
Hayallerle Başlamak, Gerçeklerle Karşılaşmak, Umutla Devam Etmek
17 Haziran 2026 · 45 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Genç yaşta çıktığı bu yolculukta Naz’ın karşısına birçok farklı iş ve deneyim çıktı. Göçü, değişimi ve yeni başlangıçları konuştuk.
Transkript
Selam, Bavul'da Ne Var Podcast kanalına hepiniz hoş geldiniz.
Amsterdam'da Kumpanyanın stüdyosundayız.
Ve bugünkü konuğumuz Naz, hoş geldin.
Hoş bulduk. Naber, nasılsın?
İyiyim, heyecanlıyım birazcık.
Biraz böyle bir haftam bunu düşünerek geçti.
Gerçekten mi? Aynen. Neler söyleyeceğini planladın mı?
Yok, onu hiç planlamamaya çalıştım tam tersine.
Böyle deyince de garip oluyor. Düşünerek geçti ama işte arkadaşlarıma söyledim podcast'e çıkacağım falan diye.
Ondan sonra öyle. Peki Naz kimsin nesin neler yapıyorsun burada ne zaman göç ettin biraz kendinden bahseder misin?
10 sene önce göç ettim ben.
Üniversite bittikten hemen sonra buraya yüksek lisans okumaya geldim.
Hep vardı böyle bir yurt dışında birazcık işte deneyeyim kazanayım yüksek lisanse gideyim diye.
Erasmus yapamamıştım üniversitedeyken biraz içimde kalmıştı.
Hollanda'da açıkçası çok bilinçli bir tercih olmadı.
Zaten 23-24 yaşındaydım.
Aşırı böyle bilinçli tercihler yaptığım bir dönem değildi.
Okulumun anlaşması vardı buradaki bir okula.
O yüzden birazcık hani Hollanda gelişine oldu gibi.
İşte İngilizce konuşuluyor. Okulun da anlaşması var.
Sınava girmeme gerek yok diye.
Yüksek lisansımı yaptım.
Ondan sonra da iş buldum.
İş bulduktan sonra da zaten işte bir iş diğerini kovaladı gibi klasik bir hikaye yani benimki de.
Nerede okudun Türkiye'de?
Koç'ta okudum. Kaç yaşında okudun?
23-24 yaşında yüksek lisansa geldin.
18'de girdim. Hazırlık okudum işte.
Aynen. 23'ümde falan da mezun oldum.
Doğru. Hazırlıkla beraber.
Aynen. Doğru. Ben kendimden yola çıktım.
Nasıl o kadar erken geldin diyecektim.
Doğru. Ne okudun? Hangi bölümü?
Endüstri mühendisliği. Burada endüstri mühendisliği ile alakalı mı?
Alakasız. Komple alakasız.
Ne okudun yüksek lisansda? Yüksek lisansda bilişim teknolojileri yönetimi gibi bir şey okudum.
Ama orada da aslında birazcık şöyle gelişti.
Ben buraya gelirken de birazcık pasaport alma hayalim vardı.
O da böyle çok bilinçli bir yerden gelen değil de.
O zamanlar kafamda benim şey gibi kodluydu.
Vize derdim olmadan seyahat özgürlüğü istiyorum.
falan gibi kodlamıştım kafama.
O yüzden de ona yönelik hani burada kalıp çalışıp belli süreyi doldurup pasaport alacağım diye düşünüyordum.
Birazcık pragmatik baktım olaya.
İşte okuduğum yüksek lisansta mesela şey istedim.
Devamlık zorunluluğu olmasın ki ben staj yapabileyim o sürede.
Staj yaparsam da hani iş bulmam kolaylaşır diye düşündüm.
Biraz da öyle oldu. O yüzden devam zorunluluğu olmayan bir bölüm seçtim.
Okula neredeyse hiç gitmeden bölümü bitirdim.
Tezimi yazdım. Bir yandan staj yaptım.
Çok yoğundu bu arada. Yani çok çok yoğundu.
Staj yaptıktan sonra da işte işe başladım.
Ondan sonrası öyle geliştim.
Bu kadar nasıl bilinçliydin ya?
Okulda mı öğretiyorlardı bu kadar?
Bana çok bilinçsiz gibi geliyor tam tersine.
Hani böyle seyahat özgürlüğüm olsun.
Hani tamam bir hayal tabii ki de.
Ondan sonrasında daha böyle pragmatik gittim.
Yani hani daha hevesli olduğum bir bölüm de okuyabilirdim.
Ben tam tersine devam zorunluluğu olmayan bir şey olsun falan.
Hani çok pragmatik gittim yani.
Ama işte bu çok bilinçlilik değil mi?
Sonuçta şey gibi yerden ya.
Hani çok önemi yok hangi günü.
Ülkenin pasaportunun olduğunu, dünyaya daha özgür olabilecek bir ülke olması için belki Hollanda'dasın ve okul zorunluluğu olmasın ki aynı zamanda çalışıp orada kalabileyim.
Ve bunların her biri bilinç ve daha çok genç yaştayken bu bilince sahip olup ve bunları hedef haline getirip, hayal değil aslında, hedef haline getirip başarmışsın yani.
Yani iki yönü var aslında.
Bir de şöyle oldu. Şimdi ben bunları kafamda seyahat özgürlüğü diye kodladım da pasaport almaya gittiğimde o imzayı atarken ağladım mesela.
Çünkü şeyi fark ediyorsun orada.
Yani Türk pasaportunu da bıraktırıyorlar ya sana.
E neresi özgürlük bunun? Hani ben bir pasaport alabilmek için diğer pasaporttan vazgeçiyorum.
Hani tam tersine benim hedeflediğim şeyin bir yalan olduğunu fark ediyorsun tam o sırada.
Ben ağlıyorum. Şeydeki belediyedeki kadın da işte üzülme geri alabilirsin pasaportunu falan diyor bana.
Yazık ya. Aynen.
Bir de şimdi tabii ki de bunu daha işte yaş ilerleyince de fark ediyorsun.
Benim annemin çok büyük hayaliymiş yurt dışına gitmek.
O gidememiş falan. O da hep bize bunu empoze etti birazcık işte.
Siz yurt dışına gidin orayı görün falan diye.
O yüzden hep küçüklüğümden beri vardı yani bu.
Peki İstanbullu musun?
İzmirliyim. İstanbul'a okumaya gittin.
Aynen. Peki ilk göçün İstanbul'a mıydı hayatında?
Aynen. Ne kadar kaldın İstanbul'da?
5 sene. Vav oradan da direkt buraya mı geldin?
Evet oradan da direkt buraya geldim.
Peki... Burası ikinci göç yerin Hollanda.
Evet. Buradan herhangi bir yere gitmedin.
Gitmedim ama istiyorum. Nereye?
Ya değişiyor tabii ki ama aklımda böyle birazcık.
Ya aslında şöyle hani full Hollanda'ya da göç edip 10 sene artık burada yaşadıktan sonra şey kavramı benden kalktı.
Buradan komple gideyim de şuraya komple hani temelli yerleşmek ya da temelli göç etmek kavramları birazcık kalktı.
Adı üstünde işte göçmen olduk.
Hani başka bir yere belli bir süreliğine gidip oradan sonra buraya geri dönüp başka bir yere de gidilebilir eğer işine el verdikçe.
Bu aralar hayalini kurdum.
Alicante var. Biraz hava da güzel olsun.
İşte hani hala daha Türkiye'ye de yakın.
Gidişim kolay. İspanya'yı çok seviyorum.
Birazcık aklımda İspanya var açıkçası.
Sıcak yerler var. Sıcak yerler var.
Aynen. Kültürü yakın, yemekleri güzel, havası güzel, keyfimiz yerinde olsun.
Birazcık öyle var. Peki yüksek lisanslı yaparken burada nerede staj yaptın?
Hayneken'de yaptım ve Yapı Kredi'de yaptım.
Aynen. Onda iki ayda mı yaptın? Hayneken'de yaptım.
O bitti. Altı ay. Ondan sonra da Yapı Kredi'de yaptım.
Hayneken seni niye kabul etti ya yüksek lisanslı stajı yaparken?
Neydi yani senin kabul etmesindeki neden?
Hiç bilmiyorum ama o ara ben de çok böyle hırslı olduğum için LinkedIn'den falan da insanlara mesaj atıyordum mesela.
Hani o alacak departmandaki insanlara.
Kadının çok hoşuna gitmiş benim öyle mesaj atmam.
Aldılar beni pazarlama stajına.
Tabii ki de görüşmeye de geliyorsun bu arada mülakatı vesaireye de.
Ama hani öyle. Şey gibi bir şey diyorum.
Kendini azimli sıçan duvarı.
Biraz öyleydi. Yani böyle kendime egzerli sitesi falan hazırlamıştım işte.
Şuralara başvurdum falan filan diye.
Hani çok öyle odaklıydım.
Ya çok... Şey geliyor bana böyle sohbet ediyorum ya birçok insanla.
Hiç bu kadar hazırlıksız gelen birine denk gelmedim.
Yani buraya yüksek lisans okumaya gelmiş.
Sonra burada kalmak için ortalama herkes aynı şeyleri yapmış.
Çok çalışılmış aslında hani çok.
Hazıra konmuş gibi bir yerde değilsiniz yani.
Bir yandan da işte belli bir checklist var gibi.
Zaten hani eğer buraya geliyorsan, burada kalmak istiyorsan yapacağın şeyler belli de bir yandan.
Evet hani tabii ki de çalıştık çabaladık ama çok da dağları delmedik.
Yani buraya zaten iyi bir üniversiteden geliyorsun.
İyi bir yerde yüksek lisans yapıyorsun.
Evet üniversiten ne olayım birazcık tabii Türkiye'den geldiğin için.
Ama bir sürü insan... Aynı şeyde.
E çok fazla staj yeri var.
Biri kabul etmese biri edecek.
Evet güzel bir başarı ama bence çok da atla deve değil gibi geliyor bana.
Yani bence mütevazısın.
Yani şey gibi bir yerden söylüyorum.
Yani 23 yaşın vermiş olduğu bir canlılık var ya ve geldiğin yer Hollanda.
Ve o dönemde burada Avrupalı gençler...
Sadece ben kendimi aramak için bir yıl bir yere gitmek istiyorum.
Gap year yapacağım deyip ya da işte bir yıl şuraya gideceğim, iki yıl Afrika'da kalacağım bilmem ne deyip başka bir planları varken senin aslında bu kadar survive modda yüksek lisans yapmaya geldiğin bir yerde bu kadar dişinle tırnağınla çalışmış olman
bence çok azimli bir hareket ya.
Ya evet tabii hani Hollandalılara kıyasladığında daha azimli kalıyor ama işte o da birazcık.
Ya onların da öyle bir şansı varmış hani burada doğmuşlar.
Onlar zaten lisede çalışmaya başlıyor cep harçlıklarını biriktiriyorlar.
Onların da önündeki örnekler onu yapıyor bu arada.
Mezun olanlar gidiyor gep yer yapıyor.
Adam da gidip de böyle yeni bir fikir bulmuş gibi yapmıyor.
Örnekleri onu yapıyor o da onu yapıyor.
Herkes birini kopyalıyor aslında.
Bizim de yaptığımız biraz oydu.
Ama sonuçta göç ettiğin bir yerdesin ya çok da kolay bir yerde değilsin yani burada.
Ve o her birinin zorluğunun arasında bana çok şey geliyor yani.
Bu kadar dişli, bu kadar kovalamış olmak çok güçlü bir şey hissettiriyor dinlediğimde bu tarz hikayeleri.
Çünkü o kadar olamıyoruz ya.
Bir konfor alanından çıkıyorsun, geliyorsun.
Burada yapman gereken bir sürü bir şey var.
Okul var, o var derken aynı anda da bunların peşinden kovalayıp yapmış olman bence çok güzel.
Peki nerede çalıştın staj bittikten sonra?
Kim kabul etti seni? Staj bittikten sonra yapı kredi staj yaparken tezimi teslim ettim.
Yapı krediden de teklif aldım.
Yapı krediye girdim. O bittikten sonra da...
Bak ondan sonra da çok şans oldu.
Ben Heineken'de staj yaparken benim orada yakın bir arkadaşım vardı.
O da şeye girmiş. Asics.
Japon ayakkabı firması var ya.
Ben de işte yapı krediden hani bitti bitecek kontratım zaten.
Başka bir yere geçmek istiyorum.
O da bana şey dedi. Bizim departmanda birine bakıyorlar.
CV'ni vereyim mi? Şöyle şöyle bir iş işte.
Sen iyi yaparsın dedi. Okey dedim.
CV'mi verdi. Hemen çat diye o iş oldu.
Ondan sonra da zaten böyle bir...
Tekstil serüveni başladı yani benim için.
Hani derler ya mesela atıyorum bankada uzun süre kalırsam bankacılık üstüne yapışır başka bir şey.
Onun gibi oldu yani. O alana girdim.
Ondan sonra da hep zıpladığım firmalar hani tekstil ve e-ticaret alanında kalmış oldu.
Şimdi de işte satış pazarlama üzerine Adidas'ta çalışıyorum.
Wow. Ne kadardır Adidas'tasın?
3,5 sene. En uzun çalıştığın yer ne kadar?
En uzun çalıştığım yer Adidas.
Ondan önce hep 2 yıldır.
Yani maksimum. Hatta iş alınırken de Adidas'a şey demişlerdi.
Umarım burada daha uzun kalırsın falan.
Biraz öyle oldu. Şu an şartlar da öyle gerektirdi zaten.
Peki 2 yılda bir kendi isteğinde mi iş değiştirdin?
Tabii. Bu da benim mesela çok hoşuma giden bir şey.
Yani ben bir şeylere hayır diyemiyorum.
O alışkanlıklarıma devam ediyorum.
Mesela bir yerde çalışınca çalışıyorum falan.
3 yıl, 5 yıl falan. Onlar beni kovana kadar çalışabilirim yani.
Onlar da konmuyor oluyorlar falan genelde.
Böyle 2 yılda bir bir şeyleri değiştirmek aslında konfor alanından çıkmak ya.
Bu nasıl hissettiriyor burada?
Açıkçası iyi hissettiriyor.
Çünkü hem yeni bir ortama giriyorsun, yeni insanlar, yeni bir iş demeyeceğim.
Şimdi aşağı yukarı yaptığın iş benzer oluyor.
Ama o yeni dinamizm iyi hissettiriyor.
Bir de belli bir şirkette uzun bir süre kaldıktan sonra o şirketin artık her şeyine maruz kalmaya başlıyorsun.
Ve toksiklik seviyesi de artıyor.
Öyle olunca şikayet etmeye başlıyorsun.
Şikayet ettikçe hani anladın mı böyle o bir şeye giriyorsun resmen loop'a giriyorsun.
O yüzden de belli bir sürede işlerden ayrılmak en iyisi bence.
Yoksa çünkü sen şirketinden şikayet etmeye başlıyorsun.
Yaptığın işi şey yapmamaya başlıyorsun.
Mesela ya bir aksiyon alacaksın.
Hani orada başka bir şey yapacaksın.
İşini değiştirmek olabilir, alanı değiştirmek.
Demek olabilir vesaire.
Yoksa çünkü öyle çok insan da tanıyorum.
Çok uzun süredir aynı şirketlerde çalışıp hani sürekli işten şikayet eden vesaire.
O yüzden o bir yenilik ve dinamizm getiriyor bence.
Okey güzel. Birazcık göçe gelelim o zaman.
23-24 yaşında geldiğinde ki Hollanda ile şu ankinin arasında bir fark görüyor musun?
Ya da şu anki Türkiye ile o zamanki Türkiye arasında bir fark görüyor musun?
Ekonomik ve sosyo-kültür olarak.
Hollanda'da kesinlikle görüyorum.
Yani Hollanda'da 10 senedir yaşadığım için onu yorumlamak daha kolay olur muhtemelen.
Türkiye'de uzaktan gördüğümü söyleyebilirim ancak.
Hollanda'da görüyorum ya. Farklı yani.
Peki ekonomik olarak alım gücü gibi bir yerden mi yoksa yaşamsal bir yerden mi?
Yoksa son dönemlerde çok fazla göç geliyor.
Göçün getirmiş olduğu değişikliklerden dolayı mı?
Nasıl bir fark görüyorsun? Birazcık hepsi bir arada.
Alım gücü kesinlikle çok azaldı.
Bence Hollanda'da da. Ben ilk geldiğimde böyle değildi.
Bir de market fiyatları burada işte 2.10'dan 2.30'a falan çıkıyor ya çok fazla fark etmiyorsun o yüzden tekte.
Ama hepsini bir araya koyduğunda çok azaldı.
Bunu şeyden bile anlıyorum ben. İlk kazandığım maaş ve şu anda kazandığım maaş biriktirebildiğim para.
Yani hani aynen buradan direkt ortaya çıkıyor.
Alım gücü gerçekten çok azaldı.
Her şey çok pahalılaştı.
Bir yandan eskiden mesela uçak biletine vesaireye verdiğin fiyata bakıyorsun.
Şimdi bakıyorsun. İnanılmaz fiyatlar.
Yani Türkiye'ye gitmek resmen Asya ülkesine gitmek gibi.
Evet çok pahalı. Çok çok pahalı.
O anlamda. İkincisi ben mesela şeyi hatırlıyorum.
Hollanda'ya ilk geldiğimde ilk aylarda ben şeyin şokunu çok yaşıyordum.
Bir kaldırımda hani kalabalık olmadan yürüyorsun.
Yani anladın mı? Böyle yanından sana çarpan yok.
Böyle çok tenha geliyordu ve hani hoşuma da giden bir şeydi.
Bir yandan hani tenha bazen kadınları rahatsız eder.
Rahatsız da etmiyordu. Hani böyle daha güvende hissediyordun.
Artık o yok mesela. Kalabalık gerçekten.
Hollanda da çok kalabalıklaştı.
Rahatsız edilme konusunda gene çok fazla şey söyleyemem ama eskiye oranla bence daha değişti.
Yani hani buradaki o güvenlik hissiyatı da göreceği bir tık daha değişti eskiye oranla kesinlikle.
Peki... Türkiye'ye ne sıklıkla gidiyorsun da oradaki değişimle ilgili bir şeyler hiç dikkatini çekiyor mu yani?
Orada da tabii ki de çok büyük değişimler var.
Bazen 3 ayda bir gittiğim de oldu.
Bazen 9 ayda bir de gidiyorum.
İster istemez kopamıyorsun.
Arkadaşların orada, ailen orada, haberleri vesaireyi bir şekilde sosyal medyadan görüp...
Görüyoruz. Bir ekonomi tabii ki de inanılmaz etkili.
Yani şöyle ben ilk gittiğimde mesela buraya gelip ilk para kazanmaya başlayıp Türkiye'ye gittiğimde orada çok rahat harcama yapabiliyordum.
O zamanlar Türkiye ucuz kalmıştı.
Tam böyle 2018 dönemi işte.
Kurunda tam zıpladığı dönem.
Ucuz kalmıştı. Şimdi ben gittiğimde bazen Hollanda'dan daha fazla harcıyorum.
Restoran olsun vesaire olsun.
Bir de artık ne harcadığımı da bilmiyorum.
Hatta... şey oldu işte Karaburun'da bir tane börekçiye girdik biz arkadaşlarımla börek alacağız ve 4-5 kişi için börek alacağız.
Bana ne dediler şimdi fiyat olarak hatırlamıyorum.
Tamam dedim böyle vereceğim.
Arkadaşım şey dedi bir dakika dedi biz 2 kilo börek almadık.
Tekrar yanlışlıkla 1 kilo yazmışlar.
Ben bunu bile fark edemiyorum.
Hani artık o algı yani bana deseler ki sigara 1000 TL vereceğim.
Hani hiçbir fikrim yok.
Ya çünkü şey algısı da yok.
Örnek veriyorum çay burada 50 TL diğer tarafta 100 TL bu kabul edilmiş normalize edilmiş.
Aynen. Senle ilk başta tuhaf geldiğinde reaksiyon verdiğinde saçmalama hep böyleydi diyorlar.
Ve sonra hiçbir şeye reaksiyon vermiyorsun.
Ve her şey evet demek ki böyle deyip gidiyorsun.
Ama şeyi özlüyorum yani Türkiye'ye gittiğimde orada...
Küçük sohbetler, işte sokaklardaki sohbetler.
Bir bakkala giriyorsun hemen iki dakika sohbet oluyor.
İşte ne bileyim anneanneme bir şey almaya gidiyorum.
Oradaki sağlıkçı bir şeyler anlatıyor.
Hani hemen herkese böyle bir o sohbet havası ve o samimiyet benim hoşuma gidiyor.
Ve uzaktan biz bazen şey gibi görüyoruz.
Ya neler oluyor inanamıyorum.
İnsanlar nasıl işte hala ayaklanmadı.
Nasıl işte Türkiye'de şöyle oluyor.
Yani içinde yaşadığında ki bize de uzaktan baktığında bizim de bir sürü sorunumuz.
Bizim derken işte Avrupa'da yaşayan Avrupa'nın da...
Bir sürü sorunu var sonuçta. Hani bir sürü nasıl bu insanlar ayaklanmıyor, bunlara yapılanları nasıl göz yumuyorlar diyebilirsin.
İçinde yaşadığında kanıksamak da durumunda kalıyorsun bir yere kadar.
Çünkü hayatına bakman gerekiyor.
İşte bir şekilde ya gün doğuyor ya uyanıyorsun, güneş doğuyor ve hayatına devam etmen gerekiyor.
İnsanlar da ona göre yaşıyor. O yüzden de hani böyle gittiğimde...
Öyle çok mutsuz insanlar vesaire görmüyorum.
Gayet mutlu, işinde, göcünde.
Tabii ki de herkes gibi sorunları olan insanlar var.
Ama bunu da birazcık dönüşümün bir parçası gibi görüyorum ya açıkçası.
Öyle ya evet. Yani insanlar içinde yaşadığı zaman...
Bir de survive modunda oluyor.
Hayatta kalma mücadelesi modunda oluyor.
Çok da fazla artık detaylarını düşünmemiş oluyor ya.
Burada bizim de öyle yani.
Baktığında yaşadığın hükümet hala sadece bir hükümet.
Güya solcu bir şey seçildi ama ne olduğu belli olmayan, kralın neredeyse gidip elini öpen birine dönüştü adam bir anda.
Çok komik bir şey oldu. Ve bir önceki zaten aşırı ırkçı bir adam.
Bir şeyleri değiştiremiyorsun yani.
Evet insanlar gerçekten dediğin gibi.
Şey soracağım. Neden?
Peki Avrupa'ya gelme hayali vardı acaba annenin de?
Sende bu istek neydi?
Buraya neden gelme isteği bu kadar yüksekti sende?
Birazcık böyle hani hem İngilizcemi daha da işte ilerletmek en başlarda.
Deneyim kazanmak, burada insanlar nasıl yaşıyor vesaire gibi.
Bir de bende en çok şeyde de depreşti.
Ben üniversitede okurken son sınıfta part-time çalışıyordum Pepsi'de.
İşte iki buçuk gün okuyordum, iki buçuk gün çalışıyordum.
Orada da hani kurumsal bir şirkette çalışıyordum.
Oradaki ortam çok iyi gelmedi bana.
Ne bileyim daha birbirinin üstüne çıkıp bir yerlere gelme.
Gibi gibi şeyler çok fazla vardı.
Yani Türkiye'deki kurumsal ortam adaletsizlik bakımından buradaki çok mu adil bu arada?
Buradaki de değil tabii ki ama görece işte.
O yüzden de böyle birazcık ben burada çalışmak istemiyorum.
En azından bir deneyim hevesi vardı.
Aslında şeyden dolayı sormuştum.
Bir sonraki sorum oydu yani. Hani Türkiye'de hiç çalıştın mı da sonuçta çok değerli bir okulda okumuşsun.
Yani koçta okumuşsun. Böyle herkesin de giremediği bir yerde okumuşsun.
Ve oradan mezun olup Türkiye'de çalışmayı deneyinmedin de mi?
Ya yok abi ben bu ortamlarda çalışamam.
Daha Avrupa'ya geleyim. Seni çok tetikledi mi?
Birazcık öyle oldu. Mesela ben çalışırken hala da çok severim.
O dönem ki işte müdürüm bana da bir sürü şeyi öğreten, çok iyi anlaştığım biri vardı.
Ona yapılanları vesaireyi de görünce açıkçası böyle hani yapmak istemedim ya.
Böyle denemek istedim açıkçası daha doğrusu.
Türkiye'ye her zaman dönebilirim sonuçta.
Buradaki deneyimle. O bir kapalı bir kapı değil.
Hani burada da deneyeyim. Bakalım burada da tam böyle mi acaba?
Yoksa bize acaba hani...
Ben mi hayal ediyorum yoksa gerçekten mi öyle mi?
Birazcık da deneyimleyerek anlıyorsun.
Buradaki ortam şahane mi? Kesinlikle değil.
Burada da başka türlü şeyler var tabii ki de rahatsız eden ama şeyi de kabullendim birazcık.
Kurumsalda kaldığın sürece böyle olacak.
Peki Türkiye'de sosyal miydin?
Koçta okurken de çalışmışsın ya.
Yani ne kadar sosyal bir hayatın vardı ve o sosyal hayatın burada devam edebiliyor mu?
Yani aslında Hollanda'da belli ki Adidas'la ya da diğer şirketlerle aradığını buldum diyebilir misin?
Bilmiyorum ama en azından sosyal ortamını bulabildin mi?
Aradığın neydi Hollanda'da da bulabildin mi?
Ya şöyle iş birazcık artık hani zamanda geçtikçe daha araç olarak konumlandırdım.
Ve o bana işte daha bir gelir kapısı.
O benim hiçbir zaman amacım olmadı.
Yani kurumsalda çalışmayı ben çok uzun zamandır çok sevdiğimi söyleyemem.
Öyle birini de duymadım hani çok böyle anormal bir şey değil.
O yüzden de hani başka hedefler koydum kendime.
Daha onları şey yapmaya başladım. Koşarken sosyaldim.
Evet böyle hani büyük bir arkadaş grubum vardı.
Çıkardık, eğlenirdik.
Hem çalışıyordum ama hem de deli gibi de çıkıyorduk.
Yani kampüsün uzaklığına falan bakmadan.
Biraz da öyleydi yani bizim dönemimizde de yani.
Çarşambadan gece çıkmaya başlardık.
İşte pazara kadar hani okula öyle geliyordun.
En başta buraya geldiğimde de öyleydim.
Hani daha üniversite başında.
Orada da çok çıkıyorduk. Ama sonra sonra tabii ki de sosyal ortam birazcık...
şey anlamında azalmaya başladı.
Arkadaş ediniyorsun. Onlar kendi ülkesine geri dönüyor atıyorum.
Başka şirketlere gidiyorlar.
Öyle olunca başka şehirlere taşınmak zorunda kalıyorlar.
Evet Hollanda küçük diyorsun işte ne bileyim Rotterdam, Amsterdam'a 40 dakika diyorsun ama gidip gelmesi öyle her hafta gidip gelmiyorsun.
Gitmiyorsun ki hiç. Gitmiyorsun yani işte Ersin'i biliyorsun.
Ersin 15 dakika mesafede oturuyor.
Yani yakınlıktan dolu yani çok da yakın arkadaşım zaten de yakınlığın da getirdiği bir yakınlık da oldu.
Yani ne kadar yakın otursan birbirine o kadar da yakın oluyor.
Bir de şey gibi oldu yani birazcık Hollanda'ya da geldiğimde daha böyle dışa dönük bir insandım.
Aa onunla da tanışayım, bununla da tanışayım, ona da şaka yapayım falan daha hani öyleydim.
Giderek giderek o birazcık azaldı daha böyle hani içe dönükleşmeye başladım.
O yüzden de hani eski sosyal çevremi tutma isteği de gitti ortadan.
Eskiden böyle hani aa büyük işte eğleneyim de bilmem ne.
Hani eğlence anlayışı değişti birazcık.
Eğlencenin anlamı değişti bende birazcık.
İşte ne kadar güzel sohbet ettiğim insanlar, güzel birlikte vakit geçirelim, yemek yiyelim vesaire vesaire ona döndü.
O anlamda da kaliteli bir sosyal çevrem var kesinlikle.
Ama büyüklük olarak aynı değil.
Belki de ne kadar az o kadar iyi ya.
Bazen. Bazen evet.
Bir yandan da özlüyorsun bu arada arkadaşlarını gördüğünde falan da.
Eski arkadaşların yeri bambaşka bu arada da.
Kalabalık bir araya geldiğinde de böyle hani sayılı gün bir araya gelmiş oluyorsun ya.
O da çok böyle doğru bir simülasyon olmuyor.
O zaman da diyorsun ya ne yapıyorum burada işte bak ne güzel hayatta arkadaşlarımla geçsin.
Ama bu da yetişkinliğin getirmiş olduğu bir şey değil mi?
Sonuç itibariyle Türkiye'de de yaşasan belki bu kadar da çok sık görüşemeyeceksin.
Orada kısıtlardaki de gittiğin için de çok geliyor ve çok değerli oluyor.
Allah'ım ne güzel diyorsun. Tabii ki orada yaşasan başka dertlerden dolayı belki daha çok telefon görüşmesi yapacaksın.
Belki daha sık görüşeceksin ama bu sefer görüştüğünde dert konuşuyor oluyorsun ya.
Hep değil ya. Mesela benim Türkiye'den konuştuğum, hep konuştuğum böyle 2-3 arkadaşım var.
Bayağı günlük konuşuyoruz yani onlarla.
Ben 10 yıldır burada olmama rağmen her şeyden ne bileyim işte yeni çiçek aldım falan hani.
Çok güzel ya. Aynen.
Peki ilk geldiğin dönemlerde parti görmüyordun buralarda?
Evet. Nasıldı ortamların? Tabii.
Üniversitede direkt. Hangi üniversitedeydin?
Tilburg'daydım. Bir de biz hepimiz orada böyle Tilburg'un neredeyse bütün Tilburg'ların kaldığı yurt gibi bir şey vardı.
Onun da avlusu vardı. Hepimiz oraya iniyorduk akşam.
İşte içkiler alınıyor, sohbetler ediliyor.
İşte zaten sürekli birinin evinde bir party oluyor.
O yüzden birazcık öyleydi.
Bir de Tilburg'un tek bir tane merkezi var.
Küçük. Herkes orada iki bar falan var.
Herkes aynı yere gidiyor.
O yüzden Perşembe, Cumartesi yaptığın aktivite de belli.
Sen de köyde okumuşsun ama buraya gelip.
Tabii. 200 bin kişi yaşıyor.
Bizim köyde daha fazla insan yaşıyor.
Beşinci en büyük şehri falan ama.
6 pardon.
Peki şey dedin ya Nazım.
Burada bir şekilde bir yerlere göç etmek istiyorum ama böyle sıcak yerlere.
Sonuçta İzmir de sıcak bir yer ya.
Neden İzmir demedin? Merak ettim.
Yani Türkiye'ye ya da Türkiye'de herhangi bir yere göç etmeyi ya da geri dönmeyi düşündüğün ya da arada tasarladığın bir şeyler var mı kafanın içinde?
Var. Yani geri dönmek gibi değil ama orada da böyle...
Orada da bir yerim olsun ve ara ara gideyim belki ileride hani oraya komple yerleşirim gibi bir düşüncem var.
İzmir'i de çok seviyorum belli yerlerin tabii.
Neden İzmir'i en başta söylemedim?
Ya hazır buraya kadar bu adımı atmışken 10 sene burada yaşamışken İzmir hep benim evim hep oraya dönebilirim.
Birazcık da başka şeyler deneyimleyeyim biraz başka denizlere gireyim falan hani daha şey bir yerden.
Yoksa böyle Türkiye'ye küslük falan gibi bir noktadan değil.
Yoksa arkadaşlarım orada eğer bir de işimi uzaktan çalışabildiğim bir şeye döndürürsem neden olmasın?
Çünkü şey gibi bir yerden de sordum.
Son dönemlerde böyle biz jenerasyonu göç etmiş insanların bir çoğunun da Türkiye'nin şu anki politik durumundan ve düzelemeyeceği...
Umutsuzluğu da çok fazla var ya.
Senin ve bu umutsuzluk onların geri dönmemesinde çok büyük bir etken.
Senin böyle bir korkun yok mu?
Türkiye'nin politik durumu ile ilgili tabii ki de endişelerim var.
Ne kadar düzelir? Nereye kadar düzelir?
Düzelmek belki doğru kelime değil de ne kadar daha farklı yere doğru evrilir bilmiyorum.
Ama benim için Türkiye'ye dönmek dediğinde döneceğim yer kurumsal bir firmaya dönmem Türkiye'de.
Çok büyük ihtimal büyük konuşmayayım ama.
O yüzden de İstanbul gibi bir hayalim yok.
İstanbul'da yaşamak. İzmir'e döndüğümde zaten orada da daha bir bubble'ın içinde olacağım için o şeylerden yine ister istemez ayrışmış olacağım.
O yüzden de yerleşirken onu düşünmüyorsun.
Ama tabii ki eğer ben İstanbul'da yaşayacak olsam vesaire kurumsal bir şirketle dönmeyi döner misin desen dönmem.
İstanbul'da deprem şeyi yani temel şeylerin...
sıkıntıda. Yani deprem riskin var.
Ekonomik riskin var. Güvenlik riskin hat safhada.
Yani aç kalabilirsin.
Her gün kuru artıyor vesaire.
Fiyatlar artıyor. Peki hiç bilmediğin bir ülkeye ilk geldiğinde böyle dışarıda çıkmışsın.
Küçük bir yerde de yaşamışsın. Türkiye'de de birçok kez dışarı çıkıyormuşsun ki hani takılıyormuşsun ki.
Kendini güvende hissediyor muydun buraya ilk geldiğinde?
Türkiye'de nasıldı? O genç bir kızın dışarı çıktığındaki korkularıyla buradaki Genç nazın dışarı çıktığındaki korkuları ve şu anki nazın durumu ne?
Türkiye'de tabii ki de bir tık daha güvensiz oluyorsun.
Bir yerden geri dönerken özellikle taksinin evinin kapısını önüne bırakmasını rica ediyorsun.
Kapıyı açana kadar beklemesini rica ediyorsun.
Ne olur ne olmaz. Herkesin başına gelen bin tane şey var.
O yüzden gece bir yerden dönerken telefonla konuşuyor, numarası yapma.
Hepimizin yaptığı şeyler. Hollanda'da ilk geldiğimde bunları mesela hani...
değiştirmek zaman aldı. Çünkü o korkularla geliyorsun.
Gece dışarı çıktığında bir arkana bakma şeyi var, bilmem ne var.
Yavaş yavaş küçük bir yerde yaşamanın verdiği şey, böyle şeylerin olmadığını bilmek.
Etrafta hala öğrencilerin vesaire dolaşması sokakta.
Yavaş yavaş o güven aşılanıyor ve diyorsun ki burada o kadar da büyük önlemler almama gerek yok aslında.
Ama yani gün geldiğinde her yerde insan insan.
İşte benim mesela Hollanda T-Book'ta çantam çalınmıştı.
Orada da polise şey dedim yani benim Türkiye'de çantam çalınmadı burada çalındı.
Hani güvensizlik her yerde olabilir her yerde dikkatli olacaksın.
Yani o kadar ütopik bir dünya olabilme ihtimali olduğunu düşünmüyorum.
Değil değil de şey gibi bir yerden de merak ettim.
Sonuç itibariyle Türkiye'de gece dışarı çıktığındaki farklı bir güvensizlikle buradaki güvensizlik arası çantanın çalınması gibi bir yerde.
Bu bana bir yandan da okey yani.
Çantam benim Türkiye'de de çalınabilir.
Ama Türkiye'de başka bir şeyin daha güvensizliği oluyor ya bazen kadınlarda.
O buraya geldiğinde seni çok tetikleyen bir yerde miydi aslında?
Onu da çok merak ediyorum. Çünkü bir arkadaşım bir gün bisikletle gidiyor burada bizde yaşarken.
Arkasından da başka biri bisikletle giriyormuş.
Feribottan inmiş. 3-4 dakika aynı yolu gitmişler.
Arkasından girmiş. Çok tedirgin olmuş.
Eli ayağı titremiş. Biraz yavaşlamış.
Diğer bisiklette gitmiş. Sonra ertesi gün anlatıyor bana.
Büyük ihtimalle evine giden birisi yani.
Ama diyor ki öyle bir şey yerleşmiş ki bedenime.
Biri beni takip ediyormuş hissiyatı vardı.
Ve diyor ne yapacağımı bilemedim diyor.
Polisi nasıl arayabilirim?
Ne demem gerekiyor? Bir sürü bir şey düşündüm diyor.
Hiç aynı hızla devam etti hayatına diyor.
Sonra şey oldum diyor. Evet abi sanırım Türkiye'de değilim ve burada bu insanlarda böyle bir şey yok algısı.
Ve sen de bu algı çok...
Ne kadar sürdü mesela? Çok merak ediyorum.
Çünkü çok genç geliyorsun, tek geliyorsun.
Ve genç bir kız çocuğusun yani o zamanlar.
O algı bence biraz bitecek bir şey değil ya.
O biraz by default geliyor yani çoğu kadında.
Hani sadece Türkiye'ye özel bir şey olduğunu da düşünmüyorum.
Genel işte bu Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinden gelmeyen herkese ait bir düşüncedir muhtemelen.
Daha yeni yani işte. Ben dün koşuya çıktım ve gündüz aslında.
Daha tenha bir yerden geçiyorum koşarken.
bir tane adam şöyle 180 derece şöyle döndürüp baktı.
Yani sen normalde koşana bak.
Hani gözün dalabilir vesaire ama kafanı döndürüp bakıyorsan artık amacın senin rahatsızlık vermektir ya.
Ben de hızlandım. Yani hani mesela anladın mı?
Arkamı dönüp baktım. Geliyor mu?
Takip ediyor mu? Bu çok fazla bitecek bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Kimisine daha şeydir.
Ama çok fazla bitecek bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Kesinlikle yani gece karanlık olduğunda tenha yoldan geçmemeye çalışırım.
Hala da işte metrodan indiğimde eğer geceyse birini aramaya çalışırım.
Öyle şeyler devam eder.
Peki Hollanda'da hoşuna gitmeyen bir şeyler var mı?
Ya şunları değiştirmeye çok isterdim dediğin.
Neyinden şikayetçisin Hollanda'mızı?
Hollanda'nın yani tabii ki var.
Hollanda'daki ne denir ona?
Yani samimiyetsizlik mi denir?
Bizde daha böyle bir spontanelik var ya.
O spontaneliğin getirdiği bir samimiyet oluyor ya.
Yani hani sonuçta sen biriyle arkadaş kurmak istiyorsan ya da dediğim gibi bir esnafla sosyalleşmek istiyor.
Ya da esnafla sosyalleşmek istemek gibi bir kavram yok ya Türkiye'de.
Doğal olarak gelişiyor sen sokağa çıktığında.
Birileriyle sosyalleşiyorsun ve sohbet ederken kendini buluyorsun.
Buraya onu birazcık katmak isterdim kesinlikle.
Daha böyle iç içe olma kültürü.
O zaman da herkes bir tık daha kendine ait hissedebilirdi bence buraya.
Birazcık o eksik.
O soğukluğun getirdiği şey kötü yani.
Hepimiz o yüzden de birazcık daha kendi alanımıza çekiliyoruz.
Bir de şey de oluyor ya karşı taraf sana o girişkenlikte bulunmayınca sen de bulunmuyorsun.
Öyle olunca karşılıklı bir girişkensizlik oluyor.
Biraz o gelsin isterdim.
Onun dışında ya böyle gerisini söylemeyeyim işte.
Peki samimiyetsiz bulduğun şeyler Hollandalı insanlar mı yoksa buraya da göç etmiş artık başka göçmenlerde de aynı samimiyetsizliği mi buluyorsun?
Güzel soru. İkisi birden bence.
Çünkü yani Hollandalı insanlar buranın kültürünü oluşturuyor ve biz buraya göç ettiğimizde zamanla işte dediğim gibi sen ondan gördüğünü alıp yapıyorsun.
Hani ben bunu mesela şirkette de konuşmuştum.
Bizde yeni biri işe başlıyor.
Normalde işte merhaba merhaba nasılsın ben şu ben bu falan denir ya bizde o çok yok.
Neden? Çünkü biri gelip seni tanıştırmıyor.
Kimse de öyle bir şey yapmadığı için sen de davranmıyorsun.
Halbuki başka bir ortam, Türkiye gibi bir yerde olduğunu düşünüyorum.
Böyle bir şeyin imkanı yok. Yeni gelenle tanışılır, konuşulur vs.
Yani üstündeki onu yapmıyor diye ya da yanındaki onu yapmıyor diye sen de yapmıyorsun.
Hani böyle herkes... Birazcık da aslında bireysellikten geliyor belki de.
Bireyselliğini değiştirmek isterdim Hollanda'nın.
Bak şimdi düşündükçe daha...
iyi kelimeler akma gelmeye başladı yani hani bu bireyselliğini değiştirmek demek de şey demek değil komple kolektivist olsun vesaire gibi bir noktadan değil ama bu bireysellik de işte inanılmaz bir yalnızlık da getiriyor günün sonunda hep derler ya işte Avrupa'da
aç kalsan aç kalırsın yani kimse sana şey yapmaz hani onun gibi Türkiye'de aç kalmak zor kalırsın ya da o tarz toplumlarda biri sana bir şey verir yardımcı olur görüyorsun işte bir sürü olay oluyor bir hemen bir halk
kendi arasında örgütlenme başlatıyor bir insan gerçekten dert ediniyor burada bir bak dert edinme de yok mesela başka bir yerde başka bir sorun olsun sen dert edinirsin bir sürü insan yani burada bir dert edinmiyorsun
ya şey gibi biraz televizyondan izliyorsun aa yazık Öbür kanala geçiyorsun gibi.
Peki şey gibi de bir şey der misin?
Ben de buna benzer düşünüyorum ama şöyle bir şey daha düşünüyorum bu ülkeyle alakalı.
Mesela bu insanlar senin derdinle dertlenebilirler ama sen gidip o insanlara benim şöyle bir derdim var bununla ilgili yardım istiyorum demen lazım.
Sen herhangi bir şey söylemezsen kendinle ilgili herhangi bir yardım istemezsen ya da herhangi bir şey yapmazsan hiç kimse hiçbir şey yapmıyor.
Aa geçmiş olsun deyip devam ediyor.
Aa falan deyip aa öyle mi oldu diyor.
Yani bu ülkedeki İnsanların sana bireysel alan açtıkları gibi de bir yerden.
Mesela birisi kendime gitar alacağım deyip bağış topluyor.
Birisi işte koltuğumu işte kediler yırttı deyip koltuğu yırttı.
Ve insanlar yardım ediyor.
3-5 diyerek. Ama mesela sen bunu demezsen, evin yansa, bir şeyin olsa, sen yardım istemezsen kimse yardım etmez.
Sanırım bizim geldiğimiz coğrafyada sana söyletmeden yapılıyor ya.
Çünkü sen utandırılma, sen buna muhtaç mışkızsın gibi değil de.
O yardımlaşma başka bir kültür.
Buradaki yardımlaşma da senden bekliyorlar aslında.
Senin talep etmeni bekliyorlar gibi bir yerde.
Evet belki de öyle tabii ama bizde de işte dediğin gibi.
Yardım biraz söylenmeden yapılır gibi bir anlayış var ya hani söylersen yardımın anlamı olmaz.
Ya da işte talep etme de bizde zaten çok zor olan bir şey olduğu için.
Herhangi bir şeyi talep etmede çok zorlanıyoruz.
Tabii ki ilişkilerde bile bir şey talep edemiyorsun ki.
Tabii aynen çok daha indirekt gidiyoruz yani işte anlamasını bekleyelim birinin de.
Tabii ya. Aynen. Ve benim en çok yaşadığım sorunlardan biri yani.
İletişelim abi derdin varsa söyle diyorum yani.
Bir şey yapmam gerekiyorsa bunu yapmalısın demelisin diyorum yani.
İşte. Çünkü bazen o konularda çok Hollandalı hissediyorum kendimi.
Peki samimiyeti nasıl yerlerde arıyorsun ya da bulabildiğin yerler var mı?
Nerelerde gidiyorsun samimiyetin olduğunu düşünün?
Nerelerde vakit geçiriyorsun yani?
Ya dediğim gibi güzel bir arkadaş çevrem var aslında.
Tabi burada uzun süredir de kaldığım için.
O arkadaşlarımla gayet güzel de bir samimiyetim var.
Onlar buradaki ailem benim.
Hani bir şeyim olsa, başım sıkışsa ya da mutlu bir şeyim olsa onlarla hep paylaşırım.
Arkadaşlarım var. Mesela doğaçlama benim için çok güzel kapılar açtı.
Hani samimiyet anlamında da.
Arıyorsun yani kendi dilinde bir şeyler yapmak, yeni bir şeyler öğrenmek vesaire.
Hani buralarda da zaman geçirmek hoşuma gidiyor.
Bir de sevdiğim, yani genellikle sevdiğim insanlar açıkçası samimiyet bulduğum yerler ya.
Peki bu samimi o...
Ulan arkadaşların Türkiye'li mi?
Yoksa international mı?
Nasıllar? Karışık. Aynen.
Yani Türk sevmeyi arkadaşlarım da var.
Yabancı sevmeyi arkadaşlarım da var.
Bunlar böyle işte 100 kişi değil tabii ki de.
Yani bir elin parmağına geçmezler.
Bir yandan da Türkiye'deki çok yakın arkadaşlarım da var ve dediğim gibi hani onlarla da çok sık konuştuğum için fiziksel yoklukların tabii ki de onun eksikliğini çekiyorum.
Ama bir yandan da biliyorum ki hep oradalar ve sadece 3 saat uzaklıktayız.
Onu da böyle kafamda çok büyütmemeye çalışıyorum açıkçası.
Peki Hollanda'ca öğrenebildin mi?
Gerektiği kadar öğrendim ondan sonra bitti.
Yani şöyle şimdi hani hep şey konuşulur ya işte dil öğrenmedik entegre olmadık, dil öğrenmedik entegre olmadık.
Ya biz deli gibi göçmen olan bir ülkede yaşıyoruz.
Evet Hollanda'ca buranın ana dili bazı konularda.
Dil şu anlamda çok güzel şey katıyor.
Öğrenirken ben de onu fark etmiştim.
İşte atasözleri, deyimler, deyişler sana kültür hakkında çok fazla şey söylüyor.
Ve benim çok böyle aaa aaa falan hani ben şimdi anladım Hollandalılar niye böyle falan dediğim çok şey olmuştu.
Ama bir yandan da çok fazla göçmen var.
Hani hepimiz İngilizce konuşuyoruz.
Çalıştığın yerlerde İngilizce konuşuluyor.
Teknoloji çok gelişti. Her yerde şey var.
Tabii ki de dil öğrenelim bizi geliştirmesi için.
Ben bilsem ki evet ben Hollanda'yı çok seviyorum.
Ben gerçekten burada yaşanmak istiyorum.
Burası benim yerimdir. O zaman daha bir hevesle öğrenirim.
Ama ben Hollanda'yı daha aracı bir step gibi gördüğüm için daha onu da yettiği kadar öğrendim.
Bitti gibi oldu. Peki ev aldın mı burada?
Aldım. Her ekspat gibi.
Aynen. Sen ekspat. Checklist işte ya.
Ekspat statüsünde miydin peki sen?
Hayır değildim. Aaa senin %30 geriyaden de yoktu.
Hayır ya aynen ben okul okudum burada.
Deli gibi para veriyorsun okul okumuşken zaten.
Ondan sonra Türkiye'den gelenler %30 oluyor.
Benim olmuyor. Ehliyetin var mı?
Yok. Yani Türkiye'de var da ben araba kullanmayı bilmiyorum.
Hiç. Düz gittim verdiler gibi bir şey oldu Türkiye'de.
Çünkü şey. Benim de %30'um yok ya %30 olmayınca sınava falan girmen gerekiyor ama %30 olanların hiçbir şey yapması gerekmiyor ya.
Çok boktan ya.
Büyük bir ayrımcılık yani.
Bence 200'lü tam terbiyesizlik böyle hakaret edesim geliyor.
Ben belediyeyi aradım. Dedim ki yani ekspatların değişiyor ve dedim onlar ekspat olabilmesi için hani.
Yüksek nitelikli olabilmesi için üniversite mezunu olmaları gerekiyor.
Dedim ben üniversite mezunuyum.
Aynen. Benimle de ama sizin %30'unuz var mı burada dediler.
Yok o zaman veremiyor. Dedim ki ama üniversite mezunuyum ya ben de aynı ülkeden giriyorum.
Aynı insanım ben onlarla.
Yok olmuyor falan. Aynı ehliyetim var falan.
Yani çok çok üzücü, çok sinirliyorum.
Bir sürü ikiyüzlülüğü var tabii ki de Hollanda'nın.
Hani bu en küçüklerinden biri.
Ne var başka ikiyüzlüsü Hollanda'nın?
Hollanda ülkesinin? Hollanda ülkemizin ikiyüzlülüğü...
Genel çoğu Avrupa ülkesinde olan şeyler de var aslında.
Yani böyle hani insan hakları mahkemesi Hollanda'da yani düşündüğünde.
Bir yandan da ayrımcılığı sen düşün.
Bilmiyorum sınavlara girdin mi mesela?
Yok daha girmedim. Hollanda sınavlarına girip orada da anlayacaksın direkt.
Oradan bile belli çok örnek vermeye gerek yok.
Herkes az çok biliyordur zaten ama.
Nasıl bir ayrımcılık var mesela sınavda?
Sınavlarda şöyle sorular var.
Birebir hani ben denk geldiğim için bana sınavda çıktı.
İşte yeni bir iş yerine Melanie başlıyor.
Melanie'de V yakalı bir tişört giymiş.
Ondan sonra Muhammed ve Yan iş arkadaşını gördü.
Ondan sonra Muhammed bu V yakalı tişörtünün doğru olmadığını düşünüyor.
Muhammed, Yan Muhammed'e ne demeli falan gibi.
Oradaki isimler...
Sana her şeyi söylüyor.
Anladın mı? İşte yok Bimlenme'nin çocuğu üniversiteyi kazanamadı.
Ne bileyim babanın adı Ahmet orada.
Yani örnek sınavlarda da böyleydi.
Benim girdiğim sınavda da böyleydi.
O yüzden de böyle çok isimler de bana böyle denk gelmiştir diyemeyeceğim.
Yok yok evet katılıyorum.
Çünkü şeyler falan oluyormuş sınavlarda.
Eren'den duymuştum ben de. Erkeksin Ahmet'in işte eşi doktora gidecek kadın hastalıkları doktoruna.
Doktor erkek izin vermeli mi?
Evet. Yoksa bir şey mi yapmalı?
Yoksa karısı ne derse o mu olmalı gibi böyle.
Ama Ahmet ve Ahmet'in karısı oluyor.
Tabii tabii aynen. Yan değil yani oradaki isimler.
Ve 60'larda bir sınav yapmışsın.
Evet Ozanlar böyle insan hakları vesaire de bu kadar yüksekte değildi ayrımcılık.
Belki bilmiyordun ayrımcılık neydi.
Ya da ayrımcılık büyük bir konu değildi.
Ozan'ın konusu başkaydı. Update et.
Artık sen ülkende bizim sayemizde ekonomi dönüyor.
Ya bu arada bana şey gibi geliyor.
Bu Hollandalılar birazcık bu konularda cahil gibi geliyor.
Neden biliyor musun? Bence bir insan zaten buraya kadar geldiyse bu ülkeye kadar belli ki birazcık kafası bir şeylere çalışıyordur.
Yani aptal değildir. Ve aptal olmadığı için de o soruya kalbi tabii ki benim eşim erkek doktora gidemezdi diyecek.
Biliyor onu diyeceğini.
Ama senin bunu o derse bunu ülkeye kabul etmeyeceğini bildiğince o cevabı işaretlemeyecek.
Aptal değil bu adam yani. Aynen öyle.
Yani sen o adama o soruyu sordun ve o adam o cevabı verdi diye bu adam öyle bir adam olmuyor ki zaten.
Bu çok mantıksız geliyor bana.
Aynen öyle. Yani İrlanda'da ya da İngiltere'de röportaj yapıyorlar bir tane türbanlı bir kadınla.
İşte eşi Afganistan'dan göç etmişler.
İşte şey diyor işte eşiniz diyor soruların hepsine diyor böyle cevap verdi.
Ya o da eşime öyle cevap verdi diyor. Eşimin üç tane karısı var diyor.
Yani hani diyor hani eşim aptal mı benim diyor.
Eşim tabii ki soruları doğru cevap verecek.
Pasaport almak istiyoruz biz burada diyor.
Aynen öyle. Yani bu bana o kadar şey gelmiş ki evet abi yani.
Ya bir de adamların derdi o kadar yani bir sürü farklı ülkeden çok zor durumda gelen bir sürü insan var.
Yani insanların derdi o kadar başka ki eğer teste doğru cevap vermek doğru cevapsa verir zaten.
Yani eğer entegre etmek istiyorsan daha farklı şekillerde entegre etmeye çalış.
Peki 3,5 yıldır aynı işlerindesin ya neden iş değiştirmiyorsun?
Çünkü son dönemlerde...
İş değiştirmek çok zor.
İnsanlar iş bulamıyorlar gibi şeyler varmış Hollanda'da duyduğum.
O yüzden mi yoksa neden iş değiştirmiyor?
Duyduklarını tamamen doğru sağlayayım.
Bizde bile bir tane pozisyon açılıyor.
Bir saatte 100 kişi başvuruyor.
Yani çok fazla işten çıkarma var falan filan gibi şeyler var.
Bir yandan da şu an yaptığım işte ben birazcık rahatım.
Yani aynı işi yaptığım için uzun süredir.
Öyle olunca da bu bana bir zaman kazandırıyor.
O geri kalan zamanla da kendi işimi kurmaya çalışıyorum.
Peki Adidas bizi sponsor olur mu?
Bu konuyla ilgili. Ne bileyim podcast ile ilgili.
Sorayım. Belki Eşofman yollar ben giyerim onu.
Eşofman aldım. Benim çok bir tane beğendiğim bir Adidas serisi var.
Yanında böyle çiçek deseni var.
Çok özel seriler üretiyorlar.
Hiçbir yerde bulamıyorum.
Eğer belki böyle şeylere sponsor olmak isterlerse Adidas sponsorluğunda falan.
Aynen belli adeti yerine sana sponsor olmayı kesinlikle isterler.
Senin şey yapacağın, getireceğin insanlara.
Ama şöyle bu arada, şimdi şöyle bir öngörü var.
Sonuçta bir belli hadis var, bir naz var yani.
Aynen. Sonuçta yani biz beraber...
3-5 kişiyi şey yaparım.
Ama şöyle diyorlar bu arada, influencerlık için.
Şimdi influencerlık biraz şeye döndü ya işte...
Adam 100 tane markayı tanıtıyor.
Sen gerçekten kullandı mı, kullanmadı mı, memnun mu, değil mi anlamıyorsun.
İnfluencer'lık artık brand ambassador'lığa evriliyor diyorlar.
O da işte tam olarak senin gibi insanlar.
Gerçekten giyen... Özel şeyle ayakkabı adasın.
Keşke gösterebilsek. Hani brand ambassador'lığa evrilecek diyorlar.
O da işte senin benim gibi insanlar. Gerçekten giyen, gerçekten kullanan.
Çünkü mesela makyaj ürünü düşün işte.
Kozmetik ürünü düşün. Millet tanıtıyor.
Bunu sürdüm çok iyi. Belki bir kere sürüyor yani o serumu.
Artık influencer'lık...
Biraz anlamını yitirdi gibi geliyor bana.
Peki yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Yaşadın mı'nın devamını nasıl doldurursun göçmenlikle ilgili?
Yaşadın mı derken?
Yaşadın mı dolu dizgin yaşayacaksın falan diye devam ediyor şiir.
Ama sen yaşadın mı şöyle yaşayacaksın.
Bu hayatı ciddiye alarak yaşayacaksın gibi.
Yok yok o da şiir.
Ya şey yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Hep hayal kurarak ve hedef koyarak yaşayacaksın.
Hedefsiz oldu mu böyle dümeni çok savruluyor.
Bu hedeften kastım da böyle çok büyük hedefler gibi değil.
Yani bazen daha küçük hedefler.
Şuraya gitmek istiyorum, bunu öğrenmek istiyorum vesaire gibi.
Ama ne yaptığını bilmeden yaşadığında da birazcık yani bir amacın olmadan yaşadığında insan kendini çok depresyona sokabiliyor.
Özellikle bu tarz ülkelerde amaçsız yaşamak çok şey gibi geliyor bana.
Bizim gibi göçmenlerin en çok yaşadığı psikolojik sorumuş gibi geliyor.
Ne yapacağını bilmeden niye geldim?
Bir sürü bir şeyin arkasından getirdiği ve sonrasında geri dönen de birçok tanıdığım insan var benim biliyor musun?
Evet o yüzden kendine işte o yüzden diyorum ya hani amaç deyince belki çok büyük duyuluyor ama hani hedef aslında kastım yani.
O hedef de yolda düzülüyor bu arada değişiyor yani yapmak istediğin.
Sen bu yola nasıl girdin bilmiyorum mesela ama eminim yolda değişmiştir.
Tabii canım hiç kalma isteğiyle gelmemiştim yani ben bu ülkeyi.
İşte yani hani o yüzden küçük hedefler mutlaka koymak gerekiyor.
İşte ay iyiyiz ya ilk kazanıyoruz falan dediğinde hem amaçsız yaşamış oluyorsun.
Yani boş yaşamış oluyorsun.
Savruluyorsun. Öyle bir dünya yok zaten.
Benim literatürümde de yok yani öyle yaşayabilmek.
Peki vitamin kullanıyor musun?
O bir önceki sorularımdan vardı.
Evet kullanıyorum.
Onu atlamak istemedim. Ama Türkiye'de olsan kullanır mıydın vitamin yoksa?
D kullanmazdım muhtemelen.
Ama ben ilk şeyde koronada D'yi kullanmaya başladım ve şok oldum.
Etkisine falan şok oldum.
Bu böyle bir şey mi ya falan dedim.
Hani beni o kadar şey yaptı.
Düzenli omega 3 D ve magnezyum kullanıyorum.
Hepsini de çok tavsiye ederim ve çok memnunum yani.
Bir göçmen... Ha bir de kreatin hayatımın buluşudur.
Beni bütün kadın arkadaşlarıma da tavsiye ettim.
Ya bu eskiden daha çok böyle sporcu supplement olarak biliniyormuş ve işte kasların daha hızlı iyileşmesine ve kasların arasında su tutmasına yardımcı olduğu için sporda daha rahat ilerleyebiliyormuşsun işte kilo kaldırma ya da
işte hedefin neyse gibi gibi.
Son dönemlerde ama bayağı araştırma yapmaya başlıyorlar ve kadınlar üzerinde daha farklı etkileri de olduğu gözlemleniyor.
mental clarity, işte fokusunu arttırdığı, alzheimer'ı önlediği kadınlarda özellikle gibi bir sürü araştırması var.
Ve ben kreatine ilk düzenli kullanmaya başladıktan böyle bir 30 gün bir ay sonra falan şey oldum.
Oha benim işte depresif düşüncelerim falan gitti ya.
Hadi ya. Aynen. Hani güne daha mutlu ve hevesli ve şey uyanmaya başladım.
Benim şey günlerim çok olurdu hani kalkıp ne yapıyoruz ya işte.
Aynen. Neler oluyor ben ne yapıyorum falan gibi böyle.
Olur ya hani herkesin.
Onlar çok azaldı. Ya da daha böyle hani daha güzel bir yerden görmeye başladım gibi onu.
Allah'ım gördüğünüz üzere bavulda ne var sadece bir göç konuşulan bir podcast kanalı değil.
Aynı zamanda da bilgi verilen eve bilgiler yaşanıyor.
Bende çok şey oldu.
Kreatin alıyorum bu akşam eve giderken.
Bana çok yarar dokundu gerçekten.
Bizim eve demek ki kreatin lazım.
Peki yavaş yavaş finale gelelim istiyorum.
Mesela bizi dinleyenlere milyonlara ya da göçmen olduğumuz için bazen tuhaf gelen sorulara ya da böyle ya aslında şunu çok insanlara söylemek istediğim
dediğim bir şeyler var mı? Çünkü göçmen olduğun için bazen ben alıyorum tuhaf sorular işte.
Ya tabii. Ya da ne bileyim herhangi bir şey ne olursa.
Özel olarak böyle demek istediğim bir şey yok ama göçme olarak tabii ben de tuhaf sorular alıyorum.
Ama tuhaf, insanlar merak ediyor.
Bırak sorsunlar hani böyle o tarz şeylere takılmayı bıraktım açıkçası.
Sorun, elimizden geldiğinde yardımcı olalım.
Bilemedim şimdi ne diyeyim insanlara ya.
Yok yok şey gibi bir yerden ya. Hani mesela...
Kimisi yüksek lisansla gelmek istiyor.
Ya şöyle bir şey deneyin ya da şöyle bakın.
Hani ya bilgi olacak ya da göç bazen çok insanların korktuğu ya da gözünde büyüttüğü bir şey.
Senin için öyle mi? Yoksa hani ya da ne bileyim.
Ya şöyle diyebilirim. Türkiye'de birazcık Avrupa böyle hani çok güzel işte özgürlüklerin olduğu, bütün heveslerinizi, hedeflerinizi gerçekleştirilebileceği bir yer gibi anlatılıyor ya.
Öyle bir resmi var. Ya da mesela Türkiye'de tatile gitmek isteyen insanlar hep bir Avrupa düşünür.
Avrupa dışı çok fazla düşünmez.
Avrupa hep bir böyle hayal gibi satıldı yani hepimize.
Bence öyle bir yer değil. Hani ona insanlar bence birazcık eğer göç etmeyi düşünüyorsa hazırlıklı olmalı.
Hani içine girdiğinde uzun süre yaşadıktan sonra gerçekten Avrupa'nın güzelliğinden çok iki yüzlülüğünde, Daha çok fark etmeye başlıyorsun bence.
O da insanın kendisiyle çelişmesine ve çok sorgulamasına sebep oluyor.
Bu tarz şeyler oluyor göçmenlikte.
Hani böyle ay çok güzel, pembe göz çok güzel yaşıyoruz gibi olmuyor da daha böyle çelişkili ve anlam sorguladığın bir yere gidiyorsun.
O yüzden çok kolay değil o anlamda bence.
Hani kendine çok uyum içinde yaşadığım bir hayat değil genel olarak.
Ama onun dışında göç etmek, arkadaş çevresi edinmek vesaire böyle şeyler bence çok zor değil.
Hele ki özellikle şu anda.
Yani eğer böyle bir korkusu olan bile varsa atıyorum en başında Türk komüniteleri var.
Şu an çok büyümeye başladı ve çok güzel komüniteler bunlar.
Hani Türkiye'de de ben hep onu diyorum.
Türkiye'de de tanısam arkadaş olacağım insanlarla arkadaşım yani burada.
O yüzden arkadaş edinmek...
İş bulmak vs. böyle şeyler bence çok zor değil.
O kadar da büyütülecek ve zorlanılacak bir şey değil.
3 saatte Türkiye'ye gidiyorsun işte uçakla.
Çok büyük bir olay değil gibi geliyor bana.
Teşekkürler Enas. Bavulunda ne getirdin?
Türkiye'den buraya taşıyorken mi?
Hayallerimi getirdim ya. Biraz hayallerimi getirdim.
Onlar da yıkıldı. Yeni hayaller kuruldu.
Ne götürüyorsun peki?
Ümidimi götürüyorum. Ve yeni hedeflerimi götürüyorum.
Şiirsel bir bitiriş oldu bu kadar.
Gülmeli sohbetin arkasında.
Edebi bir can yücel şiir.
Teşekkür ederim vakit ayırıp geldiğin için.
Ben teşekkür ederim. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik.
Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Bizi beğenerek takip ettiğiniz için de teşekkür ederiz.
Arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz Boğulda Ne Var podcast kanalını.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
