
S2B18: Begüm Özerden | Yetişkin Modu ile İlişki Kurmak
25 Mart 2026 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi podcaste bu hafta uzman psikolog Begüm Özerden konuk oluyor. Bu yayında:
- Çocuk, ebeveyn ve yetişkin modlarımızın ilişkilerimize etkisi,
- Sistemik aile terapisi yaklaşımı,
- Ve kendini seçmenin uzun vadede yaşam kalitemize etkisi üzerine konuştuk.
- Yayında bahsi geçen kitap:
- Hayatı Yeniden Keşfedin- Psikonet Yayınları
Transkript
Türkiye'de yaşayanların çoğu kaygılı bağlanma.
Neden? Hello.
Hello. Kamera el salla.
Neden? Çünkü sağ olsun analarımız hep bir başımızdaydı.
Çok şükür ben kaçınganım bu arada.
Çok şükür. Çok şükür.
Çok iyi bir şeymiş gibi. Kaçıngan kaygılı yani.
Hep bir ya başımızdaydılar ya bir ne yapacaklarını bilemediler.
Bir bir şey bir şey ama çoğunluk olarak Türkiye'de kaygılı çıkmış.
Çünkü toplum kaygılı zaten.
Açık havada yarım saatlik bir yürüyüşün düşük dozlu bir antidepresanla aynı etkiyi zihinde sağladı.
Kanıtlandı. Psikolojinin klasik sorusu.
Nature vs. Nurture.
Çevre mi? Doğuştan gelen mi?
Sonunda bu ikisinin beraber olduğu kabul ettik.
Yani ben bu deneyi evde yapıyorum her gün.
İkizlerle aynı karında, aynı genetik havuzda doğmuş iki tane bambaşka birey.
Ve gerçekten yani aynı çevredeler, aynı odadalar, aynı okuldalar ama bambaşka davranış patternleri var.
Biri için travma olan bir konu, öbürü için...
olmayacaktır. İkiz bile olsa ikisi de seni farklı anneler olarak anlatacak.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum uzman psikolog Begüm Özer'den.
Hoş geldin Begüm. Hoş bulduk Mukadder.
Nasılsın? İyiyim, sen nasılsın?
Ben de iyiyim. Enerjik görünüyorsun.
Teşekkür ederim, sen de.
Önce kısaca seni tanıtarak başlamak istiyorum.
TED İstanbul Koleji mezunusun.
İngiltere'de psikoloji lisansını bitirdikten sonra aynı alanda yüksek lisansını tamamlayıp uzman psikolog oldun.
Şimdilerde hem danışanlarınla seanslarına devam ediyor hem de eğitimler veriyorsun.
Tesadüfen Anlaşıyoruz adlı bir kitabın...
Tesadüfen oldu adında da bir podcast yayınım var ve tabii ki bu konuyu soracağım.
Tesadüf senin için önemli bir kavram anladığım kadarıyla.
Sence tesadüf diye bir şey var mı?
Şöyle nasıl inanmak istiyorsak öyle.
Tesadüf diye bir şey bence tabii ki yok ama fark etmeden...
Bazen kendimizi aşağı gördüğümüz için, bazen kendimizi yukarıda gördüğümüz için bir şeylere tesadüfen oldu diyoruz.
İşte iyi bir şey başımıza geldiğinde mütevazilikten tesadüfen oldu diyoruz.
Kötü bir şey başımıza geldiğinde kurban bilincine sığınmak için tesadüfen oldu diyoruz.
Ama aslında Jung tarafından senle konuştuğumuz gibi Jung'em bakış açısıyla da aslında bilinçaltımızda başımıza gelen her şeyi de birazcık biz örüyoruz ve kendi karşımıza koyuyoruz.
O yüzden tesadüf diye bir şey yok.
Kendimizi tanımak ve ona göre yolumuzu çizmek var diye düşünüyorum.
O yüzden biraz da bunu alaya almak için belki de hep tesadüfen oldu.
Tesadüfen anlaşıyoruz.
Orada bir ima da var. Evet daha serisi de geliyor onların.
Kitabın ikincisi olacak galiba.
Bitti şimdi yayın eviyle flört halindeyiz.
Güzel güzel merakla bekliyoruz efendim.
Teşekkür ederim. Bir de Tevafuk diye bir...
söz var yani tesadüfün daha anlamlı olanı zaten bu olacaktı başımıza gelecekti doğru zamanlamayı bekliyordu gibi bir tanımlama vardır.
Tevafuk dediğimiz şey konusunda ne düşünürsün?
Ona inanıyorum.
Yalan yok. Çünkü bazı durumlar, bazı konular gerçekten zamanı geldiğinde oluyor.
Ama o bekleme süreci böyle evde oturarak olmamalı.
Hani biz de hareket halinde olduğumuzda bence hayat şey diyebiliyor.
Tamam sen hazırsın artık.
Hani sana ben bu istediğini verebilirim.
Diyor gibi geliyor bana.
Yani birazcık da hazırlık süreci ihtiyacı var gibi geliyor.
Bazı konularda. Bazı konularda.
Aspekt aslında her konuda gibi de.
Tabii bu kontrolü bırakabildiğimiz konularda değil.
Evet, evet. Bir de evren çabayı sever diye bir söz var.
Eylemi sever, çabayı sever.
Bir şeyler konuştuğunda. Kader gayrete aşıktır.
Evet yani bazı konularda böyle gayret sarf ettiğimizde onun meyvesini illa ki kısa sürede de olsa uzun sürede olsa alıyoruz.
Belki orada biraz sabır gerekli.
Evet bir şekilde o sonuca ulaşıyoruz veya sonuçla ilgili fikrimizi değiştiriyoruz yolda ama hareket olduğu sürece o bir bereketini de getiriyor.
Ona inanıyorum ben. Peki.
Şimdi şema terapi senin kullandığın alanlardan birisi terapist olarak.
Benim çok yakın bir arkadaşım uzun yıllar şema terapi aldı.
Hatta bununla ilgili psikonet yayınlarından çıkan Hayatı Yeniden Keşfedin kitabını da ben ilgiyle okuymuştum.
Merak etmiştim çünkü o dönemde.
Bu senin de kullandığın bir yöntem olduğu için ben merak ettim.
Şema terapi nasıl bir yöntem?
Kimlere uygun olur? Siz psikologlar nasıl kullanıyorsunuz?
Şema terapi güzel bir yöntem.
Şöyle. BDT aslında bilişsel davranışçı terapiden doğmuş.
Yan etki gibi düşünün şema terapiyi.
Biraz daha geliştirilmişi gibi.
Bizim zamanımızda 2000'lerin başı BDT bile yeni çıkmaya başlamıştı.
Aa dedik düşünce, duygu, davranış bunları düzeltince hayat düzeliyor mu falan.
Okulda yüksek lisansla biz almıştık BDT'yi.
İyi hoş güzel de böyle bir...
Tabii ben şimdi üniversiteyi İngiltere'de okuduğumda biz...
Jung'a ve Freud'a boğulduk.
Bizim psikoloji öğrenme şeyimiz hep böyle geçmişte ne oldu, çocuklukta ne oldu.
Hatta isyan bile ediyordum ben böyle.
Tamam da hatırlamadığımız dönemi nasıl iyileştireceğiz diye.
Sonra işte BDT'ler çıktı daha yardımcı oldu ama ne o tam yani ne Freud yani.
Akım tam beni doyuruyordu.
BDT tam doyuruyordu.
Şema terapi aslında bu ikisinin ortası gibi.
Evet diyor hani günlük hayatında senin düşünce, duygu, davranış, üçlemen var.
Ama bunları etkileyen çocukluktan gelen senin oluşturduğun şemalar var.
Bu şemalarda senin yetişkinlik hayatında tetiklendiğinde duyguların ve davranışların da bunlar doğrultusunda değişiyor.
hareket ediyor. Heh dedim bu.
Çünkü bir şeyin de bizi tetiklemesi lazım ve bu tetiklenme biraz geçmişe yönelik olması lazım.
Zaten ben sistemik terapiyle çalışmayı da çok seviyorum.
İşte Virginia Sutter'ın ilk kurduğu alandan deyip.
Bir sistemin içine doğuyoruz mukadder.
Bunu şey yapamayız, yok sayamayız.
Psikolojinin klasik sorusu.
Nature vs. Nurture.
Hani çevre mi, doğuştan gelen mi?
Sonunda bu ikisinin beraber olduğu.
Yani. Ben bu deneyi evde yapıyorum her gün.
İkizlerle aynı karında, aynı genetik havuzda doğmuş iki tane bambaşka birey.
Ve gerçekten yani aynı çevredeler, aynı odadalar, aynı okuldalar ama bambaşka davranış patternleri var.
Orada mesela nasıl şema geliştiriyorlar onu da merak ediyorum aslında.
Onları konuşuruz.
Konuşurken nasıl şema geçiyorlar?
Kendi yaşadıkları ve yaşadıklarını anlamlandırdıklarıyla.
İşte orada genetik devreye giriyor.
Çünkü aynı çevredeler ama atıyorum umay bir olayı farklı anlamlandırıyor.
Güneş farklı anlamlandırıyor.
Genetik de olabilir, düşünce yapısı da olabilir.
Hani sırf genetik belki değil ama hani o okuduğu bir kitapta farklı bir duygusu.
Şimdi 4 yaşında hani ne çok...
Çok şükür hani çok bir sıkıntıları olmasın hiçbir zaman da.
Hani okuduğu kitaptır, dinlediği hikayedir.
Bir şeyleri anlamlandıracak.
Bakış açılarının farklılıklarını hele bence ilerleyen zamanlarda daha da fazla göreceksin.
Evet yani mizac da galiba o şemayı şekillendirmek de çok önemli.
Yani birisinin mizacı daha dışa dönük, daha başarı odaklı.
Ama diğerinin mizacı daha kendi duygularıyla, daha içe dönük.
Daha uzun vakit alıyor birisiyle arkadaş olması vesaire.
O yüzden hani... Şemayı geliştirirken de galiba o genetik olarak bize aktarılan bir mizacımız var ya o mizacla beraber sanki şemayı sadece çevre oluşturmuyor gibi
geldi bana. İkisi beraber oluşturuyor tabii ki.
Psikolojiyle ilgili her alanda bence ikisi beraber oluşturuyor.
Ama şemayı oluşturup nasıl ki travma olay değildir de bizim olaya yüklediğimiz anlamdır.
Şemada aynı şekilde o yaşanılan olaydan ziyade bizim o olaya yüklediğimiz anlam.
Kızlardan örnek gidelim.
Sen bir şey söyledin. Bunu neden buraya koydun?
Bir tanesi fark etmemişim diyor alıyor öbürü bana ne kadar kötü davrandın diye duygusal yaklaşabiliyor.
Bu mizaç da genetik de etki de onun içinden gelen duruma yüklediği anlam.
O yüzden biri için travma olan bir konu öbürü için olmayacaktır.
İkiz bile olsa ikisi de seni farklı anneler olarak anlatacaktır.
Değil mi? Büyüdüklerinde bambaşka görecekler beni.
Nasıl görmek istiyorsa aslında öyle.
O yüzden işte algı, anlatı, kendi zihninde nasıl hikayeleştirdiği beni.
çok önemli. Aynen öyle işte orada şemalar böyle böyle oluşuyor sistemik yaklaşımda da bu işte yani ben sistemik yaklaşım şema işte hepsini karıştırıp ortaya sunuyorum ama sistemik
yaklaşımda işte bana diyorum danışana kendi normalini anlat nasıl bir aileye bir çevreye bir sisteme doğdun sen ilk başta böyle bir danışanlar şaşırıyor hani klasik hani bana çocukluğunu anlat bize
dalga geçtiğimiz soru gibi de değil bir Diyorum ki danışana da benim senin normalini bilmem lazım ki bugün yaşadıklarını nasıl anlamlandırıyorsun gel beraber
çözelim. Birisinin işte bir sevgiyi sen nasıl anlamlandırıyorsun ki bugün ilişkilerinde nasıl sürdürüyorsun gibi gibi.
Böylece aslında hani o sistemini...
çözdüğümüzde zaten hangi şemaları oluşturduğu da direkt ortaya çıkıyor.
Onları yüklediği anlamlar ve bugünkü hayatındaki onların tezahüründen yaklaşarak danışanın bir haritasını çıkartıp ona sunuyoruz.
Sonra da diyoruz ki pozitif psikolojiyle gel bakalım hani eğer herhangi bir psikopatoloji yoksa hani bir psikiyatristle çalışılması gereken bir durum yoksa gel bakalım sen nasıl bir hayat istiyorsun ve elindeki
bu şemalarınla bu normalinle, bu sisteminle, elindeki olan kendi gerçeğinle nasıl bir hayat kurabilirsin üzerine çalışalım diye.
Yani sadece geçmişi...
Deşmiyorum ben. Geleceğe de birazcık dokunuyorum.
Geçmiş haritalandırmakla ilgili anladığım kadarıyla.
Gelecekte bunun üzerine ne kurabilirsin?
Elimizde bu veriler var.
Bu gerçeklikle nereye gidebiliriz?
Tök ezlediğinde ben sana nasıl destek olabilirim noktası.
Çünkü ne tök ezlediğimizde illa bir şey tetiklenmiş oluyor.
Ona bakıyoruz.
Peki şeyi soracağım.
Bu mod kavramı var şema terapide.
Bayılırım. Çocuk, ebeveyn ve yetişkin modları.
Bu modlar bize ne anlatıyor?
Çok şey anlatıyor. Transaksiyonel analizde de var bu modlar biliyorsun.
Ama hani şema terapiden.
Şimdi bu yaş fark etmeksizin biz karşımızdaki kişiye karşı çocuk modunda da olabiliriz, ebeveyn modunda da, yetişkin modunda da.
İstediğimiz sağlıklı yetişkin modunda olabilmek yani bizim yaşlarda tabii ki.
Yetişkin olduktan sonra o sağlıklı yetişkini iletişim diline de taşıyabilmek.
Ama burada şöyle bir nokta var.
Eğer fark etmiyorsak mesela karşımızdaki çok anaç birisi diyelim ve bize de çok anaç yaklaşıyor.
Fark etmeden biz onun karşısında çocuksulaşabiliyoruz.
Çünkü o direkt ebeveyn rolüyle bize geldiği için karşı rolüne ebeveyne karşılık çocuk olursun.
Veya tam tersi bir arkadaşımız, eşimiz, dostumuz çok çocukça davranıyor veya çok destek bekliyor, bir şeyler soruyor.
Ne yaparız? Ona karşı da fark etmeden ebeveynleşiriz.
Dur ben hallederim. Bir de bizim kültürümüzün ebeveyn şeyi var ya hani.
Dur ben hallederim.
Aman. Düşmesin.
Aman şöyle olmasın.
Avrupalı ebeveyn de değil.
Bir düş de bakalım nasıl kalkacaksın da değil.
Senin yerine yapayım gibi olabiliyoruz.
Ve böylece aslında iletişimleri bozuyoruz.
Bu hem romantik ilişkilerde böyle oluyor hem eş dost ilişkilerinde.
Burada bizim aradığımız yetişkinden yetişkine iletişim.
Baktığın birisi senin çocuk güdülerini tetikliyor.
Karşısında çocukluk yapasın geliyor.
İşte mızmızlanasın geliyor.
Kendini çekeceksin yetişkine.
Bir dakika hop hani ben 40 yaşında işte bir kadınım.
Şu an benim burada mızmızlanmam normal bir şey değil.
Okey ben yetişkin sekansından konuşayım.
dediğimizde zaten karşıdaki de fark etmeden kendini yetişkine çekmeye başlıyor.
Başlıyor. Çok heyecanlı.
Önümden bir sürü örnekler geçti.
Hep arkadaşlarımla olan hem işte romantik partnerlerle olan bir sürü şey geçti aklımdan.
Ve o çok farkında olmadan tetiklenen bir şey değil mi?
Yani bir anda o moda geçiveriyorsun.
Onu fark etmek de zor bir şey olsa gerek.
Zaten fark ettiğimizde yetişkin moduna geçmiş oluyoruz.
Yetişkin modu dediğimiz öyle sıkıcı ve herkese mesafeli olan bir mod değildi sonuçta.
Yetişkinlik evet sağlıklı sınırlar demek belki ama.
Kendine çocuk olmaya da, ebeveyn olmaya da yerine göre izin vermek demek de yetişkin olmak.
Merkezin yetişkin, istediğin zaman ebeveyne, istediğin zaman yetişkine geçiyor.
Aynen öyle. Veya fark etme şeyini.
İlk başta evet fark etmesi zor.
Hele kalıplaşmış ilişkilerde, kemikleşmiş ilişkilerde.
İşte bazı arkadaşın vardır.
Niyeyse onun yanında böyle hep bilge tarafını ortaya çıkar.
Ne gerek var? Yani.
Çünkü belki o çok çocukça daha.
Ve senin o ihtiyacını, o bilgi olma, o ebeveyn olma ihtiyacını tetikliyordur.
Veya varsa böylesi aynı şekilde senin çocukluk şeyini de tetikleyebilir.
Yetişkin olduğumuzda, bir dakika ya hani ben niye durup dururken bu kıza veya bu çocuğa devamlı bir tavsiye veriyorum, bir yardımda bulunmaya çalışıyorum?
Onun yerine anladım canım.
Benim senin için yapabileceğim bir şey var mı?
Hani destek olmak da isterim eğer sen de istersen hani.
Onun da o sağlıklı sınırı koymak hani anladım deyip kafa çevirmek bizim kültürümüze de açıkçası çok aykırı bir şey.
O yüzden hani psikoloji evet bir sürü kuramlar öğreniyoruz bir sürü bir şeyler yapıyoruz ama bunu kültüre de yedirebilmek ve bunu kültürle beraber desteklemek çok önemli.
O yüzden hani bizim kültürümüzde anladım canım oldu görüyorum olmuyor.
Veya bizim terapistik şeyimizde de danışan bir şey söylediğinde seni duyuyorum.
Türkçe değil bu. Geçmiyor karşı tarafa.
O yüzden birazcık daha kültürel şey.
Yardım etmek isterim. Üç güdüm bu.
Ama bak sağlıklı sınırı da koyuyorum.
İstersen ben buradayım diyebilmek.
O ebeveynlik güdünü.
Ebeveynlik yapmak istiyorum.
Destek olmak istiyorum. Ama senin istediğin kadar kısmında tutabilmek.
Yetişkinlik. Peki şu da aklıma geldi.
Bu modu fark edip ona göre pozisyon alabilmek için daha az fevri olmak lazım gibi hissediyorum.
Çünkü diğer türlü çok hızlı etki tepki yaşanınca çok kolay o modlara geçebiliyoruz gibi.
Ama dur bir düşün, daha yavaş hareket et.
Bir sindir bakalım o söylediği şeyi, o bilgiyi bir sindir.
Buradan sonra nasıl davranacaksın?
Kendin karar ver dediğinde yetişkine geçmek daha mı kolay?
Zaten yetişkin bilinci bu.
Bu kadar güzel anlattın ki yetişkin bilincini.
Yeni geldi bana. Bir dakika ya ne oluyor hani?
Bir dur. Zaten bir dur yetişkin bilinci.
Annem çok kızıyor ama hep ona örnek veriyorum.
Malzeme de çok iyi. Koçburcu ve çok atak ve çok dürtüsel.
Bir dur. Hani hep anneme söylüyor bir dur diye.
Hep o aklıma geliyor.
Yetişkin bilinci aslında bir durduğumuz yer.
Bir dakika ya ben ne hissediyorum şu an?
Ne oluyor? Ne yapıyorum?
Hani dürtüsel değil de biraz daha fark ederek, sindirerek yaşadığımızda zaten yetişkin bilinci oluyor.
Biz niye buna bu kadar geç geçiyoruz?
Hatta hiç geçemeyen de var da dediğin gibi.
Ama yani hani bunun eğitimi mi verilmeli belki liselerde, üniversite döneminde?
Ya ilkokul ya bu kadar.
İlkokuldan itibaren.
Ben hatta ilkokulda böyle zihin...
Yani meditasyon olsun, duygularını anlamlandırabilmek olsun gibi şeyleri çok önemsiyorum.
Bizim okulda mindfulness dersi var kızların.
Şahane bir şey yalnız.
Çok güzel. Bana da şey geliyor yani 4 yaşındaki çocuk zaten mindfulness andadır yani.
Ama bilsin. Çünkü ergenlikte unutacak.
En azından hani böyle bir şey var diye bilsin.
Evet tabii ki mindfulness 4 yaşındaki çocuk ama bu arada bilemeyiz de.
kendi iç dünyasında neler dönüyor.
En azından o formülü şimdiden öğrensin.
Çünkü tatlış bir ergenlik dönemi gelecek.
Ama gerçekten ben de şeyi çok önemsiyorum.
Yani duygularını tanımlamak, duygu geldiğinde ne yapacağını bilmek, onunla kalıp ondan sonra sakinleştiğinde tekrar ifade edebilmek.
Aynen. Yani çok wise bir noktadan geldin aslında.
Hani ne kadarını Her zaman yapabiliriz soru işareti.
Yani benim şöyle bir deneyimim var.
Uma ile ilgili kızlardan birisi.
Çok sinirliydi ve o sinirli olduğu zamanlarda ben ona hep şey diyorum.
Seni desteklemek isterim, sarılmak ister misin?
Şu an sinirli görünüyorsun diyordu.
Ve o hayır diyordu her seferinde ve sinirlenip gidiyordu.
Daha da artıyordu siniri hatta.
Sonra geçenlerde şey oldu.
Şu an beni sakinleştirmen lazım.
Kendimi hiç iyi hissetmiyorum diyerek geldi.
Yani ihtiyacını belirlemiş.
Ondan sonra çözümünü bulmuş ve benden destek istiyor.
Zaten yetişkin hayatta biz bu cümleyi kurabilsek...
Ah tabii canım. Bambaşka olur bir sürü şey.
Bambaşka olur değil mi? Birçok iletişim.
İşte bunu unutmamaları için...
çaba harcamamız lazım aslında.
Bak sen ihtiyaçlarını söylediğinde kötü bir şey olmuyor söyleyebilirsin.
O yüzden bırak okulda versinler.
Güzeldir. Peki bu yetişkin modu istediğimiz şey o dedin ya.
Bununla ilgili olarak bunu besleyecek önerilerin var mı?
Nasıl biz yetişkin modunda daha çok kalabiliriz?
Var. Şöyle şimdi zaten deminden beri konuştuğumuz bir dur.
Durmak. Bir durmak.
Ama bu durmak mesela ben de çok dürtüsel bir insanım.
Hani çok kendi üzerimde çalıştım.
Bir de Akdeniz toplumuyuz yani.
Her şeyi hızlı yapıverelim yani.
Bir de var heyecanlıyız.
Aynen Akdenizliyiz falan.
Ben mesela enerjimi atmak için spor.
Çünkü zaten ilkokuldan itibaren hiperaktivite tanımda gayet güzel vardı.
Ve aile beni hep spora yönlendirdi aile.
O yüzden hani o da bir alışkanlık oldu bende.
Zihin mi hızlı çalışıyor artık ne bir yerler hızlı çalışıyor ve sporla ben onu dengeleyebiliyorum.
Ve o bir dur noktasına zaten...
Bedenen yorulduğum için zihnim ister istemez bir dur ya bir dinleneyim bir sakin olayım geliyor ve nöronlar buna alıştıkça herhangi bir karşılaştığı şokta da bir dakika bir durayım izin
veriyor. O yüzden birazcık beden üzerinde çalışmak diyebilirim.
Bu hem zaten fiziksel sağlığımız için önemli hem de zihinsel sağlığımız için.
Hani günde bir yarım saat yürüyüş bile...
Çok fazla bizim dürtülerimizi kontrolümüzde yardımcı olacaktır.
Hem duygu hem dürtü değil mi?
Hem duygu hem dürtü aynen bir stabilize edecektir bir şey.
Zaten kanıtlandı da açık havada yarım saatlik bir yürüyüşün düşük dozlu bir antidepresanla aynı etkiyi zihinde sağladı.
Bir bunu öneririm yetişkinlik olarak.
Bir de şöyle oluyor. Şimdi spor yaptığında veya yürüyüşe gittiğinde bu fikri kendi kendimize alıyoruz ve uyguluyoruz ya.
Kendimizi yetişkin gibi hissediyoruz o zaman.
Ben bir karar aldım ve uyguluyorum.
Bu arada dopamin serotonin de artıyor.
Yaptım başardım hissi yükleniyor.
Bir hedef koyma dopamini arttırıyor.
Yaptım başardım serotonini arttırıyor.
Bir içeride zaten kendinden memnun olma hali fokurdamaya başlıyor.
Böyle olduğu zaman da işte karşındakinin ebeveyn modu veya çocuk modu bir zaten istersemez garip gelmeye başlıyor.
Niye biz şu an bir sağlıklı iletişim kurmuyoruz?
Sorgulamaya başlıyor insan.
Bir de zaten biliyorsan ebeveyn bilincini, çocuk bilincini oradan rahatlıkla kendini sıyırabiliyorsun.
Bu kendini sıyırmak da şöyle oluyor.
Ya şu anda bu iletişimde bir rahatsızlık hissediyorum ben veya hani normalde olduğum gibi değilim veya ileri seviye, advanced seviyesinde ya bu iletişimde ben sorumluluk aldığımı
hissetmiyorum noktasına geldiğimizde bir durup Bir dakika kim çocuk oldu kime bebeğin?
Burada bir dengede şaşma var dediğimizde de rahatlıkla toparlayabiliyoruz o iletişimi.
Tabii ki yani konuştuğumuz gibi kemikleşmiş olan iletişimlerde daha zor oluyor ama imkansız bir noktada değil tabii ki.
Yani bu çift terapilerinde de kullanılıyor o zaman.
Çok. Değil mi? Orada çok işe yarar.
Çift tereplerinde hele bir taraf ebeveynliği alıyor, bir taraf çocukluğu, bir taraf ebeveynliği aldığı için öbür tarafta çocukluğa hemen kayıyor.
Bir de şöyle bir şey var.
Zaten romantik ilişkiler dediğimiz kavram bizim en çok travmalarımızın tetiklendiği alan.
Çünkü yine yapılan araştırmalarca ailemizden sonra...
Bu kadar yakın iletişimde olduğumuz, tensel temasta olduğumuz kişiler romantik partnerlerimiz oluyor.
Somatik olsun, zihinsel olsun bizim çocukluktaki yaşadığımız hatırlayalım hatırlamayalım travmaların hepsi romantik ilişkilerde su üstüne çıkıyor.
Çünkü bir şekilde tetikleniyoruz diyeyim.
O yüzden ister istemez ebeveyne veya çocuğa kaçmak da...
Çok kolay oluyor ve ikisinin de en acımasız noktalarına kaçıyoruz romantik ilişkilerde.
O yüzden oradaki o sağlıklı iletişimi sağlayabilmek çok önemli.
Yani oradaki dediğin gibi anne babamızla olan ilişkilerde hangisini seçtiysek annenle olan travmansa onu düzeltmeye uğraşıyorsun değil mi romantik partnerinde ya da babanla olansa onu tekrarlayıp
o tekrarlama zorlantısı onu tekrarladıktan sonra da bak orada düzeltememiştim.
Bugünkü ilişkimi de düzeltebiliyorum demek.
Ve öyle de bir döngü ki bu.
O ilişkide de düzeltemiyorsun onu.
Çünkü bildiğin yola kaçıyorsun.
Değişik bir şey denemediğin için değişmiyor da.
Evet, evet o da değişiyor.
Sürekli kendini gerçekleştiren kehanet şeklinde devam ediyor.
İşte babayla problemi babayla halledemiyorsun.
Partnerle halledeceğini zannediyorsun.
Ve onu yine o problemin içine sen sokuyorsun.
Ve yine halledemeyip bak gördün mü yine terk edildim deyip kurban bilincine geçiyorsun.
Yani işte oraları görebilmekte ancak terapide oluyor galiba.
Çünkü kendine birkaç adım geriden bakmak için birinin eşliği gerekiyor.
Terapide de oluyor. Daha çok şu Mukadder ya.
Bunu çözmeye niyetli olmakla başlıyor bütün iş.
Ya bende bir döngü var.
Bende bir sıkıntı var.
Nasıl çözerim demekle daha rahat ilerliyor.
Bunu çözmek istedikten sonra tabii ki terapi.
En başta önemli olan ama bugün bir sürü videolar var, podcastler var, bunları çekiyoruz, anlatıyoruz, kitaplar var.
Artık hani sonsuz kaynak var neredeyse.
Yeter ki kişi niyetli olsun.
Ve şey, odaklı bakmak da galiba.
Hep aynı problem dönüp dönüp önüme geliyorsa, burada bir patern var.
O paterne ne tetikliyor, ne sürdürüyor, neyden sonra düzeltiyorum ya da düzeltemiyorum.
Oturup yazıp çizmek bile çok işe yarıyor.
Bir de şey var. Ortada bir patern varsa sen orada kurban falan değilsin arkadaş.
Bu patern senin paternin.
Önce buna bir sahip çık.
Ben bunu bu noktaya getiriyorum demek ki.
Ben nerede davranışsal bir değişiklik yapabilirim ki bu döngü değişsin?
O kısım da çok önemli.
Ama işte davranışı değiştirmek de çok zor ya.
Fark etmek benim için çok kolaylaştı artık belli bir yaştan sonra.
Ama davranışı değiştirmek çok zorlayıcı.
Vallahi ben orada bunu danışanlarıma da söylüyorum.
Böyle bir şey noktasına gelmek gerekiyor.
Ve artık dediğimiz noktada değişiyor çoğunlukla davranış.
Öyle mi? Bir hani...
Doyma noktası. Evet, doyma noktası belki de.
Bir dibine kadar, o dibini sıyırdıktan sonra...
Aç gözüm benim burada alacağım bir şey kalmadı.
Farklı bir şey. Deneyim dediğin noktada davranışsal değişiklik oluyor ama tabii yılların getirdiği aynı paternlerde öyle o kadar çabuk değişmiyor.
Şimdi milyonlarca milyarlarca nöronlar birleşmiş zihninde.
Seni direkt o bildiğin davranışa yönlendirmek için.
O yüzden işte burada terapide olmak da önemli.
O bildiğin davranışa kaçtığında kendini suçlarsan...
Yine bir şema oluşur veya bir şeman tetiklenir.
Ya ben bir değişim sürecindeyim.
Yıllardır olan bir davranışım.
Arada ona da kaçabilirim.
Ama amacım daha hani sağlıklı davranış.
Benim işime yarayacak şekilde davranabilmek.
Diyerek de ilerlediğimizde hani orada terapinin desteği tabii ki çok büyük oluyor.
Bir eşlikçin oluyor yanında.
Yalnız olmuyorsun. Evet eşlikçi çok önemli.
Önceki yayınlarda da konuşmuştuk.
Terapistin kullandığı yöntemden ziyade senle kurduğu ilişki, güven bağı onların hepsi daha iyileştirici.
Kesinlikle hele dönemimizde.
Aktif dinlemek, kişinin kendisiyle ilgili...
sorular sormak.
Yani hakikaten orada onda olmak.
O kadar az dinliyoruz ki birbirimizi.
Yani arkadaşlarımızla buluşmaya gittiğimizde bile elimizde telefon.
Bir şey. Ben mesela annemle dalga geçiyorum.
Senle diyorum telefonla daha rahat konuşuyorum.
Ben çünkü uğraşacak bir şeyin yok elinde.
Benle konuşmak zor.
Yani. Yan yanayken konuşamıyoruz.
O işe dalıyor. Ben bir şeye dalıyorum.
Havada uçuşuyor. Üç saattir beraberiz.
Ama hiç iletişim yok gibi.
Bu arada iletişimde yine geçenlerde bir videoda izledim.
Yani WhatsApp gerçekten ilişkileri öldüren bir şey diyor.
Çünkü çok az yani emoji koysan bile çok az mimiğini görüyorsun karşı tarafın.
Ve sadece yazılı mesaj gittiği için bir sürü ipucunu kaçırıyorsun.
İletişim ipucunu. Önemli şeyleri evet yüz yüze konuşalım.
Derim hep. Veya arkadaşlarımla da hani sana anlatacaklarım var.
Hani bir de böyle teaser'ı da verip baştan.
Ama evet yani WhatsApp'ta anlatmaktansa yüz yüzeyi hep tercih etmişimdir.
Bazen bazı danışanlar da yazıyor WhatsApp'tan.
Hani belli dönemde olduklarını söylüyorum.
Hani istediğiniz zaman yazabilirsiniz diye.
Döneceğim zaman da bazen öyle bir şeyler oluyor ki.
Hakikaten yazıyorum. Şimdi bunu size yazarak bir şey söylersem yanlış anlaşılmaktan korkarım.
Hani seansta bu konuyu konuşalım.
Park edin bunu seansta konuşalım diyorum.
Yani o yüz yüzenin verdiği etkileşim olmuyor.
Olmuyor. O bir mimik.
Enerjisini aldım. Alamadım.
Peki şunu da soracağım.
Yine şema terapiye kayacağım ama mesela terapi süreci bitti.
Sen danışanla o haritasını çıkardın ve diyelim ki işte başarısızlık şeması var.
İşte kusurluluk şeması var.
Böyle şemaları fark ettiniz siz.
Ama onları da danışan da süreç bittikten sonra fark edebilir hale geldi.
Sonra ne oluyor? Yani senin terapin bitti.
Beş yıl aldın şema terapiyi.
Artık biliyorsun. Ne tür şemaların olduğunu da anlamışsın.
Ondan sonrasında ne yapman gerekiyor?
Şemalarla düşman değil, dost da değil, uzaktan bir tanıdık oluyorsun bir kere.
Bildiğin birisi.
gibi düşün. Ve bu ara ara senin ziyarete gelebilir.
Komşun, uzak bir komşun gibi düşün.
Ben onunla karşılaştığımda nasıl davranacağım sorusunu daha çok danışanla konuşuyoruz ve bu tabii ki kişiye özel olduğu için hani kişiye özel formüller buluyoruz.
Bazısı telkinle rahatlıyor.
Bazısı demin söylediğimiz gibi bilinçli, yetişkin hani bir dur, bir bak ne oluyor öyle rahatlıyor.
Bazısı zaten hani ilk başta hepsinde olan Sinir sisteminin en klasiği savaş kaç don tepkileri verebiliyor.
Hangisini verdiğini çözüp ona göre ya tamam karşılaştın mı başarısızlık şemasıyla karşılaştın.
Atıyorum şimdi iş yerindesin çok önemli bir toplantın var ve o toplantıda bir sunum yapacaksın.
Senin için çok önemli ve ya yapamazsam korkusu geldi o sırada.
Orada ne çalıştıysak işte nefes al nefes ver mi?
Yapabilirsin telkini mi?
Veya işte daha önceki yaptıklarını aklından geçir kendini bir...
işte amiyane tabiriyle bir gaza getirme veya hani hiç düşünme bodoslama gir gibiyim ben genelde kendimi öyle düşünme düşünme hiç diye bir şekilde hangi
formülü oturttuysak onunla Devam ediyor genelde danışan.
Çünkü hani evet fark ettik ve terapiyi bıraktık diye.
Terapi içerisinde zaten bu şemalarıyla danışan karşılaşıyor.
Ve karşılaştığında fark ettikten sonraki hareketleri çok daha farklı oluyor.
Bir dakika ya burada yine bir şey oldu deyip kendi kendine de değiştirebiliyor.
İşte o nokta bence çok önemli.
İnsanlar onu almak istiyor terapiden.
Ama bu da 3-5 seansla olacak bir şey değil.
Belki senelerce işte arkadaşım 5 yıl aldı şematı.
Ve şu an gerçekten şey oluyor.
Şu an işte başarısızlık şamam geldi.
Onun farkındayım. Ben bir durayım burada.
Onun da bir dürtüselliği var.
Ondan sonra duruyor. Ondan sonra bana anlatıyor biraz.
Orada bir şeyi kendi gazı alınıyor gerçekten dediğin gibi.
O yüksek kaygısı belki daha azalıyor.
Ondan sonra yavaş yavaş sakinleştikten sonra o dediğin gibi terapide kullandıkları telkinleri kullanıyor.
Bu şekilde de ilerlenebilir o zaman.
Yani terapi bitmeyecek bir şey değil.
Yok canım. O iyi bir terapi değildir o zaman zaten.
Ya terapistin amacı zaten danışanla beraber haritasını çıkartıp...
Sonraki yol haritasını da veya işte tarifini de onun cebine koyup o alet çantasını oluşturup bye bye diyen kişidir.
Yani sürekli zaten danışan bize geliyorsa dediğim gibi 5 yıl 6 yıl geçti bitti artık bütün şeylerin sonuna geldik.
Hani orada artık bir farklı bir bağ oluşmuştur veya...
Suistimal de olabilir.
Yani psikoloğun amacı o alet çantasını danışanla beraber oluşturup onun koluna takıp gitmesine izin vermektir.
Çocuklar büyüdükten sonra artık onu üniversiteye gönderebilmek de bir şey ya.
Ayrılmayı, sağlıkla ayrılmayı sağlayan bir şey.
Terapi sürecinde de danışanına sevgi dolu bir şekilde...
Veda edebilmek lazım.
Ama onun için tabii ki ilerideki tetiklenmeleri için neler yapabileceğinin de çıktısını bilgisini vermek lazım.
Öyle de başıboşta bırakmamak lazım.
Zaten bilgisi de yetiyor ya.
İhtiyacın olduğunda ben hep buradayım ve geleceğim bilgisi de yetiyor.
O yüzden yani bu becerileri edindikten sonra terapide hayatımızda kullanabiliriz.
Kullanamayacak kadar büyük bir şey geldiyse de zaten yine sizlere ulaşabiliriz.
Tabii ki. Biz de öyle yapıyoruz.
Peki şeyi bir daha soracağım devamını.
Bu sistemik aile terapisinde neler görüyoruz?
Yani o aile içine doğduğu aile paternleri ilginç gördüğün şeyler var mı?
Ya da onun da bir sistematiği var mı?
Az önce söylediğimiz gibi modlar gibi olabilir.
Aile formları var mı?
Var. Sistemik terapi şöyle düşün.
Ailenin doğduğunuz anda size verdiği gözlük.
O çerçeveden.
Yani bizim bir normalimiz oluyor.
Sonra işte yuvaya, şuraya, okula başladıktan sonra aa farklı gözlükler de varmış demeye başlıyoruz.
Mesela işte bizimkiler çok şeydi, sofra kurallarına böyle aşırı adabı, muaşereti çok düşkündü.
Ben iki yaşında çatal bıçakla...
Neyse bir gün bir yuvaya...
Başta eve yakın diye o yuvaya gidiyorum.
Eve bir geliyorum her şeyi kaşıkla yemeye başlamışım.
Anne kızım hayırdır? E diyor okulda herkes böyle yiyor.
Hani şimdi oradaki sistemi almışım.
O yüzden sistemik terapi illa...
Aile de değil. Ben sadece aile olarak çalışmaktan da yana değilim.
Çünkü sadece aile çalıştığımız zaman oh şahane.
Anneyi babayı suçla. Günah keçisini de buldun.
Onlar bana böyle yaptı.
Beni böyle eğitti de. Kenara çekil.
Kurban psikolojisiyle hayatı yaşa.
O kadar basit değil bu işler.
Yetişkinlik dediğimiz biraz kendi sorumluluğunu almak.
Ve sadece ailede de olmuyor.
Okuldaki akran zorbalığı sana travmalar yaşatabiliyor.
Veya nasıl demiş hani... Bir aile sistemimiz var, bir okul sistemimiz var, bir iş sistemimiz var.
Yani farklı sistemlerin de içine girip çıkıyoruz.
Ve o sistemleri birbiriyle nasıl bağdaştırdığımız veya hangi tarz sistemleri çektiğimiz de hayatımıza çok önemli.
Biz bazı sistemleri de çekiyoruz değil mi?
Tanıdık olduğu için. Doğru.
İşte diyorlar toksik ilişki, toksik ilişki.
Ben de şey yaptım. O toksik ilişkiyi biz kendimize seçiyoruz.
Çünkü bildiğimiz paterna olduğu için aslında.
O yüzden hani sadece... Sadece aile sistemi değil benim çalıştığım.
Benden bütün sistemini bana anlat.
Sen nasıl bir yerde doğdun?
Kültür çok önemli bir şey burada.
Mesela işte ben herkesin tersini yaptım.
Herkes burada üniversiteyi okuyor.
Yurt dışına master'a gidiyor.
Ben yurt dışında üniversiteyi okudum.
Bileys diye burada yüksek lisansı istedim.
Çünkü case'ler o kadar farklıydı ki vakalar.
Tabii kültürel olarak değil mi?
Bambaşka. Şimdi işte atıyorum.
Orada bir alkol içmiş işte kriminoloji dersinde işte oraya buraya saldırmış birisinin vakasını inceliyorsun.
Veya işte başka bir ne bileyim bir taciz vakası şeyi inceliyorsun.
Eee dedim töre cinayetleri nerede?
Bir İngiliz'de ben töreyi nasıl anlatayım?
Töre cinayetini nasıl anlatayım?
Veya işte bakış açısını.
Dedim ben terapi... Eğer dedim Türkiye'de yaşayacaksam kendi kültürümde almam lazım.
O yüzden içine doğduğumuz kültür de çok önemli.
O da bize bir sistemi veriyor.
Şimdi baktığımızda yine yapılan araştırmalarca Türkiye'de yaşayanların çoğu kaygılı bağlanma.
Neden? Çünkü sağ olsun analarımız hep bir başımızdaydı.
Çok şükür ben kaçınganım bu arada.
Çok şükür. Çok iyi bir şeymiş gibi.
Kaçıngan kaygılı yani hep ya başımızdaydılar ya hani bir ne yapacaklarını bilemediler.
Bir bir şey bir şey ama yani çoğunluk olarak Türkiye'de kaygılı çıkmış çünkü toplum kaygılı zaten.
Yani sadece hem anneler kaygılı aman düşmesin aman şöyle olmasın anne bitiyor yan komşu aman.
Öyle olmasın. Anneanneler, babaanneler keza aynı.
O yüzden kültürde bir sistem ve insanı içine doğduğu sistemle incelememiz lazım.
İşte orada neye ne anlam verdi ve bu verdiği anlamdan da hangi şeması oluştu?
Çok güzel. İkisi birbirini o yüzden çok tamamlıyor, güzel tamamlıyor.
Biri anlamlandırıyor, öbürü de çözümü sunmasına yardımcı oluyor.
İkisini beraber kullanmayı çok seviyorum o yüzden.
O eklektik gidiyorsun sen çalışırken.
Hiç öyle tek bir şeye bağlı kalamam.
Çünkü yani zaten insan dediğimiz şey tek formülle çalışan bir varlık değil.
Danışan çeşitliliği arttıkça senin kullanacağın terapi yöntemleri de çeşitlenecektir.
Aynen öyle. Ona göre devam ediyor.
Çok güzel. Teşekkür ederiz bu bilgiler için.
Rica ederim. Ne demek her zaman.
Şimdi bizim klasik sorumuza geliyoruz.
Ariadne mitinden ilhamla senin kendini labirente sıkışmış hissettiğin deneyimin neydi?
Ve oradan çıkış için ipucun ne olmuştu?
Önce deneyim. Güzel soru bu.
Allah'tan önceden konuştuk yoksa çok tıkanırdım.
Yani labirentten labirente diyoruz biz bu kısma gelince.
Aynen öyle. Tek bir labirent gibi bir şey olmasının imkan ihtimali yok.
Birkaç tane vardır ama daha yakın zamanlı olan benim labirentim biraz baba ilişkisiydi.
İşte evlenirken düğün zamanı kopan iletişim.
O bir labirente kaybolmama sebebiyet verdi açıkçası.
Hem bir... Bebeğinin desteğini alamamış olmak, düğünün tam tadını çıkaramamış olmak, hatalı mıyım acaba'yı sorgularken aslında en keyif alacağın günde
yanlış mı yapayım derken evlenerek yanlış mı yapayım diye.
Orada aramız bozuldu.
Daha mı ben kendimden bir şeyler vermem gerekirdi babama karşı gibi.
Kafa karışıklığı.
Benim büyük labirentim olmuştu.
İpim de kendimi seçmek oldu.
Kendini seçmek. Ve belki yetişkin moduna dönmek.
Yani o işte çocuk ve ebeveyn modu belli bir yaştan sonra gerçek ebeveynlerimizle de yetişkin yetişkin iletişim kurmamız gerekiyor.
Hele orada bazen ebeveynler çocuk moduna girip de çocuklar onlara ebeveynlik yapmaya çalıştığında bütün sistem bozuluyor.
O yüzden ben orada geri çekilip Çocuk da olmayacağım, bebeğin de olmayacağım, yetişkin olacağım diyerek geri çekilip hayatıma devam etmeyi seçtiğim bir nokta oldu.
Zordu labirentten çıkışı ama ipi bulmak da bir ferahlattı.
Ferahlattı. Peki şunu söyleyeceğim.
Senin test konun da baba kız ilişkisi üzerine.
Onun bir desteği oldu mu sence?
Bu konuları biliyor olmak.
Oldu tabii. Ben bu konunun üzerine çok çalıştım.
Çünkü şöyle, benim annemle babam ben 13 yaşındayken boşandı.
Ve annem boşanmak istediği için ve ben de anneme çok düşkün olduğum için açıkçası ben de boşanılan taraf oldum.
Babam benden de boşanmayı tercih etti.
Birazcık hani ne yapacağını da bilemedi benimle.
Biraz fazlalık olarak gördü.
Biraz kendi başarısızlığını belki çok yansıttım bilmiyorum.
Çok sorguladığım bir süreç oldu açıkçası.
Baba kız ilişkisi. O yazdığım tez de zaten bunu anlamlandırabilmek içindi.
Ama döndü yine buldu seni.
Hayatın kritik zamanlarında geliyor ya işte o.
Evlilikte mesela kritik bir zaman.
Çünkü normal zamanda idare edebiliyorsunuz.
Herhangi bir sorumluluk yüklemeyince ebeveyn de olsa çocuk bilincinden devam edebiliyor.
Ama bir sorumluluk yüklediğiniz zaman kriz çıkartabiliyorlar.
O da onun tercihi oldu.
Demek hani daha rahatlattı beni.
O tezi yazmak da anlamlandırmaya yardımcı oldu.
Bu süreci yaşamaksa yani bu kriz anını yaşamaksa biraz daha sert bir çarpış oldu.
Çünkü hani bu da benim bıraktığım bir şeyden ziyade ben bırakılmış gibi oldum.
Önceki ilişkilerimi anlamlandırmamı...
yardımcı oldu. Hem de şu noktaya gelmeme yardımcı oldu.
Bazı şeyleri ne kadar telafi etmeye çalışırsan çalış, iki tarafın da gönüllü olması lazım.
Çok güzel. Bazen de istenmemek veya çaba harcanılmayan tarafı olmak çok kırıcı olabiliyor.
Hani bu duyguda kalın.
Eğer bir şey kırıldıysanız hani duyguları da yok saymayalım ama bazen de sadece bu benim gerçeğim deyip Kendini seçmek en sağlıklısı oluyor.
Yani kendini seçmek ilk duyuşta böyle bencillik gibi algılanıyor ama kendi gerçeğini kabullenip yola böyle devam etmek daha olgun bir davranış.
Her zaman için. Bir de kendini seçmek şimdi duruma göre yani yetişkin olmak dediğimiz şey de kendini seçmek aslında.
Kendini seçmek demek diğerlerini umursamayacaksın demek değil ki.
Bir de yine bizim toplumda şey var ya sen iyi ol ki ben iyi olayım.
Okey o zaman ben de kendimi seçip iyi oluyorum.
Aslında bir şekilde döngüyü kırmak oluyor.
O yüzden kendinizi seçmekten korkmayın demek isterim.
Evet evet çok güzel söyledin.
Çok teşekkür ederim.
Rica ederim. Belki başka bölümlerde de görüşürüz.
İnşallah seve seve.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Spotify ve Apple Podcast da bizi takip edebilir.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
