
“Büyüyünce anlarsın.” dediler. Büyüdük. Meğer kimsenin tam olarak ne yaptığını bilmediği bir dünyaya gelmişiz. Bu bölümde yetişkinliği, büyümeyi ve hayatın bize eksik anlatılan taraflarını konuşuyoruz.
Transkript
Sizinle hangi anda denk geldiysek oradan merhaba, Cansu ben.
Bugün yetişkinlik hakkında kimsenin söylemediği şeyleri konuşacağız arkadaşlar.
Hani her zaman bize şey dediler ya, büyüyünce anlarsın.
İşte ben büyüdüm ve büyüyünce gerçekten anladığım şeyleri konuşmaya geldim.
Lafı hiç uzatmayalım, hazırsanız başlayalım.
Evet büyüdük. Ben 35 yaşındayım.
Yani büyüme konusunda üzerime düzenin yaptığımı düşünüyorum.
Bize hep büyüyünce anlarsın dediler ama kimse çıkıp bak büyüyünce hayatın böyle bir şey olacak demedi değil mi?
Mesela okulda matematik öğrendik, tarih öğrendik, edebiyat öğrendik.
Ama kimse bana bir gün evdeki çöp poşeti bittiğinde gerçekten canımın sıkılacağını söylemedi.
Kimse gelip...
Bir gün tuvalet kağıdının son rulosunu göreceksin ve bunu ertelenmez bir mesele olarak değerlendireceksin demedi.
Kimse çıkıp deterjanı kim alıyor sorusunun cevabının bir gün sen olacağını söylemedi.
Ya bunlar çok küçük detaylar ama maalesef ki kimseden bunları duymadık.
Çocukken ev dediğimiz şey aslında kendi kendine çalışan bir sistem gibi geliyordu değil mi arkadaşlar?
Hani kahve hep var, deterjan var, buzdolabında bir şeyler var, havlular temiz, çarşaflar değişiyor, çöpler dökülüyor falan.
Meğer birileri sürekli bunları düşünüyor, alıyor, taşıyor, yerleştiriyor.
Yani bitmeden yenisi alınıyor, bittiyse de yerinden kalkıp gidip alıyorsun.
Sonra büyüyoruz ve bir gün evin içinde, şöyle derken yakalıyoruz kendimizi, çöp poşeti de bitmiş.
Ya bunu 15 yaşındaki bana birisi çıkıp söyleseydi gülerdim biliyor musunuz?
Bütün derdim bu mu derdim?
Evet, vallahi de bütün derdimiz buymuş.
Yani çünkü o çöp, çöp poşeti alana kadar orada duruyor.
Ne sana küsüyor, ne kendi başına bir yere gidiyor arkadaşlar.
Maalesef ki bizi bekliyor.
Bir de şeye gelmek istiyorum şimdi.
Evde yemek var cümlesi.
Çocukken bu cümleden bence hepimiz nefret ederdik değil mi?
Dışarıdan bir şey yemek isterdik mesela hani pizza söyleyelim, hamburger söyleyelim.
Annemiz babamız gelirdi bize derdi kendimiz işte yok evde yemek var.
Allah'ım bütün hevesimiz kırılırdı.
Ya benim bütün hevesim kırılırdı.
Sanki hayatım boyunca hiçbir şey istediğim gibi olmayacakmış gibi hissederdim.
Ama şimdi büyüdüm, büyüdüm, yetişkinim ve biri bana akşam dışarı çıkalım mı diye yazıyor.
İlk düşündüğümüz şey ne?
Ne oluyor? Evde yemek var ama.
Ya inanabiliyor musunuz?
Aynı cümlenin insanın hayatında nasıl hızlı yer değiştirdiğini görebiliyor musunuz?
Şimdi evde yemek var cümlesi harika bir cümle bence.
Yetişkin olarak söylüyorum.
Çünkü evde yemek var cümlesi güven veriyor arkadaşlar.
Akşam ne yiyeceğimi düşünmeyeceğim.
Yemek söylemekle uğraşmayacağım.
Dolaba açıp önünde 5 dakika bekleyip ne yapsam diye düşünmeyeceğim.
Ya yemek var. Hazırda bir yemek var.
Ve bu bana sanki 2 saatlik özgürlüğümü hediye ediyormuş gibi geliyor.
Bu kadar basit.
Yani büyümek bazen gerçekten bu kadar küçük bir şeye sevinmekmiş arkadaşlar.
Çocukken mutluluğu şey sanıyoruz böyle çok büyük şeyler.
Yeni bir telefon, büyük sürpriz, gece dışarı çıkmak falan.
Vallahi hiç de öyle değil.
Şimdi tertemiz çarşaf serilmiş bir yatak bazen haftanın en güzel şeyi oluyor.
Boş ev, şarj dolu bir telefon ya klimanın düzgün çalışması.
Kargonuzun tam evdeyken gelmesi.
Planın iptal olması düşünebiliyor musunuz?
Mutlu ediyor bunlar bizi.
Kimsenin senden bir şey istemediği iki saat.
Bakın bunlar gerçekten lüksmüş.
Bir de hafta sonu meselesi var.
Oraya gelmek istiyorum.
Çocukken gençliğimizde ya da işte hafta sonumuz tatilde ne yapardık?
Cumartesi sabahtan kalkardık.
İşte akşam eve geç gelirdik.
Gezerdik, tozardık, arkadaşlarla görüşürdük, yaşardık ya.
Şimdi cuma akşamı hafta sonuna yapılacak işler listesi giriyor.
Çamaşır, market, banyo, kargo derken pazar akşamı geliyor arkadaşlar.
Biz daha ne olduğunu anlamıyoruz.
Pazartesi gününün ağırlığı çöküyor üstümüze.
Sonra da diyoruz ki ben bu hafta sonu hiç dinlenemedim.
Eee dinlenemeyiz tabii.
Çünkü hafta sonunu evde iş değiştirerek geçirdik.
Bir de üstüne akşam oluyor, kendimize kızıyoruz.
Bugün hiçbir şey yapmadım.
Halbuki markete gitmişiz, çamaşır yıkanmış, evi temizlemişiz.
Yani bir sürü küçük iş yapmışız baktığımızda.
Alkış olmadığı için beynimiz onları işten saymıyor.
Ya şöyle diyeyim, iş olarak görmüyoruz biz bunları.
Yani yetişkinlik biraz da kafada sürekli açık kalan sekmeler gibi ya.
Birini kapatıyorsun üç tane açılıyor.
Bir de biz dinlenmek için bile hazırlık yapıyoruz farkındaysanız.
Hiçbir şey yapmayacağım.
Bir hafta sonu geçirmek istiyorum.
Dinleneceğim. Ne oluyor?
Eve geliyorum. Şu bulaşıkları bir makineye yerleştireyim.
Şu çamaşırları bir yıkayayım.
İşte şurayı toparlayayım.
Sonra otururum. Duşa gireyim falan filan derken.
Nerede dinlenme?
Çok merak ediyorum. Nerede?
Bir süre ev işi, yani arkadaşlar dinlenebilmek için bile yoruyoruz kendimizi biliyor musunuz?
Yetişkinlikle ilişkiler de değişiyor.
Çocukken arkadaşlık çok kolaydı değil mi?
Aşağı bakıyorsunuz, iniyor musun?
İniyorum, hop plan yapıldı.
Şimdi bir arkadaşınla kahve içeceksin diyelim.
Bu hafta müsait misin?
Bu hafta çok doluyum, hadi haftayı erteleyelim.
Hafsaya annem geliyor, bu hafta çocuğun kursu var falan filan gibi bir sürü şey çıkıyor.
Sonunda bir buçuk ay sonrasına gün veriyorsunuz birbirinize ve o gün geliyor ne oluyor arkadaşlar?
Yine bir buluşma erteleniyor ve buluşamıyorsunuz.
Yani yetişkinlik dediğimiz şeyde sosyal hayat bitmiyor belki ama insanın enerjisi bitiyor arkadaşlar.
Eskiden cuma akşamı evde kalmak ceza gibi gelirdi ya.
Şimdi cuma günü biri bu akşam iptal dese içinde konfeti patlıyor ya.
Gerçekten. Çıkmak istemiyorsun ya.
Arkadaşına görüşeceğin kişiye belli etmiyorsun.
Canın sağ olsun başka zaman görüşürüz diyorsun.
Sonra telefonunu kapat, evde otur.
En rahat plan gibi geliyor.
Bir de yetişkinlikte arkadaşlar, bazı arkadaşlıklar kavga ederek bitmiyor.
Bence bunu kimse anlatmadı bize.
Biz her vedayı büyük bir şey sanıyoruz.
Bağırış olacak, kavga olacak, kapı çarpılacak, son bir konuşma yapılacak falan.
Ama öyle olmuyor ne yazık ki.
Mesajlaşmalar azalıyor, aramalar seyrekleşiyor.
Bir ara görüşelim diyorsunuz ama o ara hiçbir zaman gelmiyor.
Aylar geçiyor, belki yıllar geçiyor.
Sonra bir gün bir fotoğrafını görüyorsun ve fark ediyorsun ki ya siz aslında çoktan ayrılmışsınız.
Sadece kimse bunu ilan etmemiş oluyor.
Yani bazı insanlarla son kez kahve içiyorsun ama o kahvenin son olduğunu bilmiyorsun.
Son kez bir şey anlatıyorsun.
Son kez beraber gülüyorsun.
Sonra araya hayat giriyor.
Bence yetişkinliğin en garip taraflarından biri bu.
Yani bazı finaller yaşanırken arkadaşlar final müziği çalmıyor.
Ve işin acı tarafı şu ki biz bunun son olduğunu bilmiyoruz.
Yani her kopuşta illa bir kötü arıyoruz ya.
Kim hata yaptı, kim değişti, kim suçlu.
Valla bazen kimse kötü değil.
Gerçekten de araya hayat giriyor.
Biriniz çocuk büyütüyor, biriniz iş değiştirmiş, biriniz başka şehirde.
Ya birinizin enerjisi kalmamış ya.
Yani dertler bitmiyor.
Maalesef ki bitmiyor ve biz de buna hayat diyoruz.
Biraz üzücü ama gerçek.
Sonra işin ilişkiler konusuna gelmek istiyorum.
Aşk var ya hani. Ona da bizi biraz yanlış anlatmışlar ya.
Aşkı hep büyük hareketler üzerinden göstermişler.
Yağmurda koşmalar, havaalanına yetişmeler, kapının önünde beklemeler, hediyeler, sürprizler.
Büyük büyük cümleler değil mi?
Sen olmadan yaşayamam.
Hadi canım sen de. Evet, yetişkinlik de aşk.
Bazen marketten dönerken sevdiğin cipsi alıp gelmek.
Eve geç kalınca haber vermek.
Sen uyurken üstünü örtmek.
Kahveni nasıl içtiğini bilmek.
Yani arkadaşlar, sevgi çoğu zaman büyük sözlerden çok küçük alışkanlıklar gibi değil mi?
Ve insan büyüdükçe şunu da anlıyor.
Her ilişki kurtarılmak zorunda değil.
Bir salın gitsin ya.
Her arkadaşlık ömür boyu sürmek zorunda değil.
Ya da yaşadığınız her aşk evlilikle bitmek zorunda değil.
Bir şey biter ya.
Bittiği için değersiz olmuyor.
Bunu da bize pek kimse anlatmadı.
Yani bir ilişkinin bitmesi başından beri yanlış olduğu anlamına gelmiyor ya, belki o zamanki halimize iyi gelmiştir.
Sonra ikimiz de değişmişizdir.
Ama biz her şey sonsuza kadar sürsün istiyoruz.
Çünkü biten şeyleri toplum olarak başarısızlık olarak sayıyoruz değil mi?
Halbuki bitirmek de çoğu zaman doğru bir karar.
Her zaman kalmak değil yani gitmek de gerekiyor ve her zaman sevgi de yetmiyor maalesef ki.
Ve insan yetişkin olunca sadece insanları değil, Kendi hayallerini de kaybedebiliyor arkadaşlar.
Bir ilişkiyle ilgili kurduğun hayali, bir arkadaşlıkla ilgili düşündüğün geleceği, birinin hep hayatında kalacağına dair inancını.
Sonra bunların yerine daha gerçek bir şey geliyor.
Daha küçük ama sağlam bir şey.
Evet, huzur. Ve galiba yaş aldıkça insan kalabalıktan çok huzur arıyor.
Yani eskiden herkes beni sevsin isterdim.
Şimdi sevdiğim insanlar beni yanlış anlamasın yeter diyorum.
Eskiden çok insan tanımak güzel geliyordu.
Çevremiz var falan diyorduk.
Şimdi yanında susabildiğin birkaç insan daha değerli geliyor.
Bir de insanları memnun etme meselesine gelmek istiyorum.
Yani bakın burada bence bunu çok geç anlıyoruz.
Ne yaparsak yapalım birileri hep konuşacak yine konuşacak.
Gerçekten. Çocuk yaparsın, çok erken yaptı.
Yapmazsın, e neden düşünmüyorsunuz?
Çalışırsın, çocuğunu kim büyütüyor?
Çalışmazsın, dert. Ya evlenirsin, çok acele ettin, evlenmezsin, evde kaldın.
Boşanmaya kalkarsın, e biraz daha sabretseydin.
Boşanmazsın, e ben olsam bir dakika durmazdım.
Kilo veriyoruz, hüzün çökmüş.
Kilo alıyorsun, kendini salmışsın.
Ya arkadaşlar, insan bir noktada gerçekten şunu soruyor.
Ya ben tam olarak hangi halimle sizi memnun edeceğim acaba?
Cevap şu bence, hiçbiri halimizde.
Bir de herkes ben olsaydım diye başlıyor ya, ben olsam doğururdum, ben olsam boşanmazdım.
Valla sen olsan ne yapardın bilmiyorum.
Çünkü sen o hayatı yaşamadın, o sabah o yataktan sen kalkmadın, o yükü de sen taşımadın.
Yani işte bu yüzden herkesi memnun etmeye çalışmak maalesef ki çok zor.
Bırakın ne düşünürlerse düşünsünler.
Vallahi hiç umursamayın ya.
Yani zaten insanların seni düşündüğünü sandığın kadar düşünmediğini fark ediyorsun büyüyünce.
Eskiden biri benim hakkımda kötü bir şey söylediğince günlerce düşünürdüm.
Şimdi diyorum ki ya ben bile kendimi 24 saat düşünmüyorum.
Başkası beni ne kadar düşünebilir ki?
Bir gün konuşuyorlar, ertesi gün başka birine girişiyorlar.
Vallahi ertesi güne bile kalmıyor arkadaşlar.
İki dakika sonra konu değişiyor.
Biz ise onların iki dakikalık yorumunu alıp günlerce kafamızda büyütüyoruz.
Hiç gerek yok, hiç.
Şimdi bir de anne ve babalara gelmek istiyorum.
Galiba bizler gerçekten büyüdüğümüzü en çok anne ve babamıza bakarken anladık.
Yani çocukken anne babanı sadece anne ve baba sanıyorsun.
Sanki onlar hep büyükmüş, hep güçlüymüş, hep ne yapacağını biliyorlarmış gibi.
Ya sanki dünyaya anne ve baba olarak gelmişler gibi ama...
Onların da çocuk olduğunu, genç olduğunu, korktuğunu, hata yaptığını düşünmüyorsun.
Aklına bile gelmiyor.
Sonra bir gün annen sana bir şey anlatıyor.
Başıma geldi. Ve onu ilk defa anne olarak değil de bir kadın olarak dinliyorsun.
Bir hayatı olmuş, hayalleri olmuş, vazgeçtiği şeyler olmuş, kırıldığı yerler olmuş.
Belki kimseye anlatamadığı şeyler olmuş.
Babanın bir fotoğrafını görüyorsun 20'li yaşlarında.
Saçı başka, bakışı başka, arkadaşları var, planları var.
Ya sonra dönüp bugünkü halimize bakıyoruz ve şunu fark ediyoruz.
Ben onların yaşına gelmişim.
E çok tuhaf bir his bu biliyorum.
E çünkü çocukken anne babanın yaşı yok gibi geliyor.
Onlar sadece anne baba gibi.
Sonra büyüdükçe onların da ilk kez yaşadığını anlıyorsun.
Annen ilk kez anne olmuş, baban ilk kez baba olmuş seninle.
Yani onların elinde de aslında bir yetişkinliğe hazırlık kullanım kılavuzu falan yok.
Onlar da bazı şeyleri yanlış yapmış olabilir, korkmuş olabilir, ne yapacağını bilememiş olabilir.
Ama biz çocukken hep onların her şeyi bildiğini sanıyorduk.
Bence yetişkinliğin en büyük kırılma noktası da biraz anne ve babanı gözünde büyüttüğün yerden indirip onları insan olarak görmekte.
Bu yaptıkları her şeyi doğru kabul etmek değil.
Ya da seni kırdıkları yerleri yok saymak değil yanlış anlamayın.
Sadece onların da eksik, hatalı yani yorulan insanlar olduğunu görmek.
Yani arkadaşlar yetişkinlik biraz da bu ayrımı öğrenmek galiba.
Anlamak başka, katlanmak başka şeyler.
Bence bunu da çok geç öğreniyoruz.
Ya sonra bir gün fark ediyoruz büyükler de hiçbir şeyi tam olarak bilmiyor.
Biz çocukken sanıyoruz ki 30 yaşına gelince bütün cevaplar otomatik geliyor.
Kırk yaşında hayat tamamen oturuyor falan.
Vallahi işte öyle değilmiş.
Herkes yol üstünde öğreniyor bunu bir.
Herkes bazen yanlış karar veriyor.
Ve şunu bir teslim edelim mi?
Ya hepimiz her şeyi Google'a yazıyoruz ya.
Herkes bir şey soruyor Google'a.
Yani bir yetişkin olarak her şeyi çok ciddiye alıyoruz ya.
Sonra telefonu çıkarıp bir bakayım diyoruz ya.
Yani demek ki bizler de bir şey bilmiyoruz.
Yetişkinlik bir şeyi bilmek değil.
Bütün yetişkinler biraz doğaçlama yaşıyor bir kabul edelim.
Sadece bazıları daha kendinden emin konuşuyor hepsi bu arkadaşlar.
Ve bence bu çok rahatlatıcı bir şey çünkü kendini eksik hissetmeyi bırakıyorsun.
Ben niye hala hazır hissetmiyorum diyorsun?
E çünkü kimse tam hazır hissetmiyor.
İnsan bazı şeyleri hazır olduğu için yapmıyor.
Yaparken öğreniyor.
Anne olmaya tam hazır değilsin.
Ayrılmaya tam hazır değilsin.
Ya da yeni bir şehre gitmeye tam hazır olmuyorsun ama...
Ya zaten hayat sana da hazır mısın diye sormuyor maalesef ki.
Oluyor, bitiyor, geçiyor, gidiyor.
Ya sen de içinde bir yerden güç bulup devam ediyorsun aslında.
Bize güçlü olmak da biraz yanlış anlatıldı ya.
Hani güçlü insan hiç yorulmaz sanıyoruz.
Ağlamaz, korkmaz, her şeye yetişir falan.
Hani kimseye ihtiyaç duymaz.
Hayır, güçlü olmak çok yorulmuşken bir gün daha devam etmektir aslında ya.
Yardım isteyebilmektir.
Ben bunu tek başıma yapamıyorum demektir.
Yeri gelince gitmek, yeri gelince kalmak.
Arkadaşlar hatta bazen günü bitirmek de bir başarı ya.
Bunu da küçümsüyoruz.
Maalesef ki küçümsüyoruz.
Bir de şu doğru zaman meselesi var.
Bence yetişkinliğin en büyük tuzaklarından biri bu.
Sürekli hayatı erteliyoruz.
Şu iş bitsin, biraz para biriktireyim, kilo vereyim, yaz gelsin, çocuk biraz büyüsün falan filan.
Hala hayatın... Tamamen düzene girdiği bir dönem yok.
Olmuyor. Bir şey bitiyor, başka bir şey başlıyor.
Bir sorun çözülüyor, başka bir mesele geliyor.
Ve insan yıllarca hayatın başlamasını bekleyebiliyor.
Halbuki hayat o beklediğin sırada oluyor maalesef ki.
Kahve içerken, marketten dönerken, bir arkadaşınla konuşurken, evde yemek yerken ya bazen kötü bir günün içinde, bazen hiçbir özelliği olmayan sıradan
bir salı gününde.
Biz hep büyük anları hayat sanıyoruz ya.
Oysa üzgünüm arkadaşlar hayatınızın çoğu sıradan günlerden oluşuyor.
Ve insan bunu biraz geç anlıyor.
Sevdiğin birinin sesini duymak.
Evde sevdiğin bir şeyin olması ya.
Bir işi beklediğinden kolay çözülmesi.
Havanın güzel olması ya.
Kahvenin tam istediği gibi olması.
Evet bunlar çok küçük görünüyor.
Ama maalesef ki bunlar çok tatlı mutluluklar.
Eskiden ben büyük heyecanlar arıyordum ama şimdi huzuru çok daha kıymetli buluyorum.
Belki bu yaş almak, belki yorulmak, belki de insanın ne bileyim kendine neyin iyi geldiğini öğrenmesi.
Çünkü yetişkinlikte arkadaşlar bir noktadan sonra şunu da anlıyorsun.
Her şeye yetişmeyeceksin.
Her şeyi düzeltemeyeceksin.
Herkesi kurtaramayacaksın.
Her sorunun cevabını bulamayacaksın.
Bazı şeyler yarım kalacak arkadaşlar.
Kabul ediyorum evet, bazı şeyler yarım kalacak, bazı soruların cevabı gelmeyecek, bazı insanlar özür dilemeyecek, bazı hikayeler istediğiniz gibi bitmeyecek ve bazı kararlardan
emin olamayacaksınız.
Yani hayat yine de devam edecek.
Çocukken büyüyünce anlarsın dediler ya, valla ben büyüyünce her şeyi anlayacağımı sanmıştım ama meğer büyüyünce de anlamıyormuşuz.
Sadece bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmeyi öğreniyoruz.
Bir gün marketten üç şey almaya diye çıkıp dört poşetle eve dönüyorsun.
Evde yemek var cümlesine seviniyorsun.
İptal olan plana mutlu oluyorsun.
Yani demek istediğim şu ki büyüyünce her şeyi anlamayacağız.
Maalesef ki. Sanırım yetişkinlik de biraz bundan ibaret.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir de çöp poşetinizi unutmayın çünkü gerçekten o çöp poşeti kendi kendine değişmiyor ve kendi kendine gelmiyor arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
