
Göç Ettik, Hayatımızı Kurduk, Sonra Şirketimizi
13 Ağustos 2026 · 55 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ezgi ve Sümeyra ile Hollanda’ya göç ettikleri günden bugüne uzanan hikâyelerini konuştuk. Yeni bir ülkeye alışmak, iş hayatı, arkadaşlık, kendine yeni bir alan açmak ve sonunda birlikte kendi işlerini kurmak… Hepsi bu bölümde.
Ezgi ve Sümeyra’nın Hollanda'da sıfırdan hayata geçirdikleri bu ilham verici girişimi yakından incelemek ve yolculuklarına ortak olmak isterseniz: https://www.instagram.com/themellowatelier/
Transkript
Selam. Bavulda Ne Var? Podcast kanalına hepiniz hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Teşekkür ederiz.
Bugün tekrar Amsterdam'da Kumpanya'nın stüdyosundayız.
Her zamanki gibi. Umarım ileride başka bir yerde de kaydederiz bunları.
Bugünkü konuğumuz Ezgi ve Sümeyra.
Hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Tekrardan demiş olayım ben de.
Ezgi ve Sümeyra kim?
Birinizden başlayalım. Ezgi ile başlayalım.
Tamam ben de başlayalım. Ezgi ben tekrardan tanıtmış olayım.
Şu anda Hollanda'da 4.
sene mi? Tamamladım.
Beşinciye doğru gidiyorum. Yol alıyorum.
Bir fintech şirketinde data analist olarak çalışıyorum.
Yani beyaz yakayım aslına bakarsan ama bir yandan da böyle biraz beyaz yakalıktan çıkıp artık daha böyle kendim için bir şeyler yapmak istediğim bir noktadayım hayatımda.
Böyle bir noktada olduğum için de Sümeyra'yla beraber yeni bir işe geliştik diyelim.
Yine bir tadayla. Yine bir tadayla.
Ne yapıyoruz biz?
Biz çiçek atölyeleri, buket tasarım atölyeleri yapıyoruz beraber.
Aslında çiçeği dair böyle bir şeyler yaparak bu motivasyonla çıktık.
Bunun daha detayını konuşacağız galiba.
O yüzden çok girmeyeyim ben şu anda.
Deyip o zaman bir de Sümeyra'ya topu bırakayım.
Olur ama sana şey sorayım.
Nereden geldin Ezgi? Ankara'dan geldim.
Aslında şöyle pardon Ankara'dan gelmedim.
Ankaralıyım. İstanbul'dan taşındım buraya.
Ankara'da okumuştum. Mezun olduktan sonra İstanbul'a da işe başladım.
Orada çalıştım bir dört sene. Ondan sonra da oradan buraya geldim.
Ne okudun? Enüstü mühendisliği okudum.
Bir kent enüstü mühendisliği mezunuyum.
2016 yılında mezun oldum.
Yani yaklaşık bir on yıllık bir tecrübem var şu anda iş tecrübem.
Aslında ilk göçün İstanbul'a.
Evet yani Türkiye için de göç ettim ama bu benim için aslında çok...
Bir sorun değil hani onu çok olarak böyle göç diye sarmıyorum.
Çünkü ben bir memur ailesinden geliyorum ve babam asker.
Biz çok göç ettik aslında çok farklı şehirlere.
Ve hep böyle hani kendi ailemizden de uzakta yaşadık.
Sülalemizden uzakta yaşadık.
O yüzden hani ben Ankara'dan İstanbul'a taşınmayı kafamda böyle bir ciddi bir göç olarak hiçbir zaman yorumlamadım.
Ve çok da kolay adapte olduğumu düşünüyorum Türkiye içindeki bir göçe.
Ama ne zamanki Türkiye'nin dışına çıkıyorsun işler bambaşka noktaya geliyor.
Onu da deneyimleyince öğrendim kendi açımdan.
Ama onu da dediğin gibi bir göç olarak sayarsak eğer evet bu ikinci göçüm.
Peki Ankara'da bir kentte okuduktan sonra İstanbul'a iş için mi gittin sadece yoksa İstanbul'da yaşamaya mı gitmiştin?
İş için gittim.
Yani mezun olur olmaz İstanbul'da bir iş buldum.
Ankara'da da kalabilirdim bu arada.
Ankara'yı da ben çok seviyordum. Zaten ailem de orada yaşıyor.
Çok da mutluydum Ankara'da.
Ama Ankara'da biraz daha...
Yani çok belli bir sanayi üzerinde şirketler var.
Hani olanaklar biraz daha işte savunma sanayi üzerine.
Ben savunma sanayide çalışmayı tercih etmedim kendi adıma.
Daha farklı şeyler yapmak istedim.
Ve İstanbul bunun için bayağı imkanlarla dolu bir şehirdi.
Orada ilk iş tecrübemi, ilk istediğim tarzda bir işi orada buldum ve oraya gitmeye karar verdim.
Peki endüstri tasarımıyla data analisti arasında?
Endüstri mühendisliği. Endüstri mühendisliği pardon.
Lütfen. Endüstri mühendisliği ve data analisti.
Data arasında çok büyük bir fark yok mu?
Ben mi bilmiyorum? Aslında yok.
Endüstri mühendisliği de çok farklı alanlarda çalışabileceğiniz bir mühendislik dalı.
Çünkü biraz daha böyle içerisinde süreç olan her şeyi barındıran bir meslek.
Biraz daha süreç iyileştirme, işte optimizasyon dediğimiz böyle bir kavram üzerine çalışan bir meslek.
O yüzden içerisinde süreç olan, isterseniz hastanede de mesela endüstri mühendisi bulabilirsiniz.
İşte tiyatrolarda da çalışan endüstri mühendisleri var burada.
Yani içerisinde süreç olan her şeyde endüstri mühendisliği var.
Peki ben nasıl data'ya yöneldim?
Biraz onu söyleyeyim. Mezun olduktan sonra İstanbul'a çalışmaya gitmiştim ya.
Orada bir iki yıl iş tecrübesinden sonra dedim ki ben o sıralarda data analistliği, işte biraz daha data büyük veri.
çok popüler olmaya başlamıştı.
Ben biraz bu alana girmek istiyorum dedim.
İTÜ'de yüksek lisansa başladım bu alanda.
Bu yüksek lisanstan sonra da hep data analist olarak çalışmaya devam ettim.
Havalı. Teşekkürler.
O zaman birazcık da seni dinleyelim mi Sümeyra?
Dinleyelim. Ben de Sümeyra.
Ben İstanbul'dan geldim.
Aslında Bursalı'yım ama ben de Bulgaristan göçmeniyim.
Yani babam 78'li yıllarında göç etmişler.
Yani... Çok benzer.
Benim de babam doktor. O yüzden ben de Türkiye'nin başka başka şehirlerinde yaşadığım için kendimi Bursalı'yım olarak identify edemiyorum.
Daha çok Bursa'dan işte lise yıllarım Bursalı okuduğum için Bursalı'yım diye söylüyorum.
Bursa'dan sonra İstanbul'a taşındım ben de öğrenci üniversitesi senesinde.
Ben de endüstri mühendisiyim.
Özyen Üniversitesi'nde okudum ben de.
Ve 2010...
Herhalde Ekim'in 10 senesinde taşındığımdan 2022'yi buraya gelene kadar da hep İstanbul'da yaşadım.
Yani daha çok İstanbulluyum diyebilirim.
Çünkü hayatımın bayağı yarısından çoğu İstanbul'da geçti benim.
Sonrasında buraya geldikten sonra da işte önce Arnhem'de yaşamaya başladık.
Buranın doğusunda kalıyor.
Orada yaşamaya başladık önce.
Çünkü eşimle birlikte taşındık.
Aslında taşınma zamanımızda evlendik.
Ve biraz böyle komik bir taşınma ve evlenme süresine denk geldik bizim için.
Hepsine şahidim ben. Yani aslında evlenmeye karar vermiştik ve buraya taşınmamıza çok denk geldi.
O yüzden işte Gökhan önce buraya geldi.
Sonra tekrar geri geldi yanıma.
Evlendi ve geri döndü şeklinde.
Sonra ben onun peşine tekrar geri geldim gibi bir komiklik yaşandı.
Onun üzerine işte Arhem'de bir buçuk seneye kadar yaşadıktan sonra Ütre'ye taşındık.
Şu anda Ütre'deyiz. Deniz Hümensin demiştim ve ben de Ezgi beni influence eden önemli bir karakter hayatımda.
O yüzden onun peşinden ben de Etude Master'a aynı bölüme gittim.
Çünkü çok sevdim. Dedim ki Ezgi yapıyorsan ben de yaparım.
Ben de yaparım ya dedi Ezgi yapıyorsa.
Dedim ki yani Ezgi yapıyorsa seviyorsa vardır bir hikmet dedim.
Hemen peşi sıra ben de yaptım aynı master'ı.
Öyle yapınca da işte benim data analistliği maceram trend yolda başladı önce.
Böyle bilmem ne şirket ismini verebiliyoruz herhalde ama.
Her şeyi verebiliyoruz. Orada başladım önce çalışmaya da panelist olarak.
Güzeldi de sevdim. Ezgi de iyi yapmış ve iyi güzel olmuş.
Buradan devam dedim. Siz İstanbul'dan tanışıyorsunuz.
Tabii evet. Bizim baya komik bir tanışma hikayemiz var.
Ben işte Borusan'daydım.
O da Borusan'daydı. Ama benim Borusan da iş makineleri tarafındaydı.
Eze lojistik tarafındaydı sanırsam o zamanlar.
Borusan'ın birden fazla çünkü şeyi var iş birimi alt dalları.
Tesadüftür ki yani Borusan çatısında bir kulübün, macera kulübüydü galiba adı.
Bir duyurusu var işte bilmem nerede.
Nemrut Kreder Gölü'nde.
İşte bir hiking'e gidiyoruz.
İşte 3 gece kalınacak.
4 günlük bir işte serüven.
Katılmak isteyenler kayda olsun.
Ben de kayda oldum yani. Hiç de fikrim yok.
Tek başıma dedim ki gideriz ne olacak.
Eze de kayda oldu. En son böyle WhatsApp grupları kuruldu tabii.
İşte konuşuluyor ne zaman çıkacağız, yolu açacağız, nasıl gideriz bilmem ne.
Yakın bölgelerde de oturmuyorduk aslında.
Ben Üsküdar'da, Oğataşehir'de oturuyorduk ama bir şekilde aynı arabaya denk geldik.
Ve işte arabaya bineceğimiz zamanda da işte Ezgi son bir iki gün önce yazdı.
Benim çadırım yok, kalacak hani var mı çadır uygun birisi diye.
Benim de üç kişilik çadırım aslında ama tek kişi gidiyorum diye.
Hemen de yer var, istiyorsan gelebilirsin dedim.
Ama Ezgi söyleyebilir miyim?
Ezgi'nin WhatsApp'ında adı yazdı.
Kızmıyordu. Kırmızı bir balonu vardı.
Ben de ona nasıl hitap edeceğimi de bilmiyorum.
Merhaba kırmızı balon benimle kalma.
Ama kadın ve erkek mi?
İn mi cin mi? Ne bu kişi?
Kimi kabul ettin lan? Hiçbir şey yok.
Böyle random. Neyse sonra arabaya binince ben Ezgi'ye dedi.
Aa sen kırmızı balon musun?
Evet kırmızı balonum falan derken dedim.
Oh çok da düzgün bir kızmış neyse ki.
Böyle tanıştık biz. Yani o işte üç gecelik Nemrut maceralı bir geziydi.
Gerçekten kendi başına bile. Yani ayılar bilmem neler falan hep beraber.
Bu arada yani burada bir detay vereceğim.
Bu arada Nemrut Dağı diyoruz diyoruz ama birçok kişi de öyle gelmiş.
Adıyaman değil Van'da bir tane daha Nemrut Dağı varmış.
Biz Van'da Krater Gölü'nün olduğu bir Nemrut Dağı'na hiking'e gitmişiz.
Onu sonradan birçok kişi öyle yapıyor.
Gittiğimiz zaman hatta dediler.
Aa biz Nemrut'a gelmiyor muyduk ya?
Hani şey gel görecektik biz hani falan dediler.
Hayır Nemrut Krater Gölü bizim gittiğimiz falan diye bir dolu şey olmuş.
Aynen ve şey böyle gittiğimiz yer yani orada çadır kuracağız dediler.
Bir kamp alanı var ama kesinlikle internet çekmiyor, telefon çekmiyor, hiçbir şey yok.
Öyle bir yere gitmişiz ve düzenli olarak ayılar aslında o bölgeye iniyormuş.
Düzenli olarak. Düzenli olarak gerçekten.
Bize çünkü ilk gittiğimizde kamp alanının böyle şeyi güvenlikçisi diyeyim artık.
Bize şey uyarısında bulundu.
Kesinlikle yiyeceklerinizi çadırlarınızın içine veya yanına koymuyorsunuz.
İşte 100 metre ileride çöp alanı var.
Oraya koyuyorsunuz. Ayılar gelip her akşam çöp kutusunu demirip yiyip gidiyorlarmış falan.
Böyle bir ortamdayız biz.
İlk tanışma gecemizi orada yaşadık.
Çok güzelmiş ya.
Evet evet. Yani o yüzden de bunu ileride bağlayacaktım ama şirket etkinliklerine katılmayı ve şirket etkinliklerine çok değer veriyoruz yani bunun sebebiyle.
Çünkü bir üçüncü arkadaşımız daha var Erdi.
Kendisi İstanbul'da yaşıyor hala.
Onu da aynı eventte tanıdık.
Ve o günden bugüne de Erdi, Ezgi, ben üçümüz birbirimizi çok yakın arkadaş olarak tanımlıyoruz.
O gezi sayesinde belki de birçok taşlar yerine oturdu bizde.
Üçümüz içinde. Çok farklı bir bağ kuruldu bence.
Yani Erdi de mesela aynı arabaya bindi ve biz arkadaki üçlüydük o arabadaki yani.
Öyle bir grup. Peki şeye gelelim birazcık da.
Aslında İstanbul'da da güzel bir işleriniz varmış.
Bir şekilde kulağı, keyfi yerinde olan yaşam standartları varmış gibi geliyor sonuçta.
Yaşadığınız beyaz yaka standartları ortalamanın bir tık üstünde gibi benim anladığım kadarıyla İstanbul'da.
Doğru. Ve buraya size hangi rüzgar etti?
Sen eşinle geldin.
Sen nasıl geldin?
Tek mi geldin? Senin durumun ne?
Benim de durumum aslında çok benzer.
Ben de eşimle beraber geldim.
O zaman aynı şekilde benim de erkek arkadaşım da.
Bizde şöyle bir şey oldu. Ben iş buldum önce.
Aslında şöyleydik biz. İkimizi de, o da aynı şekilde beyaz yaka.
İkimizin de motivasyonu şeydi.
Biz yurt dışında yaşamayı deneyimlemek istiyoruz.
Çünkü birazcık olduğumuz yerden ne kadar...
iyi bir gelirimiz olsa da, bir yaşam standartımızın üstünde olsa da bir sıkışmış hissetmeye başladık.
İşte bu sıkışmışlık biraz gelecek kaygısıyla ilgili, biraz hani ortamdaki gidişatın belirsizliği, geleceğe karşı çok böyle bir biraz umudumuzun olmamasının da biraz bağlantısı var.
Bir sıkışmış hissettik kendimizi.
Dedik ki ya biz buradan hani buradan çıkmalıyız.
Yani ortamamızı değiştirmemiz lazım, bir şeyler yapmamız lazım.
O zaman da bir yurt dışında deneyimleme, yeni bir şey deneyimleyelim, yurt dışında yaşamayı deneyimleyelim diye düşündük.
Bir yandan o iş başvurusu yapıyordu, bir yandan ben iş başvurusu yapıyordum.
Diyorduk ki işte hangimiz iş bulursa o da diğerini bir şekilde getirecek yanında.
Diğeri de istifa edecek, beraber gideceğiz.
Şansa ben Hollanda'da iş buldum ilk olarak.
Hollanda bu arada bizim hiç listemizde yoktu.
Biz böyle açık konuşmam gerekse daha çok Almanya'ya bakıyorduk.
Çünkü ben o sırada boşta çalışıyordum.
Madem şirket ismi verebiliyoruz.
Boşta çalışıyordum. Öyle olunca Almanya'da çok bağlantısız olan bir şirket olduğu için biraz oradan iş arıyordum.
Sonra baktım orada çok işler istediğim gibi gitmiyor.
İyi o zaman dedim. Ben de ne buluyorsam bakayım.
İlgimi çeken farklı ülkelere de bakayım.
İşte Fransa'ya da bakayım. İtalya'ya da bakayım.
Ne olacak? Sorun değil.
Burada zaten amaç bir deneyim.
Bakalım diye düşündük. Sonra Hollanda'dan bir teklif aldım.
İstediğim bir işe. Hoşuma gitti işin içeriği vs.
İstediğim bir işe teklif aldım.
O zaman da işte şu an eşim olan erkek arkadaşıma Baran'a dedim ki gidelim mi?
O da dedi gidelim. Peki ben işte taşındım ilk olarak.
Bir beş ay sonra da o geldi yanıma.
Böyle bir süreç oldu. Şimdi de bir oğlumuz var bir yaşında.
Beraber yaşıyoruz burada. Dördüncü senemizde başta söylemiştim işte.
Eşim ben ve oğlum olarak beraber.
Buradayız. Peki eşin ne iş yapıyordu da bıraktı geldi ve burada bir şey yapıyor mu?
Eşim elektrik elektronik mühendisi.
O da teknik destek mühendisi olarak çalışıyordu bir şirkette.
Aslında ilk başta ya o hep böyle çok niş işlerde çalıştı.
İlk başta VAR'da çalışıyordu.
Türkiye'de hatta VAR'ı kuran ekipteydi.
Ondan sonra da böyle ikinci işi de bir sonraki işi de yine Türkiye'de böyle canlı yayında şey yapan.
Ne deniyordu onu ya? Canlı yayında böyle yeşil ekran oluyor da.
Greenbox'da. Bir şey yansıtılıyor.
Aynen. Şimdi teknik ismini unuttum.
Buradan beni dinlerken diyecek.
Söyleyecek. Ezgi sana bir kere anlatmadım mı?
Ben onu diyecektim sana. Burayı keseriz duyamaz.
Ben unuttum. Neyse. Onu yapıyordu.
Böyle çok niş işlerle çalışıyordu.
Buraya gelince de bir tane nano parçacık üreten, makineyi üreten bir şirkette iş buldu.
Delft'te onun şirketi.
O yüzden Delft'te yaşıyoruz aslında.
Evden böyle 20 dakikada bisiklet mesafesinde çok rahat bir şekilde gidiyor.
Yolda da giderken oğlumuzu okula bırakıyor.
Oradan gidiyor falan. Öyle bir şey var.
Ben de Delft'te yaşadığımız halde Amsterdam'da çalışıyorum.
Haftada 3 gün işte Amsterdam'a geliyorum.
Yürü peçe fakir ana.
Aslında şöyle yola çıktık biz.
Biz de ilk yaşadığımızda Harlem'de yaşıyorduk.
Amsterdam'a çok yakın bir şehir.
Buradan belirteyim. Çok da güzel bir şehir.
Çok seviyordum. Ama sonra dedik ki yani ikimiz de uzağız.
İkimiz de farklı şehirlerdeyiz.
Bari birimize yakın olsun.
Hani arabada bir tane arabamız var zaten.
Diğeri de arabayı kullanabilsin falan diye düşündük.
Öyle olacağı da tabii ki de ben arabayı aldım.
Yani. Peki sen neden geldiniz Meral?
Siz neden aslında yurt dışına gitme coşkusu neydi yani?
Evet evet benimki tam bir coşku gerçekten.
Çünkü yani ben lise yıllarımdan beridir hayalini kuruyordum.
Özellikle Hollanda'nın. Çünkü böyle çocukluğumdan beri hep işte belki izlediğimiz dizilerden bilmiyorum.
Etkilenen birisiyim. Ve böyle hep hani sokaklarında bisiklet süreceğim, bir şehirde yaşayayım.
İşte yani biraz daha böyle çeşitlilik...
Kültürel çeşitlilik içinde olayım, insanlarla tanışayım, birlikte olalım vesaire vesaire çok hayal ve heves eden birisiydim.
O yüzden üniversitedeyken de Erasmus'a gitmeyi çok istemem herhalde.
Bir şeyler ters gitti gelemedim.
Hep böyle şimdi okta kalmıştı vesaire.
O yüzden de işe başlayınca dedim ki tamam ben bir noktada gideceğim yani.
Nasıl bilmiyorum, ne zaman bilmiyorum ama.
İşte 2020 senesinin sonlarına doğru biz hatta Gökhan'la...
Bir tur gelmeye baya yaklaşmıştık.
Neyse ki korona bizi biraz durdurdu.
O yüzden gelemedik. Ama şansımıza ikinci sefer yine yaklaşınca 2022'de gelebilmiş olduk.
Ve Gökhan'la bu konuda benimle aynı düşüncede olduğu için çok fazla şey de düşünmedik.
Yani olur mu olmaz mı diye.
O da Hollanda'yı çok seviyordu zaten.
Kalkıp gidelim o zaman başarabiliyorsak dedik.
Ve oldu bir şekilde.
Gökhan işte bizde de ilk işi bulan oldu.
O da makine mühendisi. Aslında buraya gelen çoğu arkadaşım.
Ezgi de dahil. Bu alanlarda daha fazla bilgisayar, teknoloji, data çoğu alan bu alanda gelmiş olsa da makine mühendisi olarak Gökhan ilk gördüğüm gelenlerden.
O yüzden onun başarısına da teşekkür ediyorum.
Çünkü beni çok zor bir dertten kurtardı.
Ben tren yolda mutlu mutlu çalışırken bir anda çok güzel geliyorum falan oldum.
Sonra tren yoldaki ekibimi de inanılmaz seviyordum ama.
böyle dream teamim şeklinde çalışıyordum.
Ve hani böyle şeydim. Hani gideceğim ama hani bir şekilde kopmama imkanım mümkün mü?
Hani ne yapabiliriz falan diye.
Bir ay falan böyle remote çalışmayı denedim tren yoldaki.
Hani team sürsün devam etsin diye ama fiziksel olarak ayrılınca remote çalışmak o kadar keyif vermedi.
Çünkü ben o bağı seviyormuşum birlikte.
Ofiste oturup böyle evet.
Black Friday haftasında ofiste oturup böyle...
Can hıraş çalışmayı seviyormuşum böyle bir manyakmışım.
O yüzden de öyle uzaklaşınca fiziksel beni çok açmadığına karar verdim.
Bir de buraya da o zaman adapte olamıyorum dedim.
O zaman ne yapayım madem? O zaman ben de ayrılıp işe bulayım kendime diyeyim.
İşte aynı hafta başka bir yere işte işe girmiş oldum.
Böyle bir hızlı bir geçiş yaşadım ama iyi oldu benim için.
Güzel oldu. Çok da zorlanmadım.
Ve işte burada bir de tanariz olarak yine başladım çalışmadan.
Peki neyi deneyimlemek istedin aslında yurt dışında?
Neyi deneyimlemek istedim?
Çünkü bir şeyi deneyimlemek istiyorum.
Yani yurt dışında deneyimlemek istiyorum deyince ne bekliyorsun?
Türkiye'de ne aradın ya da İstanbul'da neydi?
deneyimleyim edin. Aa yurt dışında bunları deneyimlemek istiyorum dedin neydi yani?
Ya aslında farklı bir kültürde yaşamak diye biraz daha böyle genel bir özet yapayım.
Ya ben Türkiye'den de çıkmadım daha önce.
Zaten başta da konuştuk.
Bu benim ilk yurt dışı göçüm.
Aynı şekilde Erasmus'a ben de gitmedim.
Ki ben bir de hani liseden IB mezunuyum.
Yani benim aslında yurt dışına da üniversitede gitme imkanım vardı.
yetki şeyi olan akreditesi olan bir diplomam vardı.
Ama yani hayat şartları oldu.
İşte belki karşıma bir şey çıkmadı derken gitmedim ve hani açık konuşmam gerekirse de benim böyle bir yurt dışı hayalim yoktu o zamanlar böyle ama kesin gitmeliyim falan gibi.
Bu sonradan biraz daha böyle ben çalışma hayatına atıldıktan sonra ilk başta işte çok motive'sin sonra bir süre daha böyle devam ediyorsun beyaz yaka olarak ama diyorsun ki hep bu bir döngü.
Bu hep bir döngü yani bunda bir farklılık yok.
İşte para kazanıyorum evime gidiyorum arkadaşlarım var tamam arkadaşlarımla çok seviyordum arkadaşlarımla çok mutluyduk İstanbul'da o ayrı bir konu bambaşka bir konu ama yani hayat akışına devam ediyor.
Ben farklı bir şey deneyimlemiyorum.
Hep bir döngüdeyim.
Medanında bir yerden sonra.
Bu farklı bir şey deneyimlemek de aslında biraz daha farklı bir kültür, farklı bir ortam, farklı bir yaşam stili diyeyim.
Bunları deneyimlemek de buradan yola çıkarak.
Şey gibi bir yerden mi?
Peki. Aslında konfor alanından çıkmak...
Ve konfor alanından çıkınca da insan çok şey öğrenip kendini geliştirip değişiyor ya.
Böyle bir yerde gitmiş gibi de geliyor.
Çünkü hani sonuçta bir hayal, bir dream ya da herhangi bir beklenti değil ama hani böyle gideyim göreyim ne oluyor?
Çok böyle denk geldiğim bir şey olmamıştı benim.
Peki sen neyin hayalini kurdun Sümeyra?
Yurt dışı dedin ya hayalimdi hep gitmek liseden beri falan.
Neydi yani hayal olan yurt dışında senin için?
Serbestlik. Ya ne bileyim bu serbestçe...
Bir şeye karar vermeden sadece içinde bulunmak hissi.
Yani bir şeyden korkmadan ne bileyim çok...
Politik olacağım ama hani başıma bir şey gelir hissi duymaksızın bir kadın olarak bisiklet sürerken korkmadan bisiklet sürmek.
Yani eğer sokakta gece yürüyorsam bir yerden dönüyorsam tedirgin hissetmemek hissi.
Bu burada yok diye anlamında söylemiyorum.
Tabii ki burada da bunları maruz kalan insanlarla durumlar mevcut ama böyle küçükken o içimde huzursuzluk yaratan ne varsa bunların oradan kalktığı serbest ve kendimi kendim olarak ifade
edebileceğimi düşündüğüm özgürce yürüyebileceğim.
Sokaklarında rahatça oturabileceğim, bisikletimi sürebileceğim, tedirgin olmayacağım o arabalar ya da egzozlar ya da ne bileyim işte herhangi bir fiziksel tehdide maruz kalmadan rahatça dolaşabileceğim sokakların hayalini kurdum açıkçası.
Peki bisiklet sürüyor musun? Evet sürüyorum.
Sen bisiklet sürüyorsun. Hayır.
Nasıl cancıladığım bakışlarım var.
Zaten şeyi alınca direkt şeyi vurguladım ya zaten.
Yani barına bisiklet sürüyor, ben arabam.
Yani bisikleti bu arada sevmediğimden değil ama yani şöyle bir algım var benim.
Bisiklete ben böyle keyif için bindim de gezeyim değil de bir hedefim olmalı.
Tamam şuraya gideceğim. Okey bisikletle gideyim.
Hani olur ama mesela Baran çok seviyor.
İşte gideyim ormanda süreyim edeyim.
Bir saat böyle işte şeyi süreyim bisiklet sürerek deniz şeyine ineyim kıyısına ineyim falan.
Böyle şeyleri çok seviyor. Zaten şöyle iki yanımız var.
Bir seferinde Ezgi Türkiye'ye gittiği zaman üçümüz kaldığında biz...
Rahat zaman rahatça böyle oh Ezgi'nin şu an Türkiye'de keyfi yerinde.
Biz üçümüz. Ayıp. Yapıyorlar.
Ezgi gitmişken oh dedik.
Böyle atlayıp hemen bisikletle böyle bir geziye çıktık.
Baran'dan ve Gökhan. Bir kere de onların evinden değil mi?
Bisikletle Gökhan'la Baran çıkıplar.
Biz de Ezgi'yle metroya binerek sahile.
Çünkü plan yapıyorlar.
Diyorlar ki ah hava çok güzel işte sahile şey yapalım.
Tamam orada buluşuruz dedim ben.
Ben metroya binerim. Sümeyra dedi ki o zaman da sana eşlik edeyim bari dedi.
Yani o zaman üç bisikletimiz de yoktu aynı anda sadece onlar.
Sağ ol ben. Peki birazcık daha İstanbul'a döneceğim sonra da buraya geleceğim.
Arkadaşlığınız Erdi vardı. O gelmedi.
Gelmemeyi mi tercih etti yoksa istemedi mi hiç biliyor musunuz?
Ya o çok karışık ya.
Ya o kesinlikle gelebilecek şeyde biri.
Qualified diyeyim. Potansiyeli var.
Çok pardon. Böyle konuşurken bana Türkçe kelimeleri unutunca çok üzülüyorum.
Kusura bakmayın. Potansiyel çok yüksektir ve istediği şekilde bulabilir.
Ama o çok niş bir işte çalışıyor ve birebir aynı işiyle buraya gelmek istiyor.
Yani çok böyle özel bir alan olduğu için de iş bulunması çok kısıtlı ve bunu bırakmak istemiyor.
O da haklı. Sevdiği bir işi yapıyor çünkü anlayabiliyorum.
Yani o bu işin bayağı bilmiyorum bizde teknik bilgileri vermeyelim şimdi ama çok böyle işin spesifik alanında.
Aynen bayağı bir yetkinlik isteyen bir iş.
Ve çok da severek yaptığı bir iş ya hani bırak onu ya boşver burada da sana iş mi yok desek de hani içimiz el vermiyor bunu söylemeye yani o tam dengi dengi ne olması lazım ki.
Evet ya o da zaten hani tam net değil gibi konuşuyor.
Bir istiyor ama bir yandan mesela iş hani ona fırsat gelince de bir didikliyor yani.
Şey yapıyor sorguluyor ya ama burada bilmiyorum tam olarak istediğim gibi mi?
Şöyle mi böyle mi? O da tam emin değil.
Yeterince aklına girersek yani burada ne kadar mutlu oldum.
Şaka şaka. Peki trend yoldaki arkadaşlarım burada dedin ya.
Onlar niçin geldiler?
Ya da hani nasıl bir şey oldu?
Yani trend yoldan neden çıkıp da buraya geldin?
Sonuçta trend yolda Türkiye'nin çok büyük şirketlerinden biri.
Ve hani bu kadar aslında mutluydun da sen içinde.
Ama senin hayalin de bir yandan geçti.
Onlar... Neden geldiğini biliyor musun?
Çünkü şey gibi bir yerden. Aslında sizin döneminizle beraber, son dönemle beraber çok fazla böyle bir beyin göçü var ya, iş göçü var.
Onlar da ortalama sizle aynı şeylerde miydi yoksa mesela çok daha politik olabiliyor.
Hani başka bir şey olabiliyor.
O öyle bir yerden miydi?
Onu da merak ettim bir anda. Çok politikse de bunu...
Bilmiyorum açıkçası söylemem doğru mu?
Çok politik mi bilmiyorum ama en azından onları yakından tanıdığım için söyleyebilirim ki onların da hayattan beklentileri daha hani kaliteli bir yaşam standardıydı.
Ve bunları karşılanabileceğini düşündükleri yerlerde olmak istediler.
Sadece hani finansal bir karşılama değil aynı zamanda hayatını getirdiği kalite anlamında.
Çünkü dediğin gibi trend yolda çalışıyorken onlar da yani epey keyifli çalışıyorlardı ve iyi de hani pozisyonları vardı.
Ama hani herhalde sanırsam...
Biraz daha farklı hayat beklentileri bile buradalar.
Ben bir şey eklemek istiyorum.
Hem bizi dinleyenlere de bir söylemiş olayım.
Açık konuşmam gerekirse Hollanda zaten sadece finansal bir beklentiyle gelinecek bir yer değil.
Yani kesinlikle değil. Avrupa'nın diğer taraflarını bilmiyorum o yüzden çok net konuşamam ama Hollanda sosyal devlet olduğu için burada zaten herkesin maaşına olabildiğini eşit tutmaya çalışıyorlar.
Fazla kazanan da devlete daha fazla vererek bir şekilde eşitlik sağlanmaya çalışıyor.
Yani maaşlar arasında çok büyük, uçurumlar yok, böyle çok zenginleşemiyorsun bu ülkede.
Öyle bir standart yok ama yaşam kalitesi var.
Yani yaşam standartı yüksek çünkü eğer başına bir şey gelirse, inşallah gelmezse bile gelmesin ama devlet burada.
Yani mesela Türkiye'de bende bu eksikti.
Benim başımda mesela İstanbul'da yaşıyorum.
İstanbul depremi olursa ne olacak?
Yani bilmiyorum. Ama mesela burada biraz daha güveniyorum açıkçası.
Mesela daha böyle yani buranın da mesela başka dertleri var.
Tabii ki depremi yok ama sular yükselebilir diyeyim mesela.
Ama hani bir şey olacağı zaman bir yardım geleceğinden ya da toplanan vergi paralarının gerçekten bir şeye yatırım yapılarak bunun önlenmeye çalışılacağından daha eminim.
Hani böyle bir yaşam kalitesi sunuyor diyeyim.
Peki. Şu anki yaptığınız işlerle Türkiye'deki yaptığınız işleri kıyaslarsanız nasıl farklar söylersiniz?
Yani sonuçta iki farklı ülkenin beyaz yakası insanlarsınız.
Nasıl deneyimleriniz var? Mutlu olduğunuz işlerden, mutlu olduğunuz iş yerlerinden gelmişsiniz ya.
Buradaki iş yerlerinin dünyası nasıl?
Yani ben mesela şey açısından cevap vereyim.
Çünkü Ezgi'yle farklı yapılarda çalışıyoruz şu an.
Ben biraz daha old school bir şirkette çalışıyorum şu an burada.
Yani trend yol gibi inanılmaz girişimci, işte her daim dinamik olayım, piyasada hakim olayım ya da yenilikleri...
deneyim, test edeyim yapısında bir şirketten şu an daha old school'a daha böyle ağır ilerleyen bir şirkete döndüğüm için bazı farklılıklar görüyorum.
Örneğin bir teknolojik işte girişim olduğunda şu an AI çağındayız malum ve AI'ye entegre etme diyelim mesela hani burada biraz daha temkinli yaklaşıyor şu an çalıştığım şirket.
İşte şu an burada Action'da çalışıyorum.
Action'da data analistlik yapıyorum ve hani Daha temkinli yaklaşıyorlar konuya.
Daha işte biraz daha bakalım sektörde bu biraz daha otursun öyle ilerleyelim biz de ya da işte buna benzer biraz daha nasıl diyeyim daha 5-10 sene sonradan geleyim ben ama bu kesinleşsin gerçek olsun.
Türkçü tarafındalar. Trendyol'da mesela daha öncü olma isteği vardı.
O yüzden ben Trendyol'da çalışırken hani onu gözlemleyebiliyordum.
Biz daha çok hemen test edelim.
Doğru mu yanlış mı görelim.
Uygulayalım. Yanlışsa bırakalım.
Güzelse alalım şeklindeydik.
Bunun burada olmaması bana biraz şey hissi veriyor bazen.
Acaba geride kalıyor muyuz?
Acaba hani kişisel anlamda işte biraz daha öğrenmeye açık zihniyetli bir yerde mi çalışmalıyım?
Sorusunu doğuruyor bende tek kişisel olarak.
Ama Bir yandan da tren yoldaki o zeminin işte daha hareketli olması, dene yanıl dene yanıl dene yanılın getirdiği bazı yorgunluklar burada değil de hani biraz daha güvenli hissettiriyor.
O yüzden hani ikisinin de kendi içinde biraz artısı eksisi var ama yine de Türkiye'deki beyaz yakalılığıma nispeten biraz daha sakin, rekabetçi, daha az rekabeti olan bir kurumdayım.
Ya da o çalışma disiplinindeyim şu an.
Rekabetten kastın şirket içindeki insanların birbiriyle olan rekabeti mi piyasayla olan rekabeti mi?
Şimdi çok fazla şirket ismi verdiğim için şey demek istemiyorum.
Trendyol'da inanılmaz bir rekabet var.
Allah'ım herkes birbiriyle çatışıyor falan demek istemiyorum.
Ya da aksine Action'da herkes herkese canım ya çok iyisin yaparsın mükemmelsin de desteklemiyor elbet.
Burada farklı rekabetler var.
Çünkü Trendyol'dayken ya da Türkiye'de başka bir Bursa'mdayken örnek vereyim.
Ya da işte çalıştığım diğer Türkiye'deki şirketlere de örnek vereyim.
Orada biraz da... Daha rekabet ettiğimiz insanlar işte Ottu'dan gelen, Boğaziçi'den gelen, Bilkent'den gelen, Koç'tan gelen gibi böyle hani buralardan gelen insanlar.
Benzer aslında eğitimlerden gelmiş, ekolden gelmiş insanlarken benim şu an Action'da ya da işte diğer önceki şirketimde çalıştığım insanlar Amerika'dan gelmiş, Çin'den gelmiş, Hindistan'dan gelmiş, İngiltere'den gelmiş gibi daha hani benim
orada ne eğitim veriliyor ki ben bilmiyorum dediğim rekabet, işte insanlarla rekabet koşulları var.
Biraz daha rekabetin altı değişiyor burada.
Yani ben... Açıkçası Türkiye'de verilen eğitimi onlarla arkadaş olduğum için tanıyorum, biliyorum.
Ne olduğunu biliyorum. Nasıl bir rekabet edeceğimi biliyorum.
Ama bu insanlarla bilmiyorum. O yüzden oradan gelen birisinin bazen hitabeti daha güçlü oluyor.
Öbürünün bazen tekniği daha güçlü oluyor.
Ve onunla rekabet ederken benim teknolojik mi daha güçlü olmam gerekiyor?
Hitabetimin daha güçlü olması gerektiğini tam kestiremiyorum.
Öyle olunca da şirket içinde böyle şey oluyor.
Hani kiminle yarışıyorum?
Nasıl yarışacağım? Hani ben hangi yerde konumlanmalıyımın rekabete biraz karışık olursa kimse kimseye açık açık ya da gizli gizli mobbing yapmıyor.
Burada. Peki sence onlar da senin gibi düşünüyorlar mı?
Yani şey gibi yani aslında bu rekabet buradayken benim deneyimim sanki bunu yabancıların zaten kendi içinde çok bir rekabeti yok.
Çok umursamıyorlar bizim umursadığımız kadar işleri.
Bence bu rekabet senin kafanın içinde.
geldiğin toplumsal normlardan dolayı sende olan bir şey olabilir mi?
Çünkü hani o insanlarda da böyle bir rekabet gibi bir işini yapıp parasını alıp gidiyor.
Beşten sonra laptopunu açmıyor bile ya da işi senin kadar düşünmüyor.
Yani hani öyle bir yerden geliyoruz ki sen Trendyol'da çok manyak gibi çalışarak bundan keyif aldın.
Çünkü orada öyle bir ortam dayatıldığı içindir belki de.
Ama burada insanların o kadar umurunda değil ki sen patrona çalıştığını biliyor insan.
Senin onu zengin ettiğini biliyor ve o yüzden beşten sonra çalışmıyor.
Belki buradaki rekabet sadece Bizim kafamızın içinde olabilir mi?
Bunun örneklerini çok görüyorum.
Doğru söylüyorsun. Ama %100'ü de hayır böyle diyemeyeceğim.
Çünkü burada da gerçekten bazı örneklerini yaşadığım için söylüyorum.
Yani %50-50 diyebileceğim kadar hatta örnekleri.
Belki de hani benim ona anlattığım bir şeyi başka bir yerde kendi fikriymiş gibi lanse eden iş arkadaşlarım da oldu buradayken.
Zaten burada da sanki o rekabet o kadar yok değil.
Var. Ama belki de evet benim kafamda kurduğum o kadar gerçeğin biraz üstünde olabilir yani.
Yok aslında belki öyle.
Ben en azından kendi adıma öyle söyleyebilirim.
Bende de şöyle. Şimdi ben evet farklı bir işte.
Türkiye'deki çalışma ortamından Hollandalılarla ve aslında daha internasyonel bir şirkete geldim ben.
Benim ekibimde ilk girdiğimde sadece bir tane Hollandalı vardı.
Onun haricinde 5 kişinin geri kalanı herkes farklı ülkelerdendi.
Tam olarak Hollandalı bir ekipte geldim diyemiyorum.
Ama tabii ki ekibim değişti, evrildi falan derken şu an aslında bayağı Hollandalılarla çalışıyorum.
Neyse. Şeye geleceğim.
Ben hani hayatım boyunca hep Türkiye'de kurumsal böyle köklü şirketlerde çalışmışken mesela boş diyorum.
Boş da gayet oturmuş.
Hatta bayağı hiyerarşisi olan büyük bir şirket.
Ondan önce borsan dedik. Ondan önce bir bankada çalıştım falan.
Çok büyük yerlerde çalışırken ilk defa bir start-up'a geldim.
Yani hem kültürel olarak bir çalışma ortamını değiştirip bir de aynı zamanda dinamiği de farklı seviyelerde olan bir şirkete geldim.
Ve ben ilk geldiğimde biraz zorlandım açıkçası.
Çünkü ilk geldiğim sene şirket tam start-up'tan...
ScaleUp'a doğru yükseliyordu.
Şimdi biraz daha ScaleUp'tan kurumsal olma yolundayız.
Hani evregi değişti. Ama Startup'tan ScaleUp'a geçerken biraz sancılı geçtik.
İşte arada küçülmeye gitti.
Sonra tekrar büyüdü.
Başka bir şirket satın aldı.
Sonra başka bir şirket tarafından satın alındık falan derken 4 senede inanılmaz benim değişti yani çalışma ortamlarım.
Ama şunu söyleyebilirim. Ben şu an çok memnunum çalıştığım yerden bu arada.
Buraya tabii kolay gelmedi.
Dediğim gibi yollardan geçerek geldik.
Ama şu an çalıştığım yer yeniliklere çok açık.
Ve hani ben biraz daha Kendi alanım olan bir yer.
Yani biz biraz daha küçük denizde işte daha büyük bir balığız diyeyim.
Yani kendi adım onu da söyleyeyim.
Bana o yüzden işte mesela şurada yeni bir süreç kurulacak.
Şu süreci kurmada bana yardımcı oluyor mesela yöneticim.
İşte başlıyoruz biz sıfırdan bir şey kurmaya.
Ben biraz daha böyle çalışmayı daha çok seviyorum.
Girişimci gibi ama bir şirketin altında girişimci gibi.
Yani benim çok sevdiğim bir çalışma tarzı bu.
Mesela boşta da ben olduğum pozisyon ilk oturmuştum o pozisyona.
Bende de ne yapacaklarını bilmiyorlardı açıkçası.
Ve orada da mesela süreci sıfırdan kurduk.
Yani bu benim çok sevdiğim bir çalışma tarzı.
Burada da aynı şekildeyim. Bu güzel.
Ama bu evrede ben çok şey öğrendim.
Mesela Türkiye'den buraya getirdiğim başarı kriterlerini değiştirmem gerektiğini öğrendim mesela.
Hatta yöneticimin bana ilk geldiğim sene çok güzel bir feedback'i vardı.
Hatta iki feedback'i vardı.
Bir tane böyle devamlı ona Haber veriyordum işte.
Aa ben yarın evden çalışacağım bilgin olsun.
Aa işte iki hafta sonra beni izin alacağım bilgin olsun.
Bir gün bana dedi ki Ezgi sen kendi takvimini planlayabilirsin bana söylemek zorunda değilsin dedi böyle.
Nasıl? Ben şu an mesela.
Ben seninle konuşamazdım.
Aa ben seni bilgilendirmesem olur mu?
Ben yoktum yani.
İyi o zaman ben yarın kafama göre evden çalışıp çalışmamı bir seçebiliyorum falan gibi.
Bir de ikinci feedback de bana şey olmuştu.
Senin başarı kriterin.
Beni ya da işte şirketteki herhangi birini mutlu etmek üzerine olmamalı.
Onu memnun etmek üzerine olmamalı demişti.
Bu bana bayağı büyük bir ışık yaktı açıkçası.
Çünkü gerçekten hep böyle ben şeydim.
Aa tamam şu benden şu işi istedi.
Bunu yapmam lazım. Hani onun işi yürümeli falandı.
Ama bana şey gibi bir yerden yaklaştı.
Sen bu işi yapmak istiyorsan yapmalısın.
Bu senin kendi kişi hedefin olmalı.
Hani sen bunu kişisel tatmin için yapmalısın istiyorsan gibi.
Güzel bir bakış açısı varmıştı bana.
Ve hani şuna katılıyorum.
Türkiye'de biraz daha doğru hırslı bir ortam var.
Çünkü Türkiye'de dikey yükselme bir anlam ifade ediyor.
Finansal olarak, bank diye olarak çok ciddi bir anlam ifade ediyor.
Burada hiçbir anlam ifade etmiyor.
Sadece üzerine birazcık daha administration işi geliyor yani.
açıkçası. O yüzden hani böyle bir dikey yükselme şudur budur falan gibi çok büyük bir hırs oyunları yok burada.
Ve ben şeyi görebiliyorum.
İnsanlar daha birbirine yardım etmeye daha meyilli ve işi işli bırakmaya daha meyilli.
Yani hiçbir şey kişiselleştirilmiyor.
En azından benim tecrübelerim.
Kişiselleştirilmiyor ve iş beşten sonra bırakılıp işte bir şey yapılacaksa mesela beşten sonra asla işte olan şeyler yansıtılmıyor gibi hani bir yaklaşımları var.
Ve bunu da çok seviyorum. Ya benim ben aslında şey gibi de bir yerden Ben de çünkü yabancı insanlarla beraber çalışıyorum ve sadece bizde varmış gibi oldu benim de deneyimim.
İşte sen diyorsun işte tren yolda koştan geliyor, bilkentten geliyor, oradan geliyor, buradan geliyor, ütüden geliyor.
Burada kimse senin nerede ne okuduğuna ilgilenmiyor.
Bu sadece bizim kafamızda olan bir şey.
Aman biri Koç'ta okuyorsa başarılıdır, Boğaziçi'nde okuyorsa oradadır.
Ya sonuç itibariyle aynı yerde çalışıyoruz, aynı işi yapıyoruz.
Ve insanlar bununla ilgilenmiyorlar.
İşi yürütmeye bakıyorlar burada.
İş yürütelim 9-5. Geri kalanıyla ilgilenmeyelim.
Ve iş yürüdükten sonra da adamlar çalışmıyor.
Kendine verilen görevin dışında herhangi bir şey yapmıyor.
Ve bu beni mesela çok motive eden bir şey olmuştu.
Yani hani bu kadar yap.
Fazlasına gerek yok. Çok fazla bir şey yaptığında kendini yıpratacaksın.
Kendini yıpratarsan çalışamayacaksın.
Bize tekrar zarar vermiş olacaksın diyor.
Yani yormadan gerek yok.
Sakin sakin. Ve belki de bu senin dediğin belki de old school.
Ya biz rutinde gidiyor.
Yavaş yavaş yeni bir şey eklenecekse ekleyelim gibi bir yerden düşünüyor olabilir.
Tam Hollandalı mantığı. Evet evet çok Hollandalı.
Action'un da ben bilmiyordum.
Hollanda şirketi. Ve iki tane Hollandalı genç tarafından kurulmuş.
Aslında bakarsan yani 93 senesinde.
Bu kadar kısa zamanda bu kadar...
Başarılı bir şirkete dönüşmüş olmalıların aslında belki de temel sebebi o biraz o skolu korumaları ile belki de o güvenli alanı korumaları ile ve de bilmiyorum söyleyeyim ama inanılmaz ucuzcu oldukları için.
Herkes çok seviyor action ürünleri.
Ben mesela artık hep action almayı yapayım hemen.
Evet çok pratik ve yani kolay ulaşılabiliyor ve güzel yani neden olmasın.
Yani böyle bakınca...
Bir yerde demek ki doğru bir şey yapılıyor diyor insan.
Hatta ben de benzer şekilde mesela ilk geldiğim bu şirkete ilk başladığım zamanlarda yani yeni başladım ya hani kendimi ispat etmem gerekiyor hissi hep var bizde malum.
Ben kendimi ispat etmeliyim verilen görevi hemen bitirmeliyim ki işte desinler ki işte Sümeyra ne kadar hızlı çalışıyor bak bir haftalık taskı 3 günde bitirdi desinler diye.
Bir akşam kendi isteğimle kimsenin zorlaması olmaksızın bilgisayar çalışıyordum ve birisine yanlışlıkla 8'de yazmak.
Gayretinde, gafletinde bulundum.
Ve ertesi gün bana cevap verdi. Ertesi gün tabii ki asla o saatte değil.
Ertesi gün bana cevap verdiğinde akşam çalışıyor muydun?
Yazdı. Ve böyle hani asıl sorumun cevabını vermedi.
Başka şey şaşırdı ve neden?
İyi misin? Bir sorun mu var?
Yok ben şey kendim bir şeye bakacaktım da.
Ve bir daha bunu yapmamam gerektiği konusunda uyardılar.
Tamam ama taklısınız yani.
Çünkü öbür türlü şu oluyor gerçekten. 8'de kadar çalıştığımda yoruluyorum ve dinlenecek zamanım olmuyor.
Ertesi gün gene böyle kan çanağı gözlerle nasıl çalışacaksın?
Aslında biraz da haklıydık ama alışmışım da yani bir yerde 12'ye kadar çalışmazsam eğer eksik çalışıyorum diye hissetmeye ya da kendimi ispat etme isteğini.
engellemeye çalışmak çok zor.
O yüzden de biraz olsun işte bunları törpüleye törpüleye biz de buraya adapte oluyoruz ama en büyük fark belki de dediğiniz gibi gerçekten budur.
Buradaki güven esaslı ilişki, iletişim ve çalışma biçimi Türkiye'dekinden bir tık belki bizi daha kolaylaştırıyor.
Biz neden peki üç kişi buluştuk?
Biraz hadi onu konuşalım. Sizin bir girişiminiz var ve biz aslında o yüzden üçümüz buluştuk.
Biraz girişiminizden ve aslında bu girişimi neden kurduğunuzdan ve hala hazırda Bana göre gül gibi maaşınızı alıp çalıştınız.
Ay biz hala gül gibi maaşımızı alıyoruz.
Ama hani ekstradan bir şey yapıyorsunuz ve aslında bir yandan da büyüyebilecek belki de başka bir yerlere gidebilecek bir şeyi neden kurdunuz?
Bize birazcık bunlardan da bahseder misiniz?
Tabii. Sen başmak istersen.
Olur başlarım. Kişisel şeyden başlayacağım yine.
Geçen sene ben... Gül gibi maaşımı aldığım bir önceki şirketimden çıkarıldım.
Çünkü organizasyon değişikliği yaşandı malum.
Başka satın almalar falan filan derken hani ne kadar sosyal devletimiz olsa da beni çıkarttılar.
Beni tek başıma değil tabii ki yani bütün dijital ofiste 500 kişi çıktık.
Ve hani bana böyle bir kendimi, hayatımı, ne yapmak istediğimi düşünmek için gül gibi zaman verirler.
Bir 4 ayım oldu. Hem maaşlıyım hem de bir şey yapmıyorum.
Harika bir dönem. Ben de böyle Ezgi'yle işte bir gün buluştuk.
Kahve içiyorduk hatırlıyorsan.
Ütüret de bilir. Ve bana hani şey sordu.
Ya sen ne yapmaktan mutlu olursun ki hayatta?
Bir düşün ya. Belki de bu zaman senin için iyi olacak.
O 4 ay ben... Kendimi yırttım.
Ne düşüneceğim? Ne yapacağım?
Ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım? Ben ne seviyorum?
Hiçbir şey bulamadım. Hiçbir şey yani.
Ben de yok. Ben hiçbir şey bulamıyorum.
Ben ameli gibi oturayım mesai mi yapayım?
Maaşımı alayım insanıymışım dedim.
Halbuki diyor ki Ezgi de yani spor yapıyorsun sevdiğin şeyler de var bilmem ne var o var bu var.
Tamam var Allah var da yani ne yapacağım ben?
Hiçbirisi bunun para getirmiyor ki ya da ne bileyim hiçbirisi devamlılık sağlamıyor ki.
Yani ben ne yapayım? Neyi seviyorum ki falan.
Sonra işte 4 ay geçti bir şeyler hiçbir şey bulamadım.
Başka işte action ile başladım sonra hani.
Ben hala kütük kütük devam etmiş ve yok benim bir şeyim yok.
Ben de istiyorum diyorum. Evet öyle bir kötü bir dönem oldu ki benim için o.
Yani şunu fark ettim. Ben demek ki çıkarılsam hakikaten böyle ve işte hiç iş bulamazsam herhalde ben yok olup gideceğim.
Benim hiçbir şeyim yok başka falan.
Bu kadar boş muymuşum ben falan.
Sonra işte Şubat'ta benim doğum günüm vardı.
Ve işte Ezgi sağ olsun hani beni yine çok iyi tanıdığı için benim hobilerimden birisini fark edip Ben çiçek ve bitki bakımını çok seviyorum.
Bana güzel bir hediye işte armağan etti.
Bunu edince de o akşam biz oturup konuşmaya başladık onunla.
Ya işte ben çiçekleri çok seviyorum.
Ezgi de girişimci ruhunla çok...
hakikaten lider olacak bir arkadaşım.
Ve böyle biz neden bunca zamandır bu arkadaşlarımız ve güvenimizle bir şeyi ortaya çıkarmıyoruz?
Ya böyle sanki geçen sene o kadar dram yaşamamışım ben bir şeyler çıkartmaya çalışmamışım gibi bir anda bir gecede biz böyle mükemmel bir fikirle kendi kendine şey olduk.
Tamam hadi başlayalım biz niye yapmıyoruz falan diye o gün işte o gece oturduk karar verdik ve şirketimizi kurmaya karar verdik.
Şimdi Ezgi devamlı anlatsın buradan.
Şirketimizin ismi bu arada The Mellow Atelier.
Instagram'dan takip etmek isterseniz diye söyleyeyim dedi.
Link koyarız.
Link koyarız. Peki biz ne yapıyoruz?
Biz aslında buket tasarım atölyeleri düzenliyoruz.
İsterseniz böyle kişiye özel butik atölyeler yapabiliyoruz.
Veya işte bizim düzenlediğimiz sadece bireysel olarak da gelip katılabileceğiniz atölyeler olabiliyor.
Ama daha çok çiçek tasarımı, buket tasarımı üzerine ilerliyoruz şu anda.
Sümeyra'nın, Sümeyra çok seviyor çiçekleri.
Zaten evine bir gitseniz yani böyle şey her taraf yeşillik hepsinde özel böyle ışığı falan da var.
Ve baya hani seviyor gerçekten şeyleri çiçekleri.
Biz de 10 yıldır... Ve ben de çiçekleri çok seviyorum.
Hatta arada sırada biz böyle kendi kendimize de çiçekçiden işte şeyleri alıp çiçekleri alıp kendi kendimize böyle aranjman falan yapmaya çalışıyorduk.
Bunu böyle koysak güzel olur böyle yapsak bu renkler çok güzel görünüyor beraber falan diye böyle yapıp yapıp paylaşıyorduk.
Dedik ki ya bunu zevk aldığımız bir şey.
Bunu bir iş modeline dönüştürebiliriz.
Belki bu iş modelinden yani bizim öncelikli hedefimiz tabii ki çok iyi kazanacağız gibi bir yerden girmedi bu hedef.
Biz biraz daha ruhumuzu beslemek istiyoruz.
Farklı bir şey yapabilir miyiz görmek istiyoruz.
Çünkü ikimiz de biraz böyle beyaz yaka hayatımızın sonuna kadar beyaz yaka olmak istemediğimizi birbirimize paylaştık.
Ben ne kadar şu anki iş yaşantımdan mutlu olsam da ben yani ömrümün sonuna kadar emekliliğime kadar data analist olmak istemiyorum.
Bu döngüyü bir yerde kırmak istiyorum açıkçası.
Ya tabii neler neler de var tabii piyasada o ayrı bir konu ama bu döngüyü bir yerde kırmak istiyorum.
Yani Sümeyra da şey noktasından geldi.
Biz 9-5 şu an bir yerde çalışırken bu eforumuzu belki daha ileride kendi işimizi, kendi paramızı kazanmak için harcayabiliriz.
Başka bir şirket için harcamaktansa da geldi o da.
Matıklı göründü. Bu işe giriştik.
Ama tabii ki biz bu işe girerken bir yandan bir artımız var.
Biz kendi işlerimize devam ediyoruz.
Çünkü girişimci insanlarla konuştuğumda bunun çok büyük bir artı olduğunu gördüm.
Biz çünkü şey noktasında değiliz şu anda.
Kesinlikle maaşımız kadar kazanmamız lazım.
Hayat standardımız düşmesinden ziyade biz daha çok.
Biz eğleniyoruz şu an. modundayız.
Ve hani bu işe de inanılmaz motiveyiz.
Mesela atölye zamanları sabah 6'da çiçek haline gidiyoruz.
Ve sabah 6-7 gibi gitmeniz lazım.
Yoksa çiçek bulamıyorsunuz daha sonra giderseniz.
Biz böyle nohade ikimiz de hiç sabah insanı değiliz ama sabah erkenden kalkıp işte 5.30'da kalkıp 6'da orada oluyoruz.
Sonra çiçeklerimizi alıyoruz.
Sonra günümüze gidip işte bir yandan data analizli işimizi yapıyoruz.
Sonra akşamında atölyemizi yapıyoruz falan.
Ama kafamızda oturduğu akşamki şeyler var.
Ay çiçeklerimizi şöyle yaparız.
Aynen şöyle kombinleri falan diye konuşuyoruz bir yandan.
İnanılmaz bir motive veriyor bize gün içerisinde de.
Yani ben asla kendimi o gün sabah 5.30'da kalkmış olmama rağmen asla yorgun hissetmiyorum.
Ve yani bir de benim için ayrıca bir nokta var.
Benim 1 yaşında bir de oğlum var.
Hayatım zaten inanılmaz bir yoğun ve yorucu olabileceğini öngördüğüm bir dönemde böyle bir işe giriştim.
Ve kendimi asla böyle yorgun hissetmiyorum.
Aksine çok motive hissediyorum.
Bakalım. Daha çok yeni başladık bu arada.
Sümeyra ile işte o konuşmayı yaptıktan sonra hemen gittik.
İşte ticaret odasına randevumuzu aldık.
Hani resmi olarak bir Hollanda şirketi kurduk.
Nisan'da başladık. Şu anlık güzel gidiyor.
Güzel iş birlikleri var.
Hollanda'da çok güzel böyle girişimcileri destekleyen gruplar var.
Türkler içerisinde de, uluslararası düzeyde de.
O yüzden güzel gidiyor, keyifli.
Güzel, tebrikler. Peki burası bu ülke...
Bu konuda size yardımcı oluyor mu?
Çok. Yani çiçek çeşitliliği konusunda çok yardımcı oluyor.
Eminim Türkiye'deki halde de bayağı çok fazla vardır ama sonuçta Hollanda Avrupa'nın en üstüriyel olarak çiçek yetiştiriciliği konusunda lideri biliyorsunuz ki.
O yüzden çok farklı çiçekler halde bulabiliyoruz ve çok daha uyguna ulaşılabilir bir şekilde bulabiliyoruz.
Şey gibi de bir yerden...
Çiçek bulabiliyorsunuz ama aslında bu bir nevi hobinizi işe dönüştürüyor gibisiniz ya.
Bu işe dönüştürebilmek için de Hollanda size bu konuda yardımcı olabiliyor.
Örnek veriyorum işleriniz, buna vakit ayırmak, şirket kurduğunuz aynı anda çalışırken bu legal mi mesela?
Biraz hani böyle işten buna vakit ayırıyorsunuz.
Bu sizi yormuyor, keyif alıyorsunuz ama hani...
Birazcık da buralardan bahseder misiniz?
Ben giriş yapayım.
Zaten burada hemen hemen çoğu kişinin diyeyim.
Herkesin diyeyim ama çoğu kişinin bir yan işi var.
Benim şirketimde yan işle çalışan çok kişi var.
Ve zaten biz bu işi kırarken ticaret odasına gittiğimizde bizden zaten şey istiyorlar.
Kendi şirketlerimizin insan kaynaklarına bunu bildirmemizi istiyorlar.
Ama tabii ki böyle yazılı bir belge gibi bir şey olmadı.
Söz olarak bildirmeniz bile yeterli.
O kadar destekliyorlar yani böyle şeyleri.
Biz de bildirdik. Güzel falan eder.
Hatta ben şirketimde iki tane atölye yaptım bu arada.
Şirketim çok destekliyor bu konuyu.
Kendi yöneticim ayrıca mesela bana gelip şey demişliği var.
Atölye olan günlerde şey yapma kendini kasma öğleden sonra daha relakslı olabilirsin demişliği var.
Çünkü bu insanlar şunun farkında.
Ben aslında biraz Türkiye ile arada öyle bir fark görüyorum.
Türkiye'de biz işi hayatımızın merkezi haline getiriyoruz.
Ama bu insanlar işi hayatlarının merkezi değil yaşamak için gerekli olan bir şey gibi bakıyorlar.
Hayat aslında yani işin daha çevresinde daha...
büyük bir alanda gibi görüyorlar.
Hani o yüzden şeyler daha relaks davranabiliyorlar bu konuda.
Evet kesinlikle. Yani benim de ekip liderim kendisi pazar günleri tır sürüyor mesela.
Yani sırf yani sırf hobim diyor ve buna yani.
Bir insanın hobisi nasıl tırsırmak olabilir yani?
Taraftacı çalışıyorsun zaten amca.
Yani insan böyle düşünüyor ama onun da mesela hobisi böyle.
O yüzden ben onu hatta dediğimde ben işte yana iş olarak işte böyle bir şey yapacağım.
İşte buna İK'ye bildirdim diye.
İK'ye mi bildirdin? Ne kadar vardı yani?
Gibi bir modla yaklaştı.
Tabii ki yapacaksın. Bu senin hayatın.
Ezgi'nin dediği gibi ya çok böyle işi hakikaten bir part, bir görev gibi görüyorlar ve bitti.
de bitiyor sonuçta. Geçen sene Yine o mükemmel 8 aylık boş zamanında Hollanda'ca dersleri alıyorken, derste makale okuyorduk.
Hollandalılar hayatlarını, günlerini 3'e bölerler.
Uyuduğu bölüm, çalıştığı bölüm ve geri kalan bölüm.
O çalıştığı bölümü mesela bir insanın hayatını bölümü olarak görüyorlar ve bunu yapmak zorundayım.
Tamam yapacağım ama bu benim için beni belirleyen şey değil.
O yüzden kiminle tanışsam mesela, tamam okey data analistsin de sen kimsin yani, ne yapıyorsun?
diye merak ediyorlar yani.
Evet. Doğru. Evet. O yüzden de hani burada inanılmaz bir destek yani.
Okey tabii ki yapacaksın. Tabii ki güzel olacak yani.
Hani tabii ki sen de bir yan aktivite çalışacaksın, bulacaksın modundalar.
Ve çoğunlukla insanlar zaten Ezgi'nin de dediği gibi full time çalışmıyorlar.
İşte üç gün Çalışıyor şirketimde part time olarak beyaz yaka.
İki günde marangoz olan arkadaşım vardı.
Aynı atölyesinde böyle şey üretiyordu.
Tır sürenler dersin.
Evinde bisiklet yapanlar.
Bisiklet yapanlar. Yani hani...
İnanılmaz. O yüzden de hani kimse sana da şey demiyor.
Tek koşul işte yani her yerde olduğu gibi bir çatışma olmasın.
İşte hani konflikt yaratmasın yaptığın işle.
Ben The Funnelist şirketi kurarsam ya da action mantığını kurarsam tabii bir tek buna okey değiller.
Ama yani bunu herhalde yapmazsın bir düşünüyorum.
Onu da bu arada okeyler ama ona mesela daha resmi süreç devreye giriyor.
Hani onun da İK mesela bir şey imzalatıyor.
Tabii ki onu yapsın. Yani veriyi paylaşmadığında emin olmak falan isteyecektir.
Sonuçta bir de iş yürütüyor orada yani.
Aynen öyle ama mesela böyle şeylerde hiç yok yani.
Birazcık artık sona geleceğim.
Vakit hızlı geçiyor.
Bu soruyu merak ediyorum.
Türkiye'de çalıştığınız dönemlerde aynı anda bu işi yapabileceğinizi hayal edebiliyor muyuz?
Edebilir misiniz? O dönemde hiç böyle bir konuşmaya girmedik.
Girmediniz ama öyle diyorum. Girmedim ama düşünüyorum.
Şu an hayal edemem yok.
Yani şu anki Türkiye'nin bir...
Ekonomik durumuna baktığımda ya da işte gelecekte nasıl olacak ekonomisi enflasyon ne olacak falan diye düşündüğümde bir küçük işletme olarak.
bildiğin ne kadar zorlar öngöremiyorum.
O yüzden girmezdim muhtemelen. Enerjimiz de kalmazdı ki.
Yani Türkiye'de çalıştığımız koşulları düşündüğümüzde ya da en azından Türkiye'de ya da İstanbul'da yaşadığımız için daha doğrusu.
Belki Türkiye'de dememek gerekiyor.
İstanbul özelinde konuştuğumuzda.
İstanbul'dan o keşmekeş karmakarışık işte git ulaş bilmem ne yere git, oraya git, buraya git.
Yani sabah ben İstanbul'da çıksam, işte çiçek almaya gitsem bir yere, çiçeklerimi alsam, işte sonra çalışacağım ofise gitsem.
Her neredeysem artık. Çalışsam bütün gün.
Akşam gelip de bir işte atölyeye gitsem.
atölye versem insanlara.
Siz de gelin işten çıkınca desem.
Bunları yapsam eve gitsem ben herhalde ölürüm benim yani enerjim bu kadar çıkmaz.
Ya bir de talep olur mu da bilmiyorum.
Pardon lafını kestim. Hayır hayır. Hayal edemezdim ben kendimi yani.
O kadar bir enerji ne kadar enerjik de olsak o kadarını yapamazdım.
Böyle bir yerden de sormuştum.
Yani aslında hani Türkiye'deki çalışma ortamınız size buna müsaade eder mi?
El verir mi? gibi bir yerdeydim.
Yok ben Türkiye'de hep overtime çalışıyordum.
Açık konuşmam gereksiz. Çoğunlukla diyeyim en azından.
Overtime çalışıyordum. Hani biraz zor şey verirdi.
Ya bu arada çalıştığım yerler hani çok rahat yerlerde açık konuşmam gereksiz.
Hatta bana mesela boşta lütfen laptop'unu kapat falan diye çok söylüyorlardı ama sonuçta da bir beklenti var işi bitirmem konusunda ve gerçekten iş yükünün üzerinde bir çalışma var.
vardı ister istemez. O yüzden şey çoğu zaman overtime çalıştığım oluyordu.
Sadece boş için sorma bu arada diğer şirketlerimde de.
Ama ben bir de şunu da söylemek istiyorum ya.
Yani biz mesela böyle şu an konuşuyoruz ben girmezdim.
Şahsen girmezdim ama lütfen girmek isteyenin de önüne böyle şey kurmak istemem.
Yani bir umutsuz bir yol çizmek istemem.
Sonuçta bu tamamen yani şöyle görüyorum ben birazcık daha.
Biraz Hollanda'ya da geldikten sonra şöyle gördüm.
Yani yaşadığın yer eşittir senin mutluluk endeksin değil aslında.
Yani sen kendi Hayatını mesela dünyanın en kötü ülkesine de gitsen orada da mutlu bir hayat sürebilirsin.
Yani kendi ortamını kurabilirsin.
Tabii ki riskleri daha fazla.
Türkiye'de bir iş kurmanın konjonktürü çok daha karmaşık.
Daha fazla öngöremeyeceğin şeyler var.
Ama insan bir şey yapmak istiyorsa lütfen girişsinler yani görsünler.
En azından bunu deneyimlemiş olsunlar isterim.
Tabii ki canım. Zaten burada konuştuğumuz her şey bizimle alakalı bir şey.
Sonuç itibariyle sizinle aynı şirkette çalışmış birisi.
Belki bilmediğiniz ekstra bir işi olabilir.
Hobisi olabilir. Gittiği, sürekli var ettiği kendine bir yer olabilir.
Sadece bu aslında bizimle.
Buradaki sohbet tamamen hani Türkiye'de olsam bunu yapamazdım.
İşte bu Türkiye'de bu yapılmaz gibi bir yerden değil de.
Ben Türkiye'deyken çok çalışıyorum.
Senin dediğin gibi yani. Overtime çalıştığın zaman kendini bildiğin bir yerden sohbetimiz aslında.
Şey gibi bir yerden değil yani. Türkiye'deyken bunlar yapılmaz.
Ben Türkiye'deyken mesela.
Burada çalıştığımdan daha az çalışıyordum.
Ve ekonomik olarak çok daha rahat.
Evet ya deneyim değişebiliyor kişiden kişiye.
Aslında biraz onu da vurgulamak istiyorum.
Hani aynı şekilde Hollanda'ya gelip de umduğunu bulamayıp dönen de çok kişi oluyor.
Yani bu tamamen bambaşka kişisel deneyimler.
Ama şu anki hani Hollanda'daki bir iş kurma deneyimini gördükten sonra Türkiye'de biraz daha zorlanırdım.
O yüzden girer miydim koca bir soru işareti benim için.
Peki toplayalım. Çok uzun oldu.
Söylemek istediğiniz başka böyle bir şeyler olabilir mi?
Aslında şu soruyu çok soruyorum.
Yapacaklarımdan, yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Yaşadın mı nokta nokta yaşayacaksın hayatı.
O nokta noktayı nasıl doldurursunuz?
Sen başla bence bu önemli bir hale bir sonra sordun ki.
Ama o çok düşünmüştür zaten ablanın üstüne cevabı çok duradı.
Ben bunu 40 kere sordum.
Kopya çekmeden cevap vereceksin ama canım 40 kere sordun diye 40 cevabı da senin değil ya.
Hayır canım kendime ait cevabım olduğu için biliyorum ben.
Ya ben başlayayım. Tamam başla lütfen.
Yaşadığında korkusuz yaşayacaksın diye tamamlayayım ben.
Ya bu da çok böyle şey bir cümle oldu.
Tabii çok direkt bir cümle oldu ama biraz şunu vurgulamak istiyorum.
Birçok kişi konfor alanından çıkmaya çok korkuyor.
Ama hayat çok kısa yani şeyden girdim.
kısa ve bir hayatımız var ve bence bir şeyi yapmak istiyorsak gerçekten bunu deneyebiliriz.
Ben bunu hep şöyle bir şeye benzetiyorum.
Hatta bu hangi diziden diyor?
Ay dizinin ismini unuttum ama bu Yapay Zeka, Person of Interest.
Person of Interest de bir sahneydi.
Profesörle Yapay Zeka bir satranç oynuyordu ve satrançta böyle Yapay Zeka şey diyordu.
Hani oyunun başında İşte bir hamle yapıyor falan profesör bir hamle yapıyor.
Profesör diyor ki ondan sonra daha şu an oyunun başındayım.
İşte bu hamleyi yaptıktan sonra şu kadar daha ihtimalim var.
Bir hamle daha yapıyor bu kadar daha ihtimalim var.
Yani o yüzden sadece relax and play.
Hani şu an böyle hayatımızın daha gençlik yıllarındayız.
Bir şeyleri deneyebileceğimiz yıllarındayız.
Ve daha hayatımızın ben hala başındayız diye görüyorum.
O yüzden bir şey denemek istiyorsanız deneyin.
Hiç korkmayın. Sonraki hamlenizi de değiştirirsiniz.
Etkilendim bak neden beraber çalışıyoruz görüyor musun işte doğru kişilerle çalışıyoruz.
Her zaman söylemişimdir Ezgi'ye çalışmaktan gurur duyuyorum.
Teşekkür ederim çünkü bende böyle büyük laflar yok.
Ben yaşadıyım.
Hakikaten çünkü öbür türlü benim iş kuramazmışım gerçekten.
Yaşadıyız, yaşıyoruz. Neydi ya soru neydi ya?
Öyle bir konuştu ki Ezgi kafamız karıştı.
Gerçekten. Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Yaşadın mı? Böyle yaşayacaksın.
O zaman şey tamam hatırladım.
Benim cevabım o zaman bağ koyarak yaşayacaksın olur.
Çünkü ben ne kadar kendimi bazen şey gibi hissetsem de işte çok yer değiştirmekten, çok işte başka yere gitmekten, çok insan değiştirmekten dolayı kendimi bazen köksüzmüş gibi hissediyorum.
Ama aynı zamanda da inanılmaz da yer veriyorum bağlara, köklere birlikte olmaya, tanışmaya, üretmeye, birlikte büyümeye.
O yüzden işte ne zaman böyle çok duygusal olsam öpeceğim moduna girmeyelim dese de de der ki biraz bu.
Hani çok sevdiğim de insanları ya da çok böyle etkilendiğimde, bağlandığımda onları sürüklemeyi, onlarla birlikte gitmeyi, onlarla beraber büyütmeyi çok seviyorum.
Ya da onlarla birlikte üretmeyi çok seviyorum.
Nitekim işte bir arkadaşım var Türkiye'de o da şu anda.
Onu da şey yapıyor.
Şey gibi oldum. Seda.
O da mesela çocukluğumdan, 10 yaşından beri arkadaşım.
Yani şimdi mesela o Türkiye'de kaldı ama hani onunla bağım orada.
Ama o bağ hala devam ediyor.
Çünkü o bağ beni yaşatıyor, beni sürdürüyor, beni büyütüyor.
İşte Ezgi burada. Hani onunla bağım, Burada devam ediyor.
Seninle bugün tanıştık.
Bugün değil tabii de seninle tanıştık.
Seninle bir yerde bir bağım oldu.
Ben sadece yeni model network gözüyle değil ama arkadaşlık, dostluk, ihtiyaç olduğunda bir arada olmak hislerini önem veriyorum, değer veriyorum.
Böyle olunca da benim için yaşıyorsam eğer ben bağ kurmalıyım, ben tanımalıyım, ben sevmeliyim, ben arkadaş olmalıyım, ben konuşmalıyım, ben geveze olmalıyım bazen böyle gibi.
düşünüyorum ve bence yaşıyorsam, yaşadıysam bağ kurmalıyım diyorum.
Bu da çok güzel bir noktadır.
Evet ya. Sevdim. O yüzden biz Melo Batelier'de işi yürütüyorsak eğer, işin yürümesinin sebebi Ezgi.
Eşin güzel gözüküyorsa yani güzel gözükmesinin sebebi benim diyorum.
Bu konuyu ben de şey yapayım. Yani tabii ki sadece en yakın arkadaşınla bir girişime girişmek değil olay.
Aynı zamanda da beraber bir bütün oluşturabileceğinden emin olduğu bir arkadaşınla girişmek.
Yani bu konuda birbirimizi çok iyi tamamlıyoruz.
Ben de katılıyorum. Okey.
Peki bavulunuzda ne getirdiniz?
Bavulumuzda ne getirdik? Sana mı?
Bugün buraya bavula gelmedim ben.
Hiç nasıl da dinlememişler ya podcastleri.
Hiç fikirleri yok. Bavulunda ne getirdin?
Podcast kanalının adı. Yalnız gelmişim.
Hayır, onu biliyorum. Yalnız gelmişim.
Ve bavulunda ne getirdin göç ederken?
Retorik bir soru mu? Gerçek bir soru mu?
Çünkü sayabilirim.
Ben doğal bir kişiydim.
Ama diğerine cevap veremem.
Eğer retorik bir soruysa.
Öyle bir şey. Ama derin yerden geldin sen de.
Şimdi bir düşünmek lazım bunu.
Ya ben o sırada 30 yaşındaydım.
30 yıllık Sümeyra'yla geldim bu kadar.
Cevabım bu. Ben neyle geldim?
Ben aslında biraz daha böyle yeni bir şey deneyimlemelerinin heyecanı ve motivasyonuyla geldim.
Tabii o uçakta yine duygusal bağladığım anlar oldu o ayrı.
Ama orada böyle büyük bir heyecan ve motivasyon oradaydı.
Ve geleceğe böyle çok büyük bir coşku vardı.
Tabii yani. Bir şu an sorsan tabii daha stabilize oldu buradaki hayatım falan.
Bambaşka daha böyle duygularım daha stabilize ama ilk böyle bir çok büyük bir coşku ve motivasyon vardı diyebilirim.
Onunla geldim. Güzel.
Tatmin ettin mi? Ben çok tatmin oldum.
Benim için okey. Teşekkür ederim vakit ayırıp geldiğiniz için uzak yollardan.
Programımızı bitiriyoruz. Buradan o zaman şey de söylemek istiyorum.
Bir kız kardeşim var onunla buraya geldim.
Bir kız kardeşim burada İstanbul'da yaşıyor.
Onu da buraya getirirsek çok mutlu olurum.
Sağ olun. Onu da iş arıyoruz buradan.
Kız kardeşe iş arıyoruz.
Belki yani. Hani öyle bir şey.
Kulağımda çalınırsa. Peki anlaştık.
Neden olmasın ya? Çıkarmış çıkarmış.
Dizayn ediyor her şeyi gerçekten. O onun da linkiydi portalı link.
Web sitemizde kendisi yaptı zaten.
Yani işi direkt ürünle gösterebilirim.
O yüzden can ciğerim o benim.
O yüzden iyi olabilir.
Teşekkür ederim gerçekten. Teşekkür ederiz.
Tekrar görüşmek üzere.
Umarım Bavulda Ne Var?'ı dinliyorsunuzdur ve dinleyip takip ediyorsunuzdur.
Ben hep dinliyorum. Hiç kaçırmıyorum.
Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
