
Tahammül bir seçenek değil artık, bir refleks.
Sabır yüklendi zannediyorsun ama %12’de takılı.
Bu bölümde, sosyal medyadan ilişkilerimize kadar içten içe kaynayan o duyguya ses veriyoruz: Tahammülsüzlük.
Bardak taştı. Taşan yerden sesleniyoruz.
Bu yayında sistem çöktü. Ve biz onu kayıt altına aldık.
Transkript
Merhaba, ben biri.
Merhaba, ben diğeri.
Yayınınızın ses ayarlarıyla oynamayın lütfen.
Çünkü biz birazdan tahammül seviyenizle oynayacağız.
Evet, hazırsak başlıyoruz.
Tahammül süzük deyince ilk aklına gelen şey ne?
Klasik olacak ama trafik.
Trafik deyince biraz açar mısın?
Tabii. Öndeki arabanın birden sinyalsiz şerit değiştirmesi, ben kendi şeridimde beklerken emniyet şeridinden önüme kuyruk yapılmaya çalışması ya da bir motor kullanıcısı olarak motorların
arabaların arasından zigzag çizerek ilerlemesi.
Bunlara çok da tahammülüm olduğu söylenemez.
Peki neden tahammül edemiyorsun bunlara?
Hakkım yeniyor gibi hissediyorum bir araç kullanıcısı olarak araba kullandığımda.
Motor kullandığımda da benim hakkımmış gibi.
Zaten bunu yapabilmek için motora biniyorum gibi geliyor bana.
Ben şöyle düşünüyorum. İnsanların hepinizin trafikteyken aktif araç kullanan biri olmadığım için belki bunu düşünüyorum.
Her zaman seninle bu konuyu konuşuyoruz.
Evet gözlem yapma imkanı benden çok daha fazla.
İnsanların trafikteyken hiçbir şeye tahammülün olmadığını görüyorum.
Kırmızı ışıktan sarıya, sarıdan yeşile geçerken bile.
Sağ lisesinde korna çalınması, insanların birbirini beklememesi.
Ne oldu ya? Mesela ne oluyor o anda?
Ne hissediyorsun mesela?
Ne olmuş olabilir ki?
Hepimiz trafikte bekliyoruz ve nereye yetişmeye çalışıyorsun?
Aslında yetişeceğimiz yerin hiçbir önemi yok.
İnsanlar bunu bir hak kavgası gibi görüyor.
Yani bizim senin önceki seyahatlerimizden de hatırlarsın.
Ben her zaman agresif bir...
Araç kullanıcısıyım. Birisi şerit değiştirir, arkamdan selektör atar, sinyalsiz yanıma kayar.
Çok iyi biliyorum. Bu durumlar beni aşırı agresif yapar, biliyorsun.
Ve senin de hep söylediğin bir şey var.
Belki de içindeki kişi hastaneye yetişmeye çalışıyor.
Belki de bir sağlık problemi var.
Şekeri düşmüştür. Belki de şekeri düşmüştür.
Belki tansiyonu fırlamıştır.
Belki kötü bir haber almıştır, işten kovulmuştur.
Bunların hepsi bir ihtimal. Ama o an hakkımın yenmesi...
Hissi empati yeteneğimin önüne geçiyor.
Peki bu hakkının yenmesi hissi sadece trafikte değil, markette sıra beklerken?
Her yerde. Hastanede beklerken?
Her yerde. Ben anlayamıyorum.
Ben çok sabırlı biriyim bu konuda.
Sabırlı biri olduğumu düşünüyorum.
Ama şunu da düşünüyorum.
Bu ülkede sabır denen şey en hızlı tükenen kaynak bence.
Benzinden bile hızlı bitiyor.
Maalesef ki. Benzin pahalı.
Sabır bedava diye düşünüyoruz.
Sabır çok daha pahalı.
Yani şöyle düşün. Bankadasın.
Tergi panelinde senin numaranla arasında 9 kişi olduğunu zannediyorsun.
Ama senden sonra bankaya giren birisi orada platinyum kartıyla bir sıra numarası alıyor ve senin önüne geçiyor.
Ya da orada 2 kişi kalmış sıra numaranın önünde.
Birisi geriliyor, bağırıyor, çağırıyor.
O gerginlik yatışsın diye onu senin önüne alıyorlar.
Hani işini bitirsin ve buradan bir an önce ayrılsın diye.
Şimdi böyle bir durumda sen hakkının yenildiğini hissetmez misin?
Çok güzel söylüyorsun. Evet hakkımın yenildiğini hissederim.
Ama şöyle ki şimdi bunu düşünmem için bunu benim veya senin de yapmamış olmanız gerekiyor aslında.
Şöyle mesela sen de bir tanıdığını araya sokup bankada öncelik sana tanınsın.
Bence imkanı olan herkes bunu yapar ya.
Evet. Bunu herkes yapıyor imkanı olan.
Bekleyenler nasıl bekliyor?
Hiç imkanı olmayan bekleyen birinin tahammül seviyesinin herhangi bir tepki göstereceğini sanmıyorum.
Nasıl sanmıyorsun? Yani şöyle söyleyeyim.
Bir bankaya sadece 5000 lira kredi çekmek için giden bir garibanın orada önüne 100 kişi geçmesiyle hiçbir alıp vereceği olamaz.
Çünkü onun tek derdi o ihtiyacını kapatmak.
Tamam çok güzel söylüyorsun.
5000 lira kredi çekmek için gidiyor ama çok varlıklı bir insan.
Hesabındaki parayı çekmek için yukarı katlarda ağırlanıyor.
Bu arada çok varlıklı bir insan hesabındaki tüm parayı çekmek için gitmesinde de gerek yok.
Benim tanıdığım bir sürü insan varlıklı insanlar olanlar için söylüyorum.
Kart aidatını iptal ettirmek için 45 dakika müşteri temsilcisine bağıran tanıdığım var.
Sen bu işi de yaptın bu arada.
Evet. Tahammül seviyesinin nasıl zorlandığını çok iyi hatırlıyorum.
Bu arada bence insanların tahammülsüzlüğünü tetikleyen tek şey diğer insanların daha salak olduğunu düşünmelidir.
Sinyalsiz şerit değiştiren adama sinirlenen birisi olarak ben o hareketi yapandan daha zeki olduğumu düşünüyorum ve ben onun salaklığına sinirleniyorum aslında.
Ya da çağrı merkezini arayan bir müşterinin derdini anlatamayışını fark ettiğimde onun benden daha salak olduğuna sinirleniyorum aslında.
Şöyle söyleyebilirim.
Trafik kuralları diye bir şey var.
Hatta toplumsal kurallarımız, normlarımız var bizim.
Ahlak kuralları var. Bir dakika evet.
Gördük kuralları var. Bugünkü kurallar var.
Şöyle trafikten söylediğin için trafik kuralları olarak örnek göstermek istiyorum.
Trafikteyken ehliyeti almak için belirli bir şeylere tabi tutuluyoruz.
Ben ehliyeti nasıl alıyorsam sen de ehliyeti öyle alıyorsun.
O kuralları biliyoruz aslında.
Kırmızı ışıkta durulması gerektiğini bildiğimiz gibi.
Senin dediğin şeyleri çiğnenmemesi gerektiğini biliyoruz aslında hepimiz.
Bu sınava girmeyip ehliyet alan hiç kimse yok doğru.
Sen bu noktada ben bunu düşünüyorken karşıdaki nasıl düşünüp yapmıyor diyorsun.
Aynen öyle. İyi niyet kaidesini ben gösteriyorsam tüm insanların erdemli bir insan olarak bence diğer insanlara borcunun olduğunu düşünüyorum.
Peki bu konuyu nasıl çözeceğiz trafikte?
Trafikte değil bu. Bu hiçbir şekilde çözülecek, bu eğitimle de çözülecek bir şey değil.
Nasıl eğitimle çözülmeyecek?
Sen çok iyi üniversitelerde eğitim alan insanlar da yapıyor bunu.
Ben şöyle düşünüyorum eğitimle çözülmeyecek ama cezai uygulamalar, yaptırımlar bizim toplumumuzu bazı şeylerde körükleyen bir şeydir.
Mesela? Bir şeyin cezai uygulaması yaptırımı olması aslında onları birazcık engelliyor.
Bu şey gibi yeni bir şey ayıldı ya hani trafikte kimse biri için arabadan inip birine bir şey yaparsa cezai işlem uygulanacak diye bir şey atıldı ortaya gibi düşün.
Yürürlülükte olan kurallardaki sistem açıkları zaten sebep oluyor.
Hemen söylediğin vermiş olduğun örneğe cevap olarak söyleyeyim.
Kavga etmek için inen birisi tespit edilirse ehliyeti iptal ediliyor.
Ama asıl niyeti kavga etmek olan birisi yakalandığında ben aracımı kontrol etmek için indim derse ehliyeti iptal olmaz.
Bu bir sistem açığı. Ve sistem açığını kullanıyoruz.
Hangimiz kullanmıyoruz?
Nasıl yapacağız? Bu tahammülsüzlükle nasıl baş edeceğiz?
Bu arada tahammülsüzlük trafikten açıldı bu konu.
Her alanımızda var.
Toplumumuzda gün içinde markette sıra baktıklarında yani aslında sosyalleşirken tahammül seviyemizin sınırlarının zorlandığı bir sürü alan var.
Bu alanlarda ne yapmamız gerekiyor?
Toplumumuz şu an zaten şey ne derler patlamaya hazır bomba gibi.
Yaşadığımız coğrafya sosyoekonomik olarak insanları sinirli yapmak üzerine kurulu.
George Orwell'ın Big Brother's'ının toplumu gibi size düşünebilirsin.
Ya da vakti zamanında sana anlattığım Supernatural adlı bir dizide cehennem tasvirindeki bekleme sahnesi gibi.
Birazcık açarsan hepimiz öğrenebiliriz.
Çok seviyorum çünkü o örneği.
Supernatural isimli dizide cehennem şu şekilde tasvir ediliyor.
Ateşler, işkenceler, lavdan çukurlar, zebaniler, yaratıklar yok.
Uzun bir banka kuyruğu var ve bir banko var.
O bankoda numaralar dönüyor ve senin önündeki kişiler sürekli azalıyor.
Numarası yanan bir kapıdan giriyor.
Sen de birer birer ilerliyorsun.
Sıra sana geldiğinde sen o kapıdan giriyorsun.
Kapıdan girerken bilincin siliniyor.
Kuyruğun en sonuna bir daha giriyorsun.
Yani girmeye çalıştığın kapı aslında kuyruğun en sonuna açılan kapı.
Beklemek işkencedir.
Beklemek cehennemin kendisidir.
Mantığı. Bence tahammül seviyemizi anlatan çok doğru bir örnek.
Bir şey söyleyeceğim. Sen şu an öyle güzel bir şey anlattın ki.
Yani bildiğin tahammül cehennemimiz gibi bir şey.
Tahammülsüzlük aslında bir cehennem bizim için.
Peki sadece tahammülsüzlük dediğimiz gibi sosyal çevremizde olduğu kadar aslında sosyal medyada da var.
Sence linç kültürü tahammülsüzlükten gelmiyor mu yine?
Evet. Nereye girdim bilmiyorum ama şu an.
Evet evet. Sadece bir hani biliyorsun linç kültürü yaygın.
Bir şeyin fanatiği olmak, bir takımın taraftarı olmak, çok güzel içerik üreten, çok güzel içeriği olan bir medya ürününü tahammülsüzce reddetmek
anlamına geliyor toplumda.
Yani bir Fenerbahçeli Galatasaray'ın Ossimen transferini duymaya tahammül edemiyor ama aslında ülkeye ve lige yarattığı katma değeri kabullenmiyor.
Ona da tahammülü yok. Atacağı kole de tahammülü yok.
Ama ben tahammül edemiyorum.
Şu an evet hemen gözlerimde.
Bir Fenerbahçeli olarak örneğine tahammül edemiyorum mesela.
Ya sosyal medyada tahammülsüzlük çok daha fazla var bence.
Linç kültürü buradan geliyor.
Hiçbir şeye tahammülümüz kalmadı.
Sürekli yılsarı izliyoruz, bir şeyler yapıyoruz.
Çok çabuk tüketiyoruz.
Bu arada aşırı fazla tüketiyoruz.
Ve çok hızlı tüketiyoruz. Biz toplum olarak içerik obuyuz.
İçerik obeziyiz.
Çok hızlı tüketiyoruz. Ve tahammül seviyemiz o kadar düşük ki.
Bir yılısı izlerken 3 saniye, 2 saniye tahammül seviyemiz bu kadar.
Ama sence de şöyle değil mi?
Bir şeyin çokluğu onun kıymetini düşürdüğü için tahammül seviyemiz düşüyor olabilir mi?
Her şehirde üniversite açılmadan önce üniversite mezunu olan birisine duyulan saygı çok daha fazlaydı.
Doğru. Biz kendi aramızda bile...
Birinin üniversite mezunu olmasını yaptığı hareketleri gördüğümüz zaman ona tahammülümüz bile olmuyor.
Doğru. Çünkü 81 ilde toplamda 150 tane üniversite oldu.
Aynı şey sosyal medya için de geçerli.
İçerik üreticileri birbirleriyle yarışır derecesinde ya aynı ürünü kopyalıyor ya da doğru içerik sahipleri daha fazla izlenme ve daha fazla maddi konfor sağlamak için ellerindeki
keselerindeki her şeyi peş peşe söylüyor.
Ya da Netflix, Amazon Prime gibi film ve dizi içeriği olanlar.
Reklam yok. Bu arada evet bize sponsor olmadıkları için kınıyoruz.
Böyle platformlar eskiden sinemada 6 ay beklediğimiz filmleri peş peşe yayınlayınca ya da normalde işte bir sezonda 40 bölüm
olan dizileri bir dakikada 40 bölüm yayınlayınca.
E sen ne yapıyorsun? Normalde 40 haftada izlemen gereken diziyi 4 günde bitiriyorsun.
Aslında bize sabretmemeyi öğretiyor.
Aynen öyle. Sabırsızlık gibi bir konfor sunuyor.
O araya zaten elektrik kesintisi girse sen bu sefer elektrik sağlayıcısıyla kavga ediyorsun.
Ve bunu yaparken de bize konformuş gibi sunuyorlar aslında.
Aynen öyle. Esas eroin bu yani.
Kesinlikle öyle. Sosyal medya bir eroin zaten yani.
Aynen öyle. Yani bilmiyorum ben öyle düşünüyorum.
Ben de öyle düşünüyorum. Birazcık bizim toplumumuzdaki tahammülsüzlüğün sebebi birazcık toplum içi çürümemizle alakalı olabilir mi?
Çürüyoruz ya. Mutsuzuz.
Çünkü sana hız vaat ediliyor.
Yok ben sadece onun için demiyorum.
Hiçbir şeye tahammülümüz yok.
Bak sadece bu trafik ya da bu başka hizmet sektörü değil ilişkilere tahammülümüz yok.
Sosyal çevremize tahammülümüz yok.
Çünkü sana hız gösterildi.
Bundan 50 sene 60 sene önce insanlar birbirlerine mektup yolluyordu.
Mavi tik yoktu ya.
Güzel. Şimdi ya da biz 10 sene öncemizi düşün.
Kahve içeceğim evet. 10 sene öncemizde.
Veya 15 sene öncemizde, 20 sene öncemizde bizim çocukluğumuz birbirimize SMS gönderdik biz ya.
10 bin SMS kampanyalarıyla mesajlaştık.
Okundu bilgisi yok.
İletildi bilgisi yok.
Şarjımı bitti bilgisi yok.
O kıymetliydi. Telgraf çok güzel bir örnek.
Ya da telgraf ya da mektup.
Sabır belirtisi ya. Daha öncesine git.
Güvercin gönderiyorsun. Ve bekliyoruz.
Gitti. Hani şey gibi güvercin göçe mi katıldı başka bir yere mi gitti güvercini kartal mı yedi bilmeden gönderiyorsun bu kıymetliydi işte beklemek aslında
belki de belirli bir zaman kalıbına sahip olmadığı zaman güzel olabilir.
Tamam da işte şimdi toplumlarımız toplumumuz ilerliyor teknolojiyi bize veriyorlar ya.
Teknolojiyi verirken de aslında bize sundukları şey biz size konfor veriyoruz.
Evinizden çıkmadan yemeğiniz evinize geliyor.
Şu an atıyorum işte.
Ya bankaya gitmeden para geliyor.
Aynen. Parayı görmüyorsun.
Restorana gitmeden yemek geliyor.
Alışverişini yapıyorsun. Züccaciye gitmeden tabağın geliyor.
Sinemaya gitmeden film izliyorsun.
Ve bunlar teknoloji bu ilerleme adı altında.
Hızlı hızlı tüketiyorsun her şeyi.
Sana hız gösteriliyor dediğim bu.
Yani bu WhatsApp mavi tik olayı bunun en büyük örneklerinden bir tanesi.
Yani sen düşünsene sence çok önemli olan bir şey yazdın birine.
Bir müşteriye ya da işte bir arkadaşına sence çok önemli o konu.
O kişi o an toplantıda mı bilmiyorsun?
O kişi o an önemli bir görüşmede mi bilmiyorsun?
Rahatsız mı müsait mi değil mi bilmiyorsun?
Bir vakit yarattı. Senin mesajına cevap yazdı.
Ama çok kısıtlı bir mesajlık vakit yaratabildi sana.
Evet. Sen hemen peşine cevap yazdın.
Ve aradan 5 dakika geçti.
Yapacağın ilk şey ne olur biliyor musun?
Soru işareti göndermek.
Öyle zaten. Mavi tik dediğin şey bizim sabrımızı zorlayan bir şey ya.
Gördü ama cevap vermedi.
Görüldü attı. Evet.
Cevap vermedi. Ya da şu an ne işin var?
Baksana aslında toplum içi.
Zaman kaybetmeye tahammülümüz yok.
Şürüme buradan geliyor dediğin şey bu işte sana nereden geliyor biliyor musun?
Mavi tiki bana verdin.
Karşımdaki insandan şimdi her şey yaygınlaşıyor sosyal medyada.
Mavi tik attı görüldü attı sana ama cevap vermedi.
Bu sefer seni değersiz hissettiriyor.
Psikolojiye dönüyor paylaşımlardan.
Sana değer vermiyor.
Sana değer vermiyor. Seni değersiz hissettiriyor.
Her şey her şeye dönüyor.
Evet doğru. Bir tahammülsüzlükten geçiyorsun ama her şey tahammül seviyeni zorluyor ki.
Ya şeyi düşün. Yurt dışında akrabaların var.
Evet. Önceden bundan mesela 20 sene önce Türkiye'ye ziyarete işte izne geldiklerin.
Ne kadar özlerdin onları değil mi?
Aa derdin çocuklar ne kadar büyümüş.
İşte aa işte kadınların saçı değişmiş.
Erkeklerin sakal tıraşları değişmiş.
Şunlar değişmiş. Şimdi her gün görüntülü görüşüyorsun.
Yan yana geldiğinde paylaşacak sohbetin kalmıyor.
Ya zaten yan yana geldiğinde değil Almanya'daki ya da yurt dışındaki birini görmek.
Eşinle aynı evin içindeyken paylaşacak bir şeyin kalmıyor.
Ya da işte bir arkadaşınla konuşuyorsun.
Konuştur maksimum 10-15 dakika kaliteli sohbet mi bilmiyorum.
Onun ayrıca... İşte bunu hızlı yapıyor olmak tüketiyor bazı şeyleri.
Telefonlar, fotoğraflar.
Ben anlamıyorum zaten.
Ben yadırgayan tarafım.
Hangi konuda? Boomer'ım ben. Ben Boomer'ım.
Galiba ya. Sen bulmur değilsin senin için geçmiş.
Aynen. Sosyalleşmeye okeyim ama bu sosyal medyadaki şeyler beni çok tetikliyor.
Bu konular beni çok tetikliyor.
Yani senin de buna tahammülünü yok.
Yok çünkü kaliteli bir şey bulamıyorsun artık.
Kaliteli insan bulamıyorsun.
Kaliteli ilişkin olmuyor.
Kaliteli dostluğun olmuyor.
Doğru. Kaliteli hiçbir şeye erişemiyorsun artık.
Doğru. Çünkü hiçbir paylaşımını kaliteli yapamıyorsun ki.
Her şeyin bir cevabı var.
Yaptığın bir hareketin bardağı buradan alıp oraya koymanın astrolojide bir cevabı var.
Psikolojide bir cevabı var.
Fizyolojide başka. Paralel evrende başka bir cevabı var.
Doğru doğru. Ben rahat yaşayamıyorum.
Ben ağzımdan bir laf çıkacak bir şey söylüyorum mesela.
Şu da var. Bunu söylemezsem çatlarım.
Bir şey söyleyeceğim ya.
Aman aman dur konuşma kötü enerji yayma şimdi.
Kötü enerjilerini yollama.
Evrene böyle kötü şeyler söyleme.
Ya biz nükleer reaktör müyüz ya?
Ya evren bizi mi bekliyor kurban olayım ya.
Yani bilmiyorum ki ben her şeyin bir şeyin karşılığı var.
Her şeyin bir cevabı var ya.
İşte ikimiz de mesela o zaman pozitif akım enerji sistemlerine tahammülsüzüz.
Evet tahammülsüzüz.
Peki ilişkilerle alakalı ne düşünüyorsun?
Mesela. Hani partnerin yanlış yerde bıraktığı bardak abartılı bir kavga sebebi bile olabiliyor bazen.
Tahammül seviyenizi zorluyor ilişkilerde.
Ya da arkadaşının o gün gelemedim demesi aslında 10 yıllık dostluğunu sana sorgulatabiliyor artık.
Ama bunun altında 50 tane başka sebep var ya.
Hayır ama...
Bu bir evet tahammül seviyemizi düşüren şeyler ne biliyor musun?
Belki zamanında açık açık konuşamadık.
Arkadaşımız 10 yıldır 20 yıldır hayatımızda.
Açık açık konuşamadık. Bir şeyleri biriktirdik.
Biriktirdik de biriktirdik.
Bir bardağı patladı.
Ya da bir gelmemesine patladı.
İşte tahammülsüzlüğe sebep olan şeylerden bir tanesi bence iletişim sorunu.
Arkadaş içinde mi öyle düşünüyorsun?
Konuşursam beni anlamaz.
Anlatsam beni dinlemez.
Dinlese yargılayabilir.
Bu sebeplerden dolayı belki de hiç konuşmadık.
Ben daha böyle minimalize şöyle yapmak istiyorum.
Mesela ilişki.
Partnerden bahsediyorum.
Yakın arkadaştan bahsediyorum ve aileden bahsediyorum.
Tamam. Çok güzel. Üç örnek olarak diyorum.
Şimdi partnerin yanlış yere bir bardağı koyduğuna tahammül edememesi.
Dediğim gibi en yakın arkadaşının aslında o gün gelemedim demesi on yıllık dostluğu bile sorgulatıyor sana.
Beklenti ya bu.
Ya da çekirdek ailede ailede sen de hep böylesin gibi cümlelerle yılların birikimini patlatıyorsun.
Patlatıyoruz. Patlıyoruz yani.
Yılların birikimi. Bunu tam anlamadım.
Ya şöyle düşün. Ailede, çekirdek ailede.
Örnek gösteriyorum. İlişkide, arkadaşlıkta.
Tamam. Sürekli eleştirilmek.
Ya da sen de hep böylesin zaten ya cümlesi.
Sen de belirli bir tahammülsüzlüğe yol açabiliyor.
Bu tahammülsüzlükten ziyade bir özgüven eksikliğine yol açar gibi.
Hani şöyle. Aile kutsal mıdır?
Kutsaldır. Bunu mantıklı buluyor musun?
Bazı şeyle... içinde kutsal diye geçen ne kadar inanç sistemi varsa bunda mantık aramayacaksın.
Şimdi bizim toplumumuzda aile kutsaldır.
Bu dogmatik bir şey.
Yani üzerine konuşu anayasanın ilk üç maddesi gibidir bu.
Değiştirilemez. Değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Bizim toplumumuzda böyledir.
Evet. Şimdi ben 35 yaşına kadar okeyim.
Böyle düşünüyordum.
Ama artık öyle olduğunu düşünmüyorum.
Neden düşünmüyorum? Yani aile içindeki her şeyin mübah sayılması mantığı bana artık Yani bana artık mantıklı gelmiyor.
İşte burada devreye şu giriyor.
Aile dışarıya kutsaldır.
İçeride yargılanabilir.
Evet ama... İnanç sistemleri de böyledir.
Bu yüzden dinde bir sürü mesele, bir sürü inanç şekli var.
Açalım biraz. Tahammüle nasıl bağlayacağım bilmiyorum ama başka bir konuya dalmış gibi olduk.
Bu din felsefesine kayacak gibi biraz ama kendi içinde sorgulanan her şey dış faktörlere kapalıdır.
Aile de böyledir. Anneni babanı bireysel olarak yargılayabilirsin.
Ama dışarıdan birisi eleştirmeye çalışırsa müdahale ettirmez.
Kutsallık böyle bir şey.
Aile kutsal mı? Evet kutsal ama yeri geliyor evlat annesine babasına anne baba evladına tahammül edemiyor.
Tahammül sadece sokakta değil bir evin içinde bir insanın beyninde artık.
Şöyle çok güzel geldin.
Annesine babasına tahammül edemiyor.
Ama şu noktada teyzelerimiz, büyüklerimiz devreye geçiyor.
Kızım, oğlum, onlar senin annen baban.
Sanki her koşulda onları her şekilde kabul etmek zorundasın.
Tahammül edemiyorsun, edememe gibi bir hakkın yok gibi.
Burada cehalet mi diyeyim acaba?
Burada başka bir faktör devreye giriyor.
Sen hastalığınla mücadele ederken insanlar senin ne yaşadığını bilmeden kızım neden çocuğun yok?
Kızım neden bu kadar zayıfsın?
Neden bu ayakkabıyı giydin?
İnsanlar bilmiyor senin ne yaşadığını.
Doğru. Ve bunu kendilerinde hak görüyor.
Bu cahillik ya. Yani patavatsızlıkla açık sözlülüğü karıştıran bir toplumsun.
Doğru. Patavatsız insanlar kendini genelde şu cümleyle tamamlar.
Kusura bakma ben biraz açık sözlüyümdür.
Hayır abicim sen açık sözlü değilsin.
Sen patavatsızsın.
O ayrı bir konu. Ve ben sana tahammül etmek zorunda değilim.
Doğru. Kesinlikle değilsin.
Aile içinde de böyle annen baban kardeşin yeri gelince sınırlarınla o kadar çok oynuyorlar ki sınırı şaşıyor.
Aşıyorsun sınırları aşılıyor sınırlar ve tahammül edemeyeceğin noktaya geliyorsun.
Ve tahammül edemeyeceğin noktada aslında içten içe dıştan dışa da tahammül edemediğin için yargılanıyorsun.
Hatta kendi kendini de yargılamaya başlıyorsun.
Onlara tahammül edemediğin için.
Vicdan azabı çekmeye başlıyorsun.
Yanlış bir şey olduğunu düşünüyorsun.
Kutsallık burada da giriyor işte.
Çünkü biz kutsal olduğunu biliyoruz.
Çünkü biz anneye babaya tahammül edilemezi bilmiyoruz.
Etmek zorundasın.
Annen baban. Ne yaparsa yapsın tahammül etmek zorundasın.
Bu durumu ne değiştirir biliyor musun?
Ne? Kayıp.
Kayıp. Bunu da en iyi sen bilirsin.
İnternetin olmadığı bir dünya düşün.
Bir hafta boyunca Dünyadaki tüm internet sisteminin çalışmadığını düşün.
Tahammül sınırı ne olur?
Şu anki sistemde şu anki şartlarla sıfır.
Öfke nöbetleri geçirir insanların çoğu.
Hem de nasıl? Bu internet kesintisinin bir ay sürdüğünü düşün.
Savaş çıkarsın. Bir yıl sürdüğünü düşün.
Alışırız diye düşünüyorum.
Bir şekilde adapte olursun.
Eski sistem. Tabii ki.
Ve bir yıl sonra açıklanma yapılıyor.
Bir sabah uyanıyorsun. Diyorlar ki internet sistemi düzeldi.
Bir yıllık aranın ardından kullanabilirsin.
Tahammül seviyenin yeniden minimuma düşmesi ne kadar sürer sence?
Kaç gün? O yaşadığın bir yıllık mahrum kalma duygusu 3 gün sonra yaşanacak ilk kesintide yeniden devreye girecek.
Şimdi bir şeyden maruz kalırsan baştaki öfken daha sonra alışkanlığa aslında o şeyle baş etmeye başlıyorsun.
Evet. Nasıl diyeyim?
Bu her şeyle bağdaşabilir.
Başta interneti kesiyorsun ve ben öfke nöbetleri geçiriyorum.
Sinirleniyorum, kızıyorum, bağırıyorum, çağırıyorum.
Ve kaostan bir düzen yaratmaya çalışıyorum kendimce.
Evet çünkü hayatta kalma içgüdün devreye giriyor.
Ve bu sefer internetsizliğe alışmaya başlıyorum.
Neler yapabileceğimi.
Pandemi çok güzel bir örnek.
Pandemide sınırlarımız ve tahammül seviyemiz çok zorlandı.
Çünkü biz sosyalleştik, sosyal insanlarız.
Sonra devlet bize dedi ki...
Evdesiniz. Eve hapsolun.
Ve hiçbir şey yapamazsınız.
Kimseyi görmüyorsunuz, etmiyorsunuz.
O dönemde boşanma oranlarının ne kadar arttığını duydun değil mi?
Evet. Ve tahammül seviyemiz yoktu.
Çünkü bir anda elinden alındı her şey.
Sonra ne oldu? Biz pandemide uzun bir süre evlere kapandık.
Ve bu sefer o kaostan bir düzen yaratmaya çalıştık kendimizce.
Bu sefer evin içindeyken ekmek yapmalara başladık.
Çünkü neden? Atıyorum örneği yani.
Evet biz evden dışarı çıkamıyoruz.
Eğer evin içindeysek buna bir çözüm bulmamız gerekiyor.
Kendimize bir şeyler yaratmamız gerekiyor.
Evet. İnsanoğlu her şeye alışıyor.
Ama her şeye tahammül edemiyoruz işte.
Edemiyoruz işte. Çünkü sürekli sürekli sürekli tüketiyoruz.
Sürekli sürekli sürekli doldurmamız gerekiyor her şeyi.
Bekleyemiyoruz, yapamıyoruz.
Ve bu daha da kötü bir yere gelecek.
Daha da kötü bir yere gelecek.
Bunun önüne nasıl geçeriz peki?
Bence eğitimle geçemeyiz.
Sence? Eğitimle geçemeyiz.
Evet artık eğitimle geçemeyiz bir şeyler.
Ama eğitimle şöyle geçebilirsin.
Bilinçli toplum ayrı bir şey.
Bir şeyden yani bilinçlenmek çok güzel bir şey ama uygulanabilirlik nasıl olur onu bilmiyorum.
Nasıl kurtulursun dersen şu anki durumda birazcık zor.
Daha da kötüye gideceğimizi düşünüyorum.
Yani bir 50 sene 100 sene sürer mi sence?
Daha kötüye girecek o zaman.
Kurtulamayacaksın. Ya da senin bir 50 sene 100 sene beklemeye tahammülün var mı?
Öyle bir ömrüm de yok zaten.
Olduğu senaryoyu düşün.
Tahammülün var mı? Yok.
Ama her şey bize dayatılmıyor mu zaten?
Çok basit bir örneği sosyal medyadan veriyorum.
Biz Reels nedir? 15 saniyelik storyler nedir bilmiyordum.
Bize bir zaman verildi.
Bize bir algı yaratıldı.
Ya Twitter'la başladı.
Sana 160 karakter verildi.
Hatta sana bir şey söyleyeyim mi? Scorp diye bir şey vardı.
3 saniye mi 5 saniye mi 6 saniye mi?
7 saniye. 7 saniyede ne yapabilirsen yapabilirsin.
Sonra 7 saniyede yapabildiklerini bize bir lütufmuş gibi 15 saniye yükselttiler.
Dedik tamam alanımız fazlalaştı.
15 saniyeyi 1 dakikaya çıkardılar.
Bizi alıp başka yerlere götürdüler.
Tahammül seviyelerimizi, tahammül sınırlarımızı aslında çok güzel yönetiyorlar.
Biz yönetmiyoruz. Yönetemiyoruz.
Yönetiliyoruz gibi. Ne verse ne yapar.
Maruz kaldığımız şeyler bizi tahammülsüz insanlara dönüştürüyor diyorsun doğru mu?
Aynen öyle. Ben öyle olduğunu düşünüyorum.
Ama sadece sosyal medya olarak düşünme.
Sürekli isyan eden, bağıran, küfreden, hak yiyen, hak etmediği yerlere gelen insanların senden daha önemli pozisyonlarda olduğunu gördüğün senaryoda bir
yerden sonra sen de artık ister istemez hakkının yenildiği için Bazı şeylere tahammül edemezsin.
Edemem. Evet. Edemiyorum.
Ama burada da devreye...
Kadın cinayetleri canını sıkıyor mu?
Çok. Benim biliyorsun ki bir kadın olarak.
Evet. Sıkıyor.
Çok fazla canım sıkıyor.
Peki kadın cinayetine müdahale eden bir erkeğin tutuklanmasıyla alakalı tahammül seviyenlerde bir kadının öldürülmesi kadar canını yakıyor mu mesela?
Yakıyor tabii ki. Yakmamalı mı?
Anlamadım. Şunu sormaya çalışıyorum.
Tahammül ettiğimiz şeyler bazen ne yazık ki algıyı değiştiriyor.
Evet. Kadın cinayetine tahammül edemiyorsun ama bir anda operasyonda şehit olan 15 askerin cenazesini duymaya tahammül edebiliyorsun.
Şey de var ya mesela çok güzel söyledin.
Tahammül edemiyorsun duymaya diyorsun.
Ama zaten toplumumuzda hissizleştirilmiyor mu?
Bir şeye çok maruz kalırsan o şeyi artık görmezden gelmeye başlıyorsun.
Biz hissizleşebilirsek daha doğru bir toplum olabiliriz.
Hayır hayır nasıl yani?
Hemen şöyle bizden öfke, sinir, art niyet, sapıklık, sapkınlık, hak yeme, yalan söyleme gibi hisler alınsa belki toplum
olarak, hissiz bir toplum olarak daha düzenli yaşayabiliriz.
Duyar. Sen duyar olduğunu düşünüyor musun?
İşte duyarsızlaştırılıyoruz ya.
Deprem yaşadık ikimiz de.
Evet. Deprem edebiyatı üzerinden yanımıza video çekmeye gelen ünlüler vardı hatırla.
Çok iyi hatırlıyorum. Bir story için özel helikopterle yakın bölgeye indiler.
Enkaz da yanımıza geldiler.
Bizi de ünlü zannettiler üstümüzde kürk olduğu için.
Bizle fotoğraf çekildiler.
Aa siz ünlü değilmişsiniz deyip çektiler gittiler doğru mu?
Doğru yaşadık yaşandı.
Buna tahammül edebilir misin?
Edemedim. Ya da Taha Duymaz denen çocuk annemle babamın enkazının yanında vefat etti biliyorsun.
Evet. Ablası etkileşim almak için Taha Duymazmış gibi Twitter'dan bana yardım edin enkaz altındayım diye bir iki tweet attı.
Annemle babamın arama kurtarma çalışmaları tam 8 kere durdu.
Doğru. Ben buna nasıl tahammül edebilirim ki?
Edemedik ki oradayken zaten.
Demek ki sadece...
İnsanlar bizi spesifik konularda tahammül etmemiz gerekmiyor ki.
Biz insan olarak hiçbir şeye tahammül edemiyoruz.
Bizim tahammül etmememiz gereken de bazı şeyler olmalı.
Ben mesela bir sokak hayvanına şiddet uygulanmasına tahammül etmek istemiyorum hiçbir zaman.
Ben hak yenmesine tahammül etmek istemiyorum hiçbir zaman.
Trafikte sinyal vermeden önüme geçen adamın hakkımı yediğini anlamasını istiyorum.
Bunu bekliyorum. Ama bunun yöntemi şiddet değil ya.
Bak tahammülsüzlük ayrı şiddet ayrı.
Tahammül edemeyen insanlar...
Kendi ufak öfke nöbetlerini yaşayabilirsin bence.
Tamam. Tahammül edemeyen insanlar şiddete de yöneliyor ya hani tahammülsüzlükten.
Ben geçen gün hastanede karşılaştım mesela.
Anlatır mısın bana? Haberim yok bunda.
Anlatırım. Hastanede sıra bekliyorum.
Yani biliyorsun önemli bir bölümdeyim.
Çok kalabalık bir bölüm.
Nefroloji hematoloji bölümleri çok kalabalık oluyor hastanede.
Ve ben her zaman yaşım küçük olduğu için yani hastalara nazaran büyük kesimler olduğu için.
Sıra bekleyen kitleye nazaran daha gençsin.
Ve ben her zaman onlara saygı duyarım ben beklerim.
Çünkü orada ayılıp bayılabilecek bir durumda değilim.
O yüzden bekleyebildiğim kadar beklerim.
Büyükler geçebilir sıkıntı yok.
Daha kötü durumda olanlar geçebilir.
Mersin'de çok yağmurlu bir gündü.
Bir tane adam apar topar hastanene içeri girdi.
Nefroloji bölümüne girdi.
Bağırmaya başladı.
Adam sırılsıklam olmuştu.
Abartmıyorum tişörtünden çorabına kadar sırılsıklandı.
Ve çok sinirliydi.
İçeri geçti. Kim dedi buradaki danışmadakiler nerede dedi.
Hemen buraya bakmanız lazım dedi.
Kimse ilgilenmedi. Öğle arası falandı galiba.
Adam başladı bağırmaya.
Ben dedi motorla geliyorum kaza yapacaktım ve hastanenize sırama yetişebilmek için 50 defa telefonla aradım o telefon açılmadı dedi.
Bu telefonu açmayacaksanız neden bu telefon var dedi.
Ben neden ulaşamıyorum dedi size.
Ve hastanedeki danışmadaki kadın içerideki odada oturuyormuş adamın sesini duyuyor.
Adam birinin ona karşılık vermesini bekliyor cevap vermesini bekliyor.
İçeride odada kadını gördü.
Ve içeri odaya geçti.
Bana cevap vermeyecek misiniz ya dedi.
Buradaki telefonu görmüyor musunuz dedi.
Kadın şöyle tepki verdi.
Tamam tamam hadi çık çık dışarı dedi.
Öyle arasındayız bağırıp çağırma burada dedi.
Adam daha fazla cinnet geçirmeye başladı.
Sinir krizi geçirdi kapıyı yumruklamaya başladı.
Kadın korktu kapıyı kapattı.
Adam kapıyı yumruklamaya başladı.
Yaklaşık bir 10 dakika sonra güvenlik görevleri geldi.
Adam mağdur olan taraf.
Hak veriyorum. Güvenlik görevleri adamı oradan uzaklaştırmaya çalışıp adamı engellemeye çalıştılar.
Ve adam haklı isyanında şunu söylemeye başladı.
Ya ben hastaneden hizmet almaya geliyorum ve ben buradan hiçbir şeye ulaşamıyorum.
Yani kendi devletimin hastanesinde ulaşamıyorum ve siz beni gelip buradan apar topar almaya çalışıyorsunuz.
Adam dedi ki, güvenlik görevlisi dedi ki şikayet edin.
Açın CİMER'e şikayet edin, oraya şikayet edin.
Adam ne dedi biliyor musun?
İti ite mi kırdırayım dedi.
Bu cümleyi duyan güvenlik görevlisi sen benimle ne biçim konuşuyorsun diyerek adama saldırmaya başladı.
Kıyamet koptu. Hasta olan adamı apar topar hastaneden bir sürü güvenlik görevlisi gelerek çıkardılar.
Bu anlattığın hikayede tahammül edemediğim şey ne oldu biliyor musun?
Ne? Kontrol mekanizmasının çok kötü çalışması.
Eğer Sağlık Bakanlığı...
Müfettişleri, denetmenleri, denetçileri işini düzgün yapsa.
O öğle arasındayım çık çık çık çık diyen hanımefendi mesai saatleri içinde o telefonu açmış olsa.
O telefon hiç açılmıyor biliyorum.
Biliyorum bazı telefonlar hiç açılmaz.
Ben çok defa aradım hastaneyi devlet hastanesine ulaşamıyorum.
O telefonlar açılmıyor.
O bölümlere bağlanılmıyor.
Biz hiçbir şekilde ulaşamıyoruz.
Ve ben orada sıra beklerken telefon sesini duyuyorum bu arada.
Çalıyor çalıyor ama dönüp açmıyorlar bile.
Bazı insanlar kendilerini ulaşılmaz olarak tatmin ediyor olabilirler.
Ama sistemde şöyle bir açık var.
Hastaneden konu açılmışken söyleyeyim.
Bu benim içimde bir yaradır yani uzun bir süredir.
Hastanelerle alakalı şöyle bir şey var.
Bilmiyorum biliyor musun?
Bilmiyor olabilirsin. Artık bir yerden hastaneden sıra alamıyoruz.
Hastaysan... Ve hastaneye gidip muayene olmak istiyorsa en erken sıranı 1-2 ay sonra veriyorlar.
Sağlık sistemi bu kadar çöktü mü ya?
Ben sana daha kötüsünü söyleyeceğim.
Ben nefroloji bölümünde tedavi görüyorum.
Hematoloji bölümünde tedavi görüyorum.
İkisi de yoğun ve ağır bölümlerdir.
Doktorum bana ultrason çekilmem için gün almam gerektiğini söyledi.
Okey hiçbir sıkıntı yok.
Ben gün almak için yukarı çıktım.
Ultrasona gün almak istiyorum dedim.
Mayıs ayıydı. 3 ay önce.
Randevunuz 2026 Şubat ayı dedi.
Şaka yapıyorsunuz değil mi dedim.
Hayır dedi en erken 2026 Şubat'a verebilirim dedi.
Oranın açamayacağı bir kapı mı bu?
Benim çok acil ultrasonu çekinmem gerekiyor.
Pardon dedim bunun başka bir yöntemi var mı?
Çekilebilir miyim ben bu ultrasonu yani?
Çünkü çok acil çekilebilirim. Tabii ki ücretli olursa çekilebilirsiniz dedi.
Tamam ücreti neyse karşılayayım dedim.
Verin bana en erken randevuyu.
Ücretli. Vermeme rağmen en erken bir ay sonraya randevu aldım.
Önümdeki teyze 2026 yılına randevu oluşturdu.
2026 yılına.
O hastalık ilerlemeyecek.
O kadına bir araba çarpmayacak.
Ömrü vefa edecek çünkü parası yok.
Neden biliyor musun? Sadece parası olmadığından değil.
Zaten hastanelerde şu an tahammül sınırlarıyla oynanıyor.
Hastasın. Ama muayene edilemiyorsun.
Seni başka şeylere yönlendiriyorlar.
Alternatif tıpa yönlendiriyorlar.
TikTok'ta, Instagram'da gördüğün o alternatif tıp şeylerine yönlendiriyorlar.
Kırıkçıya mı yönlendiriyorlar?
Çünkü buradan bir şey bulamıyorsun ki.
Ya da özel hastaneye gidip anında paranla tedavi olmak zorundasın.
Maalesef ki seni her şeye yönlendiriyorlar bu şekilde.
O kadar kötü ki. Tahammül sınırınla çok güzel oynuyorlar.
Ve ben bunlara tahammül edemiyorum mesela.
İşini iyi yapmayan insanlara tahammül edemiyorum.
Kadın cinayetlerine de tahammül edemiyorum.
Kendime tahammül edemiyorum bazen.
Ben de kendime tahammül edemiyorum.
Biz bir farkındalık yaratıp önce kendimize tahammül etmeyi öğrensek ya.
Umarım olur. Denenebilir diye düşünüyorum ama.
Bir sonraki podcast'e kadar tahammül edebilir misin kendini?
Tahammül sınırımı zorlayabilirim.
Ben çabalarım.
Dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Ben biri. Ben de diğeri.
tahammül ettiğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
