
S2B29: Girişimciliğin Kodları | Göksemin Gökalp Özdemir
26 Ağustos 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariande’nin İpi’ne bu hafta Göksemin Gökalp Özdemir(@goksemin) konuk oluyor.
Marka stratejik danışmanı ve startup mentoru olan, bir yandan Hollanda’da bu konularla ilgili dersler veren Göksemin’le girişimcilerin zihnini açacak harika bir sohbet gerçekleştirdik.
Transkript
Bitmiş iş her zaman mükemmel işten iyidir diyorsun.
Yani o mükemmeliyetçilik pek çok insanı aslında durduran şey oluyor galiba değil mi bir şeye girişirken?
Ya ben biraz aslında kitapta da yine öyle bir şey yazdım 26.
27. sayfada. Şimdi böyle artist artist konuşacağım ama yani bir kere en büyük bunun batağında ki bendim zaten başta hani ömrüm boyunca.
Daha yeni kırdım diyebilirim bence yani hani.
Bence mükemmeliyetçilik ne biliyor musun?
Korkunun şık giyinmiş hali.
Hani şey var girişimci olunur mu?
Doğulur mu? Doğulur mu?
O kasları geliştirebiliyoruz.
Çok da ben orada keskin bir çizgi sevmiyorum açıkçası.
Bir kere yani bir girişimci için bence en önemli şeylerden birisi belirsizlikler karşısında güçlü durabilmek.
Fikir şundan çok önemli değil. Yola çıkmak önemli.
Yani ben 10 kişiye diyelim ki bir tane fikir var.
10 tane farklı kişiye aynı bütçeyi vereyim.
O aynı fikri vereyim.
Bir de kardeşim sen bir yola çık diyeyim.
Bak sana yemin ediyorum 6 ay sonra bambaşka işler çıkar.
Çünkü bir tanesi muhtemelen işte ne yapacak?
Birkaç kişi hemen satış yapacak.
Sonra aa diyecek ben bir müşteriyi dinleyeyim ya.
Arayacak ya ben size bu işi verdim, bu ürünü sattım, bu hizmeti verdim, mutlu oldum mu falan.
Daha başta bakış açısıyla ilerleyecek.
Ondan sonra öbürü ne yapacak? Altı ay logosuyla uğraşacak.
Vay benim vlogum olmadı da daha iyi olsun da işte falan.
İşte web sitesi bitmeyecek onun falan o karakterler var yani.
O yüzden yani hepsinden başka bir sonuç çıkacak.
Hatta Türkçe'de ya da kitapta da yazmıştım.
Bir sözümüz var hani kervan yolda düzülür diye.
Yani bence bu lafın bu arada yani PR'ı çok kötü.
Çok kötü bir tanıtım olmuş yıllarca.
Hani böyle kötü bir şeymiş gibi geliyor.
Ben biraz öyle bir insanım bu arada.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum stratejik marka danışmanı Göksemin Gökalp Özdemir.
Hoş geldin Göksemin. Merhabalar Mukadder.
Ne haber? Çok iyiyim, aşırı iyiyim.
Teşekkür ederim. Hollanda'dan geldin.
Evet. Böyle birkaç gün yine geldim ve buradayım şu anda.
Süper, çok sevindim.
Ben seni sosyal medyadan uzun süredir takipteydim.
Ama bir süredir Hollanda'da olduğun için gelir mi gelmez mi ayarlar mıyız derken bir şekilde şans bizi buluşturdu diyelim.
Şimdi sen işletme alanında lisans ve yüksek lisans eğitimi aldın.
Sonrasında da satış pazarlama konusunda kendini geliştirmişsin.
Yüzlerce global markayla çalışıp çok sayıda da start-up'a danışmanlık verdin.
Dijitalin Kitabı mı Olur adında benim de severek okuduğum ve yapay zeka henüz yokken yazdığım bir kitabım var böyle yanımızda.
Gururla, tek gurur duyduğum şeyim olabilir yani.
Marka danışmanlığına ek olarak Hollanda'da iki farklı üniversitede dersler de veriyorsun.
Eşin ve çocuklarınla beraber Hollanda'da yaşıyorsun.
Bilgilerimiz bu kadar seninle ilgili.
Eksiğim var mı? Yorum yani teşekkür ederim.
Bir de önemli bir bilgi var.
Bana bırakmadığın için bu kısmı teşekkür ediyorum.
Kendimi anlatmayı hiç sevmiyorum. Şu an çok mutlu oldum.
Sağ ol. Bir de 14 aylık kızın var şu anda ve uykusuz gecelerin olduğu bir annelik dönemi.
Şu anda 4 saatlik uykuyla aranızdayım.
Ama buradayım. Güzel bir kahve.
Bana ikram ettin. Teşekkür ederim.
Bayağı sertti. İyi geldi.
Ne demek. O günleri ben de geçtiğim için çok iyi anlıyorum seni.
I feel you. Canımsın.
Şimdi ilk sorumla başlıyorum.
Marka kurma süreciyle ilgili olarak bir marka kurucunun vizyonuyla başlar diyorsun.
Markayı kuran kişi tutkulu olduğu iş ve hayalleriyle beraber de bana biraz sanat yapıyor gibi de geliyor.
Yaratıcı bir sürece giriyor diye düşünüyorum.
Sen bunu nasıl tanımlarsın?
Yani şöyle. şüphesiz ki yaratıcı bir süreç.
Çünkü Günün sonunda bir hayalle yola çıkıyorsun.
Sıfırdan bir şey yapıyorsun.
O anlamda kesinlikle tabii sanata benziyor.
Ama sanatçının tabii şöyle bir özelliği var.
Burada çok sanatçılarla da çalışıyorum.
Yani benim işim girişimcilerle çalışmak.
İşlerini büyütmek. Nasıl para kazanacaklar?
Bu dijital dünyaya nasıl adapte olacaklar?
Onu anlatıyorum. Bir yandan çok sanatçılarla da çalışıyorum bu arada.
Çünkü onların da bir işleri var. Ve bazen de utanıyorlar işi büyütmeye.
Konular böyle. Bir de kendini promote etmek çok zordur değil mi sanatçı için?
Çok zor. Çok zor.
Ona rağmen bana böyle şeyle geliyorlar ama bence...
esas sanatçıların ve daha böyle güzelliklere yayın insanların kendi işi üzerine kafa yorması beni çok mutlu ediyor ve çok heyecanlanıyorum.
Ama tabii yine de günün sonunda onun ürettiği şeye geldiğimizde sanatına, o bir yerde hani ben böyle hissettim ve böyle yaptım diyebilir sanatını üretirken.
Ama bizim marka kurarken bir girişimci olarak böyle bir şansımız yok.
Çünkü biz bu işi birisi için yapıyoruz.
Yani burada hep şey konusu devreye giriyor.
Bir girişimde çalışırken böyle birkaç tane soru var.
Birkaç tane çok konu var sonuçta üzerine çalıştığım.
Ama özellikle birkaç tane konu var.
Hep şey diyorum yani birinci konu sen neyi dert edindin?
Hangi derdi çözeceksin? Şimdi girişimcilik demek bu.
O yüzden hani senle de daha önce sohbet ediyorduk.
İşte podcast. Bu podcast da bir girişim.
Çünkü daha önce olmayan bir derdi çözüyorsun.
Bu alanda, bu spesifik olarak senin yaptığın alanda bir podcast yoktu.
Ve birisinin bu alanda derdini çözüyorsan bu bir girişimdir.
Yani aynı dükkandan, aynı mahallede onuncuyu açmak girişim değildir.
Herhangi bir kafe açmak da girişim değildir.
Ama o alanda bir derdi çözüyorsan girişimciyim diyebilirsin.
Benim açıklamam bu yönde yani.
O şekilde açıklayabilirim öncelikle.
Ama ne yapıyoruz? Diyoruz ki sen...
Ne derdi çözüyorsun? Bir.
Yani niye çıktın yola?
İkincisi de o karşı yani senin bunu satmak istediğin ürününü ya da işte hizmetini neyse satmak istediğin o kişinin derdi ne?
Bunu netleştirmek ve bunun kesiştiği noktayı bulabilmek.
Aslında bütün amacımız bu.
Yani çıkıp da işte benim harika bir fikrim var.
İşte ben süper bir şey düşündüm.
Yani süper kime göre süper?
Yani benim mesela LinkedIn'im. Yani ara arası böyle mesajlar geliyor.
İşte şey diyorlar mesela. Ya bizim bir fikrimiz var.
Bir saat toplantı yapabiliyor.
Yapma. Benim zamanım.
Senin de zamanına yazık. Bana sorma.
O fikri kimin derdini çözeceksen.
Ona sor yani gerçekten çok basit bir anket yap.
30 tane kişiye gönder. Kim için yapacaksan bu işi.
O çok daha faydalı olur. Yani bir danışman da gelip sana bence iyi değil o fikir falan.
Öyle diyorsan zaten yanlış yani. Kimsenin haddini değil öyle bir şey söylemek.
Yani böyle bir durum ve şunu söylemek istiyorum.
Yani marka hep böyle şey karıştırılıyor işte.
Logo, renk işte falan değil yani tek başına.
marka konusu. Çok daha derin bir şey bir yola çıkmak işte yani mesela Aristoteles'in bir telos kavramı vardır ya.
Yani orada mesela şeydir yani bir şeyin böyle ne olduğu değil de o gittiği yol hani varacağı nokta o aradaki şey aslında girişimcilik.
Yolda olmak. Yani yolda olmak.
O aradaki yani hayalindeki şeyle o arada bir yolculuk var.
Aslında tam da o kavrama benzetiyorum o yüzden.
Tamamen böyle bakmamız gerekiyor.
Yani yola çıkarken fikrin çok da o kadar önemli değil diye düşünüyorum.
Şimdi şöyle bir şey de geldi benim aklıma.
Mesela el değiştiren markalarda o farkı görürüz.
Kurucunun vizyonu önemli diyorsun ya.
Birisinin vizyonuyla kurulmuş bir marka düşünelim.
X markası bir noktaya kadar gelmiş 8-10 sene ve el değiştiriyor.
El değiştirdikten sonra çok bozdu diyoruz ya.
Mesela orada demek ki kurucunun vizyonuymuş onu marka yapan.
Şüphesiz ya. Sen ne iş kurarsan kur diyorum ya bir şeye dert edinmişsin ve yola çıkmışsın.
Bu ne demek oluyor? Sen böyle bir derdin farkındasın.
Özellikle bizim böyle hem ben e-ticarette de çok çalışıyorum.
Çok çalışıyorum e-ticaret girişimciyle ama startuplar yani bu daha teknolojik girişimlerle de çok çalışıyorum.
Orada da öyle yani bu bir finans alanında bile bir fintech diyoruz işte sanki böyle çok uzay gibi.
O kişi de bir dert yaşıyor, bir şey görüyor.
Belki çalıştığı kurumsal bir bankadayken mesela bir şey görüyor.
Ben bunu çözeceğim diye yola çıkıyor.
Ve o gerçekten o girişimciden çıkıyor zaten o fikir.
Ve o markaya da yansıyor yolculukta.
Günün sonunda kendinden ayıramazsın ki zaten o fikri ve girişimi.
Bu profesyonel değilsin anlamına gelmiyor.
Bu hayatın gerçeği. Ama tabii ki bir yerden sonra belli bir şeyleri daha hani planlı, programlı, stratejik yol planı tabii ki senden çıkıyor ama ilk başlarda özellikle senin bir yansıman olurdu.
O yüzden el değiştirdiği zaman.
Bu sefer o kişinin bir yansıması oluyor.
O dil değişiyor. Başka biri oluyor yani.
Evet, evet. Benzer örnekleri gözlemlediğim için direkt bu geldi aklıma.
Kurucunun vizyonu gerçekten çok önemli.
Peki markayı kuran kişi?
Başlatan kişi girişimci bir ruh.
Ve senin daha önce dinlediğim sunumlarında şöyle bir şey gördüm.
It's not the idea, it's the execution.
Yani mesele aslında fikir değil.
Bunu nasıl yönettiğin ve ortaya koyduğun.
Bununla ilgili neler söylemek istersin?
Yani şöyle düşünüyorum aslında onunla alakalı.
Fikir konusu biraz abartılıyor.
Bir de şimdi yapay zeka çağındayız.
Fikir çok kolay bulunabilir.
Yapay zekayla da alakası yok ya.
Eskiden de böyleydi. Yani hep şeyi söylüyorum yani.
Sen bir şeyi düşünürken, bir fikri düşünürken o sırada böyle yüz kişi daha bunu düşünüyor.
Belki dünyada çok daha fazla kişi aynı anda düşünüyor.
Konu düşünmek değil, konu yola çıkmak.
Hiç şey unutmuyorum böyle yemek sepeti 2001'de mi ne o zaman çıkmıştı.
O kadar kişi şey diyordu ki.
Benim de hakkıma gelmişti.
Şerefsizim benim de hakkıma gelmişti. Yapaydın ya o zaman.
Yapaydın yani anladın mı?
Yani her konu öyle.
Bizim de öyle kendi benim de hakkıma geldi zaten hakkına.
Konu gelmesi değil.
Yapsaydın o zaman yani. Hep şey diyorum.
Bu arada fikir şundan çok önemli değil.
Yola çıkmak önemli. Yani ben 10 kişiye diyelim ki bir tane fikir var.
10 tane farklı kişiye aynı bütçeyi vereyim.
Aynı fikri vereyim. Kardeşim ya sen bir yola çık diyeyim.
Bak sana yemin ediyorum altı ay sonra bambaşka işler çıkar.
Çünkü bir tanesi muhtemelen işte ne yapacak?
Birkaç kişi hemen satış yapacak.
Sonra aa diyecek ben bir müşteriyi dinleyeyim ya.
Arayacak ya ben size bu işi verdim, bu ürünü sattım, bu hizmeti verdim, mutlu oldum falan.
Daha başka bakış açısıyla ilerleyecek.
Ondan sonra öbürü ne yapacak? Altı ay logosuyla uğraşacak.
Vay benim vlogum olmadı da daha iyi olsun da işte falan.
İşte web sitesi bitmeyecek onun falan o karakterler var yani.
O yüzden hani hepsinden başka bir sonuç çıkacak.
Hatta Türkçe'de kitapta da yazmıştım.
Bir sözümüz var hani kervan yolda düzülür diye.
Yani bence bu lafın bu arada yani PR'ı çok kötü.
Çok kötü bir tanıtım olmuş yıllarca.
Hani böyle kötü bir şeymiş gibi geliyor.
Ben biraz öyle bir insanım bu arada.
Hani işte çok planlı ilk üç ayda şunu yapacağım altı ayda bunu yapacağım değil de.
Bir başlayayım da yol üzerinde gelen seçeneklerle devam ederim, elerim, olmadı B planına geçerim gibi bir tarzım var.
Bu doğru mu yanlış mı çok da emin değilim.
Sen doğuştan bak yani muhteşem bir kafan var.
Bak bunun 70. bölümü kaçtayız bilmiyorum yani ben de takip ediyorum.
Yani gerçekten onu bu sayede başarmışsın.
Bu 70 bölüm tamamen senin bu kafa yapından doluyor olmuş.
Yani ben bunu net söyleyeyim.
Yolda kendin bu şekilde yapmışsın.
Ve şunu diyeceğim hani tamam işte kervan muhabbeti de şeyden çıkıyor zaten.
O zaman develer, binler, hava durumu, yola çıkıyormuş.
Hani biz böyle kötüymüş gibi değil kardeşim bir yola çık ya.
Bir adımını at. Çünkü biz o adımı atmadıkça devamı gelmiyor.
Aylar sürüyor. Yani o yolun hani bütününü bekliyoruz.
İşte mükemmel öyle bir şey yok.
Bir yola çık. Ve zaten o yolda kendi kendine oluşuyor.
Bu şeylikten değil yani. Çok bütçen de var.
İkiye ayırıyorum. Bazen hep şey bizim bütçemiz yok diye böyle.
Ya kimsenin bütçesi yok bu arada.
Ben daha bir masada oturup.
Bütçesi olan hiç kimse görmedim.
Hatta 2008 senesiydi.
2008 ve 2009 Calvin Klein'de çalışıyorum.
New York'a davetliyim. Aşırı havalı bir şeydeyiz.
Düşün yani. Ortamda.
Aşırı havalı bir binada. Kaçıncı kat?
Kendimi o sırada çok havalı zannediyorum daha ufağım.
Markanın müdürüyüm falan. Böyle gittim.
Ya dedim işte benim de görevim şey.
Bir bütçe alalım da Türkiye'de harcayayım markaya falan.
Genel merkeze. Dediler Göksemin ya bu sene bizim bütçemiz yok.
Calvin Klein'ın bütçesi yok.
Kimsenin bütçesi yok. O da yeri gelmiş galiba.
Şok istedim yani. Hani konu bütçe de değil yani paran varsa da yoksa da.
Abi yola çık bir başla, dene, gör.
Böyle olması lazım. Dene görün bu arada bir şey tanı tarafı var bizim girişimcilik.
AB testing diyoruz zaten.
AB testi. Biraz öyle denemek biraz böyle denemek.
İşte reklam verirken. Bazı markalarda video çok işe yarar.
Bazılarında onu yarar. Ama yani ekibe bir danışman da gelse.
Danışman bunu bilmiyor. Benim öyle bir sihirli değneğim yok.
Ben de ben daha çok kafa yapısını getiriyorum zaten insanlara.
Dene gör kimseyi güvenme bana da güvenme.
Para verin diyor bana güvenme.
Ben sana şeyi anlatayım yani mantığı anlatayım sen kendinin danışmanı ol.
Yani öyle kendini geliştirmen lazım.
Sen aslında yol üzerinde sürekli yol ayrımlarını gösteren belki çerçeveleyen.
Çünkü şey girişimci biraz daha...
Heyecanlı bir karakter olduğu için farklı farklı dallara atlayabilir.
Belki onu regüle eden taraf oluyorsun danışman olarak.
Ona da bence ihtiyaç var.
Çünkü diğer türlüsünde işte benim daha önce bir yayıncılık tecrübem olduğum için söylüyorum.
Diğer türlüsünde kaybolabiliyorsun, savrulabiliyorsun hikayenin içinde.
Birisi böyle rol eden, seni bir yöneten birisi olması tatlı olabiliyor.
O benim. O benim.
Memnun oldum. Peki işte az önce gene mükemmeliyetçiliğe geldik aslında diğer iki soruda da.
Bitmiş iş her zaman mükemmel işten iyidir diyorsun.
Yani o mükemmeliyetçilik pek çok insanı aslında durduran şey oluyor galiba değil mi bir şeye girişirken?
Ya ben... Biraz aslında mülk kitapta da yine öyle bir şey yazdım 26.
27. sayfada. Şimdi böyle artist artist konuşacağım ama yani bir kere en büyük bunun batağındaki bendim zaten başta hani.
Ömrüm boyunca. Daha yeni kırdım diyebilirim bence yani hani.
Bence mükemmeliyetçilik ne biliyor musun?
Korkunun şık giyinmiş hali.
Ha güzel. Tamam mı?
Mesela diyorsun ya ya işte benim içim yani.
Korkuyorum ve ben bunu dışarı paylaşamıyorum insanlarla diyeceğine.
İşte henüz içime sinmedi falan diyoruz böyle yani.
Hazır hissetmiyor orada kendini.
Abi korkuyorsun. Onu biraz daha böyle bir güzel paketliyoruz.
Onu daha şık giydiriyoruz falan.
Biz gerçekten ben girişimciyayla çalışırken %90 diyeyim.
Herhalde iş, işte biznes, iş, modelleri, strateji planlama, işte dijital pazarlık.
Bunları konuşmadan önce önce buraya çalışıyoruz biliyor musun?
Yani önce orayı tespit ediyorum çünkü bu kısım varsa ben ilerleyemiyorum onlarla zaten.
Yani önce bunu çözmem gerekiyor.
Bunu çözdükten sonra devamı gelebiliyor.
En büyük zaten şey bu oluyor.
En basitten mesela kitabımı yazarken işte editörüm vardı geliştirici editörüm.
Mesela Çavuş'la beraber çalıştık.
O bana ilk böyle kitaba başlarken bu arada işin ilginç yanı ben çok yazı yazmayı da sevmem.
Ben böyle konuşmayı seviyorum.
Yıllarca sahnelere çıktım hala çıkıyorum işim.
Yani danışmanlık yanı sıra bunları yapıyorum.
Ama hani yazmaya çok böyle oturup odaklanamıyorum.
Ondan dolayı okumayı seviyorum ama yine de bir inandım yani kitap yazacağım diye.
Herkes diyordu çünkü niye yazmıyorsun falan diye.
Ben de işte o yüzden dişlerin kitabı mı olur?
Ne alaka ya falan diye. Öyle dedikçe sonra kitabı da öyle koydum.
Her neyse bu kitabı da yazmaya ilk böyle başladım işte.
İnandım yapacağım. İşte editörümle konuşuyoruz.
Editörüm dedi ki yalnız ben seni baştan uyarmak zorundayım bir konuda dedi.
Çünkü yazarlarla en çok bu sıkıntı yaşıyorum.
Dedim ki nedir bu? O da bana dedi ki bak dedi kitabı yazıyorlar yazıyorlar.
Böyle ben yazamam edemem motivasyonum düşük yüksek fark etmez.
Yani herkes bir yere kadar geliyor yazıyor.
Ve sonra teslim etmiyorlar o kitabı bana.
Ya da yayın evine. Dedi ve şöyle bir tabir kullandı.
Yani turşusunu kurmaya karar veriyor demişti.
Ben dedim ki yok ya niye turşusunu kurayım.
Ben yazayım da yeter ki vereyim falan.
Gerçekten yazdım.
Ve böyle bir süre veremedim o kitabı.
Çünkü öyle bir şey oluyor.
Şimdi bir de sende çok bilgi olduğu zaman.
Yani bildiğin bir alan ya.
Ama ben bunu da ekleyebilirdim.
Ay bunu fazla mı anlattım? Ay daha mı az anlatsaydım?
İşte bunun kaynağına emin miyim?
Böyle yani manyağa bağladım.
Ve gerçekten bir süre bir. Kaç aydı galiba?
Vermedim teslim etmedim. Aa dedim ya.
Kadın beni uyardı en başta.
Ve ben. Ona rağmen aynı şeyi yaşadım.
Yani o yüzden hani bir şeyi böyle gerçekten hani o mükemmeli düşünmek biraz bizi yoruyor ve devam etmemizi sağlıyor.
Şey gibi yani özellikle girişimcilerde işte diyorum ya şöyle bir şey oluyor işte bir web sitesi yapacaksın o bir çıkmıyor.
Arkadaşlar yani bir şeyin ilk versiyonu son versiyonu olmak zorunda değil.
Her şey telafi edilebilir.
Yani biz burada Sistina Şapeli'ni yapmıyoruz Vatikan'daki.
Şimdi orada tam tepesinde belki işte 500 yıl önce.
Sanat değil mi? Güzel boyadılar, ettiler.
Biz 500 yıldır insanlar gidiyor.
Aa Vatikan işte izliyoruz.
Resim çekiyor. Tamam o değişmedi.
O bile değişebilirdi yani yolda bu arada.
Öyle bir şey yapmıyoruz yani.
Hele web sitesi, Instagram'ın her...
Bunlar... Logon bile yani bu yolda değişebilir.
Bütçenmiyor. Basit başla yani kendini.
Çık yola yani. Böyle başladığımızda bir de burada kıymetli olan sadece şimdi herkes tabii çık yola falan lafını söylüyoruz ama önemli olan da şu ne kıymetli biliyor musun?
Neden? Bak tekrardan söyleyeceğim.
Bütçen varsa bile böyle yola çık.
Çünkü yola çıktığında insanlardan geri bildirim ala ala ilerlemek en kıymetlisi girişimcilikte.
Bak danışman değil ya da bilmiş etrafındaki böyle çok bir de akıl veriyor herkes.
Maalesef en büyük yaşadığımız sıkıntı o oluyor bilen bilmeyen herkes.
Onlar da değil. Yola çıktım insanlara sor.
Bak biz bugün teknolojik girişimlerde bile ne yapıyoruz biliyor musun?
Bu kadar tek startup falan diyoruz böyle.
Ya diyorum ya ilk 20 kullanıcına diyorum ki işte tabii ki kişisel veriler bağlamında artık hangi ülkede Amerika'da daha rahat işte Avrupa buralarda daha zor ama iletişim kur diyorum.
De ki ya bir 5 dakikanız 10 dakikanız var mı?
Kurucuyu arattırıyorum ya. Merhaba kullanmışsınız ve her gün kullandığınızı görüyorum.
İnanılmaz mutlu olduk ama kötü bir şey yaşıyor musun?
Ya bu geri bildirim var ya inanılmaz bir şey yani.
O yüzden bir şey yavaş başlamak, sakin başlamak, bir anda bir kişinin on tane derdini çözme bir şeyle başla.
Hep buradan yola çıkıyor aslında.
Ve çok daha tatlı oluyor bu şekilde büyümek.
Evet geri bildirimle zaten şekilleniyor değil mi marka?
Muhteşem bir şey yani. Evet.
Yani işte sen bozuk yapacaksın ki o geri bildirimlerle düzeltmeyi öğreneceksin belki arada.
Yayıncılıkla ilgili de benim yayın evini ilk kurduğum zaman iki tane bir kutu oyunun bir de kitabım vardı.
Ve kitapta bir harf hatası olmuş.
Ve ben böyle kahroldum.
Bin tane basıldı. Herkes o harf hatasıyla gitti falan filan böyle dert ediyorum.
Birkaç yıl sonra editörlük kursuna gittim.
Editörlük kursunda da hocamız şey dedi yani olacak.
Baskı olan her şeyde hata olacak.
Onu kenara kaldır.
İkinci baskıya düzeltmek üzere notunu al ve devam et yola.
Yani olmama ihtimali yok dedi ya.
Basılan bir şeyde çok nadirdir hata olmaması.
O yüzden... Devam et ikinci baskıya düzelt, üçe düzelt ki dijital dünyada daha kolay düzeltmek.
Kesinlikle. O yüzden işte yola çıkmak dediğin gibi orada önemli olan.
Peki sence girişimci kişilerin karakter yapısı diye bir şey var mı?
Orada şöyle bir şey söyleyeceğim.
Yani girişimcinin evet sonuçta işte yıllarda derslerimizi anlatırız.
Şu an belki izleyen birçok kişi de kendi alanında kullandığı bir araştırma olabilir.
Stanford Üniversitesi'ndeki meşhur...
Psikolog Carol Dweck'in bir çalışması vardır ya hani fixed mindset, growth mindset.
Yani bir tanesi daha büyüme odaklı olan kafa yapısında olanlar.
Birisi daha böyle sabit fikirliler.
Tabii ki yani temelde bakınca tüm araştırmalara da bakınca tabii bir insanın girişimci olması bir temelde bir şey var.
Çok da sabit fikirli birisinin olması çok mümkün değil.
Ama ben hani o kafa yapısı önemli.
Evet tabii ki ona bakıyoruz.
Fark ediyorum bunu ama bence bundan daha önemlisi de bazı kaslar var.
Yani bu kaslar şöyle hani şey var girişimci olunur mu?
Doğulur mu? O kasları geliştirebiliyoruz.
Çok da ben orada keskin bir çizgi sevmiyorum açıkçası.
Bir kere yani bir girişimci için bence en önemli şeylerden birisi belirsizlikler karşısında güçlü durabilmek.
Hadi bakalım. Çünkü hayatın belirsizliklerle dolu olacak.
Belki... Ne bileyim kurumsaldan ayrıldın, kendi işini kurdun.
İşte yani bunlar çok büyük belirsizlikler, çok büyük kararlar.
Ona karşı dirayetli olman.
Yani bir girişimci böyle başlıyor, yola çıkıyor.
Yanında 10 tane danışman da olsa öyle bir şey değil girişimcilik yani.
Mesela yolculukta yalnızsın.
Sadece tabii kıymetli olan doğru insanları etrafına toplayıp gidebilmek.
Orada da hatalar yapıyorsun, yine öğreniyorsun.
Ama o belirsizliğe karşı bence dirayetli olmak çok önemli.
Ben şimdi kendi de mesela yıllarca kurumsal işte markalarla çalıştım.
Çok da seviyordum ben böyle hani Allah kahretsin kurumsalı diye ayrılmadım.
Çok seviyordum hep işimin marka müdürlüğü işte.
Çok böyle sıfırdan neredeyse koli yaparak falan başladım.
Hani öyle ilerledim.
Ama sonra kendi işimi kurarken de hep bir belirsizlik vardı ve çok korkuyordum.
Mesele zaten korkuya rağmen ilerlemek.
Evet. Bilmiyorum sanmıyorum yani çok bana da bazen cesur diyorlar.
Aslında çok kadar cesur değilim. Ama cesaretin tanımı o.
Mesela daha önceki bölümleri dinleyenler bilir.
Yankı Yazgan'la yaptığımız programda.
Korkuya rağmen ilerlediğinde zaten tanım cesareti getiriyor.
Eğer rastgele bir yola giriyorsan o çok da cesur bir davranış değil ama korkarak giriyorsan korkmana rağmen.
ilerliyorsan evet cesursun yani.
Bütün mesele bu. Biz mesela eşimle öyle bir şey geliştirdik.
İşte ne bileyim yurt dışına Hollanda'ya taşındık.
Yine ufak bir çocukla büyük bir belirsizlikle gittik.
Bir de bir şirket götürmedi.
Biz kendimiz inandık da gittik falan.
Böyle çok arka tarafta çok bürokratik şeylerle hala da uğraşıyoruz yani.
Hep şey dedik o belirsizliğe geçerken en kötü ne olur diye.
Biz varımızda öyle bir cümlemiz var. En kötü ne olur?
Deyip devam edip en kötü geri geliriz.
İşte en kötü kurumsala geri dönerdim.
En kötü hani hep böyle bu şeylerle dolu hayatım.
O yüzden yani bence girişimciyle de bir yurt dışına taşınmayı da hepsini bir o mantalite çok önemli.
O mantalite değil mi? Kasını güçlendirmek ve bunu güçlendirebiliyorsun bu arada.
Bu önemli. İkinci bence en önemli şey de merak.
Meraklı olabilmek. Bir girişimcinin meraklı olması lazım.
Meraklı değilsen yani o sabit fikir işte öyle fikir falan filan konuşuruz ama ya meraklı değilsen girişimci olamazsın.
Bence bu en önemli şeylerden bir tanesi bu.
Zaten bugün işte yapay zeka falan da konuşurken en önemli konu gerçekten doğru soruları sorabilmek.
Aslında diyoruz ya mesela felsefe gibi şeyler işte bugün çocuğumuzu nasıl adapt edeceğiz?
Yani daha çok bence kitap çünkü daha çok kitap okumamız lazım.
Bugün o fiziksel kitabın daha önemli.
Kindle'da da okusan önemli değil.
Okuman önemli. Daha doğru soruları sorman önemli.
Felsefe önemli. Ben kendimde mesela eksik gördükçe ben böyle şeyler yapıyorum mesela.
Bu alanda çünkü en büyük hata şu an doğru soruları soramıyoruz falan gibi.
Yani o bir şeyi merak etmek.
Bu konu... en önemli konseptlerden bir tanesi.
Yani birazcık Sokratik bakmak işte ya da Sokratik de değil ya çocuk.
Çocuk yani evet aklımdan onlar geçiyordu benim de yani.
Sokratik bile değil ama çocuk abi.
Çocuğumuz 6,5 yaşında oğlum 2 yaşından beri soru soruyor yani.
Evet evet. İnanılmaz sorular yani.
Evet yani ben de şeye baktığımda şimdi sen anlatırken benim kızlar ikiz olduğu için bir tanesi meraklı, girişken, cesur.
Bir tanesi de az önce söylediğin gibi sabit mindset'e sahip ve Kuralcı ondan sonra olması gerekeni olması gerektiği gibi yapar.
Eğer korkulacak bir durum varsa denemez.
Önce gözlemler.
İkisi de bambaşka karakter tipleri ve ikisi de başka alanlarda bence başarılı olacaklar hayatta.
Ya da mutlu olacaklar.
Başarıyı çok da önemsemeyelim.
Ama yani baktığın zaman işte bu meraklı olan, cesur olan, böyle her şeye ilgili olan bir tık daha sanki girişimci olur gibi geliyor bana.
Yani ben kesinlikle hani...
Kendi deneyimim açısından. Herkes başka bir şey söyleyebilir ama benim deneyimim açısından böyle.
Bir diğer konu da egonla gelen geri bildirimler yani etrafından ya da gerçekten alanında yani doğru geri bildirim.
Kullanıcı, müşteri, kimse danışanlarından gelen geri bildirimler arasındaki o mesafe de çok önemli bence.
Yani geri bildirim alabilmek ve dinleyebilmek ve fikrinin ya da düşündüğün şeyin...
Markan 4-5 senelik olabilir.
İnanılmaz cirolar yapıyor olabilirsin.
Ama hata yapabilirsin yani.
Yanlış düşünüyor olabilirsin.
Onu bilmen çok önemli.
Evet sana şahsına gelmiyor orada eleştiri aslında.
Orada ürettiğin bir fikir var.
O fikre geliyor. Onu kabul edebilirsen zaten geliştirebiliyorsun.
Ondan bahsediyorsun değil mi?
Kesinlikle. Bu kafa yapısında değilsen çok zor ilerlemem yani.
Mümkün değil. Evet. Kimse o kadar bilmiyor.
Ben de bu işi diyorum. Kaç bin tane girişimce çalıştım.
Ben de bilmiyorum. Öyle bir şey yok yani.
Bugün bilemezsin ya. Zemin çok kaygan.
Konular çok değişiyor. Sürekli uğraşıyoruz.
Sürekli kendimiz yani böyle bir dönemdeyiz.
O yüzden hani birazcık orada bir yerden sonra o şey olabiliyor.
Aşırı bir ben biliyorum. Onlar bitti ya.
Olmuyor. İlerleyemiyorlar yani. Onları da süreç içinde gözlemledin zaten startuplarda.
Kesinlikle. Globalde yani.
Sadece Türk. Neden bahsetmiyorum bu arada?
Globalden bahsediyorum.
İnsan birdir falan.
Peki şeyi de soracağım.
Son soruda şunu merak ediyorum.
Esnek düşünme becerisiyle ilgili.
Özellikle bu yapay zeka ile beraber her şey hızlıca değişiyor.
Yani bugün olan şey iki yıl sonra olmayacak ve bambaşka bir şeye dönüşecek deniyor.
Girişimcileri ne bekliyor?
Yani orada yapay zeka işimizi alacak mı muhabbetinin dışında?
Yapay zeka kolaylaştıracak büyük bir ihtimalle girişimcinin işini.
Yine oradaki merakı ve tutkusunu canlı tutması lazım galiba.
Yani şöyle bir kere fikirle gerçek arasındaki mesafe çok azaldı.
Yani artık zaten bir şeyi gerçekleştirmek çok kolay.
Kafanı koyuyoruz.
Bir şeyi hayal ediyoruz. Ne bileyim bir uygulamayla çalışıyorum.
Öğlene kadar çıkartıyoruz.
Eskiden haftalar sürerdi bir şey yapmak.
Bugün bir şeyi çok hızlı yapmak artık konu değil zaten.
Karar veriyoruz, bir fikir var.
Hadi şunu yapalım deniyoruz, görüyoruz.
Öyle deniyoruz, böyle deniyoruz. Bence bugün önemli olan ne yapmamamız gerektiğini anlayabilmek diye düşünüyorum.
Yani burada yine günün sonunda şu önemli oluyor.
Sen yapay zekayla çalışıp işte fikrini geliştirebilirsin, edebilirsin.
O sana yüz tane fikir verecek orada.
Bin tane de verebilir.
Yine orada seçici olan kişi sen olacaksın o seçecek olan.
Bir iş yaptığında diyorum ya birisinin problemini çözmeye çalışıyorsun.
Yani bu işler daha başarılı oluyor.
Senin... bu kasını da yine güçlenmiş olması lazım.
Ben bu işi niye yapıyorum? Ben neden varım?
O yüzden diyoruz ya marka hikayeleri mesela.
Bugün eskisinden çok daha kıymetli.
İşte geçen birisi bana şey dedi işte artık bu Google'da bir şey aradığımızda işte yapay zeka yukarı çıkıyor ya artık web sitemizin önemi yok.
Ya tam tersi.
Artık bir şeyi anlatırken Bak şimdi yapay zeka kullananlar özellikle bunu çok atlıyor.
Bir şeyi insanlar ararken ya da bir şeyi, bir ürün arıyor, bir şeye ihtiyacı var, bir derdi var.
Karşı tarafın seni görmesi lazım orada.
Artık web sitesinde ya da sosyal medyasında, platformlarında sürekli üründen bahsedenler kaybedecek.
O dertten bahseden kazanacak.
En basitinden bir cilt ve temizlik markası tamam mı?
Cilt ve bakım, güzellik markası.
Mesela var öyle çok uzun örnekler şu anda.
Mesela ne diyor şimdi? O diyecekse...
Kozmetik markası değil yani.
O da bir derdi çözüyor. Bu dert ne olabilir?
Senin gerçekten cilt bariyerine alakalı bir dert olabilir.
Özgüvenine alakalı da bir dert olabilir.
O bir şey çözüyor yani günün sonunda.
Ve neyse sen neye yola çıktıysan onunla alakalı içerikler üretmen çok önemli web sitesinde.
Çünkü bugün yapay zeka öyle havadan gelmiyor yani ona bilgi.
Senin bugün web sitende ürettiğin içerikler, bununla ilgili yaptığın işte blog içerikler, blog kalmadı.
Bugün yıllardır bas bas söylediğimiz şeyler bugün yapay zekada daha da önem kazanmaya başladı.
O dertlerle ilgili yazacaksın.
İşte ondan sonra bunları yazdıkça yapay zeka hep çünkü birisi bir şey sorduğunda işte ben şu cilde ne yapmam lazım?
Cildim bilmem nasıl bir ürün diye sorduğunda yapay zeka hemen bunu kim en iyi yazmış?
Onu bulup aslında o bizim karşımıza çıkartıyor.
Öyle bir uzay teknolojisi değil yani aslında baktığında.
Peki şey yapay zekadan okuduğu bilgiyle etkilenen insan var bir.
bir ürünle ilgili. Bir de diyelim ki bir influencer çok sevdiği ve duygusal bağ kurduğu bir influencerdan aldığı bilgi üzerinden etkilenen insan var.
Bu ikisinin beyninin karar verme mekanizması biraz farklı galiba değil mi?
Şimdi tabii ki bir yüz geldiğinde onun arkasına kesinlikle yüz olan kazanır.
Ama şöyle o yüzden diyoruz işte markanın kurucuları da bir kendini çıkartıp yani çıkın böyle boy boy videolar çekin boş boş demiyorum da hani ama o yüzden artık markalarda da markanın yüzünün çıkması ortaya işte.
Göz teması, duygu.
House of Soul, Nazlıcan gibi.
Yani o markayı o yapan inanılmaz bir şey var temelinde ama o kurucunun aslında bir bakıyorsun o kadının vizyonu aslında.
Onun vizyonu yani o marka.
Ona hayran kalıyorsun ve o bir şey sattığında diyorsun ki ben de bunun bir parçası işte community, topluluk.
Ben de bir parçası olacağım diye heyecanlanıyorsun.
Yani o yüzden bir yüz koymak tabii ki önemli.
günün sonunda. Ama hep şey diyoruz yani marka olmak için, marka dediğimiz şey aslında şu.
Karşıdaki kişinin kafasına yarattığın algı.
O yüzden dedim ya logo mogo hani sadece çok önemli logo bunlar çok önemli.
Evet evet. Ve bu algı yaratırken ama tek başına yeterli değil.
O algı yaratmak için de yaptığımız aslında her şey biz pazarlama diyoruz.
Ve o algı yaratırken de sana gelene kadar yani bir markan var ve birisine aa evet ya demesi için bir 5-6 yerde maruz kalmış olması lazım senin markana.
O yüzden tek başına influencer mı?
Tek başına reklam mı?
İşte SEO konuları işte çok uzun şimdi girmeyeceğim ama işte onu mu yapayım?
Yani bunların hepsi aslında bir paket.
Ya kompozisyon aslında değil mi?
Farklı kompozisyonlarda seni gördüyse birisi.
Kesinlikle işte ne bileyim bir yolda belki bir afişte görüyor.
Bir arkadaşı bahsediyor. Tık tık deyince onunla evet diyor ben bunu almalıyım.
O zaman ikna oluyor.
Beynin ikna olması gerekiyor bir şey alması için ya.
Evet sen podcast ile ilgili görünce işte bilmem kaç tane arkadaşım takip ediyormuş.
Hem de cool arkadaşlarım ben de takip edeyim Ariadne'yi dedi ya ben böyle.
Cool arkadaşlarım ona ulaşsın.
Ariadne'yi takip edenler ve kulüp açıyoruz.
Yani hani onların Beni takip ediyor olması sana havalı geldiği için sen de belki burada bulunmak istediğin yer.
İnsanı etkiliyor tabii ki.
İnsanın bir şeye referansı olması, söylemesi.
Buna zaten şey diyoruz ya sosyal etki diye bir şey var.
O etki çok önemli. O yüzden mesela bir web sitesini hazırlarken normalde böyle kullanıcı deneyimini yazarız ya çok memnun kaldım falan.
En alta yazı. En alta yazmayacaksın.
İlk 6 saniyen sayfana girince zaten belli milisaniyesi var.
Beğendi beğenmedi kaçıyor gidiyor yani ya da yorumu yapıyor yani yargılıyor anda siteni.
Ama bir sonrasında bir 6 saniye var eğer beğenip kaldıysa.
Onu orada en yukarıda yazacaksın.
Kullandım çok memnun kaldım.
Lütfen bunları da yapay zeka ile yapmayın Allah rızası için.
Çok belli oluyor. Ya da gerçekten kullandığınız insanlara sorun yani.
Onları koyun. Bu kadar da yapay zeka yapay zeka.
Çünkü artık görsel üretmek kolay, metin üretmek kolay.
Ama problem ne biliyor musun?
Şimdi insanın etkisi daha önemli biliyor musun artık?
Hah onu diyecektim. Hiç ağlamayın ya.
Herkes böyle işte yetişemeyeceğiz ya.
Hayır ya. Yani geçen bak çok Türkiye'nin en büyük markalarından bir tanesiyle geçen sohbet ediyordum.
Artık görsellerimizi dedi.
Biz çok da çok sevdiğim bir insan.
E tabii artık ajans ve şey yapay zeka dedim.
Yapmayın ya. Çünkü beyin bunu artık çok hızlı ayırt ediyor.
Ve ne var biliyor musun?
sen birisini ikna ederken hep şey konusu var ya işte indirim yapıyor ya markalar sürekli.
Konudan konuya atlıyoruz ama mesela indirim yapıyor ya markalar.
Ve bu markaları yaptığı zaman, bu indirimleri yaptığı zaman aslında marka çok etkileniyor diyoruz.
Hep bu var insanların ağzında tamam mı?
Daha doğrusu marka kurucularının.
Ve eğer ki biz doğru bir algı yaratırsak o artık bir şey kalmıyor.
Yani fiyatı sorgulamıyor insanlar.
Genel olarak anlatıyorum yani bu konuyu.
Tabii ki her marka için bu değişir ama burada ne önemli oluyor?
Senin o marka için gösterdiğin emek.
O yüzden girişimcilere diyoruz.
İşte sadece ürün koymayın.
Çünkü Instagram katalogunuz değil.
İşte arka tarafta ne yapın? O koliyle uğraşıyorsun ya.
Belki günde 7 saat, 8 saat o koliyle uğraşıyorsun.
Ya onu videosunu çek koy. Arka tarafta ne kadar uğraşıyorsunuz onu koy.
Ondan sonra işte ne bileyim etiketme kutunu kendisi.
Yamuk etiket, yamuk koy. Önemli değil.
Gerçek anları paylaş. Mükemmel olması gerekmiyor.
Şimdi bugün o yüzden yapay zeka çağında bakıyorsun herkes aynı fotoğraf var.
Aynı. Ya bunu kim alsın senden?
Bu bak şimdi. Türkiye'de, dünyada büyük markalar için hata yaptı.
Onu daha hesaplayamadılar şimdi.
Şimdi daha da önemli, emeği gösterirsen fiyatı sorgulamıyor insanlar.
Daha az sorguluyor diyeyim en azından.
Çünkü diyor ki bak bu kadar uğraşmış bu diyor yani.
Anlatabiliyor muyum? Beynimiz öyle.
İnsan olarak derken beynimiz böyle ayırt ediyor iyi markayı, kötü markayı.
Emek vereni gördüğünde...
O zaman daha az sorguluyor rakamı.
Daha evet diyor ben de bunun parçası olacağım şuna bak falan.
Ya da o topluluğu gördüğünde, insan gördüğünde.
Evet. Az önce bahsettiğimiz gibi insan gördüğünde.
Yani yapay zekayı kullanalım, fikir geliştirmekte kullanalım.
Ama gerçekten onu böyle o prompt dediğimiz konu var ya.
Yani o... Prompt demek zaten yıllarca işte o tiyatro şeyler tiyatrolarda ön tarafta birisi oturur ya.
Evet. Sufle yapar.
Sufle yapar. O yani kulağına fısıldar.
O söyler. Unutmasın diye.
Yani yapay zeka bize fısıldıyor aslında.
Yine sahnede biz varız.
Bunu unutmayalım. Her şeyi ona verirsen.
Çünkü yapay zeka bugün için konuşuyorum.
Her şeyin ortalamasını veriyor.
Evet. Dünyanın ortalama. Bir ortalama.
Dünyanın ortalaması çok kötü yani şu anda.
Vasatı veriyor yani. Yani sen bana bir tane caption yaz.
Bana bir alt metin yaz. Dersen sana böyle bir tane ortalama bir şey ver.
O yüzden herkes birbirine benziyor.
O yüzden diyorum soru sorma becerisi.
İşte felsefe. O yüzden diyorum işte daha çok kitap okumak.
Dil bilgini geliştirmek.
Ne kadar lezzetli sorular sorarsan.
Ne kadar onu geliştirirsen.
Ona göre sana onu verebiliyor o zaman.
daha farklısını, ortalamanın üstünde olanı verebiliyor yani.
Girişimcilikte de evet biz bu yapay zekayı tool olarak kullanacağız.
Ama baktığın zaman insani olan ve senin oradaki insani gayretin, tutkun, merakın bunlar her zaman için daha değerli olacak galiba değil mi bu yapay zekaya?
Kesinlikle inanıyorum yani.
Kesin öyle olacak yani. Evet göreceğiz.
İzleyip göreceğiz efendim. Çok teşekkür ediyorum geldiğin için.
Ben teşekkür ediyorum davet ettiğin için.
İkinci kısımda görüşmek üzere.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
