
Herkes Narsist, Herkes Travmalı | Psikolojik Çöküş
11 Mart 2026 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Herkes tetiklenmiş. Eski sevgiliye narsist, kendimize hassas dedik; psikoloji konuşa konuşa karakteri unuttuk. Bu bölümde narsizm, travma, toksik ilişkiler, manipülasyon ve psikoloji dilinin arkasına saklanma hâlimizi masaya yatırıyoruz.
Transkript
Sizinle hangi anda denk geldiysek oradan merhaba.
Cansu ben. 20.
bölüme geldik dostlar.
Açıkçası bu benim için biraz duygusal bir eşlik.
Çünkü bir podcastı başlatmak başka, onu devam ettirmek başka.
Bazen çok heyecanla, bazen yorgunken, bazen kafamız çok doluyken ama yine de dönüp burada buluşmak.
Bence asıl hikaye biraz da bu.
O yüzden 20. bölümde öyle alalade bir konu açmak istemedim.
Biraz daha içeri girelim, biraz daha dürüst olalım, biraz daha maskeleri indirelim istedim.
Hem bu podcast'in gidişatına, hem bizim değişen hallerimize, hem de son zamanlarda dilimize dolanan o büyük kelimelere bakalım istedim.
Bugün biraz tehlikeli bir kapıyı aralıyoruz arkadaşlar.
Herkes birbirine canım cicim, alanın, sınırın, enerjin.
diye diye memleketi duygusal açık hava tımarhanesine çevirdi.
Birinin çıkıp bir dakika ya kardeşim bu ne rezalet demesi gerekiyordu.
Ona da ben üstlendim.
Bugün son birkaç yılın en hızlı tüketilen, en hoyrat kullanılan, en çok yanlış anlaşılan iki kelimesini masaya atıyoruz.
Narsist ve travmalı.
Ve baştan söyleyeyim bu bölüm eski bir sevgili gömme seansı değil.
Bu bölüm 3 yıl sizleyip 4 kişiye tanı koyduğumuz o dijital kasabada neler olduğunu konuşacağımız bir bölüm.
Çünkü gerçekten tuhaf bir yere gelmedik mi?
Herkes narsist, herkes travmalı, herkes tetiklenmiş, herkes farkındalıklı ve herkes şifalanma yolculuğunda.
Ama hikayenin komik tarafı şu, bu kadar psikoloji konuşulan çağda kimsenin karakteri düzelmedi.
Kimse daha dürüst olmadı.
Kimse daha olgun da olmadı.
Sadece milletin kelime haznesi büyüdü.
Eskiden çok kendini beğenmiş dediğimiz insana şimdi narsist diyoruz.
Eskiden çok yaralmış dediğimiz insana şimdi travmalı diyoruz.
Eskiden ayıp ettin derdik, şimdi beni regüle edemedin diyoruz.
Yani aynı kepazelik.
Sadece daha pahalı kelimelerle anlatılıyor.
Öyle bir noktaya geldik ki biri sana geç cevap veriyor, millet hemen kaçıngan bağlanma.
Kardeşim belki tuvaletteydi, belki seni çok da umursamıyordur.
Her şeyi çocukluk şemasına bağlamayın.
Biri seni eleştiriyor, hop gaslighting.
Biri seni beğenmiyor, narsist.
Biri kendini anlatıyor, ana karakter sendromu.
Biri bir gün keyifsiz, duygusal erişilemez.
İnsan mı yaşıyoruz?
Psikoloji sözlüğünün içinde mi mahsur kaldık?
Belli değil. Şu çağın en komik tarafı ne biliyor musunuz?
Herkes birbirine tanı koyuyor ama kimse kendine karakter raporu yazmıyor.
Karşı tarafın üç hareketinden kişilik bozukluğu çıkarıyor.
Kendine gelince ben sadece çok hassas biriyim.
Tabii canım. Sen hassassın, herkes narsist.
Ne güzel dünya.
Kendi yaptığın her şey yara, başkasının yaptığı her şey manipülasyon.
Bu kadar rahat kendini temize çekme ancak modern insana nasip olur.
İnsanlık tarihinin en cilalı bahaneciler çağında yaşıyoruz farkında mısınız?
Ve işin daha da ilginç tarafı şu.
Bir noktadan sonra dönüp kendine de bakıyorsun.
E ben de bunu yaşadım arkadaşlar.
Bence siz de yaşamışsınızdır.
Önümüze bir yıldız düşüyor.
Narsistlerin beş özelliği.
Birinci madde ilki görmek isterler.
Eee tamam hangi insan istemiyor?
İkinci madde eleştiriye bozulurlar.
E zaten kimse bayıldım bana laf sokmana diye dolaşmıyor.
Üçüncü madde kendilerini anlatmayı severler.
Bu ülkede susup içine atanla kendini anlatan arasında sağlıklı bir orta band zaten pek yok.
Sonra ekrana bakıp kalıyorsun.
Ve ben de biraz narsist olabilir miyim diye düşünmeye başlıyorsun.
Sonra bir hız daha geliyor.
Travmalı insanların belirtileri.
Uykum bozuluyor.
Bazen kaçıyorsun.
Bazen fazla bağlanıyorsun.
Bazen birine gereğinden çok takılıyorsun.
Bu kez de... Eee ben de mi travmalıyım diyorsun?
Biri ıslığa geliyor. Yüksek empati sahibi insanların ortak özellikleri.
O zaman da aa tamam ben de özelim diyorsun.
Yani algoritma seni bazen şeytanlaştırıyor, bazen kutsuyor.
İki durumda aynı şeyi yapıyor.
Seni bir kategoriye sokuyor.
Ve bence bugünün büyük meselesi tam burada başlıyor arkadaşlar.
İnsanlar artık sadece bilgi tüketmiyor.
kendine etiket arıyor. Etiket bulunca rahatlıyor.
Çünkü etiket dağınık ruh haline bir çerçeve veriyor aslında.
Ama bazen o çerçeve içgörü değil, küçük bir kimlik kostümü oluyor.
İnsan kendini anlamıyor, kendine metin buluyor.
Metin bulunca da bir süre rahatlıyor.
Ama rahatlamak çözüm demek değil.
İşte bu çağın büyük numarası da burada zaten.
Çözmeden anlatmak, düzelmeden tarif etmek.
Yüzleşmeden isim koymak.
Bence biz psikolojiyi değil, psikolojinin haklılık sağlayan kısmını çok sevdik.
İlk olarak şu nersis kelimesine bir bakalım.
Çünkü bu kelime son birkaç yılda öyle hoyrat kullanıldı ki, neredeyse eski sevgilim ile eş anlamlı hale geldi.
Nersizm kelimesi kökenini Yunan mitolojisindeki Nersisius'tan alır.
Narsisyus sudaki yansımasına aşık olan ve o görüntüden kendini koparamadığı için mahvolan figür.
Yani bu hikayenin özünde sadece kendini beğenmek yok, kendine takılıp kalmak var.
Kendi görüntüsüne, kendi merkezine, kendi yansımasına ve kendi etiketine, kendi anlatısına saplanıp gerçek hayatla temasını kaybetmek var.
E arkadaşlar zaten trajedi de burada başlıyor.
Çünkü dışarıdan bakınca narsizm sadece kendine hayranlık gibi duruyor.
Ama derine indiğinde orada kırılganlık, savunma, boşluk, değersizlik korkusu ve sürekli onay ihtiyacı var.
Şunu ayırmamız lazım.
Gündelik dilde narsist diye kullandığımız şey ile klinik anlamdaki narsistlik, kişilik bozukluğu aynı şey değil.
Her kendini düşünen insan narsistlik kişilik bozukluğuna sahip değil.
Her bencil insan narsist değil.
Her özgüvenli insan da narsist değil.
Bunu ayırmazsak bir noktadan sonra karşımızdaki insana psikolojik tanı koyarak kendi öfkemizi meşrulaştıran yarı zamanlı mahkeme heyetine dönüşüyoruz.
Ve açık konuşalım. Sosyal medya bunu seviyor.
Seviyor. Çünkü karmaşık insan davranışlarını tek kelimeye indirmek çok konforlu.
Düşünsene biri seni üzdü.
Oturup onun çocukluk örüntülerini, ilişki beceriksizliğini, duygusal kapasite eksikliğini, karakter kusurlarını falan anlamaya çalışmak zahmetli.
Ama narsistmiş deyip dosyayı kapatmak mis gibi.
Hem acını da estetikleştiriyorsun.
Bir çeşit modern intikam edebiyatı.
Peki narsistlik özellikler dediğimizde neyi kastediyoruz?
Öncelikle aşırı büyüklenmece bir benlik algısı olabilir.
Yani kişinin kendini olduğundan çok daha önemli, özel, eşsiz görmesi, sürekli takdir beklemesi, eleştiriye tahammülsüzlük, empati eksikliği, insanları
araç gibi kullanma eğilimi, ilişkileri karşılıklı bir alan olarak değil, kendi ihtiyaçlarının sahnesi gibi görme hali.
Bir odaya girince herkesin dikkatini isteme, dikkat gelmeyince içten içe öfke duyma.
Hep Özel muamele bekleme, başarıyı abartma, kusuru başkasına yıkma, utanmayı öfkeyle kapatma.
Ama işin kritik yanı şu, dışarıdan çok güçlü gibi görünen bu yapı içeride çoğu zaman çok kırılgandır.
Yani o şatafatlı egonun içinde pamuktan yapılmış bir ben olabilir.
Bir eleştiri gelir, bütün sistem çöker.
Bir görmezden gelin mi olur?
Kişi bunu sıradan bir insanlık hali olarak değil, neredeyse varoluşuna saldırı gibi algılar.
O yüzden narsizm düz kendini sevmek değildir.
Hatta bazen insanın kendini hiç sevmemesinin ama bunu belli etmemek için herkesten hayranlık toplamaya çalışmasının sistemli halidir.
Ama şimdi dürüst konuşalım arkadaşlar.
Her bencil insan narsist değil.
Her kendini anlatan insan narsist değil.
Her kibirli insan da klinik vaka değil.
Bazen insan sadece şişik egolu bir hödüktür.
Her hödüklüğe DSM açmaya gerek yok.
Adam kaba davranıyordur.
Bitti bu kadar. Kadın seni umursamıyordur.
Bu kadar basit.
Her hareketin altına antik Yunan döşemeyelim ne olur.
Bazen sorun basittir.
İnsan kalitesizdir.
Biz ise basit rezillikleri.
Çok sofistiki açıklamayı seviyoruz.
Çünkü o odunmuş demek basit kalıyor.
Nersistik savunmaları baskın deyince sanki biz de bir TEDx konuşmacısı oluverip çıkıyoruz yani.
Ama bir yandan da gerçek nersistik ürüntü diye bir şey var arkadaşlar.
Sürekli ilgi bekleyen, eleştiriye gelemeyen, seni insan gibi değil işlev gibi kullanan, kendi duygusunu tek gerçek sayan, özür dilemek yerine seni suçlayan, Seni sevdiği
için değil, onu beslediğin sürece yanında tutan insanlar var.
Bunlar gerçek. Ve bunlar insanın ruhunu emer.
Çünkü ilişkide aşk yoktur, eminim vardır.
Sen sevildiğini sanırsın, meğer cihaz şarj ediyormuşsun.
Adam seni sevgili diye değil, power bank diye görmüş.
İşte böyle insanlar gerçekten var.
Ama kelimeyi her önüne gelene yapıştırınca...
Gerçekten bu tip insanlara denk gelenlerin yaşadığı şey de sulanıyor.
Asıl mesele şu galiba.
Bu çağ narsizmi ödüllendiriyor.
Çünkü bugün normal olmak ayıp gibi, sıradan olmak hakaret gibi, herkes özel olmak zorunda, farklı olmak zorunda, ilginç olmak zorunda, güçlü olmak zorunda, görünür
olmak zorunda ve bunların hepsini aynı anda yapmak zorunda.
Doğal olarak da herkes kendi hayatının halkla ilişkiler müdürüne dönüştü.
İnsan yaşamıyor, kendini yönetiyor.
Kahve içmiyor, kahve estetiği sunuyor.
Tatile gitmiyor, tatil kanıtı üretiyor.
Evet, aşık olmuyor, ilişki fragmanı yayınlıyor.
Üzülmüyor, karanlık ama estetik story atıyor.
Bu kadar sahnenin olduğu yerde narsizm çıkmayacak da ne çıkacak arkadaşlar?
Sosyal medya sadece narsizmi büyütmedi, narsist avcılığını da büyüttü.
Herkes elinde psikoloji sinekliğiyle geziyor.
Bu cümleyi kuruyorsa kesin narsist.
Size bunu yapıyorsa hemen uzaklaşın.
Bunlar sizi sadece kullanır.
Tamam kardeşim, bunların bir kısmı doğru olabilir.
Ama internetin yarısı da eski sevgiliden intikam ansiklopedisi gibi çalışıyor.
İnsanlar iyileşmek için değil.
Birini mahkum etmek için psikoloji öğreniyor.
Derdimiz içgörü değil, sanık bulmak.
O yüzden herkes birilerine narsist diyor.
Çünkü bu laf çok rahatlatıcı.
Birine narsist dediğin an olay bitiyor.
Artık onun da derdi, karmışıklığı, kötülüğe dönüşmemiş yarısı falan yok.
Direkt kötü klasörüne atıyorsun.
İnanılmaz konforlu.
Bir de şu var. Herkes narsistsel şikayet ediyor ama herkes biraz görülmek istiyor.
Herkes ilgi bağımlılığıyla dalga geçiyor ama story attıktan sonra kim baktı diye kontrol ediyor.
Herkes ben dikkat çekmeyi sevmem diyor ama görmezden gelinince bozuluyor.
Demek ki hepimizin içinde küçük bir beni fark edin yaratığı var.
Bu çok insani.
Sorun bunu hiç kabul etmeyip başkasınınkine patolojik demek.
Kendi ilgi açlığımıza değer görmek istiyorum diyoruz, başkasınınkine narsizm.
Bu çağın en büyük üç kağıdı da bu.
Kendi yaptığın her şey insani, başkasının yaptığı her şey bozukluk.
Şimdi travma kısmına geçelim mi?
Çünkü diğer büyük panayır burada.
Herkes travmalı, herkesin sinir sistemi çökmüş, herkesin iç çocuğu ağlıyor, herkesin bağlanma stili dağılmış.
Yani sanırsın memleket toplu halde psikolojik jenga olmuş, biri üflese yıkılacağız.
Bakın gerçek travma diye bir şey var arkadaşlar.
Çok ağır bir şey var.
İstismar var, ihmal var, şiddet var, savaş var, afet var, kronik korku var, güvenin parçalanması var.
Travma ciddi bir mesele.
Ama şu an ne oldu?
Kelimeyi o kadar yaydık ki...
Üzülmekle travma arasındaki çizgiyi sildik.
Sevgilin seni aldattı diye canın yanabilir.
Çok kötü hissedebilirsin.
Dünyan dağılmış olabilir.
Ama her acı travma değil.
Her kötü deneyim, klinik kırılma değil.
Her tokatlık ilişkiyi sinir sistemi teorisine bağlamayalım.
Çünkü bugün insan üzgün olmuyor.
Tetikleniyor. Yorulmuyor.
Regülasyonu bozuluyor.
Kırılmıyor. Traumatik aktivasyon yaşıyor.
Arkadaşlar bazen insanın canı sıkılır.
Bitti bu kadar.
Her şeyi bilimsel görünümlü acı paketine çevirmeyin.
Acının da reklamını yapıyoruz artık.
Düz acı yetersiz geliyor.
Ağır kelime lazım bize.
Çünkü büyük kelime daha çok dikkat çekiyor.
Çok üzüldüm yazsan kimse bakmıyor.
Traumatize oldum yazınca herkes dönüp bakıyor.
Bu da çağın başka bir rezaleti.
acı bile görünürlük ekonomisine girdi.
Farkında mısınız? Psikoloji dili yardım dili olmaktan çıkıp karakter makyajına dönüştü.
İnsanlar kendini anlamak için değil, kendini açıklayıp paçayı kurtarmak için bu kelimeleri kullanıyor.
Ben böyleyim çünkü travmam var.
Tamam, olabilir.
Ama bu cümle seni otomatik olarak haklı yapmaz.
Ben insanlarla yaklaşamıyorum.
Çünkü çok kırıldım.
Olabilir. Ama bu yaklaşan herkese ayı gibi davranma hakkı vermez.
Benim çocukluğum zordu.
O yüzden sertsin.
Eee güzel de özür nerede?
Telafi nerede? Sorumluluk nerede?
Çünkü modern insanın en sevdiği şey şu.
Özür dilemek yerine arka planı anlatmak.
Sanki sebebi anlatınca sonuç siliniyor.
Hayır kardeşim. Evet nedenini öğrenmiş oldum.
Ama bu... Hala rezalet davrandığın gerçeğini değiştirmiyor.
Bu çağın en büyük sahtekarlıklarından biri de şu bence.
Yaralıysan otomatik olarak iyi insansın sanılıyor.
Değilsin. Acı çekmiş olmak seni melek yapmıyor.
Bazı insanlar acıdan şefkat çıkarır.
Bazıları ise kibir.
Bazıları yarasını anlar ve çalışır.
Bazıları yarasını taç gibi takar.
Ben çok şey yaşadım cümlesi bazen bir gerçektir.
Bazen de VIP geçiş kartı gibi kullanılır.
Her eleştiri de gösterilir.
Ben böyleyim çünkü çok şey yaşadım.
Eee tamam da bu ülkenin yarısı bir şey yaşadı zaten.
Hepimiz hayatın tokadını bir şekilde yedik.
Hepimiz bir yerden yamulduk.
Mesele yamulmak da değil aslında.
Yamukluğu sana takımını çevirip herkese çarpmak.
Bir de terapi diliyle cilalanmış bencillik var.
Bu ayrı bir dolandırıcılık türü.
Biri seni umursamıyor ama buna alan ihtiyacın var diyor.
Biri seni ortada bırakıyor, şu an duygusal kafa sistem yok diyor.
Biri günlerce kayıp, sonra kendime döndüm diyor.
Biri düpedüz kaba, sınırlarımı koruyorum diyor.
Kardeşim, sınır başka şey.
Öküzlük bambaşka bir şey.
Her duvar sınır değil, bazen dümdüz insanlık eksikliği.
Ama bugünün insanı böyle bir şey bulmuş.
Ayıbı terapi cümlesiyle kapatıyor.
Eski model kabalık vardı, artık bilinçli kabalık var.
Premium paket rezillik maalesef.
Sosyal medyada bunu daha da komik görüyoruz.
Millet story atıyor.
Herkesi hayatımda tutmak zorunda değilim.
Kim dedi tut diye?
Zaten seni kimse bu kadar da istemiyor olabilir.
Sakin ol. Bir başkası yazıyor enerjimi koruyorum.
Tamam nükleer santral misin?
Gerçekten ne bu enerji meselesi?
Biri çok şey yaşadım artık kimseye kendimi açıklayamıyorum diyor.
Ve bunu 7 story ile açıklıyor inanabiliyor musunuz?
Yani açıklamıyorum derken bile açıklama yapıyor.
Bugünün insanı o kadar teliskili ki.
Kendi tiyatrosunun biletini de kendi kesiyor.
Bugün insanların en büyük numarası da şu olmuş.
Davranışlarını değiştirmiyorlar, davranışlarının adını değiştiriyorlar.
İlgisizlik alan oluyor.
Kaçış içe dönüş oluyor.
Kabalık sınır oluyor.
Belirsizlik karmaşık dönem oluyor.
Sonuçta yaşanan şey aynı kalıyor.
Ama kelime değiştince insan kendini daha az suçlu hissediyor değil mi?
Yani ahlaki problem psikolojik jargonla hafifletiliyor.
Teori güzel de şimdi birazcık gündelik hayata bakalım.
Çünkü orası daha bir rezalet.
Mesela biri seni üç gün aramıyor.
Yani dümdüz aramıyor.
Eskiden bunun adı neydi arkadaşlar?
İlgisizlikti. Şimdi ne?
Kendi içine çekilme süreci.
Cümleye bakar mısınız?
Sanki adam İskandinav dizisinde karakter gelişimi yaşıyor.
Hayır kardeşim. Telefonu eline alıp iki cümle kurmak istememişsin.
Bu kadar basit.
Mesela sen birine kırıldın.
Yani dümdüz kırıldım diyebilirsin.
Ama ne yapıyoruz? Story atıyoruz, şarkı paylaşıyoruz, ima bırakıyoruz.
Sonra karşı taraf anlamayınca beni hiç görmüyor diyoruz.
Yani dürüstçe beni ara demek yerine.
Dolaylı iletişimin Picasso'su olup sonra da başkasını duygusal körlükle suçluyoruz.
Bir arkadaşın seni çağırmadığı için bozuldun.
Olabilir. Ama olan ne?
Bir anda grup dinamiği çözümlemesi başlıyor.
Bu benim dışlanma yarama dokundu.
Olabilir ama aynı zamanda arkadaşların da kötü olabilir.
Her şeyi kendi psikolojinin üzerinden okuyunca karşındaki dümdüz terbiyesiz çıkma ihtimaline atlıyorsun.
Aile içinde de var bu değil mi?
Bir anne çocuğuna sürekli karışıyor.
Eskiden buna ne derdik?
Müdahale derdik. Şimdi kaygı kökenli kontrol ihtiyacı.
Olabilir, doğru olabilir ama sonuçta hala nefes aldırmıyor.
Yani kökeni anlamak yaşanan şeyi hafifletmiyor arkadaşlar.
İş yerinde biri seni toplantıda gömdü.
Sonra gelip umarım bunu kişisel almamışsındır dedi.
Bu çok büyük bir sanat.
Hem eziyor, hem senin acının formatına da karışıyor.
Yani artık kötülük bile kullanıcı sözleşmesiyle geliyor.
Bir sevgili düşünelim, senden korkmak istemiyor ama net de olmuyor.
Seni askıda bırakıyor.
Sonra diyor ki, şu an kendimle ilgili şeyler yaşıyorum.
Tabii ki yaşıyor olabilirsin ama şu da doğru.
Beni belirsizlikle bırakıyorsun.
İkisi aynı anda mümkün.
Modern çağın felaketi de burada.
İnsanlar bir davranışın kökenini öğrendi mi sonucunu konuşmayı bırakıyor.
Bir de şu çok komik.
Herkes ben çok empatiyim diyor.
Böyle bir ülkede bu kadar kapı insanın çıkması gerçekten sosyolojik bir mucize değil mi?
Demek ki bizim empati biraz tek yönlü.
Kendi duygumuza karşı çok hassasız.
Başkasınınkine gelince sistem kapanıyor.
Kendimiz kırılınca travma, başkasını kırınca yanlış anlaşılma.
Kendi mesafemiz sınır, başkasınınki duvar.
Kendi öfkemiz yara, başkasınınki toksiklik.
Herkes kendi davranışının şairi.
Başkasının davranışının hakimi olmuş.
Şimdi can yakan yere gelelim mi arkadaşlar?
Hepimiz biraz rol yapıyoruz değil mi?
Bence yapıyoruz. Kimimiz mağdur rolü, kimimiz kul rolü, kimimiz farkındalıklı rolü.
Kimi ben çözdüm rolü, kimi ben çok derinim rolü.
Çünkü çıplak dürüstlük çok pahalı.
Ben kıskandım demek zor.
Ben senden ilgi bekledim demek zor.
Benim egon bozuldu demek zor.
Ben burada bencilce davrandım demek çok zor.
Onun yerine ne yapıyoruz?
Rol buluyoruz, kelimeler buluyoruz.
Ve o kelimeler bize bir sahne veriyor.
Bir tartışmada haklı çıkmak istiyoruz ama...
Haklı çıkmak istedim demek yerine ne diyoruz?
Kendimi savunmak zorunda kaldım.
İlgi bekliyoruz ama beni ara demek yerine ne yapıyoruz?
Story, tavır, ima, yarım cümle.
Sonra karşı tarafı anlamayınca duygusal olarak kör diyoruz.
Yani bazen manipülasyon dediğimiz şeyin minik ev tipi versiyonunu hepimiz yapıyoruz.
Sadece kendi yaptığımıza hassasiyet diyoruz.
Bir de şu var, bir başkasının hatasını karakter sayıyoruz, kendi hatamızı dönemsel zorluk.
Başkası kaçtı mı sorunlu diyoruz, biz kaçtık mı bunaldık.
Başkası sustu mu duvar ördü, biz sustuk mu kendimizi koruduk.
Başkası ilgi istediği zaman narsiz, biz istedik mi değer görmek istedik.
İnsan zihni kendine çok iyi bir avukat.
Gerçekten hayran olunası bir PR makinesi.
Ve işin acı tarafı şu ki, göremeyen insan ya narsist olur ya narsist avcısı.
İkisi de yorucu.
Çünkü birinde herkes dekor olur, diğerinde herkes sanık.
Şimdi biraz toplumsal tarafa bakalım arkadaşlar.
Çünkü bu sadece bireysel delilik değil, kültürel de.
Bu çağ insana şunu söylüyor.
Sürekli görün, sürekli parılda, sürekli üret, sürekli kendini göster, sürekli ilginç ol, sürekli fark yarat.
İnsanız ya! Sürekli performans mı vereceğiz?
Bir noktadan sonra ruh tabii ki yanacak.
Yanınca da biri kendini büyütecek, biri içine kapanacak, biri herkesi suçlayacak, biri herkesi kullanacak.
Yani sadece karakter değil, çağda insanı bozuyor.
Ama ne yapıyoruz? Her şeyi kişilik meselesi gibi konuşuyoruz.
Çünkü sistemi konuşmak zor.
Eski sevgiliye nersiz demek çok kolay.
Bir de mağduriyet modası var.
Evet, bunda konuşalım.
Çünkü bugün mağdur olmak bazen sadece canının yanması değil.
Aynı zamanda ahlaki statü.
En kırık olan en dokunulmaz oluyor.
En çok yara anlatan en haklı oluyor.
Her geri bildirim beni anlamıyorsun duvarına tosluyor.
Her eleştiri tetiklendim diye susturuluyor.
Böyle olunca ne çıkıyor?
Herkes hassas ama kimse sorumlu değil.
Herkes açıklama yapıyor ama kimse özür dilemiyor.
Herkes duygusal ama kimse disiplinli değil.
Herkes kendini anlayış istiyor ama başkasına sabır göstermiyor.
Bu da başka bir tür nörtizm.
Bu sefer aynaya değil, kendi acına hayran oluyorsun.
Bir de ben böyleyim.
kabul et cümlesi var.
En komiklerden biri arkadaşlar.
Niye kabul edeyim?
Neden? İnsan dediği şey değişir, çalışır, törpülenir, utanır, düzelir ne bileyim.
Ben buyum cümlesi bazen özgüven değil, tembellik.
Hele bir de bunu psikoloji diliyle süslüyorsa daha fena.
Benim bağlanma örüntüm böyle.
Güzel kardeşim, örüntünü bilmek seni aklamıyor.
Sadece eline kullanışlı bir açıklama veriyor.
Asıl mesele o örüntüyle ne yaptığın.
Çünkü farkındalık tek başına bir şey çözmez.
Farkındalık eylem yoksa sadece süslü bir iç monologtur.
Peki arkadaşlar asıl muhasebe nerede başlıyor?
Şurada. Terim kullanmadan da kendine bakabildiğinde.
Ben burada ilgi istedim.
Ben burada kırıldım.
Ben burada karşı tarafı dinlemedim.
Ben burada haksız çıkmamak için konuyu çevirdim.
Ben burada korktum ve kaçtım.
Ben burada dürüst olmadım.
Bakın bunlar çok büyük cümleler ve dikkat edin içinde havalı kelime yok.
Ama karakter var.
Bugün eksik olan bu işte.
Kelimemiz çok, karakter dilimiz az.
Bir insanın 50 psikoloji terimi bilmesi beni hiç etkilemiyor.
Çünkü bugün herkes bir şey biliyor.
Mesele bilgi değil.
Mesele şu cümleyi kurabilmek.
Ben burada mazeret üretmeyeceğim.
İnsanlar artık çok iyi açıklıyor, az iyi özür diliyor.
Çok iyi teşhis koyuyor, az iyi temas kuruyor.
Çok iyi kendini anlatıyor ama az iyi kendini düzeltiyor.
Arkadaşlar bence çağımızın en büyük komedisi şu.
Herkes iyileşme konuşuyor farkında mısınız?
Ama kimse değişmek istemiyor.
Çünkü iyileşme lafı romantik.
Değişmek ise dümdüz işçilik.
İyileşme deyince ne geliyor akla?
Mum, kahve, defter, terapist alıntısı, karanlık story, derin bakış.
Değişme deyince ne geliyor?
Özür dilemek, aynı saçmalığı tekrar etmemek, eleştiriye savunmasız kalmak, kendi egonu küçültmek, başkasına verdiğin zararı kabul etmek.
Bunlar estetik değil, farkında mısınız?
O yüzden millet iyileşmenin afişini seviyor, inşaatını sevmiyor.
O yüzden dostlar, belki de asıl mesele kim narsist, kim travmalı değil.
Asıl mesele şu, biz bu kelimeleri gerçekten kendimizi anlamak için mi kullanıyoruz, yoksa kendimizi hafifletmek için mi?
Narsist diyerek başkasını hızla çözüp, kendi egomuzu pansumanlıyor olabilir miyiz?
Travmalı diyerek davranışlarımızın etik yükünü biraz azaltıyor olabilir miyiz?
Tetiklendim diyerek bazen eleştireye kapıyı kapatıyor olabilir miyiz?
Sınır koyuyorum diyerek bazen dümdüz kabalığı estetize ediyor olabilir miyiz?
Çünkü evet, bazen insan narsist değildir.
Sadece bencildir.
Bazen travmalı değildir.
Sadece canı yanmıştır.
Bazen manipülatif değildir.
Sadece korkaktır.
Bazen derin değildir.
Sadece dümdüz çok konuşuyordur.
Bazen farkındalıklı değildir.
Sadece kendine çok iyi metin yazıyordur.
Ve bazen de asıl cesaret başkasına etiket yapıştırmakta değil, kendine mazeret yapıştırmayı bırakmaktadır.
Bugün en ucuz şey kavram, en pahalı şey dürüstlük.
Ve insan bazen yüz terim bilir ama bir tane cümle...
O doğru cümle şu olabilir.
Ben burada saçmaladım.
İşte o cümle bütün Reels psikolojisinden, bütün toksik insan listelerinden, bütün narsistlerin peş özelliği videolarından çok daha değerlidir.
Çünkü orada artık gösteri bitmiştir.
Kişilik pazarlaması bitmiştir.
Ve ilk kez insan kendine gerçekten...
...değmeye başlamıştır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
