
Elif Çetinkaya ile, 20 yıl aynı iş yerinde çalışıp Türkiye’de kurduğu hayatı ve alışkanlıklarını geride bırakarak ilk kez başka bir ülkeye, çocukları için taşınmanın cesaretini ve duygusunu konuşuyoruz. Göçün sadece bir yer değiştirmek değil, hayatı baştan kurmak olduğunu samimi bir hikâyeyle keşfediyoruz.
Transkript
Selam. Burası Bavul'da Ne Var Podcast kanalı.
Ve bugün Amsterdam'da Kumpanya Performing Arts'ın stüdyosundayız.
Ve bugünkü konuğumuz Elif.
Elif selam. Hoş geldin.
Nasılsın? Selam. Hoş bulduk.
Çok iyiyim. Çok keyifliyim.
Misafirperverlik için de çok teşekkür ederim.
Ya teşekkür ederim. Sizinle burada sohbet edecek olmak bizim için efendim büyük bir onur.
Ay çok teşekkür ederiz.
Bu çok keyifli bir şey. Hatta önceki sohbet de çok keyifliydi de şimdi daha iyisini yaparız.
Peki. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Ne zaman göç ettin?
Elif kimdir? Ne yapar?
Evet tabii ki. Bu sene 40 yaşıma giriyorum.
Evet Nisan ayı itibariyle.
Bilmiyorum 30'da böyle bir şeyler olacak falan diyorlardı da 40 bence daha öğleli geliyor.
Yani 40'da sanki böyle daha bir değişim gibi.
Hiç 40 göstermiyorsun ya. Çok teşekkür ederim.
Vallahi. Çok teşekkür ederim canım.
Vallahi. İki çocuğum var.
Biri 12 yaşında Nil. Biri de 5 yaşında, Ali.
Genellikle günümün, hayatımın çoğu onlarla geçiyor diyebilirim.
Kurumsal bir şirkette, global bir ilaç firmasında yaklaşık 20 yıldır çalışıyorum.
20 sene olmuş, dile kolay.
Bunun çok büyük bir kısmı tabii ki İstanbul'da, Türkiye'de.
Son 2,5 senesi de Hollanda'da yerleşik şekilde.
Aynı zamanda bir geçtalt ekolü.
Koçluk çalışmaları da yapıyorum.
Orası da benim böyle hep kalbimin olduğu ve böyle denemelere devam ettiğim, çalışmalara devam ettiğim bir yer.
Heyecanlı biriyimdir. Hızlı gaza gelen, sosyal ortamları çok seven, her masada olabilecek insanlardan biriyimdir.
O yüzden bu podcast'ı da çok çok fikrini çok sevdim.
Çok teşekkürler davet içinde.
İçinde de kendimi çok güzel hissettim.
Harika. Teşekkür ederiz vakit ayırıp geldiğin için öncelikle.
Sonuçta iki bireyi yetiştiren birinin onlardan.
Uzak kalıp bize vakit ayırıyor olmasa.
Cumartesi günü değerli.
Teşekkürler. Kurumsal kimlikte 20 yıl çok uzun değil mi ya?
Uzun çok uzun. Ben de söylüyorum.
Yaklaşık 20 yıl. Tamam 2008 ama ondan önce de çok çalıştım zaten farklı yerlerde.
Üniversiteyken de çalışıyordum.
Bir bakınca gerçekten fazla ya.
Yok aynı yerde 20 yıl.
Aynı yerde. Evet bu da çok evet.
Ben hiç duymadım. Bir geçen iki podcastı kaydederken birisinin eşi.
8 yıldır bir yerdeydi ve 8 yıl hiç duymadım dedim 20 yıl hiç duymadım.
Sizin sektörde buraya geçirttikten sonra yoksa fabrikada çalışan 30 yıldır aynı insanlar biliyorum ama hani bu beyaz yaka sürekli iş değiştiriyorken kurumsal hayat senin 20 yıl bir ilaç şirketinde çalışıyor olman.
Evet bence iki taraflı öyle baktığım zaman düşündüğüm zaman bir işte şirketin içerisindeki kültür seni ne kadar beslediği, senin değerlerine ne kadar uygun olduğu bence önemli.
Bir de gerçekten orada sevdiğin işi yapıyor musun?
Alanını bulabildin mi?
En güçlü taraflarını böyle her gün kullanabildiğin bir işin var mı?
Ne kadar besliyor iş seni?
Öyle yani ben kariyerim boyunca, 20 sene boyunca şirketin kültürü, seni sürekli geliştirmeye yönelik fırsatlar sunuyor olması, bu fırsatların kolay elde edilebiliyor olması, görünür kılınıyor olman onlarla
da, zorluklardan öğrenebiliyor olman falan gibi bir sürü şey benim değerlerimle de çok bağdaşıyor.
O yüzden herhalde 20 sene.
Özelliği hangi şirkette çalışıyorsun?
Pfizer'de. Wow çok da önemli.
Bir de tabii insanlar da çok önemli Saadettin.
Yani birlikte çalıştığın insanların yarattığı ortamda.
Yani sadece bu bireysel bir tercih de değildi.
O kadar iyi, o kadar böyle güzel bir çevremiz vardı ki o dönem ki.
Hani geçmişte mesela İstanbul ofisteki günlerimizi hatırlıyorum.
Hala da konuşuyoruz arkadaşlarla.
Onlar da tutuyor seni ortamda.
Sanırım o çalışma ortamın ya da orada var olduğun yer çok değerli.
Yani iş çok affedersin boktan bile olsa çalıştığın ortamdaki insanlar çok mutlu ediyorsa seni bir şekilde orayı idare ediyorsun.
Ya da işi güzelleştiriyorsun ya da daha farklı bir hale getiriyorsun.
Eğer çok... Sürdürülebilir bir şeyse tabii işte yani.
Ya bir de gerçekçi arkadaşlıklar tabii ki.
Yani böyle klasik iş arkadaşlıklarından da bahsetmiyorum.
Yani işte yeri geldiği zaman sana o geri bildirimi de verecek.
Senin işte düşünüyorsan seni kaldırabilecek.
İşte mutluluğunla ya da kariyerinde güzel bir gelişmeyle senin kadar sevinebilecek böyle güzel samimi arkadaşlıklar varsa tutuyor seni o ortam ya.
Çok güzel ya çok değerli. Peki ne okuyordun da ilaç sirketinde ne yapıyorsun?
Ben iktisat mezunuyum.
Önce satışla. O zamanlar benim bir aile dostumuz bir ilaç firmasındaydı.
Ben de mezun olur olmaz kepatma törenimin hemen ardından ben kariyer.net'e gireyim bir bakayım yani ilanlar neler, nerelere başvurabilirim.
Tesadüfen bir ilaç firması ilanı çıkınca karşıma...
Ve bir aile dostumuzun da işte eşi orada çalışınca öyle başvurdum.
Süreçlere girdim. Satışta başladım ilk.
Sonra insan kaynakları.
İnsan kaynaklarında birçok alanda çalıştım.
Birçok farklı bölümde. Son olarak da eğitim gelişim alanında görev yapıyorum.
Son rolümde de bölgesel bir roldeyim.
Avrupa'daki bütün eğitim stratejilerinin işte belirlenmesi, eğitim programlarının düzenlenmesi, dizayn edilmesi ve sonra da hayata geçirilmesi gibi bir işim var.
Çok yetenekli insanlarla çalışıyoruz biz.
Eğitim işi biraz böyle sahnesi olan, yeteneği olan, belki senin de böyle hani sevebileceğin türden.
O sahne, o işte bir şeylere hazırlık yapmak, arka plan daha sonra onu birilerine sunabilmek, onlarla o iletişimi kurabilmek falan gibi aslında bir sürü güzelliği de içinde barındıran bir iş.
Yetenekli insanlarla böyle güzel güzel çalışıyoruz.
Çok güzelmiş ya. Şey gibi kariyer basamaklarını böyle çılgınca başka bir yerden başlayıp çıkmışsın gibi yani.
Hani sonuçta iktisat mezunusun ve satışçıla başlamak çok iktisat için normal bir şey mi yani?
Yani Türkiye'de öyle miydi bilmiyorum.
Bizim zamanımızda da böyle miydi?
İşte şu anda da yani kim mesleğini yapıyor?
Ben iktisatı niye seçtim mesela?
Bu bile bir konu yani o hikayeye bile dönsek.
İşte yazlık tercihlerimizi ben çok hukuk okumak istiyordum.
Tutmadı. Sonraki tercihim en yüksek puanlı olan.
Yani işletme yazacaktım.
İşletmeden daha yüksek puanlıydı iktisat.
İktisat yazıvereyim bari dedim.
Teyzem de iktisat mezunu.
Yani böyle yaptık tercihlerimizi.
O yüzden...
Çok bilinçli de bir tercih değildi.
Ve bunun da sonrasında çok şeyini yedim kendi içimde.
Yani daha doğrusu kendi içimde çok bunun konuşmasını yapmışımdır.
Yani acaba başka bir kariyer mümkün mü?
Bir yerde acaba bıraksam da yolumu başka bir yere doğru götürsem mi diye çok düşünmüşlüğüm vardır.
Çünkü çok tesadüfi bir okul seçimiydi.
Keşke hukuk okusaymışsın ya.
Bir saattir de sohbet ediyoruz. Şey gibi ağır an var.
Belki çok söylüyorlardır. Böyle...
Bir yerde öncü olur ve onu dinlersin ya böyle hanıma gibi derler ya kaba tabirle.
Öyle bir şeyin var yani böyle sen bir mahkemede öyle mi oluyor bilmiyorum da bir şey söylesen titretir misin gibi geliyor yani.
Yani evde... Hani derler ki evin reisi kim falan.
Sizde soru yok gibi yani.
Bu soruyu sormaya gerek yok gibi yani.
Of bu kadar belli ediyor muyum?
Şaka yapıyorum. Öyle değil.
Bu arada yani sesli olandan değil sessiz olandan çekinmek lazım öyle şeylerde.
Yani sesle hiç aynen alakası yok.
Hiç evurda değildim ben yani.
Peki. Nerede okudun İktisat?
Marmara. Nerede yaşıyordun, nereliydin?
İstanbul doğma büyüme, İstanbulluyum, Bakırköylüyüm.
Buradan Bakırköy, Ataköy, Yeşilköy civarında yaşamış bizi dinleyen herkese de selam olsun.
Çok güzel bir çocukluk, gençlik sürecim geçti.
Çok tatlı arkadaşlıklar, çok güzel, tatlı bir muhit.
Mahallede böyle gerçekten çok güzel analar biriktirdiğimiz bir dönem ve ben o mıntıkadan hiç ayrılmadım Saadettin.
Yani doğdum.
Bakırköy'de. Büyüdüm Bakırköy'de.
Ataköy o civarlarda ve hiç ayrılmadım.
Ta ki Hollanda'ya göç edene kadar denilebilir.
Bir tek işte iş yerim Ortaköy'deydi.
Ve yani Ataköy'den Ortaköy'e sabah 2 saat, akşam 2 saat olmak üzere 15 senede neredeyse gidip geldim.
Ama onun dışında ilk o mıntıkadan ayrılışım Hollanda'ya göç etmek oldu.
Vav. Nasıldı göç senin için?
Çünkü 37 yıl bir şehre ait olmak ve sonra...
O şehire bir şekilde arkanı dönüp başka bir yere göç etmek nasıl bir şey?
Neden göç ettin? Evet, hikayeyi anlatayım ya.
Biz böyle 2020, işte Covid, 2022'di galiba.
Bir göç fırsatı böyle aile gündemine geldi.
Böyle bir fırsat oluştu. Bizim aklımıza göç etmek, farklı bir yerde bir yaşam kurmak gibi bir şey yoktu.
Çünkü yani iki tane çocuğumuz vardı, düzenimizi kurmuştuk.
Böyle etrafımızda güzel bir sistem inşa etmiştik.
İşte annemler bana destek, biz işe gidip geliyoruz.
Bir sosyal ortamımız var gerçekten güçlü bağlarımızın da olduğu.
Hiç aklımızda yoktu. Göç fırsatı ortaya çıkınca ya bence Saadettin şöyle oluyor.
Göçe bir miktar itiliyorsun bir de çekiliyorsun.
İtilmekle ilgili şöyle düşünüyorum.
İşte Türkiye'nin siyasi konjöktürü, politik konjöktürü, ekonomik durumu, güvensizlik hissiyatları, gelecekle ilgili kaygılar.
Yani bunların hepsini böyle üst üste koyuyorum.
Bunlar aslında biraz bizlerin yani ya da göç fırsatı çıkanların biraz bu tarafa doğru itilme sebepleri.
İşte iş bulmanın zorluğu ya da işte mesleğini iyi yapamamak, yapsan bile o iyi hak ettiğin parayı alamamak gibi.
Bir de çekildiğin şeyler var.
Mesela işte iyi bir eğitim sistemi.
Gerçekten rahat bir yaşam.
Bir şeyleri daha rahat alabildiğin, elde edebildiğin, ulaşabildiğin bir yaşam.
Bunlar da böyle çekilmene neden oluyor yani buralara.
Biz de böyle biraz itildik, biraz çekildik diyeyim.
Artısıyla eksiyle bu kararı verdik.
Seni tanımadığım bir yerden soracağım bu soruyu.
Zaten Türkiye'de itilmek ve çekilmek gibi bir yerden bahsediyorsun ya.
Ama zaten çok köklü bir şirkette belli ki iyi bir pozisyonda çalışıyorsun.
Seni zaten... Bu Türkiye'nin konjonktürü ya da ekonomik şeye çok etkiliyor muydu ki?
Aynen öyle. Hiç iten olmadı.
Bu itenlerle de bir karar veriyor olsan zaten hani vermeyeceksin ve kalacaksın aslında.
Ben de tam olarak bu aralar böyle duygular yaşıyorum Saadettin.
Yani aslında oradaki hayatım da çok güzeldi.
Ya ben çok güzel bir hayatım vardı aslında.
Kurmuştum o düzeni. Şimdi o düzeni alt üst ettik geldik.
Mutlaka bir öğretisi vardır ki şuna inanıyorum.
Yaşam her zaman geriye doğru anlamlandırılabiliyor.
Yani bunun... bizde şey yaratacağı, ailemizde yaratacağı her türlü şeyi çok iyi anlayacağız.
Bundan belki bir iki sene sonra.
İçinden geçerken öyle değil.
Biraz delip geçiyor ya da zorluyor seni.
Ama geriye dönüp baktığında bunun bize mutlaka çok büyük bir faydası olacak.
Biraz da öyle o karar verdik.
Bir de tabii kolaylaştırıcı faktörler de vardı.
Burada benim işte şirketten tanıdığım o işte biraz önce tanımladım ya işte samimi bir şekilde yanında olur, seni destekler, sevincinde de yanındadır, üzüntünde de.
İşte öyle Pfizer vesilesi...
tanıdığım bir arkadaşım ve şimdi de çok çok yakın bir arkadaşım Sema kulakları çınlasın.
Onlar buraya taşınmışlardı ailecek.
2019 yılında da biz onları ziyarete gelmiştik.
İnanır mısın hani onlar da mesela kolaylaştırıcı faktörlerdi bu karara.
Çünkü yani bir hayat bir ve tek çok cömertçe davranıyorum.
80-85 yaşına kadar yaşayacağımı düşünürsem başka bir hayat mümkün be Saadettin.
Yani o yüzden ona da cesaret etmek istedik.
Bu bize bir şeyler öğretir dedik.
Okey. Çünkü şey çok daha iyi hissettiriyor.
Bazen. Çünkü bilmediğin bir kesime dair bir fikrimiz var ya.
Genelde biz Türkiye'lilerin.
Herkese dair ya da her şeye dair bir fikrimiz var.
Benim de sizin sektörde ya da sizin pozisyondaki insanlara dair bilmediğim bir önyargı ve fikrim var.
Ve bu önyargı ve fikir aslında Türkiye'nin konjonktürü ne kadar farklı olsa da ne kadar değişse de mutlaka bir yerinden etkiler ama diğer kesimdeki insanlar etkilediği kadar etkilemiyor ya.
Ve aslında ya da buraya göç eden ekspatların, yazılım mühendislerinin ya da işte bu tarz işler yapanların göç etme nedenlerinden biri.
Türkiye'de de ortalama aynı parayı kazanıyorlar.
Ama Türkiye'de bununla zaten geçinebiliyorlar.
Ama burada bu parayı kazanıp dünyayı gezebiliyorlar.
Kesinlikle. Ve aslında hani sizin Türkiye'den buraya göç etmenizin başka nedenlerinden biri de acaba şey gibi bir yerden mi acaba dedim.
Sonuçta iki tane de bir birey var ya.
Hani bunların eğitim biçimi dediğin.
Türkiye'de de zaten nasıl okul biçimlerine gidiyorlardı da burada nasıl okul biçimlerine gidiyorlar.
Ki bu sizin eğitim biçimindeki değişiklik neydi hayatınızda buraya çok çeken şeylerden biri.
Biz aslında göçü şöyle düşündük.
Yani taşınmak, yerinden edinmek müthiş transformasyonel bir şey.
Benim hayatımda herhalde iki şey var.
Biri annelik, diğeri de göç etmek.
Beni böyle tamamen dönüştüren ve döndüren.
Ve bence hayat tam da böyle şeyleri deneyimlemek için var.
Yani o yüzden ben ekonomik olarak da bazı şeylerde zorlanıyor olsaydım da benim duygusal bağlarım, beni çok iyi tanıyanlar bilir, ben çok domestik ruhlu biriyimdir.
Ve işte... Türkiye'yi ki hala da öyle çevremdeki herkese de söylüyorum.
Yani bugün olsa ben dönüyorum ya hani diyen tiplerdenim ben.
Buralara çok alışabilen biri değilim.
Çocuklarım çok rahat alıştılar.
Onlar zaten belki de işte ortaokula gittiklerinde, liseye gittiklerinde akıllarında böyle ben bir Avrupa'ya gitmek istiyorum ya da ben bir yerde okumak istiyorum yurt dışında diye bir şey belirecekti.
Ben de bunu biraz kolaylaştırmış oldum bu kararla öyle bir fırsat çıkınca.
Ama Saadettin o fırsat çıkmasaydı...
Ben zaten o hani eski gurbetçi lafı söyleyeceğim de hani benim bir kurulu düzenim vardı zaten onu da bozmak istemezdim.
Ama düzen bozmanın da müthiş katkı sağladığına da inanıyorum.
Hatta gerekirse kurulu düzene de biraz çomak sokulması gerektiğini düşünüyorum.
Yani her anlamda. İşte ben 20 sene niye bir şirkette kaldım?
Çünkü benim kurulu düzenime yani bir buçuk senede bir, iki senede bir çomak sokan bir şirketin içindeydim.
Beni aldı, başka rollere götürdü, başka sorumluluklar verdi.
Stabil bırakmadığı için gelişiyorsun.
Geliştikçe öğreniyorsun. O yüzden de belki göç kararı bizim için böyle bir karardı.
Çünkü sorum doydu. Aslında hani 20 yıldır aynı yerde çalışmak sıkıcı değil mi?
Aynı işi yapmak sıkıcı değil mi?
Zaten pozisyon değiştirmişsin.
Evet. Öyle bir şirkette çalışıyorum ki sıkılmana fırsat vermeyen bir sıklıkta seni değiştiren, rolün değişmese bile yaptığın işleri değiştiren.
O yüzden de sürekli olarak başka şeyler öğrendiğim bir yerdesin.
Çok güzel. Peki pozisyonun ne şu an?
Ne yapıyorsun yani burada? Çünkü hala aynı şirkette aynı işi yapıyorsun.
Burada ne yapıyorsun? Pozisyonun ne?
Ben Avrupa Eğitim Gelişim Lideriyim.
Bütün bu işte... Avrupa bölgesinde Pfizer için çalışanların gelişimlerinden, ticari beceriler gelişimlerinden sorumluyum.
Ne gibi işte onların daha iyi müşterilerle etkileşime geçebilmelerini sağlayabilecek, onları entelektüel olarak işte farklı beceriler olarak geliştirebilecek birçok işte eğitim programının kurgulanması, hayata geçirilmesinden
sorumluyum ki kişisel olarak da zaten biraz böyle çok hani sevdiğim işte davranış bilimleri, sosyal psikoloji, neuroscience vesaire gibi konular benim okumayı...
araştırmayı, dinlemeyi, izlemeyi çok sevdiğim alanlar biraz böyle kişisel merakımla yaptığım iş örtüşüyor diyebilirim.
Güzel bir flowdayım o açıdan.
Çok tatlıymış ya. Çok güzelmiş.
Yani şey gibi bir yerden.
Aslında öyle bir iş bulmuşsun ki sen bir yandan ne kadar kaba tabir bilmiyorum ama sisteme fayda sağlıyor.
Yani çalıştığın şirkete.
Ama bir yandan da insanlara da katkı sağlıyor.
İnsanlara da dokunan ve insanların beceri Şeylerini geliştirmelerine çok fayda sağlayan bir şey sanırım.
Ve bu çok zor bir şey. Yani yetişkin öğrenmesi ve yetişkindeki davranış değişikliği o kadar zorlayıcı bir şey ki.
Yani amacı oraya koyunca çok zor yapılan iş.
Zaten hazır olmayan, onun için gelmeyen, o göze açık olmayan ya da farkındalığı olmayan kimseye hiçbir şey yaptıramıyorsun zaten.
Bizim amacımız oradaki gerçekten göz açabilmek biraz.
Farkındalık yaratabilmek. Biraz farkındalık sonradan aksiyonu getiriyor evet.
Peki şirketinin burada bir pozisyonu mu vardı?
Yani sonuçta biri...
Leri seni burada kolaylaştırıcı oldular ama hani iş nasıl seni buraya ettin?
İşe nasıl devam ediyorsun? Bu süreç nasıl oldu?
Evet ben Türkiye organizasyonunda uzun yıllar çalıştım ve lokal bir çalışandım.
Sonradan bir bölgesel rol fırsatı çıktı.
Yani Doğu Avrupa bölgesi eğitim liderliği gibi bir pozisyon.
Ben oraya başvurmuştum.
Zaten bir yandan Türkiye'den artık sorumluluğum çekilmişti ve Avrupa bölgesine yavaş yavaş bakıyor olmuştum.
Türkiye ile de...
direkt iletişimim ve direkt bir rolüm kalmayınca o rol bana Avrupa'daki herhangi bir yere de taşınabilme fırsatı doğdurdu.
Öyle olunca bir de Hollanda'da bu seçeneklerin arasında olunca işte kolaylaştırıcı faktörler.
Onur'un yani eşimin burada bir işini devam ettirebilmesi hatta yani daha da iyiye götürebilmesinin...
Fırsat oluşu. Çocukların iyi bir eğitim alışı.
Buranın yani çoğunlukla İngilizceyle de hayatımızı götürebiliyor oluşumuz.
İşte o zamanlar İtalya, İspanya gibi ülkelere ekspat olarak giden arkadaşlarımız vardı.
Dil bariyerinden çok bahsediyorlardı.
Bürokratik zorluklardan çok bahsediyorlardı.
Burada öyle olmadığını da görünce yani bir sürü şey denk geldi.
Ya deneyelim ya. Ne olabilir ki?
Deneyelim gibi oldu. Çok güzel olmuş şu an.
İyi ki gelmişsiniz. Nerede yaşıyorsunuz?
Alsmir'de yaşıyoruz. Nihoystein'deydi.
Yani Amstelve'nin biraz altında.
Peki çocuklar burada bir okula gidiyorlar.
Evet burada bir okula gidiyorlar.
Nasıl bir okula gidiyorlar?
Evet biz ilk geldiğimizde yani belli ki burada biraz kalacağız dedik Saadettin.
Yani böyle hemen de değiştiremeyiz.
Çocukların da hayatıyla bu kadar hızlı oynamak da mümkün değil.
Ve o yüzden de hızlı bir entegrasyon olsa iyi olur onlar için diye düşündük.
O yüzden Nil yani kızın 9 yaşındaydı.
Burada bir dil okuluna başladı.
Ve hemen böyle bir Hollandaca ile onu tanıştırmak istedik.
Sonra dil okulundan bir 6 ay kadar sonra normal bir Hollanda okuluna yani mahalledeki herhangi bir Hollanda okuluna artık öğretmeni...
Dedi ki geçiş yapabilir dedi. Biz önce çok şaşırdık.
Hani 6 ayda nasıl olacaktı, nasıl gidecek, Hollanda'ca ders takip edecek, arkadaşlarıyla anlaşacak vs.
Öğretmenler dedi ki hazır, biz hazır olduğunu görüyoruz.
Giderse ve o zorluğu da yaşarsa ve her gün çok maruz kalırsa da daha da hızlı öğrenecek.
Ve öyle onun da Hollanda okul macerası başladı, zor oldu.
Hiç kolay olmadı. Dil konusu değildi zor olan zaten.
O çok kolay öğrenildi de. Dönemin ortasında daha ağırlıklı Hollandalı olan bir sınıfın içerisine bir göçmen kız olarak girmenin çok büyük yükünü yaşadı.
Erken yaşta yaşamış oldu.
Bazı şeylerle çok erken tanışmış oldu diyorum ben bazen.
Ne gibi şeylerle tanıştın özellikle?
İşte yani kabul edilmeme.
Tabii orada bir de Hollanda'da şöyle bir şey var yani onlar grup birden yani anaokulundan başlıyorlar.
Ta o ilkokulun sonuna kadar aynı sınıfta kemikleşmiş bir kadro olarak okuyorlar.
Sen işte böyle grup yedinin altının ortasında bambaşka biri olarak o grubun içerisine girdiğin zaman yani tabii ki yani.
Inside Out'u izleyen mutlaka dinleyenler vardır.
O animasyon filminde o benim en çok beni buran sahnesi odur yani.
Yarım dönem aile taşınır ve kız o yarım dönemde bir sınıfın içerisine girer ve ondan sonra içsel yolculuğu başlar.
Nilde herhalde rollercoaster'dır yani herhalde şeyleri, duyguları.
İnişli çıkışlı. Çok öyle gözükmüyor ama Nilde.
Evet. Şu an çok böyle yetişkin bir birey gibi seninle sohbet edip seninle iletişimini o yönde kuruyor yani.
Hiç böyle... 11 yaşındaki bir birey gibi değil de çok daha yetişkin bir birey gibi iletişim kuruyor.
Yani en azından benimle öyle kurdu. Ne güzel.
Evet. Yani güzel mi bilmiyorum.
Ya da ne kadar şey.
Ama evet. Olgun bir zihni olduğunu düşünüyorum ben de bazen yaşından.
Peki Türkiye'deki derslerini saydırdığınız gibi bir şey mi oluyor?
Nasıl oluyor? Hiçbir şey saydırmadım.
Ne diyorlar? Çok güzel bir sistem var bak.
O yüzden Saadettin. Yani çocuk gelir gelmez seninle sadece çocuk üzerinden bir iletişim var burada.
Biz ilk geldik. Daha ikinci ya da üçüncü günümüzdü.
Eve bir hemşire geldi Ali'yi kontrol etmeye.
Ali o sırada uyuyordu. 2,5 yaşındaydı Ali.
Uyuyordu. Uyandırmamı istedi.
Onunla biraz oyun oynamamı istedi salonda.
Dışarıdan gözlemlemek istedi çocuğu.
Yani çocuk sağlığı yerinde mi?
Annesiyle iletişimi nasıl?
Hatta yemek pişiriyordum o sıra.
Aa ne güzel. Hani yemek mi pişiriyorsunuz?
Taze yemek mi? yapıyorsunuz evde falan dedi.
Evet dedim yapıyorum. Biz hep yapıyoruz siz Hollanda'da.
Aynen. Kuru bir ekmekle çocuğu beslemiyorum diye.
Ve böyle çok ilgililerdi işte aşıları, sağlığı, düzeni, nasıl kurulmuş, yeni gelmişsiniz, bir odası var mı?
Kendine özel bir odası var mı?
Kendine özel bir yatağı var mı?
Gibi böyle beni şok eden çocuk odaklı şeyler oldu.
Nil için de mesela aynı şekilde gelir gelmez onun nasıl bir okulda okuyacağı, hangi okula gitmesi gerektiği bunların hepsi bize bir yönlendirme olarak gelmişti zaten.
Vah çok güzelmiş ya. Peki buraya geliş sürecinde işin mi bunların hepsini yapmanıza yardımcı oldu?
İş size işte alın ev ya da burada bir şey var falan.
Bunların hiçbiri olmadı. İşim sadece benim Türkiye'deki boardroom'u buraya taşıdı.
Onun dışındaki diğer kalan her şeyi biz kendi çabamızla işte dediğim gibi dostlarımızın sayesinde burada yaşayan dostlarımızın sayesinde belki biraz araştırarak yaptık.
Zordu. Kolay değildi.
Çok zor. Çok zor. Çünkü bir ekspat olarak gelmeyince burada bu süreçleri üretmek çok zor.
Çok zor evet. Bravo.
Yani gerçekten aslında şey gibi bir şey o zaman diyebilir miyiz?
Yani aklımızda göç yoktu ama göçü kafamıza koyunca da başardık.
Gibi bir şey evet. Fırsat çıktı neden olmasın ki dedik.
Ve bunun bize mutlaka getireceği bir şeyler olur.
Çocuklar daha güçlenir, biz daha güçleniriz.
Ya bu arada ilişkimiz bile değişti Onur'la.
Ben Onur'la çok çok uzun yıllardır beraberim.
O benim bir yaz aşkım diyeyim Onur'a.
Bu kadar uzun senedir evliliğimizden sonra göç etmenin bile evlilik ilişkisinde, anlaşmasında, dinaminde inanılmaz değişik bir etkisi oldu.
O yüzden... İyi geldi.
Bir yandan iyi. Zorlu ama iyi.
Peki çocuklardan tekrar gidesim geliyor da.
Yani şey çok güzel geliyor bana diyorsun ya.
Hani çok güzel çocukluk arkadaşlarım, dostluklarım, çok güzel yaşanmışlıklarım vardı İstanbul'da.
Şu an çocukların İstanbul'da olsaydı da bu tarz senin yaşadığın dostlukları yaşayabilir miydi?
Tahmin edebiliyor musun ya böyle bir şeyin olabileceğini?
Bilmiyorum. Ama Türkiye'yi çok düşünüyorum.
Saadettin onu da şöyle düşünüyorum.
Şimdi hayat seçimlerden ibaret, hayat tercihlerden ibaret.
Biz bir seçim yaptık ama işte yani insanoğlu beynimiz öyle bir çalışıyor ki seçemediklerimizin ihtimalleri üzerine çalışıyor.
İşte biz de seçmediklerimizin daha doğrusu.
Biz orada kalmayı seçmedik.
Buraya gelmeyi seçtik.
Ve seçmediğim hayatın ihtimallerini ben her gün zihnimde düşünüyorum.
Acaba nasıl olurdu?
Böyle olsaydı nasıl olurdu?
Mesela Nil'in çok yakın bir arkadaşı yok burada.
O arkadaşlık ilişkisini maalesef burada kuramadı.
Türkiye'deki okulunda olsaydı belki gerçekten paylaşım yapacağı, derinlikli sohbet yapabileceği, ne bileyim eğlenebileceği, kıkırdayabileceği, gülebileceği ve çocukluğuna asıl yaşayabileceği bir arkadaş grubu
olabilirdi. Bu bir ihtimal.
Halde olmaya da bilirdi.
İşte ben bunların arasında hep gidip geliyor oluyorum.
Peki Nil'in bu sonuçta 9 yaşına kadar da bir yaşamışlığı vardı ya.
Zaten hadi bir bekleyelim de.
Gittiği okulda ya da bulunduğunuz çevrede senin bireysel olarak.
Yaşayabildiğin ortamınız var mıydı?
Vardı. Vardı. Benim buraya bağlanmam, bağlanmak demeyeyim ama benim tam olarak burada kendime ait olarak hissetmemin önündeki en büyük engel benim Türkiye'deki yaşantımdı
aslında. Yani kışın çok kurulu bir düzen, yakın bir arkadaş çevresiyle sık bir görüşme.
Yazın da biz bir yazlığımız var yeni çiftlikte ve orada doğduk büyüdük diyelim hadi yani çok...
Uzun yıllar orada yazlarımızı geçirdik.
Ve orada çok kemikleşmiş dostluklarımız var.
Bizler büyüdük, bizlerin çocukları oldu.
Bizim çocuklarımız şimdi yazın oralarda beraber oynuyorlar.
Ve yani o yüzden dediğin gibi...
böyle kemik. Her zaman görüşebilecekleri bir ortam vardı.
Ben şöyle düşünüyorum bazen. Yani bir puzzle vardı orada.
O puzzle'ın bir parçası oradan çıktı buraya geldi.
Ama o puzzle orada duruyor yani.
Sistem aynı şekilde akıyor.
Ben ne zaman gitsem de sistemin aktığını görüyorum.
Biraz da o yüzden dışarıda hissediyorum.
İşte o yüzden böyle ya sanki bir ben eksik miyim orada o resimde diye bazen hissediyorum.
Peki bazen puzzle'ın dışında olmak da güzel değil mi?
Güzel. Aynen öyle. Şey gibi bir yerden güzel.
bir güzelleme yapmak için değil de yani sürekli aynı puzzle'da kalınca sanki Hep aynı yerdesin ve hep aynı dünyanın içindesin.
Ve kendine çok da bir şey katamıyormuşsun gibi.
Ama senin çıkış noktan çok güzel.
Bir sürü not aldım kendim için de.
Yani hani yaşam geriye doğru anlamlandırılıyor diyorsun ya.
Ve o anlamlandırma aslında sen şu an bu anı yaşadığın için o tarafı anlayabiliyorsun.
Ve şu an Nil ve Ali de burada yaşadıklarını, burada kattıklarını kendilerine oraya gidip orada arkadaşlarıyla paylaşacaklar.
Ve o çocuklar için de ya da oradaki insanlar için de çok daha farklı bir yere giriliyor.
Sonuç itibariyle sen birey olarak bunu...
Ego bir yerden yapmadığın sürece, birilerine farklı bir perspektiften bakma için yapmadığın sürece o kemik dostluk da seninle beraber gelişen, büyüyen bir şey dönüşüyor ya.
O yüzden sen puzzle'ın bir parçası olarak dışarı çıkman o bütün puzzle'ın gelişmesine de neden oluyor gibi hissediyorum ben.
Evet, evet. Çok güzel bir perspektif.
Peki o zaman ben diğer soruma geçeyim.
Koçluk yapıyorum dedin ya. Neyle ilgili koçluk yapıyordum ben onu kaçırdım.
Tam anlayamadım. Bundan bahsetmek isterim biraz.
2020 COVID.
Patladı tabii ki. Tabii ki hepimiz içimize döndük.
İşte o zamanlar yani zor bir dönemdi.
2021 yılında da ben oğluma hamile kaldım.
O daha da zordu benim için.
Zaten ikinci bir transformasyon gibi düşünülebilir.
Ali'ye hamile kaldım. Sonra biraz böyle kendimle ilgili bir şey yapmak istedim.
Çünkü çıkmazlarım vardı. Kendimle ilgili çalışmaya ihtiyaç duyduğum bazı alanlar vardı.
Ya ne yapsam ne yapsam. Benim işim biraz eğitim gelişim.
Ben bari hem işime katkı sağlayabilecek hem de kendime katkı sağlayabilecek bir şey yapayım.
Başına girdiğimde Gestalt ekolüyle yolum kesişti.
Dorothy, Gila ve Dost üç tane master coach'un öğrencilerinden biriyim.
Bir Gestalt ekolü, koçluk okulumu mezunuyum.
Çok içselleştirdiğim, seçerken de çok böyle ince eleyip sık dokuyarak seçtiğim bir yan alan aslında.
Hayatımda Covid'den beri var, hiç çıkmadı.
Beni çok değiştirdi, çok dönüştürdü zihinsel olarak da.
İlişkilerime olan bakışım, hayata olan bakışımla ilgili.
Geçti Alt Ekolü biraz şöyle bir şey.
Geçmişten bir sürü şey getiriyoruz Saadettin.
Ve o zihnimizde hep bir yeri var onun yani.
Yaşanmışlıkların, yaşanamamışlıkların.
Bir de geleceğe dair tabii sürekli planlarımız var.
Sürekli bir şeyler yapmak istiyoruz, onu zihnimizde planlıyoruz ve kaygılarımız da var.
Şimdi bu ikisinin arasında...
Şu anda ben ne hissediyorumu odaklanmayı çoğunlukla kaçırıyoruz.
Hatta böyle soruları hiç kendimize sormuyoruz.
Ve ben bir tercihi neden ve hangi duygumdan ve düşüncemden tetiklenerek yapıyorumu bilmek bence bir miktar insanın kendi şifresini çözmekle ilgili bir şey.
Ve çok uzun bir yolculuk yani çok karanlık taraflarımız olduğunu düşünüyorum ben insan olarak.
Ben de işte böyle çalışmalar yapıyorum.
Hem kendi üzerimde hem başkaları üzerinde böyle yardımcı olmaya çalışıyorum.
Güzel geleceğe dair planlarımız da var.
Hollanda'da kurmak istediğimiz, yapmak istediğimiz şeyler de var.
İnşallah günün birinde başarılı olursa onları da duyururuz.
Peki kimdir bu Geçtald? Nedir yani?
Birinin bulduğu bir şey mi yoksa?
Aslında Geçtald terapi diye geçiyor.
Aslında evet yani önemli bir...
Terapi ekolu ve kolu ve tam anlamıyla bunun üzerinden psikolojik olarak seni daha iyi kılabilmek, daha güçlü kılabilmek, senin şu anki farkındalığına odaklanıp gelecekte senin planlarını
daha rahat yapabilmen, belki de işte yani daha doğrusu şu anki sorunlarını çok daha rahat çözebilmeni sağlayan aslında bir terapi ekolu.
Peki nasıl yapıyorsun bunu?
Yani şey gibi bir yerden söylüyorum. Bunu koçluk eğitimini kime yapıyorsun?
Bire bir bir şey mi yapıyorsun?
Topluluca yapılan bir çalışma gibi mi?
Yoksa nasıl biraz daha içinden bahseder misin?
İlgisini çeken olur, seni takip etmek isteyen olur ya da nasıl yapılıyor bakmak isteyen olur.
Çok daha böyle yapılandırılmış bir şekilde yapmıyorum böyle şeyleri.
Ama bu şu aslında, böyle bunu şey gibi karıştırmamak lazım.
Şu aralar çok böyle işte performans koçluğu, kariyer koçluğu vesaire gibi bir sürü koçluk türü var.
Geçti altı biraz gerçekten kişiyle sohbet ederek, onunla böyle gerçekten yan yana giderek, hayatında şu anda neler yaşadığını, şu an tam olarak onunla ilgili neler olduğunu sohbetleştiğin bir birliktelik diyeyim.
Bunu ben ihtiyacı olan...
Benimle birlikte bu yolda yürümek isteyen kişilerle yapıyorum.
Arkadaş çevremden insanlar oluyor.
Bunlar bazen gerçekten kurumsal kişiler oluyor.
Türkiye'de de bu çalışmaları çok yaptım.
Ben tabii bir de eğitimci kimliğim olduğu için grup çalışmalarında da bu tip yaklaşımları kullanarak gruplar üzerinde de bu etkiyi yaratabiliyoruz.
Hatta işte bu gruplarla çalışmakla ilgili çok güzel planlarımız var.
Ama şimdi çok daha böyle yeni başladık o planları yapmaya.
Çok istiyoruz ki böyle...
Güzel tatlı ortamlarda böyle gruplar halinde bir araya gelelim.
O ana bizde neler oluyor?
Böyle bir açılalım. Use of self yapalım falan gibi çok güzel planlarımız var.
Bakalım. Çok güzel.
Olur mu? Ama hobi yani. Büyük oranda hobi diyebilirim.
Belki bizim stüdyoda yaparız böyle 3-5 kişiyle.
Ay ne güzel olur Saadettin.
Çok güzel olur. Çok isterim ben.
Bence sen de çok keyif alırsın. Hepimiz çok keyif alırız.
Elif şey gibi hissediyorum. Ben normalde böyle şeyler çok yaşamam da.
Böyle mesela... Ben bazen mallık da oluyor da sen böyle bir şey desen ben böyle yapacakmışım gibi hissediyorum.
Ya çünkü konuşuyorsun ya hani böyle bazıları konuşur konuşur da böyle seni alır terapi yolculuk ya da böyle bilmem ne metotip bir şey götürüyor.
Ben çok inanmam öyle şeylere yani şey olma kendimi bırakamam.
Ama sen böyle anlasınca dinliyorum.
Böyle dinledikçe şey oluyorum. He acaba neymiş bu falan oluyorum.
Nerede yapıyor acaba falan.
Ya ne kadar tatlısın.
Çok iyi hissettim. Öyle bir vibe'ım var yani.
Aa çok teşekkür ederim ya.
Valla. Peki işini eve saçıyor musun?
Çocuklarına, eşine yani onların hayat biçimlerini taşıyabiliyor musun?
Eğitim koçluğu. Evet ya o benim.
Bu arada Saadettin şöyle bir şey.
Ben kendimi bildiğim bileli iç sesi çok...
Yüksek olan biriyim. Yani ben bu arada bunu doğal olarak da yaparım.
Ben mesela şurada oturuyoruz ya.
Bunu beni en yakın tanıyan arkadaşlarım mutlaka söyleyecektir.
Onlara da çok yapıyorum arada bazen.
Ama kendime çok yaparım. Ne hissediyorum abi bu ortamda?
Biz şimdi bu Saadettin'le sohbet ediyoruz da yani gerçekten ne hissediyorum?
Bunu o kadar çok sorarım ki.
İşte girdiğim ortamda izlediğim bir film, tiyatro oyunu, içtiğim bir kahve, işte iş hayatındaki herhangi bir toplantı.
Abi ne hissediyorum? Bende ne oluyor?
Ben sinirleniyor muyum? Kızıyor muyum?
Öfkeleniyor muyum? Ay midem mi bulandı bunlardan şimdi falan gibi.
Bu iç sesim benim sürekli konuşur.
Onu ben çok doğal yaptığım için yaptırasım da gelir.
Sen de sorasım geliyor şimdi ya.
Saadettin ne hissediyorsun diye. Ben bunu çok yaşıyorum ya.
Ne burcusun? Koç burcuyum.
Yükselen de aslan. Ben bilmiyorum ki.
Ben bir tek kendi burcum biliyorum. Benimkiyle aynı mı diye soracağım.
Ne burcusun bu arada ben de merak ediyorum. Balık burcuyum.
Ay ya Ali de balık.
Ali de balık. Çünkü bende de bu hep var ve ben çok soruyorum.
Ve bundan utanıyorum. Kendi kendime.
Çünkü... Şey gibi oluyor.
Ulan bunu söyleme sanmadım.
Şey gibi oluyor. Bir yerde bulunuyorum. Tamam.
Bazen bulunmak zorunda oluyorsun.
Ya da bazen bir şey oluyor da.
Evet. Prova da oluyorum.
Mesela çok sevdiğim bir oyunun provasında da olsam bazen şöyle oluyor.
Niye buradayım? Aynen.
Şu an burada ne yapıyorum? Gerçekten bunu mu yaptırmak istiyorum?
Böyle kendi iç sesimle o kadar çok sohbet ediyorum ki soru soruyorum.
Sonra o sorular böyle gün yüzüne onlara sormak üzere çıkıyor.
Siz neden buradasınız diyorum mesela.
Siz niye geldiniz? Şu an bu provayı durduralım ve siz ne istiyorsunuz arkadaşlar?
Bu oyunla ilgili ne düşünüyorsunuz?
O kadar gidiyorum ki ve bu şey gibi oluyor bazen.
Utanıyorum. Şeyden utanıyorum.
Ulan insanları bir araya topluyorsun.
Bir şey yapıyorsun. Ama sonra da kendi içinde çelişki ediyorsun.
Yoksa yapmak istediğinden emin değil misin falan.
O kadar çok konuşuyorum kendimle.
Deli gibi hissediyorum bazen kendimi.
Sonra şey diyorlar. Durup durup kendi kendine hareketler yapıp konuşuyorsun kendi kendine diyorlar.
Ve şey oluyorum. Yok ya yapmıyorum dur falan oluyorum.
Sonra bazı videolara bakıyorum. Ben provadayken böyle hareketler yapıyorum kendi kendime.
Konuşuyorum falan. Çok saçma.
Bu çok güzel bir şey. Öyle mi?
Evet yani zihnin bu konuyla ilgili belli ki çok meşgul oluyor.
Çünkü sevdiğim bir şey yapıyorsun daha da iyi yapmak istiyorsun.
Öyle mi ya? Evet bir de bu kontak çok önemli bir şey.
Bunu yapamayan Saadettin bir de bunu yapmak zor.
Yapmayana yaptırmak da zor.
İnan inan yani çok küçük egzersizler bile söylesen kişiler bazen kendi içiyle bu kadar temas kuramayabiliyorlar.
Bu teması kurmanın bence Çok büyük bir etkisi var.
Kendini çok iyi tanıyor oluyorsun.
Yani ne kadar tanıyabilirsin?
Bu da bir soru tabii ki. Bunu da sorabiliriz.
Bir kişi kendini ne kadar tanıyabilir?
Bilmiyorum. Ben de ne kadar kendimi tanıdığımı bilmiyorum.
Ama keşfetmeye dair bir heyecanım var.
Merakım var. Sadece kendim değil.
Her etrafımdakileri de. Çok kafam açıldı.
Kendimle ilgili çok sorular sorasım geldi bir anda.
Ama konuyu podcast ile bağlayacağım.
Peki Elif şimdi göç ettiniz.
Eşin peki işini ne yaptı?
Yani sonuçta sen... Bir şekilde eşinle buraya göç ettin.
Eşin ne yapıyordu da orada?
Burada bir şey yapabiliyor mu?
Onun durumu nedir?
Çünkü şeye çok alışkınız ya.
Ata erkeği bir toplumdan geldiğimiz için ve bir erkek önce olması gerektiği için ve erkek gitmesi gerektiği için şeylere çok alıştığımız olduğumuz için.
Hani Onur mu acaba buraya geldiği ilk düşünmüştüm ama sen gelmişsin ya Onur ne yapıyor?
Aslında yani... iyi ki o ataerkil perspektifte ve zihinde insanlar da değiliz de vallahi yani gerçekten onun için de biraz savaşasım da geliyor bazen içimde öyle bir feminist duygu açığa çıkabiliyor.
Şöyle oldu ama ben şuna da inanıyorum.
Hayat müşterek ve bu alınan kararlarda müşterek yani göç nasıl tek başına verilebilir bir karar olabilir ya da nasıl bir tarafın sadece yolunun diğer kişinin takip etmesiyle olabilir ya ortak bir karar.
Şöyle oldu aslında 2022'de bize bu fırsat Önümüze düşmeden önce zaten 2019 yılından itibaren Onur Hollanda'ya çok gelir giderdi.
Ve işi sebebiyle de burada çok bağlantıları vardı.
Ve bir Hollanda ismi evin içinde bir dolanıyordu yani bir yerlerde.
Ama hiç böyle göç etmeyle ilgili değil yani.
Hollanda'nın güzelliği, ne kadar işte iyi olduğu ile ilgili.
Sonra işte çok yakın arkadaşlarımız taşındı.
Hollanda yine bizde gündem olmaya devam etti.
Sonra 2023 yılında da böyle bir fırsat çıkınca aslında hep birlikte...
Okey dedik. Onur burada kendi işini, o da tekstil işiyle uğraşıyor.
Kendi işini güzel bir şekilde kurma başarısını tattı diyeyim.
Onunla çok gurur duyuyorum ben.
Hele ki Hollanda gibi bir ülkede sıfırdan bir iş kurmanın ne kadar zor olduğunu, o ufacık detayların bile insanın gecelerini, gündüzünü ne kadar alabileceğine çok yakından şahidim.
Büyük bir iş başardığını düşünüyorum.
Güzel gidiyor şimdilik. O da çok heyecanlı işiyle ilgili.
Güzel ya, tebrikler. Yani şey de çok güzel.
Biz ilk senden önce Onur'la tanışmıştık ve bu podcast'tan bahsedince Onur'un...
Israrla Elif'le sohbet etmelisin demesi o kadar hoşuma gitmişti ki.
Genelde hep şey oluyor ya çevremizde.
Kadınlar ya aslında benim eşim daha iyi sohbet eder falan gibi bir yerde oluyor.
Ama Onur'un ısrarla sen Elif'le mutlaka konuş.
Elif'le bir podcast'i kaydedin.
Bak o çok güzel anlatır falan demesi çok hoşuma gitmişti yani.
Buradan teşekkür ederim yani Onur'a.
O beni cesaretlendirdi zaten. Aslında bak bana bak.
Şu an kendimle ilgili de bak neyi keşfettiğimi söyleyeyim.
O gün oturduk ben bunu kabul ettim.
Zaten Onur bana söylüyordu bunu.
Bu sabah uyandım. Saadettin.
Bunu iptal edebilmek için zihnim bana sayısız bahane üretiyor.
Ama nasıl? Yorgunsun Elif.
Dün akşam zaten dışarıya çıktın.
Şimdi spora gideceksin. Çok yoruldun.
Bence Saadettin'i ara. Mayıs'tan sonraya bir güne yapalım.
Yani buraya o kadar gelmek istemiyorum.
Çünkü yani zihnimin içinde şöyle şeyler de doluyor.
Onur'a da ben onu söylüyorum.
Ben kimim yani? Şimdi konuşacağım da Saadettin'le.
Yani kim beni ne yapsın da dinlesin gibi.
Böyle işte o eleştirel, o çok seni...
Cesaretlenip yapabileceğin şeylerden uzak tutan o iç sesle ben çok uzun yıllardır mücadele ediyorum.
Ya şey çok ilginç bir şey. Benim işim aslında bir tık da ön planda olmak.
Yani oyuncuyum ve hani bunu kullanmam gerekiyor.
Bu alanı kullanmayınca özellikle şu anki geldiğimiz ortam seni çok geri yetiyor.
Yani sosyal medyayı çok aktif kullanman gerekiyor.
İşte paylaşım yapman gerekiyor bilmem.
Ben o kadar utanıyordum ki.
Yani bir şey kendi yaptığım işi paylaşmaktan ve yani hani onunla ilgili bir şey anla...
Çok o kadar utandığım bir yerdeydim ki.
Ve sonra şöyle bir şey oldu.
Benim instagramımda hep böyle köydeki insanlarla çekildiğim fotoğraf var.
Çünkü ben 7 yıl böyle bir markette çalıştım.
Hem market hem kasap böyle. 12 yaşından 20 yaşına 21 yaşına kadar konservatuara kadar çalıştım.
Ve tanımayan yok gibi bir yerde.
Esnaf oluyorsun ya o küçük yerde ve herkesi tanıyorsun.
Ve çok sevdiğim insanlar. Böyle camiye gidiyorduk selfie çekiliyorduk.
Makara, cumada böyle hep eğlenceli ortamlar, gözlüklerle selfie.
Hep böyle saçma sapan fotoğraflar var Instagram'ımda.
Sonra konservatuara başlayınca sosyal medya kullanmayı bıraktım gibi bir şey oldu.
Sonra işte iş yapmaya başladım.
İşte bilmem ne oldu. Sonra bir tane menajerle görüşmeye gittim.
Birisi önermiş menajeri beni.
Görüşmeye gittim. Sohbet ediyoruz işte böyle Kadıköy işte.
Rakı ortamları işte client falan sohbet ediyoruz.
Kadın o kadar şaşırdı ki şey dedi.
Ya kusura bakma ben bir şey itiraf edeceğim.
Sen gelmeden ben baktım Instagram'a.
Ben seni böyle dindar, sofi falan biri zannettim dedi.
Ne alakası var ya dedim.
Dedi ki işte Instagram'daki paylaşımların hep böyle camiden, işte köyden bilmem neden falan.
Oha dedim. Sonra dedi ki bunları düzeltmemiz lazım.
Ve sonra senin oyunculuğa dair paylaşımlar yapman lazım seni çekmek için.
Ve sonra kendimi gerçekten oraya ait gibi hissettim.
Yani aslında kendimi bir yere ait hissedebilmek için gerçekten bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi oldu.
Bir şey değil aslında bir post paylaştım.
Hala çok aktif kullanmıyorum da. Sonra dedim ki evet abi ben oyuncuyum.
Artık bu işlerimi de koymam lazım.
Sonra senin yaptığın bir şey var ya eğitimle alakalı bir şey.
Sonra onunla ilgili bir şey koyduğun zaman gerçekten bununla ilgili biriyle tanışıyorsun.
Ya da buna ilgisi olan biri tıklıyor ve diyor ki aa evet böyle bir şey var.
Birine bir şey öğretmek kavramı beni çok rahatsız ediyor.
Ama birine bir şey deneyimletmek ya da birine bir şey bahsetmek ya da onu aktarmak ya da onu da onu sorgulatmak düşündürmek kavramı çok hoşuma gidiyor.
Ve sonra bu paylaşımların birilerinde bir şeyleri uyandırdığını fark ettiğim anda çok mutlu oldum.
Göçe geldiğimizde buraya artık adapte olduğunu hissediyor musun 2,5 yılda?
Ay hiç. Yani üzgünüm ama ben bunu hissedemiyorum maalesef.
Ve bununla da ilgili çok şey yaşıyorum.
Birkaç şey yani... Bir galiba İstanbul'daki o eski Elif'in yasını tutuyorum ben hala.
Çünkü ben oraya gittiğim zamanki Elif'le çok daha mutluyum.
Daha özgürüm. İşte çocukları delege edebileceğim bir aile desteğim var.
Arkadaşlarımla rahatça çıkabileceğim, eğleneceğim.
Ben çok sosyal kelebek biriyimdir bu arada.
Çok severim. Gezmeyi, eğlenmeyi, geyik yapmayı.
Mesela müthiş severim geyik yapmayı.
Uzun süreli geyik yapmayı.
Yani buralarda bunlardan çok eksik kalıyorum ve diyorum ki yani...
Bilmiyorum. Hani yalnızlık vuruyor beni, arkadaşsızlık vuruyor çoğu zaman.
Annemle, babamla ve yakın çevremle onların günlük hayatına şahit olamamak beni çok vuruyor Saadettin.
Yani şöyle bir karar bu.
Tabii ki bir tercih yapıyorsun, buraya geliyorsun.
Ailemdeki yaş ortalaması 65 diyelim.
Yani yüksek bir yaş.
Onlarla geçirmek istediğim çok fazla gün, anı, biriktirmek istediğim çok şey var.
Ben başka bir iyilik için bunu tercih ettim.
Ama geride bıraktığım şey de onların günlük hayatına şahit olamamak.
Bu beni vuruyor mesela bir yandan.
İşte sosyal ortam dediğim gibi vuruyor.
E havası yani Hollandalının bile gündeminde olan bu hava benim Akdeniz genimi ne yapmaz arkadaşım?
Yani ben artık çok, ben artık gerçekten bu havadan yıldım bilmiyorum.
Benim için 1 Nisan baharın gelişidir.
Güneş açarsa benim de güneşim açıyor.
Enerjim değişiyor, modum değişiyor.
Yapabilecek bir şey yok yani. Bu genle baş edilemiyor.
İlk başta diyordum ki ya aman havayı da takmayın be kardeşim.
Bu kadar da ılık olmayın diyordum mesela.
Hatta havayla ilgili çok konuşanlarla da çok büyük konuşuyorum.
Zaten ben büyük konuştuğumu yaşarım.
Çok büyük konuşmuştum.
Sonra ikinci, birinci yıl hadi o kadar değildi hani alışma.
Böyle bir şey desin ya. Birinci yıl böyle zaten lay lay lom keşfediyorum.
Alışıyorum. Her şey güzel geliyor be kardeşim bir de.
İkinci yılda abi bir Nisan oldu.
Hava çok kötü. Hatta Temmuz'un 22'sinde biz tatile gidecektik.
Bak hiç unutmuyorum o tarihi.
Bahçeye çıktık Onur'la. Ve montumuz vardı üzerimizde.
Ve sonra 40 derece Fethiye'ye gittik.
Yani yok. Tabii bunlar söylediğim şeyler.
Çok hani asıl beni buraya bir türlü alıştıramayan şey.
Orada bıraktığım o Elif, o Elif'in o hayatı bir de çok sevdiklerimin o günlük hayatından biraz uzaklaşmış olmak.
Yani işin havası falan geyiği de.
O yüzden hissedemiyorum ya tam burada.
Peki biraz yavaş yavaş sonuna geleceğim.
Çok hızlı vakit geçiyor ya. Bir şey değiştirmek isteseydin dünyada kendinde neyi değiştirmek isterdin?
Yani herhangi bir şey ne olursa olsun bir şeyi değiştirmek.
Bilmiyorum kendinde mi dünyada mı?
Bunlar büyük sorular o yüzden ona göre düşünmem lazım.
Yani dünyada değiştirirsen sana da faydası olur diye düşünüyorum.
Evet. Ya da kendini de ya da bir şeyi de değiştirmek istesen neyi değiştirdin?
Yani galiba ben şefkat yani birbirine karşı şefkatli olmayı tekrardan böyle bir alevlendirirdim.
Yani bu şefkati unuttuk bence.
Genel olarak hiç mesela sosyal medyada da çevremde de ben o eskisi kadar birbirine şefkatli olan, anlayışlı olan, açık görüşle bakabilen.
Bir de şu çok önemli bir şey.
Seni çok iyi tanımam lazım, bilmem lazım.
Sana en az kendime de göstermem gerektiği kadar şefkat gösterebiliyor olmam lazım.
Bir de seni kendi kontekstinde kabul edebiliyor olmam lazım.
Yani bir insanın nasıl davrandığı onu kendi kontekstinden çıkartarak salt insan olarak değerlendirebileceğim bir şey değil.
O yüzden insanların yaşanmışlıklarıyla...
Ne kadar zor şeyler yaşıyoruz ya.
Hepimiz eminim böyle şeyler var ya real'lar Instagram'da bir cadde üzerinden bir sürü insan geçiyor ve hepsinin kafasında böyle bir baloncuk var ve o anne düşündüğüyle ilgili.
O beni mesela çok şey yapıyor yani aynen böyle.
Hepimiz bir şeyle mücadele ediyoruz.
Hepimiz bu hayatı anlayabilmek, kavrayabilmek için çaba sarf ediyoruz.
O yüzden şefkati kesinlikle arttırırdım.
Yani değiştirirdim şefkatle olan o şeyimizi.
Hem kendimize gösterdiğimiz şefkat hem de bir başkasına.
Peki bu göçle ilgili yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Yaşadın mı? Nasıl yaşayacaksın dersin?
Yani göçle ilgili belki de tekrar öğrendiğim şey hiçbir şey gözüktü ya da...
Hayal edildiği ya da düşünüldüğü gibi olmuyor.
Zihin hayal ettiğini çok daha pamukçu bir yerden, çok daha tatlı bir yerden romantize ederek hayal ediyor.
İşin içine girdiğin zaman hiç de öyle olmuyor.
Yani ben bu romantik hayallerin gemisine binmemeyi artık son göç kararımla beraber öğrendim diyebilirim.
Ama güzellikleri de bu kadar iyi düşünmüyorsun.
Mesela güzel havada şöyle bir sokakta gezdiğin zaman sana yarattığı o tatlılık hissi de onu da...
Değişmem yani onun da çok güzel bir havası var.
İşte Rabbim her yere her şeyi vermiyor.
Evet doğru söylüyorsun. Aynen bu arada bu ülke biraz daha böyle güneylerde falan olsaydı bize gelir miydi sıra bilmiyorum yani o kadar da.
Bize almazlardı ben de kesinlikle böyle düşünüyorum.
Aynen öyle yani. İnanılmaz bir şey ve havası birazcık daha sıcak olsa gerçekten izdiham olurdu.
Olurdu. Yani şu an Amsterdam'da yaşanılacak ev yok.
Yani bu hava bunun ya da işte bilim ekonomi de çok pahalı.
Çok pahalı evet. Bu doğru.
Almanya'nın neredeyse iki katı yani baktığında.
Berlin'de bir artı bir evde kaldığın fiyata burada odada kalıyorsun.
Dört kişiyle beraber bir oda kiralıyorsun.
En ucuz oda 900 Euro.
Bir de kaldığın ev. Yani o 900 Euro'yu verdiğin yer.
Dört kişiyle kalıyorsun ve bir kişilik yatak bir tane dolabın var.
Yani çok şey yani.
Evet. O yüzden farklı.
Biraz sonuna geliyorum artık.
Bizi dinleyenlere ya da...
Bu göçüyle ilgili yaşadıklarını da göz önünde bulundurarak böyle aklında kalan ya da söylemek istediğin, paylaşmak istediğin bir şey var mı?
Nasıl bir şey paylaşmak istersin?
Bilmem yani göçün duyguları çok karmaşık ya.
Hepimiz böyle bir iyi hissediyoruz, bir kötü hissediyoruz.
Yani işte onları böyle kabul edeceğiz, karşılayacağız.
Böyle de gidecek yani çok da kafayı da takmamak lazım diye düşünmek istiyorum.
O araftalık da bazen iyi.
Peki bavulunda ne getirdin?
Bu soruyu bu konsepti nasıl şey yapabilirim?
Bu sorunun cevabı nasıl bir cevap mesela?
Metaforik olabilir. Neslin olabilir.
Yani Mustafa mesela şey getirmişti.
Demişti yanlış hatırlamıyorum.
Özlem demişti galiba. Yani kimisi merak diyor.
Ve hiç belli olmuyor.
Çok kısa bir soruymuş be.
Ama bunu bilmiyordum.
Ama ben de özlem derim herhalde.
Özlem mi derim? Yani.
Hiç acelemiz yok. Yaşamak güzel biliyor musun?
Yaşamak tam da böyle bir şey.
Ha bu arada şunu çok iyi düşünüyorum bu aralar.
Yani işte böyle öğretisiyle bunun için geldik.
Anlamlandırmaya, anlamaya geldik.
O yüzden çok başka şekillerde yaşamak gerekiyor bence hayatı.
Ne kadar çok fırsat yaratabilirsek kendimize bence başka şekillerde yaşamak için o kadar güzel bir deneyim elde edeceğiz.
O yüzden evet.
Öyle düşünüyorum. Peki Türkiye'ye gittiğinde ne götürüyorsun bavulunda?
Ay valla Türkiye'ye gittiğimde enerjimi gerçekten böyle pür neşe götürüyorum diyebilirim.
Annemleri de öyle karşılamak istiyorum.
Arkadaşlarımı da öyle karşılamak istiyorum.
Kavuşmanın neşesi, coşkusu.
Coşku ve neşe götürüyorum herhalde.
Aa çok güzelmiş. Neşe götürenle hiç denk gelmemiştim Türkiye'ye.
Vallahi çok neşeli gidiyorum.
İnan havalimanından böyle ayaklarım, topuklarım vura vura hızlı hızlı çıkıyorum.
Aa çok güzel. Sonuna geldik.
Benim aslında daha çok konuşmak isteyeceğim şeyler var ama süre sınırı koydular bana.
Yoksa ben çok uzun konuşuyorum.
Sorun oluyormuş uzun konuşunca.
Ama daha bir saati geçeli oldu yani.
Ben de hiç fark etmedim.
Ben de hiç fark etmedim.
Ama yavaş yavaş kapatacağım şimdi.
Teşekkür ederim Elif. Ben de çok teşekkür ederim.
Çok keyif aldım. Ben de çok keyif aldım.
Harika hissettim Saadettin.
Ya çok teşekkür ederim. Misafirperverlerin için de çok teşekkürler.
Sohbetin için de çok teşekkürler. Ya çok teşekkür ederim.
Umarım siz de beğeniyorsunuzdur.
Beğeniyorsanız takip edip paylaşabilirsiniz.
Böyle şeyler yapabilirsiniz. Gelecek sohbetlerde görüşmek üzere.
Tekrar teşekkürler. Görüşürüz.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
