
Bir Bavul, İki Göç: Hollanda’da Avukat Olarak Yeniden Başlamak
17 Aralık 2025 · 47 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hollanda’da doğdum, Türkiye’de büyüdüm ve Hollanda’ya geri göç ettim.
Hollanda’da Türk, Türkiye’de Hollandalı oldum.
İki ülkede de avukatlık yaptım; kimliğimi, mesleğimi ve huzurumu aradım.
En sonunda, doğduğum topraklarda, Hollanda’da, kendimi buldum
Transkript
Merhaba, burası Bavulda Ne Var? podcast kanalı.
Bu podcast serimizde göç edenlerin hikayelerini, yaşadıkları zorlukları, adaptasyon süreçlerini, varsa çalınan bisikletlerini ya da Avrupa'ya neden göç
ettiklerini, yani aklınıza gelebilecek birçok şey konuştuğumuz bir podcast serisi.
Ve bugünkü konuğumuz Doğan.
Doğan selam, hoş geldin, nasılsın?
Merhaba Saadettin. Hoş bulduk.
Teşekkürler. İyiyim. Sen nasılsın?
İyiyim ben de. Teşekkür ederim.
Ben seni tanıyorum ama dinleyenler tanımıyorlar ve o yüzden de bu podcast'ı kaydediyoruz sanırım.
Bize biraz kendinden bahseder misin?
Tabii. Ben Doğan.
91 yılında Hollanda'da doğdum.
Bir süre Hollanda'da yaşadım, bir süre Türkiye'de yaşadım.
Gidip geldim. Marmara Hukuk Fakültesi mezunuyum.
Türkiye'de avukatlık yaptım.
Hollanda'da da şu an avukatlık yapıyorum.
Bu şekilde kısaca özetleyebilirim.
Neden Türkiye'de okudun?
Yani burada doğup büyüyüp üniversiteye mi gittin Türkiye'ye?
Kısaca şöyle bahsedeyim.
5-6 yaşına kadar burada yaşadım.
Daha sonra bazı özel sebeplerden dolayı ailem Türkiye'ye tekrar dönmek istedi.
Yani bu benim kararım değildi.
Hollanda vatandaşlığım olduğu için her zaman buraya dönmek aslında kafamın köşesinde hep yer alan bir düşünceydi.
Ama tabii ne kadar vatandaşlığın da olsa Türkiye'den tekrardan buraya dönmek her zaman korkutucuydu.
Çünkü anne tarafım burada baba tarafım Türkiye'de.
Aslında tamamen buraya en baştaki gelmemizin sebebi benim buradaki doğma sebebim o.
Annem ve ailesi buraya 80'li yıllarda geliyor ve ben burada aslında Hollanda'daki 3.
jenerasyon olmuş oluyorum.
Daha sonra o bahsettiğim özel sebeplerden dolayı Türkiye'ye döndükten sonra Dediğim gibi kafamda her zaman geri Hollanda'ya dönme düşüncesi vardı ama hukuk fakültesine girdikten ve Türkiye'de
avukatlık yapmaya başladıktan sonra biraz zorlandım tekrardan buraya dönmek açısından.
Çünkü Türkiye'deki hukuk sistemiyle buradaki çok farklı.
Atıyorum bir doktorun uluslararası bir alanda veya mühendisin uluslararası bir alanda iş bulması biraz daha kolayken bir hukuk fakültesi öğrencisinin Türkiye hukukunda özellikle bir eğitim geçmişi varsa
yurt dışına açılması biraz daha zordu.
Hani bu tarz düşüncelerden dolayı biraz daha kafamda nasıl olur, nasıl ederim tarzı düşünceler vardı.
2014 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra ilk kez geldim ve bir denemek istedim.
Burada birkaç ay kaldım, bir sekiz ay kadar.
Devletin bu süreçte bana yardımları oldu, destekleri oldu ama tam o istediğim destek ve kendime olan özgüvenim olmadığı için sanırım 2015 yılında tekrar Türkiye'ye döndüm ve orada iki
sene avukatlık yaptım.
Daha sonrasında 2018 yılında daha emin adımlarla birlikte daha kendine güvenli bir şekilde buraya tekrar gelme kararı aldım.
Ve o zamandan beri buradayım.
Of çok şey karışık ama şöyle bir yerden karışık.
Yani hani üniversiteye kadar İstanbul'da okuyorsun ya.
Üniversitede İstanbul'da okuyorsun sonra 8 ay buraya geliyorsun.
8 ay sen buraya geldiğinde mesela Türkiye'de zaten Hollanda'cı biliyor muydun?
Çok güzel bir soru.
Aslında benim ana dilim Hollanda'caydı.
Burada doğduktan sonra, burada bir 6 yaşına kadar ilkokul eğitiminde sanırım grup 2 deniyor buradaki Lugat'a göre.
O süreçte tamamen Hollanda'ca konuşuyordum.
Ve ailem Türkçe aksanım olmamasını istedikleri için bende daha çok Hollanda'ca konuşmuş.
Yani Türkçem tamamen çok basic level'da bir şeyleri ifade etme şeklindeydi.
Türkiye'ye döndükten sonra okula başlayamadım.
Geldiğim yıl çünkü Türkçem yoktu.
Türkçeyi öğrenmek benim bir senemi aldı.
Ondan sonra ikinci sınıftan çünkü 8 yaşında oluyordum sanırım o zaman.
İkinci sınıftan tekrar başladım.
Yani o da benim için zorlu bir süreç olmuştu.
Neredeydiniz Türkiye'ye döndüğünde İstanbul mu?
Yok ailem benim Kırıkkale'ye dönmüştü.
Babam orada olduğu için.
Tabii Hollanda gibi bir yerden Kırıkkale gibi çok küçük bir şehre dönmek benim için hani kültürel anlamda çok büyük bir şok olmuştu.
Onu hatırlıyorum. Hem dili bilmemek hem de çok farklı bir kültüre dönmek benim için çok zordu.
Tabii ki bunların hepsi de benim için kafamda mutlaka.
Hani ben buraya geldim ama büyük bir ihtimalle ben tekrar geri Hollanda'ya dönerim.
Çünkü Hollanda gibi bir yerden.
Kırıkkale gibi İç Anadolu'nun küçük bir şehrine dönmek benim için çok ağır gelmişti o zaman.
Bir şeyi iyi hayal edemedim bir anda.
Türkiye'den buraya göç ediyorlar.
Hani son dönemlerde çocuklu aileler çok fazla.
Onlar mesela çok zorlanmasın diye bazen çok duyduğum şey international okullara gidiyorlar.
Senin döneminde gittiğin bölgede öyle bir şey olma ihtimali sanmıyorum.
Yoktu. Kesinlikle yoktu.
Devlet okulunda. Türkçe öğrendikten sonra normal bir şekilde Türk öğrenciler gibi devam ettim öğrencilik hayatıma.
Peki sonra İstanbul'a okula gittin.
Evet Kırıkkale'den çıkışım İstanbul'a Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile birlikte oldu.
Orada çok güzel bir 4 sene eğitim sürecinden sonra bahsettiğim gibi 2014 yılında Hollanda'ya döndüm.
Şeyden de sordum aslında aslında hani İstanbul baktığında Hollanda'nın bile...
Neredeyse çok daha büyüğü ve çok daha farklı bir perspektifte bir yer ya.
İstanbul seni yine de çekmemiş miydi de hani yok ya ben bir Hollanda'ya gideyim de deneyimledin?
Yani tabii ki şu anda Hollanda'dayız.
Biraz Hollanda hakkında fikrimiz var.
Hollanda çok sakin, çok her şeyin kuralları olduğu ve düzenli bir ülke.
Sanırım ben bu buradaki...
Doğup da 6 yaşına kadar geldiğim süreçte o Hollandalı karakterini biraz benimsemiş olmalıyım ki İstanbul bana hiçbir zaman o noktada yaşanılabilir bir şekilde bir şehir olarak gelmedi.
Evet bir öğrenci olarak çok seviyordum ama her zaman bu Hollanda'daki huzuru, düzeni, kuralları arıyordum.
O yüzden yok İstanbul benim için hiçbir zaman yaşanılabilir bir şehir olmadı.
Hiçbir zaman bir seçenek olmadı.
Vay be bir tık şaşırdım.
Hollanda'da neredeydiniz de döndünüz?
Hollanda'da Deventer diye küçük bir şehir var.
Çok Türklerin yoğun olduğu bir şehir aslında.
Benim ailemin de anne tarafımın da bir çoğunluğu orada yaşıyor.
Küçük bir şehir. Tatlı bir şehir.
Gidenler olursa mutlaka sevecektir.
Deventer güzel. Ben de gitmiştim bir kere.
Peki burada 8 ay geldin ya.
Burada işte devlet sana nasıl bir yardımda bulundu?
Yani nasıl bir destekte bulundu?
Hollanda vatandaşıysan ve...
Herhangi bir gelir kaynağın yoksa veya iş bulamıyorsan devletin sana sağladığı bystand out caring denen bir sosyal yardım var.
Tabii ben 2014 yılında Hollanda'ya tekrar geri döndüğümde Hollanda'cam tabii ki bu Türkiye'de yaşadığım 15 sene içerisinde neredeyse A1 seviyesine düşmüştü.
Hani bir iş bulup da çalışabilecek bir seviyede değildi.
Tabii ki Deventer'de biraz küçük bir şehir olduğu için orada İngilizce ile de bir iş bulma imkanım yoktu.
Belirli bir şartlar sağlandığı zaman, ki benim şartlarım da sağlıyordu bu süreçte, devlet sana belirli bir miktarda yardım yapıyor.
Tabi bu 2014 yılında 1000 Euro'ya yakın bir miktardı.
Tabi 1000 Euro çok çok büyük bir rakam değil.
O süreçte bir oda kiralayıp temel hayat ihtiyaçlarımı karşılayabilecek bir seviyedeyim.
Onun dışında herhangi bir şey yapamıyordum.
Ama tabi bir yandan da Hollanda'ca öğrenmek istiyorsun, kendini geliştirmek istiyorsun.
Herhangi bir aile desteğim de yoktu benim bu süreçte.
Yani tamamen kendi ayaklarım üzerinde.
Bir bavulumu alıp da gelip de öyle söyleyeyim.
O şekilde cebimde de o zaman 800 euro para vardı.
Tamamen o şekilde gelmiştim buraya.
Ve sanırım tutunamadım.
Ne kadar da devlet de yardım etse, tabii bunun psikolojik boyutu da var.
Tek başına gelip de o zaman sanırım 23 yaşındaydım.
Biraz genç bir yaş belki de daha üniversiteden yeni mezun olmuş.
Devlet ne kadar da yardım etse tam o istediğim özgüven de olmadığı için büyük bir ihtimalle geri döndüm.
Peki geldiğinde hani dil problemin olmasa da kendi mesleğini yapabileceğini düşünüyor muydun ki?
Tabii ki o zaman çok araştırdım.
Hani ne yapabilirim? Uluslararası bir alanda mı istiyorum yoksa Hollanda hukukuyla alakalı mı bir şey yapmak istiyorum?
Herhangi bir denklik var mı?
Çünkü hani denklik olduğu zaman...
O denkliği sağlayan dersleri verdiğin zaman belki burada Hollanda'da tekrar avukatlık mesleğini yapabilir miyim diye düşündüm.
Her ne kadar bu benim ana dilim de olsa zamanında tekrardan benim bu Hollanda'da Hollanda'ca bir şekilde Hollanda'cayı kullanarak bir avukatlık yapmamın
imkansız değil ama çok zor olduğunu gördüm.
Buraya o süreçte benim gibi hani o zaman tabii ki böyle podcastler de yoktu ben araştırıyordum kim var böyle kimden yardım alabilirim hani benim gibi Türkiye'de hukuk fakültesi mezunu olup da burada
avukatlık yapan kimler var diye internetten o zaman araştırdım ve iki tane kadın avukat buldum ve ikisine de mail attım.
Dedim bana anlatın lütfen hani siz hangi yoldan geçtiniz hani benim vatandaşlığım var ben şu an ilerleyemiyorum siz Türkiye'den gelmişsiniz ve burada avukatlık yapıyorsunuz diye ona mail attım ve.
Onlar da bana sağ olsunlar o zaman cevap atmışlardı.
Bu şekilde hani işte üniversitelerde deniklikler var.
Tekrardan okuman gerekiyor falan filan diye çok yardımcı oldular.
Baktım ve çok uzun bir yoldu.
Sanırım gözüm korktu. Ve o süreçte tekrardan o zaman acaba ben sanırım Türkiye'ye dönüp de en azından bir avukatlığı orada bir denesem mi sorusu bana biraz daha cazip geldi.
Ve o noktada Türkiye'de avukatlık yapmak için tekrardan geri döndüm.
Tersine göç yapmışsınız aslında buradan Türkiye'ye.
Sonra sen... Tekrar başka bir tersine göç yapmışsın buraya ve sonra tekrar Türkiye'ye gidip aslında mesleğini icra etmeye çalışmışsın.
Vah çok ilginç. Peki sonra Türkiye'de döndüğünde iki yıl nasıl bir iş yaptın?
Nasıl bir hukuk danışmanlığı yaptın?
Ailedeki beşinci avukatım.
O yüzden ailem Kırıkkale'de avukatlık yapmamı çok istiyordu.
Zaten Kırıkkale'ye dönmelerinin en büyük sebeplerinden biri buydu.
Tabii ki ben Kırıkkale'de yaşamak istemediğim için en yakın seçenek Ankara'ydı.
Kırıkkale Ankara arası çok yakın olduğu için hep bir bağım vardı.
Ankara'da bir ofiste avukatlık yapmaya başladım.
Tabii ki Türkiye'deki avukatlık sistemi, hukuk sistemi çok daha uzun konuşabiliriz bunlarla alakalı ama yeni başlayan bir avukat olarak çok zorlandığımı hatırlıyorum.
Yani iş şartları olsun, çalışma saatleri olsun.
Tabii ki çok güzel bir tecrübe oldu.
Hayat tecrübesi oldu özellikle.
O iki senenin sonunda zaten burnout olup işi bıraktım.
Ve o burnout sürecimde tekrar Hollanda'ya dönmeye karar verdim.
Çünkü burnoutumun sebebinin ne olduğunu aslında anlamaya çalışırken Türkiye'de mutlu olmadığımı fark ettim.
Hani şey diye düşündüm.
Türkiye'ye dönüp de avukatlık yaparsam belki mutlu olurum.
Ama o bahsettiğim aslında o çocukken Doğan'ın vermiş olduğu ben aslında bir gün Hollanda'ya dönerim mi?
O Ankara'da çalıştım.
İki senelik süreçte kesinlikle anladım ki evet o Doğan hala...
Kaldığı yerde ve oraya gerçekten geri dönmek istiyor.
Yani konu para değil, konu Türkiye'de avukat olmak değil.
Konu yaşadığın yerde mutlu olup olmamakmış.
Ve bunu o iki senelik o Ankara'daki yaşadığım süreçte gördüm.
Ne tarz davalara, nasıl bir iş?
Ofiste çalışıyordun, bakıyordun.
Bir de şey de merak ediyorum.
Bu burnout meselesi var ya.
Türkiye'deyken burnout olduğunu nasıl öğrendin?
Türkiye'de burnout diye bir şey var mıydı yani?
Mükemmel bir soru. Önce ilk soruna cevap vereyim.
Çalıştığım avukatlık bürosu birçok davaya bakıyordu.
Çoğunluğu iş hukuku, aile hukuku, ceza hukukuydu.
En çok da iş hukukuyla alakalı çalışıyordum.
Seviyordum da mesleğimi aslında.
Hani tabii ki belirli bir idealizmle başlıyorsun hukuk fakültesine.
Hani yardım etmek istiyorsun, kendini geliştirmek istiyorsun, savunmak istiyorsun.
Bunların hepsi yerindeydi.
Ama Türkiye'deki o hukuk sisteminin aslında...
o kafanda yarattığın imajla birlikte uymadığını ve aslında kıdemli avukatların yeni başlayan avukatlara yaklaşımını da gördükten sonra biraz tabii ki hayal kırıklıkları
olmuştu yaşadığım o süreçte.
Diğer sorun neydi şu an onu hatırlamak istiyorum.
Burnout'un ne olduğunu nasıl biliyordun?
Bilmiyordum aslında. Nasıl fark ettim bunu?
Tabii ki o çalışma koşulları altında bir yerden sonra artık Sabahları uyandığında hala yorgun uyanıyorsun.
İşe giderken ağlıyorsun.
Ben ağlayan bir insan değilim.
Duygusal bir insanım belki ama duygularımı çok fazla gösterebilen bir insan değilim.
O sürecin sonunda böyle otururken ben işe gitmek istemiyorum.
Niye gidiyorum?
Ne yapıyorum ben şu an?
Niye uyuyorum? Niye uyanıyorum? Hayatımda ilk defa bu soruları sorarken buldum kendimi ve o noktada artık Kendimi dinlediğim noktada yok artık ben bunu yapamayacağım dedim.
Ve Hollanda'ya geri döndükten sonra burnout terimiyle karşılaştıktan sonra ha ben aslında burnout olmuşum Türkiye'de.
Hani o tanıyı ben sonrasında koydum.
Yani bu Türkiye'de yaşadığım süreçte değil.
Çünkü tüm emareler onu gösteriyormuş.
Ben buradaki o tanım tabii nasıl ya yok ya öyle bir şey yoktur.
İnsanlar burnout buradakiler şımarıklık yapıyor falan diye düşünürken daha sonra buradaki Hollandalı arkadaşlarım hayır.
Böyle bir şey var. Buradaki birçok insan bu dönemden geçiyor ve burada sağlık sistemi, hukuk sistemi insanlara bu şekilde olan insanlara şu şekilde faydalar sağlıyor dedikten sonra tamam
ya evet demek ki ben de bunu yaşamışım dedim sonrasında.
Ben o şerefe nasıl nail olduğunu merak etmiştim.
O Türkiye'deyken burnout nasıl öğrendiğini.
Çünkü ben de aynısını buraya gelince öğrendim.
Ve çevremdeki işte Yazılımla ilgilenen ya da işte sonradan göç etmiş insanlardan çok duyuyordum.
Ve ben de aynen senin söylediğin gibi şımarıklık zannediyordum.
Ve bir Hollandalı oyuncu arkadaşımla böyle ayda bir kere buluşup konuşuyoruz.
Ben işte ona Türkiye'deki bizim sahne açtığımız dönemden bahsettim.
Ve hani bir buçuk yılın sonunda ağlayarak sahneye gittiğimi, sahneye de hiç durmak istemediğimi, böyle orasının bana korku verdiğini falan anlatıyordum.
Ve hani bunun nedeni...
İstediğimi üretememek olduğundan yola çıkarak anlatmıştım.
Dedi ki burnout olmuşsun.
Dedim ki yok ya oyuncular nasıl burnout olabilir ki?
Hani bu bize maaşlı bir iş değil.
Ve hani böyle bir şey değil ya.
Bizim sanki öyle bir şey olmaya hakkımız yokmuş gibi bir yerde.
Tabii ki hiç çalışmadan da burnout olabilirsin bu arada.
Hani burnout senin tamamen psikolojiniz sana yarattığı bir savunma mekanizması bence.
Hani o noktada. Ve ben de sonradan öğrendim.
Ah ben burnout olmuşum.
Ve hani öğrendim mi diyeyim. O söyleyince fark ettim.
Aa evet falan dedim yani. Tabii ki buradaki fark şu aslında.
Hollanda'da burnout olduğun zaman doktora gidiyorsun ve işine bildiriyorsun.
Süreç o şekilde ilerliyor.
Türkiye'de burnout olduğun zaman yapabileceğin tek şey ya istifa etmek ya da işine burnout bir şekilde devam etmek.
Ben istifa etmeyi tercih ettim o süreçte ve tabii ki şu an verdim bu karardan çok mutluyum.
O süreçte kendimi dinleme fırsatım oldu ve Hollanda'ya dönmeye tekrardan karar verdim.
Ben de bu arada istifa ettim.
Sen de ben her şeyimi aldım böyle küçük bir sırt çantası kuklayla doğuyu gezdim falan o dönemde.
Ve hani arkadaşım şey dedi işte bana hani sen kendine...
Terapi bulmuşsun işte kendi yolunu aramışsın falan bizde de burada üniversite bittikten sonraki bir yıl genelde kendimizi aramaya çıkar genelde baktığında hani Avrupalı gençler giderler işte bir yere ya Tayland oluyor ya işte Nepal
'e giden oluyor başka Türkiye'ye giden oluyor İran'a giden oluyor böyle kendilerini arıyorlar falan diyor.
Ben sana o zaman terapi yolumu söylüyorum istifa ettikten sonra askere gittim ve yedek subay olarak bir sene askerlik yaptım çünkü benim amacım şuydu askere giderken ben artık bu dünyadan uzaklaşmak istiyorum.
Hiç kimseyle bir, ne telefon kullanmak istiyorum çünkü o kadar burn out olmuşum.
Bak hiç farkında değilim ben bunların tabii ki.
Hiç kimseyle bir bağım olsun istemiyorum.
Ben sadece askere gidip bana bir şey söylesinler.
Şu saatte yatacaksın, şu saatte kalkacaksın ve dış dünyayla ilgin olmayacak.
Sadece kendimi dinlemek istiyorum, kendimi düşünmek istiyorum.
Bu şekilde yola çıkarak askere gitmeye karar verdim.
Hani hukuk fakültesi olduğum için de mezunu olduğum için de yedek soba olarak gibi yapma fırsatım vardı.
Hani er olarak yapmadım.
İnanır mısın bana çok iyi geldi.
Çünkü kendimi dinledim.
O hani telefon yok.
Hani bir noktada dış dünyayla bağlantın azalıyor.
Kendimi dinlediğim noktada sen ne istiyorsun sorusunu sordum kendime.
Ve tekrardan Hollanda.
Çünkü bir hayal kırıklığı da vardı ilk deneyimden sonra.
Yapamadım. İkinciye yapabilir miyim diye.
Ama tabii bu süreçte biraz da büyüdüm.
avukatlık mesleği hem askere gitme biraz daha beni sanırım olgunlaştırdı.
Kendime emin bir şekilde 2018'de tekrardan buraya geldim.
Ne kadar askerlik yaptın? Toplamda bir sene yaptım.
3 ay eğitim 9 ayda doğu görevi olarak.
Çok güzel bir süreçti benim için.
Ben askere gidip bu kadar güzel anlatana ilk defa denk geldim.
Tabii ki biraz da şans meselesi.
Neredesin? Kimlerlesin?
Bence onunla da biraz alakalı olabilir.
Ben hala gitmedim.
Benim işte bu ilk Parayla askerlik çıktığında falan da çok ucuzdu.
Ve ben hep şuna inandım.
Türkiye'de askerliği kaldıracaklar.
Artık askerliğe gerek yok.
Hani niye para vereyim de.
Ve ben hala gitmedim.
Ve şimdi askerlik 400 küsur bin TL olmuş.
Yani burnout olmasam ben de gider miydim bilmiyorum açıkçası.
Şimdi yalan söylemeyeyim. O dönem hani o gerektiriyordu benim için.
Çünkü içimden gelen ses onu yapmalısın dedi.
Ve hep içimden gelen seslere de kulak vermişimdir.
Yine yanıltmadı beni o süreçte.
İyi ki de gitmişim diyorum. Çünkü bu kararı orada verdim.
Eğer Türkiye'de avukatlık yapsaydım ve burnout olarak işime devam etseydim bu kararı asla veremezdim ben.
Keşke ben de askere gitseymişim ya.
Burnoutum da ne vardı da gittim sanki.
Bir yere tekrar geri dönmek isterim seni rahatsız etmezse.
İş yerinde girdiğinde...
As üst gibi bir şeyden bahsettiğin işte yeni başlayan avukatlar ve hani eski kıdemli.
Ya bu hiyerarşik bir şey değil mi senin çok rahatsız eden oradaki şey neydi?
Türkiye'nin tabii ki bu her yer için geçerli değil.
Büyük bir çoğunluğu için konuşacağım şu açıdan.
En azından bu benim hani deneyimim.
Aynen o şekilde söyleyeyim.
Tabii ki... Türkiye'de avukatlıktan para kazanmak istiyorsan bir 15-20 sene boyunca çalışıp kendi ayaklarının üstünde durup kendi müvekkil çevreni oluşturup belirli bir noktaya geldikten sonra çok güzel hani mesleğini
icra edebilirsin. Ama yeni başlayan avukatlarda şöyle bir sıkıntı var.
O kadar çok mezun var ki özellikle son 10 senede hukuk fakültesi kontenjanları çok yüksek rakamlara ulaştı.
Hani bir 20-25 sene önce böyle değildi.
20-25 sene önce avukatlık çok daha saygıdeğer bir meslekti.
Ama bazı sebeplerden dolayı bu kontenjanlar çok fazla arttırdığı için çok fazla mezun oluştu.
Ve kıdemli avukatların bu yeni avukatlara ulaşma yolu ve onları kullanma yolu diyeceğim artık maalesef daha kolay oldu.
farklı bir boyutuna ulaşmış oldu yeni mezunların yapmış olduğu avukatlık.
Çünkü hani bence yeni mezunlar şu an ofis boyluk ve katiplik arasında bir yerde gidip geliyor.
Çünkü hani tabii ki bu çalıştığın avukatla da biraz alakalı.
Sana ne kadar öğretmek istiyor, sana çok fazla öğretirse, senin kendi ayaklarının üstünde duracağın bir noktaya getirirse senin yanından gideceğini de düşünüyor.
Birçok etken var yani bu konuda ama birçok kıdemli avukat bence yeni mezun olan avukatları biraz daha ofis işlerini kullanmak için bence kullanıyor.
Ve tabii ben de bir noktadan sonra bakıyorum ki evet ben burada iki senedir çalışıyorum ama ben aslında ne kadar öğrenebiliyorum?
Sen beni ne kadar dahil ediyorsun yaptığım mesleğe?
Çok soru olarak kafamda devam etmişti.
Ve hani o bahsettiğim hayal kırıklığı da aslında o iki senelik işte o süreçte o şekilde gerçekleşti.
Peki bazı sebepler var dedin ya okullarda işte öğrenci alımı çok falan.
Bunun nedeni şey gibi bir yerden mi düşünüyorsun?
Özel üniversiteler gibi bir yerden mi düşünüyorsun?
Ya da çok üniversite açıldı Türkiye'de falan.
Yoksa hani eski devlet okullarında kontenjanlarını mı açtın?
Bu arada gerçekten bilmediğim bir yerden soruyorum.
Evet biraz daha bence...
politik açıdan açılan yeni üniversiteler, her ilde bir üniversite açılması benim şahsi fikrim.
Her ilde bizim bir üniversiteye bence bir ihtiyacımız yok.
Herkes üniversite mezunu olmak zorunda da değil.
Hollanda'ya baktığımız zaman meslek okulları mezunları bence üniversite mezunlarından daha kolay iş buluyor, daha çok iş buluyor.
Türkiye'nin zaten şu andaki geleceği de bence bununla alakalı bir kriz.
Çünkü Türkiye'de sen belirli bir noktadan sonra Belki inşaatta çalışacak adam bulamayacaksın.
Çünkü herkes üniversite mezunu olması iyi bir şey değil o noktada.
Sizin meslek lisesi mezunlarına da ihtiyaçlarınız var.
Meslek yüksekokulu mezunlarınızla da ihtiyaçlarınız var.
Hani arz talep meselesi o noktada.
Sen hukuk fakültesi kontenjanlarını o kadar arttırırsan mezun da o kadar artacak.
Ve bu insanlar belirli bir noktadan sonra iş bulamayacak.
Kesinlikle katılıyorum. Acaba hukukla ilgili farklı bir detay var mı bilmediğimi diyecektim.
Çünkü bence de öyle. Ben meslek lisesi bölümü mezunuyum.
Lisede okuduğumda metal işlerinde okudum.
Herhangi bir yerde iş başvurusu yaparken Türkiye'de şey diyorlardı yani sanayi gibi bir yerde örnek veriyorum işe başlayacaksın.
Lise mezunuyum deyince ondan çok yüksek para talep edeceğini düşündüğü için başvurunu bile kabul etmiyordum.
Ancak fabrikalara başvurabiliyordum lise mezunu diplomanda.
Ama ben fabrikada...
Çalışırsam asgari ücretle çalışıyorum.
Ama benim sanayide çalışan arkadaşım istediği kadar saat çalışabildiği için benim kazandığımın iki katı maaş kazanabiliyordu.
O zaman ben de sana şunu söyleyeyim.
Ben de yeni başlayan bir avukat olarak ben de asgari ücret maaş alıyordum.
Ve yani geçinemiyordum.
Yeni mezun bir avukatın Türkiye standartlarına bir beklenti var ya insanlarda.
Sen hukuk mezunusun, sen avukat oldun, hayatın mükemmel.
Yok öyle bir şey. Yani bu benim bahsettiğim 10 senesi öncesiydi.
Yani 2011 yani 2014 aynen 11 sene öncesiydi.
Şu an durum nasıl? Onu ben de bilmiyorum.
Çok da değiştiğini sanmıyorum. Şöyle diyebilir miyiz?
Hani şey derler ya avukat isterse falan hani gözümüzü kapatıp.
Demek ki avukattın da ilk 15 yılında değilse gözünüzü kapatarak vermeyin.
Tabii ki bu hani kurum avukatı olabilirsin.
Farklı bir dalda yapabilirsin.
Belki benim şansım çok yaver gitmedi o noktada bilmiyorum.
Ama işte bu topladığımız bütün sebepler benim tekrardan Hollanda'ya dönmemde büyük rol oynadı.
Peki avukatlık seçmenin nedeni ailede 5-4 avukat daha olması mıydı?
Annemin en büyük hayaliydi avukat olmam ve o bahsettiğim aslında özel sebep de oydu Türkiye'den.
Pardon Hollanda'dan ayrılma sebebimiz.
Annemi kaybettim ben 5 yaşındayken.
Ve onun en büyük hayallerinden biri olduğu için hani biraz da hem onu gerçekleştirmek hem tabii ki kendi isteğimde öyleydi.
Hem de ailede olan bir meslek olduğu için biraz da aşınaydım mesleğe.
Oydu sebep. Peki şimdi burada da avukatlık yapıyorsun.
Evet. Şimdi kaç yıldır buradasın?
Şöyle ufak bir düzeltme yapayım.
Tam olarak avukatlık diyemem biraz daha yasal danışmanlık yönünde ilerliyorum.
Sorun neydi? Ne kadardır buradasın?
2018'den beri yani toplamda şu an 7 senedir buradayım tekrardan.
Peki son yani ikinci kez artık 7 sene önce geldiğinde işle mi geldin yoksa yine artık geliyorum ben burada bir şekilde hayatta kalırım gibi ilk geldiğin gibi mi geldin?
Yine ilk geldiğim şekilde ben artık gidiyorum ve bir şekilde artık.
Tabii ki Türkiye'nin o zamanlar içinde geçmiş olduğu durumların da biraz etkisi vardı.
Artık hani biraz daha ciddiye alıp evet sen bunu gerçekten istiyorsun ve artık ayaklarının üstünde durmanın vakti geldi mantığıyla buraya tekrardan geri döndüm.
Peki o zaman süreç nasıl ilerledi?
Çünkü yine dilin kötüydü Hollanda Can.
Dil kursuna mı gittin ya da nasıl ne yaptın?
Bahsetmiştim. Tekrar devlet bana o bystand iot caring denen yardımı yaptı.
O bin euroluk yardım hala benim için geçerliydi.
O süreçte artık yani hani iş beğenme gibi bir lüksüm yoktu.
Ve o noktada bir fabrikada işe girmeye karar verdim.
Yani bu o zamanlar benim için çok büyük tabii ki bir hani bunu insanlara söyleyemiyordum, paylaşamıyordum.
En yakın arkadaşlarım bile bilmiyordu.
Çünkü hani bir Türkiye'de bir avukat mezunu olarak tekrardan Hollanda'ya geri dönmüş bir insansın ve belirli bir noktada hayatta kalmak için bir işe girmen gerekiyor.
Hani o noktada bir fabrikada çalışma bir iş buldum ve evet ya hani belki bu bana maddi olarak bir destek sağlar diyerek girdiğim o işte Hollanda
'ca kursuna, İngilizce kursuna gitme fırsatı buldum.
Bir iki, iki buçuk sene falan orada çalıştım ve bu süreçte IELTS olsun, Hollanda'ca sınavları olsun.
Hepsine hazırlanıp tüm dil yeterliliklerimi sağladım ve üniversitelere başvurdum.
Birisi yüksek lisans içindi, diğeri de lisans içindi.
Lisans için olan Hollanda hukukuyla alakalı.
Yani burada avukatlık, o bahsettiğim avukatlığı yapmak istiyorsam o Hollanda, yani Hollanda Hukuk Fakültesi, öyle söylüyor.
Amsterdam Hukuk Fakültesi'ydi.
Diğeri de uluslararası bir alanda yüksek lisans yapmaydı.
Ben uluslararası alanda yüksek lisans yapma fikrine biraz daha sıcak baktım.
Çünkü İngilizce benim için her zaman biraz daha ön plandaydı.
Ve uluslararası alan olduğu için İngilizce olarak mesleğimi idame ettirebilirdim.
Her ne kadar Hollanda'cayı öğrenmiş de olsam o süreçte, çok akıcı bir şekilde de olsa, nasıl ki Türk dilinde hukuk dili bize nasıl daha zor geliyor, Hollanda'ca için de aynısı geçerli.
İngilizce olarak o şekilde devam etme kararı aldım uluslararası alanda.
İlk sorum fabrikada ne iş yaptın özel değilse?
Yo özel değil Scania diye bir tır şirketi araba şirketi aynen orada kalite kontrol işte hani direkt böyle hani hani birazdan mekanik bir işti ama hani çok
da fazla böyle bir Eğitim gerektirmeyen bir işti.
Öyle söyleyeyim. Herkesin girip de başvurabileceği tarzda bir işti.
Burada üretiyorlar mı yorgunları?
Evet. Zwolle'da diye bir şehirleri var.
Deventer'de yaşıyordum o zaman.
Zwolle ve Deventer yakın olduğu için.
Oraya giden de bir arkadaşım vardı.
O bana biraz vesile oldu.
O arkadaşımla birlikte gidip geldim o süreçte.
Çünkü ehliyetim de yoktu maalesef.
O bana yol gösterdi.
O şekilde maddi bir destek oldu bana.
Ben de Ford'da çalıştım bir yıl.
Çok benzer bir iş yapıyordum yani.
Peki şey merak ediyorum.
Bu sana devlet küçük de olsa bir yardım yapıyordu ya.
Bunu normal böyle sen Hollanda vatandaşısın diye buraya geldin ve buna başvurunca veriyorlar mı yani?
Evet. Çünkü Hollanda beni şey olarak görmüyor.
Türkiye'den gelmiş biri olarak görmüyor.
Ben Hollanda vatandaşıyım.
Ama orada...
İkametgahım orada hani öyle anlatayım.
İkametgahım o zaman hani Türkiye'deydi ve ben ikametgahımı tekrardan Hollanda'ya aldırdım olarak görüyorum.
Hani beni yabancı statüsünde hiçbir zaman görmedi Hollanda.
Hani ben burada doğduğum için normal bir Hollanda vatandaşıyla aynı haklara sahiptim her zaman.
Peki Türkiye seni yabancı statüsünde görüyor muydu?
Hayır çünkü ben çifte vatandaştım.
Hem Türkiye hem Hollanda vatandaşlığım olduğu için iki ülkede beni hani aslında insanlar...
Çifte vatandaş çok avantajlı bir şey olarak görür ama bence kesinlikle değil.
Çünkü ben şu an hem Türkiye'de vergi ödüyorum hem burada vergi ödüyorum.
Çünkü Türkiye'de ben hala bariyo kayıtlıyım mesela.
Türkiye vatandaşı olduğum için askerlik yapmak zorundaydım gibi gibi.
Aslında çifte vatandaşlık o kadar da zannedildiği kadar avantajlı bir şey değil.
Hukuki olarak bakıyorum tabii ben yeni olaya.
Ben bu arada bugün olsam Hollanda vatandaşı yarın çıkarım Türkiye vatandaşlığında.
Ben de büyük bir ihtimalle zaten yakında.
Benim askerlik var zaten. Başka bir şey düşündüğümden değil de.
Sonrasında yüksek lisans yaptın ya.
O neredeydi? Hangi okuldaydı?
O da Tilburg'da. Hollanda'nın güneyinde.
Kişisel verilerin korunması kanunu ile alakalıydı.
Data koruma, kişisel verilerin gizliliği bu bir alan.
Uluslararası bir alan. Türkiye'de de şu an KVKK diye geçiyor.
Belki duymuşsunuzdur.
Hani bu internet sitesine girdiğin zaman sana cookies sorar.
Sonra privacy policy yazar altta okumak ister misin diye.
Kısaca hani... O alanla alakalı öyle bir özet geçebilirim.
Tabii ki bundan çok daha fazlası ama hani biraz daha nasıl tanıtabilirim diye söylemek açısından.
Şu anda da PwC'nin bünyesinde bir yasal danışman olarak bu alanda çalışıyorum.
International bir şirkette çalışıyorsun değil mi sen?
Evet. Peki Hollanda içi bir yer, Hollanda içindeki şirketlerle mi çalışıyorsun yoksa dünya üzerindeki şirketlerle mi çalışıyorsun?
PwC'nin global takımında çalışıyorum.
Çünkü PwC aslında hem Hollanda bünyesinde 5 tane ofisi var.
Hem müşteriyle çalışan kısmı var hem de global kısmı var.
Ben global kısmındayım. Peki bu iş için Hollanda'cıya ihtiyacın var mı?
O bahsettiğim eğer o müşteri kısmında çalışırsan %80 gerekiyor ama %20'lik kısımda tanıdığım arkadaşlarım da var.
Onlar müşteri kısmında da İngilizce olarak çalışabiliyor.
Ben biraz daha hani bu arada PwC'den önce bir Hollanda şirketinde %100 Hollanda'cı olarak da yasal danışman olarak çalıştım ve Tekrardan bahsettiğim o sebeplerden
dolayı biraz zorlandım.
Hollanda'ca zor bir dil.
Yani burada doğup büyümüş olan biri için bile zor bir dil.
O Türkiye'de yaşadığım 15 sene boyunca benim Hollanda'ca ile hiçbir alakam olmadı.
Ama İngilizce ile hep bir alakam vardı.
O yüzden hep İngilizce ile biraz daha haşır neşir olduğum için o bahsettiğim global takımdaki işe geçtim.
Peki Hollanda'cıyı nasıl öğrendin ya?
Özel dersler, Hollandalı arkadaşlar.
Hollanda'ca haberler, Hollanda'ca podcastler.
O üç sene boyunca hiçbir şekilde Türkçe konuşmadım.
Hiçbir Türk arkadaş edinmek istemedim.
Tamamen yani B2-C1 seviyesini o şekilde getirdim.
Ve bunun Hollanda'da Enteetway denen bir sınav var.
Yurt dışından gelen insanların Hollanda'daki...
Dil yeterliliğini göstermeleri ve Hollanda'da iş bulabilmeleri için açılmış bir sınav.
Devlet tarafından yapılıyor bu.
Benim de lisans diplomam yurt dışında olduğu için Hollanda'da bir iş bulabilmem için bu yeterlilik sınavına girmem gerekiyordu.
Ve o şekilde ben o sınavı geçtikten sonra Hollanda'da bir iş bulabildim mesela Hollanda'cı olarak.
Peki yavaş yavaş yaşama gelelim isterim burada.
Ulan ne kısa çok konuşuyorum. Şeyi çok merak ediyorum ya Doğan.
Mesela sen geldin ya mesela ilk 8 ay geldin ve sonra işte artık burada yaşayacağım deyip ikinci kez geldin ya.
Burada arkadaş edinirken zorlandın mı?
Yani hani biz sonradan gelenlerin en azından sen Hollanda vatandasısın ya biz sonradan gelenlerin diyebilirim herhalde.
Zorlandı minimalde zorluklar zorlanmalar yaşadın mı yani?
Bu benim hayatımın tümünün problemi oldu maalesef.
Çünkü Hollanda'da doğdum.
Türkiye'ye geldiğimde ben Hollandalı doğandım.
Hani Hollanda'dan gelen doğandım.
Hani o buranın hani şöyle söyleyeyim.
Hollanda kültürüne Türk göre biraz daha yakındım.
Hani burada doğup büyüdüğüm için.
Türkiye'de onun zorluğunu o şekilde yaşadım.
Daha sonra Türkiye'de 15 sene kaldıktan sonra tekrardan buraya geldim.
Evet biraz daha Hollanda kültürüne yakınlığın vermiş olduğu o avantajı kullanıp birçok Hollandalı arkadaşım oldu.
Ama tabii ki o Türkiye'deki edindiğim arkadaşlıklar gibi çok güçlü bir arkadaşlığım hala yok.
Arkadaşlarım var ama dostlarım hala Türk.
Öyle söyleyeyim. Hollandalılar bu konuda biraz daha kendi babıllarında kalmayı seviyorlar.
Ama şöyle düşünüyorum o noktada.
Türkiye'de... Kaç tane Suriyeli arkadaşımız vardı?
Kaç tane Kürt arkadaşımız vardı?
Kaç tane Laz arkadaşımız vardı?
Hani onu düşünüp empati yaptığım zaman aslında Hollandalıların o çok fazla o içlerine girememe durumunu aşırı yadırgamıyorum.
Çünkü ne kadar da istesek biz burada kendi kültürümüzü yaşıyoruz bir şekilde.
Hani o adam da kendi kültürünü yaşıyor.
Ya kendi kültüründen tamamen vazgeçeceksin.
Onların kültürüne adapte olacaksın ve o şekilde...
ilişkiler kuracaksın. O zaman belki bir tık görüyorum ki etrafında Hollanda'da doğup Türk olup hiçbir şekilde Türkçe konuşamayan ve gerçekten tamamen %100 Hollandalı şeklinde yaşayan insanlar
evet bir tık daha Hollandalılarla daha rahat ilişkiler kurabiliyor.
Ama Türkiye'den gelen insanlar açısından durum biraz daha farklı.
Bunu duyduğuma bir yandan yalan olmasın sevindim.
Çünkü şey gibi de bir yerden sevindim.
Çünkü hani bizim bazen Sonradan gelenlerin en büyük sorunu dilmiş gibi geliyor ya.
Hani Hollanda'ca konuşamadığımız için Hollandalı arkadaşlarımız olmuyor.
Ya da işte hani o Hollandalı arkadaşların olduğu ortamlara giremediğimiz için o öyle olmuyor gibi çok düşünüyoruz.
Ve kiminle sohbet etsem 190 aynı şeydi.
Aslında Hollanda'ca konuşsan da yani bir şekilde orada onlarla büyümediğin sürece içlerine girmen çok zor.
Evet. Tabii ki Hollandalılar da kendi içlerinde...
Mesela bazı Hollandalılar gerçekten çok international bir mindset de oluyor ve o insanlarla bağlantı kurmak, arkadaşlık etmek biraz daha kolay.
Ama gelenekçi bir Hollandalıyla arkadaşlık kurmak bir tık daha zor.
Peki ben de ortalama böyle düşünüyorum.
Ama bazen bana sadece Hollandalı bakış açısı olanlar çok daha böyle samimiymiş gibi geliyor.
Çünkü öteki... için değildi.
Hani böyle daha dışa dönük olan Hollandalılar dediğimiz ya da işte böyle hani daha international, uluslararası insanlara açık kafalı Hollandalılar dediğimiz insanlar bana bazen çok samimi gelmiyor.
Çünkü çok oryantalist oluyorlar gibi hissediyorum ve bundan bazen rahatsız oluyorum.
Hani beyaz insanın diğerlerine Farklı perspektiften kucaklıyormuş gibi bazen hissediyorum yani.
Evet evet anlıyorum. İnsanlarda zaten şöyle bir algı da var.
Ya Hollandalılar çok soğuk insanlar işte.
Hani olay soğukluktan ziyade bence hani sen de bunu tecrübe etmişsindir.
Hollandalılar çok sıcak insanlar.
Sohbet etmeyi seven ama işte o bir noktaya kadar onu yapıyorlar ve sana onu hissettiriyorlar o noktada.
Evet ben seninle oturuyorum, konuşuyorum, eğleniyorum belki, muhabbet ediyoruz falan ama iş o arkadaşlık, dostluk boyutuna geldiği anda o noktada o kültürel farkı hissettiriyorlar.
Ve bunu aslında bir açık şekilde yaptıklarını düşünüyorum ben.
Hani sana tabii ki o bahsettiğin kendine o beyaz ve o Orta Doğulu ayrımı mesela bir noktada...
İş ortamlarında özellikle ben de çok denk geliyorum.
Ama evet uzun lafın kısası zor.
Peki buradaki şimdi çalıştığın iş yerinde bu tarz Türkiye'de yaşadığın gibi hiyerarşik ya da burn out olabileceğin sorunların çok oluyor mu ya da hiç oluyor mu?
Ya da burada hiç öyle bir sorun olmuyor ama daha farklı absürt sorunlar oluyor ya da problemler oluyor dediğimiz şeyler var mı?
Çok büyük farklar var.
Çok çok büyük farklar var.
Özellikle şu an Çalıştığım global takımda tabii ki Türkiye'de avukatlık yapmış olsam bile burada sıfırdan başladığım için aslında biraz daha yeni hani 3-4 senedir çalışıyorum öyle söyleyeyim.
Hani bir başlangıç seviyesinin biraz daha üstüyüm ama hiçbir zaman bana kimse bana kendimi olduğumdan ne daha fazlasını ne de daha azını hissettirmedi.
Daha çok bana bir bireymişim gibi yaklaşılıp hani dinlendiğimi hissediyorum Hollanda'da.
Fikrimin sorulduğunu hissediyorum.
Burnout konusuna gelecek olursam da özel hayat ve iş hayatı dengesi kesinlikle var burada.
Çalıştığım firmalarda genellikle bununla alakalı bize ekstra ödemeler yapılıp mesela çalıştığım bir şirkette atıyorum 400-500 Euro'luk bir ödenek verip
bu parayla masaja gidebilirsin, bu parayla spor salonuna yazılabilirsin tarzı.
Burnout olmaman için...
uğraşıyorlar ya da atıyorum saat 5 oldu müdürüm bana diyor ki tamam saat 5 oldu artık kapa laptopunu yani bu belki inanılmaz gelebilir bazı insanları dinleyenler için ama ben bunları duyuyorum burada
hani bunları duymak bile hani benim psikolojimi o an burnout olacaksam bile hani bir şekilde beni rahatlatıyor o güveni bana veriyorlar ve bu çok bence özel bir şey ben
Şu an bunu duyunca da bir burnout olmuşum gibi hissettim.
Tabii ki çok da aşırı güzellemek istemiyorum.
Belki de bunlar benim deneyimlerimdir.
Mutlaka farklı deneyimleri olan insanlar da vardır ama en azından bunun bir terim olması bile bence çok önemli bir şey.
Türkiye'de böyle bir şeyin varlığı bile bahsedilmiyor.
Evet evet. Nasmina da sürekli masaja gidiyor.
Şirketin yıl sonuna kadar şeyi var onu kullanmam lazım falan deyip zorla masaja gidiyor mesela.
Allah'ım diyorum ki ya inanılmaz komik bir şey gibi bir yerden komik.
Sonuç itibariyle baktığımda kapitalist bir düzen ama yine de insanı düşünüyor olması çok...
Kesinlikle öyle. Tabii ki bu büyük şirketler tabii ki kendi ceplerini düşünüyor ama en azından düşündükleri noktada bana sağlamış olduğu avantajlar beni tatmin ediyor mu?
Evet şu noktada ediyor. Harika.
Bir anda çok hızlı geçiyor süre de çok da gittikçe merak ettiğim şeyler oluyor.
Peki sen... Amsterdam'a işle beraber mi geldin?
Çünkü bahsettiğin yerler çok farklı yerler ya.
Şeyi de soracaktım. Şeyle bağlayacaktım.
Aslında o yaşadığın yerler Türkiye'nin iç Anadolu'su gibi yerler.
Amiyane tabiriyle. Geldiğin yerde Hollanda'nın İstanbul'u gibi bir yer.
Amsterdam şu an. Hani şu anda öyle bir burası sana kaotik geliyor mu?
Zor geliyor mu mesela? Çok güzel tabir ettin.
Bilmeyenler için Deventer Hollanda'nın iç Anadolu'su gibi bir yer.
Çok çok küçük. Belki bazıları için aşırı sakin gelebilecek bir yer.
Hollanda'ya gelince Deventer benim için tabii ki bir merdivenin ilk basamaydı.
Bildiğim bir yerdi. Doğduğum bir yerdi.
Güvendiğim bir yerdi. Ama hiçbir zaman orada da İstanbul ne kadar kaotikse Deventer'de o kadar.
Tam tersi. Aşırı sakindi.
Amsterdam hep benim için bir ortası gibi gelmişti.
Hani insanlar Amsterdam deyince çok büyük, çok kaotik bir yer gibi düşünebilir.
Ama İstanbul'da yaşayan bir insan için aslında Amsterdam İstanbul'un belki bir semti olarak gelebilir.
Hani öyle özetleyeyim. O yüzden hep bir Amsterdam hayalim vardı.
O yüzden mezun olduktan sonra yüksek lisanstan özellikle Amsterdam çevresinde iş bakmaya çalıştım.
O da kolay bir süreç değildi.
Çünkü Amsterdam'ın uluslararası...
popülasyonu çok fazla, ekspat çok fazla ya da Amsterdam'da gelip yaşamak isteyen yabancı sayısı çok fazla.
Yani bir 60-70 tane bir iş başvurusu yapmışımdır Amsterdam'a gelene kadar.
Tabii ki şu an bir ilişkim var.
Birlikte olduğum kişiyle birlikte bu kararı verdik ve tabii ki iki kişinin güçlerini birleştirip de Amsterdam'da yaşaması tek başına yaşamaya göre bir tık daha kolay.
O şekilde Amsterdam'da iş bulduktan sonra tabii önce Amsterdam'da iş bulduk.
Ondan sonra buraya gelip taşınabildik.
Ya ben mesela çok uzun yıllardır İstanbul'da tek yaşıyorum.
Hani bir şekilde ekonomimi çok çok çalışıyorum bilmem ne falan.
Hani ekonomimi düzenimi kuruyorum.
Mesela burada şunun olabileceğini düşünmüyorum.
Çünkü çok fazla arkadaşım var.
Hani 35-40 yaş arası böyle bir sürü arkadaş çevremde, sanatçı çevremde.
Ben hiç tek yaşayan bir bireyle karşılaşmadım.
Ve herkes mutlaka...
Paylaşımla evde kalıyor. Ve bu burada bir kültür olmuş.
Bunun kültür olmasının nedeni bence ekonomi.
Sen de bunu söyleyince bir anda şey geldi aklıma.
Yani aslında ekonomik nedenler baktığında burada çok da rahatsız edici değil mi ya Amsterdam'da?
Kesinlikle öyle. Hani Amsterdam'da da tek başına tutunabilmek çok çok çok çok çok zor.
Hani tek başıma olsam benim için de bir hayal olabilirdi bir avukat olmama rağmen.
Ha tabii ki ben de paylaşımda bir şekilde bir evde yaşayabilirim kalabilirdim falan filan.
Hani Amsterdam çok güzel bir seçenek.
Benim için kaotik değil en azından.
Hani sonuçta bisikletimde de hala işime gidebiliyorum.
O kadar kaotik olsa büyük ihtimalle gidemeyebilirdim.
Güzel, sevindim. İyi ki Amsterdam'dasın.
Peki Kumpanya'yla nasıl tanıştın?
Kumpanya'da neler yapıyorsun? Biraz bundan bahsedelim sonra kapatacağım.
Bahsettiğim gibi... Türkçe ile hiçbir alakam olmadı o Hollanda'cı öğrenme sürecimde.
O noktada artık biraz rahatsız olmaya başladım.
Hani ben Türkçe bir şey yapmak istiyorum.
Türklerle tanışmak istiyorum.
Türk arkadaşlarım olsun, dostlarım olsun diye düşünüyordum.
Bir yandan da tiyatroyla çok ufak da olsa bir geçmişim vardı.
Türkiye'de çok yakın bir arkadaşım Sinem.
Buradan dinlerse selam olsun ona.
Cihangir Atölye'de...
Oyunculuk atölyesine başlamıştı ve benim için bir aydınlanma oldu orada.
Ben de bunu acaba Hollanda'da yapabilir miyim?
Hollanda'da var mı acaba böyle bir oluşum diye bakarken Kumpanya'ya denk geldim o zaman Instagram'da.
Daha sonra senle tanıştım tabii ki sana mesaj ya da mail göndermiştim tam hatırlamıyorum.
Mail attım ve bir şekilde süreç ilerledi ve tanıştık ve bu yola girdim.
Kumpanya ile tanışmam bu şekilde oldu.
Ne yapıyorsun Kumpanya'da tiyatroyla?
Kumpanya'da Atölye'den sonra Cimri adlı oyunda Valer karakterini canlandırıyorum.
Ve şu an önümüzdeki oyun sanırım yedinci oyunumuz olacak Hollanda'da.
Çok güzel bir şekilde Cimri oyununu gerçekleştiriyoruz.
Çok mutluyum böyle bir oluşuma dahil olduğum için.
Gerçekten fırsatı olanlar mutlaka gelsin Kumpanya'nın etkinliklerinden faydalansın, izlesin.
Bazen komik geliyor ama aslında ilk 3 yıl hani Türkçe konuşmayacağım, kullanmayacağım.
Bu arada bunu çok iyi anlıyorum ve ben de ilk geldiğimde mutlaka bu dili öğrenmeliyim.
Hani diyordum burada yaşamak istemesen bile.
Demene rağmen şimdi Türkçe bir şey yapıyor olmak seni rahatlatıyor mu?
Kesinlikle rahatlatıyor.
Bazı noktalarda şöyle bir şey oluyor.
Hani o bahsettiğim...
Tabii ki ben burada doğduğum ve ana dilim olduğu için o tekrar Hollanda'ca öğrenme sürecim benim için daha kolay olmuştu.
Buradaki ilk defa gelen hiç Hollanda'ca alakası olmayan birine göre.
Ama gün içerisinde üç dili kullanmak beni biraz yorabiliyor.
Çünkü işte İngilizce konuşuyorum.
Birlikte olduğum kişiyle Hollanda'ca tabii ki buradaki Hollandalı arkadaşlarımla Hollanda'ca ve Kumpanya'da şu an Türkçe'yi konuşuyorum.
Ama kesinlikle Türkçe'yi konuşmak beni rahatlatıyor.
Tekrardan o... kendimi istediğim şekilde o rahatlıkta ifade edebilme özgürlüğü bana çok iyi geliyor.
Umarım 2-3 yıla Hollanda'ca da oyun yaparız ya.
Ben eğer Hollanda'ca öğrenebilirsem.
Teşekkür ederim ya Doğan.
Ben çok keyifli oldum. Şu arada çok uzun oldu ama ben konuştukça daha konuşasım geliyor.
Ama son klasik bir sorumuz var ve sanırım şu zamana kadar senin kadar bavuluyla seyahat edilenle sohbet etmedim.
Bavulunda neler götürdün ya da neler getirdin?
Bavulunda ne var? Bavulunda ne vardı?
Hatırladığım, belki bu çok özel olacak ama o zaman burnout sürecimde bir günlüğüm vardı.
Ve kimseye anlatamadığım, kimseyle paylaşamadığım şeylerin hepsini oraya yazıyordum.
Çünkü belirli bir noktada insan herkes, en yakın arkadaşına bile anlatamadığın şeyler olabiliyor.
Ailene, arkadaşlarına fark etmiyor.
En çok aklımda kalan büyük ihtimalle o oldu.
Hani o bavuldaki şey. Hatta...
Çok hani iyi anılardan çok kötü anılar vardı o.
Çünkü o burnout sürecinden dolayı.
O günlüğü getirdikten sonra o günlüğü yok hani atmıştım yani bir yere.
Artık tamam o hani miladın doldu benle birlikte geldi.
Ve burada yeni bir başlangıç yapmak istiyorum.
Kafasıyla gelmiştim. Hani o olabilir cevap sanırım.
O günlük aklıma geliyor şu an.
Peki gidiyor musun Türkiye'yi arada?
En yakın arkadaşlarım orada.
İstanbul'a gitmeye çalışıyorum senede bir iki kez.
Ailem işte Kırıkkale'de hala.
Gidebilirsem oraya gitmeye çalışıyorum.
Buradan giderken ne götürüyorsun? Buradan giderken ne götürüyorum?
Genellikle Hollanda kültürüyle alakalı şeyler.
Mesela atıyorum ailem.
Genellikle peynir götürüyorum bu arada.
Çünkü peynir çok özleniyor.
Onun dışında Türkiye'de olmayan ama Hollanda'da bulabileceğini mesela atıyorum.
Kız kardeşim bu noodle'lar var.
Çok acılı challenge'lar falan yapıyorlarmış satıyorum.
Türkiye'de bulamadı ama hani Hollanda'da olan böyle ufak tefek komik hediyeler götürüyorum.
O şekilde. Güzel. Peki son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?
Bizi dinleyen milyonlara.
Bu arada canın bir şey aklına gelirse söylemek istersen.
Tabii ki. Zorlu bir süreç.
Kolay bir karar değil.
Buranın vatandaşı olsan da Türk vatandaşı olsan da.
Çok büyük bir karar. Gerçekten gelmek istiyorsanız gelin.
Denemek için gelmeyin.
Çünkü yoksa çok büyük hayal kırıklığı olacak.
Söyleyebileceğim tek şey bu. Çok teşekkür ederim Doğan vakit ayırdığın için.
Bavulda Ne Var? podcast serisi başka yeni maceralarla hikayelerle devam edecek.
Beğendiyseniz beğenip takip etmeyi unutmayın.
Beğenme var mı onu bilmiyorum. Spotify'da olabilir belki ya.
Artık yeni gelmiş de olabilir bilmiyorum.
Öyle şeyler yapabilirsiniz.
Görüşmek üzere. Teşekkürler.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
