umarım doğru telaffuz etmişimdir.
Hala Hollanda cam çok iyi bir seviyede gelemedi.
Eindhoven'a yakın diyebiliriz.
İlk etapta oraya göç ettik.
Çünkü yalnızca orada ev bulabildik.
İki tane büyük ebatta köpeğimiz var ve bilmiyorsanız şöyle bir detay verebilirim.
Hollanda ne kadar hayvansever bir ülke olsa da işte hayvanlarla yaşamanın kolay olduğu bir ülke olsa da eğer siz bir kiracıysanız evcil hayvan kabul eden ev sahibi bulmakta zorlanabiliyorsunuz.
Biz de Funda diye bir emlak sitesinden ilk bulduğumuz evcil hayvan kabul eden eve atladık.
Yani taşındığımız yeri aslında hiç bilmiyorduk şehir olarak da, mahalle olarak da.
Öyle bir kumar oynadık diyebilirim.
Biz derken kiminle göç ettin?
Ben eşimle buraya göç ettim.
Kendisinin işi vasıtasıyla buraya göç ettik.
Ekspat statüsüyle Hollanda'ya geldi.
Ben de aile birleşimi vasıtasıyla buraya göç etmiş oldum.
Bir anda bir sürü soru birikti kafamda.
Aile birleşimiyle son bir yıl önce geldin ya, dil sorunu falan gibi şeyler oldu mu?
Dil sınavına girmen gerekiyor muydu?
Hayır, herhangi bir dil sınavına ya da başka bir sınava girmeden direkt vizeye başvurduk ve bana hem çalışma hem de oturma izni çıktı.
Çünkü kurallar değişmiş, acaba sen ona denk geldin mi diye?
Yok, ben spesifik olarak tarih vermem gerekirse Kasım'ın başında geldim.
24 yılında o zaman böyle bir istek yoktu.
Yani yüksek nitelikli göçmen statüsünde aslında işte eşim açıklamak gerekirse bu vasıtayla göçtüm.
Bu isim altında diyeyim kategori altında diyeyim.
Bu kategori altında herhangi bir sınav gerekmiyor.
Peki işi aynı doğum tarafında o yaşadığınız yerde miydi de oraya gittiniz yoksa?
Köpekler için mi oraya gittik?
Çok komik gerçekten sadece köpekler için oraya gittik.
Çünkü eşim Kerem diye bahsedeceğim.
Eşim demek biraz hala garip geliyor çünkü.
Kerem şirketini ya da işte çalıştığı alanı değiştirmeden buraya geldi.
Yani bir Türk şirketinde çalışıyor uzun yıllardır.
Hala aynı şirkette çalışıyor.
Çoğunlukla home office şeklinde çalışıyor aslında.
Burada Rotterdam ve Amsterdam'daki havalimanında projeleri vardı.
Aynı zamanda oradaki projelerle de ilgileniyor.
Dolayısıyla bir oturmuş bir ofis yok aslında.
Aslında bu şekilde özetleyebilirim.
Aslında siz gelmek için hani Hollanda'yı deneyimlemek için geldiniz.
Ve köpeklerle ev ararken de o süreçte neresi denk gelirse...
Aynen öyle oldu.
Biz aslında ikimiz de uzun yıllardır Türkiye'den göç etmek istiyorduk.
Kendimizi bildik bileli diyebilirim.
Maalesef ki. Ve 2017 yılında ilk defa yurt dışına çıktık beraber ve çok tesadüftür ki ilk geldiğimiz ülke Hollanda'ydı.
Amsterdam'da bir hafta kadar kalmıştık ve geldiğimiz anda gerçekten büyülenmiştik.
Daha sonrasında da 2-3 kez...
Daha geldik ve burada yaşamak istediğimize karar verdik ki bu süreçte Budapest'te, Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelere de gitmiştik.
Gözlemleme şansımız olmuştu ve en çok hakkımızda kalan ülke Hollanda olmuştu.
O yüzden günün birinde geleceğimizi biliyorduk aslında.
Hayal ettiğin ya da gelmek istediğin bir yere gelmiş olmak seni mutlu etti mi geldiğinde?
Yoksa yani hani geldim işte harika her şey çok güzel gibi geçti süreç nasıldı?
Yok hiç öyle olmadı.
Yani şöyle şu an dönüp baktığımda buraya yerleştiğim için gerçekten mutluyum ve beni birçok açıdan tatmin ediyor.
Ama göç kavramı başlı başına bir olaymış yani.
Aslında gelmeden öncesinde tabii ki bir tahminim vardı zorlanacağıma dair ama ben bu kadar da zorlanacağımı düşünmüyordum açıkçası.
Bir yere sonuçta ne kadar uzun süre kalsan da turist olarak gelmekle göçmen olarak...
Orada yaşamanın çok büyük farkı oluyor.
En basitinden benim her zaman ailemle ilişkilerim iyi ve kuvvetliydi ama ben bu kadar da yokluklarını çekeceğimi düşünmüyordum açıkçası.
Biraz elimden şu lüksün alınmış olması beni sarsı diyebilirim fark ettiğimde.
En basitinden bir telefon açıp alo anneanne sana geliyorum çayı demle diyemiyor olmak şu an mesela...
Beni hala çok üzüyor ve korkarım ki bu hissiyat hiçbir zaman geçmeyecek.
Bu yani göçün en surata çarpan kısmı zannedersem.
Yani dediğim gibi özetle göç psikolojisi beni zorladı ama Hollanda'da yaşıyor olmak bana iyi geliyor açıkçası.
Yani buraya gelince umduğumu bulamadım diye bir durum söz konusu değil.
Peki burada seni zorlayan spesifik olarak başka şeyler de var mı?
Yani hani sonuçta işini yapamıyorsun, başka zorluklar var.
Nasıl o zorluklar neler bir tek hani yakınlarının burada olmaması değildir herhalde.
Yok tabii ki değil ama en büyük zorlandığım kısım o part diyebilirim korkunç bir cümle oldu ama her neyse anlamışsınızdır diye umut ediyorum.
Yani şöyle bambaşka bir kültür bir kere insanların alışkanlıkları bambaşka genel olarak mizaçları bambaşka ki mizaçları bence hiç...
zorlayıcı değildi benim adıma.
Çok güler yüzlüler genel olarak Hollandalılar.
Çok yardımseverler. Hoş sohbetler.
Esprililer diyebilirim.
Ama bana kalırsa benim tecrübelerime göre Türk toplumuna göre ilişkilerini biraz daha yüzeysel tutuyorlar ve ne kadar seni iyi anlaşsalar sana arkadaş olsalar da çok da fazla kendi içlerini almıyorlar
diye düşünüyorum. Belki de bu benim 25 yaşında buraya göç ettiğimden dolayı olabilir sonuçta sonradan gelen bir insanım.
Onun haricinde Çok planlılar, çok düzenliler.
Aslında bu plan ve düzenli yaşam bana da iyi geldi.
Çünkü Türkiye'deki hayatım çok karmaşık ve kaos doluydu.
Burada kendi iç sesimi dinlemeye öğrendim ve kendimle kaliteli vakit geçirmeye öğrendim.
Evde vakit geçirmeye öğrendim.
Bu anlamda bana katkıları olmasıyla beraber biriyle bir plan yapmam gerektiğinde hele ki bu Hollandalıysa haftalar öncesinden onu belirlememiz ve saati dahil sözleşmemiz gerekiyor dakikasına kadar.
Buna alışmak beni zorladı hala da çok.
alıştığımı söyleyemem açıkçası.
Onun haricinde tabii ki Hollanda'ca bilmiyor olmak da büyük bir dezavantaj.
Her ne kadar Avrupa'da en çok İngilizce konuşulma oranına sahip olan ülke olsa da ve her şekilde ömrünü sadece İngilizce konuşarak bu ülkede geçirebilecek olma imkanına sahip olsan da yine kötü bir
cümle oldu affedersiniz. Yine de mesela iş ararken bu senin önünde bir engel olarak karşına çıkıyor.
Ya da mesela işte sokakta karşılaştığında İnsanlar sana laf atabiliyor iyi anlamda söylüyorum muhabbet etmek için.
E şimdi anlamıyorsun İngilizce konuşabilir misin dediğinde o aradaki ambiyans bozuluyor falan yani.
Ki ben normalde gördüğün üzere çok konuşkan bir insanım ve bu konuşkanlığımı bu ülkede yaşayamıyor olmak beni biraz üzüyor.
Elbet bir gün konuşmaya başlayacağım diye umut ediyorum.
Daha tazisin bence ya. Öğrenirsin eğer istersen.
Herhalde bilmiyorum ben bilmiyorum konuşamıyorum.
Zor geliyor bana.
Onlara şu muhabbet biraz zorlayıcı.
Ya ben taklit ederek konuşabiliyorum birazcık.
Hroningen ya da işte başka şeyleri söyleyebiliyorum yani.
Ama hani oturma, çalışma böyle bana çok zor geliyor.
Tembellikten yani. Ama ben çok böyle iyi konuşanlara çok denk geldim.
Sonradan göç edip çok böyle iyi konuşan böyle 3-5 yıl önce göç edip.
Çalışmakla alakalı sanırım ya.
Bu psikoloji mezunusun ya burada işini yapamıyor musun?
Yani açıkçası ben psikoloji bölümünden mezun oldum.
Ama... Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra psikolog olarak Türkiye'de de çalışmadım aslında.
Yani öğrencilik dönemlerimde ve mezun olduktan hemen sonrasında çok güzel projelerde yer aldım.
İşte mesela Alzheimer'lılarla çalıştım, disteksi çocuklarla çalıştım.
Daha öncesinde özel ve devlet mental hastanelerinde çalıştım.
Yani çalıştım derken aslında staj yaptım hastanelerde.
Dolayısıyla Türkiye'de de bu anlamda çalışmadığımdan dolayı buraya da tecrübesiz olarak gelmiş oldum sonuçta.
Ve bir dil bariyeri var. Burada bir de psikologların birkaç tane farkı Farklı isim altında, statü altında çalışma durumları var açıkçası.
Bir tanesine dediğim gibi...
Hollanda'ca konuşabiliyor, yazabiliyor ve en üst seviyede olman gerekiyor.
Yani C2 diyebilirim açıkçası.
O yüzden o işlere daha hiç girmedim.
Nasıl ilerleyebileceğim hakkında hiçbir fikrim yok.
Psikoloji mezunuyum. Evet çok severek okudum ve dediğim gibi dolu geçirdiğim bir öğrencilik hayatım oldu.
Ama şu an artık çok da emin değilim.
Spesifik olarak psikoloji alanında ilerlemek isteyip istemediğimden.
Öncesinde klinik psikolog olarak çalışmak istiyordum.
Öğrencilik sürecimde özellikle.
Birçok psikoloji öğrencisi gibi.
Ama şu anda dediğim gibi farklı yollara denemeye de açığım.
Şu an çünkü kendimi tekrardan tanıma aşamasındayım.
Hayatım tamamen alt üst oldu diyebilirim ama iyi anlamda yani alt üst oldu, ters yüz oldu artık.
Her şeyi diyebiliriz yani. Bilmiyorum soracak mıydın ama ben yine de söyleyeyim.
Burada bir kafede çalışma deneyimim oldu bu süreçte.
Güzel bir deneyimdi benim için.
En basitinden senin saatlik alacağın...
Ücret devlet tarafından belirlenmiş ve bu ücretten daha düşük bir maaş veremiyor sana işveren.
Aynı zamanda çalıştığın ilk günden itibaren sene sigortan başlıyor.
Ben daha önce çok kafede, restoranda çalıştım.
Lisede, üniversitede vs.
ve hiçbirinde mesela benim sigortam yapılmamıştı.
Özellikle maalesef ki Kadıköy, Moda gibi bir bölgede sanılanın aksine verilen maaşlar çok düşük.
Askeri saatliğin de daha aşağısında oluyor.
Genel itibariyle çalışma şartları çok iyi olmuyor.
O kafedeki çalışma düzenimden memnundum.
Çünkü belki biliyorsunuzdur Avrupa'daki zaten birçok kafe Türkiye'deki gibi 11-12'lere kadar açık değil.
Dolayısıyla çalışma saatleri de makuldü.
Güzel bir deneyimdi yani benim için ama bu esnada farklı bir şehre taşındığım için o işi bırakmak durumunda kaldım.
Peki bazı şeyler bizim için tabi ya Türkiye'de doğup büyüyünce.
Psikoloji mezunusun ve buraya göç etmişsin.
Baktığında zor... Bir bölüm ya da iyi bir bölüm okumuşsun.
Aileler için özellikle. Ama buraya geldiğinde eşinle işini yapamadığın için bir kafede garson olarak çalışmışsın ya.
Ve bizim tabirimizde garsonluk yapmışsın ya.
Bu seni rahatsız etmedi mi, incitmedi mi?
Hiç rahatsız etmedi.
Çünkü artık buna manifest mi dersiniz ne dersiniz bizim zamanımızda yoktu ama ben liseden itibaren kafama koymuştum Avrupa'da yaşamayı.
Bundan zaten konuşmamızın başında bahsettim ve o zamandan beri diyordum ki benim için yaptığım meslek hiç önemli olmayacak.
Ben istediğim yerde yaşayayım.
Düzenli mutlu bir hayatım olsun.
Düzenli güzel bir aile hayatım olsun.
Ben McDonald's'a da çalışırım ya.
Hiç problem değil yani geçinebildiğim sürece ve o manevi huzurumu yaşayabildiğim sürece diyordum.
Gerçekten de günün sonunda öyle oldu.
Ve Hollanda'da Türk toplumuna göre şöyle bir farklılık var ki.
Burada... alt üst ilişkisi ya da statü farkı gibi şeyler çok gözetilmiyor.
Hatta hiç gözetilmiyor benim şahit olduğum ve etraftan da duyduğum kadarıyla.
Ama Türkiye'de yaşıyor olsaydım hala ve orada bir psikoloji mezunu olarak 28 yaşındayken bir kafede çalışıyor olsaydım muhtemelen ya yazık yani bu da hani bir şey yapamadı psikoloji okudu ama
gibi bir ne denir ona yargı olur da hakkımda diye düşünüyorum.
Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum. Ya bu yargı sanırım belli bir süre sonra insanın üzerinde Toplumsal baskıya da yol açıyor ve kişinin öyle düşüncesi olmasa da insanlar böyle düşündüğü için sürekli şey hissediyorsun.
Aa evet ya gerçekten okudum o kadar ama şu an bunu yapıyorum tüh.
Halbuki sen mutlu olsan bile bunu yaptığın için insanlar seni bununla...
Yargıladığı için kötü hissediyorsun kendini yani ve burada bunu hissetmiyor olmanın nedeni de belki de insanların seni yargılamıyor olması.
Kesinlikle kesinlikle yani tabii ki yine bir genelleme yapıyorum ama hem bir çalışan olarak hem de bir müşteri olarak ben şunu gözlemliyordum Türkiye'deyken bir restorant ya da kafeye gittiğimizde gerçekten garsonlara alt sınıf insan muamelesi.
Yapıldığını görüyordum ben mesela işte hiç tanımadığım bir garsona direkt sen diye direktif vermek, defalarca kez çağırmak vesaire gibi.
Yani ben onun parasını veriyorum ve o bana hizmet edecek.
Bana hizmetkar gibi bir anlayış var ama benim edindiğim tecrübede hem müşteri olarak hem de çalışan olarak böyle bir durum yok, böyle bir hitabet yok daha doğrusu Hollandalıların.
Ya da Hollandalılar da demeyeyim burada yaşayan uluslararası insanların da çalışanlara karşı böyle bir tavrı yok.
O yüzden de açıkçası kötü hissetmedim bir yandan.
Ve dediğim gibi buradaki insanlar çok yargılayıcı insanlar değiller.
En azından sana bunu hissettirmiyorlar eğer yargılıyorlarsa da.
Peki bu ev arama süreciniz başka bir yerde köpek yüzünden çok hoşlanmadığın bir yerde sanırım oldu ya.
Biraz bize oradan bahseder misin?
Yani hani direkt Türkiye'den ev bulup...
mı geldiniz o eve yoksa hani geldiniz aslında bir süre burada kaldınız da o evi bulabildiniz de mi geçtiniz?
Yani o evi bulma süreci nasıldı?
İki köpekle bir evde yaşamak nasıldı?
Ve devamında da şey çok merak ediyorum.
Burada veterinerlerin çok pahalı olduğunu duydum.
Ama çok da gidip deneyimlediğim bir şey değil.
Ama Türkiye'de o kadar olmadığını biliyorum.
Yani özellikle bizde çok fazla sokak hayvanı olduğu için sokak hayvana yardım etmek isteyen biri bile alıp götürebilir bir tane hayvanın bakımını üstlenebilir gibi bir şey var.
Ama burada çok pahalı olduğunu duydum.
Devamında da buraya bağlar mısın?
Var mı öyle bir deneyiminiz? Tabii ki eğer sorunun devamını unutmazsam, unutursam da hatırlat lütfen.
Öncelikle şöyle bahsettiğim gibi yine beşinciye falan söyleyeceğim ama biz çok uzun zamandır yurt dışına taşınmak istiyorduk.
Kerem'in de zaten işi buna müsaade ediyordu aslında.
Çok fazla ülkede projesi olduğundan dolayı aslında günün birinde gideceğimizi biliyorduk.
Fakat bizim sürecimiz birazcık...
Uzadıkça uzadı. İşte gidecektik, 3 ay uzattılar, 3 ay uzattılar falan filan gibi.
Ve en sonunda buraya geleceğimiz 1,5 ay öncesinde belli oldu.
Ve biz apar topar Türkiye'deki evimizi boşaltıp bir müddet ailemizin evinde yaşadık derken çok kısa bir süremiz vardı ev bulabilmek için.
Ve burada yaşayan arkadaşlarımızdan, internetten vesaire gördüğümüz kadarıyla...
Hollanda'da birazcık barınma problemi var çünkü yeni inşaat çok fazla yapılmıyor, çok fazla dışarıdan göç alıyor.
O yüzden birazcık korktuk açıkçası.
Hemen bir emlakçıyla çalışmaya başladık.
Bir yandan tabii biz kendimiz de ilan bakıyoruz falan derken açıkçası köpekle de ev bulmak zor olacağından dolayı biz böyle havada kaptık ve biz eve direkt bulur bulmaz teklif verdik.
Bu arada şöyle bir şey var tabii ki eğer Hollanda'da yaşamıyorsanız bu kavrama hakim değilsinizdir ama Hollanda'da...
Ev kiralayacağınız zaman ya da ev satın alacağınız zaman hiç fark etmez ilan fiyatının üzerinde teklif vermeniz gerekiyor.
Çünkü bir evi ne mühendisler ne doktorlar istiyor ve şanslı olan evi kapıyor diyebilirim.
Mesela biz evimizi bulduğumuzda, baktığımızda daha doğrusu...
O gün konmuştu ilanı ve biz bu evi almak istiyoruz diye emlakçımızla iletişime geçtiğimizde bize şöyle bir dönük geldi ki aynı evi 5 kişi daha istiyormuş.
Ve o gün kondu ilana böyle düşünün yani.
Daha sonrasında üzerine teklif vermemiz gerekti.
O dönem işte Eylül ayıydı.
Biz Kasım'da taşınacaktık.
Ondan sonracığıma ev sahibi bizi kabul etti.
Ama dedi ki bugünden itibaren imzalayacaksınız ve ödemeye şu an başlayacaksınız.
Dolayısıyla biz aslında iki ay eve boş yere kira vermiş olduk.
Ama başka da şansımız olmadığını düşündük.
Belki tabii ki bulabilirdik ama şansa da bırakmak istemedik.
Evsiz de kalmak istemedik.
Dolayısıyla köpeklerimiz de şöyle oldu.
Köpeklerimizi Hollanda'ya getirmekte.
Çünkü bu soru bana çok geliyor.
Çevrem tarafından da.
Bizim tabii bahsettim çok kısa bir süre öncesinde Hollanda %100 taşınacağımız belli olduğundan dolayı köpeklerimizi ilk etapta yanımızda getiremedik.
Çünkü Türkiye maalesef ki hala Kuduz bölgesi olarak kabul edilen bir bölge olduğundan dolayı sen kafana göre Avrupa'daki bir ülkeye ya da herhangi bir ülkeye köpeğini taşıyamıyorsun.
Yani bu illa orada yaşaması için değil.
Turist olarak da köpeğini yanında götüremiyorsun.
Dolayısıyla bir kuduz sürecine giriyorsun.
Titrasyon belgesi alman gerekiyor.
Bunun için köpeğine kuduz aşısı yaptırıyorsun.
Sonra 3 aylık bir gözlem süresi oluyor.
Bekleme süresi oluyor daha doğrusu.
Dolayısıyla 3 ay kadar bizim köpeklerimiz sağ olsunlar.
Ailelerimiz de kaldılar. Onlar baktılar bu süreçte.
3 ayın sonunda biz onlara bilet aldık.
Baya uçak bileti aldık yani.
Pahalıydı da bu arada. Tek yön 200 euro köpek başı.
Neyse. İnsandan daha pahalı nasıl olabilir?
Tabii tabii. Maalesef 200 euroydu.
Büyük köpek olduklarından dolayı ebat olarak uçağın altında geldiler.
O da bizim için ayrı bir stresdi açıkçası.
Neyse Cime köpeklerimiz bizim 3 ay sonra geldi.
Gelir gelmez de tabii onları bir veterinere kaydetmemiz gerekti.
Veterinere gittik. Onların Türk pasaportları.
Avrupa Birliği pasaportuyla değişti.
Yani bizden önce Avrupa Birliği vatandaşı oldular.
Şu an kapı gibi pasaportları var.
Bunun için ne kadar ücret ödediğimizi hatırlamıyorum ama zannedersem 200 euro gibi bir şey ödedik.
İkisinin pasaportu için. Daha sonrasında burada evcil hayvan sigortası diye bir şey var.
Belki Türkiye'de de vardır ama kesinlikle yaygın olmadığını biliyorum.
Çünkü benim çocukluğumdan beri hep kedim köpeğim olduğu için veteriner işleriyle haşır neşirim yani.
Bizim orada Türkiye'deyken...
Evcil hayvan sigortamız yoktu.
Neyse buraya gelir gelmez evcil hayvan sigortası yaptırdık.
Yine köpek başına 35 euro veriyoruz her ay.
Yani bizim 70 euro sadece havaya evcil hayvan sigortasına gidiyor.
Türkiye'deyken veterinerimiz zaten hem arkadaşımızdı hem de karşı komşumuzdu.
Dolayısıyla biz çok sık kendilerini ziyaret ediyorduk.
İşte en ufak bir şey olduğunu öksürdüğünde, tıksırdığında falan.
Tabii Hollanda'da böyle olmadı açıkçası.
Hollanda'da yalnızca bir kez...
Kuduz aşısı yaptırmaya gittik.
Çünkü şöyle bir şey de söyleyeyim.
Normal şartlarda eğer köpek sahibiyseniz ve kedi sahibiyseniz Hollanda hükümeti mi desem bilmiyorum buradaki kurum kim ilgilenen ama 3 yılda bir kuduz yaptırmanı kabul ediyor.
Türkiye'de mesela her yıl yaptırmanızı tavsiye ediyorlar.
Ama biz titrasyon belgesi süreciyle geldiğimizden dolayı bunu her yıl...
düzenleyelim aşılarını ki tekrar istediğimizde Türkiye'ye götürebilirim ya da hani başka yerlere götürebilirim istedik köpeklerimizi.
Ondan sonra Cuma, en sonunda şöyle bir şey söyleyeyim.
Veteriner masraflarından bahsetmiştin.
Dediğim gibi biz çok bir veteriner deneyimi yaşamadığımız için bu konu hakkında çok bilgim yok ama kuduz aşılarını yaptırdığımızda o parayı verdik.
Daha sonrasında sigortaya işte form doldurduk.
Biz böyle böyle bir masraf yaptık diye.
Bize sigortamız geri ödedi o meblağıyı.
Yani biz her ay 70 şura veriyoruz düzenli olarak.
Ama bir hizmet satın aldığımızda veterinerden işte bir hizmet gördüğümüzde diyeyim.
O onun ya tamamını sigorta bize geri ödüyor ya da büyük bir kısmını ödüyor.
Bu tabii ki sigortandan paketinden paketine değişir.
Ben sigortayı şey gibi zannetmiştim.
Zorunlu devleti ödediğim bir şey gibi zannetmiştim.
Yok hiçbir şekilde zorunlu değil.
Hatta yaptırmayan tanıdıklarım var.
Çünkü şey diyor. Ben her ay sigortaya o parayı vereceğime kenara atarım.
Bunu kullanırım. Ama benim iki köpeğimde kurtarılmış köpekler olduğundan dolayı bir tanesi barınaktan geldi.
Yani barınaktan sahiplendim.
Diğerini ise otoyolda buldum Bergama'da ve araba çarpmıştı.
Kalçasında sıkıntılar var.
5-6 tane ameliyat geçirdi.
Devlet yanlış kısırlaştırmış falan derken orası zaten farklı ve derin konular.
Sağlık problemleri olabileceğini öngördüm.
O yüzden kendimi garantiye almak istedim.
Peki. Köpek vergisi de var burada değil mi?
Evet köpek vergisi de var ve bu bildiğim kadarıyla belediyeden belediyeye değişiyor.
Bizim eski yaşadığımız belediyede aylık 15 euroydu zannedersem köpek başına.
Kerem o vergi işleriyle hallettiği hiç vergi işleriyle ilgilendiğinden dolayı yanlış bir meblağı vermek istemiyorum ama çok da önemli değil bence.
Aylık köpek vergisi veriyoruz evet.
Komik geliyordu bana köpek vergisini ilk duyduğumda.
Köpek vergisi ödemek.
Ya kesinlikle komik ama daha sonrasında mantığını algıladım açıkçası.
Çünkü Hollanda'da adım başı köpek parkı bulabilirsiniz.
Özellikle yerleşim yerlerinde yani şehir merkezlerinde çok görmedim.
İtiraf etmek gerekirse.
Ve hepsi gerçekten çok temiz.
Atıyorum kaka poşeti falan bulabiliyorsun.
Ve köpek yürüyüş rotaları var.
Mesela oralara köpeğin rahatça işeyip kaka yapabiliyor.
Toplamak zorunda değilsin. Çünkü bu verdiğin verginin bir...
Hizmet karşılığı açıkçası.
Bir de şöyle bir şey var tabi bilmeyenler varsa Hollanda tam bir vergi ülkesi yani.
Ama alıyorlar da yapıyorlar da yani hizmeti veriyorlar öyle bir fark var tabi.
O yüzden köpek vergisi de çok da koymadı bize yani havadan vergi aldıklarından dolayı.
Peki Türkiye'den...
Kurtarılmış işte barınaktan, sokaktan sahiplendiğin köpeklerin var ya.
Burada hiç böyle bir şey var mı?
Böyle bir şeye denk geliyor musun? Ya da hiç burada bir barınağa gitti mi?
Burada bu işler, sistem nasıl yürüyor biliyor musun?
Buradaki sistem çok %100 hakim değilim.
Buradaki sisteme. Ama mesela arkadaşlarımız burada barınaktan bir köpek sahiplendiler.
Hollandalı bir köpek. Doğma büyüme.
Köpek barınaktaydı ve daha önce birkaç sahibi olmuş ama yapamamışlar.
Köpek de geri bırakmışlar. Biraz psikolojik olarak zor bir köpek.
Ama sistem çok güzel.
Köpeğin fotoğraflarını, cinsiyetini, bütün özelliklerini, psikolojik özelliklerini de, karakterini de belirttikleri ilanlar açıyorlar.
Ve sen o ilanlara...
Başvuru yapıyorsun ve aslında böyle sahiplendiriyorlar.
Yani barınak dediğimizde tabii ki Türkiye'deki barınaklara hakim olduğumuzdan dolayı hoş olmayan bir yer olarak görüyor olabiliriz ama buradaki barınaklar gayet güzel denetleniyor.
Ve barınaklarda köpek kalmamasını amaçlıyorlar.
Yani gelini... ve bunları çok sistematik bir şekilde yapıyorlar.
Zaten barınakların amacı kalıcı evler değil aslında.
Sahiplenilene kadar ki geçiş yerleri olması gerekiyor.
Türkiye'de de aslında bu sistemin oturulması gerekiyordu.
Öncesinde oturması gereken çok farklı sistemler var bu konuda.
Ve son olarak da şunu ekleyebilirim.
Bir köpek sahipleneceğin zaman senin bir ödeme de yapman gerekiyor.
Ama bu kesinlikle hayvan ticareti ya da satın alması gibi bir şey değil.
İşte o köpeğin ilk aşılarını vs.
Karşılamanı bekliyorlar senden sahiplendiren kişiler.
Sahiplendiren kurum zannedersem böyle bir oluşum var diye biliyorum.
Yine yalan olmasın arkadaşlar.
Peki birazcık daha başa geri dönelim.
İlk yazdığım sorulardan birini sorayım.
Aslında hep yurt dışına çıkmak istiyordum.
Hep yurt dışında bir hayat düşünüyordum diyordun ya.
Neden? Neden Türkiye'de değil de yurt dışında?
Baktığında Türkiye'de kalsan mesleğini belki yapabilecektin ya da hani daha farklı bir şey olacaktı.
Ailen yanında olacaktı. Ne itti seni ve partnerini de geldiniz yurt dışına?
Bu zorluklara, gerçi belki bu zorlukları bilmeden geldiniz ama.
Tahmin ederek geldim ama bu kadar zorlanacağımı bilmiyordum.
Yani bence bu çok acı bir konu açıkçası.
Çünkü genelleme yapıyorum yine ama kendi adıma konuşayım.
Kimse bence doğduğu, büyüdüğü toprakları, ailesine ve köklendiği yeri, alışık olduğu yeri...
bırakmak istemez kolay kolay diye düşünüyorum.
Tabii ki bunun böyle ana sebebini tahmin edebilirsiniz diye tahmin ediyorum.
Ben lise 1'deyken ülke karışmıştı.
Mayıs'ın sonu 2013 yılı diyebilirim.
2013'tü zannedersem.
Ondan sonra ben kafama koydum yani.
Çünkü birazcık inancım kırıldı açıkçası.
Bazı şeylerin istediğim, arzu ettiğim ya da hayal ettiğim gibi olmayacağına artık Türk...
Kiye'deki hayatımın diyeyim.
Çok kötü bir cümle oldu neyse.
Bunu anladığım noktada dedim ki gideyim yani.
Ve gerçekten... 15 yaşından beri şunu düşünüyorum.
Gerçekçi olmaya çalışıyordum çünkü.
Hiç böyle şeyi hayal etmedim.
Avrupa'ya taşınacağım ve hayatım böyle bulutların üzerinde geçecek.
Oraya gidince bütün böyle hayatım harika yönde ilerleyecek ve ömrümün sonundan kadar orada kalacağım diye hiçbir zaman bu tarz hayallere kapılmadım.
Her zaman şu yönde düşünüyordum.
Üniversite için gideyim. Yüksek lisans için ya da iş için hiç fark etmez.
Gerçi üçü... İçinde gelmedim.
Farklı bir sebeple geldim de neyse orası, orasını karıştırma.
Neyse diyordum ki işte orada bir gençliğimi yaşayayım, alacağımı alayım.
Bu dil olabilir, kültür, deneyim deneyimdir yani diye düşünüyordum.
Ve böyle bir 10-15 yıl sonra tasımı tarağımı toplayıp ülkeme geri döneyim gibi bir düşüncem vardı ezelden beri.
Şu an ne düşünüyorsun dersen artık o kadar uzun vadeli planlar yapmıyorum ama cezbedici gelmiyor değil.
Ama peşinde konuşmak istemiyorum açıkçası.
Sorunun devamı neydi var mıydı?
Bu hani aslında Türkiye'de bir şeyler de yapabilecekken buraya bir şey bırakıp gelmeyle alakalıydı.
Benim bir de bir kırılma noktam da şu oldu birazcık yaşım ilerledikçe korkularım da artmaya başladı.
Çünkü ben üniversitenin son senesindeyken majör depresyon tanısı aldım ve gerçekten neredeyse yataktan çıkmadığım çok depresif karamsar bir yıl geçirdim diyebilirim.
Bu yılı geçirmeden öncesinde hep diyordum ki üniversitede gidemedim ama yüksek lisansta mutlaka Avrupa'ya gideceğim ve tercihen Hollanda diyordum ve klinik psikoloji yüksek lisansı yapmayı kafaya koymuştum.
Ama böyle bir depresyon süreci geçirdikten sonra açıkçası tek başıma böyle bir adım atmaktan çok korktum.
Çünkü yine o çukura girmekten korktum ve o çukura...
Bilmediğim bir yerde tek başıma girecektim.
Dolayısıyla birazcık böyle tereddütlerim olmaya başladı ve dedim ki hani Kerem'le birlikte gelmek benim için daha konforlu olacak psikolojik açıdan.
Eğer hani böyle bir imkanımız olursa taşınırız gibi bir noktaya geldim.
Birazcık böyle işler de ciddi...
İstihlaşmaya başladıkça yine endişelerim arttı.
Çünkü dedim ki işte nasıl bırakacağım?
Aslında hani burayı bırakmak da çok zor.
Çünkü ben orada biraz Türkiye'de yani kendi fanusumda yaşıyordum.
Steril bir ortamda yaşıyordum diyebilirim.
Yani arkadaş çevrem olsun, sosyal ortamlar olsun.
Kadıköy'de yaşıyordum ve Kadıköy'den çıkmak istemedim takdirde Kadıköy'den çıkmıyordum falan yani.
Çok severim zaten. Öyleyken böyleyken derken soru neydi ben yine unuttum.
Buraya geç etmişsin.
Bir şeyler daha söyleyecektim.
Çok hafif konuşunca tabii laf lafı açıyor kendi içimde.
Olsun olsun. Böyle oldu yani.
Neden aslında geldin?
Hani orada da bir şey yapabilecekken.
Sonra ha tamam tamam dönüyoruz.
Dur kırılma noktam şu oldu.
Ben bir noktada böyle korkularım ağır basınca Kerem'e de şey demeye başladım.
Ya aslında burası da güzel yani belki bir şeyler değişir falan.
Ama 28 Mayıs 2023 günü dedim ki okey tamam yani gidiyoruz artık yapacak başka bir yol yok.
Ve çok komiktir ki o gün bizim düğün günümüzde abi.
Ve düğün gününde Sözcü, Halk TV artık ne varsa Twitter falan.
hepsi böyle gelin odamda onlar açık falan böyle.
Ben mesela ilk dansımızı ediyoruz.
Hemen sonrasında ben diyorum ki sonuçlar ne oldu falan.
Yani benim için gerçekten önemli bir gündü düğün günümüz.
Özel bir gündü ama özel günde bile Türkiye'de doğup büyümüş olmanın dezavantajını sonuna kadar yaşadım.
Çok stresli bir gündü benim için ve dedim ki okey hani benden bu kadar.
Dönerim dönmem geri bilmiyorum.
Sonunu düşünen kahraman olamaz diyerekten buraya gelme kararını aldım mental olarak.
Peki. Diğer seçeneklerini eleyip Kerem'le beraber buraya gelmenin daha rahatlatıcı olduğunu düşünüyor musun şu an?
Evet kesinlikle düşünüyorum.
Çünkü şunu çevremden de gözlemliyorum.
İnternette de görüyorum.
Göçmenlerle alakalı içerikleri tüketiyorum.
Bu arada kendim de bu konuda içerik üretiyorum.
Neyse o başka konu konuşuruz.
Bence bir partnerle gelmek bu arkadaş da olur başka bir şey de olur hiç fark etmez.
İnsanı çok rahatlatıyor.
Rahatlatıyor diyemem ama böyle biri seninle...
Birebir aynı deneyimleri yaşıyor.
Aynı zorluklardan geçiyor.
Belki o daha az daha farklı etkileniyor.
Bu konu değil ama yani seni anlayabiliyor.
İşte bir yerde zorlandığında ben yanındayım diyebiliyor.
Birbirini motive edebiliyorsun.
Zaman zaman beraber de olsa düşebiliyorsun ama berabersin yani.
En azından ben kendi adıma bu durumdan dolayı memnunum yani.
İki kişi gelmemiş olmamızdan dolayı ve özellikle geldiğim kişinin Kerem olmasından dolayı çok memnunum.
Çünkü birbirimizi çok destekliyoruz.
Buradan kalp keremem. Çok beceremezsen.
Teşekkür ederiz şekerim. Peki şimdi burada neler yapıyorsun?
Burada neler yapıyorum? Taşındığımdan bahsettim ama çok da detay vermedim açıkçası.
Biz buradaki birinci yazımımızı doldurmadan kendi evimizi satın aldık.
İnanabiliyor musun? Kendi evimizi satın aldık ve bambaşka bir şehre göç ettik.
Yani taşındık değil mi? Göç oluyor mu?
Neyse ama çok daha şey değil.
Yaklaşık bir buçuk saat fark olan bir yere taşındık ve...
Hollanda'nın böyle orta merkezi gibi bir yerdeyiz.
Şehire taşındık. Biz böyle birazcık köyümüz bir yerde yaşıyorduk falan.
Buraya daha yeni taşındık bu arada.
İki ay oldu olmadı ve daha hiçbir şey oturtamadık.
Ondan dolayı şu an çalışma anlamında daha bir adım atamadım.
Gerçi iki gün önce bir yere iş başvurusunda bulundum.
Şimdi bakalım dönüşlerini bekliyorum.
Orası ayrı bir nokta ama. Bir yandan Hollanda'ya taşınınca biraz bana meşgale olsun diye ve her zamanda istediğim bir şey olduğundan dolayı sosyal medya içerikleri üretmeye başladım.
TikTok'a özellikle. Şimdi yeni bir Instagram hesabı açtım.
Oraya da içeriklerimi yüklemeye çalışacağım.
Bunun altına yazalım isimlerini. Ay olur tabii ki.
TikTok ismim E-İrmak U.
Neyse. Şu an onlarla ilgileniyorum.
Bu yıl içerisinde birkaç tane mesela işbirliği teklifi geldi.
Bu çok hoşuma gitti. Bir tanesi yabancı bir şirketti.
Hatta iki tanesi yabancı bir şirketti.
Belki bu alanda biraz ilerleyebilirim.
Yani çok para gözüyle bakmıyorum ama güzel bir meşgale.
Belki bir noktada yan kariyer olabilir diye düşünüyorum.
Zaman zaman hiç bahsettiğimi bilmiyorum.
Petsterlık yapıyorum. İnsanların evine gidip köpeklerine, kedilerine bakıyorum.
Ondan sonra... Onları gezdiriyorum falan.
Bir yandan bununla uğraşıyorum.
Bir yandan yeni bir fotoğraf makinesi aldım.
Daha çok yeni birkaç hafta oldu.
Birazcık fotoğraf çekmeyi böyle derinlemesini öğrenmek istiyorum.
Ve belki yine diyorum ki böyle bir yan kariyer olarak, yan meslek olarak neden ileride olmasın bu işi biraz daha çözdüğümde.
Çünkü oradan da şuna bağlayacağım.
Bak konudan konuya atlama hızım.
Biz bir çekim yapalım dedik Kerem'le.
Gelin damat çekimi yaptıramamıştık Türkiye'deyken.
Ve buraya geldiğimizde fotoğrafçı arayışına girdik ve hiç böyle beni tatmin eden birini bulamadım.
açıkçası çalışacak. En sonunda uzun uğraşlar sonunda birinin vasıtasıyla Hollandalı bir fotoğrafçı buldum.
Ve sadece oydu yani gördüğüm.
Sonra dedim ki ya sen zaten fotoğraf çekmeyi küçük günden beri seviyorsun.
Yalnızca bu alana derinlemesine girmedin.
Neden olmasın ki yani burada hem bir açıklık gördüm hem de sen de yaparsın ya deyip kendime gaz verdim.
Şu an zaten full time odaklı olduğum bir işim yok.
Vaktim var. Kendime yatırabileceğim de bir yatırım yapabileceğim bir alan olduğunu düşünüyorum.
Hobi olarak kalsa bile belki bu.
Şu an bunlarla ilgileniyorum. Ay ne güzelmiş ya.
Fotoğrafçılık çok zor değil mi ya?
Bilmem zordur belki daha yapmaya başlamadım.
Yani şu anda keyfiyetten çekip kendime böyle hani portfolyomsu bir şey oluşturmaya çalışıyorum.
Yani hani gözümü geliştirmeye çalışıyorum.
İşte o perspektife falan çalışıyorum.
Babam bu arada oradan ona krediti vereyim.
Yaklaşık 20 yıldır falan fotoğrafçılıkla uğraşıyor.
Profesyonel olarak değil ama bence amatör de asla değil yani.
20 yıl büyük. Evet.
Her hafta Sirkeci Eminönü.
gider ve tek başına böyle 3-4 saat gezerek böyle sokak fotoğrafçılığı yapar yani.
İnsanları falan fotoğraflar.
O bana böyle çok güzel ilham oldu bu konuda ve fotoğraf makinemi de doğum günü hediyem olarak kendisi aldı.
Evet onun sayesinde böyle bir yola girdim.
Belki bir yıl sonra falan tekrar podcast yaparsak ünlü bir fotoğrafçı ile konuşuyor olursun.
Önceden yapmıştık derim ben de.
Peki şimdiki taşındığın yerden Mutlu musun?
Utrecht'e taşındın. Evet. Valla belki çok erken söylemek için ama çok mutluyum.
Bana böyle yeni bir nefes oldu, kancan geldi içime diyebilirim.
Çünkü bahsettiğim gibi İstanbul'da Kadıköy gibi moda gibi bir yerde yaşıyordum, takılıyordum.
Oranın o canlılığından sonra Hollanda'nın bir köyünde yaşamak açıkçası çok iyi gelmemişti.
Yani köy diyorum bu arada da şöyle bir şey var çok enteresan.
Hollanda'daki köyler, Hollanda'daki şehirlerden...
Daha lüks yani evler olarak biz böyle müstakil bir evde yaşıyorduk ama yani dışı seni içi beni gibi bir durum vardı.
Şu an işte Utre'ye taşındık Saadet'in de dediği gibi.
Ve çok enteresandır ki Utre'ye ben buraya yeni taşındığımızda gitmiştim yine turist olarak ve çok beğenmiştim.
Yani gerçekten demiştim ki ya bu şehir böyle hani şey huzur kokuyor demiştim ve böyle şey bir şehir ya.
Butik minyatürü bir şehir yani ben ona şey diyorum minyatür bir Amsterdam.
Amsterdam'ın havası var ama daha böyle farklı bir havası var.
O yüzden Utrecht'e taşımak çok istiyordum gittiğim ilk günden itibaren.
Aynı şekilde tabii ki Amsterdam'da bebeğimiz yani orası ayrı bir nokta ama Utrecht bir de çok bilinen bir şehir değil yani yurt dışında yaşayan insanlar için diyebilirim.
Ama şey olarak çok iyiyim.
Ulaşım ağlarının merkezi gibi bir şey.
Yani oradan trene atladığında her yer gerçekten çok yakın.
Bu anlamda da bana çok iyi geldi.
Peki şu anki göç ettiğin yerde ki ortam çevreye çok hakim değilsin.
Tamam iki ay oldu ama şey diyebiliyor musun?
Yani hani burada ben bir şeyler üretebilirim.
Ben burada var olabilirim.
Ve aslında mesleğini de yapmadığın bir yerde istediğin keyif aldığın bir şeyi çevrendekilerle paylaşabileceğini düşünüyor musun?
Valla düşünüyorum. Çünkü bizim...
Daha önceden yaşadığımız şehirde genel itibariyle ekspat mühendisler yaşıyordu.
Birçoğu da Türktü aslında.
Ya da Hollandalı aileler yaşıyordu.
Dolayısıyla çok sosyalle bir ortam yoktu.
Herkes genelde evine çekiliyordu.
Yani çok kafe, restorant bile yoktu.
O yüzden çok insanlarla...
Buluşabileceğim noktalar yoktu.
Ama Utrecht daha canlı bir yer olduğu için sokağa çıktığımda bile böyle içim açılıyor.
Ve bence genç nüfusta fazla orada biraz üniversite olduğundan dolayı muhtemelen yüksek lisans öğrencileri de çok fazla.
Aynı zamanda bizim taşındığımız yer böyle bir kompleks gibi mi diyeyim?
Öyle bir şey yani çok fazla dairenin olduğu bir apartmana taşındık.
Ve komşular genel itibariyle...
Ve bu benim çok hoşuma gitti.
Mesela Koreli komşum da var, Hintli komşum da var.
İşte Türk komşum da var, Hollandalı da var.
Daha tanışamadım. Tanışırım muhtemelen.
Daha yeniyim ama. Ve yaş ortalaması genel itibariyle apartmanın böyle 30'lu yaşlar.
Bu bana çok iyi geldi. Dolayısıyla ben burada hem potansiyel arkadaşlarımı görebiliyorum.
Hem potansiyel belki...
İşler üretebileceğim insanları görebiliyorum.
Bir yandan Amsterdam'a çok yakın olduğundan bahsettim.
Bak bugün Amsterdam'dayız.
Geldik işte yani. Yarım saat gibi bir sürede.
O yüzden umut vaat ediyor benim için.
Utrecht'te yaşamak. Umarım mutlu olursunuz orada ya.
Yavaş yavaş sona doğru geleceğim.
Şey çok duyduğum bir şey oluyor benim.
Türkiye'ye gittiğimde. Ben de yeni geldim geçen hafta.
Ben işte şu bölümü okuyorum.
İşte oraya gelsem ne olur?
Ya da abi gittiniz işte orada hayat çok rahat.
Ya da... Abi işte Amsterdam değildir de bence işte daha Almanya'ya gitmeliydiniz ya da işte şuraya taşınmalıydınız ya da işte şurası bence falan.
Birçok şey duyuyoruz ya Türkiye'deki arkadaşlarımızdan ya da başka bir yere göç etmiş arkadaşlarımızdan.
Mesela şu an iki yollu bir soru gibi olacak.
Türkiye'de yaşayan ve buraya göç etmek isteyen çok fazla insan var.
Bunlara söylemek isteyeceğin bir şey olur mu?
Tabii ki olmaz mı?
Öncelikle bence Hollanda göç etmek için iyi bir ülke.
Çünkü başka ülkelere göç eden arkadaşlarım var.
Malum Türk gençleri.
Amerika'ya göç eden var.
İtalya'ya göç eden var.
Ondan sonra Almanya'ya göç eden var.
Şu an aklıma bunlar geliyor daha var da.
Bence onlara göre daha avantajlı bir konumdayım.
Bir kere daha önce de bahsettiğim gibi Hollandalıların neredeyse hepsi İngilizce biliyor yani.
Ve gerçekten iyiler bu konuda.
Dolayısıyla yalnızca İngilizce bilerek burada...
Ömrünü geçirebilirsin. Bu bence çok büyük bir artı.
Aynı zamanda çok düzenli bir hayat hakim burada.
Her şeyleri düzenli.
Etraf temiz falan filan derken bence burada yaşamak diğer ülkelere göre daha kolay olabilir diye düşünüyorum.
O yüzden... alternatifleriniz içerisinde bulunsun derim ben size arkadaşlar.
İş gücü açısından da çok fazla dışarıdan göç alan bir ülke ama benim duyumlarıma göre tabii ki bu konunun böyle hakimi çok da değilim ama son yıllarda biraz azaltmışlar dışarıdan göçü.
Çünkü çok fazla aldılar zamanında.
Almışlar daha doğrusu zamanında.
Artık eskisi kadar kolay olmayabilir ama kesinlikle umut kırmak için söylemiyorum bunu.
Tabii ki eğer gerçekten bunu yapmak istiyorsanız sonsuz işlere başvurun yani.
Çünkü ben burada öyle insanlarla tanıştım ki diyor ki bir yıl boyunca gördüğüm tüm ilanlara başvurdum ve işte umudum kırılmıştı falan ama bir yılın sonunda gelmiş ve böyle burada yıllardır yaşayıp kendi düzenini kurmuş.
Aynı şekilde bizim gibi evini arabasını almış falan yani burada bir hayat kurmuş.
Dolayısıyla alanınız ne olursa olsun bence başvurmaktan ve denemekten zarar çıkmaz diye düşünüyorum.
E tabii ki yazılım alanındaysanız çok daha avantajlısınız.
Yazılım alanı için bence burada her zaman bir açık olacaktır diye düşünüyorum.
Bir diğer soru da Göçe şu perspektifte bakmalılar mı?
İşte gideyim hemen en kısa sürede evimi arabamı alırım çok rahat bir şekilde her şey çok rahat ve insanlar orada yaşamanın zorluğunu çok abartıyorlar dedikleri şeye katılıyor musun?
Ve bu ev araba alma muhabbeti...
bu kadar rahat başarmış olmanızın nedeni ne?
Şöyle öncelikle ev arabadan başlayayım.
Biz buraya geldiğimizde daha bir buçuk ay olmuştu ki arabamızı aldık ve bizim ilk arabamız.
Yani bizim Türkiye'deyken araba almamız çok mümkün de değildi peşinat olmadan ki bu ikinci el en düşük model arabadan bahsediyorum.
Ki Türkiye'de hani hayat standartımız ortalama belki ortalamanın üstündeydi öyle söyleyeyim yani.
Normal şartlarda alabiliyor olmamız lazımdı.
Bu tabii ki çok büyük bir motivasyon yani çünkü insan emeğinin karşılığını somut olarak alabiliyor ve bence hani ulaşım aracı ya da barınma ihtiyacı insanın temel ihtiyaçları ve bence temel hakkı
diye düşünüyorum. Karşılığında eğer emek veriyorsa diyebilirim.
Bir yıl doldurmadan önce de evimizi aldık.
Türkiye'de zaten kim ev alabiliyor?
Yani anasından babasından zengin değilse ya da onlardan kalmadıysa genç olarak artık.
Bu gerçekten kolay mı diye sormuştun sanırım değil mi?
Tabii ki çok kolay değil ama eğer maaşlı bir çalışansan peşinatsız burada ev alabiliyorsun.
Yani müthiş bir şey ve başka herhangi bir ülkede böyle bir fırsat var mı bilmiyorum.
Hollanda'da şöyle bir şey de var. Eğer 35 yaş altındaysan ve ilk evini alacaksan emlak vergisinden muaf oluyorsun.
Şimdi bu da çok güzel bir avantaj tabii ki zaten peşinatsızlık yani yüzde yüz morgaçla ev alabiliyorsun öyle söyleyeyim.
Morgaç da tabii ki senin maaşının oranında çıkıyor.
Dolayısıyla evet kolay yani Türkiye'ye göre kat ve kat daha kolay ama tabii ki yani hani böyle tereyağından kılı çeker kadar da kolay diyemem yani o kadar da kolaylaştırmayayım.
Diğer sorumuz neydi? Bunlar aslında çok kolay ve bunlar için yurt dışına gelinir mi gibi bir yerden.
Bunlar için yurt dışına gelinir mi bence çok kişisel bir soru yani kişiden kişiye değişir ama Türkiye'deki bu karamsar atmosferden gençler çok...
Bunaldı bence. Gençler diye genelliyorum ama benim sosyal medyadan gördüğüm ve birebir kendi arkadaşlarımdan şahit olduğum kadarıyla.
İnsanlar çünkü çalışıyorlar ve karın tokluğuna ya da işte ev kirası için çalışıyorlar.
Yani artık dışarıda bir çay kahve içerken bile bunun hesabına düşüyorlar.
E tabii ki yani burada ev araba alabilecek derken ya da aldığı maaşla gayet dışarıda da takılabilecek derken neden gelmek istemesinler ki buraya diye düşünüyorum yani.
Peki teşekkürler. Rica ederim.
Ben teşekkür ederim. Son sorumuza geliyoruz.
Sorular da sorular ne kadar çok soru sordum.
Sen anlattıkça hala soru geliyor kafamdan da süre çok geçiyor.
Bavulumda ne getirdin? Bavulumda ne getirdim?
Köpeklerimi getirdim.
Uzun süren bir yolculuk sonunda.
Valla bavulumda ne getirdim?
Bence bavulumda yeni bir ben getirdim ya.
Yani farkında bile değildim biliyor musun?
Gerçekten çok değiştiğimi görebiliyorum.
Ben görmeden önce ama çevremdeki insanlar gördü biliyor musun?
Ben buraya taşındıktan 8 ay sonra ilk defa Türkiye'ye gittim.
Baya bir es verdim yani arada.
Ve gerçekten beni gören hem fiziksel olarak hem de ben 2 dakika konuşunca mentalimi anlayan, beni tanıyan insanlar hani şey dedi.
Ya sana o kadar iyi gelmiş ki orası.
Ya gençleşmiş şey vardır ya.
Gençleştim bu kadar mı fark eder?
Gerçekten öyle bir etkisi oldu benim üzerimde ve olgunlaştığımı da düşünüyorum.
Yani sakinlediğimi hissediyorum.
Bir kere beynim sakin.
Ve bu bana çok büyük bir huzur getirdi.
Dolayısıyla verebileceğim buna en önemli cevap bence bavulumda yeni bir ben getirdim.
Farkında bile olmadım. Giderken ne götürüyorsun Türkiye'ye?
Of giderken artık endişe götürüyorum ya.
8 ay sonra gittiğimde bana Türkiye can suyu olarak gelmişti yani.
Hatta gittiğime demiştim ki geri dönmesem mi acaba falan yani.
Ve bu beni hayal kırıklığında doğratmıştı.
Demiştim ki ya yıllarca sen buraya taşınmak istedin.
Yani 8 ayın sonunda geri dönmeyi mi düşünüyorsun?
Saçmalama hani. Daha denemeye başlamadın bile falan diye kendimi de eleştirmiştim.
Ama modum düşmüştü biliyor musun?
Yani çünkü o kadar ay sonunda sevdiğim insanlarla görüştüm.
Sevdiğim aktiviteleri yaptım.
O moda sahilde tek başıma yürüdüm falan.
Ailemle vakit geçirdim. Anneannemin dolmalarını yedim falan derken.
Ya değer miydi ya? Falan diye düşündüm.
Şu ana kadar 3-4 kez falan gittim Türkiye'ye bu süreçte.
Tekrardan. Ve her gidişimde şey oluyorum böyle.
Abi gideceğim. Çok limitli bir sürem var.
Ve artık ben Türkiye'nin turistiyim.
Yani artık plana ve takvime sadık kalmak durumundayım.
Çünkü gittiğimde maksimum 2 hafta kalabiliyorum.
Ailemle mi vakit geçireyim? Me time mi yapayım?
Arkadaşlarına mı geçireyim? O randevuma mı yetişeyim?
Şuna mı yetişeyim? Buna mı yetişeyim?
Ve bu süreçte bozulan arkadaşlık ilişkilerim de oldu.
Çünkü işte bana yeteri kadar vakit ayırmıyorsun.
Şöyle böyle denildi de bana ve bana özel olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü güveç etmiş arkadaşlarımla konuştuğumda hepsi yani aynı durumdan.
Ne denir ona? Mec neydi ya?
Mecr mez...
Eee neyse buna ben şey dokarım.
Hepsi aynı durumda.
Hepsi aynı durumdan şikayetçi.
Dolayısıyla maalesef ki artık şunu kabullendim.
Ben Türkiye'ye gittiğimde eski hayatıma geri dönemiyorum.
Yani ben Türkiye'ye gittiğimde bir koşturmacaya gidiyorum.
Dolayısıyla bu da bende endişe, anksiyete yaratıyor.
Teşekkürler. Ben de her Türkiye'ye gittiğimde bir endişeye gidiyorum gerçekten.
Yani benim endişem bir şey yetiştirme endişesi değil de.
Hani artık tekrar kandırılacak mıyım Türkiye'de?
Bir şey olacak mı? Hani arkamı kollamalıyım.
Herhangi bir şey olabilir. Yani buradayken hiç buraya adapte olmuşum gibi hissetmiyorum.
Ama Türkiye'ye her gittiğimde buraya çok adapte olmuşum gibi hissediyorum.
Çünkü buranın sözsüz kanunlarının olmasına, insanların birbirine inanmasına, güvenmesine ve buna söylediklerine sadık kalmasına çok inanmışım.
Türkiye'ye gittiğimde hiçbir zaman böyle değildi zaten burası.
Hemen arkanı kollayabilir, seni kandırabilir, bakkalda bir şey olabilir.
İşte bir yerde bir şey alırken hani pazarlık yap.
Hani bu saçma komik olan şeyleri sürekli kafamın içinde sorgulayıp düşünüyorum.
Ve bu beni... Çok tedirgin ediyor mesela.
İmza kaşemiyor. Son olarak yani bilmiyorum son mu ama ben kendi adıma söyleyeyim.
Değinmek istediğim nokta da bununla bağlantılı olarak şu.
Şimdi gördüğünüz üzere bütün podcast boyunca Türkiye hakkında çok da iç açıcı şeyler söylemedik.
Bu yönde bana çok eleştiri geliyor.
Özellikle Hollanda'daki hayatımla alakalı içerikler çektiğimde.
İşte ülkeni ne kadar çok kötülüyorsun.
İşte sen Hollanda'nın gerçek yüzünü gör birkaç yıl geçsin.
İşte yok Hollanda'yı sanki toz pembe gibi anlatıyorsun.
Ev, araba. İnanmıyor musun? Yani
şey gibi bir yerde hani ev, araba bize lüks geliyor.
Biz Türkiye'li olduğumuz için, oradan göç ettiğimiz için.
Aldığın araba ne kadar ki? Fiyat.
Yani çok ucuz burada araba bir şey.
Ben şöyle söyleyeyim. Biz arabamızı 4000 euroya aldık.
Ve otomatik vites ve 7 kişilik.
Yani 4000 euro. Ve hani köpeğin olduğu için bir araba almışsın.
Ve 4000 euroya araba. O arabayı Türkiye'de belki 50 katı fiyatına alıyorsun.
Yani benim abimin dandik bir doblosu var.
İşte geçen hafta sohbet ediyoruz.
400-500 bin lira arasında falan dediler.
İnanamadım. Yani o 400-500 bin liraya burada ne alırsın?
Ve o doblo. Ya para vermek falan.
Ve hani benim mesela arabam yok.
Evim de yok. Ama benim arabaya ihtiyacım yok.
Çünkü çok merkezleşiyorum.
İhtiyacım olursa alırım gerçekten.
Bir şey değil. Yani gidersin.
Ben küçük bir araba benim işimi görürüm.
1000 euroya, 2000 euroya bir araba alabilirim çok rahat.
Ve bu bir lüks değil. Evet.
Bir araç ihtiyacın olursa alıyorsun.
Hollandalılar genelde araba kullanmıyor.
Amsterdamlar. Çünkü herkes bisikletle gidiyor.
Ve bununla uğraşmak istemiyor.
Yoksa hani bazı şeyler konuşunca abartıyorsun falan diyorlar.
Ya. Değil. Hani almak isteyen alıyor işte.
Birisi ev alıyor. Çünkü kredi çekebiliyor.
Abi niye abartalım bu arada?
Bizim buradaki karımız çıkarımız ne olacak yani?
Ne yapıyoruz?
Biz niye bu ülkenin reklamını yapalım ki abi yani?
Hani öyle bir durum var bir de.
Bir de şey gibi yardım oluyor. Ben de çok böyle gençlerle konuştuğumda gittim de yeğenlerimle falan.
Amcacığım mutlaka Avrupa'ya gidin görün falan.
Amcacığım gidin görün. Kendi deneyiminiz.
Konuştuğu herkes sevecek ya da herkes beğenecek diye bir şey yok.
Benim çok yakın arkadaşım geldi Murat.
Yani... sık sık geliyor.
Ben burada yaşayamam diyor ama burası güzel tatil için bana diyor.
Ben de şey diyorum yani bak sen yaşama.
Şimdi çocuğu oldu. Yeğenim gelir burada yüksek lisans yapar, üniversite okur.
Yani bir şekilde ufuk açıyor.
Yani şey gibi bir yerden. Kocaeli'de yaşayıp hiç İstanbul'a gitmeyince de ufukun kısıtlı kalıyor.
İstanbul'a gittiğinde ufukun genişliyor.
Ya da Türkiye'nin başka yerlerine gittiğinde ufukun genişliyor.
Ufuk genişlemesi için söylediğim bir şeymiş gibi geliyor benim.
Sonra da çok yanlış anlaşılıyor bazen.
Çok da üzülüyorum buna.
Ama Hayat yapacak bir şey yok.
Bitiremedik bir anda. Laf lafı açtı işte.
Tatlı bir muhabbet oldu. Benim de bunun üstüne söyleyecek şeylerim vardı da artık sonraki podcast'e deyip sözünü alayım ben senin.
Yani çünkü bazen hiç bitmiyor.
Sohbet etsen sabaha kadar ediyorsun ve hani sonunda şuna geliyorum.
Bu derdi ya da bir şeyi çekmeyen anlamıyor.
Yani ateş düştüğü yeriye kar diyorlar.
Bizim ateşimiz ne?
Cülmümüz kadar. Ama o cülmünü rahatsız ediyor.
O da bizi rahatsız ediyor. Kesinlikle.
Umarım herkesin mutlu olacağı bir tercihini yapabileceği ve mutlu olacağı bir hayat biçimi olur yani.
Umarım ya tabii ki herkes mutlu olsun.
İstediği yerde olsun yani. Tabii canım çok önemli bir sonuç itibariyle biz kendi göç hikayelerimizin üzerine sohbet edip tartışıyoruz.
Birilerine bir şeyi güzellemiyoruz.
İspatlamaya çalışmıyoruz yani.
Hiç öyle bir derdimiz yok.
İhtiyacımız da yok zaten. Teşekkürler.
Rica ederim ben teşekkür ederim.
Harika bir sohbetti. Kahvemden yudum bile alamadım konuşmaktan.
Teşekkür ederim. Umarım yenisini çekeriz büyük ihtimalle kaydederiz.
Umarım siz de beğeniyorsunuzdur.
Beğenip takip ederseniz çok seviniriz.
Yeni podcastlerde yeni kişilerle görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Öptüm.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
