
Bu bölümde, Türk istihbarat tarihinin en tartışmalı ve en gizemli isimlerinden biri olan Hiram Abas’ın hayat hikayesine birlikte dalıyoruz.
Ziverbey Köşkü’nden Beyrut sokaklarına uzanan bu hikâyede; operasyonları, MİT raporlarını ve Kurtlar Vadisi’ne kadar uzanan gerçek izleri konuşuyoruz.
Hiram Abas…
Sadece bir istihbaratçı mıydı, yoksa bir dönemin ruhu mu?
Transkript
Sizinle hangi anda denk geldiysek oradan merhaba, Cansu ben.
Türkiye'nin en karanlık kutusunu açıyoruz bugün.
Hiram Abbas'ın hayatına, Ziverbey Köşkü'nden Beyrut sokaklarına, MIT raporlarından Kurtlar Vadisi'nin senaryosuna sızan gerçeklere kadar bir yolculuğa çıkacağız.
Hazırsanız başlayalım.
Tarih 26 Eylül 1990 Yer İstanbul çifte havuzlar.
Sabahın erken saatleri.
Güneşli ama serin bir sonbahar sabahı.
Cemil Topuzu Caddesi'nden Bağdat Caddesi'ne doğru çıkan 34HEZ 59 plakalı beyaz bir otomobil.
Direksiyondaki adam dışarıdan bakıldığında emekli bir memur gibi görünüyor.
Saçları dökülmüş, yüzünde yılların yorgunluğu.
Gözlerinde ise siyah güneş gözlükleri var.
Ama o gözlükler sadece güneşten korunmak için değil.
O gözler, Beyrut sokaklarında çatışmayı, Avrupa'nın lüks otellerinde pazarlığı ve Ankara'nın en karanlık koridorlarında ihaneti görmüş gözler.
Adı Mustafa Hiram Abas.
Türk istihbaratının efsanevi Bay Pipo'su.
MIT müsteşar yardımcısı.
Aracı bir kasis nedeniyle yavaşlıyor.
Ve işte o an zaman duruyor.
Belediye işçisi gibi giyinmiş iki gölge beliriyor.
Biri önden, diğeri arkadan ve çapraz ateş.
Hiram Abbas belindeki 16'lık star tabancasına, o çok güvendiği silahına uzanmaya bile fırsat bulamadan kurşunların hedefi oluyor.
Ensesinden giren o soğuk metal sadece bir adamın hayatını değil, Türk istihbarat tarihinin bir devrini de kapatıyor.
Peki bu adam kim? CIA'in Türkiye şubesi miydi yoksa devletin bekası için şeytanlıkla bile pazarlık yapan bir vatansever mi?
Kurtlar Vadisi'ndeki Aslan Akbey gerçekten o muydu?
Neden öldürüldü ve bildiği sırlar onunla birlikte mezara mı gitti?
Hirem Abası anlamak için önce o garip ismine ve köklerine inmemiz gerek.
Çünkü onun kaderi daha ismi konulurken mühürlenmişti.
Yıl 1932, İstanbul.
Hiram, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
Annesi Roksan Hanım, Osmanlı'nın sadrazamlar yetiştirmiş meşhur Eldem ailesine mensuptur.
Ama asıl figür dedesidir.
Mübarek Galip Eldem.
Eski müzeler umum müdürü, entelektüel bir dev.
Dede mübarek galip torunlu kucağına aldığında ona ailedeki kadınların itirazına rağmen çok alışılmadık bir isim verir.
Hiram. Bu isim yıllarca komplo teorilerine malzeme oldu.
Masonluktaki Hiram Usta efsanesini Süleyman Tapınağı'nın mimarını hatırlatan bu isim onun kripto bir kişilik olduğunun kanıtı gibi sunuldu.
Oysa gerçek daha basitti ama daha köklüydü.
Soy ağacı Kavalalı Mehmet Ali Paşa Hanedanına kadar uzanıyordu.
St. Joseph Lisesi ve ardından Robert Koleji koridorları.
Ama Hiram sadece kütüphanelerde dirsek çürüten bir salon beyefendisi değildi.
O bir boksördü.
Ringte yumruk atmasını, darbe almasını ve yıkılmamasını genç yaşta öğrendi.
Bu fiziksel sertlik ve aldığı o Fransız disiplini İleride Beyrut'ta sorgu odalarında ve operasyonlarda en büyük silahı olacaktı.
1957'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini yani mülkiyeyi bitirdiğinde önünde iki yol vardı.
Ya hariciyeci olup şık davetlerde kadeh kaldıracaktı ya da gölgelere karışacaktı.
O gölgeyi seçti.
O dönemki adıyla MAH yani Milli Ameliyat Hizmet yani bugünkü MIT'e girdi.
Ve efsane başladı.
Teşkilata girer girmez yolu okyanus ötesine düştü.
Amerika Birleşik Devletleri.
CIA okullarında eğitim gördü.
Sorgulama, takip, kontrol gerilla ve silah kullanımı.
Amerikan ekolünü en iyi öğrenen Türklerden biriydi.
Döndüğünde artık masa başı memuru değil.
Tam donanımlı bir saha ajanıydı.
Ama Hiram Abbas efsanesinin asıl doğduğu yer Amerika değil, Lübnan'dı.
1968-1971 yılları Beyrut.
O yılların Beyrut'u dünyanın casusluk başkentiydi.
KGB, CIA, Mossad, Filistinli örgütler herkes oradaydı.
Hiram Abbas Beyrut'ta görevliyken sadece konsoloslukta oturup rapor yazmadı.
sahaya indi, kılık değiştirdi.
Bazen bir seyyar satıcı, bazen bir turist.
Filistin kamplarına sızdı.
Dev gençlerin o kamplarda eğitim alışını dürbünle izleyen ve Ermeni örgütlerinin ilişkilerini yerinde raporlayan adamdı o.
Mossad ajanlarıyla aynı masada oturup viski içtiği, ertesi gün Filistin gerillalarla görüştüğü anlatılır.
Elma testi denilen meşhur nişancılık hikayeleri bu dönemde dilden dile dolaşmaya başladı.
Başına elma koyduğu, hedefleri vurduğu, 12'den isabet kaydettiği efsaneleri teşkilatta fısıltı gazetesiyle yayıldı.
Bu dönem onun gayr-i nizami harp, yani kuralsız savaş tekniklerini mükemmelleştirdiği dönemdir.
Hiram Abbas burada şunu gördü.
Düşman kuralsız oynuyorsa devlette eldivenlerini çıkarmalıdır.
1971 muhtırası, Türkiye'de demokrasinin askıya alındığı balyozun indiği yıllar.
Hiram Abbas İstanbul'a dönmüştü ve yeni adresi belliydi.
Erenköy'deki meşhur Ziverbey Köşkü.
Burası kontrgerilla iddialarının merkez üstüydü.
Sol görüşlü aydınların, askerlerin ve aktivistlerin sorgulandığı yer.
Hiram Abbas bu sorguların başındaki isimlerden biriydi.
Dönemin tanıkları onun sorgulardaki sertliğini, soğukkanlılığını ve tavizsiz tutumunu anlatır.
Sol çevrelerde nefret objesi haline gelmesi bu yıllara dayanır.
Ama o ve ekibi, ki Mehmet Eymür bu ekibin en önemli parçasıdır arkadaşlar, Türkiye'yi komünizm tehlikesinden koruduklarına inanıyorlardı.
Yöntemleri tartışmaya kapalıydı.
Yıllar geçti, 1980'lere gelindiğinde Türkiye'nin başı bu kez Asala terörüyle dertteydi.
Diplomatlarımız Avrupa'nın göbeğinde şehit ediliyordu.
Devlet, resmi diplomasiyle bu gölge savaşı kazanamıyordu.
Turgut Özal dönemi, yeni bir stratejiye ihtiyaç vardı.
Dinsizin hakkından imansız gelir.
Hiram Abbas bizzat Avrupa'ya gitti.
Beyrut'taki tecrübesini Marsilya'ya, Paris'e…
Atina'ya taşıdı ve o meşhur devlet mafya siyaset üçgeninin kurulduğu anlar yaşandı.
Abdullah Çatlılar, Alaaddin Çakıcılar gibi isimlerin devlet operasyonlarında kullanılması fikri.
Hirem Abbas operasyonları koordine etti.
Asalan'ın lider kadrosunun tek tek avlanması sürecinde onun hayalet imzası vardı.
Devlet resmi eliyle yapamadığını gayri resmi eldivenleriyle yapıyordu.
Gelelim çoğumuzun zihnindeki o soruya.
Kurtlar Vadisi.
Diziyi izleyen milyonlar Aslan Akbey karakterini yani Polat Alemdar'ın akıl hocasını hatırlar.
Selçuk Yöntem'in canlandırdığı o sert, pipo içen, vatansever ama yalnız istihbaratçı.
Bu benzerlik tesadüf değildi.
Aslan Akbey birebir Hirem Abas'tan esinlenilmişti.
Hadi gelin parçaları birleştirelim.
Dizideki Aslan Akbey'in kurduğu KGT yani Kamu Güvenliği Teşkilatı aslında Hirem Abas'ın MIT içinde kurmaya çalıştığı bürokrasiden arınmış özel harp birimiydi.
Aslan Akbey de tıpkı Hirem Abas gibi Lübnan'da operasyonlar yapmış, orada yetişmişti.
Ve en acısı Aslan Akbey de tıpkı Hirem Abas gibi karanlık bir su kaste kurban gitti.
Dizide Aslan amcayı vuran pala karakterinin Sadece ölüler görür repliği bile manidardır.
Bu Hiram Abbas'ın çok şey bildiği ve bu sırları mezara götürdüğü gerçeğine bir atıftı.
Hiram Abbas'ın gerçek hayatta söylediği iki kişinin bildiği sır değildir sözü dizinin mottosu olmuştu.
Ama düşman sadece dışarıda değildi.
Asıl savaş mitin içerisindeydi.
Teşkilat ikiye bölünmüştü.
Askeri kökenliler ve sivil kökenliler.
Hiram Abbas, Turgut Özal'ın desteğiyle teşkilatı sivilleştirmek ve başına geçmek istiyordu.
1987 yılı.
Büyük bomba patladı.
Ünlü MIT raporu Mehmet Eymür tarafından kaleme alınan ve arkasındaki aklın Hiram Abbas olduğu bilinen bu rapor, devlet içindeki çürümeyi, polis şeflerinin mafyayla
ilişkilerini ifşa ediyordu.
Bir nevi susurluğun ayak sesleri idi.
Rapor basına sızdı ve yer yerinden oynadı.
Bu ifşaat Hiram Abas ve ekibinin sonu oldu.
Özal siyasi baskılara dayanamadı.
Hiram Abas teşkilattan uzaklaştırıldı.
Bay Pipo artık evindeydi.
Silahsız, yetkisiz.
Zırhı üzerinden alınmıştı.
Yakın çevresi onu uyardı.
Seni vuracaklar dediler.
O ise meşhur kaderci cevabını verdi.
Ecel geldiyse evde de bulur.
Korkup ölmeyi bekleyecek adam değilim ben.
Ve 26 Eylül 1990.
Dev Sol suikasti üstlendi.
Ama Komo'yu buna hiçbir zaman tam olarak inanmadı.
Olay yeri incelemesi, kovanlar, kaçış planı, evet her şey kusursuzdu.
Tıpkı Hiram'ın öğrettiği gibi profesyonelceydi.
O soğuk savaşın bitişiyle kullanım süresi dolan ve çok fazla şey bilen bir kara kutuydu.
Ve kutu kapatıldı.
Hiram Abbas Mason dedenin torunu, Saint Joseph'in boksörü, Beyrut'un hayaleti, Mith'in bay piposu ve ekranların aslan beyi.
İyi biri miydi yoksa kötü mü?
Yaptıkları vatan için miydi yoksa derin devletin bekası için mi?
Buna tarih karar verecek.
Bugün yakacık mezarlığında yatıyor.
Mezar taşında sadece ismi ve tarihleri var.
Ama asıl hikayesi hala devletin tozlu arşivlerinde.
Çok gizli damgalı kırmızı dosyaların içinde saklı.
Belki de en büyük hatası bildiklerinin onu koruyacağını sanmasıydı.
Oysa istihbarat dünyasında en tehlikeli şey çok bilmektir.
Pipo'nun dumanı hala tütüyor.
Ama o... Tumanının ardındaki yüzü artık kimse net olarak seçemiyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
