
Yeraltı Tanrıçası: Persephone | Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun
17 Haziran 2026 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Mitoloji sohbetlerinde bu hafta, yeraltı dünyasının gizemli tanrıçası Persephone’nin izini sürüyoruz!
🌟Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun (@bengucennetcoskun) ile gerçekleştirdiğimiz bu özel bölümde; Demeter’in kızı Kore’nin, yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılışını ve devamında gelen dönüşümü konuşuyoruz.
👑Yüzyıllar boyunca sayısız sanat eserine ilham veren bu mitolojik anlatının derin sembolizmini ve detaylarını keşfetmeye hazır mısınız?
Transkript
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün mitoloji sohbetleri serisinde doçant doktor Bengü Cennet Coşkun'la beraberiz.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Çanakkale'den geldin. Evet, Troya'dan geldim.
Hemen gündemlerimizi paylaşalım.
Tamam. Troya'da şahane zaman geçirdim gerçekten.
Banu çağırdı. Senin de konuğundu zaten burada.
Hemen bilgiyi verelim. Daha önce mimarlık bölümünde bizimle olan Banu Uçak.
Evet. Davetiyesiyle.
Davetiyesiyle. Gittim orada Troya'nın mitolojisinde konuştuk.
Gerçekten çok güzel zaman geçirdik.
Yani orada işte Zeynep Bodur'la tanıştım ilk defa.
Çok ilham verici bir kadınmış gerçekten.
Bu üstümdeki de onların kurmuş olduğu Nevruz Kadınlar Ko...
operatifinden aldığım kendime hediye olarak aldığım kıyafet.
El yapımı hepsi. Hakikaten çok güzel işler yapıyorlar.
Çok mutlu oldum tanıştırma. Harika.
Müze de güzeldi galiba.
Troya Müzesi. Ya tabii asıl mesele oydu.
Yani Troya Müzesi'nin tasarımcısıyla gittik.
Troya Müzesi'nin mimarıyla.
Oradaydık Ömer Selçukbaz'la.
Yalın mimarlık organizasyonuyla gittik.
Gerçekten Ömer Selçuk'un bir konuya yaklaşımı, perspektifi o kadar hem çok geniş hem de derin.
Bu zor bir iştir yani bir konuya hem geniş bakmak hem de derin bakmak.
Bunu yapabiliyor olması mekanları da coğrafyaya ve içindeki potansiyele göre tasarlamasını sağlıyor gerçekten.
O yüzden onlarla da tanışmış olmak benim için çok güzeldi.
İyi harika sevindim. Teşekkür ederim.
Şimdi bayağı da ara verdik seninle.
Bu konuları konuşmayı da özlemiştim zaten.
Şimdi bu bölümde bir genç kızın annesinden kopuşup sonrasında kadın ve birey olmaya geçişini konuşacağız.
Yani Persephone'nin kaçırılışı ve yer altına indirilmesi hikayesi.
Bu hikaye batı kültüründe hem resimlere hem heykellere pek çok sanat eserine de ilham vermiş olan bir hikaye.
İstersen sen bize en başından Persephone eskiden adı neydi?
Sonrasında neler oldu bir anlat.
Tabii ben yer altı konuşacağız diye geldim ve olay...
Şu anda kadına döndü.
Güzel. Güzel iyidir.
İyidir iyidir. Tamam. Ama tabii ben şimdi yer altından bahsedeceğim.
Tamam sen yer altından başla.
Yavaş yavaş bize bütün resmi.
Aynen bütün resmi görmüş olacağız.
Şöyle aslında bir üçlemeden bahsettik ya en başta.
başlarken. Zeus, Poseidon ve Hades.
Kura çekildi. Gökyüzü Zeus'a, yeryüzü Poseidon'a, yeraltı Hades'e verildi.
Hades'in ismiyle müsemma zaten.
Hatta Hades görünmeyen demek.
Görünmez olan demek. Görünmezlik pelerini de zaten yeraltındaki devlerden Troya Savaşı'nın sonunda alıyor ve aslında her şey kalıbına göre şekilleniyor.
Yeraltı dünyası onun oluyor. Ve tabii tanrıların temsil ettikleri yerler insanların onlara olan yaklaşımını değiştiriyor.
Şimdi Bilinmeyen ve korkulan, ölümü temsil eden, öte dünyayı temsil eden bir tanrı ile karşılaştığımız zaman hakikaten...
Bir mesafeyle yaklaşıyor insan.
Hem korkuyor hem de çok da samimi olmak istemiyor doğrusu yani.
Ama bir de şöyle bir müjdesi var yeraltı dünyasının antik çağda.
Öldükten sonra yeniden doğuyoruz.
Yani zaten bir haritamız falan var elimizde.
Böyle de bir durum var yani.
Çok somut bir öte dünyadan bahsediyoruz.
Yani orada Odysseus, Styx nehrine kadar gidebiliyor.
Yani o Karo'nun ruhların öldükten sonra gittikleri, işte uyumsuzluk olmadığından geçtikten sonra geldikleri bir nehir kenarı var işte.
O stüksün ehlinin kenarı. Orada karının sandalına binecekler.
Karşıya geçecekler. Yargılanacaklar.
Varsa cezaları çekilecek.
Ondan sonra tekrar leta ırmağından su içip tekrar doğacaklar.
Yani bu bir müjde aslında.
Ölen kişinin tekrar doğacağına dair bir inanış var.
Yani unutma nehrinden su içtikten sonra her şey bitiyor.
Her bir alanda da ikişer tane yani bir dişi bir eril vardır diye konuşmuştuk.
Bütün hepsi için de bunu aslında yerleştirdik.
Yani işte Apollo'nun Artemis'i vardı zaten.
Bu yüzden bir sabit eşi olmadı dedik.
İşte diğerler için de Zeus, Hera.
Zeus'tan işte bahsettik ve diğer ilişkilerinden bahsettik falan.
Her bir tanrısal alanda bir dişi bir de eril.
Şimdi Hades'te de bu var tabii ki ama Hades zaten kadınlar nümfalar sürekli kaçmak istiyorlar.
Erkeklerin saldırısına uğrayarak bir şekilde sahipleniliyorlar diyelim.
Yeraltı olunca zaten kim gitmek istiyor arkadaşım yani oraya da bir de öyle bir şey var yani.
Hani işte ben de şimdi biraz yeraltı tanrıçası olayım falan gibi bir şey yok.
Burada tek mesela şey çok önemli Demeter'le Zeus'un kızı Kore.
Aslında Persephone'nin ilk adı.
Zeus'un kızı yani bu.
Evet evet. Persephone değil mi?
Evet Zeus'un kızı. Ve Kore zaten bakire demek.
Ve saf demek. Saf bakire.
Zaten eylemleri de böyle.
Şimdi Kore ne yapıyor? Arkadaşlarıyla beraber kırlarda çiçek toplarken.
Klasik. Artık. Yine.
Yeter. Çiçekleri toplarken daha güzel çiçekler toplayabilmek için kırların başka bir tarafına.
Doğru gidiyor. Yalnız giderse bir kadın.
Evet. Yanan dünyasında.
Banu Truya da şey dedi.
Gezme ceylan bu dağlarda.
Tamam yani öyle bir hikaye. Tek başına zaten bunun zamansız bir söylem olduğunu anlamış oluyoruz yani.
O saatte orada tek başına ne işi vardı?
Bugün de söylenen lafın 2500 yıl önce de varmış bir.
Söylenmiş olduğunu ne yazık ki görüyoruz yani.
Çünkü kadının kaçırılmasının sebebi orada tek başına olması, yanında bir tane büyük olmaması, herkesten ayrı olması ve...
Antik dünyadaki kadının zaten tek başına olmasıyla ilgili bu anlatıların hepsinin bu şekilde yazılmasında temel bir sebebi var yani elbette.
Toplumsal bir mesaj. Aslında toplumun yaşayışını da...
Yani topluma mesaj vermenin ötesinde toplum zaten böyle olduğu için de böyle yazılıyor falan.
Bu böyle iç işe geçmiş bir durum.
Kore daha güzel çiçekler topluyor.
Hatta o kadar güzel topluyor ki efendim Ovidius Metamorphoses eserinde anlatıyor bunu bu arada.
Bu kadar detaylı bir şekilde kaçırılma hikayesi orada var.
Eteğine dolduruyor falan hani çiçekleri.
Bu detayı niye veriyorum? Çünkü Hades onu kaçırırken eteğindeki çiçekler döküldü diye üzülüyor.
Ah be kızım. Bilsen başına gelecekleri yer altını, ölüm dünyasını falan.
Çiçekler döküldü diye üzül daha bakalım.
Bu arada sen bunu anlatırken kaçırılma anını benim gözümün önüne hep şey geliyor.
Bu heykeltıraş Bernini'nin o Persephone'nin kaçırılışı tablosu.
Gerçek gibi yani işte Hades'in onun bacağına elini tutması, sıkması ve kavraması.
Yani mermer olduğuna inanamıyorsun yani.
Gerçek yani canlanmak üzere gibi bir an.
O geliyor gözümün önüne ve gerçekten dehşet halinde kadın orada.
Sadece çiçek değildir diye tahmin ediyorum derdi.
Tabii tabii yani Ovidius şeydi hani bunlar yaşanırken ilk tepkisinin bu olduğunu söylüyor.
O kadar saftı ki diyor çünkü.
Yani aslında şairin vermek istediği mesaj da o.
Bilmiyor yani başına ne geleceğini de bilmiyor.
Nereye gittiğini de bilmiyor.
Hiçbir fikri yok yani.
Yeraltı dünyasına kaçırılıyor.
Bu arada Hades de bunu kimseye söylemeden yapmıyor.
Zeus'un bir tık haberi var.
Bir tık. Bir tık haberi var.
Onu okudum. Yine Zeus'a kötü bir şey söylemek istemiyorum.
Ama yani burada da var.
Babadan nefreti isimli bölümümüzde bu.
Şey diyor. Ben hani Persephone'i Kore'ye kendimi eş yapmak istiyorum diyor.
Zeus'un tepki çok iyi.
Tepkisi şu. Duymazdan geliyor duydu ama.
Bilmem. Yani hiçbir cevap vermiyor.
Hiçbir cevap vermediği için de.
O senin kızın kızın. Evet aslında olması gerekenini de biliyor da izinin kendisinden çıkmasını istemiyor.
Durum kendisini geliştirsin istiyor gibi bir durum var.
Benim babam şey yapar. Benim gönlüm yok ama sen istiyorsan yap.
Ve ben de yaparım o şeyi.
Vicdanla baş başa bırakıyorum.
Asla vicdanla yapmam yani.
Şahane. Evet. O senin şeyliğinden.
Bu benim burun değil. Yaylığın.
Ve Zeus karşı gelmediği için Hades bundan cesaret alıyor.
Cesaret aldığından da kızı kaçırmak için şey kolluyor.
Fırsat. Fırsat kolluyor.
İşte bu tek başına kaldığı bir anda yer altının kapıları açılıyor.
Bu da böyle genelde dramatik anlatılır bu arada.
Pek çok yerde de öyle. Yani işte yer altının kapıları açıldı diye karanlıkta aşağıdan yukarıya bir alan açıldığı ve oradan çıkıldığı ve inildiği bir anda açıldığı filan tarif ediliyor.
İşte Hades'in de kara atlarının sürdüğü bir arabayla işte hışımla yer altından çıktığı ve tekrar geri geldiği filan.
Bu arada tabii kızı bir göl kenarında kaçırıyor ki yani Gölünün kenarında kaçırıyor.
Orada da bir Göl nümfası var.
Göl nümfası bunu durdurmak istiyor.
Hades'e diyor ki yani bunu yapmamalıydın.
Annesinden izin almalıydın kızın.
Şimdi olamayacaksın damat olarak diyor.
Hades de cevap bile vermiyor yani.
Ne fark eder?
Diyalog yok yani. Sadece monolog var.
Ve sonra bu Göl nümfasının içinden geçerek.
Yeraltının kapısının arkasında açıp göl nümfasının içinden geçip kara atlarıyla yer altına iniyor.
Ve şeyde bu nümfada orada bir anda suya dönüşüyor.
Adım adım. Yani o Amelie'nin bir anda suya dönüşmesi var diye.
Dönüşmesi sahnesi.
Aynen. Aynı sahne. Bu o.
Var o yani. Allah Allah.
Evet aynen birebir. Bunun sembolizmiyle ilgili bir fikrin var mı?
Zaten göl nümfası varlığını kaybettiği için suya dönüşüyor.
Öyle ölüyor. O gölün parçası zaten.
Gölün ilhamı, tanrısal ilhamı.
Ve işte o gölün artık kendisi oluyor.
Eski haline dönüyor. Evet gibi düşünebiliriz.
Ve bu şekilde Yahut dünyasına kaçılıyor Kore.
Yok ortada Kore.
Kore kayboldu. Korem nerede?
Korem nerede? Evet.
9 gün 9 gece kızını arıyor Demeter değil mi?
Ve Demeter de ne demekti?
İşte G-Meter yani toprak ana aslında.
Mater anne kökünden geliyor diye okudum.
Doğru değil mi? Mater mater aynen öyle.
Yani toprak ana. Zaten bereketin, insani bereket yani bu arada hani neden Demeter var sorusu.
Çünkü insanlar tarladığını ekecekler.
Artık çalışmak zorunda kalacaklar.
Ve oradan ürün elde edecekler.
Yani doğayı kullanmayı öğrenecekler.
Ve doğa da bu arada insanlara bir şey verecek.
Belli bir düzen içerisinde verecek bundan.
Belli bir etimle, mevsimlerle.
Aynen. Bu düzenin oluşmasına ihtiyaç var.
İşte bu düzenin düzenleyicisi olarak atfettikleri Demeter de, latincesi de kerestir.
Keres de kreskiyere filinden gelir.
Yani ekip biçmek, ürün elde etmek falan gibi bir anlamdan gelir.
Tarımcılık bunlar. Tarım, hayvancılık falan değil.
Hayvancılık olmasa bile.
Zaten Romalılar tamamen çiftçi yani.
Evet. Bir millet.
Burada işte evrensel bereketten, dünyevi bereketten daha doğrusu bahsediyoruz.
Ve bir anda kızını bulamayınca öyle bir hale giriyor ki Demeter.
Kararıyor resmen.
Yani insanlara parça parça bereketinden pay veren, Tanrıça bir anda hiç kimseye hiçbir şey vermek istemiyor.
Kapatıyor kendini. Çekiyor.
Sistem kapanıyor. Depresyon.
Evet. Çekiyor kendisini.
Yani insanlara sunduğu şeyleri çekiyor.
Geri çekiyor gibi düşünebiliriz.
Onları geri çekip artık toprağı da verimsiz.
Yani bastığı her bir toprak verimsizleşiyor.
Hava kararıyor. Soğuk başlıyor.
İnsanlar bu bereketsizlik içerisinde nasıl yaşayacaklarını bilemiyorlar falan.
Ve her yerde kızını arıyor.
Demeter kızını arıyor. Buradayız.
Burada bıraktık. Ve şimdi aşağıya Kore'nin yanına iniyoruz.
Evet. Yer altında Kore o sırada ne yaşıyor?
Ne yaşıyor? Kore yer altında yemiyor, içmiyor.
Hiçbir şekilde. Annemde annem mi diyor?
Beni buradan çıkarın diyor ya.
Beni buradan. Beni bu mansion'dan çıkarın diyor.
Ben ne güzel çiçek topluyordum diyor.
Hiçbir şey yiyip içmiyor. Çok mutsuz bir şekilde duruyor ama bu arada da şey var.
Yani önünde de böyle uzun uzadıya bereketli sofralar serilmiş durumda.
Ve işte ne yapacak?
Orada protesto halinde duruyor.
Fakat bu bereketli sofralarda hiçbir şey ağzına koymamasına rağmen.
Bu insanın acaba kendi kendini kandırması mı diye düşündüm biliyor musun?
Dün Cumartesi günü Arkeoloji Müzesi'nde turu yaparken de bunu anlatırken, Koyun'un kaçırılmasına.
Yani hiçbir şey böyle kocaman sofralar var.
Bir şey ağzıma atmadım, vallahi hiçbir şey yemedim.
Protesto ediyorum falan. Bir küçük nar tanesi atmış ağzına oradan.
Bak. Ne yaptın?
Olacak iş mi? Bari doy.
Ha bari ye. Bin darlağı yetinme.
Bir de hani sanki bunun o kadar şeye karşı geldim.
Nefsimi tuttum.
Tamam mı? Bu kadar şey yapmadım.
Şunu da yaptım mı bir şey...
Olmaz artık herhalde falan gibi.
Bir fikri var diye anlıyorum.
Böyle düşünüyorum bir yandan da. Yani nar seçmesi.
Bu tamamen benim yorumum yani. Yani tıpkı Dionysos'ta üzüm olması gibi buradaki nar da çok sembolizmi olan bir meyve değil mi?
Aynen öyle. Hem yani yeraltı ile de çok bağdaştırılıyor.
Yani bir kere içindeki bütün potansiyeli saklayan bir yapısı var.
Aslında bir sürü şey çıkacak içinden tane.
Ama işte kapalı, sırlı, içindekini saklayan, bir sürü taneyi gizleyen.
Üstelik kan kırmızı olması.
da önemli. Hera'ya da atfediliyor bazen nar.
Onunla da bağdaştırılıyor.
Yani psikanalizde de benim okuduğum kadarıyla doğurganlık, kadın cinsel organı, cinselliğin uyanışı gibi sembolizmi de varmış.
Ama düşününce de biraz rahim benzeri.
Rahim de içinde yumurtaları tutar.
Çok fazladır onun sayısı.
Tıpkı dışarıdan görünmez, anlaşılmaz.
Nar da öyle bir hissiyat veriyor gerçekten.
Doğru. Yani işte bu mitolojiden mi geliyor?
Yorumlar Bu yorumlar mı?
Ama yani hepsi birbirine bağdaşık herhalde.
Yani o işte bilinç dışında bir yerde ortağız hepimiz.
Psikoloji, mitolojiyi eşeledikçe aa bu da buymuş, bu da buymuş diyor.
Falan gibi aydınlanmalar yaşanıyor.
Bunlar bilinçli. Nar sendromu.
Biliniyor ve farkında sadece tanımlanmamış.
Bence bu yüzyılda biz artık bunları 2500 yıl önce 5000 yıl önce de biliniyordu.
Freud buradaki örüntüyü gördü diyoruz belki.
Evet kesinlikle. Bu arada Kore'nin de artık kadın olmaya geçişini de narla.
Yapmış olması da bir şey. Ne dedik biz?
Antik çağda bir şeyi yemek içselleştirmektir.
Yutmak içselleştirmektir dedik.
Derslerimizde arkadaşlar.
Önceki bölümleri hatırlayın.
Önceki bölümlerde bahsettik.
Yutmak içselleştirmektir.
Yani yer altından bir şeyi içselleştirdiğin zaman artık o senin bir parçan olur.
Ve bu senin parçan olduğu için sen bundan kurtulamazsın artık.
Ne yaparsan yap o senden geri çıkmaz.
Artık aldığın yer altından minnacık bile olsa bir şey.
Onun bir parçasını kendine taşıyorsun ve bu değiştirilemeyecek.
Doğal olarak yeraltı dünyasına yediği o bir tanecik nar sonra yalımlarıyla Zeus'a gidip kızını bulmak isteyen Demeter'in isyanını tamamen kabul edilmesini engelleyecek.
Ama burada demek ki Kore'nin de bir etkisi var.
Yani burada etkisiz eleman değil.
Değil yani. Onları yiyen o kız çünkü.
Evet. Onları o yedi.
Onları yediği için de mutlaka bir seçimle bunu yapmış oldu.
Bu özgür istencinin de bir karşılığı bana göre.
Doğal olarak da işte Kore'nin etkisiz eleman olmadığı bir dünyada artık diyor ki yani içinde bir yer.
Ben biraz da burada kalmak istiyorum.
Şimdi Demeter iki anlatı var.
Bir tanesi Helios'un gündüz gözü yapılan bütün her şeyi gören güneş tanrının bütün her şeyi söylediği.
Yani işte Demeter'in kızının nasıl kaçırıldığını Helios'un aktardığı.
Bir de işte bu Kiyani gölde kızı durdurmaya çalışırken kızın şeyini tutuyor.
Kıyafetinden bir parçayı alıyor.
Kıyafetinden aldığı o parçayı gölün üzerine seriliyor ki yani orada öldükten sonra.
Çünkü kız bu arada yaşıyor olsa nünfa.
Anlatacak hikayeyi ama kız yaşamıyor.
Yine de oraya gölün üzerinde annesinin görmesi için bir şey bırakıyor.
Bir pucu. Ve annesi her yerde bunu arıyor.
Gündüz gece uyumadan her yerde kızını arıyor.
Bütün dünyayı geziyor. Gezdiği her yeri bireketsizleştiriyor.
Ve en sonunda o gölün...
Kıyısına geldiğinde kızının kıyafetinden bir parça buluyor.
Bir versiyon bu dediğim gibi ya da işte Helios'tan haber alıyor falan.
Ve sonunda aslında kızı Hades'in kaçırdığı öğreniliyor.
Hades gelip Zeus'un karşısında Persephone ile yani Kore ile beraber hala henüz Kore.
Kore ile beraber bir şey yapıyorlar işte bir karar verecek.
Zeus diyor ki bir nar tanesi yediği için yeraltı dünyasında tamamen yeryüzüne çıkamaz artık.
Çünkü yeryüzüne çıkarsa yeraltı dünyasının bilgisiyle çıkmış olacak.
Bu açıdan da yeraltı dünyasının bilgisiyle burada sadece yeryüzünde kalmak çok mümkün bir şey değil.
Özel kahramanlar olman gerekiyor.
İşte Aeneas gibi, Odysseus gibi.
Kore'nin böyle bir yazgısı yok.
Daha ziyade yeraltı dünyasında olacağı bir yazgısı var.
Bu yüzden de diyor ki 6 ay yeraltında olsun.
Yılın 6 ayı yeraltında olsun.
Yılın yarısında yani orada olsun.
6 ayında yeryüzünde olsun. Diğer yarısında da yeryüzünde olsun.
Müzakereler başladı şu an.
Kaç ay kalacak? Üç ay mı kalsın?
Üç ay sende, beş ay bende.
Şey yani boşanma davansın.
Yani aslında ikiye bölüyorlar yılı.
Ben şey de okudum. Dokuz aya üç ay gibi bir şey de okudum.
Yanlış mı bilgi?
Yani yarı yarıya.
Evet. Dokuz aya üç ayı.
Nerede okudun acaba? Üç ay kış dönemi.
Geri kalan dokuz ay.
İlk bahar, son bahar ve yaz.
Daha canlı olan ve verimli olan ya.
Zaten Persephone soru yan yüzünde hiç anılmıyor.
Yan yüzünde hiç anılmıyor.
Anılmıyor. Yani Persephone bir yerden sonra artık öyle bir yani Persephone'ye dönüştükten sonra Kore.
Adının söylenmesi de korkutucu bir şeymiş.
İnsanlar fısıldayarak Persephone dermiş.
Çünkü aslında ölüm getiren çağırmayalım ölümü gibi bir anlamda okudu.
Evet ölüm getiren anlamlarından bir tanesi.
gerçekten. Ve şeyli yani artık yeraltının kraliçesi oluyor.
Yeraltının dişil tarafına dönüşüyor bir yerden sonra.
Artık Kore olmaktan çıkıp yeraltı dünyasında zaman geçirmeye başladıktan sonra tamamen yeraltı dünyasının kıyafetini giyiyor.
üstüne diyebiliriz gerçekten.
Ve oraya ait oluyor. Artık değişiyor.
O bakire ve saf kız, hiçbir şey bilmeyen kız, yeraltı dünyasına indikten sonra daha katmanlı bilgiye sahip olan ve insanların yaşamında en çok korktukları şeyi yöneten, Persephone'ye ölüm
getiren yeraltı tanrıçasına dönüşüyor.
Şimdi burada o zaman güzel bir giriş yapma vakti.
Yallah tazik. Sanki böyle reklam girişi yapacağım gibi oldu ama asla reklam değil.
Hadi feminizme gelelim biraz daha.
Biraz şey yapıyormuşuz biz şimdi.
Yer altında içmek için kahveler falan.
Truman Show'da vardı ya bir anda böyle bir reklam izi çıkıyordu.
Yapmayacağım onu yapmayacağım.
Hemen feminizm ve... Ama gelebilir yani sponsor kahvede gelirse onu da içeriz.
Hayır demeyiz. İçeriz.
Evet içeriz de. Simone de Beauvoir'ın bir yorumuna denk geldi.
Ataerkil toplumlar kadını hep saf, el değmemiş ve korunan, aynı Kore gibi bir nesne olarak tutmak isterler.
Persephone'nin yer altına inip ölüm getiren kraliçe olması, tanrıç olması, kadının kendisine biçilen o pasif cici kız rolünü yırtıp...
kendi karanlık gücünü, otoritesini ve bağımsız kimliğini eline aldığını gösterir diye yorumluyor.
Ve bu aslında toplumsal da bir şey.
Yani yüzyıllar sonra artık bugün bir kadın solo travel yapabiliyorsa.
Evet, Sri Lanka'lara gidebiliyorsa.
Hadi May ile başlıyorsa. Bu biraz da artık o Persephone kimliğiyle karşılaştığının.
Ve belli dönüşümler geçirdiğinin göstergesidir diye düşünüyorum.
Ne dersin? Kendi karanlığına girdikten sonra artık cesaretle yeni bir dünyaya açılma kudretini kendinde görebilmesi manasına geliyor diyorsun.
Kesinlikle katılıyorum. Ama zaten karanlığa girmeyen aydınlığını da göremez demiştik.
Biz bunları hep söyledik. Bunları hep söyledik.
Örnekleriyle şimdi bahsediyoruz.
Ama bir yandan da ben şeyi çok severek okuduğum bir kitaptı.
Kadın Kahramanı Yolculuğu.
Maureen Murdoch.
olması lazım. Aynen.
Morin Murdoch. Ve bu kitapta şeyin yanlış olduğunu düşünüyor.
Joseph Campbell hep erkekler üzerinden örnek veriyor.
Ama o dünya erkek dünyası diye bunu konuştuk.
Yani evet tabii ki erkekten örnek verecek.
Çünkü gerçekten orası bir erkek dünyası.
Peki burada Murdoch nasıl şey yapıyor sence?
Murdoch çok güzel yorumluyor.
O oradaki de benim hoşuma gitti.
Bunun evrensel bir deneyim olduğunu söylüyor.
Yani daha önce sahip olduğu benlik duygusunu yitirip kaybolmuş, yer altına inmiş, depresyona girmiş bir kadın olabilirsin.
Ama bu derinlikte yeni bir benlik bulacağının göstergesi ve bu çöküş aslında bir dönüm noktası.
Bundan sonra yeni bir sen doğacağının göstergesi.
diye yorumluyor. Rüyalarında mesela tünellere girenler, mağaralara girenler.
Belli ki orada bir aşağıya doğru bir iniş var.
İşte yer altının kapıları açılıyor.
Yer altının kapıları açılıyor.
Somut dünyada biz bunu yapmıyoruz evet ama bilinçaltı düzeyinde bizi bir şeyler aşağı çekiyor.
Daha aşağıya in, kendi derinliklerine yüzleş.
Evet zor bir noktadasın, karanlık bir yerdesin ama oradan çıktığın zaman yeni bir sen Ve bu yeni seni görmeye hazır mısın?
Bazı insanlar değil ve o karanlıkta kalmayı beklemeyi kabul eden insanlar var.
Bazıları Demeter'in o yutan anne perspektifiyle annesinin eteği altında kalmayı, onun yüce varlığı altında kalmayı kabul ediyorlar.
Ve annesinin dizinin dibinden ayrılmayan kadınlar da çok var.
Ve onlar da kendi benliklerini bulamıyorlar.
Ne zaman ki o karanlığa derine gidip, kendiyle buluşup sonra tekrar yukarı çıktığında...
Anneden de ayrışma gerçekleşiyor.
Kendi o erginlenmemiş halinden de vazgeçiyor ve aslında yetişkin personasına kavuşuyor.
Yani bu çok derin ve katmanlı bir yolculuk.
Ve yine beni mitoloji, 2500 yıl önce bunu bu hikayeyle anlatıyor olmakla çok etkiliyor.
Ya şahane. Sembolleri evrensel olmasının sebebi de önden bir tanesi bu.
Şimdi bana kızacaksın ama ben bir şey söyleyeceğim.
Hadi söyle. Arkadaşlar ben o cinsiyet ayrımına karşıyım.
Tamam Joseph Campbell bunu şeyden anlattı.
Erkeklerden anlattı. Eyvallah.
Ama o dönemin anlatısı zaten kahraman erkek yapıyor.
Buna karşı gelerek asıl şimdi bir de kadınları görelim diyor olmayı da anlıyorum.
Buna da tamam. Ama cinsiyetler üstü bir yerden bakmak.
Kesinlikle. Bu tam söylediğin şeyleri biz aslında kahraman için konuştuk.
Yani 2026'da elbette güzel kardeşim biz şunu yapmayacağız.
Yani sadece erkekler kahraman oluyor falan.
Ya tabii ki yapmayacağız bunu.
2026'da artık sen, ben, herkes kendi...
Mağarasına girecek. Kendi karanlığına girecek.
Ve oradan kendisine dair öz bir bilgiyi çıkartacak.
Ve gün yüzüne çıkarttıktan sonra da bununla yeni bir kişi olarak yaşamaya devam edecek.
Bu arada size bir şey söyleyeyim mi?
Yani girmeyi seçmiyor bazıları diyorsun ya.
Sistem onu bir şekilde oraya sokar.
Eğer zaten hiç girmeyecekse gözlerini kör kulaklarını sahar ettik.
Gönlünü de mühürledik diyor. Zaten imkansız.
Yani girmesi imkansız.
Anlatabildim mi? O çağrıyı da duymayacak.
Ama bir nebze olsun çağrıyı duyup orayı seçtim seçmedim falan.
Bugün seçmedin çok özür dilerim.
İki gün sonra seçeceksin. Ben size söyleyeyim.
Kaçış yok. Kaçış yok.
Gidilecek yani oraya.
Çağrı geldi. Çağrı gelecek.
Çünkü yani Aslında bu sohbetleri ediyorsak biz şu anda ve birileri bizi dinliyorsa ve aslında bu mesela sana ne kadar ilham veriyor?
Bütün herkese de aynı ilhamı veriyorsa, hepimize aynı şekilde.
O zaman belli ki bu çağrı zaten var.
Yani biz bunları boşuna konuşmuyoruz.
Herkese bu çağrı geldiği için bizi dinliyorlar ve biz de onlarla buluşuyoruz.
O çağrıyı duymalarına cesaret...
ve ümidin, umudun hala var olduğunu bilsinler diye buluşuyoruz.
O yüzden karanlıktan korkmayalım, ölümden korkmayalım, öte dünyaya gitmekten korkmayalım.
Altının üstünden daha kötü olduğunu nereden biliyoruz değil mi?
Yani o yüzden alt üst olmaktan da korkmayalım bence.
Hayatta kalmayı ancak böyle öğrenebiliyoruz gibi geliyor.
Yani sen, ben... Belli dehlizlere girmiş ve çıkmış insanlar olarak da belki biraz daha rahat konuşuyor olabiliriz ama yani çıkış var demek de buradan bu noktadan bence güzel.
Kesinlikle korkmayın. Korkmayın, korkmayın arkadaşlar.
Bunun dışında bir de şeyden de bahsetmek istiyorum.
Az önce sana söylemiştim yayına başlamadan önce.
Sümer mitolojisinde de İnana'nın yer altına inişi.
ve çıkışı hikayesi var.
Orada da bir erginlenme yolculuğu izliyoruz aslında.
Persephone, işte İnana, bu yer altına iniş ve çıkışlar demek ki gerçekten çok daha derinden bir yerde gelen hikayeler anlatılar.
İnsani kodlar değil mi? Bu insani kodlar Dionysos sistemde de var.
Dionysos'a da vardı hatırlıyorsan.
Mesela Dionysos'un Attis'le Osiris'le özdeşleştirilmesi yani onunla benzer yapılara sahip olması ve Sürekli yolculuk etmesinin sebebi Hindistan'dan
yani en doğudan en batıya her yerde bu benzer bir yapıyı, bir nosyonu görebiliyor olmamızdan kaynaklanıyor aslında.
O yüzden Persephone'de işte karanlığa giren, öte dünyaya giren kadın figürü de yeryüzünün...
varlığı iken zaten o da zamansız bir anlatı bence.
Peki. Daha fazla söylemek istediğin var mı?
Yok. Hepsi bu kadar mı? E tabii korkmayın dedik.
Ne dedik? Daha bu kadar açık ve net konuştuğumuz başka bir bölüm olmamıştı.
Olmadı. Öte dünya ile ilgili ruh teorileriyle ilgili yani tabii ki bir sürü şey söylenebilir.
Ama Homeros'un dünyasındaki ruh somut bir varlık olduğu için ve diyaframa dolup çıktığı için yeraltı dünyasına da bu öldüğü haliyle gittiği düşünülüyor.
Bu yüzden ruhların hani gömülmeleri çok önemli.
Yani insanların gömülmeleri önemli.
Oraya işte para konması, eşya konması falan çok önemli.
Çünkü parayı vermezsen Karo'nun gemisinden karşıya geçemiyorsun.
Karşıya geçeceksin ondan sonra işte yolu bulacaksın falan.
Hani baya bir yeraltı dünyası çok somut tariflerle karşımıza çıkıyor.
Bu da insanın somut bir şekilde orada var olduğunu düşünmeden kaynaklanıyor.
Yani her bir kahraman yeraltı dünyasına gittiğinde ölmüş bir askerini görüyor.
Ve asker diyor ki ben şuradayım beni gömün.
Odysseus yeraltı dünyasına girdiğinde askerini görüyor ve diyor ki sen bizden önce nasıl geldin?
Geldiğinde o da diyor ki öldüm. Öldüm de o yüzden erken geldim.
Ve geriye dönüp onu gömüyor.
Çünkü bunu yapmıyor. Ayeneas da aynı şekilde.
Karşıya geçebilmesi için bunu yapması lazım.
Orada bekliyorlar. Bunu en güzel Kaos dizisinde izledim ben.
Reklam diye demeyelim ama Netflix'de Kaos diye bir dizi var arkadaşlar.
Netflix sponsor olursa eğer daha başka dizileri de anlatabiliriz.
Önerebiliriz. Ben böyleymiş.
Peki çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim geldiğin için.
Bence özel bir konuydu.
Bütün kadın, erkek, cinsiyetler üstü kendi yolculuğuna çıkmış insanlar için ilham olur diye ümit ediyorum.
Aynı şekilde. Görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
