
S2B17: Cengiz Arca | DEHB, Tanılar ve Kimlik İnşası
18 Mart 2026 · 44 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi podcaste bu hafta psikiyatrist Dr. Cengiz Arca (@cengizarca ) konuk oluyor.
Günlük dilde neden artık "üzgünüm" yerine "depresyondayım", "bencil" yerine "narsisist" diyoruz? Son yıllarda klinik terimlerin neden bu kadar sık dilimize yerleştiğini sorguluyoruz.
🔍 Bu bölümde:
• "Bende DEHB var" demek bir konfor alanı mı sağlıyor?
* Dijital dopamin bombardımanı DEHB benzeri belirtiler yaratıyor mu?
• Sosyal medya ile olan ilişkimiz samimiyeti, bir arada olmayı nasıl etkiliyor?
• Sohbetin genel çerçevesinde popüler psikoloji çağında "normal" kalabilmeyi tartıştığımız bölümümüz yayında!
Transkript
Ben böyle sıcaklık bende yükseldi.
Yükseldi. Yükseldi.
Nabzım hızlanmaya başladı.
Terleme başladı. O katastrofik düşünceler gelmeye başladı.
Böyle ben dedim ölüyorum herhalde.
Şu an bir şey oluyor bana.
Sonra dedim ki... Bu benim panik atak.
Sen kendi kendine açılın ben doktorum demiş olabilir misin?
Benim sana soracağım sorulardan biri de gerçekten şeydi.
İnsanların bu aldıkları tanığı yani tıbbi olarak da hep DHB diyorsun sen.
DHB tanısı aldığı zaman bunu dışarıda kimliğinde nasıl gösterdi?
Yani bu tanıyı almış olmak onu sorumluluklarından azade mi ediyor?
İşte bu tanıyı almış olmak onu daha sevilebilir biri mi yapıyor?
Ne yapıyor yani? Bunu söyleyen çok fazla insanla karşılaşıyoruz.
Birinin bizi anlaması için bizi iyi dinlemesi lazım.
Birinin bizi iyi dinlemesi için de onun kulağını tırmalayacak ya da onu şaşırtacak şeyler söylememiz lazım.
Kendini çok küçük bir yere sıkıştırıyorsun.
Kendine haksızlık ediyorsun. Evet.
Yani bir tanıya sıkıştırmak aslında potansiyelini çok küçültmek.
Bir tanıya, bir kavrama, kısır bir formülasyona.
Ben işte kısa ilişki insanıyım.
Yine bir şeye sıkıştırıyorsun. İşte ezberlere girmiş oluyorsun.
Bu olamaz. Bir insan bu olamaz.
İnsanın içinde müthiş bir potansiyel var.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum psikiyatrist doktor Cengiz Arca.
Hoş geldin Cengiz. Nasılsın?
Hoş bulduk Mukadder. İyiyim. Sen nasılsın?
Ben de iyiyim. Teşekkür ederim.
Önce seni kısaca tanıtarak başlayacağım.
2017 yılında Çukurova Üniversitesi tıp fakültesinden mezun oldun.
2021'de ise psikiyatri uzmanlığını Hacettepe Üniversitesi'nden aldın.
Hekimliğe ek olarak Ankara Üniversitesi'nde sosyoloji okudun.
Psikiyatrist olarak danışan görmeye, danışan mı diyorsunuz?
Ben hasta diyorum da o da başka videonun konusu.
danışan ya da hasta görmeye devam ediyor.
Bir yandan da kaliteli içerikler üretmeye alanla ilgili söyleşilere devam ediyorsun.
Son zamanlarda seni X'de veya podcast'in duvarın ardında takip edenler DEP, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu konusunda güncel araştırmalar yaptığını ve bu konuda çalıştığını biliyorlardır.
Ben de bugün sohbetimizde tanıların günlük hayatımıza etkisini, popüler psikoloji kavramlarının neden bu sıralar arttığını biraz konuşmak istiyorum.
Nasıl seçim sence konu?
Konu güzel seçim. Biraz riskli çünkü...
Popülerliği artan tanılarla ilgili bir şey konuşalım dediğinizde şunu da demiş oluyoruz ya.
Yani bu aslında hani olmaması gereken bir yerde de demiş oluyoruz.
Onu dinlerken insanlar nasıl bir yerden dinleyecek?
Biraz böyle baştan insanları ürkütebilir.
Ama ben hani daha böyle nasıl diyeyim arka planını tartışabiliriz diye düşünüyorum.
Sadece işte şimdi klasik şeyler var.
Herkes şöyleyim diyor böyleyim diyor.
Hani bunun ötesinde bir tartışma olursa insanlar da ilgisini çeker dinler diye düşünüyorum.
Yani bizim dinleyicimiz genelde merak ediyor.
Ortak soruları sorduğumuzu düşünüyorum.
Güzel bir kitap. Biz
de modern dünyada bu kadar çok dopamin baskısı altında, dopaminle yaşarken dep benzeri bir şey yok.
semptomlar gösteriyor olabilir miyiz?
Yani gösteriyor olabiliriz.
Yani onu ben şey açısından düşünüyorum.
Mesela işte depresyon ya da işte şizofreni, anksiyete bozukluğu.
Onların böyle antropolojisine yönelik bazı çalışmalar var.
Eski kaynaklar var ya da bazı kabile çalışmaları var.
İşte bugünün toplumuyla henüz ya da bugünkü işte çağdaş toplumla henüz temas etmemiş bazı grupların Davranışlarını işte incelediğimizde depresyon ya da işte daha bizim kadim tanıların görüntülerine ulaşmak
mümkün ama işte DHB ya da bazı tanılar orada çok belki çok incelenen şeyler de değil ama biraz moderniteyle alakalı tanılar gibi geliyor her ne kadar DHB içinde, otizm içinde, tarihçesi.
Var gibi gözükse de en azından bir 100 seneden fazla şeyler.
Bunların böyle ufak tefek nasıl diyeyim hani böyle apaçık şekilde olmasa da belli varyantları vardı.
Yani her zaman işte nöro gelişimsel açıdan atipik seyreden insanlar vardır.
Yani bu bugün olmuş olabilecek bir şey değil.
Bazıları öğrenme güçlüğü yaşadı.
Bazıları işte otizm spektrumunda bazılarının tik bozuklukları falan bir şey var.
Bazıları DHB ya da benzeri şeyler gösterdi.
Bir şey tabii tanımlandıktan sonra...
Onu daha fazla görmeye başlıyoruz yani bu hemen hemen her şey için yani bugün senle biz işte gündelik yaşamla ilgili bir şey bulsak işte eve girince işte ceketini koltuğa bırakan insanların aslında şöyle insanlar olduğunu söylesem
ben sana bundan sonraki hayatında ona daha çok bakacaksın ve gerçekten de aa evet ya doğru biz bunu düşünmüştük gibi şeyler olabilir o yüzden hani Bu şunu şey yapmıyor.
Ben bunu söyledim diye olmuyor. Böyle bir şey de var gerçekten.
Sırf ben bunu söyledim diye de sen bakmıyorsun ama daha fazla bakıyorsun.
Ama işte algıda seçicilik oluyor biraz.
Evet ama bir şeyin algımıza daha fazla giriyor olması onun olmadığı ya da onun suni bir şekilde var olduğunu göstermiyor.
Bugünün şeyi de o yani. Tanılar ya da belli şeyler daha fazla dikkatimizi çekiyor.
Ama bu var olan bir şey olduğu için de daha fazla dikkatimizi çekiyor.
Demek ki var ki daha fazla dikkatimizi çekiyor.
Hiç olmayan bir şeyi... Dikkatimizi çekmesi yok.
Mümkün olmazdı. Evet mutlaka var.
Mesela şey okumuştum.
Disleksi okuryazarlık oranının daha az olduğu dönemde tanılanmıyordu.
Çünkü zaten o kadar kişi okuyup yazmıyordu.
Ama insanlar okuryazarlık oranı arttıkça okuma güçlüğü diye bir şey çıktığını fark ettiler.
Eğitim seviyesiyle de alakalı.
Yani şimdi günümüzde de bu teknolojik cihazların çok artmış olması.
Mesela işte dikkat süremiz kısaldı diyoruz.
İşte Reels videoları gitgide kısalıyor.
Bir filmi izlerken, sinema filmini izlerken o işte 90 dakikadan fazlaysa ben izleyemem diyen insanlar var.
Yani hani bu biraz daha zaman azaldıkça azaldıkça küçülmeye mi gidiyor dikkat süresi?
Bu özellikle DHB ile ilgili son zamanlarda işte bir haftaya bir ders anlatacağım.
Onun slide'larını tekrar hazırlarken hep şey var böyle bir ritim meselesi, senkronizasyon meselesi.
Yani muhtemelen diğer...
Psikiyatrik durumlarda, psikopatolojilerde zamanın ruhundan, ritminden etkileniyor.
Hani bu tek DHB ile alakalı gibi de gelmiyor bana.
Ama en çok etkilenenlerden bir tanesi.
Yani dikkat böyle çok karmaşık, kompleks bir bilissel fonksiyon.
Zaten bu kadar karmaşık bir şeyin ufacık tefecik değişikliklerle de etkilenmesi çok normal geliyor bana.
Bu şey değil ki işte böyle bir nasıl diyeyim değersizlik ya da değersizlik de oldukça komplike olabilir de işte suçluluk duygusu falan yani çok tanımı çok zor, ölçmesi çok zor, günün belli saatlerinde
çok fazla değişkenlik gösteriyor.
Olaya duruma göre değişiklik gösteriyor.
Mesela o dediğin şey işte time on task diyorlar işte zamanın yapılan görev üzerine etkisi.
Farazi rakamlar söylüyorum ama aşağı yukarı da böyle.
5 dakika bir zamanın üzerine bir şey yapmaya devam ettiğinde o time on task etkisi başlıyor.
Ne oluyor? Artık zaman senin bir şeyi yapman için sana yardımcı olan bir şey değil sana yük olmaya başlayan bir şey oluyor.
Yani vakit geçti ve ben hala bununla uğraşıyorum.
Ve o zaman işte omission mistakes dedikleri yani eksik bırakmak bir şeyleri.
Ya da bazı kopmalar olmaya başlıyor.
Bu sinemada da oluyor. Sinemada olunca ne oluyor?
Yani filmi anlamamış oluyorsun.
Evet. Bazı alegorilerini, metaforlarını kaçırmış oluyorsun.
Sınıfta olsa derste işte bazı ipuçlarını kaçırıyorsun.
Evet. Ama bazen de tehlikeli şeyler oluyor işte.
Yani işte orada bu dikkat süresiyle ilgili bu teknolojik cihazları çıkarsak hayatımızdan ne değişir?
Ya da senin hayatını etkiliyor mu?
Onu da merak ediyorum aslında. Yani şöyle beni etkiliyorsa beni pozitif etkiliyor yani bunu şey yaptığım için değil de sonuçta ben bazen tabii ki işte keşke şuna bakacağım sürede işte şunu yapsaydım bunu yapsaydım gibi şeyler aklımdan geçirmekle
beraber bankaya gitmek yerine birkaç saatlik işi 10 saniyede hallediyorum ya da işte.
Ha o avantajları var ben ondan bahsetmiyorum.
Ama işte şey görmüyoruz ki bunu. Ben işte sosyal medyanın üstümüzdeki yıkıcı etkisinden bahsediyorum ya da.
İşte filmi izlerken bir Instagram'a gireyim çıkayım demekten bahsediyorum.
O zaman bizim şunu konuşmamız lazım.
Teknolojinin şey değil de sosyal medyalı uygulamalarının...
Biraz daha evet sosyal medya uygulamaları.
Şey yapmadı. Burada da yani aslında şöyle hani insanın böyle delizminde şey yaptığı bir şey var.
İşte iyiden de iyiye daha iyiye gibi.
Aslında hani şunu tartışabiliriz.
Yani günümüzde biz...
Yeni gelişmelerle işte şimdi mesela yapay zeka konuşuluyor ya.
Aslında her zaman daha iyiye gideceğiz ümidiyle.
Bunlara sarılıyoruz ve genelde daha iyiye gitmiyor.
Çünkü tahminim şu.
Bir şeyler bizi insan doğamızdan koparıyor.
Ve biz insan doğamızdan kopmakla bir şeyleri daha kolay halletmek arasında bir takasa giriyoruz.
Güzel bir yere gidiyoruz. Sonrasında bu takas da...
Her seferinde hani bu sefer kazanacağız diyoruz.
Ama galiba kendi ontolojimizin dışına çıkmanın bir bedeli var.
Yani onu bence ölçemiyoruz.
Onu böyle işte bir huzursuzluk.
Telefona bakarken ki böyle bir ya ben bunu yapıyorum ama işte bu.
Suçluluk. Evet suçluluk, bir iç sıkıntısı.
Daha iyi bir şey yapabilirdim gibi.
Ama daha iyiden kastım yine o kapitalist anlamda değil.
Yani daha benim kimliğime değecek bir şey.
Benim dünyamla, iç dünyamla alakalı bir şey yapabilirdim gibi bir şey hep var.
Ama bence o yani böyle oralardan artık kaçtık.
Çünkü yani dönüşümü zor.
Çünkü paylaşılan bir ortak dünya var.
Şimdi bu işte dopamin detoksu yapan insanlar, telefonu dışarıda bırakan insanlar aslında o ortak dünyadan...
Geri adım atıyorlar. Şimdi bunu söylerken tabii böyle telefon kullanmak, sosyal medya kullanmak daha iyidir diye söylemiyorum.
Artık... Çoğunluk bunu kullanıyor.
Yani artık bunun seçimini yapabilecek yerde değiliz.
Öyle mi diyorsun? Bence öyle.
Bizim kullanmıyor olmamız tek başına yetmiyor.
Yani bu daha kollektif bir eylem.
Yani şöyle optimum düzeyde kullanmaya varım.
Yani söylediğin şeye katılıyorum.
Ama ben kendi üzerimde son 6-7 aydır bir hayat düzenimde değişiklik oldu.
Ve gitgide artan bir telefon kullanımım olduğunu fark ettim.
Ve sonrasında... Bir haftadır bir uygulama kullanıyorum.
Şimdi reklam girmeyecek. Blockerlar falan mı?
Evet. Zaman konusunda zaman yönetimini sağlayan bir uygulama.
Ekran sürem 4 saate düştü.
Uykularım daha düzene girdi.
Ve işte 11'de bütün app'ler kapanıyor.
Bayağı ışıkları söndürmek gibi telefonun ışıklarını söndürüyor.
Ve beni uykuya hazırlıyor aslında.
Diğer türlü...
Beni kontrol eden bir şey olmadığı için ben o 12.30'a kadar dur şuna da bakayım, dur buna da bakayım.
Zaten gözüm çok fazla o ışığa maruz kaldığı için sonrasında iyi bir uykuda uyuyamıyorum büyük bir ihtimalle.
Şu anda bayağı benim hayat kalitemi değiştirdi.
Olumlu anlamda kullanıyorum ama artık telefonu.
Kısa süreli. Gerektiği kadar sırt pırt bakmadan.
Bence onu öğrenmek iyi olabilir.
Yani bunu birçok insan buradan mesela.
Ben de bunu denedim ama şöyle oldu.
Sonra sıkıldım.
Sonra işte uygulamayı sildim.
Ya da işte eski telefonuma geçtim.
Tablette baktım daha fazla.
Yani şimdi biraz hani telefonunun alternatifleri de var.
İşte böyle her yerden internete erişebiliyorsun.
Ama telefon kaydırması kadar zevkli değil bilgisayar.
Yani o olabilir.
Şimdi sen bu kararı alırken yani bu işte iyi bir karar.
Ben de zaten burada şöyleyim yani bunu ya hep ya hiç gibi düşünmemek lazım.
İşte ayda üç gün bile bunu yapsan aslında bu işte zarar azaltma dediğimiz şey.
Bağımlılıklarda da ya da diğer şeylerde. Davranışı değiştirme aslında biraz da değil mi?
Ve bunu yaptıktan sonraki etkileri.
Pozitif etkiler olmuş ya. Şimdi o pozitif etkileri aldığın için bunu yapmak daha da kolay.
Aslında ilk anda bunu yapmak. Daha da çekici geliyor şu anda.
Bir de şey benim bildiğim kadarıyla bu özellikle Gen Z'yi ama Amerika'daki Gen Z'yi böyle biraz daha Kuzey Amerika ülkelerinde işte telefon, akıl telefon kullanmak böyle çok uncool bir şeymiş.
Yani onlar daha olabilir. Böyle çok bu yeni nesil böyle şey çıkıyor işte alkolü daha az kullanıyormuş.
İşte şöyleymiş böyleymiş diye.
Böyle aslında telefona çok bakmak, telefonla çok vakit geçirmek.
Bence de şey bir şey değil bu arada yani.
Cool bir şey değil. Zaten cool olmadığını herkes söylüyor da ben onu benim telefon kullanma şeyimle ilgili şöyle bir şey hatırlıyorum.
Barcelona'da bir yemek yiyorum işte kuzenimle.
Yani işte gittik işte biz telefonumuza bakıyoruz yemek yiyoruz.
Tabii ki orada normal telefona baktığımızdan çok daha az bakıyoruzdur.
Çünkü her şey yeni yabancı.
Etraf ilginizi çekiyor.
Ama iki kişiyiz hani zaten işte yıllardır olan kuzenim yeni bir şey konuşacak hali yok.
Ama konuşuyoruz falan.
Orada bir masa var böyle işte bir katalan mutfağı işte bir 8 erkek hiç telefona bakmadılar saatlerce bir kez bile bakmadılar.
Çok iyi. Ve orada ben şunu düşündüm ya bu adamlar cool guys yani böyle telefona bakmaya yeltenmiyor düşünmüyorum aslında bence biz.
Yani andalar aslında ve birbirlerini takip ediyorlar.
Aynen öyle bence bizim artık telefonla kurduğumuz ilişkide de bence şöyle bir şey de var işte efendi köle diyalektiği ortaya çıkıyor.
Kim efendi kim köle.
Evet. Orada ben mesela onu düşündüm.
Aslında dedim o adamlar efendi gerçekten.
Evet. Orada şey yani ben de efendi olmak istiyorum.
Mesela ben aslında köle olmak istemiyorum.
Yani aslında kim köle olmak ister de.
İster zaten. İşte o bende bir şey yarattı.
Yoksa şey değil mesela uykumun bozulması işte.
Ama yine işte onların hepsi side effect.
Yani yan ürün uykunun bozulması, işte insan ilişkilerinin değişmesi, dikkatinin dağılması.
Orada gerçekten söylediğin şey yani ben bunun kölesi olmak istemiyorum.
Ben bunu kullanan kişi olmak istiyorum.
istiyorum duygusu da var bende.
Evet ama benim aklıma şey geldi.
Ben şimdi sosyolojiyi bitirirken işte bir tez yazmak gerekiyordu.
Hani ben de böyle çok research meraklısı biri değilim ama orada işte şey yaptık işte bir hani.
Onu buldun. Hani DHB ile ilgili yazacağım dedim.
Hani sosyolojide ne alaka bir de DHB.
Şimdi bu işte Goffman'ın hani gündelik yaşamda benliğin sunumu yani benliğimizi nasıl sunarız?
Karşıya nasıl gösteririz?
İşte biz neye benziyoruz? Karşıdan nasıl gözüküyoruz?
Gibi hani böyle bunun üzerinden bir şey bir de işte Stigma diye bir kitabı var Goffman'ın.
Onlardan böyle. Yola çıkarak sosyal medyada böyle çok fazla izlenmiş videolardan işte kesitlerden insanların DHB'li olduğunu söyleyen insanların DHB'yi nasıl prezente ettiklerini anlamaya
çalıştığım bir tez. Yani aslında hani herkes daha çok...
Tam sormak istediğim şeye geldin.
Çok güzel. Tamam şimdi o şey üzerinden de hani telefon meselesine de bağlayarak yani ben artık böyle şöyle düşünmeye başlıyorum.
İşte ya telefon dikkatimi dağıtıyor.
Telefon işte benim diğer işleri yapmamı engelliyor da teknoloji benim işte bölüyor.
Uykum kısaldı, şöyle oldu, böyle oldu.
Ben daha çok hani sen kim olmak istiyorsun sorusundan.
Sen nasıl biri olmak istiyorsun? Kendini nasıl biri olarak görmek istiyorsun?
Kendini yani telefona...
Bütün gün telefona baktığın o sahnede kendini nasıl biri olarak algılıyorsun?
O yüzden screen time blocker kullanmanın öncesinde zaten sen bunu yaparken muhtemelen kendine dair bir algının üzerinden buna karar vermiş oluyorsun.
Evet. En başta sen zaten böyle biri olmak istemediğine karar vermişsin.
Evet. Yani aslında oradaki kimlikle de alakalı.
İnşa ettiğim kimlikle de alakalı.
Bu arada bu sosyal medyayla ilgili işe girmeden önce bu kadar yüksek değildi ekran süresi.
Gitgide arttı zaman içinde arttı.
O yüzden hani dediğin gibi o kimliğin inşasında gerçekten şey önemli.
Kendini nasıl konumlandırdığın işte sosyal medyayla ya da teknolojiyle ilişkini nasıl konumlandırdığın önemli.
Neyi nasıl kullandığın da önemli.
Benim sana soracağım sorulardan biri de gerçekten şeydi.
İnsanların bu aldıkları tanı yani tıbbi olarak da hep DHB diyorsun sen.
DHB tanısı aldığı zaman bunu...
Dışarıda kimliğinde nasıl gösterdiği yani bu tanıyı almış olmak onu sorumluluklarından azade mi ediyor?
İşte bu tanıyı almış olmak onu daha sevilebilir biri mi yapıyor?
Ne yapıyor yani? Bunu söyleyen çok fazla insanla karşılaşıyoruz.
Evet ben geçen caddede Penguin var ya işte orada dolaşıyorum işte bir böyle İngilizce bu nasıl diyeyim böyle belli kitapçılar İngilizce kitaplar da koyuyorlar ya şeye böyle hani bizim ülkemizde de çok hani kitap okunuyor bir de
İngilizcesi de. İşte ADHD bir şey bir şey kitabının adı tam hatırlamıyorum.
Ama böyle şey bir kitap. Yani böyle çok derinliği olan çok teorik bilgisi olan bir kitap değil de böyle ben şimdi bu söyleyeceklerim insanlar şey bulabilir.
Yani çok böyle ADHD friendly bulmayabilirler.
Daha skeptik bir yerde olmayı yani her şeyin tartışılabilir olduğu bir yer olmayı.
Ne kadar bunu şey yapsam da ben körü körüne hiçbir şeye bağlanmayı uygun bulmuyorum.
Yani hep tartışmaya açıyorum. Seanslarda da böyle yapmayı tercih ediyorum.
yanlış yapıyor olabilirim. Belki bazı insanlar inciniyor, kırılıyor.
Belki onların o anda duymak istediği şey evet sen çok zorlanıyorsun şu anda ben çok farkındayım işte senin bir kabahatin yok işte senin suçun değil işte seninle başlamadı hani böyle kitaplar var ya.
Yani bu tarz bir şeyi belki duymak istiyorlar.
Onu ben o kadar kolay veremiyorum.
Hani bu da bir öz eleştiri.
Belki o şefkat şeyi bazı insanlarda daha yüksek.
Ama yani hani varoluşumuzun da sorumluluğunu almamız gerekiyor ya neyse o varoluş yani DHB'li bir varoluş da olabilir.
Tipik bir varoluştu olabilir. O kitap tam bu şeyi diyorsun ya işte bir yere geç kaldın.
Geç kaldığın için özür dile ama DHB olduğun için değil.
Ne? Yani kim birinden DHB olduğu için özür dilemesini istedi de zaten.
Yani. Yani şunu diyor DHB olduğun için özür dileme.
Yani sanki hani onu anlam gösterenler zinciri içinde anlaşılır ya.
DHB için özür dileme dediğinde demek ki DHB'li birisi aslında.
DHB için özür dilendiğine dair bir dünyada yaşıyor.
Yani şimdi bunu bazı DHB'ler evet öyle biz DHB olduğumuz için işte ben işte bu stigmadan bahsettim ya damgalama işte gündelik yaşamda benliğim sorunu bunları ben zaten hani sosyolojik bağlamda da okumaya çalışıyorum.
O yüzden hani bu mesela bence suistimal yani yayıncının da yaptığı şey.
Hatta suistimal istismar etmek.
Bu kitaplarla buna yönelik şeylerle insanlar istismar ediliyor.
Kimse kimseden herhangi bir hastalığı için özür bekleyemez.
Yani hatta bunu belki tartışsak obezite için bile söyleyebiliriz.
Yani obezitede tartışmalı ya hani iradi bir şey mi?
Asıl değil mi diye.
Ama biraz da bu işte woke culture çıktıktan sonra da işler değişti ya.
Yani herkes... her şey pozitif.
Herkes her tanı da olabilir.
İşte kilolu da olabilir.
İşte nöro gelişimsel farklılıklar da çok bizim için problem değil falan.
Kimse buna itiraz etmiyor ama bu böyle göze sokulduğunda da çok antipatik oluyor.
Çünkü sorumluluk almayı engelleyen bir yere gidiyor.
Yani Kilo almış olmak sağlıksız bir şey olduğu için senin görüntünden dolayı bizim problem ettiğimiz bir şey değil zaten.
Eğer mantıklı yönden bakarsan.
Hani sağlığı da onu ilgilendirir de.
Hani kimse şöyle hani bir yerde işte bir şey oldu.
Obez olduğun için de özür dilemene gerek yok.
Ama biz zaten özür beklemiyoruz ki.
Zaten evet. Obez olmayan birisi olduğunu varsayarak birkaç kilo fazlan vardır ama bunu demeye şeyim vardır diye.
Hani ben o kitaplardan hani ben.
İşte burada da şimdi kitabımı koymuşsun sağ ol.
Depresyon ne işe yarar? İlk yazdığımda sonra romantik kıskançlıkla ilgili bir kendi kendine yardım kitabı yazdım.
Bir tane de işte bir DHB çalışan bir grup psikiyatristinin yazdığı ortak yazarlı bir kitapta bir bölüm yazdım.
Orada da etik tartışmaları yazdım.
Ben biraz o taraflara çok merak sağladım.
Bu nöroetik tartışmalarına DHB'nin.
Çünkü hep o içinde o varoluş meselesi var.
Yani çizgiyi nereden çekeceğiz?
Aslında en güzel soru bu.
Kim değil ve kim değil. Çizgiyi kim çekecek?
Çekecek, evet. Çizginin burasına düşenlerle, şurasına düşenler arasında hani ne olacak?
Yani oradan oraya geçiş için pasaport mu gerekecek?
Çünkü bize mi gerekecek?
Çünkü bizim anladığımız şey o ya.
İlaç desteği mi gerekecek? Bizim anladığımız sınırlardan o ya.
Eskiden. Galiba 50 sene öncesi ne kadar?
Belki 100'dür. Pasaport diye falan bir şey yok.
Şimdi bizim zihnimiz sınırları eskisine göre daha katı algılıyor muhtemelen.
O yüzden bir tanıyı, tanının ismini duymak bir grup insana çok iyi geliyor, bir grup insana çok kötü geliyor.
Çünkü sanki o sınır aşıldı ve oradan geri gelmez gibi.
Aslında mesela DHB çok öyle bir tanı da değil.
Birçok psikiyatri tanısı da çok öyle değil de DHB hiç değil.
O yüzden hani ben böyle bu kadar sınırı netleşmemiş ve dönem dönem değişebilen, semptomların şiddeti artıp azalabilen bir şey için böyle kitaplar yazılmasını uygun bulmuyorum.
Bunun kimseye faydası olduğunu da düşünmüyorum.
Ve bu nedenle ben tıkandım mesela.
Hani kendim mesela DBD gibi bir kitap yazacağım işte kaç yıldır.
Çünkü oturduğumda şöyle bir yere buluyorum kendimi daha kritize eden biz bunu nasıl şey yapabiliriz daha açıklığa kavuşturabiliriz şey yapabiliriz.
O zaman da şöyle oluyorsun işte bu podcast'ın başında konuştuğumuz şey gibi.
Yani ben nasıl insanlara ulaşabilirim ki onları kritize etmek için yani ancak onları kritize eden insanları arkama alabilirim.
Bu sefada onun da tehlikeli bir tarafı var.
Hani böyle sen bir dikotomi kuruyorsun işte olanlar olmayanlar.
Olmayanları arkanı alıp olanlara şey yapıyormuşsun gibi.
Oysa ben hani DHB'li olan insanlara gayet iyi de anlaşıyorum hani kliniğin içinde.
Yani tabii ki iyi anlaşıyoruz.
Yani benim gelmeye çalıştığım nokta şu.
Benim çok fazla etrafımda yeni tanıştığım herkes bir kere tanısıyla kimliğini gösteriyor.
Yani bende DB var diyor.
Tamam vardır. Hani bu bilgiye benim ihtiyacım yok şu anda.
Kaçıncı saniyede sana bu bilgiyi veriyor?
Ya sohbetin bir noktasında.
Hani bir iki saatlik bir sohbetse bu.
Bir noktasında konu oraya illaki geliyor.
Yani bunu bir önlem olarak mı söylüyor?
Hani ben her an dikkatim senden dağılabilir.
Ya da işte ben her an geç kalabilirim bir yere.
Yani bütün olası yapacağı hataların bahanesi olarak mı bunu öne...
koyuyor. Yani insanların davranışları tanısıyla nasıl değişiyor?
Bunu merak ediyorum. Tanı almadan önce ve sonra.
Bununla ilgili bir gözlemin var mı mesela?
Yani şöyle tanı bazen gerçekten bazı insanlar için bunu biz otizmle daha çok tartışıyoruz.
Yani mesela otizm daha da karmaşık bir şey.
Tanından sonra verdiğim ilaç falan da yok.
Yani al bu ilacı.
diyeceğim bir şey de yok yani. O tanı tabii ki bir sürü hani hayat değişikliği işte çocuksa daha gençse özel eğitim ya da bazı işte modifikasyonlar var ama bir ilacı yok.
Yani tabii otizm çok daha farklı bir.
Ama şu oluyor mesela tanıyı duymak birçok otizm hastasını rahatlatıyor.
Hah diyor yani evet böyle bir.
Bundanmış yaşadığım şeyler. Benim o kadar ızdırabım bundanmış.
DB için o rahatlama kısmı yine benzer şekilde oluyor.
Mesela evet ya buymuş.
Bir de bunun üstüne ilaç alıp hani işte tedavi olup o şeyi kapatma şansı da veriyor.
Aslında şimdi bu ara şeyi okuyorum.
İşte kan giyen normal ve patolojik diye bir...
kitabın yazarı aslında hani şey diye söylüyor işte o bir tıp felsefecisi yani tıp hekimi ve sonra felsefe şeyi yapan yani bir tanı, teşhis ya da bir hastalık ismi zikredildiğinde aslında sen zaten tedaviye de işaret etmiş oluyorsun.
Yani bir hastalık varsa bu tedavi edilebilir bir şeydir.
Şimdi aslında bende DHB var bunu baştan bil dediğinde şimdi sen genel Tıbbi nozolojinin de biraz dışına çıkmış da oluyorsun.
O zaman ya şunu demiş oluyorsun.
Bende tedavisi mümkün olmayan bir hastalık var.
Gibi. Gibi bir şey söylemiş oluyorsun.
Ki bu kimsenin olmak istediği bir şey değildir.
Neden tedavisi olmayan bir hastalığın olduğunu gururla ya da heyecanla söyleyesin.
Onu söylemek de ben son evre kanserim.
Söyler ki insan bunu böyle şey söylemez.
Sevinerek söylemez. Evet. Bende DM var dediğinde ya da şunu diye olabilirsin.
Ben bunu işte bu tanıyla yeni tanıştım.
İşte hayatımla ilgili bazı değişiklikler yapıyorum.
İşte bazı tedaviler işte ilaçlar yeni başladı ve bununla ilgili yol kat etmeye çalışıyorum.
Bu daha makul. Hani daha böyle bizim o kişiyle beraber anlayabileceğimiz bir şey.
O ilk söylediğim şey genel hani insanın doğasında da çünkü bizim için hastalık demek.
Yani bunun için ne yapıyorsun? Bir hastalığın varsa senin bunun için bir şey yapabilmen lazım.
Bazı DHB'li bireyler bizim o alıştığımız paradigmayı biraz kırmış oluyorlar.
Bunun içine şimdi şeyi de katabiliriz.
Ama bu hastalık da değil, nöroçeşitlilik.
Ben nöroçeşitli bir bireyim ve...
Bunun için bir şey yapmama gerek yok.
Az önceki şeye geliyor işte.
Özür dilemene gerek yok.
Bir anda sen böyle hazır olmadığın bir savaşın içine giriyorsun.
Evet. Nöroçeşitlik.
Şimdi ben mesela hasta mı diyorsun, danışan mı diyorsun?
Ben hasta diyorum. Peki yine benzer bir yerden soracağım.
Klinik terimlerin gündelik dile bu kadar hızlı sızmasıyla ilgili ne düşünüyorsun?
Yani son 4-5 yıldır herkes depresyonda, herkes birbirine narsist diyor.
İşte herkes gaslighting oluyor falan.
Hani bu terimler böyle havalarda uçuşuyor.
Ghostlanıyorlar falan filan.
Bu kadar fazla. Ghostlanmak değil.
Ya da işte psikoloji terminolojisi mi?
Ama narsist işte depresyondayım.
Yani üzgünüm demek yerine depresyondayım diyor.
Depresyonda olana ne diyeceğiz o zaman senin bu küçücük üzgünlüğünü böyle tanımlıyorsak?
Yani bunların bu kadar artmasıyla ilgili gözlemin ne?
Yani bilgili görünmek için mi insanlar bunu kullanıyor?
Ya da abartmak için mi? Yani bilgili görünmek için bunu yapıyor olabilirler.
Tabii ki işte insanlar hani daha geniş bir sözcük dağarcığıyla konuşmak bildiğimiz bir şey yani.
Çok hani kültürel sermaye.
İşte bir Osmanlıca kelimeyi buraya getirip sen şey yaparsan senin ismin zaten gayet.
Zaten müsait. Bu tarz çağrışımlar yapmaya müsait de.
O zaman ben şey derim.
Ha bu kız şeyi de biliyor.
Hani oradan da bir şey var. Şimdi pop psikolojide de belki benzer bir şey olabilir.
Yani bu tarz kavramları bitiriyor olmak.
Hani ben işte benim sermayem.
fazla demenin bir yolu da olabilir.
Ama çoğunlukla yani bunu böyle hani kullanan insanlar bence anlaşılmakla ilgili bir kaygı yaşıyorlar ve birinin bizi anlaması için bizim dinlemesi lazım ve bizi iyi dinlemesi lazım.
Birinin bizi iyi dinlemesi için de onun kulağını tırmalayacak ya da onu şaşırtacak şeyler söylememiz lazım.
Nasıl bu kelimeler böyle kulağına o kadar böyle gelmiş ve sen onu buraya taşıyorsun ya.
Bence amacına ulaşmış. Yani bold yazılıyor.
Narsist artık bold bir kelime.
Evet işte yani amacına ulaşıyor.
Bu kelimelerin bir attention values'ü var.
Gerçekten dikkat değeri var.
Yani kötü biriydi. Bana hiç iyi davranmıyordu.
İşte bencildi demek yerine.
Mesela sen işte narsist dediğinde vay be falan hani.
Gerilim daha yüksek. Bunların ben böyle bir şekilde işte semantik anlamda belli kelimelerin bu kadar tercih edilmesinin oradan buraya aktarım yapılmasının tesadüf olduğunu düşünmüyorum.
Yani dil çok canlı bir şey.
Evet. İçinde tutamayacağı bir şey almazdı zaten.
O yüzden. Bunlardan biz kaçamayız.
Daha da eklenecek. Çünkü orada bir maden keşfedildi.
Evet. İnsanlar, senle biz şimdi burada bir podcast kaydediyoruz.
Niye? İnsanlar dinlesin diye. Bütün bu kelimelerden arındırarak konuşmaya kalksak.
Böyle yalın bir Türkçeyle.
Ne güzel. İsterim de öyle bir şey konuşmayı.
Onu yapmaya da çalışıyorum.
Ama birkaç kelimenin çok büyük bir karşılığı var.
Bunu şeylerde de görüyorsunuz.
Kendi koyduğum başlıkları falan düşün.
Hangi başlıkları koyunca daha fazla insana ulaşıyor?
Hangi kelimeler olunca? Ben bunu mesela çok uğraştığım bir şey benim.
Başlık bulmak, bir cümleyi, aynı cümleyi, aynı anlatacağın şeyi birkaç kelimeyi değiştirerek.
Ya ben şöyle söyleyeyim.
Fakat ve ama arasında o kadar büyük fark olduğunu düşünüyorum ki.
Fakat'ın verdiği etkiyi ama vermiyor.
Yani ikisi de çok benzer bağlaçlar.
Ama ancak. Ancak zaten hani at onu yani.
Onun bir şeyi bile yok. O yüzden hani nasıl oluyor da hani şey...
Uzun uzun konuşuruz sosyolojisini.
Narsist, işte çağımızda...
İşte herkes işte kendiyle çok meşgul işte çok egosantrik bir dünyada yaşıyoruz.
İşte eskiden insanlar dışa yönelikti.
Dünyaya yönelmiş bir haldeydi.
Şimdi kendilerine yönelmiş bir halde.
Hoş bu. Narsistik bir şey değil.
Bu artık psikotik bir dünya.
Evet. Yani dışarıda ne olup bittiğinden.
Merak etmeyen. Evet haberimizin olmadığı bir dünya.
Artık hani o narsistik şeyden psikotik tarafa doğru gitmeye başlayan bir dünyada yaşıyoruz.
Yani akla bu zaten geliyor.
Ama ben böyle semantik bir şeyin yani bugün artık dikkati üzerimizde tutma süresi.
İşte bu kitapta da şeyi anlatıyordum.
Sosyal dikkati tutma gücü.
Yani hepimizin amacı...
Herkes bana baksın bir şey söyleyeceğim.
Sosyal dikkati tutma gücünü maksimize etmek.
O yüzden ne yapıyorsun?
İşte bende DB var diyorsun. Eski sevgilim de narsisti.
Beni ghostladı. Bana gaslighting yaptı.
İşte annem de bana trauma dumping etti.
Trauma da popüler kelime doğru.
Babam da bir şey. Şimdi bu hikayede en azından dinleme şansı şey yapıyor.
Ya şöyle düşün stand-up yapıyorsun bir sahne gösterisi yapıyorsun ve şaka yapıyorsun insanlara işte onları güldürmeye çalışıyorsun.
İnsanlar gülmüyor. O şakayı bir daha yapmazsın.
Yapıyorsun gülüyor o şakayı cebine koyarsın.
O yüzden sana sohbetin ikinci saatinde bunu söyleyen kişi muhtemelen bunun çalıştığının farkında.
Tıpkı stand-up'cılar gibi. Onlar da çalışan şakalarını şey yapıp çalışmayanları atarak en son böyle bir kondanser bir şey yaratıyorlar.
Ve biz onu dinliyoruz.
Ama bunun sıkıcılığı ne?
Şimdi stand-up'a bir kez gidiyorsun ya.
Şimdi adam 500 gösteri yapıyor.
Bir kez gidiyorsun. Yeni gösterisini yapacağı zaman ikinciye gidiyorsun.
Ama gündelik sohbette biz genelde aynı insanlarla karşılaşıyoruz ya.
Şimdi aynı insan...
Cebinde çok iyi çalışan bir metin var.
İlk görüşmede, ilk buluşmada.
Onunla seni avucuna aldı.
İkinciye gidiyorsun yine aynı şey.
Üçe gidiyorsun yine aynı şey. Doğaçlama yok.
Hani otantiklik yok. Bir şey derinleşmiyor zaten.
Kısa yol gibi kullanılıyor ya.
Travma dediğinde ya da işte narsist dediğinde o bir kısa yol.
Ve o narsisten ne anlıyor onu bilmiyorum.
Travma kelimesini doğru mu kullanıyor onu bilmiyorum.
Yani karşılıklı olarak hani o söylediğin yoruma katılıyorum.
Çok daha bold yaptığında dikkat çekici kelimeler seçtiğinde ilk başta ilgisini çekiyorsun ama devam eden süreçte derinleşememe sorunu da yaratıyor.
İlişkinin yüzeyde kalması gibi bir problem de yaratıyor.
Ama o da şaşırtıcı değil. Zaten hani işte bu tarz şeyleri yüzeyde yaşayan birisinin böyle acılar çekmesi de çok bana normal geliyor.
O zaten dünyayı öyle deneyimliyor.
Yani o zaten kendine yönelmiş yüzeyde.
Böyle insanlarla çok o bağlar kuramamanın da acısını yaşayan birisi diye tahmin ediyorum.
Bunu da tekrar tekrar yaşıyor diğer şeylerinde.
Yani aslında sahiden böyle bir içgörüye sahip olabilse.
İşte birisi, belki bir terapist, belki işte bir arkadaş onu şöyle tutup bir silkelese.
Desek ya sen bundan daha fazlasızsın ya.
Sen kendini çok küçük bir yere sıkıştırıyorsun.
Kendine haksızlık ediyorsun. Evet.
Yani bir tanıya sıkıştırmak aslında potansiyelini çok küçültmek.
Bir tanıya, bir kavrama.
Evet. Kısır bir formülasyona.
Ben işte kısa ilişki insanıyım.
Uzun ilişki yapamıyorum. Bu da bir formülasyon yani.
Yine bir şeye sıkıştırıyorsun. İşte ezberlere girmiş oluyorsun.
Bu olamaz yani. Bir insan bu olamaz.
İnsanın içinde müthiş bir potansiyel var.
Bunu birini hatırlatmak, biraz onu silkelemek işte o da kız kardeşlere, abilere işte bazı iyi arkadaşlara onlara düşüyor.
Terapiye gelmiyorlarsa. Terapide bazen hatta onlar terapiden daha iyi yapabilir bu tarz şeyleri.
Terapistin çünkü. Bir nötralitesi, bir nötürlüğü, bir pozisyonu var ya.
Var evet evet. Diğer türlü daha duygudaş olduğu birisiyle.
Kimseyi tutup böyle silkeleyemiyor terapist.
Hani iki eşeği bölüysek bazen öyle şey.
Bazen içinden geliyordur değil mi?
Yeter artık. Bir kendine gel.
Yeter hani sen bu değilsin.
Hadi daha fazlası.
Oluyordur. Yani buradan geçeceğim nokta da şu olacak aslında.
Yine benzer yere geleceğim.
Yani insan ilişkilerinin çok bile olduğu ve bizi biz yapan şeyin aslında çevremizle kurduğumuz temas olduğundan.
Konuşuyoruz her zaman. Yakın zamanda ben Yuval Harari ve Gündüz Vassaf'ın olduğu bir webinara katıldım.
Söyledikleri tek şey şuydu.
10-15 yıla kadar yapay zeka çok ciddi bir atılım yapacak.
Zaten şu an iyi bir durumda.
İnsan ilişkilerine sarılın.
Ondan sonra Gündüz Vassaf'ın söylediği şey işte Osmanlı'da bir kahvehane varmış.
Oraya geri dönmemiz lazım.
Yani o kahvehanenin insan ilişkilerinin daha canlı tutulduğu yerin.
tekrardan harekete geçmesi lazım.
Herkes işte kendi telefonunda, herkes kendi dünyasında buradan çıkıp insani özelliklerimize tekrar hatırlama çağına giriyoruz gibi bir yorumda bulundular.
Aynı benzer yorumu şeyde de okudum.
Jung Chul Han'ın kitabında bu yüzyılla ilgili yorumunda şey diyor yani viral ya da bakteriyel konular çözülecek ama bu yüzyılın problemi daha çok depresyon, dep ondan sonra işte tükenmişlik sendromu
bunlar olacak. Daha ruhsal bozukluklar olacak.
Akıl sağlığınızı koruyun diyorlar.
Evet. Burada Marley Ponte'nin hani böyle hayal emeği aklıma gelen bir alıntısı var.
Şey diyor işte hiçbir insan yalnız başına bir ada değildir gibi.
Yani ötekiyle var olmak, ötekinin gözünden tekrar kendini işte inşa etmek, onunla bir olmak.
Bu işte kendine aşırı yönelmişlik hali üzerine konuştuk ya.
Yani bugünün insanını da hani işte Osmanlı'daki kahvehanelere git, orada birileriyle konuş, tanış, sohbet et dediğinde insanlar...
Yani bunu da böyle bir vazife gibi görev gibi o hype bir şey olursa yapabilirler.
Trend oysa belki.
Yani şimdiki kafelerde çok fazla kafe var.
Türkiye'de bence bir enflasyon var.
Ama kafeye gidip telefonuna baktığın zaman yine o sosyalleşmeyi ve karşındakiyle birliktelik halini yaşamıyorsun ya.
O yüzden Osmanlı diyor büyük bir ihtimalle.
Telefona bakmasa bile orada...
O senin dediğin hani başta söylediğin Barcelona örneği var ya Katalanlar masada oturuyordu.
Öyle bir sahne canlandı benim Gündüz Vassaf'ın verdiği örnekten.
O işte daha önce bu bizim kronofobi konuştuğumuz şeyde de işte prezen olmak yani anın bir parçası olmak.
Ben ve bu şu anki zaman biz bir bütünüz.
Onun derinliğini hissetmek, yaşamak.
Yani bu bir hani işte sığ, mekanik, geçici bir an değil.
Yani benim hikayemin parçası bir şimdiki zaman.
Hani buna yönelik şeyler yapmak için ben de şeyi çok önemsiyorum.
Yani dostlarla beraber olmayı, arkadaşlarla beraber olmayı.
O yüzden onlar seni bir seni omzundan silkelesin diye de söyledim.
Dünya böyle bir yere gidiyor değil.
Dünya böyle bir yerde zaten. Uzun bir süredir böyle bir yerde.
İşte daha fena olacakmış. Daha fena olabilir yani.
Ama insanın da hani böyle şey.
Şimdi biz bundan belki buna adapte olacak mıyız olmayacak mıyız bilmiyorum ama.
Yani mesela bir nesil bununla o kadar haşır neşir değil.
Anne babalarımız mesela bizim kadar değil.
Biz bir geçiş nesliyiz.
Z kuşağı ve sonrasında yapay zekadan sevgili yapacak kendisine çocuğun diyor.
O zaman ne yapacaksın? Evet.
Bunlar böyle şey. Uzun kolular.
Evet. Onlar hani şimdi şöyle.
Daha da artacaktan kastım büyük ihtimalle o yüzden.
Yani şöyle işte onlar bence şöyle oluyor.
Daha da artamıyor. Çünkü o günün normu o ya.
Bir şekilde teknik olarak hiçbir şey daha da artamaz bir ruhsal hastalık açısından söylüyorum.
Öyle mi diyorsun? Bence öyle. Yani şizofreni.
Yüzlerce yıldır aynı. Oranları.
Evet işte mesela DHB ile ilgili şey de bu hani giderek artıyor dediğimiz şey o tanıların geçerliliği ile ilgili.
Tabii tanı kriterleri de.
Evet ancak pandemi gibi.
Bakın böyle pandemi gibi 2-3 senelik dilimlerde bazı şeyler artış gösterebilir.
Yani dünyanın değişimi dönüşümüyle beynimiz ruhsal dünyamızda dönüştüğü için teknik olarak böyle bir şey ekstra artamaz diye düşünüyorum.
Ama insanların problemleri mesela şu konuda daha fazla problem yaşayabilir insanlar deniyorsa ona katılıyorum.
Yani daha fazla yaşayacaklar. Muhtemelen daha az problem yaşayacağı şeyler de olacaktır.
Genel anlamda işte görevler her zamankinden daha karmaşık hale geliyor.
İnsan her gün daha karmaşık görevlerle karşı karşıya kalıyor.
Ve ondan olan yani beklentiler de...
bir önceki günün tecrübesiyle daha fazla şey yapması olduğu için ertesi günde ondan daha fazla şey isteniyor.
O yüzden de beklentiler artıyor ve görevler karmaşık hale gelince ortaya bir defekt çıkıyor.
Kusur, bir gap, bir handikap, bir şey.
Ve şimdi burayı tanılar doldurabiliyor.
Yani tanılar burada bazılarında bu gap çok büyük ama bence her insanın böyle bir gap'i var.
Çok büyük olanlar doğal olarak toplum için bir tehdit oluşturmaya başlıyor.
Yani biz bu adamları sırtımızda mı taşıyacağız diye.
O yüzden hani bu biraz dikkatin medikalizasyonu meselesi de buradan ortaya çıkıyor.
Şimdi bu adam burada böyle bir tehdit gibi işini çok iyi yapmıyor.
Görevler karmaşıklaştıkça uzakta kalmaya çalışıyor ama gerçeklik bu.
Bu adamı bu sistemin içine dahil et.
Yani bunu işte kim yapacak? O günün...
Kullanışlı aparatları kimlerse onlar yapacak.
Belki şimdi bir süredir psikiyatristler.
Dönem değişecek. Başka kurumlara kayacak bu.
Buradan şunu demek istemiyorum.
Bu tamamen sosyal bir şekilde inşa edilmiştir demek istemiyorum.
Ama sosyal inşaatçılık tanıları için her zaman bir miktar var.
Ve buradan sana diyor ki bu dikkati medikalize ettikten sonra bu kişi daha az tehdit edeceği ya da kendini sisteme daha angaja edeceği bir yol bul.
Ve bunu da sen yapacaksın diyorlar.
Ve psikiyatristler de bunu yapmaya çalışıyor.
Sonra insanlar psikiyatristlere kızmaya başlıyor.
Siz işte insanları şöyle yapıyorsunuz böyle yapıyorsunuz.
Ya bize bir görev verilmiş ne yapalım?
Bize de bu görev verilmiş.
Kimse gidip şey yapıyor mu yani pasaport memuruna sen işte insanlara şey vuruyorsun uçmalarına izin vermiyorsun.
Bırak herkes istediği yere uçsun.
O başka bir şey yani git onu devletlere kız.
Yani bu yine bence uzun bir tartışma konusu psikiyatristlerin işte.
Yani herkes o norma girmek zorunda mı?
İşte o ilaçların düzenli olarak almak durumunda mı?
Almadan da devam edilebilir.
Edilebilir zaten. Evet yani hani normu belirleyen kim?
Normu belirleyenin asla psikiyatristler olmadığını insanların hani böyle bir an önce kabul etmesi lazım.
İşte geliyor insanlar bir gördün ve işte tanı koydun bu kadar kolay olmamalı.
Yani binlerce yıllık bir...
Birikim var. İnsanlar binlerce yıl sonunda demişler ki böyle.
Yani ben... Bunu işte bir son bir saatte düşünmedim insanların.
Şimdi norm değer içeren bir şey.
Bu DSM-5 kriterlerine bakıyorsun.
Ondan öncesi için de.
Ondan öncesi için de. O DSM-5 de sonuçta şeyle oluştu yani.
O bilgi birikimiyle oluşan bir şey ya.
Evet yani bir şeyin hani adının ya da DHB için.
Ya bu eskiden yoktu.
Eskiden olmaması bir birikimin olmadığı anlamına gelmiyor ki.
Yani bu bir sürecin sonucu.
Bugün yani yapay zeka işte 10 sene önce yoktu.
Yapay zekanın 10 sene önce olmaması onunla dair hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelmiyor ki.
Birikerek geliyor. Bunlar bir süreç.
O yüzden hani böyle hikayenin sonundan bir şey okuyunca iş şuna geliyor.
Komple teorisine geliyor. Aa bu yeni çıktı.
Böyle bir şey yoktu daha önce.
Ya vardı da sen ilgilenmiyordun.
Hani şimdi gündemine geldin.
Evet yani aslında gene şeye gidiyor.
Odağını nereye doğru tutarsan onu daha çok görmeye başlıyorsuna geliyor.
Evet orada. İnsanların hani işte nasıl pozisyon aldıkları işte bir şeye böyle daha komplovari bir yerden baktı ya da hemen içine girdikleri şeyler o da belki işte kendi kişisel özellikleriyle şekilleniyor.
Hani böyle oradaki şey o çok daha karmaşık bir şey.
Evet evet yani aslında bütün sohbetimizden benim farkına vardığım şey hem o dağını nereye koyduğun özellikle psikolojik terimlerle ilgili kimliğini nasıl inşa ettiğin, kendini
o pozisyonda o tanıyla beraber nereye koyduğun.
Bunlar önemli hale geliyor.
Ve sonuç itibariyle insanın da kimliğini oluştururken aslında tanılara bağlı kalmaması ve kendini aslında parçalarının toplumundan daha büyük bir şey olduğunu fark etmesi.
Evet bence önemli.
Evet doğru söylüyorsun. Şimdi mitolojiden ilhamla gelen bir sorumuz var.
Bizi dinliyorsan biliyorsundur.
Ariadne mitindeki gibi kendini labirente sıkışmış, zorlanmış hissettiğin deneyimin neydi?
Sonrasında da çıkış için nasıl bir yol bulmuştun?
Aklıma gelen şey pek çok defa zorlandığım şey oldu.
Ama çok sıkışmışız.
En sıkıştığım şey mecbur hizmete gittiğimde gidiyorum geliyorum Hakkari'ye.
İstanbul'da mesela çok güzel bir hayatım var.
Edebiyat dünyasından tanıdığım insanlar şeyde.
Genelde de hafta sonu o tarz etkinlikler oluyor.
Pazar dönmem gerekiyor Hakkari'ye.
Bir de geldiğim için daha nadir çok güzel eğleniyorum.
Arkadaşlarımı görüyorum, vakit geçiriyorum falan.
Sonra bir anda pazar sabah 9 uçağı var.
Ve uçakları da bir ay önceden falan alman lazım.
Çok az sefer oluyor. O da iptal olabiliyor bilmem ne.
Biniyorsun uçağa, işte iniyorsun.
İşte o yüzden artık Hakkari'den gitmeyi de bırakmıştım.
Çünkü iptal çok oluyor.
Van'dan uçmaya başladım. İniyorsun Van'da ve seni küçük bir minibüse dolduruyorlar.
İstanbul ile Van arasında da bir hava derecesi farkı oluyor.
İşte oradan ince giyiniyorsunuz.
Sonra burada işte montunu giyelim diyorsunuz.
Ama dolmuş yani gerçekten otobüs falan değil yani.
Ona bindiğinde de böyle şey var.
İşte insanlar böyle sıkış sıkış küçük bir yer.
Kış olunca daha fazla eşya var.
Havasız. Evet havasız.
Ve üstüme işte böyle kanguru gibi bir şey giymiştim.
Hani var ya böyle üstten giyiyorsun.
Çıkarmak da kolay değil. Bir şey olsa ceket gibi yandan açılan bir şey olsa.
Ben böyle sıcaklık bende yükseldi.
Yükseldi. Yükseldi. Ben nabzım hızlanmaya başladı.
Terleme başladı. O katastrofik düşünceler gelmeye başladı.
Böyle... Ben dedim ölüyorum herhalde.
Şu an bir şey oluyor bana. Sonra dedim ki bu dedim panik atak.
Gerçekten panik atak böyle bir şey.
Ara sıra kalbin çarpıntı yaptığı falan olmuştur ama zihninle bedeninin artık kopuş yaşadığı bir an.
İkisi birbiriyle ayrı takılıyorlar yani.
Aa dedim bu oymuş.
Sen böyle canlı yaşadın.
Evet evet bunu yaşadım.
Aa bu o deyince aa dedim o zaman dedim ben bunu şey yapabilirim.
Bu bildiğim şey bildiğimiz yerden.
İşimize yaradı bu kadar okuduğumuz şey.
Sonra ben dedim ki montu çıkarmaya üşeniyordum falan.
Açalım dedim bir dedim ben dedim montumu çıkarmam lazım falan.
Onu çıkardım içimdeki şeyi de çıkardım.
Nefesimi kontrol etmeye başladım ve işte tekrar nabzımın düştüğünü gördüm.
Mesela orada ben sahiden birkaç dakika daha böyle şey yapmasam gitsem yani ya.
Kendimi yere atacağım ya işte durduracaktım.
Bir şey olacaktı yani gerçekten.
Sen kendi kendine açılın ben doktorum demiş olabilir misin?
Yani o Vanakya arası gidenler bilir belki.
Orada 32 viraj diye bir yer var.
Çok dönmeli. Evet 32 tane çok dönümeçli engebeli yolun olduğu üstten tepeden uydu görüntüleri var.
Gerçekten yılan şey gibi.
Sonrasında daha kıdemli arkadaşlarımdan şey öğrendim işte yola şeye binerken bu arada herkes benzer şeyleri yaşıyormuş.
Çok kötü mide bulantısı böyle kuku için mide bulantısı için böyle kombi birinden bir şey öğrendim.
Onu aldım sonra kafayı vurup hani gittiğimiz günler oldu.
Herhalde gerçekten son yıllarda tabii ki bir sürü işte böyle kayıplar şeyler.
Evet evet evet. En böyle şey hissettiğim anlardan biri.
Doktor olduğuna şükrettim o anda.
Doktor olduğum için oradayım zaten.
Bir yandan. Ya hiç şükretmedim ki doktor olmasaydım orada olmam gerekmeyecekti.
Orada olman gerekmeyecekti. Gerekmeyecekti yani ben hani şimdi bir sürü arkadaşım var başka.
Ama yani İstanbul'un göbeğinde de işte trafikte sıkışıp panik atak yaşayan insanda var ya yaşayacağın varmış senin.
İstanbul'un göbeğinde. yaşıyorsan hastaneye gidersin.
Akger Vanoto yolunda yaşadığında nereye gideceksin?
Boğaz köprüsünde trafiğin ortasında nasıl gideceksin doktora ya?
Sakışmış trafik bir buçuk saat kalp krizi geçiriyorsun gibi.
Bana taşrayı savunma ya.
Lütfen taşla savunanlar nur bilgi izlesin.
Doğru. Yani Taşra.
Evet. İnsanlar Taşra'da yaşıyor.
Yaşamak zorunda kalıyor. Evet.
Yaşamayı tercih ediyor. Ben de yaşadım.
İşte yine yaşayabilirim hayatımın bir döneminde.
Ama romantiz edilecek bir yer değil.
Yaşanacak. Belki sevilecek bir yer.
Hani okey. Zorluklarıyla beraber.
Yani çoğunlukla İstanbul'un da tabii zorlukları var ama sana bir fırsat da sunuyor.
Yani ben orada genelde zorluğunu fırsatlarını bilmiyorum.
Belki benim karşıma çıkmadı. Sen de çıkış yolunu biraz kendin bulmuşsun diyelim orada.
Mecburi hizmet gerçekten çoğu doktor için zorlayıcı Enes de ondan bahsetmişti.
Çok teşekkür ederim yanımıza katıldığın için.
Umarım tekrar görüşürüz.
Görüşürüz. Hoşçakalın.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Spotify ve Apple Podcast da bizi takip edebilir.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
