
S2B25: Dr. Bahar Tezcan | Günlük Hayattaki Bağımlılıklar
10 Haziran 2026 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi’ne bu hafta Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan (@drbahartezcan ) konuk oluyor.
Bahar Hanım, ilişkiler ve gündelik hayattaki bağımlılıklar üzerine yaptığı nokta atışı yorumlarla bizlere ışık tutuyor. Özellikle gündelik hayatta bir şeye bağımlılık dememiz için o ince sınır nerede çekiliyor?
Akıllı telefonlar, sosyal medya, alışveriş, romantik ilişkiler… Bağımlı olmaya hep bir adım yakın durduğumuz günlük hayat rutinlerimizde nerede durmalıyız?
Dr. Bahar Tezcan'ın kitapları:
İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere
Duygusal Oyunlar: Duygusal Manipülasyonları Anlamak ve Yönetmek
Terapi Odasında İyileşen İlişkiler
Transkript
Duygular moleküllerdir sonuçta, yıkılır.
Ve biter. İstesek de istemesek de biter.
Hani o neşenin de bitmesi hali var ya onu çok isteriz ama o da biter.
Tabii bitmesi her zaman teselli olmuyor ama bir şeylerin bitecek olması.
Acıyı yaşayan insan, kaygıyı, korkuyu yaşayan insan çok iyi bilir ya onun o huzursuzluğunu.
Bitecek demek teselli olmuyor.
Acı geçecek demek teselli olmuyor.
Ama bu ek bilgi olarak her zaman cebimizde durması gereken bir durum.
Neydi bu popüler uygulama?
İlk çıkan date uygulaması.
Tinder soku. Seni dedi Tinder sokağına götüreyim.
Cihangir'de de mi varmış? Cihangir'de Tinder sokağı.
Nişantaşı'nda da öyle bir Tinder sokağı dediğimiz bir yer.
Tinder sokağı mı o ne falan dedim.
Böyle karşılıklı kafeler var dedi.
Herkes birbirine bakıyor orada dedi.
Bir eş bulmak isteyen oraya gidiyor.
Ve birbiriyle işte göz teması kurmaya çalışıyor dedi.
Dedim artık şey uygulamadan daha gerçek hayata geçti insanlar demek ki.
Uygulama işlemiyor demek ki bir noktada.
Uygulamalardan ümit kesiliyor, yeni uygulamalar çıkıyor.
Yani insanlar bağımlılıkları ve bağımlılık kavramını kendi hayatında daha kabul edilebilir düzeyde görüyor.
Evet. Ama yine de tam da karanlığı hissetmiyor ve anlamıyor da olabilir ki herkes.
Çünkü herkeste bir telefon var.
Herkes artık sosyal medyada çok fazla vakit geçiriyor.
Herkes can sıkıntısını bununla gidermeye çalışıyor.
Ben de bu herkesten birisiyim diye baktığında oldukça hafifletilmiş bir şekilde görüyor.
İlişki bağımlılığına baktığımızda bir ilişki bir tip diğerine geçiyor, bir ilişki bir tip diğerine geçiyor.
Bu tarz örnekleri artık daha sık görmeye başladık.
Belki bu dating uygulamalarıyla beraber de artan bir şey haline geldi.
Orada da yine boşluk aslında değil mi?
Duygusal boşluk insanların yaşadığı şey.
Pek çok şey var aslında orada.
Bazen de duygusal doluluktan orada bünye atıyor galiba insanları çok fazla.
O kadar çok fazla ki başka insanlara yer yok.
Fazla kalabalıklar yeni insanların girişi.
işine mümkün olmuyor. Ariadne'nin ipine hoş
geldiniz. Ben Mukadder.
Bugün konuğum psikiyatrist Dr.
Bahar Tezcan. Konumuz ise bağımlılıklar.
Hoş geldiniz Bahar Hanım.
Merhaba, hoş bulduk. Nasılsınız?
Çok teşekkür ederim. Öncelikle sizi kısaca tanıtmak isterim.
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldunuz.
Ardından psikiyatri alanında uzmanlığınızı aldınız.
Buna ek ilgi alanı olarak Beykent Üniversitesi'nde sinema ve televizyon bölümünde yüksek lisans yaptınız.
Bitirme tezi için Universal Studios Hollywood'da çektiğiniz bir kısa filminiz de var.
Küsürat yayınlarından çıkan kitaplarınız bizi tanıştırdı.
Dinleyenler için açıklamalar kısmında kitaplarınızı da paylaşacağım.
Bugün sizinle konu başlığımızı bağımlılıklar olarak beraber belirledik.
Daha detayına indiğimizde ilişki ve gündelik hayattaki bağımlılıklara biraz bakacağız.
Bağımlılık kelimesinin kökeni bağ sözcüğünden geliyor.
Bir şeye gereğinden fazla yatırım yapmak bağımlılık oluyor diyebilir miyiz?
Unsurlardan bir tanesi bu elbette.
Duygusal yatırımın, zihinsel yatırımın çok fazla olması.
Kriterlerden bir tanesi bu.
Bağımlılık o kadar geniş bir konu ki biliyorsunuz zaten en fazla incelenen hem psikiyatrik alanlardan biri hem de güncel hayatımızda artık herkesin dilinde.
İnsanlar kendini tanımlarken de daha kolaylıkla artık şunun bağımlısı oldum, sosyal medyanın bağımlısı oldum.
Sosyal medyanın sayesinde de biraz yerleşti.
Dijital bağımlılıklar, oyunun...
gibi, alışveriş bağımlısı oldum çok canım sıkılıyor gibi artık böyle güncel hayatımızda sık sık da kullanılıyor ki eskiden ne kadar korkulan bir kelimeydi.
İnsanların kendisine bağımlı demesi söz konusu bile olamazdı.
Çok korkutucu, karanlık ve hastalıklı bir yerden tınlıyordu.
Ama şimdi güncel hayata akmasıyla birlikte Bağımlılığı sık sık kullanıyor herkes.
Bu bir yandan da iyi oldu tabii ne kadar çok tanınırsa, ne kadar çok hakkında düşünülürse o kadar da çok çözüm yolları aranabilecek unsurlardan bir tanesi haline geliyor.
Duygusal yatırımın çok fazla olması evet çok önemli kriterlerden birisi diyebiliriz bu girişte.
Peki vaktimizi çok fazla ayırmamızda duygusal yatırımla beraber günlük hayatta onsuz olamama, duramama hali var değil mi?
Evet. İkinci önemli kriterlerden birini daha belirttiniz.
Duygusal yatırımın yanı sıra uğraşımızın çok fazla olması, dolayısıyla bunun vaktimizi çok fazla alması durumu vardır.
Bu tam da aslında kontrol kelimesiyle devam etmeli diye düşünüyorum.
Çünkü bağımlılıktan bahsettiğimizde kontrolsüzlük, artık kontrolün bizde olmadığı, kontrolün bağımlılık nesnesine geçtiği bir durumdan söz edebiliriz.
Bu da ister istemez vakti çok fazla çalmasıyla birlikte oluyor.
Aslında ciddi bir hırsızlık durumundan bahsediyoruz.
Çok anlam affettiğimiz, çok önem affettiğimiz bir durum, bir nesne, bir davranış, bir madde.
Bizden artık hayatımızı çalmaya başlıyor.
Çünkü vaktimizi çalmaya başlıyor ve vakitte hayattır.
Biz artık onunla çok fazla uğraşmaya başlıyoruz bir şeye bağımlı olduğumuzda.
Şimdi araştırma yaparken ben Viktor Frankl'ın bir açıklamasına denk geldim.
Varoluşçu araştırmacılardan.
Kuramcıdır. Varoluşçuluk üzerine.
Evet. Humanistik yaklaşım üzerine.
Viktor Frankl üzerine araştırma yaparken hayatta anlam bulamadığımız zaman ortaya çıkan boşlukları doldurmanın bir yolu olarak tanımlıyor.
Biraz boşlukları doldurmakla da alakalı mı sizce bağımlı olmamız?
Çok anlamlı bir bakış açısı.
Şöyledir aslında bütün psikanalitik kuram bu konuyu anlatmaya çalışmıştır.
Tam da boşluklar üzerinden.
Aynı zamanda varoluşçu kuram da bunun üzerine yaslanmıştır.
Şöyle ki bir yandan hayatta sevgi bağı ile Doğmak ve büyümek ve işte hayata yerleşmek durumundayızdır.
Psikanalitik kuramda der ki oral dönemde insanların, bebeklerin en çok ihtiyacı olduğu şey bakılmak, doyurulmak.
Temel ihtiyaçlarının giderilmesi ve sevgi verilmesidir.
Şimdi hayat hepimiz için böyle başlar.
İnsanlar bu döneme fiksi olduğunda, bu dönem ihtiyaçları tam olarak karşılanmadığında, eksik ve yetersiz kaldığında, çocuk buralarda ikircilik yaşadığında oralara fiksi olduğunu görürüz.
Bu daha sonra neye? tekabül ediyor.
Duygusal boşluklara, buralardaki kaymalar ileri dönemlerde duygusal boşluklar dediğimiz alanlar açıyor.
Kişi artık daha fazla sevgi, doğru dozda bir sevgi değil, çok fazla sevgi aramaya başlıyor.
Çünkü boşluğun sesi çok karanlıktır ve çok yüksek çıkar.
Duygusal boşluk dediğimiz aslında bir yandan da böyle tanımlanabilir.
O oral döneme fiksasyon, psikanalitik açıklamaların, Freudian açıklamaların Bir yandan duygusal boşluklarımızı doldurmak.
Nesne ilişkileri kuramı da der ki bizim nesnelerle olan bağlantılarımız aşırı düzeye gittiğinde, nesneleri kendimize yaşamsal araç, amaç, her şey olarak seçtiğimizde,
nesneyle mesafeli, doğru mesafelenmiş ilişkiler kuramadığımızda artık nesneler bize araç olmaktan çıkar ve onlar bize hükmetmeye başlar.
Duygusal boşluklarımızda yine burada bir sorun görüyoruz.
Boşluğumuzun çok fazla olması, içsel ihtiyaçlarımızın çok fazla olması doyurulamamış ve onunla ne yapacağımızı bilemiyor olmamız nesnelerle kurduğumuz ilişkileri bozuyor.
Onlara ya çok fazla yapışıyoruz ya çok fazla ayrışıyoruz.
Çok fazla yapıştığımız bir noktada işte bağımlılıklar orada hazırda.
Bekliyor. Bazen bir kumar, bazen alışveriş, bazen herhangi bir nesne, bazen bir kişi, ilişki.
Tam da ilişki aslında buralarda oturuyor.
Kovutun bakış açısında da der ki, kendilik kuramını anlatırken, kişi bağımlılıkları kendilik onarımını halledebilmek için kullanır.
Kendilik saygısını, kendiliğe yaptığı yatırımda herhangi bir çatlak, bozuk ve yara varsa buraları halledebilmek için, kendiliğini güçlendirebilmek için, kendiliği onarabilmek için bir
nesneyle olması gerekenden daha kuvvetli, daha yapışık bağlar geliştirir der.
Yani baktığımızda böyle ama varoluşçular bunu tam da anlam üzerinden çünkü anlam en çok orada kullanılan bir kelime.
Varoluşçuluk kuramında kullanılan bir kelime ve anlam sanıyorum hepimiz için.
her şey ve belki de en çok üzerinde düşündüğümüz kelimelerden biri.
Nasıl yaşıyoruz? Neden yaşıyoruz?
Anlamı ne? Anlamsal boşluklarımız o kadar sık ve o kadar ayağımızın takıldığı konular ki belki de tam olarak hiçbir zaman gerçek yanıtı bulamayacağız ve bu yanıttan yoksun olarak yaşamaya mecbur canlılarız.
Belki de anlam buralarda yatıyor.
Karanlıklarda yatıyor ve onu aradıkça bizden de bazen kaçıyor.
Anlamsızlık çukurlarına çok düşüyoruz.
İşte anlam arayışı kendi içimizdeki karanlığın anlamla örtüştüğü yerlerde o anlamı bir şeylerle doldurma ihtiyacı duyan birey tam da oraya bağımlılık nesnelerini yerleştiriyor.
Ve çok tehlikeli de bir yandan yani.
Çünkü bunun biyolojik ve hormonal temelleri de var büyük bir ihtimalle.
Ve bu bağımlılığı daha güçlendiren şeyler de oluyor.
Sadece davranışsal boyutta değil, biraz daha biyolojik boyutta da zorlayıcı değil mi?
Muhakkak. Bütün davranışsal ve biyolojik işte madde, alkol gibi kimyasal bağımlılıklar aslında biyolojik temellidir bir yandan da.
Bu demek değildir ki her şey sadece biyolojide devam ediyor ama biyolojik etmenler, psikolojik etmenlerden ayrışamaz.
Zihinsel kuramla iç içe geçen bir durumdur.
Her şey aslında biyolojiyle el ele gidiyor.
Hem öncesinde hem sonrasında.
Hatta madde ve alkol bağımlılıklarına baktığımızda davranışsal bağımlılıklarla...
aynı yolakları kullandığını, aynı nörotransmiterlerden geçtiğini, benzer sinaptik durumlar yaşadığını gösteriyor.
Kesinlikle durum aslında biyolojik.
Biyolojik ya da psikolojik fark etmeksizin de elbette bir tehlike unsuru yaratıyor.
Çünkü bize verdiği zarardan bağımsız olarak...
kişi artık o zararın peşine düşmeksizin zararlı olduğunu kabul etmesine rağmen bağımlılıklara devam etmesi durumudur.
Aslında yıkıcı bir süreçten bahsediyoruz böyle de baktığımızda.
Hem sağlık açısından fiziksel sağlık hem ruhsal sağlık.
Yani bir zarar durumu bizi hani durduran ve zarardan kaçınmamızı sağlayan önemli bir alarmdır ya işte bu ara burada o alarmlar kapatılmış oluyor.
Kişi her şeye rağmen o bağımlılık nesnesini kullanmaya, onunla yaşamaya devam ediyor.
Yıkıcı bir süreç. Yani girişte söylediğiniz gibi eskiden bağımlıyım demek ya da işte bir şeyle bağımlı bir bağ kurmak.
İşte alkol olabilir, sigara olabilir.
Bunlar mesela daha zor söylenen şeylerdi.
Ama şimdi günlük hayatta daha çok duyuyoruz işte telefon bağımlılığı, işte oyun, bilgisayar oyunlarının bağımlılığı.
Bazen seks bağımlısı olan insanlar olabiliyor.
İlişki bağımlısı insanlar olabiliyor.
Bunlar gitgide daha çok hem gündelik hayatın akışında olan şeyler.
Hani erişmesi çok kolay telefon.
ya da işte bilgisayar oyununa.
Ama bir yandan da baktığınızda çok doğal gibi de görünüyor gündelik hayatta.
Yo bağımlı değilim telefonumu kontrol ettim diyorsun mesela.
Önemli de bir inkar durumu.
Bazı durumlarda belki zaten hakikaten belli miktarda kontrol ediyorsunuz ve kapatıyorsunuzdur.
Sonra eğer bazı genişliği olabilir.
O kötüye kullanım dediğimiz aslında olması gerekenden çok daha sık.
Hayatınızı çok daha meşgul eden, hayatınızdaki çok önemli durumları, işle ilgili, aileyle ilgili, kişisel bakımla ilgili durumlarınızı aksatan yerlere doğru kayıyorsa zaten yine orada alarmlar çalıyor.
İnsan inkar etmeyi de çok seven bir canlıdır.
şöyle bir durum vardır.
Ne kadar çok Kişide görürseniz eğer normunuz olarak kabul etmeye de başlarsınız.
Yani insanlar bağımlılıkları ve bağımlılık kavramını kendi hayatında daha kabul edilebilir düzeyde görüyor.
Evet ama yine de karanlığı tam da karanlığı hissetmiyor ve anlamıyor da olabilir ki herkes.
Çünkü herkeste bir telefon var.
Herkes artık sosyal medyada çok fazla vakit geçiriyor.
Herkes can sıkıntısını bununla gidermeye çalışıyor.
Ben de bu herkesten birisiyim diye baktığında oldukça hafifletilmiş bir şekilde görüyor.
Ama tabii bu perdenin önünde olan bir de bu perde arkasında yaşanan işte o çok talihsiz yıkımlar söz konusu da olabiliyor.
Duygudan kaçınmalar olabiliyor.
Belki ondan sonra değiniriz.
Çok önemli bir durum çünkü.
Bir şeyleri bastırmak için orada oluyorsunuz.
İşte bunları kaçırdığınız noktada alarmlar yine çalmaya başlıyor.
Yani herkes de oluyor olması şu anda.
Bağımlılıkların çok artmış olması, bağımlılık çağında yaşıyor olmamız, herkes de böyle sorunlar yaşıyor olması bizim sorunumuz.
Sorunlu birisi olmadığımızı göstermiyor.
Topluca bir sorun yaşadığımızı gösteriyor.
Evet. Az önce söylediğiniz duygudan kaçınma konusu da dikkatimi çekti.
Mesela... Bir şeye çok üzüleceksin diyelim ki.
Üzülmek yerine telefonu eline alıp hemen ilgini dağıtmak.
Ya da işte alışverişe çıkıp hemen ilgini dağıtmak.
Bunlar bir süre sonra senin yarana çare oluyor gibi görünüyor.
Ama aslında bağımlılığını besliyor değil mi?
Evet, acıdan kaçınmak.
Kaygıdan, korkudan, suçluluk duygusundan, utançtan kaçınmak.
Çünkü duygularla ne yapacağını bilmemek.
Belki de kişiler duyguları da tanımadığı için neyden kaçtığını bile bilmiyor.
çok hızlı ve sert akarken gündelik yaşamda insanın zihnini kovalaması, düşüncelerinin ne olduğunu bulması, içinde dönen bir takım hareketliliğin, duyumların, algıların ne demek istediğini,
kendi duygusal okuryazarlığını anlayabilmesi belki her zaman çok mümkün olmuyor.
Bence bu çok özel önem gösterilmesi gereken bir şey.
Çünkü neredeyse Çok fazla psikiyatrik durumun altında aslında duyguları tanıyamamak, onlarla barışamamak, onlarla ne yapacağını bilememek var.
Ama bağımlılıkta bu çok temel bir unsur.
Bu duygularla ne yapacağınızı bilemediğinizde, ismini koyamadığınızda ve onları yönetmeyi beceremediğinizde başka bir durumdan araç olarak yardım istersiniz.
Sonra bu araca muhtaç hale gelirsiniz.
Çünkü bu duygular size neredeyse istilacı bir problem gibi gelir.
Bir durumda...
yakalanmışsınızdır ve ondan bir an önce kurtulmaya çalışıyorsunuzdur.
Ne yapacaksınız? Kendinizi bir yere hapsedeceksiniz.
Belki de kapsüle edeceksiniz.
Bir yerlerden kaçacaksınız.
Yani acıdan kaçma yöntemi olarak bağımlılıklar diyebiliriz.
Ki aslında o duygunun içinde kalabilse belki çok kısa sürede geçecek.
Yani belki bir saat içinde geçecek o duygu.
İzin verse içinden geçmesine.
Ama duyguyu tanımadığı için ve fırtına gibi geldiği için belki o yoğun duygu onun içinde kalamayıp hemen üstesinden gelmeye işte bağımlılığına tutunmaya çalışıyor galiba insanlar.
Elbette muhakkak. Duygular moleküllerdir sonuçta.
Yıkılır ve biter.
İstesek de istemesek de biter.
Hani o neşenin de bitmesi hali var ya onu çok isteriz ama o da biter.
Yani tabii bitmesi her zaman teselli olmuyor ama bir şeylerin bitecek olması.
Acıyı yaşayan insan, kaygıyı, korkuyu yaşayan insan çok iyi bilir ya onun o huzursuzluğunu.
Bitecek demek teselli olmuyor.
Sadece geçecek demek teselli olmuyor ama bu ek bilgi olarak her zaman cebimizde durması gereken bir durum.
Evet bu geçecek. Sadece geçmesi değil ama aslında orada derdimiz bunun ne anlama geldiği, neden bununla birlikteyim?
Yani bunun içinden ne öğreneceğim, nasıl dönüşeceğim ve nereye doğru gideceğim?
Hayatın bütünüyle, her yönüyle kabul edebilmektir aslında bütün duyguları kabul edebilmek.
Duygu zaten bir şeye yönlendiren motion.
O harekete yönlendiren itki bizi içeriden gelen bir itki ve biz o onun yönlendirdiği harekete geçmiyorsak aslında bağımlılığın hakimiyeti altına giriyoruz sanki.
Bağımlılık bizi orada yakalıyor yani elimizden tutan bir dost gibi gözüküyor.
Bizi harika oyalıyor, haz veriyor her şeyden önce.
Hazın aslında çok temel bir unsur olduğunu burada defalarca altını çizmemiz gerekiyor.
O ünlü dopamin.
Artık çok iyi tanınıyor. Ünlü dopamin o haz duygusu.
Tam da bizi o acı verici durumlardan, istemediğimiz can acıtıcı durumlardan kaçırmaya yarıyor.
Elimizden tutuyor ve götürüyor.
Yani aslında hazda doğru koşuyoruz ama hazda sonra çok dostumuz olmuyor.
Elbette düşmanlardan bir tanesi haline geliyor.
O harika bebek yüzlü bir şeytan yani baktığımızda.
Evet doğru yani duygular geçecek.
Bize bir şey öğretecek.
Evet bu bir harekete doğru yol açacak.
Çünkü duygu, düşünce ve davranış suçlusu birbirinden ayrı düşünülemez ki.
Evet hareket halinde olacağız.
Zaten duyguları yönetmenin de bilirsiniz.
Harekette olmak, eylemde olmak gibi çok iyileştirici bir tedavi yöntemi vardır.
Eylemde olmak daima bizi daha doğru düşünmeye, duygularla.
daha iyi baş etmeye, onları anlamaya yardımcı olur.
Tabi burada zararlı eylemi seçmek gibi bir kaçınma reaksiyonundan değil, yararlı eylemi seçmek üzerine düşünmek ve onu gerçekleştirmek gibi de bir yol.
sunmak zorundayız. Orada biraz yavaşlamak sanki yararlı yöntemi bulmak için faydalı olabilir mi?
Bazen de yavaşlamak size ne iyi geliyorsa.
Bazen hızlı gitmek iyi gelir.
Bazen de fazla yavaşlık ve durağanlıkla nasıl başa çıkamayacağımızı üzerinde bir sorun vardır.
Çünkü hayat bazen çok yavaş akar ama belki o dönemki ihtiyacınızda hızlı gitmektir.
Bazen hakikaten hız insana çok iyi gelir.
Aradığı işte düşünebilme yeteneğini ona yeniden kazandırır.
Ama bazen de durmak, bazen de manzarayı takip etmek, bazen de insanları gözetlemek, hayatın içinde dokunmak.
Çünkü dokunabilmek için hızlanmak değil de bazen yavaşlamak gerekiyor.
Derken kendi ayarlarınızı, ince ayarlarınızı yapabiliyorsunuz.
Yeter ki korkmak da değil, korkabiliriz.
Korkuya rağmen cesaret halinde olalım ve yola devam edelim.
Yani şimdiye kadar aslında anlattığınız şeyde öncelikle bağımlılığı bir tanımlamak, kabul etmek gerekiyor değil mi?
Ben işte alışveriş bağımlısıyım, ben telefon bağımlısıyım ya da ilişki bağımlısıyım dedikten sonra oradaki duyguyu görüp...
Duyguyu gördükten sonra da aslında bu duygu beni neye sevk etmeye çalışıyor ve ben onu neden görmezden geliyorum.
Nasıl yönetebilirim? Nasıl yönetebilirim? Ve aslında neyi örtüyor?
Evet. Yani alışveriş bağımlısınız ve pek çok şeyi almaya çalışıyorsunuz.
O burca. Aynı yemek bağımlısı durumunda olduğu gibi.
O burca içeriye bir şeyler göndermek istiyorsunuz.
Bakın hemen orada şunu buldunuz.
Bunun için çok büyük psikiyatri kuramlarına ihtiyacınız yok.
Çok büyük bir eğitime ihtiyacınız yok.
Sadece dingince içeriye bakın ve şunu görün.
Neye ihtiyacım var? Aslında ne istiyor?
Ruhum benden ne istiyor?
Neden acı çekiyorum?
Neden huzursuzum şu anda?
Ve can sıkıntısı belki de her şey sadece.
Can sıkıntısı nasıl aslında bizi ele geçiren ve onunla ne yapacağımızı bilemediğimizde bizi harika oynatan bir araçtır ya.
Sadece içimize bakmak ve şunu görmek.
Neye ihtiyacım var? Tam olarak kendim için ne yapmam gerekiyor?
Sadece durmak ve kendimle konuşmak mı?
Hareket halinde olmak mı?
Hangi duyumdan kaçıyorum?
Belki suçluluk duyuyorum herhangi bir duruma karşı.
Bu oburluğum neye ya da hangi açlığımı doldurmaya çalışıyorum?
Ya da bir ilişkide neden çok zarar gördüğüm halde gidemiyorum?
Neden orada ısrarla kalıyorum?
Neyi düzeltmeye çalışıyorum?
Eskiden düzeltemediğim, kontrol edemediğim pek fazla sevgi sorunu vardı da şimdi onları düzeltmek için mi buradayım?
Şimdi bu durumu yeniden kontrolü ele alabilmek için mi buradayım ya da beni bu kişi de sevmezse başka hiç kimse sevemeyecek mi diyorum.
Onsuz nefes alamayacağımı mı düşünüyorum.
O kadar mı artık ruhum iç içe geçmiş.
Yani kendimizle konuştuğumuzda ne çok şey buluyoruz.
Evet, evet. Paragraflar paragraflar bitmeksizin.
Zaten orada insan daha doğru mesafeleniyor o kişiye.
Sosyal medyaya, o olaya, o kumara, o alışverişe sürekli içe attığınız şey, sürekli o burnunu yaşadığınız şeyle aslında farklı bir yerden kapı aralamış oluyorsunuz
kendinize. Evet, evet işte orada bir tık durup düşünmek belki.
Şimdi sohbet ederken benim aklıma şu geldi.
Dinleyenler biliyorlar benim ikiz bebeklerim vardı.
Büyüdüler, 5 yaşına geldiler ama onların bebeklik döneminde gerçekten...
Çok fazla dışarı çıkamıyordum.
Hem de pandemiye de denk gelmişti.
Ve elimin altında telefon ve sürekli bir şey sipariş ediyorum.
Yani gerekli, gereksiz, çocuğa lazım, bana lazım.
Ve bir süre sonra bunun bir tür bağımlılık haline geldiğini fark ettim.
Çünkü dışarı çıkamıyorum.
Sürekli evin içindeyim.
Sürekli çocuklarla ilgilenmem lazım.
Dışarıyla ilişkilenme biçimim sanki alışveriş yapmak gibi bir şey oldu.
Onu fark ettiğim an yavaş yavaş azaltıp ondan sonra sadece dışarı çıktığımda bir şey alacağım demeye başladım.
Ondan sonra online alışverişi çok çok azalttım.
Ama o farkındalık anı gerçekten bayağı bir vakit aldı onu fark etmem zaten.
Bir de işte o anneliğin ilk yıllarındaki sisli bir kafa oluyor ya.
Onu atlattıktan sonra o farkındalıkla beraber devam ettim.
Ama bu bir seferlik bir örnek değil yani.
Devamında başka bağımlılıklar da gelip gelip geçebilir değil mi hayatımızdan?
Her zaman için bağımlılıklara karşı alarmda olmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Çok da hepimizden uzak bir durum değil ki.
Hepimizin içinde karanlıklar var.
Sizin de var, benim de var. O karanlıklarla ne yapacağımız o kadar değişiyor ki.
Bazen depresyona girebiliyoruz.
Bazen kaygı bozukluğu yaşayabiliyoruz.
Bazen de yerine bir bağımlılık koyuyoruz ve onunla devam edebiliyoruz.
Yani hepimizi her zaman bekleyebiliyor.
Elbette kimlerde daha yoğun oluyor?
Hemen konu gelmişken isterseniz onu da söyleyeyim.
Genetik olarak yatkınlığınız varsa tabii ki bir risk faktörü altındasınız.
Ailenizde bağımlılık türlerinden birisi yaşantılanmışsa risk faktörünüz var demektir.
Geçmişte bağımlılıklardan herhangi birisine yolunuz düştüyse bununla hala mücadele halinde olabilirsiniz ya da tamamen remisyonda.
Bitmiş olabilir yani iyileşmiş olabilirsiniz.
Ama bu demek değildir ki hayatınız boyunca artık bundan muafsınız.
Hayır. Bundan sonraki hayatınızda her zaman buna karşı uyanık olmak durumundasınız.
Çünkü başka bir bağımlılık unsuruyla yeniden buluşabilirsiniz.
Çapraz bağımlılıklar vardır bazen de.
Birkaç tanesi bir aradadır.
Bazen biri biter, bir diğeri başlar.
Hatta bağımlılık tedavilerinden iyileşme kısmında bu terapistlerin, psikiyatristlerin çok önemli, dikkatle vurgulaması gereken bir durumdur.
bağımlılık nesnesinden ayrıştığı ve iyileştiğini düşündüğünüz bir noktada bir diğer bağımlılık devreye girebilir.
Biri bitebilir, biri başlayabilir.
O yüzden bu önemlidir.
Yerine herhangi bir şey koymadığınız sürece onu elinden almayın der Irving Yalom terapistlerle.
olan konuşmasında bağımlılık da bazen öyle bir durumdur.
İşte yerine ne koyacağımız o kadar önemli ki o tedavi dediğimiz o hafif de soğuk duran kelimenin içerisinde nasıl bir duygusal ihtiyaç gidericisi ekleyecek kişi kendine?
Görülmemiş, duyulmamış, anlaşılmamış olan hangi bağlarını tamamlayacak?
Hangi yasını tutacak?
Tamamlanmamış? Hangi belki de patolojik yasıyla yüzleşecek ve onun yolculuğuna çıkacak?
Yani yerine koyma belki de biraz buralarda saklı olacak.
Evet yerine koymak asıl mesele haline geliyor.
Artık davranışı değiştirdik.
Belki o bağımlılıkla ilgili alışkanlıkları çözdük.
Ondan sonra o boşluğu ne anlamlı olan neyle dolduracağız değil mi?
Orada belki sağlık çalışanlarının, psikolog ya da psikiyatristlerin desteği çok önemli oluyor.
Sosyal desteklerimiz her zaman önemli.
İnsan ötekilerle iyileşir.
Ötekilerle yaralandığı gibi ötekilerin nezdinde de kendini bulur ve yeniden tanımlar ve karanlıklarını belki de ancak öyle aydınlığa çıkarabilir.
O yüzden hem profesyoneller eşliğinde, belki de çünkü o karanlıkları anlayabilmemiz için sosyal desteklerimiz yeterli olmuyor.
Bazen agreve ediyorlar, arttırabiliyorlar, bazen çok doğru öneriler başlığı altında tetikleyebiliyorlar.
O dönemde elbette artık eskiden utanç kaynağı olan o işte bir psikiyatriste gitmek, bir...
Psikoloğa gitmek artık elbette bir yararlılık unsuru açısından değerlendiriliyor ve gelişmişlik gibi bakıldığı için bazen de evet profesyonel destek şart olabiliyor.
Bağımlılığın zaten aslında bence kesinlikle profesyonel bir destekle önemli bir kısmında da ilaç kullanımıyla devam edebilmesini mümkün görüyoruz.
Bu tabii o bizim klasik anlamda kullandığımız bağımlılık.
Kısımları için geçerli.
O bizim daha az önce bahsettik ya daha güncel durumlarda da bağımlıyım deyip geçilebiliyor ama tabii hafif orta ve ileri düzey diye baktığımızda her biri için farklı yollardan gitmemiz gerekiyor.
Gündelik hayatı ne kadar zorladığına bakılıyor değil mi biraz da o bağımlılık davranışı?
Evet. Bir kontrol kaybı dedik.
Bir zihinsel uğraşın çok fazla olması ve hayatınızı artık çok etkiliyor olması, işlevselliğinizi bozuyor olması dedik.
İşte bu aile, iş, sağlığınız, ruhsal ve bedensel sağlığınız, ilişkileriniz buralarda bozulmanın olması dedik.
Zarar görmeye rağmen hala devam ediyor olmanız çok önemli kriterlerden birisi dedik.
Bırakma girişimleri... Hala kontrolün sizde olduğunu düşünmenize rağmen başarısız bırakma girişimleri de çok önemli unsurlardan birisi.
Bunlar artık sizi kapsüle kilitlemiş olduğunu gösteriyor.
Zaman zaman hayatınızda olmadığı dönemlerde çok özlemek, aşerme duygusunu yaşamak, craving.
Yine çok önemli kriterlerden biri.
Hayatınızda olmadığında yaşadığınız o yoksunluk, yoksulluk hikayesi, hayata sürdüremeyecek kadar kendini çaresiz ve muhtaç hissetme, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden
yoksunluk teması yine çok çok önemli durumlardan biri.
Bunlar hayatınızda varsa eğer kontrol kaybını artık tam olarak hissediyorsanız muhakkak profesyonel bir destek almanız gerektiğini düşünüyorum.
Kesinlikle. Peki ilişki bağımlılığına baktığımızda bir ilişki bir tip diğerine geçiyor, bir ilişki bir tip diğerine geçiyor.
Bu tarz örnekleri artık daha sık görmeye başladık.
Belki bu dating uygulamalarıyla beraber de artan bir şey haline geldi.
Orada da yine boşluk aslında değil mi?
Duygusal boşluk insanların yaşadığı şey.
Pek çok şey var aslında orada.
Bazen de duygusal doluluktan orada bünye atıyor galiba insanları çok fazla.
O kadar çok fazla ki başka insanlara yer yok.
Fazla kalabalıklar yeni insanların girişine mümkün olmuyor.
Bu çok konuştuğumuz bir konu biliyorsunuz.
Bir ilişkiden bir diğerine, bir ilişkiden bir diğerine hatta bazen aynı dönemde pek çok kişiyle görüşmek gibi ilişkisiz de olamamak gibi bir durumda da ilişki bağımlılığından söz edebiliyoruz.
İlişki bağımlılığında iki yol vardır.
Biri de aynı kişide ısrarla bütün zarar görmeye rağmen kalmak ve gitmemek, gitmeyi becerememek, muhtaçlık halinde yaşamak durumu vardır.
Günümüzde Bu bakış açısı hem kültürel durumlarla ilgili hem de kişilerin bu anlamda daha kendini düzeltmeye çalışmasıyla ilgili gitme kavramının öğrenilmesi, bireysellik
kavramlarıyla ilgili daha aşılabilmiş olduğunu düşünüyorum.
Şimdi yeni moda ve yeni sorun çok fazla kişiyle ardı ardına görüşmek bir tüketmek.
Ciddi anlamda tüketmek neredeyse artık hazalmanın da tamamen bittiği.
Hazalma unsuru çünkü bu kadar fazla kullanıldığında Kişinin reseptörleri bu kadar fazla harcandığında bir kere dopaminin de hazdın da etkisinin kalmadığını görüyoruz
ya. İlişkilerde de insanlar işte ne kadar çok kişiyle görüşürse görüşsün eski hazdı alamıyor.
Eskilerde yaşanan o özel durumları, özel bağları kuramıyor.
Bu maalesef çağın sorunu bence artarak da gidecek.
Yeniden sevginin ve bağın önemi gelene kadar insan hayatlarına yeniden o biricikliği hissedene kadar pek çok insanda kendi özgüvensizliklerin, hayatının yetersizliklerini onarmaya
devam edecekler ama onaramayacaklarını gördüğü noktada değer duygumu başka nasıl alabilirim?
İnsan nasıl sevebilirim?
Kendimi nasıl sevebilirim?
Hayatın da anlamı aslında neymiş?
Çok fazla olmasından değil, nitelik ve niceliğin ne olduğu hakkında daha çok düşünecekler ve doğru sevgi yollarını bulabileceğiz gibi düşünüyorum.
Var mı bir öngörünüz? Artık tamamen tükendiğinde ve bittiğinde mi?
Artık bu konudan bıkıldığında mı?
Bu dediğiniz senaryoya geçeceğiz acaba.
Bu bir savaş ortamı ve rekabet ortamı gibi devam ediyor ya.
Maalesef. Savaş kadar keskin ve karanlık bir kelime kullanıyorum.
Çünkü çok can yanıyor. Çok acı çekiyor insanlar.
Hiç de o kadar sanıldığı kadar biriyle görüşüyorum ama bitti.
Hiç de umurumda değil bir başkası var.
Nasıl olsa gibi yüzeyde görünen o savunma mekanizmaların içselleşmediğini görüyoruz.
Herkes hala Çok acı çekiyor.
İnsanlar hala ilişkilerde yaralanıyor ama yöntem olarak herkesin kullandığı o başkası vardır, başkasıyla birlikte olabilirim, bu yarayı bir başkasıyla kapatabilirim gibi yollardan gidiyor.
Savaş ne zaman son bulacak?
Yeterince yaralı olduktan sonra maalesef.
Yeterince kaybetmekten sonra, yeterince tükenmekten sonra maalesef.
Yeterince ziyandan sonra.
Savaşlar son buluyor, ateşkes ilan ediliyor ve belki o zaman bence daha barışçıl yollarla insanlar birbirine değer vererek, görerek, saygı duyarak devam edebilecekler sevgi yolculuğuna.
Yani umarım öyle olur.
Yakın zamanlarda... Ama hemen olmayacak.
Hemen olmayacak gibi görünüyor.
Çok uzun yollar var. Yakın zamanda şey, Amerika'da yapılan bir araştırmayla ilgili bir şey okudum.
Date konusunda yani, flört mü diye çevireyim, date ne diye çevireyim.
İlk buluşma, ilk görüşme, romantik partnerle ilk görüşmelerle ilgili olarak artık bir yorgunluk, date yorgunluğu diye bir şey çıkmış.
Ve insanlar buna gitmeye bile üşenir hale gelmişler.
Çok uygun birisiyle eşleşiyor uygulamada.
Ama diyor ki artık o kadar fazla insan gördüm ve sıfırdan kendimi anlattım ki anlatmak istemiyorum.
Yoruldum çünkü her seferinde hayal kırıklığına uğruyorum ve bir yere de varmıyor.
Bazen hiç başlamadan sürekli ondan ana ondan ana tanışmalarla artık o yorgunluğa dönüşmüş.
Vazgeçen insan da çok artık yeni birini tanımaktan.
Evet. Kültüre yerleşmesi biraz zaman alacak.
Amerika bu konuda önde gidiyor biliyorsunuz aslında.
Yani çok eşlilik, fazla kişiyle buluşma, işte flört uygulamaları çok uzun yıllar önce orada başladı.
Sonra... Bütün ülkelere sirayet etti.
Sanıyorum iyileşme de orada başlayacak.
Evet bir flört yorgunluğu var herkeste.
Çok fazla hayal kırıklığı.
Artık yeni bir insan tanımaktan yorulma.
Buna neredeyse ihtiyaçla çok zahmet olmasıyla ilgili bir durum.
Artık giyinmek, süslenmek, başka insanlarla organizasyon yapmak, yeni bir flört yeri belirlemek ve sonra bir hayal kırıklığıyla eve dönmek istemiyorum diyor insanlar.
Yeterince yorulduktan sonra, yeterince acı çektikten sonra dönüşecek.
Evet belki Amerika...
Başlattığı gibi bitirmeye doğru bir süre sonra yol alacak.
Ben hala tam bir yorgunluk oluşmadığını, hala herkesin bu anlamda bu kez olmadığı ama bu kez olabilir diye yeniden yeniden denemelerde tekrarlama zorlantısı içinde olduğunu düşünüyorum kişilerin.
Sanıyorum biraz daha zaman var.
Anladım. Yakın zamanda Cihangir'e gittim.
Oradaki bir arkadaşım dedi ki gel seni dede Tinder sokağına götüreyim.
Cihangir dede mi varmış? Cihangir'de Tinder sokağı.
Nişantaşı'nda da öyle bir Tinder sokağı dediğimiz.
bir yer. Tinder sokağı mı o ne falan dedim.
Böyle karşılıklı kafeler var dedi.
Herkes birbirine bakıyor orada dedi.
Bir eş bulmak isteyen oraya gidiyor ve birbiriyle işte göz teması kurmaya çalışıyor dedi.
Dedim artık şey uygulamadan daha gerçek hayata geçti insanlar demek ki.
Uygulama işlemiyor demek ki bir noktada.
Uygulamalardan ümit kesiliyor.
Yeni uygulamalar çıkıyor.
Ben seanslarda bazen Söylüyor hastalık.
Bu yeni mi çıkmış diyorum.
Ben de öğreniyorum sürekli yeni bir şey öğreniyorum.
Ne dedin diye tekrarlatıyorum.
Çünkü o bildiğimiz klasiklerden yeni yeni işte hevesler çıkıyor.
Çünkü diğerleri hayal kırıklığına uğrattı.
Şimdi bu sokaklara da sirayet etmiş durumda kesinlikle.
Hangirdekini bilmiyordum. Ben evimin yakında bir Nisan taşında bir Tinder sokağı bölgesi biliyorum.
Artık neredeyse nereye gidelim dendiğinde de hani hiç de küçümseyici bir yerden değil.
Bazen arkadaşlarımız Tinder sokağı gidebiliriz diyor.
Nedir oranın özelliği? Çok kalabalık.
Kafeler tamamen iç içe geçmiş.
Hangi kafede oturduğunuzun bile bir önemi kalmıyor.
Sandalyeler, masalar tamamen iç içe geçmiş.
Dolayısıyla sohbetin, temasın, yeni bir insan tanımanın olasılığının çok yüksek olduğu durumlar.
İşte aynı gün içerisinde çok fazla insanla tanışabiliyorsunuz.
Olasılık çok fazla artıyor.
Ama tabii görüştüğünüz ve ayrıldığınız insanlarda da orada yeniden görüşebiliyorsunuz.
Ama kültür, yeni kültür size şimdi, e olur ayrılıklar normaldir.
Bunu çok eski kafalığı demode bir yerden yaşamamalısın diye de küçümsediği için sanıyorum insanlar sonra bunu söylemekten bile utanıyor ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmeye çalışıyor.
Neredeyse ayrılık acısı bile çok demode ve utanç verici bir şey haline geldi ya bu sokaklarda.
Derken kitleler şimdi bu şekilde devam ediyor.
Ama eminim ben yüzeysel buluyorum.
Özel fikrimi soracak olursanız çok tartışmasız.
Yani dönel sohbetleri bile neredeyse röportaj yapılır gibi.
Kriterler, çek atmalar, sende ne varlar sanki bir kitap okuyor ve işte karşıdakinden şu var mı, bu var mı, böyle bir durum var mı gibi.
Böyle yüzeysel tanımlamalar devam ediyor.
Olsun. Her kişiye ihtiyacı var.
Belki işte bunlar yaşandığı için anlamlı, derin sevdalar tekrar hayatımıza dahil olacak.
Biz böyle konuştuğumuz zaman biraz boomer gibi oluyoruz değil mi?
Eski şiirsel sevdalar falan dediğimiz zaman.
Edebiyat da böyle bir şey.
Keşke yani bence yenilesin de edebiyat okusa.
Ama yani bu bahsettiğiniz boomerlık derinleşmek yani aslında ilişkide derinleşebiliyorsan anlamlı bir yere varabiliyorsun ya.
Ne kadar yüzeyselde kalırsa insanlar zaten ondan ona ondan ona daha anlamsız bir yere gidiyor.
Boşluk, bağımlılık noktasına geliyoruz değil mi?
Muhakkak. Hız şahında ne kadar derinleşebilirsiniz ki?
Yüzeyden gittiğinizde derine nüfuz edemiyorsunuz.
Yani fizik kanunlarından bir tanesi böyle baktığımızda.
Ve ben eski moda araçları da seviyorum.
Klasikler. bence çok vazgeçilmez tabii ki modern çağın unsurlarını da reddetmeden kendimizi sürekli güncellemeden duramayız ki olmaz ki o update etme modası
var ya şimdi ben bir yandan da bunu her anlamda her konuda ilişkiler başka konular her anlamda bunun yapılması gerektiği gibi çağda takip etmemiz gerektiğini de düşünüyorum ilişkiler konusunda da eskinin
o sen olmazsan olmaz hayatın biter noktasından çıktı ya bir yandan Ki o da bir bağımlılık.
Bu bence çok önemli tabii o da bir ilişki bağımlılığıydı.
Yani insan sistemi bir yandan da özgürleşti ve daha kendine güvenmeye de başladı ya olman çok önemli.
Seninle çok anlamlı bir yolculuğa çıkarım, çıkmak isterim ve çok severim.
Ama bana zarar verdiğin noktada, beni geliştiremediğin noktada da yoluma da devam etmek istiyorum.
Bu eskiden neredeyse çok kullanılmıyordu.
Ama şimdi bu modern çağın kattığı en önemli unsurlardan birisi de bu.
Gitmeyi öğretti bizlere.
Evet, evet. İşte gitmeyi öğrenmek de o bağımlılıkların sonunu getiren şeylerden birisi belki de.
Bağımlılıklardan da gitmeyi öğrenmeliyiz.
İyileşme de öyle mümkün ya.
Bırakabilmeliyiz. Tamamen bırakmadığımız durumlar var.
Sosyal medya. Tamamen bırakacak mıyız?
Elbette hayır. O da bizi güncelleyen durumlardan biri.
Ve bence kesinlikle çok eğlenceli.
Ayrıca çok eğitici ve öğretici buluyorum.
Neyi takip ettiğinize göre değişiyor hakikaten.
Ve çok oyalayıcı buluyorum.
Yani sonuçta can sıkıntısı da günümüzün en önemli meselelerinden biri olduğunu düşünüyorum.
Bazen de çok oyalayıcı.
Hafifliğe de insan çok ihtiyaç var.
duyuyor. Her zaman da çok entelektüel, çok dolu işler yapamıyoruz.
Öyle sohbetler de Ceviremiyoruz ya.
Bazen de hafiflik ihtiyacı lazım ki sosyal medyada buna yarıyor.
Onu her zaman işte hayatımızdan çıkarmak gibi bir şey olduğunu, olması gerektiğini düşünmüyorum.
Yemeği nasıl hayatımızdan çıkarabiliriz ki?
Ölürüz. Dozunu ayarlamak zorundayız.
Yani bağımlılık dediğimiz bir yandan da doz meselesi.
Tabii ki bunu alkol madde için kullanamayız.
Yani orada hayatımızdan çıkarmak farklı bir noktada.
Ama alışverişi nasıl hayatımızdan çıkarabiliriz ki?
Bunlar hayatımızda hep olacak. Kontrol yeniden bir şey.
Bize geçecek. Temel unsur bu.
Kontrolü kaybediyor ya.
Yeniden bize geçecek ki.
Bu nesnelerin de hediyesi çıksın içinden.
Haz gibi bir hediyesi vardır ya.
Kontrol bize döndüğünde.
Hazda yeniden dönecek.
Evet, evet. Çok teşekkür ederim.
Şimdi Ariadne'nin ipinin son sorusuna geliyoruz.
Ariadne mitindeki gibi kendinizi labirentte hissettiğiniz deneyim neydi?
Ve oradan nasıl bir ipucuyla, nasıl bir yöntemle çıktığınızı hatırlıyorsunuz?
Bir küçük örnek verebilirseniz çok sevinirim.
Vereyim tabii ben... Oturumuz başlamadan önce de çok özel hayattan bahsetmek istemiyorum dedim ama o kadar naif ve güzel bir program yapıyorsunuz ki sizi katiyen kırmak istemiyorum.
Yine özel hayat değil ama benim için çok özel, önemli kavramlardan birinden bahsetmek isterim.
Sevgi ve aşk dövmelerimi sormuştunuz ya sırtımda hangi dövme olduğunu anlatmıştım bileklerimdekinin dışında.
Eros ve Pisişe var çünkü benim için aşk, sevda her zaman çok önemli unsurlardan birisi oluyor.
Bazen çok merkeze kaydı.
Özellikle 20'li yıllarımda hayatımın en önemli unsurlardan birisi olduğunu düşünürdüm.
Hala sevgi öyle çok tartışmasız, sevgi bağı.
Ve şöyle derdim, insan aşık olmadan nasıl yaşar ki?
Ne anlamı var ki? Hayatın ne önemi var ki?
Yani bir gün hiç aşık olmayacağım bir hayat koysalardı önüme, bundan sonrası için yaşamamayı tercih ederdim.
Bu kadar keskin geçişlerim vardı.
Bu da beni ilişkilerin, ilişkileri hayatımda çok fazla merkeze koydu.
Herkese koymama, bazen zarar gördüğüm halde o ilişkide kalmama neden oluyordu.
20'ler belki de böyle başladı.
20'ler tabii çok uzak bir dönem benim için şu anda.
Kendimi bu anlamda çok eğittim, çok geliştirdim.
Ben gitmeyi öğrendim. Benim bu labirentlerdeki en önemli yolculuğum ayrılmayı öğrendim, gitmeyi öğrendim.
İhanet karşısında çok net durmayı öğrendim.
Ben bunu sadece bir erkek arkadaş, bir sevgili içinde kullanmıyorum.
Arkadaşlıklarım. sosyal arkadaşlıklarım için de, dostluklarım için de kullanıyorum.
Yani bir noktadan sonra gidebilmenin kendime hediye olduğunu ayırt edebildiğim noktalarda işte gitmeyi öğrenmek benim için en büyük.
eğitimlerden, öğretimlerden birisiydi kendim için.
Hep kendime bunun için teşekkür ediyorum.
Yani acıyı derleyip toplayıp kenara koymayı, acının içinde yok olmamayı ama onunla da var olabilmeyi öğrendim.
Çok kıymetliydi bunlar benim için bu yolculuklar.
Kesinlikle, kesinlikle.
Anlattığınız şey çok değerli.
Hem de sonrasında o başardığınız şey konusunda kendinizi takdir edebilmeniz, değerini kendinize verebilmeniz.
Başardın diyebilmeniz bunlar da çok önemli.
Oradan gidebilmiş olmak da şimdi bütün sohbetimizi düşündüğümüzde aslında bağımlılıktan da gidebilmek.
İşte bize iyi gelmeyen arkadaşlıklardan, ilişkilerden de gidebilmek.
Bunların hepsi çok değerli kavramlar.
Çok teşekkür ederim küçük de olsa bu hikayenizi paylaştığınız için.
Acı çekmekten korkmamak.
Ben acı çekme kısmında artık hiç zorlanmadığımı görüyorum.
Çünkü korkmuyorum. Acı burada, içimde ve bir koltukta oturmaya devam edebiliyorum.
Her zaman eyleme de koşmuyorum.
Bir eylemle de onu nötrlemeye çalışmıyorum.
Orada acı. Onunla konuşuyorum.
Duygularımla konuşmaya bayılırım.
Kaygım bana ne söylüyor? Hadi gel konuşalım.
Kendime de böyle çok bir yandan destek veren bir tarafım vardır.
Gel kızım konuşalım bugün. Ne oldu sana?
Bazen kendimi küçücük bir çocuk yerine koyuyorum.
Bazen tam bir erişkin olmak zorunda hissediyorum.
Hadi gel konuşalım. Bu acı sana ne söylüyor?
İhanete mi uğradın? mi edildin?
Sana yalan mı söyleyendi?
Çünkü bunlar hayatımızın o kadar çok unsurları ki.
Yaşadık ve yaşayacağız o.
Bayıldığımız aşkların içinden bunlar da çıkıyor.
Ben hala aşka bayılıyorum ve hala yani şu anda bir sevgilim yok ama bir sevgilim olacağı zamanı hala iple çekiyorum.
Ne mutlu bana ama biliyorum ki içinden müthiş acılar da çıkacak.
Yani belki umarım çıkmaz ama belki bir ihanet de çıkacak.
Derken bunların hepsinin içinde bence hayal kırıklıkları, utanç, suçluluk duygusu, kaygılar, korku.
okular. Hep birlikte yürüyeceğiz işte.
İçinden çünkü neşe ve haz da çıkacak.
Harika bir derinleşme fırsatı çıkacak.
O hediyeye bayılıyorum. Dolayısıyla bütün duyguları sarılıp sarılıp yaşıyorum işte.
Çok güzel. Çok teşekkür ederim konuk olduğunuz için.
Daha sonra görüşmek üzere.
Ben teşekkür ederim. Harika bir sohbetti.
Görüşmek üzere yeniden. Teşekkürler.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Spotify ve Apple Podcast da bizi takip edebilir.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
