
Güzellik bir algıysa, neden hepimiz aynı görünmeye çalışıyoruz? Yeni bölümde, güzellik trendlerinden dayatılan standartlara, oradan da asıl hazineye, yani "özgüvene" uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz. Kendinle barışmanın önemini konuştuğumuz bu keyifli sohbeti dinlemeden geçmeyin.
Transkript
Herkese merhaba, ben Semra.
Yeni podcast kanalımın ilk bölümüne hoş geldiniz.
Şu an gerçekten çok heyecanlıyım çünkü uzun süredir içimde bir ses vardı.
Semra artık konuş diyordu ve işte buradayım.
Mikrofonun başında bir kahve, bir nefes ve bir merakla.
Bu kanalda hayatın tam da içinden ama bazen de tam kenarından konular konuşacağız.
Bugün konuşacaklarımız hepimizi bir şekilde içine çeken bir konu, güzellik.
Güzelliğin algısı, tarihi, geçirdiği dönüşüm ve bugün...
bizim üzerimizde bıraktığı etkilerden bahsedeceğiz.
Yani arkadaşlar bugün aslında mesele kendi ruhumuzdaki güzellik.
O halde haydi başlayalım.
Kişilerin güzellik algıları toplandığı zaman modern güzellik algısını oluşturuyor.
Modern güzellik algısı da bir ilizyon arkadaşlar.
Bu ilizyonun İçerisine girdiğimiz zaman daima güzel olmak zorunda hissediyoruz kendimizi.
Erkekler güçlü, kaslı bir vücut yapmaya çalışıyor.
Kadınlar ise güzellik sırlarını araştırıyor, estetikler yaptırıyor.
Sonuç olarak güzel olamıyoruz.
Güzelleşmeye çabalayan birisi gibi görünüyoruz ama tatmin olamadıkça tekrar ediyoruz.
Erkekler daha fazla vücut geliştiriyor.
Kadınlar daha fazla estetik.
Peki sonuç? Modern güzellik algısı bizi yönetiyor.
Arkadaşlar fark ettiniz mi?
Şimdilerde yüzler birbirine o kadar çok benziyor ki.
İnstagram'da gezerken kime baktığımı şaşırıyorum bazen.
Çünkü herkes birbirinin kopyası gibi.
Estetikler, filtreler, trendler derken neredeyse herkes aynı kalıpta.
Hani eskiden her yüz bir ifade anlatırdı.
Şimdi çoğu yüz bu sezon trendi diyor.
Hani yolda yürürken 3-5 kadına bir dikkatlice bakın.
Hepsinin yüzü aynı.
Kaş aynı, burnu kopya.
Ya bir ara şey düşündüm.
Dedim ki İstanbul'da gizli bir estetik fabrikası falan mı açıldı?
Sabah vardiyasıyla gayet çünkü özverili çalışıyorlar.
Hani güzellik sektörü değil.
Neredeyse 100 seri üretimine başlamış durumda.
Arkadaşlar aslında mesele şu.
Kişi kendini iyi hissetmiyorsa, güzel hissetmiyorsa güzel de görünemiyor.
Yani güzel görünmek için iyi hissetmek lazım.
Her şeyi iyi hissetmek için yapıyor olmak lazım.
Başkalarını eleştirme, başkalarını yargılama, bilmem ne bıdı bıdı işte bunlar kötü şeyler falan değil.
Kendin için bunu yapıyor olman lazım.
Başkalarını yargılarken aslında kendimizi yargılıyoruz.
Aynanın karşısında sürekli kendimizi eleştiriyoruz.
İtiraf edelim çoğumuz bunu yapıyoruz.
Ama şöyle de bir şey var. Estetik kötü değil.
Kimse sabah uyanınca işte bugün moralim çok bozuk.
Gidip kötü hissedeyim demiyor sonuçta.
İnsan kendini iyi hissetmek istiyor.
Bu da çok doğal. Ama işi iyi hissetmekten benim yüzüm başka birine benzesin noktasına getirmek işte burada biraz mola vermemiz gerekiyor bence.
Mesela benim bazı sabahlar yüzüm öyle uykulu oluyor ki aynaya selam verirken bile nazik davranıyorum.
Diyorum ki günaydın, sakin ol, kahve geliyor.
Aslında işin güzel tarafı şu.
Güzellik sadece görünüşten ibaret değil.
Bir bakışın, işte bir samimi gülüşün hatta kahkahamızda bile gizli.
Arkadaşlar güzellik tarih boyunca hep güçlü bir araç olmuş.
Ama o güç bazen ilham verici bazen de yıkıcı.
Antik Mısır'dan başlayalım mesela.
Kleopatra'nın güzelliği öyle bir efsaneye dönüşmüş ki tarihçiler hala gerçekten çok mu güzeldi yoksa zekası mı güzelliğini büyüttü diye tartışıyorlar.
Yani güzellik sadece yüzde değil etkideymiş.
Antik Yunan'a geçtiğimizde işler daha felsefi hali geliyor.
Platon diyor ki güzellik gerçeğin bir yansımasıdır.
Yani güzel olan aynı zamanda doğru olandır.
Ama Yunan heykellerine bakınca fark ediyorsunuz o doğru çok kusursuz.
İşte düz burunlar, orantılı yüz hatları, kaslı vücutlar.
Yani adeta bir Photoshop'un taş versiyonu gibi.
Yani binlerce yıl önce bile insanlar mükemmel görünmek istiyordu.
Ve tarih boyunca bu mükemmellik arayışı hiç bitmedi.
Sadece şekil değiştirdi.
Bir dönem dolgun kadınlar güzelliğin simgesiydi.
Robbins tablolarını hatırlayın.
Çünkü bolluk, zenginlik, sağlıklı olma göstergesiydi.
Sonra 1900'lerde zarif ince kadınlar.
ön plana çıktı. Yani toplumun ekonomik hali bile güzellik tanımını belirliyor.
Kıtlık döneminde dolgunluk güzel, bolluk döneminde zayıflık trend oldu.
Annemden dinlemiştim.
Kendi gençlik zamanlarında kız istemeye giderken dolgun kızlara bakıyorlar.
Zayıf olanlar içinde çelimsiz, hastalıklıdır diyorlarmış.
Bu da bahsettiğimiz kıtlık dönemindeki dolgunluk güzeldir algısını vurguluyor aslında.
Ve düşünsenize o dönemde güzellik bir statü göstergesi.
Zengin olanlar güzelliğe daha çok yatırım yapabiliyor.
Süt banyoları, altın maskeler, doğal taşlarla yapılan makyajlar.
Bir nevi spa kültürü 2000 yıl önce başlamış bile.
Bugün de farklı mı? Bence değil.
O zamanki fark Instagram storiesi yoktu ama piramit duvarları vardı.
Aslında güzellik tarih boyunca hep toplumsal aynanın yansımasıydı.
Japonlara bakalım. Onlar işi çözmüş.
Wabi Sabi diye bir felsefeleri var.
Kısaca kusurlu olan da güzeldir diyorlar.
Mesela bir fincan kırılıyor, çöpe atmıyorlar.
Kırık yerine altın dolduruyorlar.
Biz ne yapıyoruz? Kendimiz kırdıysak nazar çıktı diyoruz.
Bir rahatlama geliyor. Kaldırıp çöpe atıyoruz.
Başkası kırdıysa al kırdın kırdın.
Eskiden hatırlıyorum annemin elinden bardak falan düştüğü zaman onu atıp kırardı, nazar bize gelmesin diye.
Yani geleceği varsa da onu bir engelleme çabası var orada.
Yani bize kusurlu olana bile yer yok.
Aslında güzellik tarih boyunca hep güç, kabul ve statüyle el ele gitmiş.
Ama işin psikolojik boyutu da en az tarih kadar ilginç.
Güzellik sadece aynadaki yansıma değil, iç dünyamızın dışa yansıması.
Hep daha güzel görünmeye çalışıyoruz ama çoğu zaman bunun altında Daha sevilme, daha kabul görme isteği var.
Harvard Üniversitesi'nde yapılan araştırmalar insanların kendilerini güzel hissettiklerinde sadece özgüvenlerinin artmadığını aynı zamanda sosyal kabul algılarının da güçlendiğini
gösteriyor. Ama dürüst olalım çoğumuz güzellik çabamızın altında reddedilme korkusunu da saklıyoruz.
Düşünün bir sabah aynaya bakıp fondöten sürerken aslında çoğu zaman beni fark edin diyoruz.
Yeni bir saç rengi denediğimizde artık ben de buradayım mesajı veriyoruz.
Ama merak etmeyin bu çok normal ve belki de en güzeli kendimizle barıştığımız an ortaya çıkan o gerçek güzellik.
Çünkü terapistler diyor ki güzelliğin en özgürleştirici hali kusurlarımızla birlikte kendimizi gösterebilmekte saklı.
Ama durun işin toplumsal boyutu da var.
Bunu da unutmamak gerekiyor.
Bir dönem dolgun hatlar modayken sonra sıfır beden moda olmaya başladı.
Kaşlar kalınlaştı sonra bir ince eldi şimdi yine kalın.
Yani biz hep yetişmeye çalışıyoruz ama standartlar sürekli değişiyor.
Bu da sosyal karşılaştırma tuzağına düşmemize neden oluyor.
Bir arkadaşınızın sosyal medyasına baktığınız zaman ben neden böyle değilim diye sorduğunuz anda aslında kıyas zinciri başlıyor.
İçsel değerimizi dış görünüşe bağlamış oluyoruz.
Mesela erkekler güzel olma çabası hiç yok yani onlarda.
Peki neden bunu düşündünüz mü?
Çünkü biz kadınlar erkeklerde güzelliğe çok önem vermiyoruz.
Önem verdiğimiz şeyler işte iletişime, yaklaşıma, davranışlara, bazen erkeksi tavırlarına ya da bazen korumacı biri olmasını istiyoruz.
Ama erkekler kadınlarda ilk olarak güzelliğe bakıyor.
Hani bir söz vardı ya erkekler gördüklerine, kadınlar duyduklarına inanır diye.
Tamamen mesele bu arkadaşlar.
Arkadaşlar şimdi biraz beyin işine girelim.
Bilim diyor ki insan beyni güzelliği 0,2 saniyede algılıyor.
Yani birine baktığınızda daha farkında bile olmadan hoş ya da değil diye karar verebiliyorsunuz.
Ama bu karar bilinçten çok duyguyla ilgili.
Mesela tanıdık gelen yüzleri daha çekici bulmamızın nedeni güvende hissetme duygusu.
Yani aslında güzellik bir estetik değil bir güven sinyali.
Beynimiz simetriyi seviyor çünkü simetri sağlık göstergesi.
Evrimsel psikolojiye göre düzgün...
Yüz hatları düzgün genleri çağrıştırıyor.
Peki arkadaşlar ağaçların yaprakları bile birbirinden farklı iken biz neden birbirimize benzemeye çalışıyoruz?
Artık güzellik doğallıktan çok teknoloji ile tanımlanıyor.
Bir fotoğraf yüklemeden önce şunu biraz yumuşatayım, gözü büyüteyim, ışığı biraz açayım.
Sonra o fotoğrafa yüz beyni gelince beynimiz dopamin salgılıyor.
O küçük kalp işareti, modern çağın işte ayna ayna söyle banası.
Stanford Üniversitesi'nin bir araştırması diyor ki sosyal medyada güzellik baskısı özellikle genç kadınlarda benlik algısını %60 oranında etkiliyor.
Yani artık güzelim mi sorusu yeterince beğeni aldım mı ya dönüşmüş durumda.
Mesela reklamlarda kadın yüzünü yıkarken sanki cildine değil de cennete dokunuyor.
Ben yüzümü yıkarken lavabo batıyor.
Ama şunu fark ettim arkadaşlar.
Ne kadar çok filtre, ne kadar çok estetik, ne kadar çok mükemmel görüntü görsek de bizi etkileyen insanlar hala gerçek olanlar.
Doğal gülüşüyle, içten enerjisiyle ben buyum diyebilenler.
Çünkü doğallık 100 yıllar sonra bile hala en çok ihtiyaç duyduğumuz şey.
Güzellik dediğimiz şey kültürden kültüre de değişiyor.
Mesela Japonya'da beyaz ten zarafet sayılırken, Afrika'da koyu ten güç ve...
Özgüvenin simgesi.
Tayland'da kadınlar hala geleneksel güzellik ritüellerinde yüzlerine pirinç suyu sürüyor.
Batıda ince kaş moda olurken Orta Doğu'da dolgun kaş güzellik göstergesi.
Yani güzelliğin evrensel bir tanımı yok.
Ama evrensel bir hissi var.
Kendini iyi hissetmek.
Bir insan aynaya baktığında gülümseyebiliyorsa o insan güzeldir.
Çünkü güzellik dışarıda değil içeride başlıyor.
Bazen güzellik bir aynada değil ruh halimizde saklı.
Ama keşke o ruh haline de bir aydınlatıcı sürebilseydik.
Arkadaşlar bazen düşünüyorum.
Acaba biz gerçekten güzel olmak mı istiyoruz yoksa görülmek mi?
Çünkü modern çağda görünürlük güzelliğin yerini aldı.
Ama paradoks şu ki ne kadar görünür olursak da o kadar görünmez hissediyoruz.
Fitreli bir yüz ne kadar mükemmel olursa olsun sıcaklık vermiyor.
Güzellik bir özgürlük olmalıydı ama bazen bir zorunluluğa dönüştü.
Şunu giy, bunu sür, bu kadar zayıf ol, şu kadar parlak görün.
Oysa en güzel şey kendini kabul ettiğin o an.
Çünkü özgüven her zaman en pahalı rujdan daha çok yakışıyor insana.
Arkadaşlar güzellik sadece başkalarının belirlediği bir kalıp değil.
Güzellik kendinle barışabilmek.
Aynaya bakıp ben buyum.
Bu da güzel diyebilmek.
Güzellik enerjide, duruşta, gülüşte yani içten gelen o ışıkta.
Peki gerçekte olan ne?
Mesela makyajsız işe gittiğimizde ne oldu hasta mısın sorusu.
Bunu duymamak için belki de her gün makyaj yapıyoruzdur.
Geçen akşam bir arkadaşımla buluştuk.
Bana dedi ki çok doğalsın.
Dedim ki anladım.
Yani makyajsızım, yorgunum, biraz da pes etmişim.
Arkadaşlar biliyor musunuz?
Güzellik aslında o kadar karmaşık bir şey değil.
Bazen sabah aynada kendine gülümsemek, bugün idare ederim demek bile yetiyor.
Çünkü güzellik dediğimiz şey pürüzsüz bir ciltte ya da kusursuz bir yüzde değil.
Kendini sevebildiğin, kendinle barışabildiğin anlarda gizli.
O yüzden bugün saçın şekil almadıysa da, gözaltın biraz mor görünüyorsa da sorun değil.
Sen hala sensin. Fitreler, kremler, makyajlar geçici.
Ama kendini sevdiğin o küçük an var ya işte en gerçek güzellik o.
O yüzden aynaya bak.
Derin bir nefes al ve de ki bugün de fena değilim.
Çünkü gerçekten öylesin.
Evet arkadaşlar bugün güzelliğin tarihini konuştuk.
Kleopatra'dan filtrelere, heykellerden, ekranlara kadar uzandık.
Bilim ne diyor, toplum ne diyor, kalbimiz ne hissediyor hepsine değindik.
Ve belki de şunu fark ettik.
Güzellik bir yarış değil bir yolculuk.
Kimi bu yolculukta makyaj yapar kimi yapmaz.
Kimi sporla kimi gülüşüyle parlar.
Ama gerçek güzellik kendine dürüst olabildiğin o anda başlar.
Ben Semra bir sonraki bölümde yeniden buluşalım.
Kendinize iyi bakın ve unutmayın.
Işık hep içeriden yanar ve en iyi fitre samimiyettir.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
