
Berna ile yurtdışında iş aramanın ince dengeleri, sosyal çevre kurmanın yolları ve bir yere ait hissetmenin hikâyesi.
Transkript
Merhaba, ben
Saadettin Yalta. Burası Bavulda Ne Var? podcastı.
Kumpanya Performing Arts olarak göç edenlerin hikayelerini, yaşadıklarını, zorlukları, kültürel adaptasyon süreçlerini, çalınan bisikletlerini, taşınırken yaşadıkları zorlukları, Hollandalı
komşularının şikayetlerini, yani birçok şeyi konuşacağımız bir podcast serisi bu.
Bu seride göç etmiş arkadaşlarımızın eğitimle, sanatla...
Ya da herhangi bir var olan sorunlar ile ilgili bütün her şeyi konuşacağız.
Bugün de konuğumuz Berna.
Hoş geldin. Nasılsın?
Hoş buldum. İyiyim Saadettin.
Sen nasılsın? İyiyim ben de.
Teşekkür ederim. Ne yapıyorsun burada?
Neler yapıyorsun? Ne zaman geldin?
Biraz kendinden bahseder misin?
Tabii. 3,5 yıl önce Hollanda'ya İstanbul'dan taşındım ben.
Burada şu anda yazılım mimarı olarak çalışıyorum.
Bilgisayar mühendisliğinden mezunum.
Nerede okudun bilgisayar mühendisliğini?
Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde bilgisayar mühendisliği okudum.
Sonrasında Marmara Üniversitesi'nde mühendislik yönetimde yüksek lisans yaptım.
Aslında İstanbul'da 8-9 sene bir çalışma tecrübem oldu.
Ondan sonrasında artık yurt dışında devam edeyim dedim.
Orada da Hollanda'yı seçtim ilk tercih olarak.
Peki memnun musun mühendislikten?
Ya memnunum aslında. Ben hani hep yazılımcı olmayı istemiştim zaten hani liseden beri.
Yani tiyatronun dışında diyeyim.
Tiyatro biraz daha benim için hayal boyutunda kalan bir alanda.
Tiyatro olmayacaksa yazılımcı olma alanında kendimi ilerletmek istedim.
Alanından memnunum aslında.
Nerede öğrendin ya lisede yazılım?
Lisede bilgisayar falan mı okudun?
Bilgisayar okumadım ama ben fen lisesinde okuyordum ve üst dönemlerden çok fazla aslında bilgisayar mühendisliği okuyan, yazılımcı olan arkadaşlarım vardı.
Biraz onlardan da gördüm, heves ettim.
Bir de hani alansal olarak bilgisayar mühendisliği matematik odaklı bir alan ve ben hani fizik, kimyadansa matematiği daha çok tercih ettiğim için biraz daha aslında ilgi alanlarıma göre seçtim.
Ama yazılım bilmiyordum öncesinde.
Ben buraya göç edince tanıştım biliyor musun yazılım falan?
Hiç anladığım şeyler değil. O yüzden şimdi sen bir anda...
Zaten yazılım istiyordum deyince çok şaşırdım.
Yani aslında bölüme girdiğimde ben de yazılımla neler yapılabileceğine dair hiçbir fikrim yoktu.
Ben matematik seviyordum, algoritma seviyordum.
Aslında algoritma ve matematik odaklı diye girdim bölüme.
Sonra bir anda yazılım dünyasıyla karşılaştım.
Ne zaman göç ettin?
3,5 yıl oldu. Nerede yaşıyorsun?
Amsterdam'da mısın yoksa? Şu an Almere'de yaşıyorum.
Aslında geldim ilk 1,5 sene Amsterdam'a çok yakın Diemen bölgesinde yaşıyordum.
Sonrasında Almere'ye taşındım.
Ama sürekli Amsterdam'a git gel yapıyorum.
Çalıştığım şirkette Amsterdam'da.
Buralardayım yani. Geldiğinden beri aynı şirkette mi çalışıyorsun?
Evet aynı şirketteyim. Büyük istikrar.
Yani aslında Türkiye özelinde baktığımızda büyük istikrar.
Çünkü daha önce Türkiye'de çalıştığım şirketlere baktığımda hep 2-2,5 yıl bandında bir iş değiştirme ihtiyacı hissetmişim.
Ama burada biraz daha sanırım iş özel hayat dengesi daha iyi korunduğu için şirketten çok fazla hani...
Memnun olmasan bile özel hayatına kendine zaman ayırabildiğin için onlar seni çok da rahatsız etmiyor diyebilirim.
Ne yazılımı yapıyor şirketin?
Neyle ilgili çalışıyor? Şu anki şirket aslında çeşitli alanlarda tek bir ürünümüz yok.
Retail ve tech üzerinde çözümler üretiyor.
Belli büyük firmalarda işte retail firmalarında marketlerdeki üretim yapan markalardaki bütün firmalar bizim müşterimiz diyebilirim.
Avrupa'da çok fazla. Onların belli stok takip vesaire işlerine yarayacak belli backend uygulamalar yapıyoruz.
Tech alanında da işte yine çok böyle reklama girmesine isim örnek vermeyeyim diye düşündüm ama.
Ver ya. Ikea'nın montaj elemanları bizim epi kullanıyor falan gibi şeyler var işte o çeşit.
Müşterilere aslında sunduğumuz iki tane epimiz var.
O iki ep üzerinde backend tarafında onlara çeşitli çözümler üretiyoruz.
Vah havalıymış ya. Yani ne diyor mesela atıyorum Ikea diyor ki benim işte çalışanlarımın şöyle bir şöyle bir şeye ihtiyacı var.
Yani aslında şöyle bir şey.
Biz diyoruz ki Ikea'ya bizim şöyle bir uygulamamız var bunu kullanmak ister misiniz?
Herhangi bir Ikea elemanı senin evine gelip montaj için sen eleman çağırıyorsun Ikea'dan bir gardılap aldın.
O Ikea elemanı ödemesini bizim web üzerinden alıyor.
Çünkü bizim web üzerinden o montaj işini kabul ediyor.
Aa tamam bu işi eksept ettim diyor.
Ondan sonra o işi bitirdikten sonra ödemesini alıyor.
Ya da retail alanında da mesela büyük firmalar işte büyük retail firmaları bizim müşterimiz marketlerde bir Albertine'a ya da herhangi bir markete gittiğinde oradaki ürünlerin fotoğraflaması
vesaire işte onların reyon düzenleriyle ilgili belli bilgileri bizim web üzerinden alıyorlar aslında.
Öyle çeşit yani ne firmasına çalışıyorsun deyince biraz böyle ilk etapta bir duraksıyorum çünkü farklı böyle değişik bir iş kolu ama memnunum şu an için.
Peki. 3,5 yıl önce göç ettin.
Göç etme fikri hep var mıydı yoksa sonra bir anda ya herkes gidiyor ne oluyor Avrupa'da falan diye mi çıktın nedir yani?
Yani aslında şöyle söyleyebiliyorum ben 3,5 yıl önce buraya geldim.
Bir 5 sene öncesine kadar yurt dışında yaşama fikri hakkımda hiç yoktu.
Ben hani İstanbul'da Türkiye'de yaşamaktan çok aşırı memnun olmasam bile...
Orada yaşamayı tercih ederdim.
Ama sonrasında hem sektördeki çalışma şartlarının zorluğu, mesailer, iş özel hayat dengesinin olmayışı sadece sektörel alanlarda da değil.
Yine yazılım sektörü en azından maddi anlamda çalışanları tahtin eden belli bir kendi yaşam alanını kurabildiğim bir sektör.
Ama ülke şartlarını da değerlendirdiğimizde bir yerde artık bu ülkede yaşamak beni memnun etmeyecek diye düşündüm.
Sonrasında o dönem zaten hani şu anda bir tık daha azalmış olsa da yazılım alanında iş bulmak çok daha rahattı.
İşte LinkedIn'den teklifler geliyordu zaten vesaire.
Onlardan değerlendirip mülakat süreçleri yani bir anda çok hızlı gelişti aslında benim sürecim.
Sonrasında zaten bir iki başvuru birkaç gelen teklifi değerlendirince ve iki üç ay içinde bir anda kendimi Hollanda'da buldum diyebilirim.
Mutlu musun buradan? Mutluyum.
Yani Türkiye'ye gittiğimde hani yine özlüyorum oradaki arkadaşlarım, ailem olsun, oradaki yaşam süreci.
Ama şu anki artık hani Hollanda'da kuruldu düzenimiz var.
Kafasına tam geçmemiş olsam da mutluyum yani burada yaşıyor olmaktan.
Peki yani hiç hayalinde yoktu.
Bir anda öyle iş yerleri seni nasıl buydu teklif ediyor LinkedIn'den?
LinkedIn'de yani hepimizin zaten...
Public CV diyeyim yani açık CV'lerimiz var.
Orada deneyimlerin, çalıştığın firmalar ve hani hangi alanlarda yetkinliklerini girdikten sonra aslında firmalarında bir arama portalları var.
Aday arama portalı. Onlar da oradan adayları arayıp senin CV'ne uygun olduğunu düşündükleri pozisyonlar için sana LinkedIn'den direkt mesaj atıyorlar.
O mesajlar üzerinden CV'ni gönderiyorsun ama tabii hani teklif geldi hemen oldu diye bir şey olmuyor.
Bu süreç zaten en az 3-4 step mülakat süreçleri oluyor.
İşte proje yapıp gönderiyorsun.
O projeni açıklaman mülakatları oluyor falan.
Hani zorlu süreçler yani hani onların da seni seçmesi için çaba göstermen gerekiyor.
Bir maratondu ya benim için 2-3 aylık da olsa bir maratondu.
Farklı firmalara projeleri hazırladım.
Projelerin sunumlarını yaptım.
Teknik mülakatlar işte.
HR interview'ları falan derken bayağı yoğun bir süreçti.
Peki yani fikrinde yoktu buraya gelmek ama aklına böyle bir şey düşünce işte atıyorum bir teklif gibi sonra kazanamama korkusu oldu mu yani buraya gelememe korkusu ya da buraya gelip burada yani herhangi bir
korku var mıydı burayla alakalı?
Aslında şöyle bir şey ben çok büyük bir firmadan şimdi isim vermeyeyim buradaki çok büyük bir firmadan öncelikle bir müdakat sürecim oldu.
Hiç daha başvuru falan yapmamıştım.
Onlar bana gelmişti teklifi.
Firmayla çok iyi bir noktaya geldik.
Sonra onaylandı. Dediler ki biz seninle devam etmek istiyoruz.
Şu an Christmas tatiline gideceğiz.
Dönüşte teklifini göndereceğiz dediler.
Ve ben o an elimde olan bütün süreçlerden çekildim.
Onaylandı diye. Christmas tatili sonrası dediler ki bizim o pozisyon işte L1, L2, L3 level'ları var.
O pozisyon şöyle oldu ama şöyle olmadığı için seni düşünemiyoruz dediler.
Vazgeçtiler. Öyle bir şey olunca tabii o beni biraz bir demotive etti.
Hiç daha başvuru yapmamıştım.
Hani büyük bir firma olursa giderim kafasındaydım.
Onun üzerine o beni bir kamçıladı diyebilirim.
Hani o olmadıysa başka yer olur.
Ben bunu bir kere yaptıysam başka yerlerde de yaparım diye.
Onun üzerine ben biraz başvurular yaptım.
Aslında durdurduğum bütün süreçler...
Yeniden başladım vesaire derken hani bir orada bir olmama korkusu bir üzüntü yaşatmış.
Çünkü beklenti artık hazırlanmaya başlıyorsun gideceğim işte vesaire aileye haber verdim falan derken.
Sonrasında böyle yine bir buçuk ay sonra başka bir yerle yine anlaştım ama o bir buçuk aylık süreçte hani bir kendim böyle şey yaptım yani ne bileyim bir gaza geldim diyebilirim yani.
Böyle bir süreç olmuştu. Böyle bir şey yapmaya hakları var mı ya?
Seni alacağız kesin. Normalde legal olarak aslında yok.
Ben de bir şeylere şey yapmıştım ama.
Türkiye'desin. Hollanda'da olsan her türlü hakkını ararsın.
Türkiye'desin. Bir esenin yok. Oturma izni yok.
Hiçbir şey yok. Arada bir aracı bir firma vardı.
Benim asıl görüşçüyüm.
Yani firma demeyeyim. Bir tane HR vardı yönlendiren.
HR bayağı onlarla da sert bir konuşma yaptı.
Ve onların süreçlerinden çekildi benden sonra.
Çünkü hani gerçekten o da çok sinirlendi.
Benden çok o adam sinirlendi diyebilirim.
Çünkü söz veren bir durum.
Mailleşmeler gerçekleşmiş.
Evrak listesi falan hazır.
Bir anda böyle bir kaldı o süreç.
Yani dediğim gibi Hollanda'da olsaydım Hollanda'nın şartlarında onların haklarına göre hakkımı arayabiliyor olsaydım yapamayacakları bir şeydi.
Ama yurt dışından getirdikleri için aslında zaten uğraşamaz kafasıyla muhtemelen.
Böyle bir şey başıma gelmişti o zaman.
Verelim ismini ya o şirketin.
Yok şimdi vermeyeyim.
Çok büyük. Öyle mi?
Sonra ben şey podcast'dan sonra sana açıklarım sadece.
Manşet deyip böyle podcast'ı patlatmayalım.
Sonra tabii tabii ne olur ne olmaz.
Üzücüymüş ya. E peki.
Sonrasında buraya geldin ve süreç nasıl ilerledi?
Nasıl ev buldun? Yani başka bir yer yok muydu aklında?
Neden bir tek Hollanda, Almanya'ya gitme fikri ya da başka bir ülkeye gitme fikri yok?
Yani aslında şöyle diyeyim.
Hollanda neden? Ben buraya gelmeden önce de bir Hollanda firmasına çalışıyordum.
İstanbul ofisinde. Ama hani Hollandalılarla çalışmaya alışığım.
Ve hani bir de şey. Hollanda'nın genel olarak ekspetlerle ilgili işte %30 kuralı ya da işte İngilizce konuşmanın yoğunluğu vesaire gibi avantajları olduğu için ilk tercihim o oldu.
Önce onu söyleyeyim. Başka neydi Hollanda dışında?
Bu nasıl ev buldun? Ortamı nasıl buldun yani ilk geldiğinde?
Hani geldim ulan niye geldim?
Tüh yazıklar olsun falan dedin mi yani?
Şöyle bir şey aslında ben biraz şanslıydım.
Ben ev bulma konusunda nedense çok şanslıyım.
Gelmeden önce... Bir buradaki işte kiralık ilan web sitesinden böyle bayağı bir spamledim.
Bulduğum ilanı bir küçük bir ön yazı gibi bir şey hazırladım.
Bu eve başvurmak istiyorum, bu eve başvurmak istiyorum.
Hepsine yazdım sıradan. Çok da detayına bakmadan açıkçası.
Hani lokasyonu iyi mi?
İşte işe rahat gidebiliyor muyum?
Hepsine yazdım. Sonrasında birkaç yerden dönüş oldu ve bir tanesiyle de online viewing yaptım.
WhatsApp üzerinden beni görüntüle aradılar.
Evi beğendim, okey dedim.
Evraklarımı gönderdim. Kaporayı verdim.
Gelmeden önce evimi ayarladım yani.
Öyle bir avantajım oldu.
Bir hafta iki hafta içerisinde.
Çok cesurca. Evet yani cesurca ama başka çarem yoktu yani.
Buraya çünkü geleceğim Airbnb ya da otel vesaire gibi bir şey kiralasam daha pahalıya gelecek.
Bir yerde o riski göze aldım yani.
Onları araştırıp. Bir de arada firma vardı.
Hani bireysel birinden kiralama değil.
Aslında yine bir emlak firmasıyla çalıştığım için o da bir tık güven verdi.
Öyle bir durum oldu.
Çok güvenmişsin ya ben de ilk geldiğimde böyle işte sen bize 150 euro kapara gönder biz işte bunu halledeceğiz falan diyenler çok fazla vardı.
Ben göndermedim yani dolandırıcılardır diye ki dolandırıcılarmış da.
Ama şimdi onda da şöyle bir şey var hani ofisyal bir web sitesi var ofisyal e-mailler var hani gelen şeyler firma üzerinden göre firmayı da biraz araştırınca falan hani.
Biraz onların etkisi oldu muhtemelen ama yine de cesaret ben.
Hani önce bir şey yapıyorum, bir güvenerek başlıyorum.
Başıma bir şey gelmedi. İyi oldu.
İyi güzel. Peki Almere'de yaşıyorsun.
İş yerin nerede? İş yerim Amsterdam North'da.
Nasıl git gel yapıyorsun? Aslında Almere'den Amsterdam'a Intercity trenleri var.
20 dakikada çok rahat gelinebiliyor.
Tabii benim evim tam Almere Intercity'ye çok yakın değil.
Bir 15 dakika otobüs, 20 dakika Intercity.
Sonra da Feri. Çok yakın ya.
45 dakikaycık diye.
15-15 derken toplayarak 45 dakikayı yaptık.
Ama haftada 2 gün geliyorum ofise zaten.
O yüzden çok zorlamıyor beni.
Çok iyi ya. Ben çok kıskanıyorum.
Haftada 2 gün ofise gidiyorsunuz, çalışıyorsunuz falan.
Yani evet güzel oluyor. O da sosyalleşmek için de güzel oluyor bir yerde zaten.
Sürekli evden çalışmada insanı bir yerde asosyalliğe iten bir şey.
İş arkadaşları zaman geçiriyorsun.
Ofis muhabbetleri.
Biraz da Amsterdam vibe alıp Almanya'ya geri dönüyorum.
Online ev bulmuşsun Türkiye'den.
Ben bulamadım. Bak takıldı kafam oraya.
Ben bayağıdır ev arıyorum.
Fark etmez 2 artı 1, 3 artı 1.
Ne kadar büyüdükçe o kadar ben daha...
razıyım falan. Bulamıyorum.
Ve senin şu anki oturduğun ev ama senin değil mi?
Evet. Şu an Almere'de de sonrasında kendi evime.
Onu da çok şanslı bir şekilde buldum.
Onun hikayesini de anlatmayayım.
Ona da artık çok üzülürsünüz.
Onu da çok hızlı bulmuş diye.
Ya üzülürüm ben. Ben ne satılacak?
Çok satın almak için de çok baktık.
Bir arkadaşımla ortak. Çünkü burada satın almak kira ödemekten daha az.
Tabii. Ben yani Amsterdam'a yakın oturduğumda kirayı çok daha fazla ödüyordum.
Şu anki ödediğim. morgaça göre.
Yani morgaç biz işte baktığımız evlere ikiye böldüğümüzde ödeyeceğimiz morgaç 1300 euro falan.
Hani baktığında 3 artı 1 ev alıyorsun.
2 katlı ya da işte 3 katlı neyse.
Ve ödeyeceğin morgaç ikiye böldüğünde 1300-1400 euro arasında.
Ben burada bir odaya da çıksam 1000 euro altında oda yok yani.
Ve sadece kira ediyorum odaya.
O yüzden hani ev satın alalım dedik.
Beceremedik. Bari kiraya çıkalım dedik.
O da olmadı.
Olmuyor yani. Yani o zaman şunu da söyleyeyim.
Herkes overbeat yaparken ben bir 30 bin euro lowerbeat yapıp aldım evimi.
Bu da böyle bir ana olarak bir geçsin tarihe.
Dinleyenlerin içinde bir yara olur mu bilmiyorum.
Nasıl oldu ya overbeat ile?
Yani o şöyle oldu.
Biraz da bence Hollandalının Türk'ünü bulduğum gibi bir şey oldu emlakçıda.
Adam kendi sattığı evi aslında hani benim...
Ev bulmak için kullandığım emlakçıydı.
Ama emlakçı kendisi başka bir ev satıyormuş.
Ve bu ev bidding yapıldıktan sonra kredi çıkmamış.
Ve evi de acil satmaları gerektiği için bana dedi ki şöyle şöyle bir rakam verebilirsen ben bu evi ucuza satmaya ikna edeceğim ev sahibini dedi.
Hiç bidding'e girmeden normalde ilk etapta satılması kararlanan fiyattan 30 bin euro aşağısına bana sattılar evi.
Demek ki bizim...
O emlakçıyla çalışmamız lazım.
Evet. Onun da reklamını yapmış olmayayım şimdi buradan.
Hollandalının türkünü buldum.
Adam böyle biraz çakallık yaptı.
Sanırım vergisel bir şeyler var mıydı bilmiyorum orada ama öyle bir şeydi yani.
Hiç fark etmez ya. Her türlü çakallık.
Çünkü noterde ben sanki hiç emlakçıyla çalışmamışım gibi göründü.
O diğerlerinin yanında oturdu.
Ben tek başımaydım falan. Sanki sadece karşı tarafın emlakçısıymış gibi davrandı adam.
Öyle olunca ben onun parasını ayrıyetten verdim.
Noter üzerinden vermedim falan.
Bir şeyler olmuş olabilir.
Bilmiyorum. Burayı kesmek ister misin?
Onu da bilmiyorum. Hiç istemem.
Bütün yaptığım hile hurda burada gül gül çıksın.
Ama ben bir şey yapmadım.
Ben cahil bir ekspetim.
Hollandalı ne dediyse onu yaptım.
Peki iş dışında neler yapıyorsun?
Almere nasıl bir yer? Yani hani Amsterdam merkez ve bana göre Amsterdam dışındaki her yer küçük bir kasaba.
Ya Almere aslında küçük bir kasaba değil.
Baya büyük bir şehir. Ama...
Hollanda'ya benzemeyen bir şiir.
Hani Türkiye'nin herhangi bir modern şehrinde yaşıyormuşsun gibi.
Binalar yeni, Almere merkezde alışveriş alanları.
Yani böyle sanki İzmir'de veya İstanbul'da sokakta dolaşıyormuşsun gibi.
O Hollanda vibe'ına ulaşamayacağınız bir yer.
Baktığınız zaman evlerin bulunduğu yerler daha böyle sakin, aslında kasaba hayatı gibi de bir durumu var.
Çok hani Hollanda'dan Amsterdam, Utrecht gibi şehirlerine benzemiyor ama şehir hayatını yine yaşayabileceğiniz bir yer.
Boş zamanlarımda neler yapıyorum derseniz Amsterdam'a geliyorum.
Yani hani Almere güzel haftada iki gün için.
Diğer günlerde işte Amsterdam'da işe geliyorum.
Tiyatro atölyelerine zaten katılıyorum beraber yaptığımız.
Onun dışında işte Amsterdam'da pilatese.
Yani iki gün Almere'de takılıp diğer beş gün Amsterdam'da keyifli zaman geçiriyorum diyebilirim.
Peki yani bu git gelersen yormuyor mu?
Yormuyor çünkü bazen arabayla geliyorum.
Yarım saat çok zorlamıyor.
İstanbul'da zaten 8-10 kilometre yolu yarım saat araba kullanmaya alışığız.
Ya da işte bir yerden bir yere metroyla otobüsle gittiğinde zaten 40-45 dakika sürüyor.
Çok zorlamıyor beni. Alıştım artık.
Bir de trende uyuma, müzik dinleme, bir şeyler okuma falan opsiyonları da olduğu için aslında kendimi ayıracağım zamanı trende değerlendiriyorum.
Güzel oluyor bu benim için. Onu ben de seviyorum.
Yolculuk yapmayı çok seviyorum.
Özellikle tren ya da otobüs falan.
Böyle iyi geliyor. Hem yola bakıyorsun.
Evet. Hem de böyle bir şeyler okuyabiliyorsun, edebiliyorsun.
Ancak o zamanlara sanırım vakit ayırıyoruz artık.
Evet onu seviyorum. Hani trendeyken bir yandan bir şeyler okumayı ya da sevdiğim müzikleri dinlemeyi falan.
Hani o yüzden o beni yormuyor hiç şu anda.
Peki arkadaş ortamın nasıl burada?
Daha çok Türklerle mi takılıyorsun yoksa international arkadaş ortamın mı var?
İş yerindeki arkadaşların Türk mü, yabancı mı?
Yani aslında şey, iki türlü yani %50, %50 diyebilirim.
İş yerindeki arkadaşlarımın hepsi yabancı.
İş yerinde hani bir tane falan Türk arkadaşım var.
Yani 7 milletten insan. Hollandalı hariç.
7 milletten expert grubu.
Hollanda'da Hollandalı hariç.
Böyle 10-12 kişiyi 7 milletten arkadaşlarım var.
Onlarla bazen takılıyorum.
Bir şeyler yapıyorum. Hani iş dışındaki arkadaşlarım genelde hani Türkler ama.
Yani iş yerinden tanışamadıysam burada nereden tanışacağım?
Bir Türk arkadaşım aracılığıyla oluyor.
Eskiden tanıdığım iş yerinden bir arkadaşımla arkadaş oluyor.
Ya da işte burada katıldığım tiyatro atölyesi, çeşitli etkinliklerden tanıştığım arkadaşlarım oluyor.
Yani iki hem Türk hem yabancı arkadaşım.
gruplarım var. Çoğu Amsterdam'da olmakla beraber.
Yine Almere tarafında ya da başka yerlerde de arkadaşlarım var görüştüğüm.
Peki nasıl geçiyor arkadaşlarınla vakit?
Mutlu musun? Yani hani Türkiye'de bir şey var ya.
Türkiye'de bir tuhaf bir yakınlık var.
Türk komünitesinde Türkiye'de ya da Türkelilerle buradayken de.
Ama yabancılarla o klik var mı?
Ya da hani yabancılarla nasıl?
Türklerle aradaki fark nasıl?
Yani bu arkadaş ortamlarındaki fark var mı?
Nasıl bir şey sence? Yani önce şunu söyleyeyim.
Mesela Türkiye'deyken Türk arkadaşlarıma daha az görüşüyordum.
Özellikle İstanbul'da yaşıyorsan birileriyle görüşmek.
Ulaşım vs. daha zor olduğu için.
Burada çok böyle spontan istediğin an çat ara geleyim.
Hani şuradayım burada mısın?
Hani anlık buluşmalar, spontan görüşmeler olabiliyor.
O açıdan çok daha rahat. Yabancı Türk arkadaş komünitelerini değerlendirdiğimde.
Hani şimdi Türkler olarak biz daha fazla challenge yaşamış insanlarız.
Yabancı arkadaş gruplarında daha yüzeysel diyaloglar dönüyor.
Hani günlük hayatlar. Hafta sonu ne yaptın?
Önümüzdeki hafta sonu ne yapacaksın?
Hangi festivale gittin? Hangi parti?
İşte dünyanın herhangi bir yerinde gittiği tatil ne?
Ya da gerçekten şey hani eğlenceler böyle gidelim cool takılalım oturalım eğlenelim değil de oyun oynayalım.
Hani gerçekten böyle...
Fan yani böyle şey komik eğlence oluyor.
Onlar daha çok işin çocukça eğleniyorlar.
Çünkü bizim kadar challenge yaşayıp büyümemişler diyebilirim.
Herkes içindeki o çocuk ruhu daha fazla taşıyabildiği için daha çocuk eğlencesi oluyor.
Bir oyun oynamadan bir yere çıktıysak önce bir oyun oynanacak.
Ya ne bileyim hiçbir şey oynamadıysan karaoke yapacaksın.
Yoksa dart oynayacaksın.
İşte değişik bu tahtalı Dutch oyunları olur.
Bir oyun oynaman gerekiyor.
Bir çocuk oyunu oynaman gerekiyor.
Ondan sonra oturup... Ne bileyim yemeğini yersin, içkini içersin.
Normal yetişkin eğlencesine geçilebilir.
Ama onlar da daha çocuk eğlencesi ön planda.
Bizim Türklerde işte hayatta yaşadığımız challenge'lar önce bir durgunlukla başlıyor genelde muhabbetler.
Sonrasında muhabbet ilerleyince insanlar biraz daha eğlenceli moda geçebiliyor diyebilirim.
Öyle bir fark var. Oyun oynamak senin için çocukça mı?
Yani çocuklar mı oynuyor sadece oyunu?
İşte aslında... Öyle olmaması gerekiyor.
Bizim Türk mantalitesinde oyun oynamak çocuklara özgü gibi bir şey ya.
O aslında çocuk oyunu dediğim şey aslında hepimizin koruması gereken.
Ama genelde bu Türklerin içimizde hep böyle çocuğu öldürmeye yönelik bir yaşam tarzımız var ya.
O yüzden ben aslında onu çocuk eğlencesi diye adlandırıyorum.
Yoksa olması gereken o zaten.
Gerçekten bir şey oynayarak bir...
Bir oyun üreterek çocukların böyle oyun kurma var ya.
Bir oyun kurarak da eğlenebilmeyi bilmemiz lazım.
Biz onu bir noktada biraz unutuyoruz.
Belki Hollanda'da biraz onu buldum diyebilirim.
Oyun kurmayı ve tekrar bir şeyler oynayarak eğlenmeyi aslında.
İyi güzel. Yani kiminle sohbet etsem?
International'ın arkadaşlarla o kadar çok vakit geçiriyor musun peki?
Yani haftada en az bir gün bir şeyler yapıyorum, geçiriyorum yani.
Güzel. Peki onun dışında...
İş yerindeki arkadaşların olmazsa çok daha az dışarıda yabancılarla tanışabiliyorum diyorsun ya.
Neden? Çünkü aslında baktığında Avrupa'dasın ya da işte international insanların çok olduğu yerdesin.
Niye daha az insanla tanışabiliyorsun dışarıda?
Yani genelde şey oluyor. Birilerinin aracılığıyla ya da bir yerde birileriyle tanışıyorsun.
Biraz da böyle Türk eventlere yatkınlık durumu olduğundan dolayı olabilir.
Hani iş yerindeki yabancı tanıştığım arkadaşlarım da iş yerindeki yabancı arkadaşlarımla gittiğim yerlerde ya da onların kendi arkadaş çevresinde.
Hani böyle biraz daha böyle organik tanışmaya yönelik bir yerde birileriyle aslında sadece iş arkadaşlarım demeyeyim.
İş yerinde tanıştığım yabancı arkadaşların vesilesiyle aslında halkayı genişleterek o şekilde ilerliyor gibi biraz da.
Anladım. Peki onun dışında buraya gelirken bir beklentin var mıydı?
Arkadaş, iş, yaşam koşulları ile alakalı ya da bir hayalin var mıydı?
Vardıysa oldu mu olmadı mı?
Ya da tüh be şunlar hayal kırıklığı dediğin şeyler oldu mu ve geldi mi?
Yani aslında en büyük beklentim hayat standartlarımın yükselmesiydi.
Ne anlamda? Hani maddi anlamda kesinlikle değil.
Benim beklediğim hayat standartının yükselmesi.
İstediğin zaman istediğin yere gidebilme.
Trafik sıkıntısı vs.
hayatımızı gerçekten demotive eden şeylerdi.
Ya da işte iş hayatında fazla mesai yapmak, kafanın çalışmıyorken de iş yerinde kalması.
Aslında genelde beni biraz yoran şey Türkiye'de iş hayatının yoğunluğuydu.
Biraz ondan kurtulmak da benim birinci amacım.
Onun dengelediğimi düşünüyorum.
Diğer şeyleri aslında çok hayal kurarak, düşünerek gelmedim.
Yolda göreceğim dedim. Olur veya olmaz.
Ben denemek istiyorum dedim bir noktada.
Diğer taraftan da...
Çok hayal kırıklığıyla içimde geldiğim, tiyatroyu bir daha yapamayacağımı düşünüyordum.
Çünkü Hollanda'ya gidiyorum ve Türkçe tiyatro, daha önce İstanbul'da da bir iki denemem olmuştu ama bir noktada hayallerimden vazgeçtiğimi düşünüyordum.
O benim içimde bir hayal kırıklığı olarak kalmıştı.
O benim için çok büyük bir motivasyon oldu.
Burada tekrar bir noktadan bir yerden hayalime tutunmaya başlamak.
Beklenti içerisinde gelmediğim diyeyim ama...
Beklentimin ötesinde benim için güzel bir olay oldu burada tekrar tiyatroyla buluşma.
Yani tiyatroyla buluşman hayatın buradaki beklentinin üzerinde bir şey oldu ama şey peki aslında aynı işi yapıyorsun ya Türkiye'dekiyle.
Türkiye'de seni yoran şey neydi de bu iş yerinde seni yormuyor?
Türkiye'de şöyle bir şey fazla mesai olayları mesela.
Yani burada mesai saati bittikten sonra kimse seni gerçekten çok...
Aşırı önemli olmayan bir şey için rahatsız etmez.
Ya da mesai saatleri içerisinde kimse seni toplantıya çağırmaz.
işte ne bileyim mesai bittikten sonra meal atmanı beklemez.
Ya da Türkiye'deki genel olarak şöyle söyleyeyim plaza hayatında çok fazla insanların böyle arkadan işleri ya da işte insan manage etmesi daha zor oluyor bir yerde.
Burada da yine tabii ki belli zorluklar var ama Türkiye'ye oranla baktığında insanların daha net olması o hani daçların çalışma mentalitesinde direktlik çok önemli.
Ben hani Feedback ve feedback üzerine gelişime çok inanan biriyim.
Türkiye'de o feedback'i vermeden insanlar belli konularda beklentisi olduğunu iddia ediyor.
Ya da işte herhangi bir şekilde senin önüne ket vurmak için farklı söylemler ortaya atabiliyor.
Aslında ben yaptığım işi Türkiye'de de çok seviyordum.
Burada da hala çok seviyorum.
Ama Türkiye'de insan manage etmesi ya da insan ilişkileri çalışma hayatının önünde iş hayatımı engelleyen bir durum olmuştu bir noktada.
Zora koşuyordu. En büyük...
Fark o oldu burada aslında.
Peki bu sence kültürel bir fark mı yoksa aslında insanların işe bakış açısıyla alakalı mı?
Çünkü dediğinde aslında iş yerinde çok az Hollandalı var.
Yani aslında şöyle bir şey.
çalışma kültürü diyeyim yani şirket kültürleri.
Şirket kültürü yani çalışan insanlar girdikleri şirketin kültürüne bir noktada uyum sağlıyorlar.
Ve şirket kültürleri de ülkelerin kültürlerine göre şekilleniyor.
Türkiye'deki bütün şirketler ben bir Hollanda şirketinde çalışıyordum en son mesela dedim.
Ama Türk oluşumu Türk kültürüne göreydi.
Ve diğer bütün şirketlerde şirket kurum kültürleri her zaman bulundukları ülkenin kültürüne göre şekillendiriliyor bir yerde.
Ve o aslında ülke kültürü bir yerde her şirkete sirayet ediyor.
Onun mutsuzluğu oluyordu.
Buradaki aslında yabancı farklı milletten insanlarla, özellikle IT'de genelde çok farklı ülkelerden insanlarla çalışılıyor.
Ama hepsi de Dutch kültüründe.
Ve insanlar zaten bu Hollanda'nın mesai konusundaki titizliği, insan hakları ya da insanların özel alanlarına saygı ya da belli konularda gerçekten o saygı gösterme
kültüründen menün oldukları için gelip Hollanda'da çalışıyorlar zaten.
Öyle bir durum. Kimse kendi kültürünü gelip burada şirkete empoze edemiyor.
Şirket kültürünü taşıyor üzerine.
Vav güzel. Yani şey gibi bir yerde değil mi?
Hani Türkiye'de müdürün sesini aslında istediği saatte arayabilir.
İstediği saatte mail atabilir ve istediği saatte her şey istediği saatte olmasa senden bir şey bekler yani.
Bunu niye yapmadın diyebilir. Evet.
Yani akşam o maile dönmüyorsan mesai saati değildi dönmedim diyebilirsin.
Ama bu şey oluyor bir yerde sessiz mobbing mi deniyor artık hani öyle bir hani.
Bir şekilde bir mobbinge maruz kalabiliyorsun bu durumlarda.
Burada hiç öyle hissettiğin bir an olmadı mı mobbing?
Ya da atıyorum ya sen Türkiye'den geldin buraya.
Hani burada yaptığın tuhaf bir şey oldu mu iş yerine de?
İşte böyle rahatsız edici bir gözle ya da bir şey söylediler mi sana?
Hiç öyle yaşadığın bir şey oldu mu?
Yani hani her şirkette değişiyordur tabii genelleme yapmak istemem o konuda ama benim şu anki çalıştığım şirket çok hani aslında expert friendly diyebilirim.
Yani herkes böyle o konularda çok açık fikirli ve hiç öyle yargılayıcı, yadırgayıcı bir şey hissetmedim.
Ben genelde hep destekleyici yaklaşımlar gördüm.
Çok güzel. Çünkü hani yaptığınız iş doğru da bilmiyor olabilirim de çok böyle erkek merkezli bir iş ya.
Yani böyle baktığında bu işi yapanların %80'i sadece yıldım.
Belki de ben bilmediğim için. Hepsi böyle erkekmiş gibi çok erkek egemen bir iş ve meslek koluymuş gibi ya.
Kadın olarak rahatsız hissettiğin ya da atıyorum ben işte bu işi ben değildi bir erkek yapsaydı benden daha fazla maaş alır dediğim bir durum var mı mesela?
Ya da bunun gibi bir şey. Yani erkek odaklıymış gibi gelmiyor öyle çünkü aslında baktığın zaman.
Ve hem Türkiye'de hem burada kadın olmanın getirdiği tabii ki de zorluklar var.
Hani sadece maaş noktasına emin değilim.
Ki hani genel olarak duyduğum o şekilde ama çalışma şartlarında kadın olduğunda Türkiye'de de ve maalesef burada da dünyanın her yerinde de vardır.
Biraz daha dişlerini göstermen gerekiyor.
Biraz daha katı olman gerekiyor.
En azından kendini senin...
Yapabileceklerin, senin yeteneklerini, senin deneyim düzeyini gerçekten kabullenecekleri noktaya kadar senin kendini biraz daha göstermek için çabalaman gerekiyor.
Bir erkek yazılım dünyasına girdiğinde insanlar daha onu çok net sezebiliyorum.
Otomatik olarak daha bir saygı gösterebiliyorlar ya da onun yeteneklerini hiç bilmiyor bile olsa biliyormuş, biliyordur zaten diye düşünüp yaklaşabiliyorlar.
Ama bir kadın olunca sanki hani bilmiyor olabilir.
Belki hiç görmemişti. Senin tam tersi aslında bilmediğini varsayarak sana yaklaşıyor.
Senin o konularda hep böyle gerçekten kendinden emin ve kararlı konuşman lazım ki karşındaki sana saygı duyabilsin.
Türkiye'deki ayrımcılık tabii ki çok fazlaydı.
Ama burada da en azından kendini kanıtlaman için belli bir süre gerekiyor.
Bir erkeği oranla kadının daha fazla bir çaba göstermesi gerekiyor maalesef.
Türkiye'de yaşadığın spesifik bir şey var mı?
Ve burada yaşadığın spesifik bir şey var mı?
Olmalı ya da bilir ya da hissettiğin bir şey var mı mesela?
Ya şöyle bir şey oldu. Çünkü ben birkaç tane absürt şey duyuyorum başka arkadaşlarımla.
Senin var mı böyle yaşadığın bir şey?
Türkiye'de ve burada.
Yani Türkiye'de çok fazla spesifik case vardı zaten.
Bir kadın olarak yaklaşımlar da farklı oluyor.
Çok detaylı örnek vermeyeyim ama.
Hem zaten bilgi olarak senin bildiğini az düşünerek yaklaşıyorlar.
Bir yerde senior developer olarak bile girsen yeni mi mezunsun canım sen?
Küçük bilmiyordur bir şey gibi.
O tip böyle bilgini küçümseyerek yaklaşımlar da oluyor.
Ve çok fazla erkeğin bulunduğu ortamda sana daha böyle...
Pozitif ayrımcılık yapıyor adı altında.
Ben pozitif ayrımcılığı hiçbir zaman talep etmem.
Çünkü benim yeteneğim, bilgi, bilgimim neyse herkesle eşit standartlarda olmak isterim.
Ama pozitif ayrımcılık adı altında sana bir adım daha yakın olmak için çaba gösterenler oluyor vs.
Bunlar çok rahatsız edici ve profesyonel hayata yakışmayan şeyler.
Burada o denli olmasa da burada da daha çok işte kadın olduğun için geri plana atılma, işte yeteneklerinin küçümsenmesi ve hani bir yerde kendini kanıtlaman için daha uzun zaman gerekmesi.
Ama insan hakları ve kadın erkek yaklaşımları açısından orada Türkiye'deki gibi zorluklar yaşamıyor.
Bu bana ilginç geliyor mesela.
Bu özellikle sizin sektör, belki de benimle alakalı.
Aslında bilgisayarla yapılacak bir şeyler, zeka gerektiren şeyleri ya da tasarım gerektiren şeyleri kadınların daha iyi yapabildiğini hayal ediyordum ben hep.
Çünkü kadınların algısı...
Çok daha böyle tasarıma açık, çok daha iyi görüyorlar.
Böyle bizim beceremediğimiz birçok şeyi becerebiliyorlar.
Onlar çok daha aslında oralarda yetkin insanlarmış gibi geliyor.
Hamallık yapalım falan hep böyle erkek kişi aman taş taşsın, odun taşsın falan gibi.
Bendeki ayrım hep böyleydi.
Ama sizin sektörde kimle konuşsam hep bu tarz şeyler söyleyince çok şaşırtıcı geliyor bana.
Yani aslında bizim sektör dediğimizde şimdi yazılım dünyasında bir tasarım alanı var.
Orası daha çok kadınların da bulunduğu bir alan baktığında.
Ama ben arka plan yazılım ve backend developer'ım.
backend tarafı daha çok böyle matematik odaklı ve hani şey algoritmalar üzerine sanki böyle fizik matematik gibi alanlar daha çok böyle hani yoğun mühendislik gerektiren alanlar erkeklerin özel alanıymış gibi
bir algı oluşmuş durumda.
Kadınların çok fazla tercih etmiyor olması da bir yerde sebep olabilir ama bu yetenek anlamında ya da o alandaki yetkinlik, ability anlamında bir ayrıma sebep olmamalı.
Tamam çok fazla kadın back-end developer görmedim ben, çok fazla tercih edilmiyor olabilir ama tercih edenler de aynı standartlarda değerlendirilmeli.
Ama bu bir tercih meselesi.
Tercih meselesi tabii ki.
İlgi alanlarıyla ilgili bir şey.
Çünkü bizim sektörde şöyle de bir şey var.
Kendini sürekli geliştirmen gerekiyor.
Sürekli yeni makaleler okuman, yeni patternler, yeni AI çıktı.
Ona adapte olman lazım.
Aynı yazılım diliyle de devam etmiyorsun.
Farklı diller öğrenmen. Yani öğrenmeye yatkınlığın yüksek olması gerekiyor.
Ve istekli olman gerekiyor.
Hangi alana istekliysen orada devam edeceksin.
Aslında bunun kadına erkeğe olan bir şey değil.
Ne fiziksel bir ayrım gerek...
bir şey. Sadece aslında zihinsel bir yorgunluk ve düşünme süreci gerektiriyor.
Ve bu da kadın erkeği yok diye düşünüyorum.
Komik. Ben de şey gibi oldum.
Bırakın erkekler taş taşsın kadınlar bir işler açılsın.
Kim ne istiyorsa yapsın bana ne de şey gibi geliyor bana.
Kadınlar çok daha kreatif geliyor ve hani yaptığınız iş o siyah ekranda yeşil renkler tuşlarmışlar ya böyle wow böyle bir tek sanki Erkekler bırak oyun oynasın ya.
FIFA oynasın. PES oynasın.
PES yani ne bileyim böyle saçma şeyler yapsın gibi geliyor bana.
Aslında hani o konuda şimdi ben de erkeklere bir ayrımcılık yapıyor olmayayım da ama şu konuda katılabilirim sana.
Kadınların mühendislik alanında çok yetkinliği ya da işte ilgisi yok gibi görünse de kadınların aslında kreatif çözümler bulma açısında da çok böyle farklı alanlardan bakabildiğine şahit oldum çok fazla.
Çünkü hani bir mühendislik çözümünün bir yöntemi bilinen bir yöntemi varsa her zaman başka yöntemleri vardır ve bazı yöntemler çok daha verimli olabilecektir.
Bunu görme açısında pratik çözümler farklı yöntemleri görme açısından ben bir kadın olarak böyle hani iyi bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim.
Ama tabi burada da erkeklerde de vardır.
Hani ben de bu sefer erkeklere bir ayrımcılık yapıyor olmayayım.
Yürüsünler erkeklerden. Ama zaten bütün dünyada kadınlara hep bir yapılıyor ayrımcılık.
Bir yerde de ben yapmış olayım bari.
Ya burada istediğin ayrımcılığı yapabilirsin erkeklere.
Tamam tamam anlaştık. Ben de şeymişim gibi.
Erkek değilmişim gibi. E peki onun dışında burada tiyatro ile ilgileniyorsun.
Bizle beraber. Evet evet çok mutluyum bunu yapıyor olmaktan.
Bu nasıl hissettiriyor sana?
Neden Türkçe tiyatro yapıyorsun?
İngilizce değil de Türkçe yapıyorsun ya da Hollanda'ca değil.
Hollanda'ca bilmiyorsun. Bilmiyorum yani aslında kursuna gittim.
Çok hani basic düzeyde değil basit düzeyde biraz Hollanda'ca anlayabiliyorum ama İngilizce ve Türkçe biliyorum.
Peki neden Türkçe yapıyorsun?
Ya da neden hani burada tiyatro yapma isteği neden geldi?
Başka yapılabilecek yüzlerce şey varken ya da hani merak ediyorum.
Çünkü buraya gelip Türkçe bir tiyatro buldum.
Aa Türkçe tiyatro yapılıyormuş deyip gelmek bir şeyleri de kısıtlıyor gibi ya.
Yani aslında şöyle diyeyim.
Tiyatro benim çocukluk hayalim gibi bir şeydi.
Ama genel olarak insan yaşam şartlarında istediği alanı her zaman seçemiyor.
Daha böyle mühendislik alanında çalıştım.
O tarafta işler yaptım.
Ama tiyatro, o sanatın içinde olmak, bir şeyler yapabiliyor olmak her zaman benim böyle bir hayalimdi.
Bir yerden bir noktadan bir dokunmak istediğim bir şeydi.
O yüzden burada böyle bir tiyatro topluluğuna girmek beni çok...
mutlu eden bir şey. Neden Türkçe İngilizce değil?
İngilizce de olabilirdi belki ama hani insanların biraz da böyle ana dilinde bir şeyler yaparken duyguya daha net girebileceklerini daha böyle aslında o duygu durumları, karakter analizleri hani o yaptığın
şeylerin belki ne bileyim orada Türklere özgü, kendi içimden gelen metne ekleyebileceğim bir şeyler de daha verimli olabileceğini düşündüm.
Yani biraz verimlilik açısından.
Yoksa İngilizce tiyatroda da bir şeyler yapabilirdim, olabilirdi belki.
Ama Türkçe tiyatro avantajım varken öncelikle bunu değerlendirmeyi her zaman tercih ederim.
Çünkü ana dili insanın kendini en rahat hissedeceği ve bir sanatta, sözlü bir sanat yapıyorken en iyi aslında kreatif olabileceği bir alan diye düşünüyorum.
Katılıyorum. O yüzden Cimri'de oynuyorsun sen de.
Evet. O yüzden Cimri'de Marian karakterine can veriyorum.
Hayat veriyorum diyeyim. Yeni sezonda bekliyoruz.
Yeni sezonda hepinizi bekliyoruz.
Aynen. Küçük bir reklam geçtik arada.
Güzel. Yeni sezon için hazırlık var.
Peki onun dışında söylemek istediğin burayla ya da Türkiye ile arasındaki bağla ya da gitmeyi düşünüyor musun?
Dönmeyi düşünüyor musun geri? Yok düşünmüyorum.
Yani senede bir iki ailemi görmek.
İşte Türkiye'de Görmek istediğim arkadaşlarım, görmek istediğim yerlere gidip gelmek güzel.
Ama artık Hollanda'da kalmayı düşünüyorum.
Mutlu musun ya bu ülkede? Soğuk ya burası.
İspanya, İtalya'ya gideyim. Ay evet.
O var biraz.
Şöyle söyleyebilirim.
Ben sıcak iklim insanıydım aslında.
İlk geldiğim sene kışın bile palto ama yazın bile palto üzerimdeydi.
Ama artık insan zamanla alışıyor her şeye.
Buranın soğuğuna da alıştım.
Yani yaşam şartları daha iyi olduğu için iklim şartlarına tahammül ediyoruz diyelim.
Peki bir fırsat çıksa hadi gel deseler sana aynı şartlar belki bir tık daha iyi ekonomik olarak şartlar.
Gel İspanya ya da İtalya deseler gider misin?
Yok gitmem. Hollanda'nın ve Hollandalı'nın genel olarak yaşam şartlarına, standartlarına alıştım ve çok memnunum.
Ben buraya gelmeden önce Finlandiya'dan da bir iş teklifi almıştım.
Dedim orası daha soğuk biraz orta yolu bulalım.
Hollanda'ya geldim. Böyle bir yani ama memnunum Hollanda'da.
Değiştirmeyi düşünmem. Yazlıkçı enişte planların var mı?
Türkiye'den bir yazlık alır gider gelirim diyor musun?
Yok onu düşünmüyorum. O derece?
Yani ailemin yanına giderim.
Onlarla tatil yapar dönerim.
Yeterli. Güzel ya yeterli.
Bu şu anki fikrim.
Belki hani 60 yaşındaki Berna gidip köye ev yaptırıyor falan gibi bir şey der mi?
Bilmiyorum ama şu an böyle düşünüyorum.
60'ta ne alakası var? Onu gelecekteki Berna düşünsün.
Ben... Tek amacım burada biraz para biriktirip köyde bir arsam var benim.
Arsaya ev yapmak istiyorum.
Ama sen işte bir adım öndeymişsin.
Benim daha arsa almam falan.
Şu an ona yatırım yapmak yerine elimdeki parayı Avrupa'da değerlendireyim, gezeyim, tozayım diyorum kısmetse.
Yani para yok da yani istiyorum.
Her şey niyetle başlar diyelim.
Şeyi seviyorum ya gideyim yaşlanınca Türkiye'de yaşamak isterim herhalde.
Bazen şey gibi geliyor. Hiç Hollanda'ca öğrenemeyecekmişim gibi geliyor.
O yüzden geriliyorum.
Sen öğrenebileceğini ya da 5 sene sonra tamamen Hollanda'ca konuşabileceğini hayal edebiliyor musun?
Yani 5 sene sonra hayal edemiyorum ama bir noktada öğrenirim ya deyip erteliyorum.
Ne kadar erteleyeceğim bilmiyorum ama o nokta gelecek inanıyorum Saadettin.
Bence ikimizde de o nokta olacak.
Bir gün karşılıklı oturup belki bu podcast'i Hollanda'ca yapacağız.
İnşallah yüce yaradan.
Yani Allah nasip ederse.
Peki teşekkürler. Son olarak podcast'in...
Adı bavulda ne var? Bavulunda ne vardı Berna gelirken?
Ne getirdin? Ya da ne getirip götürüyorsun?
Manevi olur, maddi olur, herhangi bir şey.
Bavulunda ne var?
Her zaman ilaç var. O en önemlisi.
Alerji haplarım, işte burun spreyleri.
Bu biraz Hollanda'da ayıplanabilir ama antibiyotik her ihtimale karşı ne olursa o diye.
Böyle bir torba ilacım her zaman var.
Bazen de taze çekilmiş Türk kahvesi o da olabiliyor.
En temel bunlar. Giderken ne götürüyorsun Türkiye'ye?
Giderken Hollanda peyniri, strap waffle, bir takım gurbetçi çikolataları götürüyorum diyebilirim.
Klasik Hollanda paketimi yapıp gidiyorum.
Ya kimileri özlem falan diyor.
Onlar o kadar çok etkiliyor ki beni.
Hani hiç şey gibi geliyor.
Hiç önemi yok aslında. Bavulunla o kadar ilgilenmiyor ki ne götürüp getirdiğini.
Birileri bir şeylerini bırakıyor orada ya da...
Hani orada hasret duyduğu ya da kafasında olduğu bir şey var.
Senin var mı öyle bir şey? Ya işte aslında getirebilsem özlüyorum ya da merak ediyorum ya da hayal ediyorum dediğin bir şey var mı Türkiye'ye götürüp getirmekle alakalı?
Yok sanırım ya. Aa ne güzel ya.
Yok aynen yani. Peki bavuluna birini koysan kimi koyup getirirsin?
Aa tabii ki annemle babamı.
Aa. Gelsinler yanıma isterim.
Neden? Bilmem ben istemezdim annemle.
Kısa süreliğine belki. Bavulumda gelsinler sonra uçakta gönderir.
Neyse bu podcastı aileme göndermiyorum.
Buradan bunu anladık.
Yok yok. Ben istemezdim ya annemle babamla.
Burada yaşamam yani de.
Yani ben çok seviyorum da hani şey gibi bir yerden.
Böyle getirsem hep bende kalsın.
E tabi ben de şimdi 18 yaşımdan beri ailemden ayrı yaşıyorum.
Üniversite için bir çıktım 18 yaşına sonra hiç bir daha onlarla yaşamadım.
Belki o yüzden o formatı unuttuğum için istiyor olabilirim.
Hatırlasam bir noktada vazgeçeceğim belki de.
Büyük ihtimalle. Ben çünkü hala eve gidince şey diyor babam 11'de arıyor neredesin eve gel artık.
Yani Beni birinin 11'de arayıp eve gel demeli.
Belki 20 seneden fazla oldu.
Eve gel ne ya 11 oldu.
Saatler 11 uyuyacak sanıyor bana ne.
O da evet enteresan bir format.
Tabii öyle challenge'lar var o durumda.
Peki son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?
Yavaş yavaş kapatalım. Teşekkür ederim bu podcast'ı benimle yaptığın için.
Çok eğlenceli güzel bir zaman oldu benim için.
Hollanda'ya gelmek isteyen ve burada yaşayan herkese de inşallah her şey istedikleri gibi olur diyorum.
Ya teşekkür ederiz. Bugünkü konuğumuz Berna'ydı.
Berna'yla yaklaşık bir yıldan fazla olmuştur.
Çalışıyoruz. Ortalama evet bir yıldır çalışıyoruz.
Görüşüyoruz. Bugün de podcast'ı onunla beraber kaydettik.
Teşekkür ederiz. İyi ki geldin.
Eğer Bavul'da Ne Vak podcast'ını beğendiyseniz takip etmeyi unutmayın.
Eskiden burada Olcay olurdu.
Olcay'la kaydederdik bunları.
Artık Olcay yok. Olcay göç etmiş gibi.
Olcay yeni işe girdi.
Bize çok vakit ayıramıyor sağ olsun.
Ama bir şeyleri kurup gidiyor yani.
Yeni bölümlerde farklı hikayelerde karşınızda olacağız.
Şimdilik hoşçakalın. Görüşmek üzere.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
