
S2B26: Manuk Durmazgüler | Kapalıçarşı'da Büyümek
24 Haziran 2026 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi’ne bu hafta sadekâr ve takı tasarımcısı Manuk Durmazgüler konuk oluyor.
Kapalıçarşı’da küçük yaşlarda ustasından öğrendiği zanaati geliştirmiş, markalaştırmış ve kendi işini kurmuş bir girişimci olarak hikayesini dinliyoruz.
Seri üretime karşı, kişiye özel ve insana yakın olanı korumamız gerektiğini, usta-çırak ilişkisinin değerini hatırlatan bir yayın oldu.
Manuk's Workshop instagram adresini incelemek için tıklayınız.
Bu bölüm herhangi bir işbirliği veya reklam içermemektedir. Bölüm içerisinde anılan marka yalnızca bilgilendirme amaçlı kullanılmıştır.
Transkript
Olmazsa olmasın ama denemekten geri kalmayayım.
Yani kaybedecekliğim var.
Geri eski halime dönerim.
Çok büyüktü o baktığım ilk Karaköy Galata Rumi kokunun altındaki...
Dükkanım. Ya çok büyük derken şu anki daha büyük ama orası o zamana göre büyük geliyordu.
Bir de ana caddeydi falan.
Ya olur mu olmaz mı falan derken şey dedim kendime çok net hatırlıyorum.
Geriye dönüp baktığımda ya burası bana teklifi dilmişti ve ben hayır demiştim demek istemedim.
Eğer olmayacaksa da burada olmasın diye düşünerek.
Ha güzel. Yani orada kritik kararları vermek de önemli aslında.
Evet biraz yani şey oldu.
Ben pozitif bir adamım. Hep şey tarafından bakıyorum.
Ya deneyeyim olmazsa olmasın.
Ama denemekten... Geri kalmayayım.
Yani kaybedecekliğim var.
Geri eski halime dönerim.
Sorun değil. Bunu kaldırabilecek bir yapım var.
Şimdiye kadar hep iyi gitti. Çok güzel.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum sadekar ve takı tasarımcısı Manuk Durmazgüler.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Merhaba. Yakın neredesin? İyi oldu.
Kolay oldu gelmek. Kolay oldu.
Komşularımla program yapmayı seviyorum.
Kısaca seni tanıtarak başlayayım.
Çok küçük yaşlarda sadekarlık ve takı tasarımı alanında kapalı çarşıda eğitim aldın.
Sonrasında 2007'de kendi atölyeni kurdun.
2015'te ilk mağazanı açtın.
Şimdi de hem modern hem geleneksel yöntemlerle tasarım yapmaya ve markanı büyütmeye devam ediyorsun.
Özellikle geldiğimiz yapay zeka ve hız çağında sabır ve anlam üreten bir iş yapıyor olman benim dikkatimi çekti.
Sosyal medyada karşılaştım ben seninle.
Böyle bir davette de bulunmak istedim.
Tekrar hoş geldin. Hoş bulduk.
Sağ olun beni. Takip ettiğiniz için.
Ne demek. Şimdi ilk sorumla başlıyorum.
Sadıkar ne demek ve ailende hiç böyle bu konuyla ilgilenen birileri var mıydı?
Senin ilgini nasıl çekti?
Sadıkar değerli maden işleyen kişi.
Maden tarafını yani kuyumculuğun maden tarafıyla ilgilenen kişi diyebilirim.
Benim başlangıcım şöyle.
13 yaşındayken yazları boşluk olmasın diye hayatımda veya atıyorum benim jenerasyonumda kapalı çarşıya çırak olarak gidilirdi.
Yani benim şu an üniversite mezunu birçok başka işlerde çalışan arkadaşlarım da yazları zamanında kapalı çarşıda geçirmişti.
Benimkisi uzun soluklu oldu diyelim.
Yani yazın ilk gittiğim zamanı hatırlıyorum.
Tamamen bambaşka bir dünyaydı.
Sadekarlıkta böyle tanıştım.
Yani bir atölyeye aşinaydım çünkü babam da mobilyacı.
Marketeri ustası. Babanın atölyesine, dedemin atölyesine gir çık atölyeye aşikardım ama kuyumculuk tarafında sadece dayım vardı.
Ama dayım da benim başladığım zamanlarda kapalı çarşıda değildi.
Kanada'ya göç etmişti.
Yani bir akrabam yoktu.
Kuzenlerim vardı çarşıda.
Yine çalışan, kalfa olan, usta olan.
Ama tam olarak atıyorum babam, amcam, dayımın yanında yetiştim diyemem.
Başka bir ustanın yanında yetiştim.
İyi de bir ustaydı. Yani benim kapalı çarşı ile tanışmam bu şekilde.
Peki kendin mi gidiyordun evden?
Evet evet. Yani şu an düşününce baba olarak.
Yani 13 yaşında bir çocuğu otobüsle kapalı çarşıya göndermek.
Bir de atıyorum direkt önüne inmiyorsun ki.
Eminönü'ne iniyorduk. Eminönü'den Mahmutpaşa'ya çıkıyorduk.
Kapalı çarşıya git ve bütün günüm o yaşta sokaklarda geçiyordu çırağım.
Sonuçta getiri götürü çoğunlukla yapıyordum.
Böyle zamanlardı. Şimdi düşününce biraz zor.
Zaten şu an çıraklıktan, çocukluktan yetişen kuyumcuların olmamasının en büyük sebebi bu.
Aslında normal de bir şey zamanımıza göre.
İnsanlar daha sonra atıyorum liseden, üniversiteden sonra veya o süreçte kuyumculuğa ilgi gösterip eğitim alıp artık çıraklık dediği bir şey yok eğitim alınıp.
Bu sektöre giriyor. Ama biz son alaylılar olarak hala varız.
Evet yani son alaylı cümlesi tanıma güzel oldu bence de.
Çünkü şu anda yani her yere çocukları arabayla getirip götürme.
Bir yere gidecekse servisle götürme.
Ya da işte benim babam şey derdi mesela.
Sen git biz arabayla arkadan takip edelim.
Yani hani kaygı o kadar yüksek ki.
Ya bizim benim o dönemlerde hatırlıyorum.
Ben Elmadağ'da oturuyordum.
Okulumda Taksim'deydi. Okula da biz yürüyerek gidip gelirdik.
Ablam vardı, ablamla aynı okuldaydık.
Yani şöyle sabahları beraber gitsek bile akşam ayrı dönerdik.
Ben arkadaşlarına dönerdim, o arkadaşlara dönerdi.
Şimdiki zamanlarda çok olası şeyler değil tabii ki.
Evet, evet çok farklı.
Peki sadekar ne demek tam olarak?
Tam olarak altın değerli maden diyelim daha doğrusu.
Altın, gümüş vesaire gibi madenleri işleyen usta.
Peki o süreç nasıl oluyor başladığın zaman?
Şöyle ham altını alıyoruz.
Onun belli bir sonuçta 24 ayar altını alıyoruz.
Bunu farklı aloy veya gümüş veya bakır katarak istediğimiz ayara getiriyoruz.
18 ayar, 14 ayar, 8 ayar olabilir vesaire birçok ayar segmentleri var.
Eritiyoruz. Bunu doğru bir şekle getiriyoruz.
Bu astar olabilir, tel olabilir.
Bunu yapabileceğimiz birçok yöntem var.
Yani astar şeklini büyüterek, çoğaltmak, teli uzatarak, incelterek.
yuvarlak yaparak, kare yaparak çeşitli formlara sokmak var.
Daha sonra istediğimiz atıyorum bir taş varsa elimizde taşa göre önce bir yuva yapmak daha sonra kol diyoruz yüzüğün kendi iskeletini çıkartmak var.
Yani çok farklı teknikler, şekiller var veya atıyorum şimdi maden kısmından bahsediyorum ama istersek bir heykel ustası gibi mumdan bir kalıp bir küp alarak da bunu istediğimiz kolye, küpe, yüzük
vesaire şekilde getirip bunları da daha sonra santifüj dökümle destek alarak Madene çevirip yine işleyebiliyoruz.
Ama benim kullandığım teknik çoğunlukla bir altını eğerek, bükerek, gümüş ekleyerek.
Benim tasarımlarımda 18 ayar roz altın, karartılmış gümüş ve kahverengi pırlanta üzerine kurulu bir şey var.
İskelet var. Benim tarzımı ve imzamı yansıtan.
Bunun üzerinden yaparaktan...
Nasıl anlatayım? Yani ben madeni aslında şekillendirerek bu işe başlıyorum.
Önce bir kalıp sürecimiz var tabii ki.
Atıyorum bir model yapmadan önce ilk önce böyle bir istediğimiz kalıp boyutuna getirip yani şekline getirip olur mu olmaz mı bu kalınlık iyi mi çok mu ince oldu deyip bir daha kalınlaştırma süreçlerimiz var.
Yani doğru kalıbı bulduktan sonra sürekli üretebileceğimiz kavuşu almak diye bir şey var santepiş döküm için.
Kavuşu alınabilecek bir detayda mı?
Çünkü bazı çok detaylı ürünleri mini kalıplara alıp tekrar tekrar üretemiyorsunuz.
Böyle süreçlerden geçirip modeller üretmek.
Şimdi günümüz dünyasında şöyle de bir durum var.
Sonuçta teknoloji işin içine girdi.
Bilgisayarda çizimler, üç boyutlu modellemeler de var.
Tabii ki ben işime bunu da ekledim.
Ben o kısmı evet. Zamanı ayak uydurmak da çok önemli.
Evet. Çok şanslıyım ablam bu işte çok uzman bir kişi.
çizimlerimizi 3 boyutlu çizimlerimizi ablam yapıyor.
Şöyle diyebiliriz yani biz bir model çalışıp üzerinde çalıştıktan sonra ablama diyoruz ki böyle böyle olacak boyutlar bu veya atıyorum ablam da tabii ki buna dahil oluyor tasarım sürecine.
Onun üzerinden 3 boyutlu yazıcılarda üretilip yine dökümle madene çevirilip üretim yapıyoruz.
Yapmak zorunda mıyız? Bazı modellerde evet.
Bir de zamanı uydurmak önemli.
İnsanlara o tasarımın Ama hissiyatını da bazen elde veremiyorsunuz.
Yani elde verdiğiniz ürünler var.
Bende şöyle bir durum var.
Bazı ürünlerim sadece bir kere üretiliyor.
Bir tane ham elmas, bir taş almışım.
Tek şekilde yani bende çok fazla öyle ürün var.
Veya atıyorum slice cut dediğimiz dilim kesilmiş elmaslarımız var.
Onların hepsi başka. Onları mecbur elde yapıyoruz.
Yani onları bir modelleme yapma gibi bir şansımız yok.
Yani seri üretime de giremiyor bunlar.
Yok öyle bir şansımız yok. Kendine has ve tek olduğu için zaten çok değerli.
Aynen yani evet ben o tarafta daha çok mutluyum.
Çünkü atıyorum deseniz ki Manux Workshop'un nesi özel?
Yani kişi özel, ürünleri özel aslında.
Atıyorum tamam baktığınız zaman yüzüklerin çoğu birbirine benziyor olabilir ama hepsi birbirinden farklı.
Sipariş gibi de yapıyor musunuz?
Tabii. Bazı insanlar kişisel dokunuşlar istiyorlar.
Farklı bir şey istiyorlar.
Bunun burasına şunu koysak mı diyorlar.
Eğer şöyle söyleyeyim.
Gözüne benim ürünlerimi beğendiğine inanacağım biri ise evet yapıyorum.
Ama bazen insanlardan anlıyorsunuz.
Anlaşamayacağınız birisi veya mutlu edemeyeceğiniz birisi.
Hayır diyebiliyorum. Evet yani grafik tasarımda da çok olur diye anlatırlar ya da işte ev dekorasyonu.
Olmayacak bir boya rengi ister.
Olmayacak bir grafik ister.
Ama hayır da diyemezsin.
Müşteriyle anlaşmak oralarda zor olabiliyordu.
Ben sevdiğim ve şey yaptım nasıl söyleyeyim daha önceden geçmişim olan bir kişi ise derim ki uyarıyorum.
Diyorum ki tamam istiyorsun yaparım ama bak güzel olmayacak.
Ama şöyle de bir gerçeklik var.
Bana güzel olmayan bir şey bir başkasında çok güzel görünebilir.
Yani insanların zevklerini bunu tartışamayız sonuç olarak.
Bunda anlaşabileceğim biriyse veya anlaşacaksam okey diyorsa karşıdaki tabii ki yapıyorum.
Peki yani küçük yaşta kimliğini yapılandırdığın bir dönemde 13 yaşında başlıyorsun.
Tam ergenlik dönemi bir zanaat öğrenmek karakterine bazı özellikler kattı muhtemelen.
Sende olan şeyler de vardır.
Sence sadekarlık senin kimliğine neleri eklemiş olabilir?
Aslında sadekarlık değil konuşmayalım.
Bu konuyu kapalı çarşıda konuşalım.
Çünkü kapalı çarşı bambaşka bir dünya.
Şimdi de az önce bir arkadaşlarımla konuştum.
Onlara birkaç bir şey anlattım.
Yani kapalı çarşıda ben çırak olarak gidip bir meslek öğrenmedim.
Benim kimliğim orada oluştu.
Yani çocukluktan itibaren oradaydım.
Belki bunun oluşması için de doğru bir yaştaydım aslında bakacak olursak.
Benim ustam bana sadece işi öğretmedi.
Nasıl bir insan olmam gerektiğini, kadınlarla nasıl iletişim kurmam gerektiğini, müşterilere gidip gelmişliğim oluyordu yani müşteriye ürün bırakıyorum ve atıyorum ödeme almaya gidiyorum.
Nasıl davranmam gerektiğini tam olarak her şeyi orada ustamdan öğrendim.
Orası tamam ben üniversite mezunu, lise mezunu bir kişi değilim ama kapalı çarşı mezunuyum diyorum soranlara.
Burada tam olarak insani olan her şeyi öğrendim.
İnsani ve atıyorum mesleki diyeyim.
Evet evet ikisini bir öğrendin.
Çocukluktan itibaren yoruldum.
Yani ben araba kullanmayı da bana ustam öğretti.
Sokakta bir yere gidip bir mekanda oturup.
Onlarla masalarda yemek yerdik.
Onu da öğretti. Arkadaşlarla basketbol maçı yapardım mesela benim ustam.
Eksik olursa ben giderdim.
Çok mutlu olurdum. Yani sadece sabah 9, akşam 7 çalışan bir çalışan değilsin kapalı çarşıda bir atölyede.
Özellikle bir ustanın yanındaysan.
Onun hayatına dahil oluyorsun.
O seni seviyorsa daha çok dahil ediyor hayatına.
Onunla büyüdüm yani ben. Ben şanslıydım da benim ustam da gençti o dönemler.
Ben 13 yaşındaysam ustam da askerden yeni gelmiş.
21-22 yaşında bir üstaydı yani.
O da kendi atölyesini hemen açmıştı.
Ayrıca bu da bana öğretildi.
Ben 25 yaşında ilk atölyemi açtım.
Yani ben kalfayken öyle öğretilmiştim.
Sen büyüyeceksin.
Bu işi doğru düzgün öğreneceksin.
Kendi atölyen olacak. Eğer çok bu meslekte iyiysen mağazan olacak.
Yani veya işlerini sergileyeceğin.
Benim kafamda hep şimdiki mağazamı görürseniz Anlarsınız ne demek istediğimi.
Hep şey vardı. Ya benim bir mağazam olsun ama atıyorum vitsinlerim çok büyük olmasın.
Atölye tarafında yine ben orada olayım.
Ön tarafta da yaptığım şeyleri satayım şeyi vardı.
Fikri vardı. Yani bu bana çocukluktan itibaren empoze edildi aslında yani.
Çok şükür ki ben bunu yapabildim.
Bunu yaptığımda da 2015 yılıydı.
Kaç oluyorum? 33 yaşında oluyorum.
Beklediğimden erkendi çünkü kafamdaki plan yani.
Gerçekten bu vardı yani kafamda.
40-45 yaşlarında biraz daha oturduktan sonra her şey vardı ama zamanımızın o 2010'ların ortasında bizim mücevher tasarımının ön planı olduğu markalaşmanın yeni yeni öğrenildiği
zamanlarda. 2010'larda başladı ben 2015'te yani 2010'ların başında başladı diyeyim.
2015'te falan ben bunu fark ettiğimde Biraz daha bekleyeyim deme şansım yoktu.
Zamanı ayak uydurdum aslında.
Zamanı geldiği zaman herkese geçti.
Evet yani tam benim biraz öyle oldu. Benim bir arkadaşım da bana biraz ön ayak oldu.
Bak bir tane şu dükkan var gel bakalım oraya edelim diye.
Ben sürekli bir yerler bakıyordum ama.
Ya çok büyüktü o baktığım ilk Karaköy Galatasaray'ın ilkokulunun altındaki dükkanım.
Ya çok büyük derken şu anki daha büyük ama orası o zamana göre büyük geliyordu.
Bir de ana caddeydi falan.
Ya olur mu olmaz mı falan derken şey dedim kendime çok net hatırlıyorum.
Geriye dönüp baktığımda ya burası bana teklifi dilmişti ve ben hayır demiştim demek istemedim.
Eğer olmayacaksa da burada olmasın diye düşünerek orayı tuttum.
Güzel. Yani orada kritik kararları vermek de önemli aslında.
Evet biraz yani şey oldu.
Ben pozitif bir adamım.
Hep şey tarafından bakıyorum.
Deneyeyim olmazsa olmasın ama denemekten geri kalmayayım.
Yani kaybedecekliğim var.
Geri eski halime dönerim.
Sorun değil. Bunu kaldırabilecek bir yapım var.
Ama şimdiye kadar hep iyi gitti.
İyi çok güzel. Bir de şey evren...
Eylemi sever diye bir söz var.
Yani sen harekete geç, ondan sonrası gelir.
Olur ya da olmaz, onu yolda görürsün.
Birazcık harekete geçmekle de alakalı.
Şimdi Kapalıçarşı seni eğiten yer olmuş.
İletişim becerisi anladığım kadarıyla çok iyi gelişti.
Onun dışında işte saygı göstermeye karşıladık.
Evet, büyükleri olan saygı. O benim ailemden de gelen bir şey.
Kapalıçarşı da tabii ki o çırak.
Kalfa, usta üçlüsünün yanında.
O sistemi öğrenmek.
Mesela okullarda şu anda en çok zorlanılan şey öğretmene saygı duyulmaması.
Ondan bahsediliyor.
Ya da işte sabırlı olmak.
Sokaktaki biz şey bile yani sokakta yürürken bile yaşlıya saygılı olmak zorunda.
olarak büyütüldük. Şimdiki zamanda pek yok o herhalde.
Evet yani oralar zorlanılan yerler.
Onun dışında sabırlı olmak ya da yaratıcı düşünce aşamalarını ilerletmek.
Sabırlı olmak tarafı tezgahda çalışırken çok edindiğim bir şey.
Çünkü ben eskiden şu anki ürünlerim daha minimal daha nasıl söyleyeyim uzun günler uzun saatler elimde olmasına gereken elimde olması derken elimde çalışırken bahsediyorum.
Ürünler değil ama eskiden büyük gerdanlıklar su yolu bilezikleri Çok büyük şeyler yapardık yani ağır mücevherler yapardık.
Ustamın yanındayken sonraki çalıştığım atölyede vesaire.
Sabırlı olmayı onları yaparken öğrendim.
Çünkü orada bir tane işe başladığın zaman minimum bir hafta, on gün belki bir ay elinizde olan bir parçadan söz ediyoruz.
Ve sabah akşam ona bakıyorsunuz.
Arada yaparken bozmamanız gerekiyor.
Yani bir şey yapmadan önce bazen atıyorum yapayım yapmayayım böyle arada böyle düşün.
O kadar mesela ateşe sokmak, yani ateşle çalıştığımız zaman vardır.
En çok orada parçalanan ürünler.
Çok korkardım mesela. Yani korkardım demeyeyim de sabırlı olmam gerekirdi.
Ustam da bana orada şey öğretmişti.
Tamam yap, bozabilirsin ama aynı hata ilk kere yapma.
Yani bozarken de bir şey öğreniyorsun sonuç olarak.
Bozulduğu zaman bir sonrakini yaparken bozmamayı öğreniyorsun aslında.
Bu da senin her seferinde.
her adımda daha doğru ileri gidip o komple gerdanlığı düzgünce bitirmene bağlanıyor.
Aslında anlayışlı da yaklaşmış bir yandan.
Bir de ustam öyledir. Evet, evet. Yani o anlayışı da öğrenmeyi kolaylaştırıyor.
Ben videolarınızı izledim YouTube'da.
Yani ben dayanamazdım o kadar böyle milim milim uğraşmaya.
Hızır hızır hızır. Bir de öyle sesler de böyle bazen bize dişçi gibi ses çıkartıyorsun.
Evet, evet. Çok ilgini özleyenler oluyor ama.
Yani şey, dediğim gibi...
Benim için bu yaştan sonra artık tezgahda çalışmak biraz da terapi.
Şimdi günümüz dünyasında ben aynı zamanda bir şirket yönetiyorum.
Sadece tezgahda oturup çalışmıyorum.
Öyle bir nasıl söyleyeyim ne derler?
Masa başı iş değil bu yani.
Masa başından ziyade masa başındayım hep.
Ya tezgahdayım ya evrak muhasebesel işler.
Aslında lüks tezgahda çalışıyor olmak.
Geri kalan işlerin başkasını yapıyor olması benim için lüks.
Ama yani çünkü tezgahta çalışmak terapi dediğim gibi.
Meditatif aslında değil mi?
Başka bir şey düşünemiyorsun.
Aynen öyle. Mesela bazen zincir parçaları falan yaptığım zaman böyle sürekli kendini tekrar eden, devam eden bir işleri yaparken gerçekten dünyadan soyutlanıyorsunuz.
Aklınıza ne varsa siliniyor ve sadece ona odaklanıp çalışıyorsunuz.
Evet yani bu günümüzde de en çok ihtiyaç duyulan şeylerden bir tanesi o meditatif anda kalmak.
Kendi odağını değiştirmeden o anı yaşamak.
Şimdi anlatırken aklıma şey geldi ya böyle kolye zinciri karışır birbirine de açmaya çalışırsın ya.
Çok severim açmayı. Gerçekten.
Onu yaparsın. Tabii tabii müşteri varsa verin bana.
Giderken alayım yanıma. Çünkü şey öyle bazı müşterimiz geliyor utanarak falan filan.
Ya diyoruz tamam yaparız. Yani biz ekipten herkes onu yapar.
Hatta bazen sıkılan başkasına verir abi sen de ahmet sıkıldın falan filan diye.
Ama o da güzel bir terapidir yani.
Evet yani ben de böyle bir...
Rahatlatırız sana ya oradan geçirdim. Bir sürem var benim orada.
Bir sabır sürem var. Oraya kadar devam ediyorsun.
Sonra daha çok karışıyor.
Çok çok geliyor bize öyle.
Benim annem çok sabırlıdır.
Onları böyle milim milim açar ama bende o kadar yok yani.
Sizin işte bayağı bir sabır gerektiren bir iş.
Biz çok alışığız ya. Evet. Şimdi ben takıların da çok şahsi ve kişiye özel bir ifade alanı olduğunu düşünüyorum.
Özellikle mesela yüzükler.
Elimiz sürekli gözümüzün önünde ve bir hatırlatıcı aslında bize.
Gittiğimiz yerden aldığımız bir şey olabilir.
Birisinin hediye ettiği bir şey olabilir.
Bir sembol olabilir üzerinde.
Bunların hepsinin aslında bir hikayesi ve anlamı var.
Siz de tasarım süreçlerinde bir hikaye ekliyor musunuz?
Tasarıma yoksa? Bana hep bu soru soruluyor.
Bazı ürünlerde ekliyorum evet.
Ama çoğunlukla insanların kendi hikayelerini yazmasını istiyorum o üründe.
Atıyorum tamam gelip Manuk'tan bir yüzük aldınız.
Benim bir hikayem var.
Çıraklıktan yetiştiğim, kalfalıktan yetiştiğim, kendimi geliştirerek bu tasarımları, bu tasarım koleksiyonları, bu kocaman dünyayı oluşturmak benim yaptığım iş.
Ama siz o yüzüğü veya herhangi bir tasarımı almaya geldiğinizde sizin de bir hikayeniz var.
Bazıları geliyor ya kendime bu ay hediye almak istedim Manuk diye gelebiliyor.
Bu da onun hikayesi. Ya atıyorum çok mutsuz olduğum bir günde kapıdan geçerken bunu gördüm.
Hep bakıyordum bugün alacağım.
O günü kendini iyi hissettirdiği tarafı düşündüğü aklına geldiği tarafları var insanların.
Bu yüzden biraz da kendinizde yazsanız güzel olur gibi geliyor.
Mesela bizim Galata'daki mağazamızda çok fazla turist müşteri yani şeyler geliyor.
Onlar da bu hikayeyi satın alıyor aslında.
Gittik bir atölye vardı orada yapıyorlardı ben de oradan aldım.
İstanbul'u Galata'yı gezerken tarihi bir yerde gezerken böyle bir el işçiliği tasarım bir ürün aldım.
Hikayesini kendileri yazıyorlar.
O da tabi İstanbul'dan büyük bir anıyla dönüyor evine döndüğü zaman.
Her zaman aklında o tatil değil mi?
Evet İstanbul'u sembolize eden bir şey yapıyor olmak da güzeldir muhtemelen.
Benim tasarımlarımda biraz böyle o kapalı çarşı karanlığı ve o rozdaki aydınlık da var.
Yani benim bazı tasarımlarına baktığınız zaman ya bu eski bir yüzük mü?
diye de sorgulayabiliyor insanlar.
Yani o geçmişin bir hikayesi de var tabii ki.
Evet daha kahverengi olanlar değil mi?
Koyu renk olanlar bayağı eski hissi veriyor.
Çocuk yani bizim elmas ürünler o anneannemin babaannemin yüzükleri dediğiniz ürünler yani aslında.
Yani ürünlerin modernleri.
Evet. Çok güzeller gerçekten.
Peki şimdi her şeyin dijitalleştiği bir dönemden geçiyoruz ve gitgide yapay zekanın ilerleyeceği varsayılıyor.
Benim takip ettiğim kanallarda kişilerde ilerleyen dönemde el zanaatleri diyeyim ya da işte kolay bulunamayacak kişiye özel şeyler daha değerleneceği yönünde
yorumlar var. Çünkü her şey daha seri üretime gidecek.
Fikirsel anlamda da işte maddi anlamda da her şeyin seri üretime geçtiği bir devirde.
Sence de bu sadekarlık ya da kişiye özel tasarımlar daha değerlenecek mi?
Ne düşünüyorsun? Yani el işçiliğine eskisinden de daha çok bence rağbet var şu zamanda.
İnsanlar hem ilgisini çekiyor hem bunun ne kolay bir şey olmadığının farkındalar.
Yani sonuçta biz minicik parçalarla böyle cincik cincik uğraşıyoruz yani.
Nasıl diyeyim? Çok önemli önümüzdeki zamanlarda yani atıyorum bir tornavida tutmak bile çok önemli.
Şimdi tornavida bile tutamayan belki insan var etrafta yani.
Kendi tamirini yapamayan, bir şey yapamayan.
Çok önemli insanların bir şey yapıyor olması yani.
Bilemedim. Ya ben o tarafta olduğum için yapamayan insanı veya atıyorum nasıl eğiteceğim bilmiyorum.
Ya benim küçük oğlum bile atölyeye geldiğinde ilk iş böyle tezgaha oturup bir şeylere çekişle bir şeye vurmak.
Yani muhtemelen ona da biraz eğiteceğim yani en azından.
Ben de biraz handyman'imdir evde.
Birçok iş yarım bırakmam yani.
Usta çağırmam eve pek fazla.
O da benden görerek muhtemelen yetişecek ve beni mutlu eder tabii ki yani.
İnsanların da buna yönelmesi gerektiğini düşünüyorum evet yani.
Evet yani kendimize özel alanlar yaratmak, kendimize özel kendimizin becerilerini geliştirmek bunlar önemli olacağını ben de düşünüyorum.
Çünkü şu an her şey iki boyutlu.
Ekrana bakarak hareket ediyoruz ya yani kimse onu biraz yandan bakıp üç boyutlu göremiyor.
Yani iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum yani açıkçası.
Evet. Bir yandan da işte yakınlarda yapay zeka ile ilgili Ümit Alan diye bir yazar var.
Çok iyi takip ediyorum. Öyle mi?
O geldi yakın zamanda konuk olarak.
Evet. Biraz daha işler yapay zekada da anlam mimarlığına dönüşecek.
diye bahsediyor. Anlamı yitirdiğimiz noktada zaten her şey birbirinin aynı ve anlamsız ve doyumsuz bir yere götürecek bizi.
Ben bu konuda ne düşünüyorum biliyor musunuz?
Daha doğrusu aklıma bunu konuşurken aklıma gelen ilk şey gezmeyi.
Herkes çok seviyor değil mi gezmeyi?
Atıyorum Avrupa'da veya atıyorum Amerika'da neresiyse mesela bir şehir gezmeye gidiyoruz.
Ben orada hep aynı markaları görmekten çok sıkılıyorum.
Hep büyük markalar aynı yerlerde.
Ya ben onları gezmek istemiyorum.
Ben şehri görmek istiyorum.
Ama o markalar şehrin en güzel yerinde tak mağazasını açıyor.
Ve o illa seni...
O marka logoyu görüyorsunuz.
Bu beni çok rahatsız ediyor mesela.
Evet bu rahatsız ediyor beni.
Bir de şey rahatsız ediyor. Hep aynı şeyler görüyoruz bir yerden sonra.
Evet. Instagramable places diye bir şey çıktı ya.
Onun önünde fotoğraf çektirmek üzerine turlar var.
Ona göre tasarlanıyor mekanlar.
Evet mekan da ona göre tasarlanıyor.
Gezi turları da işte şu salıncakta sallan.
Şu manzaraya bakarken fotoğraf çek.
Bütün tatil o planlı değil mi ya?
Her yerden nereye gidilecek? Evet o zaman deneyim olmuyor zaten.
Katılıyor. Mesela böyle kişiye has tasarımlar, kişiye has hikayeler olduğu zaman o zaman daha anlamlı bir şeyle evimize dönüyoruz onu satın aldığımızda.
İşte senin takılarında olduğu gibi ya da gezerken kaybolmak gibi.
Bunları biraz deneyimlemek gerekiyor.
Bakalım analog kültür geri dönecek mi?
Göreceğiz. Bırakamayanlar çok olacak.
Bir de ona ilgi gösterenler olacak muhtemelen.
Elbet sadece dijital tarafta yaşayanlar olacak.
Bilmiyorum. Evet, evet.
İkiye bölünecek gibi biraz.
Şimdi son sorumuz bizim klasik sorumuz.
Kendini Ariadne mitindeki gibi labirente sıkışmış ve çıkışsız hissettiğin deneyimin neydi?
Ve oradan çıkmak için nasıl bir ipucu bulmuştun?
Şimdi ben hep burada güzel şeyleri konuştum ama bir şey olarak nasıl söyleyeyim?
Ben ilk atölyemi açtığım zaman 25 yaşındaydım.
Daha sonra işte aylarca tek başıma çalıştım.
Baktım olmayacak. Şu an hala birlikte çalıştığımız Erkut'la tanıştık.
Erkut da bana sadikar.
Bana yardım etmeye başladı kalfam olarak.
İyi de bir ustadır bu arada kalfam diyorum ama ustanın kalfası olur ya o da ayrı usta.
Kendi tarafında usta ama benim kalfam oluyor teknik olarak.
Şöyle Erkut'la çalıştık.
Bir dönem işler çok kötüleşti.
Yani nasıl söyleyeyim haftalığını bile zor çıkartıyorum Erkut'un falan.
Yani böyle kötü yani işler.
Elbette o dönemde de bir kriz oldu hatırlamıyorum hangi kriz.
Tabii ki ülkemizde eksik olmaya.
O kadar çok şey yaşadık ki yaşıyoruz ki.
O dönemlerde işte Erkut'la da konuştum.
Dedim ki Erkut olmuyor yani ödeyemiyorum.
İş yok. Yapacak bir şey yok.
Üzgünüm. Sen istiyorsan kendine iş bak.
O da çocuk haliyle tamam dedi yani.
Arıyoruz ediyoruz. O sırada müşterilerinden bir tanesi böyle anlattım.
Dedim ki işte Erkut'u çıkaracağım.
Tek kalacağım. Tek çalışacağım.
Ona göre ben organize ederim ama dert değil senin işlerini çıkartırım falan.
Bir şey yapıyorduk o sırada.
Tam hatırlamıyorum ne yaptığımızı. Yani ya taş seçiyorduk ya bir modele bakıyorduk falan.
Kafasını kaldırdı. Sadece şey dedi.
Çok çabuk pes ediyorsun dedi.
Şimdi orada Bir duraksadım falan kendi kendime.
Yani şu an bile hala çok net hatırlıyorum o bakışı.
Neyse o dönemde nasıl toparladım çok net hatırlamıyorum ama orada böyle bir sıkışmışlık isim vardı.
Muhtemelen daha çok daha düzenli bir çalışma şeyine geldim.
Daha sıkıştım elbet toparlayacak diye düşündüm.
Erkut'la hala çalışıyoruz. Ne zamanda?
2007'de açtım. 2007'nin birkaç ay sonra zaten Erkut başladı yanımda.
2006'da açtım pardon. 2006 sonuydu.
2007'de işte Aykut'la başladık.
Hala birlikteyiz. Çok güzel.
Bazen bazı cümleler böyle insana yüzleştirici oluyor ya.
O an işte diyorum dediğim gibi hala o bakış.
Evet. Yakın zamanda da şeyi konuştuk yani o cümle gelir ama sen duymazsın.
Kendi derdinle o kadar ilgilisindir ki duymazsın ama sen onu da duymuşsun.
Evet o geldi yani vurdu yüzüme.
Arada kaçırıyor musunuz acaba böyle?
Değil mi? Bazen mesajlar geliyordur ama biz duymuyoruzdur diye de düşünüyorum ben de.
O mesaj geldiği zaman işte bir önceki bölümde mitoloji hakkında konuşuyorduk.
Bir çağrı geldiği zaman onu duymak önemli gerçekten insan için.
Hayatını değiştiren şeylerdi.
Kaçıklıklarımız vardır ya. Evet.
Ama buraya da gelmek yani bu günleri de görmek güzel yani.
Bence de çok güzel. Çok teşekkür ederim konuk olduğun için.
Çok keyifliydi. Bence de görüşmek üzere.
Görüşürüz. Yeni bölümlerden haberdar olmak için Spotify ve Apple Podcast da bizi takip edebilir.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
