
Ariadne’nin İpi’ne hafta Bu Mu Yani? podcast ekibinden Oğulcan Aydoğmuş (@ogulcanaydogmus) konuk oluyor. Oğulcan’la son yıllarda fazla abartılmış (overrated) ve hak ettiği ilgiyi görmeyen (underrated) gördüğümüz konular üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Transkript
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum Bumi Yani Podcast'tan tanıdığımız Oğulcan Aydoğmuş.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Merhabalar. Nasılsın? Güzel.
Bu samimi ortamda. Evime konuk olanlardan oldun sen de.
Evet ya. Yeniden önce de söyledim ya.
Benim de hep hayalim. Bu arada evin de çok güzel, çok ferah.
Teşekkür ederim. Benim de böyle bir odam olsa çok istiyorum.
Umarım bir gün senin de öyle bir podcast alanın olur.
Buradan çıkarsan haber ver. Gördüğüm hayali istiyormuşum değil mi?
Buradan çıkarsan haber verirsin.
Paketleyip sana teslim ederim.
Şimdi Bumiyani Podcast'i Zuhat'la beraber 6 yılda çok güzel büyüttünüz.
Sorduğunuz sorular, seçtiğiniz konular benim her zaman ilgimi çekti.
Zaten ben de uzun yıllardır podcast dinleyen birisiydim bu işe başlamadan önce.
Bir ara Teoman'ın müziği bırakması gibi siz de podcast'ı bırakmışsınız.
Tabii adettendir. Kaç ekmeğe çalıştık.
Sonra geri döndünüz.
İyi ki de döndünüz. Şimdi neler yapıyorsun sen Bumiyani dışında?
Dediğim gibi Bumiyani'ye döndük.
Onun dışında Haber Maber diye bir şey yapıyorum.
O da biraz böyle kendi serüvenim gibi oldu.
İnsan böyle büyüdükçe giderek kendine benzer ya.
Ben de her zaman siyasetle çok ilgiliydim.
Şey şarkısı gibi oldu.
Büyük F. Büyük F ablaka da.
Ona sözü galiba zaten. Ya da bir şiirden aldılar herhalde.
Ben de hep çocukluğumdan beri bizim aile herhalde şeyi.
Hep siyasetle çok iş dışlıydım.
Yakın arkadaşlarım da hep böyle siyasetten falandır.
Böyle daha profesyonel yerden.
Bir sene önce işte dedim ki ben bu haberleri bir dakikada özetleyeyim.
Bütün gündemi. Çünkü çok haber var.
Kimse dinlemiyor. Ben bunu bir dakikada hap gibi sunarsam çok güzel olur.
Güzel de oldu ama haftada 5 gün bunu yapmak çok yorucuymuş.
Her gün işte metin yaz, tüm haberleri takip et, video çek, kurgula.
Böyle sürekli aynı kabusa uyandığım bir film gibiydi.
Hani sabah kalkıyorum yine haber.
Bir de biliyorsun Türkiye çok yorucu.
Norveç'te değiliz sonuçta. Abi evet Norveç'te olsan da bu iş yapılmazdı.
Evet. Kendini bitiren bir proje oldu.
Sonra işte onu canlı yayınlara çevirdim.
Haftada 5 gün canlı yayın yaptım.
Canlı yayınla çok meraklıydım ben. Hep deniyorum zaten böyle yeni bir şey çıktığı zaman.
Sonra 5 gün canlı yayın yaptım.
Sonra... Yakın bir zaman önce, 2-3 hafta önce herhalde.
Abi Türkiye çok yorucu. Yani bir de tabii ki gazeteci falan ne demek tabii ki haşa.
Ama içerik öğreticisi ve haberci gibi konumladığım için kendimi her haberinde içeriğini öğrenmek zorundayım.
Çünkü bir bilgi veriyorum yani. Yüz binlerce insan değil ama atıyorum.
10 bin, 20 bin insan da haberi benden alıyor.
Abi işte bir ölüm kalım, Türkiye'deki ne kadar dertler.
Ve ilgili dibine giriyorsun.
Okuyorsun, okuyorsun. Cidden psikolojin bozuldu.
Bozulur. Ne kadar zor bir şey. Mesela Nevşin Mengülerin ya da profesyonel gazetecilerin ne kadar zor bir hayatları var.
Düşünsene yani. Bütün gün kötü bir şey.
üzerine derinlemesine araştırma yapıyorsun.
Onların yakınlarıyla konuşuyorsun.
Ve günün sonunda kendi hayatında yaşayıp gülebilmen gerekiyor.
Evet. İnanılmaz doğru. Mesela beni çok etkiledi.
Şimdi haftada iki gün. Pazartesi, perşembe günleri canlı yayın yapıyorum.
Ama dünyadan haberler. Mesela dün kediler niye mamasını yarım bırakır?
Gibi. Gibi. Tatlı.
Bunlara döndüm biraz. Şey gibi.
Afterlife'da vardı ya habere gidiyorlardı böyle.
İyi yaşlı kadın. Hocam bak tam olarak oyum şu an.
Hani ciddi bir şey mi var? Yok abi.
Bana yaşlı bir kadın bir şey mi biriktirmiş?
Vazo mu? Beni gönder. Gideyim boş yapayım.
Ona döndüm. Bir 15 gün sonra da benim artık en çok istediğim, yıllarda istediğim bir şey vardı bir proje.
Ona başlıyorum. Hadi hayırlı olsun.
Hayırlısı olsun valla. İçerik adam devam ediyor yani.
Haftada 10 içerikle.
Evet. Yani bu küçükken falan sevdiğim bir şey miydi?
Mesela ilkokuldayken ben şeyi hatırlıyorum.
İletişim ve haberleşme kolu diye bir şey vardı.
Ben oradaydım. Çıkıp bir şeyler okurdum mikrofona.
İşte yazılar yazardım o önemli zamanlarda falan.
Demek ki diyorum ilgim varmış yani.
Hep böyle iletişimle alakalı bir yerde kaldım.
Senin var mıydı öyle küçüklükte?
Böyle 23 Nisan'da şiir okuyan çocuk olmak falan gibi.
Vardı. Hep sahnedeydim şey olarak hani.
Küçükken de hep tiyatro, miyatro falan klasik oralardaydım.
Bir Harman Dalı falan hani.
Bir şey sahneye ne çıkılıyorsa ben çıkardım.
Sonra basketbol takımındaydım zaten çok uzun yıllar.
Yani... insanlar spotlight neredeyse hep orada oldum.
Demek ki hem kendimi rahat hissetmemi sağladı bence hep bunu yapmak.
Bir de hani illaki psikolojiye bağlıcaksan da bunlar bu tarz şeyler genelde ünlülerin en büyük şeyi ebeveynleri tarafından görünmeyen çocuklar oluyorlar ya.
O yüzden de hep herkesin olduğu yerde olmak istiyorlar.
Muhtemelen öyle bir yani anneniz babası çalışan biri olarak muhtemelen görünmememi bir şekilde ağlamak yerine insanları güldürerek ya da bir şeyi performe ederek yapmaya alışmışım.
Muhtemelen böyle bir işgüdüsü vardır.
Çünkü hani buradayken de rahat hissediyorum.
İşte bin kişiye sahneye çıktığımızda da Çok rahat oluyorum.
Hep onu performe etmişim hayatımda.
Muhtemelen çocukluktan gelen bir eksikliği gideriyorsundur ama hep böyleydi.
Genelde de böyledir herhalde. Evet ya birazcık bana da öyle geliyor yani.
Sadece ailenin göz önünde olmak değil, hani onlar beni görsün performe edeyim gibi değil.
İçinden gelen de bir şey insanın.
Yani o iletişim kanalında kalmak, insanlara bir şey anlatmayı, kendine görev edinmek.
Onlar biraz içten gelen şeyler gibi geliyor.
Siz de bu işi gayet güzel yapıyorsunuz efendim.
Çok şükür valla. Mesleğimiz oldu be.
Evet güzel. Hayat bizi...
Bir şeyler üretmeye yetti.
Evet ya valla. Bakalım ne olacak sonumuz.
Merak ediyorum. Ben de.
Şimdi Haber Mobir'i izlerken, hazırlarken sen gündemle baya iç içe oluyorsun tabii.
Ve birazcık seninle konu belirlerken overrated ve underrated konulara girelim istedim.
Bu aralar ne çok abartılıyor, olduğundan daha şişiriliyor ve gündemde tutuluyor.
Neler daha az gündemde ve daha çok gündemde olmalı gibi bir yerden.
Biraz oyunlu gidecek sohbetimiz.
Ben sana bir kelime söyleyeceğim.
Sen bu overrated mi, underrated mi?
Biraz onun üstünden karşılıklı sohbet edeceğiz.
Şimdi sizin bu mu yani'nin...
Overrated falan. Bu yani'nin en çok konuştuğu konu terapiye gitmek.
Evet. Terapiye gitmek sence overrated mi, abartılan bir şey mi yoksa çok altta kalmış ve görülmeyen bir konu mu?
Bilmiyorum ben... Bilmiyorum. Bence ikisi de ya.
Yani şöyle bence çok uzun yıllar kesinlikle underrated'dı.
Yani terapiye gitmek böyle deli doktoru falan gibi bakılıyordu.
Sonra yavaş yavaş işte duygular hakkında konuşmak bile çok saçma bir şeydi ya.
Yani kadınlara atfedilen bir şeydi.
Biz Zuhat'la ilk başladığımızda iki gay konuşuyor diyorlardı.
Tek dediğimiz şey kırılganız diyorduk.
Gay gay konuşmayın falan diyorlardı.
Biz kendi gözümüze göre 5-6 yılda artık rakı sofralarında erkek erkeğe duygulardan falan bahsedilir oldu.
Gerçekten 5 sene önce yoktu.
Yakın arkadaşlar arasında bile. Kafa açmak falan gibi gözükürdü.
O yolculukta böyle underrated'dan bence Çıktı, hak ettiği yeri buldu.
Ama bence her şeyde olduğu gibi şimdi de çok overrate ediliyor.
Yani terapinin bir yolculuk ve adı üstünde terapi ya bir iyileşme süreci.
Öyle gibi değil de ben terapiye gidiyorum ve her şey güzel olacak.
Ya da ben terapiye gidiyorum biraz yani şöyle yapan da çok var.
Senin çevrende vardır ben görüyorum.
Terapiye gidip hep terapi hakkında konuşanlar başladı.
E tabii ki bir yerde bu kadar ilgi varsa bunu sömüren insanlar da çıkıyor işte.
Eğer geceleri uyuyamıyorsa ya da için sıkılıyorsa yapacağın beş şey.
Sevginin bunu yapıyorsa üç şey.
E bu sefer çok popüler kültür malzemesi oldu.
Artık overrated bir yere gitti.
Yani böyle terapi hakkında konuşulması lazım ve terapi her şeyi çözer.
Ve çok... Basittir falan gibi.
Bence böyle bir yolculuğu var ama yavaş yavaş dengesini bulacak bence.
Ben de aynı şekilde düşünüyorum ya.
Yani pandemiden önce gerçekten çok fazla insanın deneyimlemediği, çok da gitmeyi düşünmediği, dediğin gibi deli doktor gibi düşündüğü bir şeyken pandemiden sonra özellikle sanki daha overrated hale geldi.
Bu sosyal medya içerikleriyle de çok alakalı.
Galiba şey, bunu ikiye bölebiliriz.
Ne zaman overrated oldu, ne zaman underrated oldu.
Evet. Bunun en çok ekmeğini yiyenlerden biri de bizizdir tabii ki şey olarak.
Kimse konuşmuyorken konuşmuyor. Konuştuğumuz için böyle şeyler konuşulabiliyormuş şu.
Herhalde Türkiye'deki ilk konuşanlardan biri olduk erkek olarak en azından.
Hatta ilk biri olabiliriz yani.
Bence de. Sonra çok popülerleştiz.
Biz tam o sırada zaten bu işten soyup konuşmamaya başladık.
Mesela bizim terapi iyi gelmediğinde diye bölümümüz var hani.
Terapinin aslında iyi gelmeyi de bilir ya.
Yüzleşmek istemeyebilirsin. Hayatın öyle bir döneminde değilsindir.
Seni olduğundan çok daha kötü bir halde bırakabilir terapi.
Meditasyon gibi mesela. Meditasyon bazen bana hiç iyi gelmiyor.
O kadar içeri dönmek, bedenimde kalmak, o kadar uzun süre zihnimden uzaklaşmak mı diyeyim?
Anda kalmak. Onun iyi gelmediği o kadar çok zaman var ki bana.
Ama hep önerilen şey işte meditasyon ya.
Yap geçer falan. Aynen. bir seviyede tut falan.
Öyle değil yani. Herkese iyi gelmeyebilir.
Terapi de öyle. O yüzden yani insan ihtiyacını bence giderek de anlayabilir.
Olup olmadığını, terapiye ihtiyacı olup olmadığını.
İşte sen de beş yıl sürmüş mesela.
Benim de ortalama öyle.
Biteceğini de anlıyorsun. Hiç bitmeyen bir süreç de değil bu sonuçta.
Hani sanki bitmeyecek gibi geliyor insanlar.
Oho gideceğim de.
Bitmese de bitmez bu arada.
Ha bitmese de bitmez. Ben mesela bir beş yıl daha giderdim.
Biraz sıkıldım gibi oldum. Yani kendimden sıkıldım.
Artık düşün düşün. Onu oraya bağla.
Ya bir daha bir Böyle haftada 3 falan daha böyle divana falan yatan arkadaşlarım da var.
O daha fena. Ya kendi kafanın içinden çıkamıyorsun ki.
Evet. Tamam muhakkak faydası vardır bir prosestir tabii ki ama sürekli kendi kafanın içindesin ve sürekli bir şeyleri anlamlandırıyorsun.
O bana böyle dedi, böyle dedi. O kız böyle, işim böyle, patronum böyle.
Ben birazcık o halden yoruldum.
Dedim ki ya ne olacaksa olsun abi.
Yani yine daha da kötüleşirsem yine başlarım terapiye.
Ama biraz kendi kafamın içinden çıkıp bir dünyaya döneyim, hata yapayım, umursamayayım, fark etmeyeyim falan istedim.
5 yıl birazcık yordu. Bir de iç sesin gelişmiştir artık büyük bir ihtimal.
Yani o terapistinle beraber işte kendini yargılamamak, şefkatle bakmak, işte olaylara daha farklı bir pencereden bakmak.
Bunlar gelişti değil mi terapiyle?
Çok gelişti. Ben de mesela zaten terapi biraz böyle insanın işte alter ego, ego, süper ego gibi düşün.
Bence insanın eksik tarafının bir sesi oluyor ya terapistin sesi.
Atıyorum çok kontrolcüysen süper egom varsa o birazcık senin alter egonun sesi oluyor.
Birazcık boşvermeyi öğretiyor. Ben de çok boşvermiş bir insandım.
Terapi birazcık benim süper egom oldu.
Güzel. Yani yaptığın eylemlerin bir sonucu olduğu gibi birçok şeyi fark ettirdin.
O iç ses kaldı. Tabii ki ama dikkatli olmak lazım.
Bu iç ses de bir ebeveyn gibi olup seni sürekli yargılayan bir şey de olabiliyor ya.
O dengeyi de korumak lazım. Koruyamazsak gideriz ne yapalım.
Hayat böyle zaten yani bir şey bozuluyor düzeltiyorsun.
Yine gidersin terapiste ama ben şeyi çok fazla kendimde görmeye başladım ya.
Son bir senedir özellikle arkadaşlarımla ilişkilerde.
Çocukça davranırken bir anda birkaç adım geri geliyorum.
Birkaç saat sonra yetişkin tonumdan hani bir dakika şimdi burada bir iletişim karmaşası oldu.
Ben şunu demek istedim. Sen de böyle bir şey söylemek istedim farkındayım.
Ondan sonra gel bunu toparlayalım diyebilmeye başladım ki olgunluk da bu galiba.
Bence de bu. Ne kadar basit gibi ama yapmasına kadar zaman alıyor değil mi?
Çok zaman alıyor ya işte bunu çocukken öğreneydik.
Öğrenebilen vardır. Çok az sayıda insan öğrenmiştir çocukken.
Yani evet azdır ama.
Azdır çok azdır. Şimdi diğer başlığa geliyorum.
Benim son zamanlarda overrated gördüğüm bir şey.
Kedi sahiplenmek ya da kedilerin varlığı.
Instagram'ı böyle istila etti ya kediler.
Evet. Yani her yerden kediyle ilgili bir içerik görebilirsin.
Ben bu arada kediyi çok seven, kediyle kendini özdeşleştiren, 5 yaşından beri kediyle büyümüş falan bir insan olarak.
Kedi kedidir yani normal normal takılır.
Ondan sonra çok da abartılacak bir şey yoktur.
Niye insanlar bu kadar hype'ladı kediyi onu anlamaya çalışıyorum aslında.
O yüzden de bana biraz overrated geliyor bunu bu kadar göstermek.
Bence. Ben de yeni kedi annesi olarak.
Kedi babası. Kedi annesi oldum ben direkt yani.
Annesi mi diyorsun? Annesi oldum.
Tek olunca evde hem anası hem babası oldum.
Güzel. Otorite diyeyim ama aynı zamanda abidük gübüdük bir yere işeyince de şey yapıyorum.
Kıyamıyorum falan. Hem ana hem baba oldum.
Bilmiyorum ya. Şöyle evet katılıyorum.
Mesela şey overrated'lı var. Bunu böyle evet böyle sürekli Kedilerinizi paylaşan, sürekli sana kedilerini gösteren sosyal medyada veya otururken de falan.
Bak ne kadar tatlı, bak ne kadar tatlı.
Aynı kedi lan işte. Geçen hafta gösterdiğin ki aynı tamam.
İnsan sen çocuğun vardı ayağın arasında.
Çocuğun hep güzel geliyor ya.
Bence öyle bir yeri dolduruyor ama şey seviyesi bence biraz tabii ki manyaklık.
Kendi çocuğunun olmasıyla kedi bambaşka şeyler ya.
Ama bu kediyi ben doğurdum.
Anneleri var. Var. Benim çevremde de var.
O bence over it'li kayan kısmı o.
Hani okey sahiplendin tabii ki bir canlı.
Onu çok seviyor olabilirsin.
Ama hani ben doğurdum onu diyecek şakasına diyecek kadar.
Sevemek zaten sürekli onu göstermek benden çıkan bir şey gibi.
Ya bilmiyorum böyle bununla ilgili stand up'tan mı bir şey değil mi?
Şimdi kendini göstermek bir ihtiyaç ya.
Zaten öyle olmasa Snapchat, Vine, Storylight bu kadar patlamazdı.
Kendini göstermek istiyorsun.
Bir şekilde dünyaya. Herhalde kendini onun aracılığıyla mı gösteriyorsun?
Ya da onu gösterdiğin zaman ben ne kadar iyi biriyim, şefkatli biriyim mi demek istiyorsun?
Alt metninde ne var diyorsun sen?
Alt metninde ne olduğunu merak ediyorum. Mesela sürekli çocuklarını paylaşan insanlar vardır ya.
Bence aynı alt metninden geliyor.
Bir insan niye sürekli çocuğunu paylaşır durmadan?
WhatsApp profil fotoğrafında çocuğunun...
resmini koyanları asla anlamıyorum.
Var mı onlar? Benim çok çocuklu arkadaşım yok bizim nesil.
Çok var yani. Diyorum ki sen neredesin ya?
Sen çocuğuna mı dönüştün?
Niye profil fotoğrafını?
Çocuğuna mı dönüştün? Evet ya da işte kedilerle ilgili de benzer şekilde.
Çok sevmek başka bir şey ama onu kimliğinin bir parçası haline getirip abartmak başka bir şey.
Bence biraz overrated ve overshare bir şey olduğunu düşünüyorum.
Kesinlikle overshare ama şöyle bir yerden de underrated olmalı.
farkına vardım. Ben hiç hayatımda kedi beslememiştim ve sevmezdim.
Şey sevmezdim hani. Birinin evinde kedi olunca böyle dokunmazdım bile.
Ama işte biz klasik böyle yani Andolu insanı olarak da evde artan şeyler her zaman dışarıda sokakta kedilere verilir falan.
Ama hiç dokunmuşluğum yoktu. Sonra kız arkadaşım çok seviyor kedileri.
Ben de bütün gün evde yalnızdım.
İçerik ürettiğim için böyle deli gibi bir şeyim evde.
Ya dedi bir tane kedi alınmak evde sana bir canlı olur.
Onu dedim çok mantıklı. Ev arkadaşlığı gibi bir şey sonuçta.
Bir canlı var. Ben ona bakarım.
O beni eğlendirir falan. Şu an inanılmaz yani bence kedi özelinde insanı kendine bağımlı eden bir evrim süreci de var.
Bence muhakkak var. Mesela bununla ilgili şey falan mesela kediler yani aslangiller soyundan gelip avlanmak yerine miyavlamayı öğrenen tek tür.
Yani ben bu sesi çıkardığımda hatta şey falan gibi araştırmalarda var ya yani kedinin o miyavı çocuğun yani bir annenin çocuğundaki frekansına çok benzermiş.
Evet o tizlik. O tizlik.
Bebeler de böyle evrimleşmiş demişler ki biz niye koşuyoruz?
Ben bu sesi çıkarınca bu insan bana yemek veriyor.
Şanslıysa da hani beni öldürmüyor, dövmüyor, bir şey olmuyor.
E tamam diyor ben o zaman niye koşayım bir dağlarda bahçelerde zevk için koşarım.
Bence böyle bir şey de var. Yani çünkü bu kadar çok insanın bu kadar çok kedi sevmesi ki benim gibi...
Ben kedi sevmem diyen bir insanın bile gözünün içine bakacak hale gelmesi böyle bir duygusal boşluk açıklanamaz bence.
Bunun muhakkak evrimsel bir tarafı var.
Şey bile düşündüm ya dedim kedi virüsü diye bir şey mi var acaba?
İnsanların beynine kadar gidiyor ve mağmurluk yarasıyor.
Bizim içimizdeki bir boşluğu gerçekten çok...
Bir şekilde evrimsel istemeden doldurmuşlar bence.
Ki gelip cuk diye oturuyor ve gitmiyor mesela.
Kediyi bırakma ihtimalim yok mesela benim.
Daha iki aydır beraberiz. O bağ kuruldu zaten.
Bu arada İstanbul'da ya da Türkiye'de benim gördüğüm kediyken New York'ta da New Yorker'da okudum.
Köpeği... çok fazla abartmışlar.
Sürekli işte köpeğiyle gezen çiftler, işte gay couple'lar, straight couple'lar neyse.
Parkta sosyalleşme alanları, işte köpek parkları İstanbul'da da başladı gerçi ama ama yine de Köpek sayısında ciddi bir, köpek sahiplenme sayısında ciddi bir artış varmış.
Bu biraz da galiba insanların yalnızlaşmasıyla da alakalı değil mi?
Bence öyle. Mesela ben kediyi yalnızım diye aldım.
Mesela en basitinden. Ben kedi, kedidir.
Severim kediyi diye aldım yani işte.
Evet, sen daha cidden söylüyormuşsun.
Evet, evet. Ben yalnızlıktan. Köpek biraz daha sıcakkanlı bir hayvan ya kediye göre.
Kedi her zaman sevemiyorsun yani.
Yani evet. Kedi istediği zaman geliyor, bağışlıyor sana kendini ve dokunur.
Sen dokunuyorsun. Bir de çok cool hayvanlar hani.
Onlar falan çok güzel. Hem cool hem çok...
sevimli. Büyük gözler, küçük bir surat falan filan.
Estetik olarak da güzel bir hayvan.
Bazı kedilerin suratları çok çirkin oluyor ya.
Evet var onlar. Çok üzülüyorum.
Benimki de suratı tamamen şans eseri.
Ben sokaktan aldım. Böyle klasik.
Çok tatlı. Bakınca güzel geliyor yani.
Çünkü insan zaten estetik olan şeyi seviyorsun ya.
Yine evrimsel olarak. Bazı kediler görüyorum Twitter'da falan böyle Ön dişleri yok falan gibi galip yazı bir şey olmuş falan.
Acaba diyorum kedim böyle gözüksene de bu kadar sevebilir miydim?
Seversin ya. Yani estetiği o karşı bir ekstra güzellik mi?
O kedi de bana gelip kendini bu kadar sevdirir mi?
Bence sevdirirdi ya. Bir yönünü bulurdun sevecek bence.
O bağ kurulduktan sonra seviliyor yani.
Onda bir yan yatışını çok severdin.
Bir yağlamasını severdin bence de.
O mesele bağ kurmaya gidiyor gene.
Bence de. Peki soruyorum.
Düzgün Türkçe kullanımı.
Sence underrated mi overrated mi?
Bilmiyorum. Bence tam olması gerektiği yerde ya.
Bence çok underrated ya.
Underrated mi? Yani bak şu anda underrated diyerek Türkçe kullanmıyoruz ama bence Türkçeyi çok iyi kullanmamak sanki bir meziyet gibi falan oldu diye düşünüyorum.
Çok enteresan kullanım biçimleri, konuşma tarzları, artikülasyonda da yani böyle kelimeleri yaymak, abartılı söylemek, vurguları değiştirmek gibi şeyler çok gözlemliyorum.
Sosyal medyada da görüyorum.
Bence Türkçeyi daha iyi kullanabiliriz gibi geliyor.
Ne için? Özellikle yayınlarda, sosyal medya içeriklerinde, YouTube içeriklerinde.
Çünkü bunları tüketiyoruz ya biz de bir yandan.
Daha entelektüel içerikler olduğu için.
Onları izlerken takip ettiğimiz şeylerde daha temiz bir Türkçe ile bir kitap okuma şeyine geçebiliriz yani.
Mental durumuna geçebiliriz.
İyi bir Türkçe varsa orada.
Bir şey düşündüm. İnsan büyüdükçe Türkçesi düzeliyor mu sence?
Bence bozuluyor. Bozuluyor mu?
Daha çok bozulamaz. Mesela şimdi bu işler hep medyayla yayılıyor ya.
Mesela şimdiki mesela. Medyanın çok büyük bir kısmında tiktokerlar ve yeni nesil youtuberlar kendi jargonları var.
Ve sen ben gibi konuşan bir insan onlara sıkıcı geliyor.
Şimdi ben ne yaparsam yapayım ya dünyanın sırrını da veriyor olsam abi işte slang ya da öf bir şey demedikçe kendimi dinletemiyorum.
O zaman fikirlerim de onlar için çok bir değeri olmamış oluyor.
Yani o yüzden bence iletişimin zaten şeylerinden biri kendini...
Orhan Şener Deli Ormanlı var biliyor musun?
Nevşin Mengül yayınlar yapıyor.
Mesela kendisi çok iyi bir yetişimci zaten hoca.
Halk TV falan da çıkmaya başladı.
Mesela o adamın şeyini çok seviyorum.
Çok düzgün bir Türkçe ama yeni nesil de yakalayan bazen işte İngilizce kerimler işte.
Çocukların kullandığı her neyse popüler.
Onları da yakalayıp bir hikayeyi öyle anlatıyor.
Ve onun kesitleri ve amaç dert anlatmak ya kendi...
şeyin derdini anlatmak. Mesela öyle anlattığı zaman onun hitap ettiği kitle onu dinleyebiliyor.
Yoksa 45-50 yaşında adamlar dinliyor.
O da o konuya ilgilenmiyor. Yani düzgün Türkçe kullanmak bence totalde önemli ama yöntem amacının önüne geçmemesi gerekiyor gibi geliyor bana.
Yani kime ne anlatmaya çalışıyorsun?
Hani benim dediğimi dinleyeceksin ama benim anlattığım şekilde dinleyeceksin deyince bu sefer bence çocuğuyla bağ kuramayan, iletişim kuramayan bir baba gibi oluyorsun.
He deyip geçiyor sana. Onun diline inip anlattığın zaman iletişim için Medya için değerli oluyor.
O yüzden over under'ını bilemedim ya.
Bu söylediğin şey şimdi jargon kullanırsın.
Atıyorum ben 5 yaşındaki kızlarıma konuşurken onların diline seviyesine iniyorum.
15 yaşındaki bir ergeni anlatırken başka bir jargonla anlatmam gerekli.
Ama işte atıyorum.
Ortalama vardır ya bir, 25 üzeri insanlara bir şeyi anlatırken artık o belli kitapları okumuştur, belli bir cümle uzunluğunu kafasında tutabiliyordur, belli felsefi kavramlarla açıklayabilirsin.
Hani o seviyeden sonrasından bahsediyorum.
Yoksa hitap ettiğin kitle kesinlikle önemli dili nasıl kullandığına ilgili.
Sanki böyle çok önem verilmiyor gibi geliyor Türkçenin doğru kullanımına.
Bence biraz underrated kalıyor gibi.
Öyle mi diyorsun? Ben tam olması gerektiği yerde olduğunu düşünüyorum.
Öyle mi? Bazen de çok overrated geliyor bana.
TRT Türkçesi gibi konuşmaya çalışmak mı?
Bir şey anlatırken böyle D ayrı falan.
D'yi yan yana yazmıştım da çok önemli bir şeyden bahsediyorum.
D ayrı. E tamam abi arkadaki fikir hakkında konuşabiliyor muyuz?
Hayır. D. Ben D'yi bitişke zanlı konuşmam.
O artık şey yani gramer nazisi.
Evet bu arada gerçekten gramer nazisi.
O da mesela insanı şeye itiyor böyle.
Bütün D'leri beraber yazmak istiyorum.
Evet sinir geliyor değil mi? Key'ler, D'ler, D'ler falan.
Evet tabii ki düzgün kullanılırsın muhakkak.
Bu arada ben de etmezdim. Artık ediyorum.
Yani o faşizm bir yerde işe yaramış.
Bir de çok zor değil. Bir boşluk koyuvercen hani.
Öğrendikten sonra eline öyle gidiyor zaten.
Okey. Ama dediğim gibi o faşizm ya da kendini artık üstte görme.
Hani çok iyi fikirlerim var. Benim yok ama D ayrı.
D ayrı. Eee hani fikir tartışıyorduk diye ayrı falan.
O senin sanki okumuşluğunu gösteren bir şeymiş gibi de.
Evet entelektüel bir kavgaya dönüyor.
Evet evet o lüzumsuz bir yerde.
Geçenlerde bu arada şeyde de bir tartışma oldu.
Bir Reels kesiti paylaşmıştık.
Ben örnek veriyorum demek yerine atıyorum demişim.
Ondan sonra çok şey yaptı kızıldı buna.
Neden atıyorum diyorsunuz Türkçeyi doğru kullanın falan diye.
Sonra TDK'dan baktık.
Argo'da atıyorum örnek veriyorum demektir diye şey çıktı anlamı çıktı.
Çok enteresan ya. Çok detay bir şey yani hani.
O yüzden. Yani atıyorum dedim diye atıyorum diye verdiğim örnek tamamen çöp mü abi?
İşte evet. Hiç yok mu?
Ben bunun hakkını belki çok uzun süre düşündüm ve çok güzel bir şey söyleyeceğim sana ve belki hayatın boyunca aklının bir yerinde kalacak.
Evet. Atıyorum dedin diye ondan sonrası direkt şey mi?
Geç. O yüzden çok da emin olamıyorum ben de.
Günlük dil, sohbet dili onlar unutulmamalı.
Atıyorum arkadaş sohbetinde söyleriz çünkü.
Dediğim gibi TRT nizamında bir yayın yapmıyoruz sonuçta.
Öyle yapmadığımız için, sohbet ettiğimiz için de bu yayınlar seviliyor.
Ama bir yandan da sanırım...
Şeyi de ayarlamak lazım.
Dili iyi kullanmayı becermek lazım biraz daha.
Bence de. Ama çok zor. Amerika'nın başındaki adama bak ya.
Adamın kullandığı wordinglere ve tarza bak yani.
Trump zaten başlı başına bir case yani.
Yıllar sonra evet. Hakkında kesin böyle kürsüler falan açılacak ya adamın.
Başkanlığı ve karakteriyle ilgili.
Peki geliyor. Yaz mevsimi sence?
Overminder mı? Overminder mı?
Hep bir yaz gelsin şeyi var ya.
Yaz gelmedi mi daha ya?
Yaz ne zaman gelecek? Ben yine ikisi diyeceğim.
Ben ne kadar ortacıyım ya da hayatta her şeyi mi seviyorum acaba?
Acaba. Yani böyle yaz ve kış zaten böyle değil ya.
Şu an yazı özlemedin mi?
Ben özlemedim ya.
Ben yazı hiç sevmiyorum.
Yazı çok abartıldığını düşünüyorum hatta.
Yaz çok darlayan bir şey değil mi ya sürekli klimanın altında yatmak?
Ya o ama şey de yok mu böyle içinin kıpır kıpır olması ve bir şeyler yapma istiyor.
Yani böyle evden çıkıvermek, bir parka bahçeye gitmek, bir şeye üşenmemek.
Beni çok üşendiriyor yaz.
Üşendiriyor mu? Çok mu bireysel bir şey acaba?
Yani terleyeceğim sıcakta şimdi oradan oraya gitmeyeyim evde durayım daha iyi falan gibi.
Bana da hep şey gibi geliyor mesela. Bilmiyorum ben belki fazla sosyal bir tip olduğum için de olabilir.
Dışa dönükler için yaz şey olabilir.
olabilir. İşte yazıyı yazın bir süresinde de şey diyorum mesela hep her sene aynı şey oluyor.
Ağustos'a Eylül'de de diyorum ki artık kış gelsin.
İşte evet. Tüm telefonlarım bir sussun bir kabuğuma çekileyim.
Açayım mesela tekrardan Breaking Bad birin birini.
Bir çürüyeyim evde falan. Yazın hem benim yani içten yanmaya başlıyor bence benim gibi insanlar.
Dışa dönük insanlar. Hem dışa dönük insanların dışarı yok arkadaşlar olduğu için o telefonlar susmuyor.
Hadi gel bir yere çıkalım. Yok bir konser var.
Hiçbir şey yoksa gel bir parka gidelim falan.
Hiç kendinle kalamıyorsun. Yani yaz ayları kendinde kalmak için çok zor.
Dediğim gibi bu sebeple. Konser bataryayı bir doldurmak gerekiyor ya.
Onu yazın yapamıyorsun sen.
Yapamıyorsun. Festivali konseri arkadaşı hiçbir şey olmasa hava çok güzel.
Hadi bir çıkıvereyim diyorsun. Hava güzel mi yazın ya?
Hava bence İstanbul'da güzel değil yazın.
Nerede güzel? Ne bileyim daha ılıman yerlerde güzel.
25 derecenin üstü bence güzel değil.
Ve yaz bir de nemli falan ya İstanbul.
Yaz gelsin diyenleri ben hiç şey yapamıyorum.
Oturtamıyorum kafamda ve yaza özlemle ilgili bir sürü şeyler görüyorum sürekli.
Yaz o zaman mevsimler kişiseldir mi?
Kişiseldir mi? Ona geldik.
Ona geldik o zaman. Ben inanılmaz bir dört mevsim çocuğuyum ya.
Öyle mi? Bence her biri inanılmaz bir...
Sen hayatı seviyorsun. Ben gerçekten nazar değmesin.
Şeyi çok severim yani hayatı şey olarak.
Yani dertliyken de güzel. Böyle yani klasik böyle şey afroizma saat miyim?
Böyle mutsuzluk da...
Mutluyken değerli ya. Hep mutlu olsan zaten delilik gibi bir şeyle eşdeğer oluyor.
O yüzden böyle bir denge var ve güzel.
Şu an içinden geçtiğimiz zamanlar tabii ki herkes gibi.
Ben de aşırı zorlanıyorum. Böyle aşırı bıkınlık, takatsizlik, tahammülsüzlük falan.
Bende de çok uçlarda ama güzel ya.
Bugünleri atlatabilirsek, siyasi bir yere girmeyeceğim yani.
Bugünleri gerçekten atlatabilirsek dönüp baktığımızda bizim karakterimizi de güçlendiren, birçok şeyi yapmayı öğrendiğimiz, handle etmeye öğrendiğimiz günler olarak anacağız bence.
Ama önce geçmesi lazım. Bana da öyle geliyor ama bakalım ileride nasıl bakacağız bugünlere.
Peki. Ya geçen sigara muhabbeti yasakları geliyor ya.
Öyle mi? 2040 yılında Türkiye'de sigara tamamen yasaklanacakmış.
Bu haberi gördüm ve şey dedim.
Abi 2040 yılında hala kararları onlar veriyor olursa zaten son derdimiz sigara be.
Yani evet. Hani biz bir 16 yıl daha böyle gidiyorsak bizim çoktan zaten hepimiz.
Çürümüş bitmiş oluruz. Sigara içmeyiver o dakikadan sonra yani.
Evet. Sigara yasağı bayağı iddialıymış.
Nerede ki? Zaten yasak. Bütün Türkiye'de.
Yok satış falan yasaklanacak.
Satışı mı yasaklanacak? Şu an biliyorsun Avustralya'da.
Ülkeyi karıştırmıyorum bence.
Belli bir nesil altında doğanlara sigara satışı yasaklandı.
Avustralya'dır. Avustralya. Mesela 2005 sonrası doğanlar artık sigara satın alamıyor.
Hiç alamıyor. Hayır. Bu eskilerin bir bağımlılığı deyip yenilere yasaklamışlar.
Çünkü böyle yani. İçince bak sen içmemişsin.
Ben daha dedim şu camda martı gibi sigara içtim.
Evet. İçmesen de oluyor yani.
İçmesen de olabiliyor. Ufak bir satış yasaklarsan gerçekten önüne geçebiliyorsun.
Bir sosyal medyayla ilgili de Avustralya galiba kanun çıkardı.
Her yer çıkarıyor. Bizde de olacakmış.
15 yaşa kadar açılamayacak hesap falan gibi.
Bizde... Yani bence tabii ki suistimal edilecek bizde de.
Kesin suistimal edilir de ama bence çok önemli bir şey.
Yani bilmiyorum şimdi soracağım soru Instagram overrated mi underrated mi diyeceğim ama overrated olduğu çok belli galiba.
Instagram mı? Bilmiyorum bence Instagram böyle artık overrated underrated gibi bir şeyden çıktığı olay ya.
Hayatın içinde bir şey mi oldu? Evet yani böyle bambaşka bir şeye dönüştü.
Çünkü oradan işte annem Avize'de paylaşıyor.
Ama ben tatilimi de paylaşıyorum.
OnlyFans'cı kız da kendi OnlyFans'ı.
Bir de kedisini paylaşıyor falan.
Orası bambaşka böyle bir iletişimin artık geri dönülemez bir bacağı oldu bence.
Yani telefonla aramak, mesajlaşmak, yüzle görüşmek ve Instagram'dan story atmak.
Evet, story atmak. Bence o artık böyle overrate, underrate konusunu Instagram özelinde, yaşlılar içinde Facebook bence.
Ya da ülke bazlı. Mesela Macaristan seçimleriyle mesela Facebook çok etkinmiş.
Öyle mi? Evet, o da yaşlı nüfus fazla olduğu için seçimleri Facebook'tan değiştiriyor.
Türkiye için çok benzer bir şey söylerler.
Özellikle CHP eleştirirken hani hep yeni nesil, yeni nesil.
Oğlum seçmenin yüzde binden...
50'den fazlası, çok daha fazlası Facebook'ta.
Sen niye cool olmaya çalışıyorsun, oyalamaya çalışıyorsun?
Sen niye hep CHP eleştirirler? Bu da aynı şekilde ya.
Bence Instagram'ı şeyden çıkardık artık.
Yani over-under falan değil, bir iletişim yöntemine dönüştü.
WhatsApp gibi. Kesinlikle WhatsApp gibi.
Ya ben her şey yüzle görüşmek gibi yani.
Bambaşka bir şey olduğu için bilemedim.
Yani over-under'ı geri dönülmez şekilde geçti ya.
Sence modası geçecek mi Instagram'ın?
Kesinlikle geçmeyecek. Geçmeyecek mi diyorsun?
Geçmez ya çünkü şöyle bence.
Yine bir iletişim yöntemi olarak toplumun...
Tamamı tarafından yani benim işte 70 küsür yaşındaki annem de annem hep 70 küsür yaşında dinler minler falan şey yapar.
70 küsür yaşında telefon olan birisi de Facebook'a bağımlı.
Annem Instagram biz zaten bilmem bizden bir alt jenerasyon başka bir yerde.
Bu demek ki bir insanın inanılmaz büyük bir açığı ve bu açık bir kere fark edildikten sonra nasıl kapanacak ki?
Evet. Yani uygulamanın hepsini mi yasaklayacaksın?
İmkansız. Yasaklı değil de mesela yeni gelen nesile çok modası geçmiş bir şey gibi gelebilir Instagram.
Bence bir yenisi çıkar. Başka bir şey çıkar.
Olabilir. Şöyle şeyler olabilir mi ama bilmiyorum o da çok şey.
Mesela sosyal medyaya girmemek.
Bir tercih gibi bir şey olabilir mi diye düşündüm.
İşte artık daha analog kültüre yaklaşılmaya başlandı ya işte sosyal medyaya girmeyelim.
Sosyal kulüpler oluşsun.
Yüz yüze görüştüğümüz gruplar oluşsun.
Oralarda birbirimizi tanıyalım, görelim.
Olur mu sence? Yani mess olarak.
Yani olsa çok güzel olur bence.
Mesela yurt dışında The Offline Club diye bir şey var.
Evet, evet. Hatta biz onu Türkiye'ye şeyini Alican var.
Türkiye'ye getirelim falan diye onlarla görüşüyordu.
Ama o bildiğim bir event işi olduğu için ben o kadar sırf sahada olduğum bir şey yapmak istememiştim.
Başkasıyla görüşelim falan demişlerdi.
Ama işte ana akım olur mu? Yani 100 insanın...
Biri muhakkak böyle bir şey yapar.
Ama 99'unun böyle bir ihtiyacı var mı?
Ya da bu kadar dirayetli olur mu? Hep İstanbul kanalından bakıyoruz ya.
İstanbul dışındaki yerlerde bu mesele nasıl algılanıyor?
Ne oluyor oralarda?
Onu bilmiyorum ben mesela. Gerçekten oralar offline olabilir.
Biz çok online kalmış olabiliriz İstanbul'da.
TikTok'a giriyor musun? İşte TikTok'um yoktu benim.
TikTok'a gir. Bir hafta önceye kadar.
Asıl Anadolu'mun offline olamadığını göreceksin.
Öyle mi? Ya TikTok'a bir gir, bir live'ları aç.
Sen, ben Instagram'ı bırakırız.
O TikTok'taki o dayı...
Kolunu al o telefon alamazsın.
Gerçekten mi? İnanılmaz boyutlarda.
Gerçekten emin ol sen ben bırakırız.
Yani hemen İstanbul'da yaşayan hani daha bu tarz işler yapan insanlar diyeyim hani.
O insanların hayatındaki çok büyük bir boşluğu doldurmuş.
Her şeyler oradan yani. Attention'a ilgiyi de oradan alıyor.
İstiyorsa işte böyle hayatına bir insanı da oradan alıyor.
Herhangi bir amaçla satışını da oradan yapıyor.
İnanılmaz bir açlığı doldurmuş.
Olabilir olabilir. O kadar TikTok'a kadar gitmedim.
Bir gir bir gir. Ama yani.
TikTok canlı yayınlarına bir gir. Neler yapıyorlar ya.
Acaba orada şey nasıl işte bu sosyalleşme kavramı gene toplanılıyor sanki ya.
Ben İstanbul'da çok yalnız olduğumuzu düşünüyorum bu arada.
Çok yalnızız. Değil mi? Yani herkes daha bireysel hayatını devam ettiriyor.
Toplanıp da hadi bir evde bir şeyler yapalım muhabbeti.
Çok azaldı eski. Pandemiden önce daha fazlaydı bu arada bizde.
15-20 kişi bizim evde toplanılırdı.
Ama pandemiden sonra o bir kırılma oldu.
Ve herkes ya yaşlarımız da büyüdü.
Kendi hayat derdine düştü.
O da var. Ondan sonrasında o toplanmalar azaldı yani.
Şu an iki arkadaş, üç arkadaş maksimum.
Bir araya gelebiliyoruz. Ama işte o offline kulüpler dediğin şeyde 20 kişi bir kafede gerçekten telefonunu kapatıp ya da telefonunu girişe bırakıp oturuyor.
İşte kitap okurken, bir şey yaparken sohbet edebilirsin, tanışabilirsin, sosyalleşebilirsin.
O daha bana ihtiyacımız olan şey gibi geliyor.
Bence de ve bence bu sosyal bu tarz şeyler bir çalışılan ve bir kas gibi biliyor musun?
Mesela... Kendimi çok gözlemliyorum.
Yani böyle eve kapalı çok içerik ürettiğim eskiden işte mekanım falan vardı Beşiktaş'ta kahvecim falan vardı.
Hep insanla içişeydim. Yapmadıkça böyle...
Yapmayı bıraktıkça herhangi bir kasımız gibi bence yapmayı da unutuyoruz.
Mesela small talk yapmak çok büyük bir ihtiyaç ya.
Çünkü herkese derinleşemezsin.
Başlayıp small talk yaparsın.
Mesela small talk yapma becerin de hayatta azalıyor.
Yapmaya yapmaya. Şimdi mesela beni tanımadığım bir insanların yanına koyduğun zaman ki hani sorsan en sevdiğin özelliğin sosyalim derim.
Artık çok zorlanmaya başladım.
Çünkü gitmiş yani böyle. Onun önüne başka bir şey gelmiş.
Elim Instagram'a gidiyor. Ne gerek var diyorum.
Eve gitmek istiyorum. Konuşsam ne olacak bu adamla diyorum.
Anlasın sadece ne haber diyeceksin.
Evet. Yapmaya yapmaya unutuluyor.
Evet bence de yani. Ki bence dediğin gibi daha da unutulmaya devam edecek.
Ki bu da zaten bu arada empati çok azaltıyor yani.
Bir insana canlı dokunmadığın zaman onun bir insan olduğu hisleri olduğu gibi şeyleri unutuyorsun.
Bu da zaten birçok sosyopatlığın önünü açıyor.
Bugünlerde işte yaşadığımız okul katliamı Amerika'da çok olan ve Türkiye'de maalesef gelmiş olan okul katliamı gibi.
Yani empati yapmayı bıraktığın zaman karşındakinin bir duvardan farkı olmuyor.
Ama o da işte sosyal medyada yazışarak gelişmiyor.
O insanla konuşman, sesinin titrediğini görebilmen, bir gülüşünü falan görebilmen gerekiyor ya.
O insana zarar vermemek için canlıya ya da hani.
Bunları kaybediyoruz ve daha kötü bir yere gidiyor bence tüm dünyada.
Dijitalleştiğimiz için empati yeteneğimizi çok kaybediyoruz.
Peki sence ne olacak? Artacak mı, azalacak mı?
Artacak. Artacak mı diyorsun?
Bence artacak. Bu analog gruplar daha şey mi kalacak?
Kenarda alternatif gruplar olarak mı kalacak?
Bana öyle geliyor. Bana çok öyle geliyor.
Bunu böyle... Müzik grupların için isim vermeyeyim de tabii.
Mesela herkesin, benim çevremde herkesin çok sevdiği bir müzik grubu vardı böyle.
Onlarla konuşuyorduk. Adamın işte böyle Isparta'da mı ne bir yerde bir konseri vardı.
Onun dedi ne güzel turneye çıkıyorsun falan.
Oğlum ne güzel dedi bizim Isparta konserimize 3 kişi falan geliyor dedi.
Onun dedi manyak mısın senin bütün şarkılarını herkes dinliyor.
Onun dedi biz çok az sayıda insanın çok sevdiği biriyiz.
Bunu karıştırmamak lazım. Az sayıda insan çok, Nefret'te de aynısı vardır ya.
Az sayıda insan çok sevince sen kendin çevreye diyorsun ki bu adam çok ünlü.
Ama İstanbul ya da İzmir, Ankara'dan...
5 kilometre gittiğim zaman bir kişi gelmiyor konserime.
Yani az sayıda insanın çok sevdiği bir şey dönüşür.
Ama bence yine topyekun içinde küçük, marjinal bir şey olarak kalır gibi geliyor.
Hem zor olduğu için diğeri çok basit.
Çok emeksiz, çok bedelsiz.
Analog iletişim. Evet.
Bu bir şekilde onu yerine bence dolduruyor.
Yani evet. Bir de oturduğu yerden daha tembel işi ya.
Çok tembel iş. Hiçbir bedeli yok yani.
Evet. Gecelerin yargıcı 49'da bir hesap açıyorsun.
Gelip bize sallıyorsun. Hiçbir bedeli yok abi bu işin.
Ama sen üzülüyorsun mesela. Ya diyor işte atıyorum dedim keşke örnek veriyorum deseydin diyorsun.
Adam yazdı geçti ondan sonra açtı TikTok'u.
Karpuz tokatlayan amca açtı yani senden bir dakika sonra.
Hiçbir bedeli yok ki bu işin. O yüzden çok daha kolay ama zarar verici.
Takma yorumları bence. Çok değerli birinden gelmedikçe.
Evet evet yorumlara ben de çok şu anda daha takılmıyorum.
Belki ilerleyen zamanda daha artar öyle olumsuz yorum takılabilirim de.
Onu bilmiyorum. Ama genel olarak yani ben hala insan temasının...
böyle şey olacağını düşünüyorum.
Daha değerli bir yerde. Geçen seninle konuşmuştuk ya offline is the new luxury.
Yani yeni lüks offline olabilmek olacak.
Yani telefonunu bırakıp iki saat bir yerde sen kimseden mesaj beklemeden, arama beklemeden vakit geçirebiliyorsan sen ciddi bir lüks yaşıyorsun.
Odağın dağılmadan, dikkatin dağılmadan ve öyle günlere daha hasret kalacağız gibi geliyor ileride.
O konuda kesinlikle katılıyorum. Yani offline kalabilmek çok zor ya şu an.
Ben falan kalabiliyorum. Sen de kalabiliyorsundur.
Ama senin de iki tane çocuğun var. Sen de kalamazsın.
İşte çocuklardan haber gelecek mi?
Okudan bir şey diye telefonumu illaki açık tutuyorum.
Bir işlikede girdiysen zaten mümkün değil.
Hani ben yine kız arkadaşından görüyorum.
Telefonu hep sıcak böyle hani.
Hep bir şey oluyor telefonda böyle.
Mümkün değil yani böyle bir gün offline kalabilmesi.
Bir gün yani. Uçağa falan bindiğimizde böyle o 3 saat açamıyorsa internet.
Düştüğümüz hale bak değil mi yani?
Çok zavallı. Oh be hani komaya girdin de bir iki gün falan.
Kimseyle muhatap olmadığım anlar.
Bir üç gün komadayım da Allah'tan bir telefonu var.
Öyle bir hale geldik.
Peki son sorum.
Boş vakitler. Overrated mi underrated?
Ben yine ikisi de diyeceğim. Çünkü boş vaktim olsun diye çok çabalıyoruz.
Boş vakit olunca da böyle ne yapacağımızı bilemiyoruz gibi bir haldeyiz ya.
Bunları çok fazla özlem duyulan bir şey gibi.
Ama olduğunda da can sıkan bir şey gibi.
Boş vakit enteresan bir kavram.
Boş vakit gerçekten çok enteresan.
Bitiriyormuşum. Yok gerçekten öyle böyle özellikle bizim gibi işler yapıyorsan hani böyle yayıncısın işte günde 1-2 saat çalışıyorsun.
Onda saatini kendin belirleyebiliyorsun.
Sabah 8'de kalkıp da işini halledersin.
Ya da bu yayına işin varsa akşam 8'de de yapabilirdik hani.
Çok fazla boş vakit. Mesela şey diye bir laf var ben bunu ta dükkan zamanı bir arkadaşım söylemişti.
Şeytanın en sevdiği şey boş bir zihindir diye.
Boş vakit eğer ne yapacağını bilmiyorsan biraz da huzursuz bir kişiysen benim öyle biriyim ben hani.
Hani hep İçinde bir huzursuzluk, hep bir şey yapmam gerekiyor.
Yaptığın şeyin yetmemesi, daha iyisi olabilir mi falan.
O zaman abi boş vakit gerçekten bir cehenneme dönüşüyor.
Çünkü hep içinde bir şeyler daha olsun.
Hadi bir konuk daha alayım, ben bir içerik daha yapayım falan.
O boş vakitte ne yapacağını bilmiyorsun.
Bu sefer sanki bir ödül değil de ceza gibi gelmeye başlıyor.
O boş vakitte hak etmen gerektiğini düşünüyorsun.
Aslında hak ediyorsun. Atıyorum böyle olabilir abi herkes aynı denk gelmiyor.
Çok zengin bir ailenin çocuğusun.
He çalışman gerekmiyor. Okey değil mi?
Kim yargılayabilir yani? Bununla mutlu olabilirsin.
Ben bu hayatta hiçbir işe yaramıyorum.
Bütün günüm bomboş da diyebilirsin.
Böyle vakıflara da gidip çocuklara yardımcı olabilirsin.
Barınakta çalışabilirsin. Tamamen o boş vakitte nasıl atfettiğinle alakalı ya.
Yani aslında... çalışmadığımız bütün vakitler boş.
Bize kalan vakitler. Boş vaktim mesela ben çocuk olmadan önce ne kadar fazla olduğunu fark ettim.
Şu an senin için çok değerlidir.
Çok değerli. Aynen öyle.
Bir saat bir boşluk mu buldum?
Üf süper. Ne yapabilirim kendim falan gibi bir telaşa da düşüyorum bu arada.
Boş vaktin getirdiği bir telaş da var.
Acil eğlenmem lazım bir saat vaktim var.
Her şeyi yapmaya çalışıyor değil mi? Evet.
Onun öyle bir şeyi de var.
Stresi de var yani insanın üstüne yüklenen.
Ama çocuktan önce de ben o boş vakitleri illa bir dediğin gibi şeyle dolduruyordum.
Yani zihnim sürekli çalışmak istiyor.
Çünkü durmaya alışmayan bir zihin yapımız var galiba.
Sürekli bir şey yaratmak, üretmek, onlarla ilgili çalıştırıyordum.
Ve bunun sağlıklı olmadığını düşünüyorum ben ya.
Boş vakitlerin çok değerli olmasının abartıldığını düşünüyorum.
Bir şey hak edilince mi iyi ya da böyle az olunca mı değerli?
Az olunca değerli zaten. İşte boş vakitte bence böyle bir şey.
İşte şimdi benim durumum gibi.
Evet. Hani çok olunca bu sefer gerçekten bir cehenneme dönüşebiliyor.
Bizim gibi tiplersen. Benim bir şey, senin de vardır.
Mesela boş vakit hayatım bir dönme çalışmıyor.
Mesela 3-4 ay. Ben deliririm herhalde bir ay hiçbir şey yapmasam.
İyi bir şey olarak söylemiyorum yani böyle.
Belki işte öz şevkat eksikliği de vardır bunun içinde.
Yetmemezlik isteği vardır falan muhakkak.
Çünkü insan niye bir ay çalışmayınca delirir?
Yok mu hayatta başka bir gayen hani?
Bu da benim terapide konuştuğum şeyden bir tanesiydi.
Bu arada durabilmeliyiz ya.
Mesela var ya öyle. Kesinlikle durabilmeyiz ya.
Anadolu'da mesela işte bir ilçeden geçerken İzmir'e gidiyorsun.
Dayı böyle oturmuş kahvede.
Oturuyor yani. Boş boş elinle sıkışıyor.
Şehir Yısır'ı görüyor musun? Şehir Yısır'ı görüyorum bu ara.
Eskiden böyle hani bir köye gibi yere giderdim.
Bir tane dayı böyle bak burada da vardır.
Gitsen Çengel Köyü falan. Bankta böyle oturur.
Evet. Küçükken şey derdim lan.
Ne yapıyorsun oğlum? Evet.
Hani hiçbir şey yok. Telefon yok.
Hiçbir kimse yok. Böyle duruyor.
Büyüdükçe onu anlıyorsun ya. Şimdi büyüdükçe ben de mesela yazlığa gideyim ya da şimdi çıkayım buradan sahile çıkacağım gidince.
Abi tek başıma şöyle oturuyorum.
Duramıyorum ben mesela. Öyle duramıyorum.
Ben artık durabiliyorum. Durabiliyor musun?
Çünkü çok lüks gibi oldu. Evet.
Yani. Orada hiçbir şey yapmadan durabilecek kadar sakinleşebildiysem çok değerli.
İşte o sinir sistemini bayağı yatıştırmışsın.
Ama o dayılarda hep duruyor mu acaba?
Onlar bence hep duruyor. Değil mi?
Hep duruyor ama işte bu da biraz burnout olduğun zaman da ki zaten bu kafa yapısının sonu zaten bence öyle ya da böyle burnout iyi bir yer değil.
Çünkü her boşluğu doldur hep bir şey yap falan yakarsın kafayı.
O halden sonra da onun kıymetini çok anlıyorsun ya.
Evet. Yani çok kafa yakanlar da biliyorsun bir yerde her şeyi bırakır gider.
Hiçbir şey her şeyi üretmeyi bırakır.
Motor fazla ısınmış oluyor orada.
Motor fazla ısınmış oluyor. Tükeniyor evet ya.
Zorlamamak lazım çok da.
Peki boş vakit sence şimdi ne oldu?
İkisi de. Boş vakit mi?
Ben yine ikisi de. İkisi de.
Boş vakit yani yoksa çok değerli.
Çok varsa da bence cehennem.
Peki senin söyleyeceğin overrated bir tane bir şey söyle.
Çok abartılan. İkisi de demeyeceğin.
İkisi de demeyeceğim dur bakayım. Overrated diyeceğim bir şey söylüyorum sana şimdi.
Söylüyorum. Üniversite okumak.
Bence üniversite okumak zaten şu an böyle şeyde beni destekliyor artık hani.
Birçok okumuş insan. Oracle'dan 30 bin kişi işten çıkarıldı birçoğu yazılımcı.
Artık daha da zaten dünya bunu destekliyor da hep böyle düşünürdüm.
Ben mesela endüstri mühendisliği okudum.
Bitirdim. Hiç yapmadım hani. Mühendis olmak bir yapım yoktu.
İlgili olmamışım hani. Üniversite okumak çok overrated.
Bugün ama. Bugün için.
Bugün için kesinlikle overrated. Bence 4-5 sene önce de öyleydi.
Yani bizi yetiştiren insanlar bence bizden biraz daha zor zamanlarda büyüdükleri için elinde bir altın bilezik, bileğinde bir altın bilezik olsun diye mantıklı.
En kötü gidersin işini yaparsın bakımından.
Ama şimdiki geldiğimiz dünyada her yer üniversite.
Üst katına bir üniversite açmış olabilirler şu an hani.
Öyle okuyacağına... Hiçbir şey olmayacağını bile bile okuyacağına gidip bir zanaat öğrenmek, tarım yapmak falan mesela çok daha değerli.
Hemen paraya çevirebilirsin ve bitmeyecek bir şey yani.
Gidip herhangi bir yerde işte İBF okumaktansa.
Bir hard skill diyorlar ya böyle bir hard skill'ın olması gerekiyor bence artık.
Çok daha değerli üniversite okumaktan o yüzden.
Evet yani şu anda gerçekten o becerilerin, somut becerilerin işte atıyorum boyacı olmak.
Somut beceri yine hard skill dediğim için.
Aynı kişi gelecek hard skill ile Türkçe'yi mahvettiniz falan.
Yani biraz daha işte ne bileyim şeyci olmak, ne derler?
Tamirci olmak, boyacı olmak, işte araba tamircisi olmak bunlar daha değerli hale gelecek büyük bir ihtimalle.
Çünkü onları yapacak insan bulunamayacak bu yapay zekadan da sonra.
O yüzden üniversite okumak... Bence çok overrated ki overratedlığa da yapay zeka ile beraber koşarak gidiyor.
Peki şunu nereden bulacak? Üniversitede hani bir edindiğimiz bilgi açısından demiyorum.
Sosyalleşme ve orada bir arkadaş grubuna ait hissetme, hayatı deneyimleme, farklı işte kulüpler vardı mesela.
Çeşitli deneyimlerin peşinden gitme imkanı doğuruyordu bize üniversiteler.
O olmadığı zaman ne olacak acaba?
Onun alternatifi ne olacak? Bilmiyorum ama bence şöyle olacak.
Hani böyle... Her geçen gün daha fazla yüksek profildeyim.
Mesela liseyi iyi bir yerde bitirmiş olup üniversite okumaktan vazgeçip tarımla uğraşmaya başlamış atıyorum.
Yüksek profilden kastım o.
Mesela o gitti bizim yazlığa, Burhaniye'ye yerleşti bir şey yapıyor.
Sen gittin bir kafe açtın, sen gittin bir şey açtın.
Bence orada da böyle küçük küçük komüniteler oluşmaya başlayacak.
Haa olabilir. Yani sosyo-kültürel olarak ya da hayatta hiç görmediğin bir insanla oturup çay içmek zorunda kalmayacaksın.
Mesela şu an bizim yazlığa, Burhaniye'de bizim yazlık.
Mesela bir sürü insan yazlığa taşındı.
Uzaktan çalışanlar taşındı. Bir arkadaşım çiftlik açtı.
Tavuk çiftliği. Bir arkadaşım pastane açtı.
Bir sürü ve bunlar şey yani bizim gibi ailesi oku demiş.
Okumuş üniversiteyi ve sonra çalışmışlar profesyonel hayatta.
Dediler ki bu ne oğlum bir şey olmuyor.
Bu mu yani? Evet bu mu yani dedi. Ben gidiyorum Burhaniye'ye gidiyorum.
Tavuk yumurtası açacağım.
İşleri de çok iyi şu an. Oraya gittiğim zaman İstanbul'dan daha çok insan görüyorum biliyor musun?
Doğrudur. Çünkü beni bekleyen 5-6 kişi var.
Burada bu kadar çok insan göremiyorum.
Zaten görüşmek de bir mesele ya İstanbul'dan.
Çok büyük mesele. Yani...
Ayvalık'ta da böyle bir şey olmuş galiba.
İşte yazar, çizer, müzisyen takımı.
Benim çizer arkadaşlarım gitti mesela oraya.
Ve bayılıyorlar. Yani işte game night yapıyorlarmış mesela.
Kutu oyunları oynuyoruz diyor.
15 kişi toplanıyoruz diyor.
Yani sanki oralar daha alternatif gibi görünen yerler.
Daha popüler olacak ve insanların ihtiyacına karşılık gelecek gibi de.
Bana da öyle geliyor. Üniversite okumamak için de aynı.
Hani liseye kadar gelip bırakıp bir yola gitmiş insanlar.
Yine Ayvalık'ta, Kaş'ta ya da Burhaniye'de bile.
Burhaniye yani. Orada bile birbirini bulup.
10 kişi toplanabiliyorlarsa bence o sosyallik.
Sonuçta 18 yaşında kadın ya da adam partileyecek, eğlenecek.
İlla yumurta topluyor diye akşam bu adam içmeyecek mi ya da ne seviyorsa.
İlla ki yeni komüniteler kurulacak.
İnsan insanı her şekilde bulur ya.
Bence de bulmalı da. Ben ona inanıyorum.
Dijitalden çıkmaya.
Şimdi geliyorum son soruma.
Ariadne mitindeki gibi kendini labirente sıkışmış hissettiğin deneyimin neydi?
Ve oradan çıkmak için bulduğun ipucu ne olmuştu?
Terapi. Yok yok. Benim şuydu.
Ben bugüne kadar bu işte haber mabere...
Öncesinde pot şov diye bir şey yapmıştım böyle.
Az ünlü insanları böyle bir şova dönüştürmek istiyordum.
Onu bu arada hayrettin sonra kaos şov olarak yaptı.
Aynı iş güdüydü yani. TikTok'ta böyle ıh diye bağıran dayıyla bir oturup konuşayım bakayım.
Daha anlatıyor çok merak ediyordum. Yeni başlayacağım proje de benzer.
Hep hayatımda her şeyi ortaklı yaptım.
Her şeyi ama yani böyle küçükken üniversite birdeyken bir iş kurmuştum.
Bu apartmanlara kapıcılık hizmeti verelim falan.
Ortağım vardı. İşte Zuhat ile onu yaptım.
İşte dükkan açtığım ortağım vardı.
Hep ortak da bir şey yaptım fark ettim.
Bu garip bir bağımlılık.
Çünkü bir şeylerin kötü taraflarının sorumluluğunu ortağın anlatıyor.
Ya da yapılacak bir şey var sen de yapmak istemiyorsun ama o yapmayınca kızabiliyorsun.
Kendi sorumluluğu almanı da ya da yapılacak işin ne kadarı senin ne kadarı onun ayırmayı da çok güçleştiriyor.
Bu gerçekten terapi yolculuğunda bulduğum bir şeydi ama bu mihaneyi bitirmeden önce de başlamıştım bu kendi projelerime.
Şunu dedim abi okey artık büyüdüm ve tek başıma bir şey yapmaya hazırım.
İyisiyle kötüsüyle iş patladı mı?
Senin yüzünden patladı kardeşim. Onun sorumlusu artık Zuhat değil.
Onun sorumlusu artık Emre değil. Anam baban zaten diye.
Kaç yaşındasın? Tek başınasın.
Yapabiliyor musun? Yapamıyor musun? Yapamadın mı?
Tamam. O zaman eksik tarafların ne?
Disiplin mi kötü? Çok mu çalışmadın?
Fikir mi kötüydü? Daha çok insanla konuş.
Bir iş daha yap. Ama artık tek başınasın.
Bu benim hem disiplinimde hem kişisel gelişimimde verilmesi gereken çok büyük bir karardı.
Ve şimdi hep yaptığım şeyleri artık tek başıma yapıyorum.
Ve hep tek başıma yapmaya devam edeceğim.
Tabii ki Zuhat'la yapan şey devam ediyor.
Ama benim için... hatalardan ve görmek istemediğim şeylerden kaçmamın bir güvenli bir alanıymış ve zaman kaybıymış.
Bir şeylerin daha iyi olması için bir ortakla iş yapmak.
Peki bunu görmeni sağlayan şey neydi?
Yani deneyimlerine geri dönüp bakarak mı bunu buldun?
Bu paterni buldun? Terapinde mi buldun?
Bence şöyle buldum.
Terapinin muhakkak etkisi vardır. Çünkü düşünmeni sağlıyor ya fikirlerin üzerine.
Emre'yle işte sol dükkanı, solda Abbasay'ı açtığımız zaman Emre'ye kızdığım şeylerle Zuhata kızdığım şeyler aynı.
Sonra dedim ki oğlum iki farklı iş, iki farklı insan.
Ve ben aynı şeyden şikayet ediyorum.
Böyle bir şey olabilir mi? Demek ki burada bir problem var yani.
Ve genelde de şöyle bir şey vardır ya.
Birinden bu evliliklerde falan çok benzer.
Olduğunu hani böyle okuduğum şeylerden görüyorum.
Tahmin ediyorum. Bright dergisinden falan okuyorsunuz.
Bright magazinde evlilik hakkında 3 tüyo makalesinde şeyi gördüm.
İnsan genelde kendi eksikliğini yansıtıyor ya.
Kendinin yapmadığı şeyi başkası yapmadığı zaman kızıyorsun ya.
Projekte ediyorsun. Projekte ediyorsun aynen.
Hani bir şeyi geciktiriyorsun, o bir şeyi geciktiriyorsun.
Niye geciktirdin falan. Aslında sen kendini sevmiyorsun bir şey yapmadığın için.
Bu paterni gördüm ve dedim ki...
Abi bu bir kaçış ve bunun cidden bir sonu yok.
Çünkü her şeyi ben kendi başıma da yapabilirim.
Yapamazsam bir çalışan alırım herkesin yaptığı gibi.
Peki değiştirme cesaretini nasıl buldun?
Çünkü o kadar alıştığım bir paterni kırıp tek başıma devam edeceğim ben demek de zor bir şey aslında.
Gördükten sonra zaten değiştiriyor musun?
Bence öyle ya bir ya Allah deyip giriyorsun herhalde.
Çünkü tek başına olmanın da farklı güzellikleri var.
Tek başına karar alabiliyorsun. Senin söylediğin tam tersi bir insanım.
Hep ben tek yaparım. Ondan sonra şimdi birileri gelirse benim aklımı karıştırır, dikkatimi dağıtır, işte karar mekanizmamı bozar.
Belki sana da ortak iyi gelir. İşte bilmiyorum.
Belki senin de bir ile bir şey yapman gerekiyor.
Hep bir kaçış gibi tek yapıyorsan belki senin de iki kişi olmak şimdiki olduğundan böyle çok daha farklı bir yere taşıyacak.
Olabilir, olabilir. Sen anlatırken ben de tam tersi olduğumu fark ettim.
İyi bir farkındalık oldu. Vereyim Zuhat'ı sana.
Zuhat'ın bıyıklarıyla beraber burada istiyoruz.
Zuhat'ın bıyıkları evet halktan güzel tepkiler oluyor.
Evet teşekkür ediyoruz.
İyi ki geldiniz efendim. Ne demek ben teşekkür ederim.
Bayağı bir planlıyorduk. Evet.
Güzel oldu. Evet görüşmek üzere.
Görüşmek üzere. Anneye bak. Sen de.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
