
Alya’yla Amsterdam’a öğrenci olarak gelmeyi, mezun olduktan sonra burada kalma mücadelesini ve yolunun Droog Amsterdam’a çıkmasını konuştuk.
Bir bavulla başlayan hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere götürüyor.
Transkript
Selam. Burası Bavul'da Ne Var Podcast kanalı ve Amsterdam'da Kumpanya'nın stüdyosundayız.
Bugünkü konuğumuz Alya.
Merhaba. Hoş geldin Alya.
Nasılsın? Merhaba Saadettin.
Çok iyiyim. Teşekkür ederim.
Teşekkürler beni uğurladığın için bu güzel yerde.
Bayağı tatlı bir yer burası bu arada.
Yolu düşen herkese öneririm yani.
Teşekkür ederiz. Genelde kapalı gözüküyoruz Google Maps'te ama siz yine de mesaj atın gelmeden.
Genelde buradayız da. Evet.
Süper. Ne yapıyorsun?
Ali'ye kim? Ne zaman göç ettin?
Nereden göç ettin? Biraz bize kendinden bahseder misin?
Tabii ki. Ben buraya bir beş buçuk yıl önce geldim.
İstanbul'dayım normalde.
18 yaşına kadar İstanbul'da yaşadım.
Ondan sonra liseden mezun olup buraya okumaya geldim.
Amsterdam University College'da okuyordum.
Orada hem medya, film, felsefe, psikoloji böyle çok karışık, harman çorman bir program seçimli.
Ondan sonra fark ettim ki tamam ben filmi bayağı seviyorum.
Buna odaklanayım. Ondan sonra onun üzerine mezun oldum.
Mezun olup bir yıl film vasfını yaptım.
Uva'da. University of Amsterdam.
Ondan sonra oradan da mezun olunca iş aramaya başladım.
Herkes gibi. O sıralarda zaten stajımı taş falan filan da yapıyordum bir yerlerde.
Ve şu andaki işimi buldum.
Şu anda da... Program and Partnerships Manager olarak çalışıyorum Amsterdam'da.
Bir tane böyle galerideyim.
Aynı zamanda o galerinin güzel böyle bir tiyatro alanı falan da var.
Orada bir sürü güzel etkinlikler yapıyoruz.
Hatta bu sayede Saadettin'le de tanışmış oldum.
O yüzden çok mutluyum yani işimle.
Teşekkürler. Güzel beraber film gösterimi yapmıştık.
Öyle yani şimdi de yani bu şekilde geldim buraya.
Burada kaldım ve burada kalmaya devam ediyorum.
Bir sürü soru oldu bir anda kalamadım.
Beş buçuk yıl önce liseden mi?
Gözün olunca geldi ya neden Türkiye'de ya da İstanbul'da üniversite okumak istemedin?
Ya ben lisedeyken lisedeki programım şey orada IB okudum.
Ve bayağı yurt dışı odaklıydı.
Ve hani zaten şeyde biraz kafamda biliyordum.
Evet tamam ben galiba İstanbul'dan biraz yükmek istiyorum.
Yani gözüm hep biraz dışarıdaydı.
Ve ya benim yapmak istediğim şeyler hep böyle daha film, medya.
Hani daha böyle kültüre çok daha yakın şeylerdi.
Ve biliyorum ki Türkiye'de...
Bunu belli bir yere kadar yapabilirsin.
Tabii ki de yapabilirsin ama bunu kendi işin olarak yapmak ve bundan para kazanabilmek, kendi geçindirebilmek Avrupa'ya kıyasla biraz daha zor.
O yüzden de Avrupa'yı biraz keşfetmek istedim.
Oradaki insanları, oradaki hayatı merak ediyordum da aynı zamanda.
O yüzden böyle bir yolculuğa aldım.
Peki lisedeyken bu kafaya nasıl geldin ya?
Lisedeyken Avrupa'ya gideyim ya da Avrupa'da bu işi yapayım ya da bu iş çok daha aslında Avrupa'da değerli ve yaşanılabilir.
bir hayat sunuyor. Nasıl öğrendin?
Ya ben çok yani 16 yaşlarımda falan film Böyle setlerinde staj yapıyordum.
Mesela medya yapımında falan böyle bu gibi yerlerde staj yapmaya başlamıştım.
Ve hatırlıyorum da hani ilk böyle başladığım gün aşırı heyecanlıyım.
Böyle harika hissediyorum.
Film setlerindeyim. Böyle harika duruyor her şey.
Sonra insanlarla konuşmaya başladım.
Oradaki insanlar nasıl? Mutlular mı?
Değiller mi? Ve bana dedikleri ilk cümle şu oldu.
Niye buradasın? Yol yakınken kurtar kendini.
Hani herkes bana bunu dedi.
Ve ben böyle çok böyle gerçekten nasıl ya?
Böyle hani hala çok. heyecanlıyım.
Bence harika bir iş yapıyorlar.
Çok böyle bilmiyorum işte çok aktif, çok dinamik, sürekli bir şeyler oluyor.
Çevrende bir sürü çok ilginç, çok güzel insan var.
Ama ona rağmen herkes çok stresli.
İş saatleri böyle gün içinde 13 saat olabiliyor.
Aldıkları maaş bana söylemediler bir rakam ama pek mutlu değillerdi.
Ya böyle bilmiyorum. Anladığım kadarıyla hiyerarşi de çok varmış.
Bundan da bahsettiler. Böyle karavanlarda falan böyle işte film karavanlarında takılıyordum böyle bazı kişilerle.
Hatırlamıyorum oradaki kuaförle konuştum.
Yaşıyorsun işte makyajıyla, saçla.
Ondan sonra zaten yönetmenle konuşmak çok zor.
Çünkü bir hani kıdemler var hep böyle.
Pek bir suratına da bakmıyorlar. Neyse öyle hani herkesin kendi bir planı var, schedule'ı var.
Ona göre işlerini yapıyor ve herkes de eve gitmek istiyor hani en kısa zamanda.
Bunu çok hissettim hani o staj yani evet vakitlerinde de.
Ve dedim ki tamam belki Avrupa'da daha iyidir.
Ama sonra fark ettim ki ben prodüksiyona da çalışmak istemiyorum.
Hani daha böyle teoriye kaydım.
Hani okul da biraz tabii buna etkiledi.
Ama böyle galiba daha çok okumak istedim de.
Okumak, öğrenmek. Ve bulduğum program Amsterdam'da bunu çok çeşitli yönlerden bakıyordu buna.
Hani sadece tek film de değil.
Medya olması, felsefe olması.
Bu açılardan benim çok ilgimi çekti gerçekten.
Ve dedim ki tamam ben bunu iyi duyuluyor dedim.
Bu şekilde başlamış oldum.
Bu arada sanırım benim en çok hoşuma giden şey bir bireyin.
Erken yaşta hayata atılması ve senin 16 yaşında orada o insanlarla staj yapıyor olman çok değerli.
Çünkü kendini deneyimlere öğreniyorsun ya.
Bu çok güzel bir şey.
Ama insanlar sana orada hani kendini kurtar kaç demişler.
Acaba neyden kurtar kaç demişler?
Bu sektörden mi? Yoksa bu setten mi?
Türkiye'de bu yapılmaz gibi bir yerden mi?
Aslında neyden kaç kurtar demişler.
Onu çözebildin mi buradayken?
Evet yani bence... Tabii ki sektörün çok büyük bir yeri vardı.
Ama aynı zamanda bu sektörün Türkiye'de olmasıyla da bu çok alakalıydı.
Hani bence zaten biraz politik de bir durum.
Hani genel olarak bu olaylar.
Ve herkes böyle çok şeyde...
Kimse tatmin olmuyordu yaptığı işten ve memnun değildi.
Bir de aynı zamanda şey de fark ettim.
Ben orada daha dizi sektöründeydim.
Ve bu gibi şeyler Türkiye'de özellikle reklam amaçları daha böyle commercialized.
Yapıldığı zaman daha böyle paramaddi maddiyat üzerine.
Her şey çok yani hiçbir sanat yeri kalmıyor.
Bunu diyebilirim. Zaten eline bir veriyorlar.
Okuman gereken bir script var elinde.
Her şey belli. Kameraman ne yapması gerektiğini biliyor.
Müzisyenler ne yapması gerektiğini biliyor.
Aktörler için de aynı şeylerin böyle sadece değiştirilmiş hali.
Her hafta iki buçuk saatlik dizi bölümü çekiyorlar.
Ve bu hani inanılmaz bir hızlandırılmış prodüksiyon baktığında.
Hani çok basma kalıp her çekim aynı.
Kamera açıları aynı. Hatta o yüzden izlediğimiz her dizide birbirine aslında çok benziyor özünde.
Hani değişen şeyler tabii.
Senaristlik bence çok önemli ve çok güzel yapanlar da var bunu.
Ama genele baktığımız zaman televizyonda gördüğümüz şeylerin de çok benzer paraleller görebiliyoruz.
Bu da tabii çünkü sektörün aslında çok birbirine yakın olması ve herkesin belli bir kalıbı takip etmesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum.
güzel ya. Bunu 16 yaşında keşfedip ya bir de bunu Avrupa'da deneyimleyeyim demek çok güzel.
Çünkü anlattığın şeyleri ben mesela bu sektörden olmayan biriyle sohbet ettiğim zaman anlatıyorum.
Bana birazcık saçmalıyorsun, abartıyorsun falan diyorlar.
Ben de aslında söylediğin şeylerin birebir oyuncu olarak versiyonunu yaşamıştım.
Yani dizi setinde ya da reklam setinde falan gidiyorsun ve ben birçok reklamda oynadım.
İşte ana kast oluyorsun ya da işte bir kişi oluyor zaten o reklamda genelde o ana kasta falan.
Ve o bir kişiden biri oluyorum genelde ya da iki kişiden biri oluyorum falan.
Ve bana ait bir karavan var. İşte kostümcü geliyor yani affedersin bir tek boxerlasın ve onun pantolonu bile sana giydiriyor.
Yani gömleğini giydiriyor.
İşte kuaför geliyor her şeyle seninle ilgileniyor.
Çok rahatsız edici bir yerde ve bir sürü yan oyuncu var işte figürasyon dedikleri.
Ve o insanlar dışarıda soğukta bekliyorlar.
Ekmek arası köfte ekmek yiyorlar ve sen canın ne isterse getiriyorlar.
Yönetmen sette Allah.
Evet. Yani hani tanrı yani o ne derse oluyor.
Ve sonra yönetmenden bir üstü daha var daha büyük bir Allah.
O da reklamı veren müşteri ve müşteri ve o aradaki yapımcı şirketler.
Böyle daha büyük Allah gibi.
Ve yönetmeni de bu sefer öyle olmadı.
Böyle bir daha şunu böyle çeksinler falan.
Ya da onun kostümünü. Tabii ki adam işini yapmıyor.
Orada başka bir dünya var. Yani çok commercial bir şey.
Evet. Ve hiç üretilmediğini fark ettiğin bir yerde o işten kaçmak ve hayallerin olan bir işten kaçmak çok yıpratmıştı mesela benim.
Çünkü oyunculuk okuyorsun ve sonuçta bir şekilde...
İyi bir filmde, iyi bir yönetmende çalışmak, iyi bir sette, iyi bir yerde var olmak istiyorsun.
Ve sonra bu tarz deneyimler insanı çok soğutuyor, uzaklaştırıyor.
Ama senin bunu çok erken bir yaşta fark edip buraya gelmen...
Çok güzel bir şansmış ya. Teşekkür ederim.
Okey günümüzdeki hızlıca biraz daha sorulara geleyim.
Film, felsefe aynı anda nasıl okudun yani?
Bu okuduğun bir programı gibi bir şey mi?
Çünkü Türkiye'de böyle bir şey yok ya. Evet şöyle oluyordu.
Benim derslerim şöyle seçiliyordu.
Film, felsefe, medya, edebiyat, sosyoloji, psikoloji.
Bu gibi böyle çok kültür, fotoğrafçılık.
Bu gibi büyük ana başlıklar vardı.
Bunların altında da ders adları vardı.
Ve bazı dersler beraber iki tane ya da üç tane klasmana da uyabiliyordu.
Atıyorum bu dersleri alabilmen için belli bir dersleri önceden alman gerekiyor falan filan.
O gibi şeyler vardı. Ve ben hem felsefe hem de filmi okurken ondan sonra 300'lük mesela en büyük ders alabileceğin 300'lük ders.
Film felsefesi diye bir ders vardı.
Yani bunu gerçekten hani tamam ben bunu okuyacağım ve ben bunun üzerine bir şeyler yapmak istiyorum demiştim önceden de.
Ve tezlerimi de bunun üzerine yazmıştım.
Ve böyle bir ders benim hayatımı da değiştirdi gibi falan oldu.
Hani gerçekten aldığım en böyle yani göz açıcı, en böyle kendimde verdiğim ve çok severek böyle her şeyi okuduğum üzerine daha da çok araştırmalar yaptığım bir derste.
O şekilde evet okul sundu bunu.
Ve aslında çok paralel olduğunda hani...
öğrendiğim bir şey oldu.
Gerçekten film izlemenin ve film yapmanın ve filmleri incelemenin çok derin bir felsefesi var.
Ve bunun hakkında izlenen de çok şey var.
Özellikle geçmişten gelen.
Ve hani baktığımızda da zaten atıyorum mesela Nuri Bilge Celan filmleri.
Herkes biliyor ediyor. Ama onun baz aldığı çok büyük bir felsefe var orada.
Ya da yavaş sinemanın felsefesi.
Mesela television teori falan.
Hani böyle baktığımda bunun şeyde de geçmişte de çok fazla örnekleri var ve hani Nuri Bilge Ceylan'ın da neyden esinlendiğini görebiliyorsun da.
Hani böyle çok fazla şeyi fark etmeme sahip oldu.
Hani sebep oldu. O yüzden evet çok beğendim yani gerçekten ve direkt tüm dünya hayatıma bakışımı da değiştirdi.
Çünkü yani film zaten birazcık Gerçekliğimizin bir yansıması ve o yüzden de ona başka bir perspektiften bakabilmek böyle genel bir perspektifimi değiştirdi diyebilirim.
Çok güzelmiş. Okulun böyle bir imkan sunuyor olması da çok güzel.
Çünkü mesela seçmeli ders gibi bir şey de değil ya hani örnek veriyorum film okuyorsun ama Türkiye'de de şey var lisans okurken ana derslerin var zorunlu ve sana ek seçmeli ders hakkı sunuyorlar.
Ve bu ek seçmeli dersler şey gibi bir yerden oluyor hani okulu geç derse gitmesen de olur.
Yani böyle çok önemli değil o ek dersler falan gibi bir yerde.
Ama burada bunun bu kadar değer verilip işlenip öğrenciyi eğiten bir yerde olması çok değerliymiş.
Evet. Peki neden Hollanda?
Daha uygundu fiyatlar.
Bence o önemli bir unsurdu.
Ve dil de aynı zamanda önemliydi benim için.
Hani baktığımda hani...
İngilizce hem konuşulan bir ülke.
Herkesin bildiği çok iyi bir kolaylık sağladı o.
Aynı zamanda fiyat bakımından Amerika'yı zaten hiç düşünmüyordum.
Bir de aynı zamanda kültürünü çok sevmiyorum diyebilirim.
İngiltere'yi de bazen düşünüyordum önceden ama ondan sonra fiyatlar falan çok yüksekti.
Avrupa diğer yerleri de çok isterdim.
Mesela İtalya'yı çok düşündüm.
Özellikle film bakımından. Ama dil çok büyük bir bariyerdi ve o zamana kadar da o dili öğrenemeyecektim.
Ya da yani öğrensem bile sonra iş bulma da bunu da biraz...
düşünüyordum sonrasında ve İtalya'da mesela iş fırsatlarının çok olmadığını biliyorum kültür alanında.
O yüzden Hollanda bana çok evet olabilir gibi geldi.
Sonra gittim, gördüm, okula kabul aldım.
İlk defa o zaman Hollanda'yı gezmiştim, Amsterdam'a gelmiştim ve çok beğendim.
Gerçekten çok sempatik, tatlı bir yerdi.
Hala öyle. Hiçbir şey değişmiyor ya zaten.
Evet, burada zaten öyle bir şey var.
Buraya geliyorsun ve...
20 yıl sonra da büyük ihtimalle böyle bir şey olur.
Büyük ihtimalle yani eğer suyun altında kalmadığı sürece.
Evet aynen. Dil bariyeri dediğin Hollanda'da okul lisansı İngilizce miydi?
Evet. Bir sürü İngilizce programları vardı bir de o da tabii çok büyük bir etkendi benim için.
İtalya'da İtalyanca genelde.
Çünkü orada bazı master programları İngilizce diyebiliyorum ben.
Evet ama bir de yaşam olarak da.
Mesela İtalya'ya gittiğimde de herkes İtalyanca konuşuyor.
Hani gerçekten buradası...
O konuda çok özel bir yer onu fark ettim.
Hani ana dili İngilizce olmayıp da herkesin İngilizceyi bu kadar iyi konuştuğu başka bir ülke ben pek tanımıyorum yani.
O yüzden de o çok iyi bir fayda sağladı.
Katılıyorum bence de. Çok insanı iyi hissettiriyor.
Yani hani bu dili de öğrenmek zorunda değilmişsin gibi bir his var yani insanın içinde.
Peki fiyat dediğin şey diğerleri ne kadardı da Hollanda daha mı ucuzlu?
Çünkü Hollanda'da...
Son dönemlerde duyduğuma göre çok fazla göçmen EU dışında öğrenci istemiyor.
Yani hani çünkü konaklayacak yer yok diyor.
Hani konaklayacak yerini bulmazsan gelme diyor.
Bu fiyatlara çok yansıyan bir şeymiş.
Senin girdiğin dönemde nasıldı fiyatlar diğer ülkelere göre?
Benim girdiğim dönemde fiyatlar mesela yıllık 10 bin euroydu.
Bir yıllık program için.
Ve bizim okulda yurtta kalma zorunluluğu vardı.
Ve bu Hollanda için çok...
Yani inanılmaz bir seçenek.
Ve yani sana yurt sağlıyorlar ve üzerine hani orada kalmanı istiyorlar.
Çok iyi bir şey. Üç yıl boyunca.
Hani üç yıl boyunca ben yurtta kaldım.
Ve o yurt hemen okulumun tam yanındaydı.
Science Park'taydı. Aa çok iyiymiş.
O yüzden yani hiç evle uğraşma gerek kalmadı.
Fiyatlar da aşırı uygundu.
Yurtlar 500 euroydu aylık.
Aa çok iyiymiş. Ve yani Çin'de tek bir kişilik oda.
Böyle tuvaletin kendine ait tuvaletin var.
Mutfağın var. Kendini döşüyorsun ediyorsun.
Bir de ortak alanların var. Park var, bahçe var falan filan.
Hani gerçekten ben bilmiyordum bunun nasıl bir nimet olduğunu.
Sonradan fark ettim bu yurtta odamdan çıktıktan sonra.
Ve inanılmaz bir ayrıcalık oldu o benim için.
O da etkiledi tabii. Ben kaldım yani gittim oralara.
Öyle yerler biliyorum arkadaşlarımdan.
Güzel yani ortak alanlar güzel.
Herkes öğrenci. Evet.
Keyifli yani. Aynen.
Peki sonrasındaki şeye geleceğim.
Burada 10 bin euro çok uygunmuş biliyor musun?
Evet. Yani şu an... Ben master programı bakıyorum.
2 katı. Ben yönetmenlik bakmıştım.
18 falandı.
18 çok büyük bir rakam.
İki yıllık master programı için.
Ve sana şey diyor ama hibe bulabilirsin belki burs bulabilirsin falan.
Hollandalı değilim ben nereden kim bana.
Belki de vardır ama çok şanslı bir yerden.
Mesela o kötü burada.
Burs almam gerçekten çok zor.
Mesela benim okulumda ihtiyaç bursu vardı ama onun içinde gerçekten bayağı bir kanıtlaman gerekiyor.
Ve durumun gerçekten çok düşük olması gerekiyor.
Onun dışında başarı bursu falan hiç yok.
Peki bir yıllık master nasıl oluyor ya?
Normalde iki yıl değil mi masterlar?
Benim masterım şeydi film studies'di.
Studies olunca evet Uva'da bir yıllık masterım vardı.
Ama eğer research yapmak istediğiniz zaman iki yıllık oluyor.
İki tane seçeneğin var gibi.
Ama burada çok hani ben rast geldim yani bir yıl master.
O yüzden yani çok ilginç çünkü üç yıl okuyorsun normal bachelor'ın.
Bir yılda master yapıyorsun. Yani dört yılda master derecenle beraber mezun oluyorsun.
Çok güzelmiş. Türkiye'de dört yıl artı iki.
O da çok iyi oldu.
Yani ben mesela atıyorum Türkiye'de kalsaydım İstanbul'da mesela atıyorum Koç Üniversitesi'ne gitseydim falan filan özel olarak çok daha fazla para verecektim buradaki fiyatlara kıyasla.
İki katı büyük ihtimalle öderdin.
Aynen öyle. Bir de çok daha uzun sürecekti mezun olman falan filan.
Bir de yani sonra İstanbul'da kültür alanında yani iyi bir parası olan bir yerde çalışmak da gerçekten biraz zor.
Özellikle yaptığın şey film medya üzerine ise ve çok komersiyona kaymak istemiyorsan.
O yüzden öyle yani çok mutluyum yani yaptığım gerçekten seçimlerimden harbiden mutluyum ve beni iyi yerlere getirdiklerini görüyorum o yüzden de.
Çok mantıklı bir şey yani bu söyledikleri de çok mantıklı yani bunu bu kaydı mesela Türkiye'de dinleyip.
Böyle lise derecesinde dinleyip böyle fikirleri olanlara bence çok güzel ilham olacak.
Şimdi onunla ilgili bir sorum daha geliyor. Senle beraber okumuş dönem arkadaşların liseden onlar ne yaptılar hiç biliyor musun?
İletişim var mı? Devam ediyor mu?
Mesela Türkiye'de okuyan, Türkiye'de hayatına devam eden var mı?
Ya da sinema okuyan? Onlar ne yapmışlar hiç biliyor musun?
Yani Türkiye'de sinema okuyan çok arkadaşım olmadı.
Ama mesela atıyorum tiyatro, dans mesela Mimar Sinan'da okuyan arkadaşlarım oldu.
Ve onlar da şu anda master'a Belçika'ya başvurdular falan.
Ya da hani onlar da hep böyle bir...
Biraz tükenmişlik, biraz bıkınlık şeklinde buralara yani Avrupa'ya kaçmaya çalıştılar diyebilirim.
O da biraz üzücü çünkü özellikle sanat alanında gerçekten bir insanın özgürlüğe ihtiyacı var.
Her çeşidi özgürlüğe, kendini ifade edebilmeden başlamak üzere.
Ve Türkiye'de gerçekten çok canımızı sıkan bir sürü haberler duyuyoruz.
Ve bu da bir etken. Ve aynı zamanda tabii durum böyle olunca da çoğu parayının kazanabileceğin yerler bundan uzak.
durmak istiyor ve belli bir şey yapman gerekiyor ve bunu sanatçı olan kendi sanatçı olarak böyle tanımlayan birinden istemek çok zor.
Öyle olunca da insanlar gerçekten depresyona falan giriyor yani.
Böyle bir tükenmeşlik, bir bıkkınlık hissediyorsun.
O yüzden de böyle başka kaçış yolları arıyorsun.
Ondan evet yani Türkiye'de kalmış olan insanlar yani arkadaşlarımdan özellikle sanat alanında hep böyle başka yerlere tekrar gitmeye baktıklarını çok gördüm.
Yani herkes böyle arkadaşlarımdan.
Ama mesela şundan da bahsedebilirim.
Aynı zamanda atıyorum başka şeyler okumuş insanlar.
Atıyorum mesela finans olsun, mühendislik olsun.
Amerika'ya giden arkadaşlarım var.
Onların da teker teker geri döndüğünü ve İstanbul'da bir hayat kurmaya çalıştıklarını görüyorum.
Bu da yine tabii ki Amerika'daki politik durumlardan, oradaki fiyatların aşırı yüksek oluşundan ve direkt Amerika'nın bize yani orada kalma, green card olayları falan filan.
Çok zor ve çok böyle orada bir random bir olay var.
Biraz rastgele alabiliyorsun.
Yani şanslı olman gerekiyor gerçekten.
Eğer bulamıyorsan da zaten şirketinin seni sponsor etmesi gerekiyor.
Ve bunun da 250 bin dolar.
Bir ücreti var. Yani bir işte çalışmak istiyorsan.
Evet vatandaş olarak.
Tabii öyle durumlardan dolayı da insanlar geri dönüyor.
Hani geri dönen de o yüzden çok arkadaşım var.
Peki şey gibi bir yerden mi geri dönüyorlar?
Bunları karşılayamadıkları için, bulamadıkları için mi geri dönüyorlar?
Yoksa yok abi ben burada bunlarla uğraşmaktansa İstanbul'da dinlerim.
İstanbul'da hayatımı yaşarım. İstanbul'da zaten ortalama aynı bir yerde gibi bir yerde mi der?
İkisinin de çok büyük bir rolü var.
Hani hem bazıları gerçekten orada yer edinemedikleri için geri dönüyor.
Hem de... tamam ya ben burayı anladım.
Buradaki insan kafası bana uymuyor.
Buradaki çalışma hayatını ben sevmiyorum.
Çünkü orada gerçekten çok yoğun ve böyle hustle culture dedikleri hani böyle pek özel hayatına giren böyle bir çalışma düzeyini var.
Ve onu ayak uyduramıyorlar bazen de.
O yüzden İstanbul'a geri dönüyorlar.
Yani insan kültürünü de özlüyor sonuçta.
Hani o çok fark eden bir durum her şekilde.
Hani böyle yani öyle bir sürü farklı şey duydum.
Amerika çok uzak bir yer.
Kültürünü yaşayabilmek için. Aynen öyle.
Evet. Buradan 3 saate gidebiliyorsun İstanbul'a ve günde 5-6 taneden fazla uçak gidiyor.
Mutlaka birinden birine binip gidebilirsin.
Evet. Çok çok Burada çalışan insanlardan şunu da çok duyuyorum.
Amerikalı şirketlerle çalışan insanlar çok umutsuz oluyorlar.
Türkiye'li gibi çalışıyor herkes diyor.
Yani hani özel alana şey yok ya da örnek veriyorum böyle şu saatte de mail atıyor o saatte de senden cevap bekliyor falan gibi.
Ama herhangi bir Hollandalı ya da herhangi bir Hollandalı şirketle bu imkansız.
Aynen öyle. Ya ben Hollanda için onu gerçekten inanılmaz güzel buldum.
Hani çok belli bir saat çalışma aralığın ve...
İş hakları burada gerçekten çok iyi.
Hani hakkın var yani bir çalışan olarak.
Bir sürü seni koruyan hakkın var.
İşin olmasa da var.
Bir sürü yine para alabiliyorsun.
Burnout leave'ler zaten onlar da çok iyi.
Onun dışında yani gerçekten sana çok saygı duyuyorlar.
Her işin her hayatında.
Sick leave'ler çok iyi.
Ben onu da yeni bir fark ettim.
Hani hastayken normal kendi şeyinden gitmiyor.
Gerçekten bayağı bir istediğin kadar iki yıl akı.
kadar sick leave alabiliyorsun.
İki yıl hani ve maaşlı bir şekilde.
Bu baya böyle inanamadığım bir durumdu.
Ben de nasip ediyorum.
Allah aşkına sick leave'e çıkma.
Öyle yani ben çok beğendim yani.
Buradaki yani o iş ve normal kendi hayatının dengesini iyi kurabiliyorsun bu ülkede.
Peki şu anki iş yerinde program ve partnership manager gibi çalışıyorsun ya.
Evet. Aslında baktığında hani Sinema okudun, belki felsefesini okudun ya da sinemayla alakalı bir şey.
Burada film seti ya da film dünyası ile ilgili bir şey yapmak istediğin de olmadı da bu tarz bir iş mi buldun?
Ve işinin tanımı ne oluyor aslında?
Programır ve partnership'in birazcık bunlardan bahseder misin?
Evet, yani şöyle oldu. Okurken, ilk önce işte üniversiteyi okurken hani okumayı ne kadar çok sevdiğimi fark ettim.
Çünkü yaptığım şeyler çok güzeldi, çok keyifliydi.
Ondan sonra ama biraz böyle hayata karşı bir reality check mi diyeyim hani onu biraz yaşadım masterdayken.
Ve dedim ki tamam ben bu kadar güzel şeyler öğreniyorum ama hepsi bunların kağıtta kalıyor.
Hani bunları nasıl ben gerçek hayatta efektif bir şekilde geçirebilirim?
Bu konuda biraz zorlandım. Hani bir set o prodüksiyon hayatına girmek istemediğimi yakın tarihte zaten fark etmiştim.
Çünkü gerçekten inanılmaz bir dinamik, inanılmaz bir çalışma gücü gerektiren bir şey.
Ve böyle bunların tam arasında bir şey istedim.
Ve o da gerçekten program benim için harika bir araydı.
Filmleri programlamak, mesela film festivalimi kurdum onun yanında.
Oradaki filmleri izlemek, onun dışında onları.
Tabii sadece programla film izlemek de bitmiyor.
Üstünde çok fazla şey var.
Kimliği getirdiğin haklar var.
Burada bir sürü finansal durumlar var.
Sanatçılar var. programı niye yaptın var?
Nasıl bir kreasyon var?
Bakış açın ne? Neye odaklanmak istiyorsun?
Ne anlatıyorsun? Ve bu gibi konular beni daha çok ilgimi çekti diyebilirim ve anladım yani ve film ve felsefeyi de aynı zamanda bu şekilde biraz da hayata geçirdim kendi kafamda.
Hani o seçtiğim filmlerle ya da filmden sonra yaptıklarımla o konuşmalar olsun, onun dışında böyle kombinasyonlar olsun atıyorum şey çok hoşuma gitmişti geçen hafta.
Film Gösterimi yaptık şöyle.
Bir tane Japon bir sanatçıyla çalışıyordum.
Ve kendisi böyle vegan sushi'ler yapıyordu.
Ve dedik ki tamam gel senin felsefeni anlatan güzel bir etkinlik yapalım.
Ondan sonra çok güzel bir belgesel bulduk.
Böyle şey hakkında Japonya'da Tsunami sonrası Budist tapınakları nasıl etkileniyor gibisinden böyle.
Çok spesifik bir konu üzerine.
Bir belgesel gösterimi yaptık ve bunu yaparken de işte bu sanatçı kendi suçlarını yapıyordu.
İşte böyle onigirler işte sonra hani aynı zamanda bunu önünde yapıyor.
O yüzden teker teker yaptığını görüyorsun ediyorsun ve bunu tadıyorsun ve böyle yavaşladığında...
bilinçli olarak yemeği de tükettiğin ve bunun üzerine bir şeyler izleyip üzerine de konuştuk böyle baya.
Böyle bu gibi etkinlikler yapıyorum mesela şu anda.
Ve bu benim çok hoşuma gidiyor.
Gerçekten böyle inanılmaz bir yere de geldim.
Bir hissediyorum hani böyle hem filmi daha insanlara biraz daha böyle accessible nasıl diyebilirim böyle daha ulaşılabilir.
Aynen daha ulaşılabilir ve daha çok hissedebilecekleri Deneyimler yaratmaya çalışıyorum biraz da.
Hani biraz böyle üç boyutlu sınama gibi.
Onun da asıl daha da çok.
tadabilirsin. Onunla da çok içine girebilirsin.
Çünkü şeyi de çok görüyorum.
Şu anda aslında film dünyasında çok büyük bir tehdit var.
O da mesela Netflix gibi böyle streaming platformlarının artışı ve daha çok kullanılışı.
Sinemalar çok büyük bir tehlike altında aslında.
İnsanlar daha az sinemaya gidiyor.
Daha az fiziksel salonlar, daha az kullanılıyor.
Ve o yüzden bizim de biraz daha bir şeyler yapmamız gerekiyor.
Oradaki insanları geri çağırabilmek için.
Ve ben birazcık da onu kapatmaya çalışıyorum.
Hani bu yaptığım işle. Nasıl o seyirciyi ekrana nasıl daha çok bağlayabilirim ve bunun fiziksel ortamlarda hani niye mesela evlerinden çıkıp o kendi konfor alanlarını bırakıp benim
tiyatroma gelmeliler.
Bunun üzerine işte bir sürü böyle biraz patlatıyoruz ve bu şekilde zaten böyle etkinlik oluyor.
Yani o film gösteriminden çıkıp başka bir şey deniyor.
Film de bunun bir aracı oluyor ve bu şekilde film de izlemiş ve aynı zamanda birkaç şey daha düşünmüş, yapmış, insanlarla tanışmış oluyorlar.
Benim de biraz amacım bu. Hani yaptığım etkinliklerde insanları gerçekten bir araya getirip filmin sadece ekranla kendileri arasında olmadığını ama aynı zamanda kendileri ve beraber izledikleri insanlarla o ortamın gücünü biraz
daha onlara hissettirmeye çalışıyorum.
Çok güzelmiş ya. Bir deneyim aslında.
Yani film izlemek bir deneyim.
Tiyatroya gitmek bir deneyim.
Çünkü evde yaptığın...
Bir şey bireysel yaptığın bir etkinlik.
Yani bireysel olarak oradasın.
Yani film, sinema, tiyatro, stand-up, komedi ne olursa olsun gittiğinde orada toplumla beraber yaptığın bir iş var ve o toplumun bir parçası oluyorsun.
Yani 50 kişilik bir yerde bir şey izlediğin zaman 50 kişiden sadece bir kişisi güldüğü zaman diğer 49 etkileniyor.
Ya da bir kişisi ağladığı zaman diğer.
Bunlar aslında çok birbirine temas eden ve birbiriyle var olan şeyler.
Ve aslında bu stream yayınlar ve stream işler ya da commercial işler ya da kafeler, mekanlar aslında bunu bizden çok alıyorlar.
Yani hani kafede öyle.
Örnek veriyorum bir kafeden 20 tane var bir yerde.
Ve ne yapıyorsun? Sen bir tanesine gitmeyi tercih ediyorsun.
Ama bir tane bir yerde lokal bir yer olduğu zaman lokal bir yerde genelde hep lokal insanlar.
Orada buluşup sohbet eden.
Ama çok commercial bir yerde kafelerde de insanlar böyle bireysel.
Vakit geçiriyorlar. Artık o kadar bireysel bir dünyaya gidiyoruz ki ve bunun hayatında bir deneyim olduğundan çok kopuyoruz.
Hayat da bir deneyim. Biz de bir deneyimin bir parçasını yaşıyoruz ve çok güzel bir şey yapıyormuşsun.
Peki bunu yaptığın için Türkiye'de bir karşılığı var mı?
Türkiye'de de bu tarz bir şey var mı biliyor musun hiç?
Yani bunu aslında çok da ben de merak ediyordum baya.
Türkiye'de ya İstanbul özellikle şu anda ya tabii orada yaşamadığım için artık bu gibi şeyler en son tabii lisedeyken nasıldı onu biraz daha hatırlayabiliyorum.
Ama o zaman da yeteri kadar aktif değildim.
Anladım ki yani büyük ihtimalle şöyle de diyebilirim.
Bana bu dünyayı biraz Amsterdam açtı.
Amsterdam gerçekten böyle...
Burada her gün bambaşka şeyler oluyor.
Her mekanda başka bir tiyatro, başka bir gösterim, başka bir dans, başka bir stand-up.
Amsterdam o konuda çok çeşitli.
Bunu fark ettim ama belki yaşımla da alakalı olabilirdi.
Çünkü tam o bu gibi şeylere vaktimin olduğu ve kendime dışarı çıkmaya daha çok başladığım zamanlarda Amsterdam'daydım.
O yüzden bu gibi mekanları daha çok keşfetme şansım oldu.
O yüzden İstanbul'a geri döndüğümde bu gibi yerler tabii hep böyle bakıyorum işte sosyal medyada falan da nereye gidebilirim, neler oluyor şu anda, ne var.
Hani mesela İKSV'ye zaten yani onun newsletterına hala üyeyim ve görüyorum da hani orada yaşamasam bile belki alemi falan gidin şunu izleyin falan demek için.
Yani... İstanbul'da da bir sürü şey oluyor.
Onu da tabii asla göz ardı edemeyiz.
Tam yaptığım şeyle tam olarak bağdaşlığım bir şeye daha denk gelmedim.
Ama dediğim gibi biraz kopmuş olabilirim de o realiteden.
Eminim hala çok güzel yerler vardır bunun gibi şeyler yapan.
Ama evet karşıma daha çıkmadı diyebilirim.
Bilmiyorum. Aslında şöyle bir şeyden sordum.
Mesela yaptığın iş burada da nişfi tamam mı?
Yani burada her yerde yapılan bir şey değil bu sonuçta.
Evet. Ortalama belli bir yerde.
Peki bu yaptığın iş pahalı bir iş mi burada?
Yani gelen kişi çok para ödüyor mu bunu?
Ben fiyatları çok daha erişebilir yapıyorum.
Mesela ne kadar yapıyorsun? Yani yine performanstan performansı değişir.
Ama hem normal regular olarak atıyorum 20 euro istiyorum.
Ve aynı zamanda öğrenci bileti de koyuyorum.
Tamam. Mesela bu 20, 30, 40.
Burada her bireyin bunu en az ayda bir kere deneyebileceği bir fiyat.
Tamam mı? 20, 30, 40. 20 iki kere deneyimlersin bir ayda.
Türkiye'de aslında senin yaptığın işe benzer.
İşler çok nadir de olsa oluyor ama bu işler sadece çok parası olan insanların ulaşılabileceği yerlerde olan işler oluyor.
Ve hani buraya ulaşabilmek için bir kişinin 5 bin lira, 6 bin lira vermesi gerekiyor.
Ve bu halk için yapılmış değil de sadece varlıklı bireyler için bir experience satıyor, deneyim satıyor.
O yüzden aslında sanırım Hollanda'daki en güzel şey...
Burada çok gerçekten dediğin gibi çok fazla çeşitlilik var.
İnsanlara çok fazla alan açıyor.
İşte buraya ekspat olarak geliyor insan, yazılımcı.
5 yıl sonra işi bırakmış, şef olarak çalışıyor, aşçı olarak çalışıyor, garson olarak çalışıyor.
Çünkü hayatın bir parçası oluyor.
Ama Türkiye'de hayatın bir parçası olmak için çok varlıklı olman gerekiyor gibi bir yerde ona ulaşabilmek.
Çünkü burada garson olsan da senin deneyimine gelebilir.
Evet orası kesinlikle doğru.
O yüzden mutlu olacağı iş yapıyor.
O yüzden de burada çok alan var. Senin deneyimin lisede orada olmanla alakalı değil.
Türkiye'de bu kadar alan açılmıyor insanlara.
Ya da insanlar kendine bu kadar alana gidemiyor, ulaşamıyor.
Çünkü diyor ki hayatta kalmam lazım, para kazanmam lazım, koşmam lazım, işe gitmem lazım.
O başka bir tempo. Çok doğru.
Ve burada yaptığın iş çok keyifli.
Peki insanlar geliyor mu?
Geliyor evet. Çok güzel.
Yani gerçekten çok çeşit çeşit insan geliyor.
Bir de hani o da çok güzel. Ya da kreatif böyle insanlar, yaratıcı insanlar, işte expatlar geliyor.
Professional working insanlar geliyor.
Tabii arkadaş şeveleri, gruplar, komüniteler.
Bunlar çok var Amsterdam'da.
Ve bir yerde bir şey paylaştığın anda o bir şekilde sensasyon yapıyor.
Ve böyle insanlar duyuyor.
Duyuyor geliyor. Duyuyor geliyorlar.
Küçük bir yer ya. Küçük bir yer evet.
Ama çok seçenek var.
Hani benim de zaten en büyük...
Başta şeyim oydu biraz.
Hani sıkıntı değil de yani bir threat mi diyeyim?
Threat de değil tam da. O kadar çok insan, o kadar çok mekan, bunu o kadar çok yapan kişi var ki.
Hani benim özelliğim ne?
Hani orada biraz bunu da düşünmem gerekiyordu.
O yüzden zaten bu şekilde... Böyle bir sürü multimedyayı beraber birleştiren etkinlikler yapmaya başladım.
Çünkü hatırlıyorum burada sinemalar da çok güzel.
Sneville'lıya bir şey var mesela.
Orada 20 euro falan veriyorsun galiba aylık.
Ve istediğin kadar filme gidebiliyorsun.
Ve bir sürü sinema var burada gidebileceğin.
Mesela öyle bir durum içinde tabii ki ben Sneville'ı ben de kullanıyorum.
Ve Sneville'ı geçerliliği olan bir sinema da film izlemeyi tercih ederim mesela gibi.
Hani o yüzden böyle çok fazla da opsiyon olunca...
Kendi özelliğini bir şekilde ortaya koyman gerekiyor.
Ama bu çok güzel bir şey değil mi?
Sonuç itibariyle şey gibi bir yerde.
Hani bir yerde bir işi çok kişi yapmıyorsa o iş tekelde oluyor birinin.
Şimdi burada çok fazla kişi sanat üretiyor.
Çok fazla kişi senin yaptığın gibi sinema alanında bir şeyler yapıyor.
Ve ne oluyor? Bu sefer sen daha çok kreatif olmaya çalışıyorsun.
Ben daha nasıl farklı bir şey yapabilirim?
Ve sen bireysel olarak...
Kreativiteni çok kullanıyorsun ve diyorsun ki okey bak ben böyle bir şey geliştirdim.
Sonra ötekinden ve öteki gelip senden esinlenip daha başka bir şey yapıyor.
Ve aslında burada küçük bir şey var, yarış var.
Ama bu yarış böyle birbirine zarar veren bir yarış değil.
O çok şaşırtmıştı mesela beni.
Doğru. Yani herkes birbirinden esinleniyor.
Biri gelip senin bir şeyine gelip gerçekten beğenmediyse beğenmediğini söylüyor.
Gelip sana ay Alecim çok tatlıydı, çok güzeldi deyip sonra arkandan hep ha bok gibi inanamıyorum ya böyle şeyler demiyor burada.
Neyse onu söylüyor. Bu buradaki yarışı çok tatlı bir yere çekiyor bence.
Doğru. O yüzden hani söylediğin şey bana çok güzel geliyor kulağa.
O yüzden bir sürü kişi var ben daha farklı ne yapabilirim dediğin andan itibaren abi çok güzel işte ne yapıyorsun daha kreatif oluyorsun daha çok kafa örüyorsun ve genç kalıyorsun gibi bir yerden.
Sanatın içinde genç kalıyorsun üretiyorsun yani.
Kesinlikle evet. Peki film festivali kurdun dedin ya.
Evet. Nasıl bir film festivali kurdun?
Ben buradayken işte üniversitede okurken biz arkadaş gruplarımızla orada bir tanesiyle sinema kurduk.
Kulübümüz vardı ve orada işte böyle bir sürü hani gösterimler bilmem ne yapıyorduk.
En sonunda dedik ki bir festival yapalım.
Hani sadece okul içiydi o sırada.
Ve bakalım nasıl olacak.
Ondan sonra işte böyle bir gün belirledik falan filan bir sürü organize ettik.
Ve yani okulun neredeyse hepsi geldi diyebilirim.
Hani böyle inanılmaz bir sayıdık.
Hatta sığamadık da kullandığımız alana.
Ve çok keyifliydi. Böyle insanlar bayıldı.
Ve ilk defa o sırada yani okulda bir film festivali düzenlenmiş.
önce üniversitede. Dedik ki bu çok tamam harika geçti.
Bunu genişletmemiz gerekiyor.
Ondan sonra Amsterdam'da Criterion diye bir tane sinema var.
Buradan yine o da öğrencilerin yönettiği bir sinema.
Öğrenci olmadan orada çalışamazsın.
Ve dedik ki biz burayla bir collaboration yapalım.
Bir bakalım nasıl olacak. Ondan sonra işte böyle yani tabii bunun üzerine Bunun için çok fazla emek harcandı.
Tüm arkadaşlarımla beraber dedik ki tamam hadi açıyoruz Submission'ları.
Lütfen bize filmlerinizi gönderin.
Bir kürü programlama yapıldı, küresel ekibi yapıldı.
İlk yılımızda...
dünyaya yani topluma herkese açtığımız.
Galiba 95 film geldi.
Ve evet biz baya şaşırdık.
Nereden geldikleri bile her yerden geldi.
Sadece Amsterdam'da değil.
Diğer şehirler ve aynı zamanda diğer ülkelerden de bir sürü çalışmalar geldi.
Neyse biz bunu oturduk hepsini izledik.
Ondan sonra baya bir gün sürdü bu tabii.
Ondan sonra bunlardan arasından 13 tane filmi seçip bir tane işte bir buçuk saatlik bir program yapıp Kriterion'da dedik ki evet ilk böyle dış dünyadaki festivalimiz bu olacak.
Bu arada festivalin adı Amsterdam Student Film Festival.
Ve sadece öğrencilere yönelik bir festival aslında.
Yani öğrenciyken yaptığın filmleri gönderebiliyorsun.
Ama çok fazla öğrenci olmayan kişi de katılıyor tabii ki festivali izlemeye.
Ve ilk böyle açtığımızda kriteriyonun ilk önce bir tek bir odada yapacaktık.
İki saatte sold out.
Ve böyle benim arkadaşlarım böyle istediklerimi özemeden bitti yani.
Tüm biletler, hepsi.
Biz böyle inanamadık ve dediler ki tamam okey Criterion'da iki tane daha sinema salonu var.
Hepsini açıyoruz dediler.
Biz de Criterion'la konuştuğumuzda.
Biz de okey tamam harika dedik.
Dört saat içinde tüm Criterion binasındaki tüm biletler satıldı.
Ve bu Criterion'dan hayatlarında hiç olmayan bir şeymiş.
Yani bu gerçekten bir ilk oldu.
Ve tüm odaların hepsini sattık bir gün içerisinde.
İnanılmazdı. Böyle 400'e yakın bilet satıldı.
Çok büyük iş. Ve hani öğrenci filmi normalde baktığında.
Hani bir öğrenci film festivali ilk defa yapıyoruz.
Adımız bile yok aslında yani.
Hani o an yeni böyle ne olsun falan hani o aşamadayız.
Ve çok başarılıydı. Gerçekten yani ilk şeyimiz için, edition ilk sayımız için.
Gerçekten çok keyifliydi.
Harika yorumları aldık.
Ve dedik ki tamam biz bunu büyütelim.
Ondan sonra iyice büyüdük büyüdük.
Bu yıl üçüncü yılımızdayız.
Ve foundation olduk.
Hani gerçekten bir vakıf kurduk.
Öğrenciler olarak. Yani biz şu anda tabii mezun olduk.
Ama öğrenciyken mi kurdunuz vakıfı?
Bu yıl kurduk. Ben de board'un üyesiyim.
Burada stick thing aldık.
Ve artık şeyde hani daha çok böyle foundation falan da başvurabileceğiz.
AFK'da işte burada Amsterdam'da.
Yarım fundingi o yerlerden çok önemli biri.
Ve bu şekilde şu anda gerçekten bir vakıf bir organizasyon olarak sürüyoruz.
Beş tane farklı mekanda olacak.
29 Mayıs'la 31 Mayıs hevesi.
Çok büyük iş. Beklerim yani.
Çok büyük iş. Evet gerçekten üç günlük bir festival olduk şu anda.
Peki grubunuzdaki insanlar da senin gibi göçmen öğrenciler mi?
International öğrenciler mi? Çok karışık.
Aslında Dutch olanlar da var ama büyük bir çoğunluğumuz international diyebilirim.
Peki senin lead ettiğin bir şey miydi?
Yapalım edelim gibi bir şey. Evet evet hani ben zaten kurulcusuydum.
Bir de aynı zamanda o film kulübünün de chair'ıydım o sırada.
Ondan sonra co-founder olarak kaldım.
Şimdi de prodüksiyon yapıyorum.
Yani oradaki prodüsörüm.
Evet. Bunun nedeni Türkiye'li oluşun olabilir mi?
Yani aslında bir şeylere saldırarak bir şeyler için çok çalışarak elde edebileceğini bildiğin bir yerde hadi bunu yapalım edelim daha atik olmanla alakalı olduğunu düşünüyor musun?
Evet. Aslında bu arada çok bu çok güzel bir soru.
Çünkü bunu ben bayağı fark ettim.
Hani dönemimde de çok fark ettim.
Biz Türkler olarak sürekli böyle gözümüz hani daha ne yapabilirim de biraz.
Hani böyle kendi tamam bir bakıyorsun zaten açıyorsun takvimini.
Zaten çok dolusun ama aklın daha ne katabilirim de.
Hani bizde böyle bir şey var.
Galiba genetik bilmiyorum ama.
Manyaklık var. Evet. Biz biraz manyağız o konuda.
Ama ancak çok keyifli bir manyaklık.
Çünkü ya tabii bunu dengelemek de çok önemli.
Ama Hollandalılarda bunu çok görmedim.
Mesela onu diyebilirim. Hani Hollandalılar biraz şey seviyorlar da.
Hani kendi rahatlarına biraz alışmışlar ve zaten hayatları çok rahat olduğu için Hollandalısın yani.
Hiçbir problemin yok. Hiçbir böyle sıkıntın yani tabii ki olabilir ama belli bir yere kadar bizim yaşadığımız sıkıntılarla ben kıyaslayamayacağım bile.
Yani biz Evet öyle bir kafa yapısından geliyoruz ki sürekli bir şeyle boğuşmamız gerekiyor gibi.
Hani o rahatlık rahat da bize batıyordu aynı zamanda.
Sırf bu yüzden. Çünkü hiç alışamıyor.
Hiç böyle hakkımızın köşesinde bir şey olmadığı bir vakit pek olmuyor çünkü.
Sürekli bir şeyler kurcalıyor seni.
Ve bununla baş etme yolumuz da biraz daha bir şeyler yapmak herhalde.
Bunun üzerine gitmek. Daha böyle başka hani sürekli böyle ben bunu çok düşünüyordum yani.
Zaten o yüzden mesela burada yaşayan Hollandalı arkadaşlarım benim yaşlı grubumda.
Herkes diyor. Hani sen nasıl bugün bu kadar şey, bu kadar yani bunları yapabiliyorsun?
Çünkü hem full time işim var, hem festivalim var, hem bir sürü bir sürü daha böyle side projectlerim falan filan var.
Onlara tuhaf geliyor ama oysa bence Türkiye'de bu çok normal bir şey.
Yani hepimiz bunu yapıyoruz.
Hepimizin böyle başka yaptığı bin bir çeşit uğraşı daha var hayatında.
Kimse boş oturmuyor çünkü öyle bir lüksümüz yok.
Peki yok yani. Çılgın diyorlar değil mi?
Ay man you are crazy.
Aynen. Ben anlamıyorum ya ben asıl onların programına bakıp böyle kız mesela bir arkadaşımın kafede çalışıyor sadece ve evet çok yoğunum sadece işte böyle
çok zor geliyor bana işte bilmem ne hani böyle bu hafta 3 shift aldım falan.
3 gün çalışmış yani.
Bana çok tuhaf geliyor ben diyorum sen nasıl yani.
Evet hepimizin farklı bir temposu var diyeyim.
O yüzden Türkiye'li olmanın çok büyük bir faydasını görüyorsun değil mi?
Kesinlikle görüyorum. Evet çünkü belki alabileceğimden daha çok iş alıyorum.
Ama bunun çok yani sonuçta bir şekilde oluyor yani halloluyor.
O kadar abartılacak bir durum da değil.
Yapabiliyorsan yap bence.
Tembel olmaya gelmedi ki.
Çünkü şeye bağlayacağım aslında bu soruyu.
Seninle beraber mezun olmuş arkadaşların ne yapıyorlar burada?
Evet. Biliyor musun?
Yani şimdi ben biraz humanities hani o kültürel film tarafından geldiğim için oradaki arkadaşlarımın çoğunun iş bulamadığından bahsedebilirim.
Gerçekten büyük bir dürüstlükle.
Ama ben direkt insanların yani yeteri kadar da denediğini düşünmüyorum.
Hani şey anlamında ya burada...
Şey diye bir sorun yok.
İnsanlar zamanını kullanabiliyor.
Zaman kavramı bizim zaman kavramımız ve çok farklı.
Biz hemen mezun olayım, işe atılayım, para kazanayım, şunu yapayım, ev işlerine bakayım.
Hayata atılmamız bizim çok daha...
Çok hızlı bir tempoda. Ve biz bunu şey olarak görüyoruz.
Bunu hemen yani yapmaması gereken şeyler olarak görüyoruz.
Onlar böyle tamam bir gap year alayım.
Biraz dünyayı gezeyim. Biraz kafelerde çalışayım.
Para biriktireyim. Biraz böyle gençliğim yaşayayım.
Festivallere gideyim. Tamam olmadı tekrardan bir gap year daha falan.
Hani böyle yani sanki o kadar çok zamanları ve paraları varmış gibi böyle hiç kimsenin böyle şeyi değil yani.
Herkes kendi hayatını yaşıyor gibi biraz aslında.
Ama bana bu tuhaf geliyor.
Çünkü benim öyle bir lüksüm olmadı.
Ve öyle bir şeyim yok da.
Aynı zamanda bu ülkede kalabilmek için de.
Benim mesela bu işi kazanmam da, alabilmem de tam olarak vaktim olmamasından dolayı kaynaklandı.
O kadar stresli bir dönemden geçtim ki ben de.
Çünkü benim de vizem bitiyordu.
Mezun olduktan sonra ülke sana bir yıl vize hakkı veriyor.
Oryantasyon yıl vizesi. Ve bu yıl içinde iş buldun bulmadın.
Yani eğer bulamazsan... Gerçekten atıyorlar seni.
Ve bundan dolayı da zaten bir sürü Zaman baskısı vardı ve bu baskı beni bir şeyler yapmayı çok zorladı.
O yüzden zaten hep sürekli ben okurken her zaman yanda staj yapmışımdır.
Yanda bir kulüpte başkanlık yapmışımdır.
Ya da kendi bir film projemi çekmişimdir.
Bunları yapmam gerekiyordu ki gerçekten ileride sıkıntı çekmeyeyim.
Bunları hep çok önceden düşünüyoruz her şeyi.
Bir 10 yıl planımız önümüzde koyulmuş bir şekilde.
Buradaki insanlar daha yarın ne yapmak istediklerini bilmeden böyle yaşayabiliyorlar.
Şöyle bir şeye denk gelebilir mi bu?
Yani aslında burada insanlar Avrupalı oldukları için birçoğu yani Avrupa'da yaşadıkları için kafaları bir tık rahat ve yapmak istedikleri iş gelene kadar bekliyorlar.
Ve yapmak istedikleri iş gelene kadar garsonluk yapmak burada bir statü farkı değil.
Ya da başka bir yerde bir şey çalışmak.
Yani kendini idam ettirebilecek kadar para kazansa.
Evini geçindirebilecek kadar, kirasını ödeyecek, spor salonuna gidecek, yemek yiyecek, arada da tatile gidecek kadar.
Ve bunu yapabilmek için haftada 3-4 gün kafede çalışsa yetiyor.
Ve bundan gücenmiyor. Ve bu onu rahatsız etmiyor.
Yani toplumsal bir baskı yok.
Yok. Aile baskısı yok.
Ne yaptığına kimse ilgilenmiyor.
Hayatta kaldığı sürece ve kendini idam ettirdiği sürece sorun yok.
Ve insanlar gap yıl dediğin hani okuldan sonra bir yıl daha kafa dinlemek, kendini aramak gibi bir şey yap.
Dünyayı geziyorlar ve bu insanların para derdi yok değil.
Paraları yok ama bunu dert etmiyorlar.
Evet doğru. Yani aslında benim çok fazla tanıdığım burada öğrenci insan oldu.
Okuldan sonra ben bir yıl gezeceğim dünyayı.
Aa diyorum nasıl para biriktirdin?
Ya şey var işte şu hostelde çalışıp kaldığın zaman konaklamaya para ödemiyorsun.
Yemek yiyebiliyorsun. İşte şuraya şunu gideceğim.
Öyle bir tur planlamış kendi eve.
Tek masrafı uçak bileti oraya gitmek.
Ve bu insanların aslında paraları da yok.
Doğru. Çünkü aileler burada belli bir yaştan sonra vermiyor para.
Bizdeki gibi değil. Bizdeki kültürdeki gibi değil.
O yüzden farklı bir kültürden geldiğimiz için kafaları da çok rahat.
Bizim hemen işe girmemiz lazım, çalışmamız lazım.
İşe girdin mi araba alman lazım, iyi bir telefon alman lazım.
Şimdi artık ev alman lazım ve artık evlenmen lazım.
Evet. basamaklar piramidin tepesine çıkana kadar devam ediyor ve bu senin üzerindeki baskı ve burada o baskı olmayınca da insan bir tuhaf hissediyor.
Evet yani ben mesela İstanbul'dayken bunu herkes şeydi yani herkes böyle biraz hani panik ve şunu yapmalıyım bunu yapmalıyım böyle hani çok hızlı bir tempo var gerçekten herkesin stresini
hissediyorsun ya da o hani kolektif bir şey var yani bir hırs var ve bir şeye doğru çabalama var buraya geliyorsun ve hayat O kadar daha yavaş ki.
Bu beni de çok etkiledi.
Çalışma tempomu da biraz düşürmem gerekti alışmam için.
Bana insanlar işte falan ofiste de yükledikçe yüklüyorlar.
Çünkü biliyorlar ki ben yapacağım.
Ben yapabiliyorum. Ondan sonra yanda bir daha bir insan var.
Hani birkaç ay, üç aydır aynı projede hala adam.
Ben 26.
projeme geçmişim. Çok ilginç yani bilmiyorum.
Gözlemlemek. Peki bu şuna da gelir mi sence?
Aslında burada da iş bulmak kolay değil.
istediğin işi, aradığın işi bulmak kolay değil de gelebilir mi?
Sonuç itibariyle sinema sektöründe ya da senin bildiğin alanda.
Evet yani çok değişiyor.
Tabii bence burada Hollandalı olmak büyük bir avantaj.
Bunu çok fark ettim.
hani başta böyle tamam önemli değil.
Bilmesem de olur. Arayı yani kapatırız.
Bir şey olmaz. Yine de iş bulurum diye düşünüyordum.
Yani neyse ki buldum ama gerçekten şu andaki hani baktığımda başvuruları özellikle kültür alanında Hollanda'ca gerçekten gerekiyormuş.
Şart değil şart var. O baya bir şartmış.
O yüzden yani bence buraya gelirken eğer okuyorsanız falan da Hollanda'cayı aslında o kadar es geçmeyin eğer kalmak istiyorsanız.
Ve evet şu anda böyle yeni Bir sürü şeyler de alınmaya başladı.
Eskiden bence daha açıklardı yabancılara karşı.
Ama şu an biraz böyle şey hissediyorlar.
Job market o kadar kötü ki kendi ilk önce vatandaşlarına da iş verebilmek istiyorlar.
Ama ekspatlar için de mesela tech gibi endüstriler çok...
Onların ihtiyaçları var çünkü buradakiler biraz tembelli.
Oradan gidip böyle Hindistan'dan böyle bir sürü iş atıyorum.
Programmer getiriyorlar falan.
Çünkü onların çalışma hızı...
Bilgileri falan çok daha farklı yani buradaki insanlardan.
Evet. O yüzden ona da ihtiyaçları var.
O açığı da öyle kapıyorlar falan.
Ondan böyle ilginç bir denge var şu anda.
Peki sen Türk elisin değil mi?
Türk pasaportun vardı. Peki burada vize işlerini nasıl çözdün?
Hani lisans için okul halletti sanırım.
Aynen. Birazcık o vize işlerinden de bahseder misin?
Nasıl? Okul nasıl halletti?
Neydi? Ne değildi? Yani ilk önce 3 yıl buraya geldiğimde zaten otomatik olarak 3 yıllık bir oturum kartı çıkardım.
Bu direkt zaten okuduğun zaman burada başvuruyorsun ve hemen geliyor.
Hiçbir sıkıntı yok.
Mesela burada bürokratik işçiler çok aslında akışkan ve sana çok destek alıyorlar, yardım ediyorlar.
Bilgiyi alabiliyorsun istediğin zaman.
Hani böyle uzun sürmüyor her şeyi online de yapabiliyorsun.
O yüzden o konuda gerçekten diğer Avrupa ülkelerine kıyasla burası gerçekten o konuda iyi.
Ondan sonra... Burada 3 yıl oturma izni aldım.
Ondan sonra zaten şey bir yıl master yaptım.
Yine uzattım oturum kartımı.
Ama yine bir yıl kadar uzatabiliyorsun.
Çünkü süresi o kadar da okulun.
Aynen okulun süresi o kadar olduğu için.
Ve ondan sonra da hemen oryantasyon yıl vizyona başvurdum.
Zaten onu da geçirdikten sonra 5 yıl olmuştu.
Artık hani 5 tane gerçekten yılım var.
Sonra şimdi uzun dönemde düşünmeye başladım.
Hani bu ülkede kalabilmek istiyorsan uzun, long term.
permanent'e başvurman gerekiyor.
Yani bu da şöyle oluyor.
Ondan da bahsedeyim.
Eğer burada permanent residency almak istiyorsan hani geçersiz yani geçerli olmayan süresiz oturma izni almak istiyorsan minimum 5 yıl yaşaman gerekiyor burada.
Ve aynı zamanda başvurduğun zaman o anki vizenin long term purpose olması gerekiyor.
Bu ne demek? Long term purpose olması için atıyorum öğrenci olmaman gerekiyor.
Bir işinin olması gerekiyor.
Ya da partnership'in olması gerekiyor.
Yani işinin de sana en az bir yıllık bir kontrakt vermesi gerekiyor ve sponsorlanman gerekiyor.
Bu şartlar altında sen süresiz oturma başvurabiliyorsun.
Ya da partnership var.
O da burada bir sevdiceğinin olması gerekiyor.
Ve onların Avrupa vatandaşlığı olması gerekiyor ve onunla yaşadığını ispatlaman gerekiyor.
Bu şekilde. Yani bunlar bana uyan iki tane bunlar vardı.
Aynı zamanda freelance falan filan da olabilirsin.
Ama onların da bir sürü şartları var gerçekten de.
Ben de o yüzden sponsorluk aramaya başladım.
Ama Türkler için şöyle bir güzellik var.
Bu da çok ilginç bir gap yani.
Kimsenin aslında bilmediği.
Bir şirketin sana sponsor olabilmesi için onların...
kayıtlı olmaları gerekiyor yine Ede'ye.
Ama Türkler bundan muaf.
Yani evet çünkü 100 yıl önce bile işte bu göçmenler geldiği zaman işte göçü olduğu zaman buraya hani Türkiye'den Hollanda'ya böyle bir anlaşma olmuş.
Bunlar 100 yıllık bir anlaşma ve hala şu an geçerli var.
Ve bunların sadece Türk vatandaşları için bu arada bu kural.
Bunların İND'den tanımlı olmaları şartı yok.
Ben o şekilde zaten olabildim.
Çünkü benim şu anda çalıştığım şirket tanımlı değil.
Ama ben Türk vatandaşı olduğum için bundan muaf tutuldum.
O yüzden o bayağı iyi oldu yani.
Ama diğer mesela gelen International'dan EU arkadaşlarımın hem İNED'den tanımlı olmaları gerekiyor hem de üzerine sponsorluk almaları gerekiyor.
İNED'den tanımlı olan şirketlerin de o şirketler İNED'ye belli bir para veriyorlar.
Aynen. O yüzden de zaten çoğu şirket buna iyi bakmıyor.
Çünkü böyle bir ekstra bir şey yapmak istemiyorlar.
Özellikle kültür alanında. Çünkü kültür zaten parası yeteri kadar olmayan.
Yani öyle çok bol kesilen paraları olmadığı için.
bu gibi katlar yapabiliyorlar.
Ama biz Türk olduğumuz için öyle bir yorumumuz yok.
O bayağı iyiydi. Evet.
O gerçekten benim de, bu beni kurtardı yani gerçekten.
Yoksa diğer türlü çok zor olacaktı.
Ve bu şekilde şeye başvurdum.
Highly migrant pardon, highly skilled migrant vizaya.
Sen buna başvurabildin, aldın mı?
Evet. Benim şu anki vizem o.
Ben buna başvurdum.
Bunu aldım. Çünkü belli bir onda da belli bir minimum income gelirinin olması gerekiyor.
Ve o şekilde zaten hallettik.
Ulan ya. O bayağı iyi oldu.
Ve onu aldıktan sonra da zaten şey long term bir permitim olmuş oldu.
Long term permitim olunca da hemen yani hiç beklemeden tüm o Dutch testlerini, sınavları, kültür testini bu gibi şeyler alman
gerekiyor. Ve hepsini aldım.
Ondan sonra da başvurumu yaptım ve süresiz startım çıktı.
Burada süresiz oturma iznim var.
Bundan hemen sonra da gittim vatandaşlığa başvurdum.
Ve ondan da approve geldi.
İnanılmaz derecede yani yeni geldi.
Çok inanılmaz bir hisdi.
Ve şimdi seremonimi bekliyorum.
Beni bir seremoniye çağıracaklarmış.
Orada da böyle bir Dutch krallığına, hükümetine bir yemin falan etmem gerekecek.
Allah razı olsun. Dedeceğim ki iyi bir vatandaş olduğumu yeminle vermem gerekiyor.
Ben de tamam diyeceğiz yani.
Ve o şekilde aynen pasaportu da almaya çok yaklaştım inşallah.
Olur, bilmiyorum. Çok güzel.
Peki akıllarda şey sorusu çok oluyor.
Bu doğru değil o zaman.
Okulduğun süreler yarım sayılıyor falan gibi şeyler var.
Evet. Bunu bana herkes diyor.
Onun belli bir şeyi var galiba.
Başka bir başvuru için olabilir.
Ya da yani benim başvurularım...
Bu gerekmedi. Hepsi bil sayıldı tüm okuduğum yıllar.
Ve o şekilde hem süresiz oturmizmle hem de vatandaşlığı alabildim.
Bu şey mi acaba? Hani böyle Türkiye'lilerde biri bir şey atıyor ortaya.
Hani böyle yalan ya da asıl olmayan bir şey.
Bir yerden bir şey duydu. Ya öyle bir şey var.
Bu doğru. Bir yerde öyle bir şey yazıyor ama bu belli, spesifik bir şey için.
Şu an ne olduğunu bilmiyorum çünkü bana etkisi yoktu.
O yüzden çok düşünmedim. Ama burada...
Galiba Residence Permit Extension'da olabilir.
Ama böyle eğer süresiz oturum istiyorsan ben gayet yaptım yani.
Bir şey olursa mesaj atacağınız kişi belli.
Evet evet ve ben bunu aradığımda böyle dedim hatta İNED'le konuşuyorduk.
Ve dedim ki yani böyle bir şey duydum bu nedir falan.
Onlar dedi ki senin durumu bunun için geçerli değil.
Ben de okey tamam süper dedim ve oldu.
Peki okey biraz finale doğru geliyoruz.
Kendini göç etmiş gibi hissediyor musun?
Göçmen hissediyor musun kendini burada?
Evet. Ediyorum.
Yani aslında bu çok böyle ilginç bir soru.
Çünkü belki tam göçmen de değilim ama tam buranın yerlisi de değilim sonuçta.
Aslında özümde bir göçmenim de.
Ama böyle şey de değilim.
Böyle ülke hasreti de duymuyorum her gün.
Hani buraya bence bayağı adapte olmuş hissediyorum kendim.
Burada bir de çok fazla mesela o da arkadaşım da Türkmeni beraber yaşıyoruz.
Onun dışında burada çok güzel arkadaşlıklarım var falan filan.
Böyle çok aramıyorum da. Hani böyle İstanbul'u özlüyorum tabii ki.
Oradaki kültürü, enerjiyi.
Bunu çok özlüyorum ama İstanbul'a yakın.
O yüzden gidip gelebiliyorum vaktim oldukça.
Alemi özlüyorum. Ama onun dışında böyle şey olmadım.
Böyle ah evet geri dönmeyeyim.
Ah canım ülkem.
Hani tabii ki her zaman...
Burada olacak. Hani Dutch pasaportuna sahip olduğumda bile ben bir Türk'üm yani ve bunu her zaman söyleyeceğim.
Ama yine de ülke beni çok iyi karşıladı.
Hani öyle de diyebilirim.
Hani bu ülke bana kapılarını açtığı için ben de kendime iyi bir yerle dinlebildim.
Burada güzel bir çevre kurabildim.
Güzel bir hayat kurabildim.
Bence bunlar zaten önemlisi.
Bunu yaptıktan sonra nerede olduğun çok da önemli değil aslında.
Neden Türk bir ev arkadaşın var ve kim ev arkadaşın?
O ne iş yapıyor? Şey yani biz beraber okuyorduk zaten.
Üniversitede beraberdik.
Ondan sonra yani mezun olduktan sonra hadi gel iş bulalım falan filan muhabbetleri.
Ondan sonra beraber eve çıktık.
O da şu anda burada product manager'lık yapıyor.
Nerede? Miro.
O da böyle şey tek şirketinde çalışıyor.
Yani o şekilde öyle oldu.
Yani belli bir sebebi de yoktu.
Yani şöyle çok iyi yakındık yani gerçekten.
Ve yani onunla çıktığım için çok mutluyum.
Aynı zamanda dili de konuşabilmek çok büyük bir rahatlık.
Ve belli bir kültür, belli bir yaşam standardı hani o evde.
Büyük ihtimalle başka biriyle olsa çok daha farklı, çok daha...
Farklı yorgunlukları olurdu ama şu anda beraber gerçekten güzel böyle rock'ımızı içip böyle müzik dinleyip arkada vesaire yalan dünya falan izleyebiliyoruz.
Böyle bir keyfi var yani bunun.
Bir dayanışma gibi hissediyorsun değil mi?
Yani böyle iyi hissediyorsun yani.
O göç algısını da ekliyor aslında belki bir yerden.
Kesinlikle. Burada Dutch'larla böyle, Dutch'la çok yakın arkadaşlarım oldu.
Edinebildim. Bu beni biraz şaşırttı da hatta.
Edinebildim diyebiliyoruz ya çok komik.
Evet. Yani çünkü gerçekten ne kadar çok açık görüşlü insanlar.
O yüzden böyle ırkçı değiller bence.
en azından diğer Avrupa ülkelerine kıyasla ben hiç öyle hissetmedim en azından.
Kendi deneyimim için konuşuyorum.
Hani bazıları tabii ki hissetmiş olabilir.
Sadece hani tabii ki kendi çevreleri var ve kapalı çevreler olabiliyor bunların hepsi.
Ama onu da anlayabiliyorum bir noktaya kadar.
Bence zaten hepimiz bir komünite bulduktan sonra biraz da bazılarını dışlayabiliyoruz farkında olmadan.
Kesinlikle. Ama bu bence herkes için geçerli.
Ve özellikle bu kadar yabancının olduğu bir ülkede ama Bunu çok son olarak görmüyorum.
Çünkü gerçekten seninle aynı kafada, aynı geçmişle, aynı background'dan gelen çok fazla kişi var.
Mesela benim erkek arkadaşım da hani aynı şekilde kendisi.
Yarı Japon, yarı Fransız ve bunu Türk'ünü hiç aramadım, istemedim bile.
Ay çok tatlı çocuk ama ya.
O kadar güzel böyle gülüyor ki böyle sarılası geliyor.
Ulan çok... Sarılası geliyor insanın böyle çok sempatik çok tatlı yani orada anın içinde seni dinliyor falan çok tatlı.
Biz sabah dedikodusunu yaptık evde.
Çok tatlısın.
Ben beraber tıkladım o zaman.
O da çok açık görüştü.
Ben zaten bunu çok sevdiğimi fark ettim.
Amsterdam'ın en hoşuma giden yeri bu.
Hani buraya gelmesinin sebebi yeni bir küçük İstanbul'unu bulmak değil.
Buraya geliyorsun çünkü burası o kadar farklı, o kadar güzel yeni insanlar, yeni hikayeler, yeni geçmişler.
O kadar böyle gösteriyor ki.
Evet, ben galiba öyle biriyim.
Daha böyle her yere bağlı olmak istiyorum.
Ben de öyleyim. Evet. Böyle yani.
Okey güzel. O zaman son final sorumuza gelelim.
Evet. Bavulunda ne getirdin Alya?
Bugün. Hayır.
Göç ederken bavulunda ne getirdin?
Bavulunda ne getirdim?
Bavulunda mantı getirdim.
Böyle peynir getirdim.
Şeytel getirdim.
Bavulunda bir sürü bir sürü Türkiye'den yemek getirdim diyebilirim ilk geldiğimde.
Onun dışında bir sürü aslında evet resimler getirdim.
Böyle İstanbul resimleri getirdim.
Çizimler falan filan.
Ondan sonra... Ya tabii kendi eşyalarım falan filan da var.
Sonra getirdim.
Metaforik olarak mesela kimisi şey diyor.
Özlem getirdim, merak getirdim.
Hani böyle şeylerin var mı mesela?
Yani şununla geldin falan. Yoksa anı yaşamaya mı geldin yani?
Belki yani ben biraz macera diyebilirim.
Bir de ben geldiğimde covid'dim.
Belki bu da bir şey.
Ondan böyle zaten evde kalmaktan çok sıkılmıştım.
O yüzden hani her şey benim için çok daha çok heyecan vericiydi.
O yüzden merak getirdim diyebilirim.
Hani bu yeni dünya için.
Ve o çok yani evet hala devam ediyor.
Korku getirmedi mi? Sonuçta 18 yaşında bir genç bireyin ilk Avrupa deneyimi falan hani merak mıydı?
Korku yok muydu içinde? Yo ben çok hazırdım ya.
Ne güzel ya var ya bravo haline.
Sen anlattıkça böyle aile çok büyük bir şeymiş gibi hissettiriyor bende.
Ve onların bu kadar seni...
Kendine güvenen bir birey olarak yetiştirip seni böyle bir yerde tutmuş olmaları çok değerli.
Teşekkür ederim buradan haline.
Ben de onlara teşekkür ediyorum.
Ama çok destekliyorlardı zaten.
Hani hiç böyle hani evde de bu hiç konuşulmazdı.
Ya şöyle olursa ya böyle olursa.
Çok güzelmiş ya. Böyle bir şey hiç yoktu.
Hani direkt o an ben evden çıktım bavulumla ve tek başıma bilmediğim bir ülkede yaşamaya başladım.
Dilimi falan da bilmediğim ve bu bana çok büyük keyif verdi.
Çok güzel ya. Ama ben zaten hani o şeyi çok istiyordum.
O kafadaydım. Hani evet hani ben hemen evden çıkayım da işte o özgürlüğü tadayım.
İşte böyle gece işte bisikletime atlayıp böyle sadece...
Bir rotam olmadan bisiklet sürerdim falan.
Hani o bana iyi geliyordu.
Ya şey çok konuşuyoruz biz bazen.
Buradaki çocuklar niye bir şeyden korkmuyor?
İşte niye Türkiye'ye gitmekten korkmuyor?
Ya da niye doğuya? Ya da niye otostop çekmekten korkmuyor?
Çünkü aileleri onlara bunu yapma öcüler gelir.
Bunu yapma çingeneler seni alır.
Kalaycılar gelir falan gibi şeyler de büyütmüyorlar.
Ve bizde sürekli evin içinde senin halbuki korkmaman gereken şey de akşam sokağa çıkma.
Ve akşam sokakta ne bileyim ormanda çişini yapma.
Şey cinler çarpıyor.
Sürekli bir korkuyla büyüyorsun.
Korkuyla büyümemiş bir ailede yetiştiğini silmiş bunlar.
Ve çok öyle hissettiriyor ben de bilmiyorum da.
O yüzden bunlar mesela çok güzel duyuluyor bende.
O yüzden yani ne güzel.
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Vakit ayırıp geldiğin için bu güzel havada.
Ben teşekkür ederim. Çok keyifliydi yani.
Ben bu arada sorsam daha sorarım.
Ama çok süreye aştık.
Tahmin edebiliyorum. Editte başvuru.
Teşekkür ederiz Alya ya.
Tabii ki de. Vaktiniz olursa Alya'nın ve Amsterdam'daysanız film festivaline gidin.
Ve ben Kumpanya'da paylaşalım.
Bizden çok kişi var merak eden.
Ve gelirler yani. Ve biz de geliriz.
Çok hoş olur. Çok teşekkürler.
Çok isterim. Teşekkür ederiz.
Görüşürüz. Ben teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
