
Bir aşçı olarak başka bir ülkede yeni düzen kurmak, bilmediğin bir kültürde düzene ayak uydurmak.
https://www.instagram.com/belly.pepper?igsh=MTA0a3U0ajN4Yzl0eQ==
Transkript
Merhaba, burası Bavulda Ne Var? podcast serisi.
Ben Saadettin Yalta ve burası Kumpanya Performing Arts Stüdyosu.
Bugünkü konuğumuz Amsterdam'ın en ünlü şeflerinden biri Esra.
Hoş geldin. Merhaba, estağfurullah ve hoş bulduk.
Ne yapıyorsun? Teşekkür ederim. Ne yapayım?
Karlı bir Amsterdam gününde sabah kalktım buraya koştum.
Heyecanlı bir şekilde seninle olan muhabbetimize.
Burayı da çok güzel buldum.
Çok güzelmiş. Ya çok teşekkür ederiz.
Biraz kendinden bahseder misin Esra?
Göç hikayenden ya Türkiye'de neler yaptın?
Buraya nasıl geldin? Bundan önce bir yere gittin mi?
Nasıl biraz bunlardan bize bahseder misin?
Çok böyle yüzeysel de olabilir. Ne anlatmak istiyorsan.
Ben Esra. İki tane çocuğum var.
Biri... Biri 2, biri 5 yaşında.
Şu an en baskın olan özelliğimin annelik olduğu için ilk bundan bahsetmek istedim.
Onun haricinde de aşçıyım.
2004'te başladım.
22 senedir aşçıyım.
Ve çok seviyorum yaptığım işi.
Buraya da 6 sene önce geldik ve burada da hala aşçılık yapıyorum.
Bundan önce de bir sene Güney Afrika'da yaşadım.
Yani yurt dışı deneyimi gittiğim yerlerden farklı olarak yaşadığım yer Cape Town'du.
Burası da ikinci artık altı senedir burada yaşadığım için İstanbul'dan sonra en çok burada yaşadım.
Neden Afrika Cape Town? Üniversiteden sonra...
Aşçı olmaya karar verdim ve o yaz mezun olduktan sonra bir yerde çalıştım Marmaris'te para biriktirmek için.
Yine aşçı olarak çünkü son sınıfta part time çalışıyordum.
Gittiğim, Marmaris'te gittiğim yerde de okullar araştırmaya başladım.
Amerika ve Avrupa çok pahalıydı.
O zaman da aşçılık okulları yoktu Türkiye'de.
Benim bildiğim yoktu. Bir de yurt dışında bir şeyler yapmak istedim.
Sonra da işte programlarına baktım okulların.
Avrupa'ya ve Amerika'ya gidecek param olmadığını anlayınca orada benim Didem Şenol, benim şefim buraya da bak diyor.
Güney Afrika'ya önerdi ve gerçekten de ders programları çok benzer.
Bir okul buldum.
Ondan sonra da oraya gittim.
Bir sene aşçılık okumaya gittim Güney Afrika'ya.
Hem aşçı food and wine okudum yani.
Böyle bir şarap tarlasının içinde bir okul vardı.
Aşçılık okulu. Şimdi bakınca böyle çok çok güzeldi.
Orada bir seneyi geçirdim.
Çok keyifliymiş. Çok havalıymış.
Yani güzeldi. Ben çok eğlendim.
Ne okudun üniversitede? Okulda Boğaziçi'nde turizm işletme okudum.
Ondan sonra ama hiç aşık dersimiz falan yoktu.
Bazı hocalarımız oranın sadece bir işletme yani işletme yönüyle ağır basan bir okulu yani bir bölüm olmasını istedikleri için çok food and beverage management dışında bir
yemek dersimiz yoktu.
Zaten oradan ayrılan Bir hocamız başka bir hoca ile birlikte Yetitepe'deki işte aşçılık bölümünü kurdular.
Ama şey orada okudum.
Peki Boğaziçi'ni de okurken aşçılığa nasıl heveslendin?
Yani çünkü çok havalı bir okul ya.
Hani şey orada oku kaldırım mühendisi bile olsam fark etmez.
Ben zaten evet denizliyim ben.
Boğaziçi'ni çok istediğim için oraya geldim.
Boğaziçi'ni yazdım.
O zaman da işte çok yakın bir arkadaşımla geldik.
Sonra ben yıllar geç önce satış pazarlamada staj yaptım.
İşte otellerde ondan sonra ajentalarda falan.
Sonra da bu oturarak iş yapmanın hiç bana göre olmadığını anladım.
Ya yapamıyorum.
Bir de böyle bazı insanlar sever güzel kıyafetler giyinip hani.
İş şeyleri, çantasını takıp böyle şey.
Onlara çok saygı duyuyorum ama hiç bana göre değilmiş.
Sonra yanlışlıkla bir mutfakta, çırağında staj yaptım.
Çünkü çok son ana bırakmıştım stajımı.
Sadece o mutfak kalmıştı.
Oraya girdim ve sonra acayip eğlendim orada.
Yani çok güzel geçti.
Biz böyle krebin içine beluga kahveyarı koyup onu dürüm yapıp yiyorduk falan.
Bir tane mutfak sadece peynirlerle doluydu.
İşte bir sürü tabii yani bu bahsettiğim 2002-2003 falan bir sürü güzel nasıl diyeyim düğünler olur da hala işte good old like days ondan sonra
her şeyin... Böyle çok kaliteli geldi.
Yani çok ucuzluğun değil.
Kalitenin arandığı günlerdi.
Bir dolap sadece peynir dolabıydı.
Orada hayatımda hiç görmediğim işte gravyerler bilmem neler.
Emanteller vardı. Ondan sonra bir tane odada sadece çikolata yapılırdı.
Çikolata odası. İşte bir yerde suşiciler vardı.
Onlar böyle buzdan heykeller yapardı.
Ben böyle Alice Harikalar Dünyası'nda gibiydim orada.
O kadar da eğlenince dedim ben buradan devam edeyim.
Sonra da part-time bir işe başladım.
Sonra oradan devam ettim.
Çok havalıymış ya.
Güzel de eğlenceliydi.
Buraya 6 yıl önce göç ettin.
Nasıl göç ettin? İşle mi geldin?
Şöyle oldu. Ben en son Feriye'nin şefiydim.
Feriye Sarayı'nın şefiydim.
Ve şey, 2 sene olmuştu orada çalışmaya başlayalı.
Eşim de daha işte Alper.
Diyeyim eşim demek garip geliyor.
Alper de burada master yapmış daha önce Derf'te.
Derf'te master yaptığında sonra da çalışmış burada 6 sene.
Ve buranın tek düzeliğinden sıkılıp.
Türkiye'ye geri dönmüş.
Orada start-up yapıyorlardı.
Start-up kurdular. Ondan sonra ben de Feriha'da deli gibi çalışıyordum.
O da start-up da deli gibi çalışıyordu.
Ama bu çalışmalar şey işte Hollanda standartlarında deli gibi çalışma değil de sabah 9'dan akşam 11'e kadar falan.
Çalışıyorduk ikimiz de. İş yerlerimiz de yakındı.
Evimiz de işe yakındı.
Alper işe giderdi sabah.
Ben de işe giderdim. Sonra akşamları beni alıp eve geri gidip yatardık biz.
Sonra yine aynı. Ve ben tabii ki 6 gün çalışıyordum.
Ondan sonra dedik biz biraz duralım.
Ve Alper hep beni...
Alper artık burayı rüyasında görmeye başlamıştı.
Çok özlemişti. Delft'te okumuş işte.
O Delft'i falan çok seviyordu.
Sonra ben de hani yurt dışında bir yaşayalım istedik ikimiz de beraber.
Biraz da sakinliğe ihtiyacımız vardı o zaman.
Sonra buraya geldik ikimiz ve korona başladı ve yani buradan buraya...
Düştük yani düştük dediğim evde durduk.
Bir sene boyunca evden neredeyse hiç çıkmadım ben.
O bana çok kötü geldi tabii.
Bir de o zaman hamile kaldım.
Hamilelik hormonları falan.
Bir sene boyunca evdeydim.
Alper de işe gidip geliyordu.
Bazen evden çalışıyordu.
Daha çok evden çalışıyordu.
Biz geri döneriz belki diye eşyalarımızı bile satmamıştık.
İşte kayınvalidemler de duruyordu.
Hep böyle bir gider miyiz, gider miyiz, gider miyiz olayımız vardı.
Ama sonuç olarak gidemedik zaten korona zamanı.
Ve öyle kaldık burada.
Yani Alper iş buldu geldiniz.
Evet öyle geldik.
Alper bana dedi ki hadi gidelim.
Dedim ki ya tamam gidelim.
Ben zaten çok hareketlerimde böyle ilerisini çok düşünmeyen bir insanım.
Tamam gidelim falan. Sonra çünkü ben şey diye düşünüyorum.
Nasılsa onun süreci bir sene iki sene sürer.
O zaman da ben işlerimi ayarlarım.
Çünkü Feriye'de artık her şeyi oturtmuştum.
Artık böyle sabah her sabah işte boğaz kenarında kahvemi içip sonra odama geliyordum.
O zaman bir odam vardı.
Şef odası. Orada maillerime bakıyordum falan.
Sonra 40 kişilik bir mutfak ekibi vardı bizim.
İşte nasıl gidiyor diye hepsine bakıyordum.
Menü zamanında menüleri yapıyorduk.
Sonra da akşamları serviste hep oluyordum ama.
Ondan sonra Alper bir gün bana dedikten bir ay sonra geldi.
Bir ay sonra belki üç hafta sonra.
Ben bir iş buldum görüşmeye gidiyorum dedi Hollanda'ya.
Ben böyle nasıl ya olur mu acaba?
İlk iş görüşmesinde de olmaz herhalde.
Diye düşünüyordum ben.
Sonra geldi dedi ki öteki ay başlayabilirim.
Yani bana söyledikten sonra iki ay içinde her şeyimizi toparladık.
Ben patronunla konuştum.
İşte orada duygusal anlar yaşandı falan.
Yani çok zor ayrıldım.
İş arkadaşlarımdan, işte ekipten çok zor ayrıldım.
Ama sonra dedim artık bir yola çıkacağız.
Hani şey bıraktık ve geldik.
Yani bizim aslında şey olmadı.
Orada sorunlarımız vardı.
İşte orada işler yolunda gitmiyordu.
Onun için buraya geldik değil de.
Her şey iyi giderken biz değişik bir şey olsun diye buraya geldik.
Bir de o zaman işte şey dedik.
Yani burada bir düzenimiz var.
Gideriz bakarız olmazsa geri döneriz.
Yine yaparız ya da başka bir ülkeye gideriz.
Hani daha enerjimiz varken bir gidip deneyelim dedik.
Sonra da öyle kaldık.
Şey gibi hissettim.
Çok havalı bir işin varmış ve Alper bir anda çat deyip ya ben hadi gidelim deyince madem konuştuk ben çözdüm hadi gidelim deyip önümüzdeki her gelmiş gibi olmuş yani.
Yani o ya evet işim çok güzeldi.
İnsanlar çok tatlıydı.
Oradaki arkadaşlarım da her şey her şey çok güzeldi.
Ama işte hayat bazen de şey ya.
Başka bir yerde de başka bir şekilde yaşanılıyor mu?
İşte hayatı nasıl zenginleştirirsin?
Bazıları spor yaparak, bazıları okuyarak, bazıları şey.
Ben daha çok yaşayarak görmek isteyen tarafım galiba.
Onu da deneyelim, onu da bir daha yaparız.
Zaten ne olacak ki? Benim bir değişim dünyanın her yerinde yapılabilen bir iş.
Onun için o da okey.
Zaten ben ne bileyim belki 3-4 sene sonra sıkılıp yeniden başka bir şey yapacaktım orada da.
Onun için bunu da denemek istedim.
Çok güzeldi. Denemesem daha aklım kalırdı bu arada zaten.
Ben o taraftanım.
Hani bir şeyleri denemeyip de aklım kalacağına deneyeyim.
Kötü olursa zaten bir daha geri dönerim, bir daha yaparım.
Kafasındayım genel olarak.
Peki buraya geldiniz ya ilk sene hani ya döneriz belki dediğinizde evi kapatmadınız.
O döneriz belki de ki belki Hollanda'ya adap...
olamam gibi bir şey miydi senin için?
Evet evet. Belki Hollanda'ya adapte olamam.
İşte arkadaşlarımı çok özlerim.
Çünkü Güney Afrika'da ben en çok arkadaşlarımı özlediğim için o zaman da belki orada biraz daha kalabilirdim.
Ama o zaman kalmadım.
Sonradan keşke biraz daha kalıp başka yerlerde çalışsaydım dedim.
Burada da işte belki adapte olamam.
Belki istediğim gibi bir iş bulamam ya da kuramam.
Hani istediğim gibi olmazsa geri döneriz ya da havasına alışamam.
Çünkü her şey güzel giderken bir daha gelmem buraya diye bir şeyimiz yoktu ikimizin de.
Peki Cape Town'a tek gittin değil mi?
Oraya tek gittim. Peki Cape Town'a da örnek veriyorum Alper'le gitmiş olsaydın.
Yani tek bir yere tek yaşamakla partnerli yaşamak arasında çok büyük fark olduğunu düşünüyor musun göçte?
Evet kesin fark var.
Çünkü aslında insan hep bir ev arıyor ya.
Yani Alper benim evim gibi böyle bir romantik bir yerden de yaklaşmak istemiyorum ama gerçekten öyle.
Çünkü tanıdık bir şey arıyor, tutunacak bir şey arıyor.
Ve Alper benim hayatımı da zaten çok da kolaylaştırıyor.
Oraya gitsem belki o yaşadığım zorlukları Alper kolaylaştıracaktı.
Yani burada birisi...
birisiyle birlikte bir yere gitmek çok daha kolay evet onun için buraya yalnız gelenlere çok saygı duyuyorum çok zor çünkü bürokratik olarak çok zor manevi olarak çok zor çünkü ben orada arkadaşlarımı
arardım onlar da tamam sıkıldıysan gel o zaman falan yaparlardı burada biraz daha duralım ve şeyinde farkındaydım hani bu göçün ilk Sonradan
da dinlediklerimden, okuduklarımdan işte ilk 3 senesi zor olacak.
Ama 3 seneden sonra o işte alışabiliyorsan artık alışıyorsun ya da daha iyiye gidiyor kafası.
Onun da farkındaydık ikimiz de.
Bir de Alper burayı daha önce bildiği için dil konusunda falan da sıkıntı yoktu.
Onun için kesinlikle daha farklı tek başına gitmekle.
Ama gençlikte gitmekle de hayat 30'dan sonra gitmek arasında da çok büyük.
Yani 20'lerinde gitmekle 30'larından sonra da gitmek aslında çok büyük bir fark var.
Beklentilerim başka çünkü ben oraya işte eğlenmeye gittim.
Yani hem öğrenmeye ama biraz da Türkiye'den başka bir şeyler göreyim, eğleneyim.
Başka arkadaşlıklar kurayım falan.
Orada hiç Türk yoktu mesela ben gittiğimde.
Hiç yoktu. Burada Türk olması da işleri çok kolaylaştırıyor.
Ama bu yaşımda zaten benim ona ihtiyacım var.
Çevremde daha... Yakın ilişki kurabileceğim insanlara ihtiyacım var.
Orada o zaman bakmıyorsun ki hadi bu akşam nereye gidiyoruz diyorsun.
Ne içiyoruz diyorsun.
O zaten her şeyi bütün buzları kırıyor.
Kırıyor gerçekten. Ve şey orası bilmiyorum iklim de belki farklıydı.
Belki ondan da şey daha sıcaktı.
Ya ben orada oraya ilk gittiğim gün bazı insanların şeyi var.
İlk sene balayı sonradan zorluklarını anlıyorlar ya.
Benim orası ilk birkaç ay acayip iyi gitmişti.
İşte Ocak ayında gitmiştim.
Ocak ayında orası sıcak falan.
Ay ne güzel hiç görmedim.
Tam turistik bir yer falan.
Buraya da Aralık sonunda geldik Ocak ayında.
Ama burada... Tam tersi hiç herkes ailesiyle olmak istiyor.
Christmas zamanı. Her yer sessiz.
Arabalar yok. Alper'e şey dedim.
Kuş bile ötmüyor bu şehirde.
Çok zor. Evet.
Onun için burası geldiğimizden itibaren benim için çok zordu.
Ama sonra işte her şey daha iyi gitti.
Oldu. Peki buraya geldiğinizdeki pandemi...
Şartları neydi Türkiye'de neydi?
Hani sonuç itibariyle Türkiye'de bir şekilde sizin sektörde insanlar açık kalabiliyordu.
İşte TKV yapabiliyorlardı falan.
Hani burada ilk geldiğinde iş aradın mı?
Nasıl geçti? Senin için süreç nasıl oldu yani?
Orada da bir süre kapattılar dükkanları.
Orada bir tık bence daha kötüydü.
Çünkü devlet desteği çok göremediler galiba.
Ama zaten...
Feriye'nin falan ona da çok ihtiyacı yoktu.
Onlar iyiydi hala.
Paket yaptılar. Burada da paket servisi vardı.
Ama ben o zaman çalışamıyordum zaten.
Çünkü yeni doğurmuştum.
Yani hem hamileydim.
Hamiledikten sonra da yeni doğurmuştum.
Aslında benim için tam doğru zamandı çocuk yapmak için.
Çünkü mutfak çok fiziksel olduğu için o kadar da çalışamazdım zaten.
Fiziksel olarak. Özellikle son aylarında.
Ve sonra da 6 ay boyunca hep çocuğumla beraber oldum.
Aslında benim için çok iyi bir dönemdi.
Ama yani şimdi bakınca çok iyi bir dönem.
Ama o zaman artık böyle şey diye dua ettim hatırlıyorum.
Allah'ım o kadar yoğun olayım ki eskisi gibi.
Şey hep oradan oraya gittim, oradan oraya gittim.
Korona bitince işte.
Şey derler ya ne dilediğine dikkat et.
Dikkat et. Sonrası dilediğim gibi oldu ama o zaman çok çok sıkılmıştım.
Ama şimdi bakınca bir yandan da dediğim gibi Nisan'la bir arada olmak çok çok güzelmiş.
Yani çok kişiye nasip olmayan bir şey ama çok güzelmiş.
Peki şeyde nasıl hissettin Esra?
Piyanın burada doğduğunda nasıl hissettin?
Yani tek diniz sonuçta ve hani pandemi dönemi ve çok da alışık olmadığın bir ülke.
O senin için nasıldı?
Yani o doğu benim için hamilelik süreci o kadar sıkıcıydı ki.
Ben hastaneye giderken çok heyecanlandım.
Artık üç kişi olacağız ve ben yapacak bir işim olacak ve bu sıkıntım geçecek diye.
Ama şeye çok üzüldüm tabii.
Yanımızda kimsenin olmamasını.
Yani annem senelerce torun hayali kurdu.
Sonra... İşte devamlı bana 30'larımın başına kadar şey yaptı.
Evlen, evlen, evlen. Ondan sonra tam vazgeçtiği anda biz Alper'le evlendik.
Hiç beklemediği bir anda.
Ve sonra da işte tabii ki torun olmasını istedi annem ve babam.
Ama onların gelemeyecek olması biraz üzdü.
Ama bir yandan da aslında başka hiçbir bilgi olmadan...
Ben okuduklarımla buranın sistemine çok güvendim sonradan.
Önce bir Türkiye'de doğurmak istedim falan.
Ama sonradan buranın sistemine girdikçe buraya çok güvendim.
Aslında tek ikimiz, Alper'le ikimiz bir şeyleri bir aile, iki kişiden üç kişiye giden bir aile oluşturuyor olma fikri bana çok iyi geldi.
İşte yapabiliyoruz ve sonra o doğurma şekli.
Çünkü burada Sezeryan...
Yani çok zor bir durumda olmadıktan sonra yapmıyorlar.
Yani yapanlara da çok saygı duyuyorum bu arada.
Herkesin kendi tercihi.
Ama o mantığı da her şeyin işte normal akışında olması hali falan.
Hastanede de doğurmadım ben.
Yani evde de doğurmadım o kadar da değil.
Ama bir sağlık merkezi gibi bir yerde doğurdum.
Yani hiçbir şey yoktu ne bileyim.
Acil bir durum olmadığı sürece ilaç falan verilmeyen bir yerde.
İşte hatta...
Yatarak da doğurmanı tavsiye etmiyorlar işte böyle başka şekillerde doğurduğum bir yerde.
O bana çok işte hem kadın bedeninin neler yapabileceğiyle ilgili hem de kendimiz neler başarabiliyormuşuz biz yağı göstermekte çok iyi geldi o süreç.
Ama sonra doğumdan çıktım ve herkes çok tatlıydı.
Hemşireler işte ebe, ebeler zaten doktor görmüyorsunuz burada.
Sonra birisi bana Hollanda'ca bir soru sordu.
Orada biraz şey oldu.
Tamam ben yine de burada gurbetçiyim.
Bana şey sordu.
Erkek mi kız mı dedi.
Ben de anlayabiliyorsun ama o hemen doğmuşsun ve seni çıkarıyor.
Yani biraz kötü geçti onun için ameliyata gitmem gerekiyordu.
Yanında da hastane vardı oraya götürdüler beni.
O arada sordu ben böyle ne anlamadım dedim.
Bilmiyor musun bunu da yaptı.
hemşire. Ben orada bir tamam evet ben hala buranın değil mi?
Bir kere daha kadar üzücü saçma bir hikaye ya.
Evet. Ama sonra da şimdi gülerek anlatıyorum.
Evet yani o sırada.
O sırada ben de üzülmüşüm.
Çünkü sanırım benim onu da soracaktım da.
Benim mesela en çok korktuğum şeylerden biri acil bir durum olduğunda bildiğim bütün dilleri unutup sadece ana dilimi konuşacakmışım gibi hissediyorum.
Öyle ama öyle. Ve Sen doğumdan çıkmışsın ve bir insana özellikle hiç bilmediğin bir dilde bir şey soruyor olması çok rahatsız edici.
Nasıl bunu da bilmez...
Ben şu an herhangi bir şeyi de bilemeyebilirim.
Evet evet aynen.
Bu arada bilirsiniz yani hani kız mı erkek mi?
Ama o sırada herkes çünkü bütün hemşireler böyle aa ne kadar güzel bir çocuk.
Çok hadi geçmiş olsun.
Herkes böyle güler yüzlü.
Belki de o insana denk geldiğim için şanssızdım.
Çünkü gerçekten bütün doğum süreci benim çok güzeldi.
Çok güzel hatırlıyorum her şeyi.
Sadece o soru ama tamam ben aslında buralı değilim.
Hani burada doğurdum ama hani çocuğum buralı olacak falan ama ben buralı değilim mi?
O soru benim böyle yüzüme çarpmıştı.
Ama evet ara ara belki de hatırlamak iyi zaten.
Tabii canım. Sonuç itibariyle bu da bir gerçek yani.
Evet evet hayatın gerçeği.
Yani ben ah vah falan artık yani hiç öyle şeylerde değilim.
Yok ya ben de hiç öyle takılmıyorum.
Hani biri bana Hollanda'ca bilmiyor musun mu dedi de.
Bilmiyorum abi ne yapabilirim yani hani hiç sen sordun diye takılıp aman şimdi o bana sordu ben öğreneceğim ve ona gidip ben Hollanda'cı öğrendim diyecek gibi bir yerde değilim ben.
Yok ben de değilim. Dükkanda da bazen öyle şeyler oluyor.
İşte Hollanda'ca tabii ki de yani Hollanda'ca şey soruyorlar.
bazı şeyleri. Anlıyorsam ben İngilizce cevap veriyorum.
Anlamıyorsam da ya İngilizce İngilizceye dönebilir miyiz diyorum.
Ama şey hiç öyle ah vahları onlara girmiyorum.
Sadece kendilerinin konuştukları 17 milyon kişinin konuştuğu bir dil.
İstanbul'un nüfusundan az bir ülke topluluğu.
Yani hani öğrensek ne güzel de yani çok da Peki Şeyi çok merak ediyorum.
Çok güzel bir kariyerim vardı İstanbul'da.
Hani oturuyormuşsun kahve içiyormuşsun boğaza karşı falan.
Ve hani buraya gelme fikri seni hiç korkutmadı mı?
Yani sonuçta işini bırakıp geliyorsun.
Burada iş bulmayı düşünüyor muydun?
İş yapmayı düşünüyor muydun?
Hani burada ne yapmayı planlıyordun?
Hiç korkutmadı mı bu fikir seni?
Çünkü ben de çok korkutmuştum.
Evet şey ilk başta çok heyecanlandım.
Ben çünkü genel olarak bütün...
Fikirlere böyle heyecanla atlayan bir insanım.
Onun için çok heyecanlandım.
Ha gidelim yapalım gezeriz falan.
Hani Avrupa'da gezeriz.
O da olmadı koronadan dolayı.
Ya korkmadım.
Sadece merak ettim nasıl olur, ne yaparız.
Bir de kendimin ne yapabileceğini de aslında görmek istedim.
Sadece böyle o kısmı iyi hatırlıyorum.
Hani gideriz geliriz olmadı geri dönelim.
Olmadı zaten ben yine bir şekilde burada iyi bir iş bulurum falan diye düşünmüştüm hep.
Bir de Alper'in de işinin evet partnerle gelmenin bir iyi yanı da o.
Yani ben iş bulamazsam ya da istediğim gibi bir iş bulamazsam Alper'in bir işi var.
Onunla idare ederiz kafasından.
Yani ben hiçbir zaman çalışmam hiç öyle bir şey düşünmedim.
Ama ben istediğimi yapana kadar.
Nasıl olsa öyle büyük beklentimiz de yok oraya gideriz ev alırız araba alırız yani bazı insanlar da Avrupa'yı böyle çok güzelleme yapıyor ya işte her daha şey yaşayacağın
hayatlarının ne bileyim her gün dışarıda yemek yiyeceğini falan hiç öyle beklentilerim de yoktu zaten onun için gideriz yaparız gelemez gitmezsek de yeniden döneriz yine aynı şekilde başlarız
kafasındaydım hep. Çok güzel.
Ben neredeyse her akşam dışarıda yiyorum sanırım.
Şeyle alakalı bir şey.
Evde bir iki çocuk olmadığıyla alakalı bir şey.
Bu arada biz de İstanbul'da hep öyleydik ama buraya gelince Alper bana çok şey yaptı.
Bak senin anladığın hayat standartının yükselmesi fikriyle oradaki şey, oradaki hayat standartları aynı değildi.
Ben buraya gelince anladım mesela insanlar hayat standartı fikri.
Mesela burada da çok gösterişli yaşamıyor ya insanlar.
Hep kendi hayatları içinde.
Belki yeni nesil biraz daha burada şeydir.
Daha gösterişli falan.
Ama insanlar gösterişi evinde.
Evleri çok güzel. Tablolar.
Evlere bakıyorum. Güzel tablolar var.
Güzel hayat yaşıyorlar.
Yani kendi hayatlarını güzelleştiriyorlar.
Dışarıya bir şey göstermektense.
Yani benim gördüğüm en azından öyle.
Ya sanırım şey gibi bir yerde.
Bu insanların güzellik algısı ya da hani böyle şık böyle gösteriş algısı keyif aldıkları şey.
O da gösterişten değil.
Örnek bir tane ressamı beğeniyor.
Ünlü olup olmamasıyla alakası yok.
Tablosunu beğeniyor. Onun tablolarını alıyor.
Onu takip ediyor. Evine koyuyor.
Ve dünyanın en dandik bisikletine biniyor seninle beraber.
Evet. Ve bütün bizlerde var e-bike'lar, expat bike'ları falan.
Onlar... Çok dandik bisikletlere biniyor her an çalınabilir diye.
Evet evet her şey evet onlar çok yani ne bileyim biz de bir yere gidince en iyi şarabı açalım.
Şey var ya en iyi şarabı en pahalı işte şampanya açalım falan.
Onlar işte daha...
Biliyorlar büyük ihtimal şeylerim işte vineyardları ondan sonra üreticileri bilmem neleri onları takip edip bilerek yapıyorlar ve lükslerini orada arıyorlar ya da güzel
ekmek. Yani lüksleri nerede aradığımız birazcık farklı burada ya da işte buraya gelen instagramda görüyorum şey burada diyorlar ki alışveriş merkezi bile yok
falan. Çünkü onların aslında zenginliği güzel parklarda.
Vakit geçirmek işte o kadar da düzenli görünmeyen parklarda vakit geçirmek ya da güneşi gördüğünde o parka gidip hemen soyunup bir güneşlenmek gibi.
Farklı yerlerden bakıyoruz galiba ama işte insan buraya gelince farklı şeylere bakmayı da görüyor ya o beni çok heyecanlandırdı zaten buraya gelirken.
Peki artık Pia doğdu ben burada yaşıyorum.
Dedin mi yani Türkiye'deki evdeki eşyaları ne yaptınız?
Artık biz buradayız ve buralıyız, buralı oluyoruz dedin mi yani?
Yani şöyle biz Pia doğdu 8 aylıkken Türkiye'ye gittik.
Türkiye'ye gittikten sonra döndük ve o zaman da koronaydı.
Çok iyi şeyler hissetmedim ne yazık ki eski yaşadığım yerler hakkında.
Belki koronadan dolayıdır ya da arkadaşlarımın da çoğu zaten benim göçtü.
Onun için eskiden... Hayalimde olan şeyin artık orada olmadığını hissettim.
O ülkenin politik durumuyla, ekonomik durumuyla da çok alakalı bir şey.
Sonra da buraya geldiğimizde Alper'e şey dedim.
Tamam artık hani biz burada kalalım.
Çünkü o zamana kadar acaba hep gidecek miyiz, kalacak mıyız falan muhabbeti vardı.
Sonra da zaten arabayı sattık.
Oradaki arabamız da hala duruyordu.
Ve burada kalmaya karar verdik sonra artık.
Peki. Çocuk etken oldu mu burada kalmana?
Çok etkili oldu. Çünkü Pia'nın yani nasıl diyeyim?
Dünya vatandaşı kafasında yetişmesini istedim.
Hani sadece çünkü burada olunca insan biraz daha Avrupa'yı gezebiliyor.
Başka yerlere daha kolay hem fiziksel olarak daha kolay gitmek.
Hem de burada tatil yapacak yer yok zaten Hollanda'da.
Yani gidiyorsun başka yerlere.
Onun için bir de yani...
Başka bir şeyler görsün istedim.
Zaten dediğim gibi gidecek bir yerleri hep var.
Ama burada bir dünya vatandaşı olarak yetişmesinin daha güzel olacağını düşündüm.
Başka bir dil, iki tane ana dili olmasının zaten sadece başlı başına insanın iki tane farklı kafası var gibi oluyor bence.
Çünkü şimdi mesela bazı şeyleri Pia'ya anlatmaya çalışıyorum.
Mesela görmediği için işte Türkiye'deki pazarlar mesela atıyorum.
O konsepti bilmediği için orayı kelimelerle anlatmam çok zor.
Gidip orada işte yazın gördük.
Yazın bir sürü pazar gezdik onunla.
İşte oradaki çalışanlar ona üzüm verdi.
Saltalık veriyor. Herkes böyle şey ay ne tatlısın bilmem ne.
O muhabbet burada da pazar var aslında ama oradaki o pazar muhabbeti burada yok ya.
Onun için onun kafasında şimdi o konsept olarak oturdu.
Ama burada onun anlamı...
Anlattığı şeyleri de ben bilmiyorum.
Onun başka bir hayal şekli var burada ya da hayat kurma şekli olacak.
O iki tane kafasını işte bir insan bir lisan bir insan derler ya.
O öyle kafası olmasını çok seviyorum.
Bazen bana şey diyor bir şey öğreniyor okulda.
Anne ben bunu sana anlatamam çünkü bilmiyorum Türkçe'de nasıl anlatılır falan.
Bazen üzülüyorum. Ama bazen de o şey olması hoşuma gidiyor.
İki farklı şekilde düşünüyor olması ve şey en önemlisi de burada tabii burada da artık insan sorguluyor ama güvende yani ne yazık ki bir kız çocuk olarak aklım Türkiye'de
kadar çok kalmayacak.
büyürken onda. Yani tabii ki de yine ergenliğinde dışarı çıktığında falan ben arkasından gidip kulüp kapılarında sürüneceğim başlarda
büyük ihtimal ama şey oradaki kadar kalmayacak diye düşünüyorum.
Ya şu bile çok hoş. O kulübe gidebilecek diye olman bile mesela Çok farklı bir dünya.
Çünkü bu yani Türkiye'de insanların hiç güvenemediği, bilmediği bir dünya ya.
Burada senin bunu diyebiliyor olman bile bence çok daha ne kadar da aslında bir yerden konforlu da bir bire yetiştirdiğini de gösteriyor olabilir belki yani.
Çünkü bunu bile düşünebiliyor olman, hayal edebiliyor olman bile çok farklı bir perspektif yani.
Çünkü Türkiye'deki survive çok daha farklı.
Ya bunları söylerken bir yandan da çok utanıyorum.
İşte insanların hayatları hiç kolay değil.
Ama işte... Yani burada olmanın avantajları.
Onlara böyle bir hayat sağlayabileceğim için biraz da mutlu oluyorum.
Ama yine de o mutluluk da böyle bir utangaçlık ya da üzüntü de beraberinde getiriyor.
Çünkü ben hala işte ben artık buradayım.
Türkiye'yi hiç düşünmüyorum.
Kafasında hiç değilim. Her gün haberleri dinliyorum.
Yani 2-3 YouTube kanalından her gün haber dinliyorum.
Her gün hala üzülüyorum yani ve bir şey yapamıyorum.
Ama insan bırakamıyor.
Yani şey gibi bir yerden hiç ben tanıştığım herhangi bir Türkiye'linin hiç ben bakmıyorum dediğine hiç denk gelmedim.
Hepimiz bence bakıyoruz ve herkes orada yaşadıkları yüzlerce binlerce anı var ve orada hala yaşadığımız aile benim yeğenlerim orada ve ben her gün görüşüyorum.
Yani hani keşke yeğenlerim de burada olabilseydi diyorum ya da keşke hani ama şey de çok iyi geliyor bazen.
Onların o survive içinde kalıp mücadele etmesi çok da güçlendiriyor.
Yani ben... Mesela Türkiye'de doğup büyüdüğüm ve hani oradaki o mücadeleyle buraya geldiğim için de kendimi şanslı hissediyorum.
Yani buradaki gençlerin bizim kadar atik olmadığını da düşünüyorum.
Yani mesela bir o da var soruların arasında da.
Yani mesela bir Hollandalı şefle kendini hiç kıyasladığın oluyor mu?
Buralı biriyle. Yani senin survive modunla, senin yapabildiklerinle, buradakilerin yapabildikleri arasında hiç farklara denk geldin mi?
Var farklar ama ben şeyden alayım.
Mesela gerçekten ben de buradaki gençleri bazen düşünüyorum.
Aslında ne kadar korunmalı, korunan bir bölgeden bakıyorlar dünyaya.
Onun için ben de oraları da bildiğim için çok mutlu oluyorum.
Çünkü işte hayat yaşayarak hep zenginleşiyor ya.
Yani bir sürü insan için.
Buraya gelme sebebim de oydu.
İşte bir şey daha göreyim.
Ama bu turist olarak değil de orada yaşayarak.
İşte buradan da oralara gidip de bir sürü şey gören insanlar da var tabii ama insanlar başka dünyaları görmeden yaşadığı yerin kıymetini
anlamıyor galiba. Öyle bir şey var.
Mutfakta da kriz yönetiminde daha çok kesin daha çok fark var.
Yani el lezzetini falan geçiyorum.
Ama işte mutfakta hep böyle bir öngörmediğin şeyler çıkıyor ve anlık çözmen gereken şeyler.
Onda biz daha atıyız kesin.
Ya da mesela bir Hollandalı şefe gidip şey bunu hayır bu böyle değil böyle yapacağız.
Ya da işte o kriz anında Hollandalı şef hayır yapmıyorum çok rahat der.
Yani yapmıyorum bu böyle olacak.
Mesela atıyorum 120 kişi geldi 80 kişi yerine.
İşte bunu çözeceğiz bir şekilde dediğin zaman hayır ben yapmıyorum der.
Ama ben diyemem ben nasıl yaparım hemen onu düşünmeye başlarım mesela.
Nasıl çözerim bu işi gibi.
Aslında bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi ondan da çok emin değilim.
Ama şey biraz daha atik atiyiz biz kesin onu biliyorum.
Ama el lezzetinde de...
Belki biz daha çok hani bizim yemeğimiz, Türk yemekleri lezzetli olduğu için belki bana öyle geliyordur.
Ama onlara da bir şey öğretince öğrettiğin gibi yapıyorlar.
Yani şey değil, ay ben bunu farklı yapayım diyecekleri bir durum yok.
Belki de o da iyi bir yer.
Yani nereden baktığına bağlı aslında.
Okey geriye gidiyorum.
Birkaç tane geriden sorularım var.
Türkiye'de de arkadaşlarım vardılar ve göç ettiler dedin ya iş yerindeki arkadaşların gibi hani şef gibi insanlar mıydı çok göç edenler?
Yok şef ya aşçıların göç etmesi çok zor yani iş bulması bayağı zor onun için şey bana da Türkiye'den hep soruyorlar gelelim mi falan bizim zaten Restoranda,
dükkanda öyle bir şeyimiz yok.
Öyle bir kapasitemiz yok.
Ama onun haricinde oteller falan da Türkiye'den birilerini alamıyor.
Çünkü işte high skilled immigrant olmak lazım.
Onun için çok paralar vermek lazım.
Ama ne yazık ki Hollanda'da da aşçılar ortalama da maaş alıyor.
Ve onları getirecek bürokrasiyi de yapmıyorlar.
Yani öyle bir şey yok.
Benim üniversiteden arkadaşlarım çok...
Gitti her yere. Ondan sonra işte sanatçı olan arkadaşlarım yani mesela ev arkadaşım filmeleştirmeniydi.
O Almanya'ya gitti.
Ondan sonra çok yakın bir arkadaşım seramikçiydi.
O Londra'ya gitti. Ya böyle sanatla ulaşan arkadaşlarım ya da işte bankacılar gitti.
Sınıfımızdan çoğu insan işte turizm mezunuyum ama turizm yapmıyor yani.
Ya da okuldan.
Amerika'ya gittiler, Londra'ya gittiler.
Çok çok yerlere gittiler.
Peki buraya geldiğinde hani seni Türkler çok rahatlattı demiştin ya.
Hani Türkiye'li insanların burada var olması seni nasıl bir açıdan rahatlattı?
Bu arada ben ilk iki sene hiç kimseyle görüşmedim.
Yani şey...
Sonradan şey yaptı.
Sonradan kendime geldikçe işte o hamilelik hormonlarına veriyorum ben onu.
Belki de göçmekle ilgiliydi.
Bilmiyorum çünkü ilk geldiğimde bütün gün yatakta yatıp Netflix izliyordum.
Bütün her şeyi izlemiştim.
İlk geldiğimde değil ama sonrasında tamam artık biz burada yaşayacağız.
Ben burada nasıl bir hayat kurabilirim derken.
Zaten çalışmaya başladım.
Sonra da orası da Türk restoranıydı.
MEMS'di belki biliyorsundur.
Bir yerin şefliğini yaptım.
Orada çok çok güzel insanlarla karşılaştım.
Oradan başladım. Tabii onun haricinde de artık sosyal çevremiz doğmaya başladı.
Sonra da herkesin biraz aynı şartlarda olduğunu görmek insanı birleştiren bir şey bence.
Aslında hepimiz aynı şeylere dertleniyoruz.
Aynı şeylere dertlenmek de insanı yaklaştıran bir şey.
Aynı şeylere de seviniyoruz tabii ama burada...
İnsanlar daha çok ilk başta bence dertler üzerinden birlikte oluyor.
Çünkü birine derdini anlattığın zaman işte ben yalnız hissediyorum burada ya falan.
İşte ya da çocuğun böyle böyle bir sorunu var ne yapsam acaba falan deyince.
O da sana ya ben de aslında böyle hissediyorum.
Ben de tam aynı şeyleri hissediyorum demesi yani iyi geliyor.
Bana iyi geldi çünkü yalnız olmadığımız.
Çünkü insan öteki türlü sadece kendinin kahrolduğunu, sadece kendinin üzüldüğünü falan düşünüyor ya.
öteki türlü olması yakınlaştırıyor.
Sonradan zaten o insanla çok güzel zamanlarda geçirebiliyorsun.
Hiçbir şeyin temelli olmadığını bilmek onu böyle en kötü zamanlarımda onu düşünmek bana çok iyi geliyor.
Hiçbir şey hep kötü olmayacak ya da hiçbir şey hep iyi olmayacak.
Her şeyin bir dengesi var.
O dengeyi düşünmek bana hep iyi geliyor.
O arkadaşlar da bence o dengeyi sağlamana yardımcı oluyor.
Peki şey Der misin?
Aslında Türkiye'de sen farkına varmadan da burnout olmuşsun ve buraya geldiğinde ilk 6 ay o yüzden belki de hiç bunu düşündün mü?
Evet hiç düşünmedim. Sen söyleyince şimdi aklıma geldi.
Hiç düşünmedim belki de evet öyle.
Çünkü ben hep çalıştım ve hep çok uzun saatler haftada hep 6 gün çalıştım.
Ve şey 10'da önce de gram...
Bunların şefiydim. Beş tane dükkanımız vardı.
İşte hep o dükkanlar arası giderdim falan.
Hep altı gün işte çok uzun saatler çalıştım.
Olabilir ama aslında bir yandan düşünüyorum da işte okuyamadığım kitapları okuyabileceğim bir zaman aslında ama insanın hiç işin içinden...
O dönemlerde hiçbir şey yapmak gelmiyor ya.
Sadece edilgen bir şekilde ekrana bakmak.
Onu bile anlamıyorsun bazen.
Öyle bir dönem olabilir gerçekten.
Çünkü şey gibi bir yerden. Türkiye'deyken burnout diye bir şey biliyor muydun?
Ha bilmiyordum. Ve şey burada da ilk başlarda hep şey geldi bana.
Burnout ne ya? Şey Kuzey Avrupa hastalığı.
Hep böyle küçümseyen bir yerden baktım.
Ama sonra biraz vakit geçince ve etrafta da aslında başka bir hayat mümkünü görünce evet aslında ben de yorulmuş olabilirim mi düşünmeye ben de başladım.
Çünkü önceden hep şeydi ben hasta olmam, ben yorulmam, ben hep çalışırım.
Yani belki de çalışmak çok kutsallaştırıldı.
Belki de işte şeydendir.
Yani ben hep orta sınıf bir aileden geldim ve her şeyin çok çalışmayla olabileceğini düşündüm.
İşte çok çalışırsan Andolu Lisesi'ni kazanırsın, çok çalışırsan üniversiteyi kazanırsın, çok çalışırsan iyi bir işin olur falan.
Hep o... Çok çalışmayla kendimi değerlendirdim.
Onun için o bana iyi geliyordu.
İşte çalışıyorum, yapıyorum, az para kazanıyorum ama olsun ya.
Çok çalışıyorum ve ben değerliyim hissi.
Ama aslında burada o dengenin de aslında çalıştığın için değerli değilsin.
Sen zaten dursan da değerlisin ya.
Belki onu fark ettiğim için öyle bir şeye girmiş olabilirim.
Çünkü ben de buraya gelince öğrendim de burnout ne falan.
Sonra çok uzun süre saçma buldum.
Ortalama aynı şeyleri düşünmüşüz yani.
Ve bir Hollandalı arkadaşımla sohbet ettiğimde o söylemişti.
İşte büyük ihtimalle hani ben bununla ilgili bir teşhis koyamam ama büyük ihtimalle anlattıkların buradaki herkesin söylediğine göre burnout.
Yani çünkü hiçbir şey yapmadan hiçbir şey yapma isteyenin gelmemesi.
Sadece oturup hani onu da yapmak istemiyorsun ama o böyle vakit geçirmene çok iyi yardımcı oluyor bir şey izlemek falan.
Ya benim şey yine Evrimi çok anlayacağım.
Ev arkadaşım vardı.
Hani ne yapacaksın diyordu mesela.
İşte izin günde ne yapacaksın?
Bir tane izin günüm var zaten.
Ben ne yapayım işte ben işe mi gitsem bugün de ya?
Çünkü dükkanlar hep açıktı ve hep giderdim ben.
Ondan sonra ya hiçbir şey yapmadan da evde oturabilirsin.
demişti böyle. Ben nasıl ya?
Orada mesela çok büyük bir aydınlanma yaşamıştım ben.
Nasıl evde mi oturayım?
Hiçbir şey yapmadan mı falan diye.
Çünkü işte dur sadece dur demişti bana.
Zor. Hakikaten durmak zor.
Bir kere alıştığın zaman o tempoya durmak çok zor.
Çok zor ve bunu söyleyenler bana çok şey geliyordu.
Sanatçı mıydı Evrim? Neredeyse.
Şey geliyordu. Kendilerini aşmış ve hani gerçekten ben sanat yapıyorum diyen insanlarmış gibi geliyordu.
Ve gerçekten şeyi fark ediyorum şimdi.
Evet ya ben bir makine değilim ve ben de bir yerde durup hiçbir şey yapmadan durabilmeliyim belki.
Hele senin işinde yani şey bir ilham toplama.
Hala durabilene bilmiyorum yani.
Çok zor. Peki artık göç ettin buradasın ve birazcık yakın tarihe gelelim.
Sanırım... Sanırım değil de.
Benim herhalde çok kez geldiğim bir restoranın var.
Biraz ondan bahsetmek ister misin?
Ben ona şey diyorum.
Hiç büyümeyecek olan üçüncü bir çocuk.
Öyle hiç büyümeyecek.
Çünkü artık mesela Pia büyüdü.
Artık kendi kendine yemek yiyebiliyor falan.
Roman da öyle artık büyüyor.
3 yaşına gelecek işte bu yaz.
Kendilerini kurtaracaklar.
Yani bensiz de artık bir şey yapabilecekler.
Ama dükkan öyle değil.
Yani ben öyle hissediyorum en azından.
Ne zaman? 2 sene olacak.
Ortağımı aç... 21, 21 Ocak'ta açtık tabii.
21 Ocak 2024'te açtık.
Ben hep çok istiyordum.
İşte buraya gelme amaçlarımdan birisi de oydu.
Türkiye'de de bu arada dükkan açmak için Gram'dan ayrıldım ben.
Sonra baktım, ayrıldıktan sonra baktım yani.
Acayip kiralar, acayip hava paraları falan.
Yani imkansız.
Burada... Her şey daha makul yani burası makul insanlar ülkesi diyeyim.
Onun için hiçbir şeyin çok yüksek fiyata da gitmesine de insanlar yani piyasa karar veriyor her şeye ya.
Burada vermiyor yani insanlar bir şeye değerinden fazla bir para bir hak bir şey vermiyorlar.
Onun için burada dükkan bakmaya başlamıştım.
Ben zaten iki senedir hamileyken işte ikinci çocuğuma hamileyken de hep dükkan bakıyordum.
Bir yerde de çalışıyordum bu arada o zaman korona falan geçmişti sonra.
Hep kendi yerim olmasını istedim.
Burada da Alper de çok sağ olsun şey yaptı yardım etti.
Yani kafa mantalita açısından işte yapabilirsin edebilirsin yapabiliriz beraber.
Çünkü ona da büyük yani benden...
Ben kadar o da çalışıyor çocukların bakımı için.
Çünkü ben hafta sonları çalışıyorum.
En çok hafta sonları çalışıyorum.
Dükkan bakarken çok güzel bir dükkan buldum.
Ondan sonra her şeyiyle benim istediğim gibiydi.
Yani kişi sayısı ne çok fazlaydı ne çok azdı.
Ondan sonra açık bir mutfağı vardı benim insanları görebileceğim.
Çünkü ben mutfakta olmayı seviyorum.
Ama insanların da yemek yerken ne hissettiğini görmek ya da gidip onlara karşıdan nasıl hareketlerle...
bir şey yapmak çok hoşuma gidiyor.
Çünkü günün sonunda onun için yemek yapıyorum aslında.
Çok güzel bir yer buldum ve şey işte Esra ortağım ona da gösterdim.
O da çok sevdi.
Sonra beraber açtık ve ayın 3'ünde imzaladık.
Ayın 21'inde biz dükkanı açtık.
Sadece boya yaptık yani içine.
Bir de mutfaktaki ben birkaç aleti değiştirdim.
Çünkü hamburgerciydi önce de.
Sonra da şey hemen başladık operasyona ve ilk hafta ilk hafta Ya ilk hafta iş olmaz ya.
Biz hallederiz. Bulaşığı da biz hallederiz falan deyip.
Hiçbir şey işte dört kişi arkadaşlarımız sağ olsun geldiler yardım ettiler.
Sonra bir baktık kapının önünde ilk haftadan sıra oldu böyle.
İnanamadım. Çok çok güzel bir duyguydu.
Sonra da işte her şeyi yavaş yavaş toparladık.
İki sene olacak. Harika.
Belly Pepper adı.
Evet Belly Pepper. Gitmediyseniz mutlaka gidin.
Peki ismi nereden geliyor?
İsmi şöyle aslında isim konusunda ve logo konusunda biz bir tane arkadaşımızla çalıştık Türkiye'de.
Ajansı var Selin. İkimizin de arkadaşı.
O sağ olsun tam bizim aklımızdaki şeyleri önerdi.
Biz şey dedik çünkü işte biraz Türkiye'yi andırsın ama çok da aslında biz çünkü hedefimiz burada.
Lokalle de hizmet etmek, sadece Türklere hizmet etmek gibi bir şey değil.
Çünkü o zaman devamlı olabiliyorsun.
Biz sadece kendi köşemize çekilip öyle bir şey yaratmak istemedik.
Biraz anlatsın, orayı da anlatsın ama...
Çok da fark ettirmesin, biraz da şakalı bir şey olsun falan derken o böyle birkaç şey önerdi.
İşte şey dedim hani belli dansten bir şey mi olsa dedik.
Ama o da çok otantik olmasın, biraz yemeği de andırsın diye böyle belli paper önerdiler.
Biz de çok heyecanlandık.
Peki neler yapıyorsunuz mutfakta?
Aslında ben menüyü şöyle başladım ilk önce.
İşte zeytinyağlılar da olsun.
Kimse dışarıda zeytinyağlı yiyemiyor.
İyi yağlı yapılan yemekler de olsun.
Ondan sonra ekşili köfte de olsun.
Hollandalılar çorbayı çok seviyor.
Türkler de işte böyle sulu sulu yemeği çok seviyor.
O da olsun, bu da olsun. Öğürlü dinir de olsun diye.
Biz yediye kadar açtık dükkanı.
Yediye kadar önce koyduk dükkanın kapanışını.
Sabah kahvaltıyla başlıyordu.
Sonra meze vardı.
Dörtten sonra mezeler vardı.
Akşamda böyle iki üç tabaklık akşam yemeği vardı.
Sonra baktık ki insanlar en çok kahvaltı yapmak istiyor.
Çünkü Hollanda'da bir de insanlar her saatte yumurta da yiyor ya.
Bizde de aslında artık öyle olmaya başladı.
Hani brunch bütün gün yapılan bir şey.
Sonra baktık mezeler o kadar gitmiyor.
Ve bana çok yük olmaya başladı.
Çünkü... Her şeyi kendim yapmaya çalışıyorum mutfakta.
Arkadaşlar var çok çok tatlılar.
Ama hani onlarla birlikte yapıp onlara öğretmek de bir iş benim için.
Ondan ben de menüyü daha çok kahvaltı, branş üzerine şekillendirdim sonra.
Zaten en çok satılanlar da onlar olunca.
Ve 7'de kapat...
7'de kapatınca da akşam biz 10'da anca çıkıyorduk işten.
Onun için biraz daha öne çekelim sadece all day brunch yapalım diye düşündük.
Sonra da öyle devam etti.
Aslında yine şey...
Market yönlendirdi yani bizi.
İnsanların istediği şeyler bir de birkaç yazar bizi yazdı kahvaltıya gidip.
İşte Head Parol'da buranın Vedat Mülleri olan bir tane kadın bizi yazdı, kahvaltıyı yazdı.
Sonra Time Out'ta yine bir karın bizi yazar, kahvaltımızı yazdı.
Öyle olunca Hollandalılar da kahvaltıya gelmeye başladı.
Onun için oraya yöneldik biz de.
Bence büyük de açık vardı zaten.
Hani bizim kahvaltı işte börek simit harici böyle Türkiye'de yapılan serpme kahvaltı demek hiç istemiyorum ama paylaşmalı kahvaltı ama iyi malzemeyle yapılan kahvaltıyı da insanlar çok
istiyordu. Arkadaşlarımdan duyuyordum.
O da iyi geldi bence.
Çünkü malzeme bulmak burada çok zor.
Malzemeyi bulduğun zaman onun devamını işte seninle daha önce konuştuğumuz standartı yakalamak çok zor.
Onun için bence insanlar iyisini yemeye başlayınca da hep işte arkadaşlarına söylediler öyle öyle devam etti.
Ama o iki gazetede bir dergide bir gazetede çıktığımız yazılar bizi Hollandalı insanlara tanıttı ve o çok iyi oldu o iki yazı.
Harika. Peki mutfakla ilgili son iki sorum var.
Mutfağın... En güzel yanı ne sence?
Yani Türkiye'deki yanı neydi ve buradaki yanı ne?
Arada nasıl farklar var Türkiye'deki mutfakla buradaki mutfak arasında?
Ben mutfağın en çok aksiyonunu seviyorum.
Yani her yerde o işte ben çok aşçılık dizileri filmleri izleyemiyorum ama izlediğim işte The Bear falan.
Ya o aksiyon o...
O aksiyonu seviyorum ben.
Hani aşçıların şeyi vardır ya ben küçükken annemle çok yemek yapardım falan.
Ben hiç annemle yemek yaptığımı hatırlamıyorum yani.
Ama dedim ya o okulda o satış pazarlamanın işte ofiste oturayım o bilmem ne yapayım falan.
Onları sevmiyorum ve mutfağı gördüğüm zaman o aksiyon çok hoşuma gitti.
Ve gerçek olması yani gerçek hayatta küfür de edebiliyorsun.
Ondan sonra birbirine böyle sarılabiliyorsun.
Sevgini de çok güzel gösterebiliyorsun.
Kızgınlığında ve o hızlılığı şeyi o adrenalini benim çok hoşuma gidiyor.
Onun için ben mutfakta olmayı çok seviyorum.
Sorun neydi? Türkiye'deki mutfakla buradaki mutfak arasında nasıl farklar var?
Hollanda. Çok daha düzenli burada.
Ben bir de çünkü kendi yerimi açmadan önce birkaç bir sürü yerde de çalıştım.
Burada işte malzemenin nereden hangi günler saat kaçta geldi yani malzemeden başlayarak her şey çok düzenli.
Eğer zamanında gelmezse abi sıkıntı mı var ya falan diye merak edip arıyorsun adamı.
Türkiye'de hep böyle her şey hadi abi kaçta geliyorsun bizim malzemeler ne zaman gelir çok önemli bir eventim var gelir mi?
Yani genelde öyleydi ya da kendin gidip ben hala bizim arkadaşlarla beraber giderdik gecenin 3'ünde 4'ünde.
Oradan malzemeyi bazen de kendimiz toplardık.
Burada daha düzenli ve menüler de çok değişmiyor.
Onun için insanların yani yaz kışa domatesli şeyler yapıyorlar.
O benim çok garibime gidiyor.
Ondan sonra bazı yerlerde işte...
Yani yazın da burada domates güzel değil ama var yani menüde.
Patlıcan güzel değil.
Mesela patlıcan bezelyeli şeyler var hep.
Burada menü o kadar değişmiyor.
İnsanlar zaten adaptabilite daha az burada.
Ama işte standart mı?
Standart. Belki de onun için insanlar...
aynı yerlere gidiyorlar hep lezzet değil de bir standart var hep aynı insanlar aynı yerlere gidiyor ya burada öyle çok şey değil oranın heyecanı burada yok ama benim de aslında hayatımın tam bu
döneminde artık kurmak istediğim düzen de bu yani yine dükkanda işte şu an domatesli hiçbir şey yok patlıcanlı hiçbir şey yok yani o yine onu yapmaya çalışıyorum İşte mevsimsel
yemek falan. Şu an menemen yok mesela bazı insanlar menemen nasıl olmaz Türk kahvaltı yerinde yapıyorlar.
Ama biz de o mevsimleri hala takip ediyoruz yani dükkanda.
Buranın şartlarını uydurmaya çalışıyorum ben de dükkanı ve kendimi de.
Kolay olmuyor ama daha rahat.
Sonuç itibariyle senin belirlediğin bir standart olmuş oluyor ve çok daha kulağa şey geliyor havalı geliyor.
Sağ ol. Şey de çok merak ediyorum.
Denizli'nin kendine ait bir şey var mı?
Denizliliğim dedin ya ve onu buraya taşıdın mı kendi mutfağına?
Ya Denizli'nin yanık yoğurdu var.
Onu taşıyamıyorum.
Sadece bazen şey hani bu...
Füme makineleri var.
Füme makineleriyle yoğurda şey yapabilirsin ama aynı şey değil yani.
Onun için yok hayır bir şey yapmıyorum.
Bir de kebabı var tandır kebabı.
Onu bazen davetlerde yani oradaki yapıldığı haliyle değil de kuzuyu mesela öyle uzun pişirmeli yapıyorum.
Ama ben zaten bu arada Denizli'den İstanbul'da da 18 yaşında geldim.
Hani orada çok uzun yaşladım.
Onun için daha çok İstanbul yemeği ve yemek yapmayı da ben İstanbul'da asıl öğrendim.
Onun için İstanbul yemeklerini daha çok heyecanlandırıyor beni diyebilirim.
Mesela işte enginar çıktığında enginar yapmak.
Çünkü aslında burada hep enginar var.
Başka yerlerden gelen işte Fransa'dan, İtalya'dan falan çok geliyor.
Ama yine de benim aklım hep İstanbul'daki mevsimlerin geçişinde işte.
Orada enginler ne zaman çıkar?
İşte Bayrampaşa enginleri ne zaman çıkar?
Urla enginleri ne zaman çıkar?
Biz İstanbul'da ne zaman gelirdi?
Hep kafamda o var işte.
Mart geliyor, Nisan geliyor.
Ona göre bir şey yapayım.
İşte kuş konmaz. İşte o da o zamanlar çıkıyor.
Hep... Oradaki şeyi aslında hala burada devam ettiriyorum gibi.
Ama bir yandan da burada hala şey çıktığında çok heyecanlanıyorum ya.
Mart'ta mesela mürver çiçekleri çıkacak Nisan'da.
Ben onları toplayacağım ve işte yemeklerde bir şeyleri kullanacağım.
Acayip heyecanlanıyorum.
Ya da işte ne bileyim tarak, deniz tarağı var yine kuşun olan.
Kasım'dan itibaren olan.
Onları görünce acayip heyecanlanıyorum.
Ya malzemeler beni çok heyecanlandırıyor.
Mesela yer, burada ısırgan çok satılmıyor.
Ama yerlerde ısırgan otları var.
Onları böyle toplayıp pişiresim geliyor.
Bunları kimse toplamıyor falan.
Bir de burada parklarda aslında çok çok ebegümeci de var.
Ama toplanmıyor.
Hodan bile neredeyse görüyorsun.
Aslında gittiğinde ve baktığında çok güzel otlar var.
Hatta bazen onlar için...
Bitki bilimcileri diyeceğim.
Herboloji gibi bir şey diyorlar.
Onlar geziler de yaptırıyor parklarda.
Hiç gezmedim onlarla ama aslında baktığımda çok güzel otlar var burada da.
Hatta mimozalar görmeye başlayacağız şimdi Şubat'ta.
İstanbul'un şeylerini burada gördüğüm zaman çok heyecanlanıyorum.
Mesela erguvan yok burada tabii ki.
Ama burada da çok güzel yine şey baharda çıkan ona benzeyen mor.
şekli şeyler oluyor. Onlara çok heyecanlanıyorum.
Yine mevsimleri takip etmek çok hoşuma gidiyor hala.
Şeyi çok isterdim. İnsanların bu anlatış halini görmelerini çok isterdim.
Bu coşkuyla, bu tutkuyla anlatıyor olman.
Bütün otları. Mesela kayınvalidem geldi.
O benden daha çok ot biliyor.
Çünkü Balıkesir'de büyümüş.
Hani o işte bizim eşekler bu otları çok severdi diyor.
O da heyecanlanıyor. Şimdi İstanbul'da göremediği otların burada doğal...
olarak yetiştiğini görünce mesela ondan birkaç şey öğrendim.
Onları yemeğimde kullandım falan.
Onları görmek çok hoşuma gidiyor burada.
Malzemeyle olan malzeme mevsim ilişkisini görmek çok hoşuma gidiyor.
Burada daha doğada görebiliyorsun ya orada pazarda daha çok görebiliyorum.
Burada mesela doğada görebiliyorum falan.
O hoşuma gidiyor. Bu anlatış bana şeyde son sorumu sormama da gerek yokmuş gibi geldi.
Yani yemek yapmak sadece mutfakta yemek yapmak mı?
Bunun golü ne diyecektim yani senin için golü ne?
Yok değil ya benim için işte şey o aksiyonu dediğim o aksiyon bir de dışarıda gördüğüm Her şeye neredeyse böyle mutfakta bunu nasıl kullanabilirim?
İşte mor salkım çıkıyor mesela.
Mor salkımı ben aslında şurubda kullanabilir miyim?
Hani bir şeyin şurubunda kullanabilir miyim diye bakıyorum.
Yani o göze bakmak çok hoşuma gidiyor.
Ve burada daha çok doğayla iç içe olmak.
O da ne demek? Ya ben bisikletle her yere gidiyorum.
Onun için yoldaki her şeyi görüyorum.
Çocuklarla parka gidiyoruz.
Parkta gezerken görüyorum hani bitkileri.
Mesela bitki körlüğü diye bir şey varmış.
Yeni öğrendim. Aslında biz şey bitkileri görünce seviniyoruz ya.
Aslında bitki körü olmak kötü bir şey.
Yani bitkileri görmemek aslında kötü bir şey.
Burada da dediğim gibi ne bileyim beyaz kuş konmaz zaman.
Türkiye'de olmayan şeyleri burada görünce çok heyecanlanıyorum işte.
Yeni bir şeyler yaşama hani hayatı böyle katmanlandırıyor ya.
Benim için de yemek üzerinden oluyor o daha çok.
Ama başka bir şey bilmediğim için.
Yani keşke ben de...
ne bileyim doğaçlama yapabilseydim de hayatı bir de o taraftan görebilseydim aslında ya da müzik yapabilseydim başka taraftan duyabilseydim belki de o zaman şehrin sesleri hoşuma gidecekti ne bileyim
birisi bir arkadaşım öyle bir podcast serisi yapmıştı şehrin sesleri diye aslında Amsterdam'ın seslerini İşte tramvay sesi, bisiklet sesi, çok korna
olmayan bir sesler şehri ya.
Yani belki de müzisyen olsam sesler şeklinden anlamlandıracaktım dünyayı.
Ben de malzemeler üzerinden gidiyorum.
Çok güzel. Yavaş yavaş sona geliyoruz ve şeyi merak ediyorum.
Mesela ne kadar Hollandalısın merak ediyorum.
Evinde perde var mı? Kullanıyor musun?
Evimde ince perde yok.
Kalın perde var. Onları da akşamları çekiyoruz.
Eski evde çekmezdik.
Biz yeni taşındık. Birkaç ay oldu.
Eski evimiz iki kat üstündeydi.
Şimdi tam girişte.
Onun için... Aslında Alper çekmeyelim ya falan yaptı.
O benden daha çok Hollandalı.
Ama benim ne bileyim öyle bir alışkanlık var işte.
Akşamları yine çekiyoruz.
Ama annemlerin çok hoşuna gidiyor.
Çekmemek. Yani gündüzleri hep insanların geçişini görmek falan.
Hoşuna gidiyor. Peki bisikletle gidiyorsun ya her yere.
Bisikletinle çocuklarını bindiriyor musun?
Evet onu yapıyorum.
Gururla. Ya çok güçlü geliyor bana.
Ama Buckfeet süremiyorum hala.
Evet. Bende önde ve arkada bir şeyler var.
Oturaklar var. Onlarla gidiyoruz.
Alper Buckfeet'le götürüyor.
Onda tamam 2026 şeyim de olsun.
Buckfeet'i öğreneyim.
Çok zor ya önde arkadaki çocukla bravo aldın.
Evet bana da öteki daha zor geliyor.
Dengeyi kurmak ama belki evet birkaç şey.
Alıştırma yaptıktan sonra daha kolay olur.
Hayır sohbet etsek daha derim de şey artık finale gelip final sorumuzu sormak istiyorum o zaman.
Bavulunda ne getirdin Esra? Ya ben aslında şey bu podcast'ın başlığını görünce daha dinlemeden hiç bavulunda ne var sorusu böyle hep insana yük gibi geliyor ya.
Biz gelirken buraya mesela 5 sene önce 6 sene önce gelirken iki bavulla geldik çok biraz hafif geldik biz çok şey getirmedim yani soyut olarak düşününce çok şey
getirmedik sadece merakla geldik yani buraya merak vardı.
diyeyim heyecan vardı nasıl olacak işte başka şeyler görmek nasıl olur hayat kurabilir miyiz hep böyle heyecan vardı onun için güzel şeyler getirdim
bence ben buraya sonradan dediğim gibi bir ağırlık çöktü ama genel olarak işte hem seninle birlikte bir eşinin var olması hem de şey Üç
sene sonra her şeyi o üç seneye dayanabilirsen her şeyin daha güzel olacağı inancı o daha güzel şeyler getirdi hep.
Şimdi de gelirken ben çoğunlukla kitap getiriyorum.
Eskiden yemek getirirdim ama artık getirmiyorum yani.
Çok bazen zeytin getiriyorum zeytin.
Hala zeytin ayvalık zeytini çok özlüyorum.
Ama şey gene bak kitap getiriyoruz biz hep.
Teşekkürler. Peki milyonlar...
dinleyenlerimize söylemek istediğin bir şey olur mu son kez?
Aklında olan, göç etmek isteyenler dinliyor belki.
Belki de buraya göç etmiş, burada yaşayan insanlar dinliyor.
Yani galiba işte ortalarda da söylediğim şey yani ben de böyle çok bilmiş bir insan gibi konuşmak istemem ama benim tecrübelerimden hiçbir şey hiçbir zaman çok iyi olmayacak.
Çok da kötü olmayacak.
Hollanda kafası biraz da bu galiba.
Normal oluyorlar ya do it normal.
Her şey aslında bir dengede gidiyor.
Her şey çok kötü olmuyor.
Çok da iyi olmuyor. Onun için şey işte bu zamanların kıymetini bilmek lazım herhalde.
Keyfini de çıkarın demeyeceğim.
O da bence çok üstten bir laf.
Yani her şeyin her zaman keyfi de çıkmayacak.
Ama yani şey güzel yaşamaya bakalım.
İşte hayatımızı zenginleştirmeye bakalım.
Peki teşekkür ederiz vakit ayırıp geldiğin için.
Ya sağ ol ben teşekkür ederim.
Çok güzeldi. Umarım siz de beğenmişsinizdir.
Beğendiyseniz Bavul'da Ne Var'ı takip edin lütfen.
Gelecek serilerde görüşmek üzere.
Bay bay. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
