
“Önde ‘canım’, arkada ‘ya sabır’…
Hepimizin oynadığı bu oyunu ilk bölümde bozuyoruz.
Dedikodu değil, saklanan hakikat.
İlk günah kayda girdi.”
Transkript
Merhaba, Cansu ben. Şunu baştan söyleyeyim.
Bu yayında maskeler yok, rol yok, sahne yok.
Hayatın sahnesi zaten fazlasıyla kalalı.
Ben buraya perde arkasını açmaya geldim.
Burası sadece bir podcast değil.
Burası konuşulmayanların.
Aman şimdi sırası değil diye yutulanların.
Abartıyorsun diye susturulanların kayıt cihazı.
Bir nevi kara kutu gibi düşün.
Uçak düşmese açılmayan kara kutu var ya.
İşte biz onu burada açacağız.
Çünkü hepimiz arkadan konuştuk.
Kimse ben konuşmadım demesin.
Konuştuk. Fısıldadık.
Dedikodu dediler.
Çekiştirme dediler.
Ama aslında saklanan hakikati başka türlü taşıyamadık.
İronik ama gerçek.
Bazen en dürüst sözler en arkasından konuşulan cümleler de gizlidir.
Burası işte o cümlenin yeri.
Bir hafıza alanı.
Bir isyan masası.
Biraz da sesini kaybedenlerin yankısı.
Ve kabul edelim ben kimsenin arkasından konuşmam diyen varsa ya gerçekten azizdir ya da bu coğrafyanın en işlek şeridini görmemiştir.
Bizde hayat şöyle.
Önünde canım, arkandan yağ sabır.
Önünden sarılırım, arkandan diş gıcırdatırım.
Önden sayın ilgili, arkandan...
Kanka bak şimdi. Bugün işte o kanka bak şimdi evrenini kayda alıyorum.
Sakin ama inatçı.
Üleceğiz boğazımız düğümlenecek.
Sonra yine güleceğiz bay.
Çünkü gülmek çoğu zaman ağlamanın ön provasıdır.
Niye arkandan konuşuruz?
Basit. Önden konuşmanın riski var çünkü.
Kavga var. Terk edilme var.
Terfi kaçırma var. Aile whatsapp grubunda duyarsız damgası yeme var.
Arka ise güvenli. Çünkü cezasız alan gibi.
Ama cezasız alanların bir yan etkisi var.
Hasarı kimse üstlenmiyor.
Cümleler keskinleşiyor.
Kalpler kabuk bağlıyor.
Kabuk çatlayınca da vay efendim nereden çıktı bu diyoruz.
E çıktığı yer belli.
Mutfak, asansör, story, kuzen grubu, kapı önü.
Kahve makinesi.
Kısacası hayatın arka odaları.
Ve şunu itiraf edeyim.
İnsan en çok kendi arkasından konuşuyor.
Kendine abartıyorsun, büyütme, dram yapma diye fısıldıyor.
Bak bu üçlü var ya, memleketin görünmez sopası bence.
Birinin acısı var, sopayı uzatıyoruz.
Sonra... Niye konuşmuyorlar diye soruyoruz.
Konuşsa sopa yiyor, konuşmasa yalnız kalıyor.
Arada bir yerde işte.
Arkandan konuşma doğuyor.
Biraz gündelik hayata bakalım.
Sabah kapıda günaydın diyorsun.
Öğleden sonra içeride aman gece çok ses yaptı diye homurdanıyorsun.
Ofiste bravo diyorsun.
Kahvede sunumu uzatmasa iyiydi diye söyleniyorsun.
Story'e kal ama özelden.
Bu da çok değişti mesajı.
Düğünde çok yakıştınız.
Arabaya binince bu evlilik 3 ay sürmez sinyali.
Biz böyle yaşıyoruz ya.
Mini reyting kurulu gibiyiz.
Her jest, her kıyafet, her cümle puanlanıyor.
Altın bilezik tartısı misali.
Gram mı azdı anlamı mı?
WhatsApp grupları desen zaten modern meydan okuma yeri.
Aile grubu. Günaydın, stikerler altında 342 mesaj.
Ayşe'nin fotoğrafları çok filtreli.
İş grubu, harika iş çıkardık takım.
Özelde sunumu kim hazırladıysa sabote etti.
Kuzen grubu, görünürde kek tarifi, derinde sosyolojik saha tartışması.
Biz arşivle tuşunu bulduk, vicdanı arşivledik bence.
Oh my god!
Şimdi bu arkamdan konuşmanın kökenine dönelim bence.
Güven. Evet evet.
Güven dediğin evdeki panik butonu gibi.
Var sanırsın, basarsın ama bazen çalışmaz.
Önden söylediğinde drama queen muamelesi görme korkusu var çünkü.
Arkadan söyleyince bir rahatlama geliyor ama.
Çözülme yok ama hani bir rahatlıyorsun.
Fakat çözülmeyen her şey küser.
Küsen her şey büyür.
Bizde çok güzel cümle filtreleri var mesela.
Şey, sünger bizim için.
Bence, kalkan.
Sence de, ona yarayışı.
Neyse, süpürme hareketi.
Boşver be. İşte bu, kollektif unutma tuşu.
Tanıdık değil mi? Ama her cümleyi filtreden geçirirsen, hava ağırlaşır.
Pencereyi aralarsın, taze rüzgar girer.
Bu rüzgarın adı ne biliyor musun?
doğrudanlık. Doğrudanlık bağırmak değildir aslında.
Doz ayarlı gerçektir.
Biraz mizah katalım bence ya.
Çünkü mizahta oksijen var.
Mesela ben kimsenin arkasından konuşmam diyen bir teyze iki dakika sonra aramızda kalsınla diye cümleye başlar.
Bu aramızda kalsın lafı var ya memlekette kamusal duyuru demek.
Komşu, mahalle, belediye hoparlörü hariç herkese gider.
Düğünde altın hesabı yaparken Excel'de pivot tablo kurarız.
Ekonomik politik dersini orada geçiririz.
Cenazede pilav lapı olmuş yorumunun yanında miras nasıl paylaşılacak bülteni gelir.
Ofiste kahve makinesi çevresindeki ittifaklar ülke siyasetini kıskandırır inanın.
Tek farkı kahve bile daha dürüst bence.
Ya ilişkiler? Önünde aşkım, arkasından nefes alsa da sinir oluyorum.
Bazı çiftler birbirlerinin arkadan konuşmalarını duysa 24 saat içinde mini dizi olurlar da.
İşte. Şimdi biraz ciddiye dönelim.
Şimdi biraz gerçeğe dönelim.
Şimdi biraz aslında bize dönelim.
Arkadan konuşma çoğu zaman benim sesime yer yok duygusunun ürünü.
Abartıyorsun diyen çok.
Anlıyorum diyen az.
Büyütme diyen çok.
Yanındayım diyen az.
Dram yapma diyen çok.
Susmana gerek yok diyen at.
Eksik kalan cümleler arkaya taşınıyor.
Orada büyüyorlar.
Büyüyünce de ürkütüyorlar.
Sonra bu öfke nereden çıktı diyoruz.
E nereden olacak? Bodrum'da.
Bodrum'a attığın şey susmaz.
Sadece küflenir.
Küflü cümle dokunan alerji yapar.
İşte arkadan konuşma denen şey Küflenmiş cümlenin dolaşımı aslında.
Ve bir gün taşar.
Taşınca da herkes şaşırır.
En çok da biz hiç anlamadık diyenler şaşırır.
Evet evet anlamadınız.
Çünkü neden biliyor musun?
Duymadınız. Duymak konuşmaktan daha zor bir beceri bence.
Konuşmak kasları geliştirir.
Duymak kemikleri tutar.
Kemiği tutmayan kaz ilk sarsıntıda yırtılır.
Peki ne yapacağız? Nazik cesaret.
Arkadan kurduğun cümleyi biraz yumuşatıp öne taşı.
Bunu böyle yaptığında yoruluyorum.
Şu anda sabunmaya geçiyorum ama ara verelim.
Dinlemek istiyorum ama anlamam zaman alacak.
Farkında mısın?
Küçük cümleler kapı açıyor.
Kapı açılınca içeri hava giriyor.
ve rutubet kokusu azalıyor.
Ama şu mizahı da eksik etmeyelim lütfen.
Dram yapma diyenlere karşı dram tasarruf planı öneriyorum.
Biraz daha işin toplumsal tarafına bakalım mı?
En can alıcı yerine.
Bu ülkede en çok arkada dolaşan 3 cümle.
Kadın olmak zor, adalet gecikiyor ve sistem işlemiyor.
Fısıltı güvenlidir, kabul.
Ama değişim açık cümle ister.
Açık cümle açık risk demektir.
Evet korkarız.
Korkuyu suçlamıyorum.
Ama herkes bir cümlesini öne taşısa risk bölüşülür.
Korku küçülür.
Aslında bazen çözüm kahramanlık değil.
Mütevazı cesaretlerin toplamıdır.
Şimdi mutfağa dönelim.
Ketiltik dedi. Kahve çay buharı gecenin omuzunu ısıtıyor.
Bir cümle bırakıyorum masaya.
Her gün bir cümle, her cümle bir milim.
Evin tavanı bir milim yükseliyor.
O milim nefes payı.
Nefes payı, yaşam isteği.
Yaşam isteği, sesi açma sebebi belki de.
Kapanıştan önce bir egzersiz.
Kendi arkandan konuştuğun cümleyi yakala.
Bazen de, bazen abartıyorum bende de.
Sonra ekle.
Ama bu benim deneyimim.
Kendini küçültmeden kabullenmek.
İşte bu arkayı öne taşımanın ilk provası.
Bugün senden küçük bir şey istiyorum.
Uzun zamandır arkadan kurduğun bir cümleyi nazikçe öne taşı.
Tepkiyi yönetemezsin evet ama cesaretini yönetirsin.
Ve göreceksin ki tavan bir milim daha yükselmiş.
O milim gökyüzünün bize attığı küçük bir ipucu.
Burası Arkandan Konuştuk ve artık hiçbir şey arkada kalmayacak.
Ben buradayım, sen de gel.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
