
S2B16: Ekin Bernay | Bedeni Yeniden Hatırlamak
11 Mart 2026 · 45 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
🎙️Ariadne’nin İpi podcaste dans ve performans sanatçısı, hareket psikoterapisti Ekin Bernay konuk oluyor.
🌿Ekin, küçük yaşlarda başladığı dans hayatına bir çok başarı sığdırmış bir sanatçı. 18 yaşında Nike’ın kataloğuna seçilen ilk Türk dansçı olması, Tate Modern Müzesi’nde performans sanatını sunması ve dünya çapında gösterilerde yer almış olmasıyla hayatının yönünü hep hareketle çizmiş.
Bu sohbette bedenin sınırlarından performans sanatının günümüzdeki yerine, hareket terapisinden Ekin’in doğa ile ilişkisine pek çok konuda sohbet ediyoruz.
Transkript
Benim yapmak istediğim şey mi?
Ben dans etmek istiyorum. Bu dedim.
Psikolojiyle alakalı yani. Bayılırım böyle ilk reddedişlere bayılırım.
Tam bir kahramanın yolculuğu.
İlk başta reddeder çünkü kahramana yolu.
Bir de şeye gitmelisin.
Sequoia. Sequoia evet o da hayallerimden.
Bak ağaçtan yine bağlandık biz seninle.
Evet. Çok güzel aynen ağaçlar gerçekten benim için de çok heyecan verici.
Hani ne kadar durgun olursa olsun oradaki enerjiyi alan açarsan o sana veriyor hissettiriyor diye düşünüyorum.
Evet. Büyülü bir şey.
dans ve hareket psikoterapisi geçmişin var.
O Beden Kayıt Tutar kitabında şeyi çok önemsiyordu yani travma geçmişine sahip olan ya da bedeniyle zorlanmış olduğu deneyimlerden geçen insanlara hareketi çok öneriyor.
Yani işte bu yoga olabilir, kickbox olabilir, dans olabilir ve sen de öyle bir noktada galiba bu dans ve hareket psikoterapisi eğitimine gitmişsin değil mi?
Evet, ben yüksek lisans yaptım bu konuda.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum performans sanatçısı, dans ve hareket psikoterapisti Ekin Bernay.
Hoş geldin Ekin. Hoş bulduk.
Nasılsın? Harikayım.
Çok keyifim benim. Çok enerjik görünüyorsun zaten.
Önce seni tarif ederek başlamak istiyorum.
Tanıtmayacağım seni önce. Nike eşofmanların.
Ve siyah topuklu çizmelerinle harika tarzında bizimlesin.
Ve çizmeleri evet çıkarmadığın için teşekkür ederiz.
Ben izin verdiğin için çok teşekkür ederim.
Çünkü bir şeydi yani burada bir düşünce vardı bunun altında.
Çok tesadüfi değil aslında.
Bu da bir performans diyebilir miyiz parçası?
Kesinlikle. Tamam.
Kamera önünde olduğumun farkındayım.
Tamam, harika o zaman.
Başlayabiliriz. Önce seni tanıtarak başlayacağım.
Bilkent'te görsel iletişim tasarımı okudun.
Sonra Londra'da dans ve hareket psikoterapisi alanında eğitimler aldın.
18 yaşındayken Nike Global'de ilk Türk marka yüzü oldun.
Tate Modern Müzesi'nde performans sanatı alanında projeler yaptın.
Hareket psikoterapisi alanında çalıştın.
Şimdi de Türkiye'desin ve kendi dans ekibinle...
Çalışmalarına devam ediyorsun.
Hatta Arter'de Mayıs ayında yeni bir performans gösterinde olacak.
Heyecanlı. Evet. Onu da konuşalım mı?
Evet. Tamam. Onu ben de çok merak ediyorum.
Ufak bana bahsetmiştin ama detaylarını dinleriz birazdan.
Şimdi ilk sorumla başlayacağım.
Çok küçük yaşlardan itibaren dansla iç içe bir hayatın olmuş.
Her ne kadar üniversitede görsel iletişim tasarımı okusan da sen yine dansın içinde olduğun bir hayat kurgulamışsın.
Sonra ilerisinde dans psikoterapisi boyutu da giriyor işin içine.
Ama ben şunu senden dinlemek istiyorum.
Bu yayını dinleyen insanlar kulaklıkla dinliyorlar, arabada dinliyorlar.
Kendilerini bir dans performansında...
bir performans sanatında hissetmek için gözlerini kapatsalar ve oraya ışınlansalar onlara ne göstermek isterdin?
Bence şimdi burada iki yola gidilebilir.
Bir tanesi daha kişiselleştirilmiş böyle küçük alanlarda daha intim bir şekilde ilişkilendiğimiz yerler var.
Bir de çok geniş alan kapladığım biraz daha izleyiciye uzakta tutan performatif durumlar var.
İkisine de böyle küçük küçük iki örnek vermek istiyorum.
Çünkü bence ancak öyle olursa ne kadar geniş bir yelpaze olduğunu anlatabilirim.
Bir de hemen bir not olarak şimdi tabii ki ben dans işleri yapıyorum.
Ama canlı sanat dediğimizde bazen illa dans bu işin içerisinde olmayabiliyor.
Bu gösteri sanatlarıyla...
performans sanatının, canlı sanatın arasında bir ayrım var aslında.
O yüzden şimdi örneklendireceğim şey sahnede izleyeceğimiz bir iş örneği değildir.
Şey veriyorum. Açıklama.
Bu böyle canlı sanat dediğimde, performans sanatı dediğimde göreceğim ya da hissedeceğim şeye bir örnektir.
Örnek bir. Bir odaya giriyorsun.
Küçük bir oda. Belki 3'e 3.
Yer halı. Beyaz halı.
Beyaz perdelerle kaplanmış.
Lavanta kokusu var.
Ve uzaktan böyle bir sakinleştirici, sanki deniz dalgaları sesi gibi sesler geliyor.
Bir ses yerleştirmesi var aynı zamanda.
Ve dış dünya tüllerle bölündüğü için çok kopuksun aslında dışarıdaki dünyadan.
Küçük bir kapsülün içerisindesin hissi var.
Halıdan dolayı yalıtım da var tabii.
Yani attığın adımın sesini de çok fazla duyamıyorsun.
Ve odanın ortasında bir tane...
Dönen bir platform var.
O platformun üzerinde birisi oturuyor.
O da bembeyaz giyinmiş.
Gözleri kapalı ve dönüyor o platformla birlikte sadece.
Duvarda da... Bir sürü kağıtlar var.
Yakınlaştıkça o kağıtları okumaya başlıyorsun ve farklı farklı el yazıları olduğunu anlıyorsun.
Hepsi bir soruyu cevaplamış.
Ne istiyorsun? Ve altına iniyorsun, kat kat o mektupların içerisinde kayboluyorsun.
Duvarda bir kağıt var ve bir kalem var.
Seni davet ediyor aslında performans.
Sen de alıp o kağıt kalemi, orada bu soruyu cevaplıyorsun.
Kenarda duran bir, her yanı yansıyan böyle ayna şeklinde bir kutu, büyük bir.
Sanki oy sandığı gibi bir şey var.
Onun içerisine tepeden kendi yansımanı görerek atıyorsun.
Kağıt düşüyor. Böyle düşerken böyle diğer kağıtları vurarken de ayrıca bir ses çıkarıyor.
Bir ses oluyor.
Sonra o oturan kişi, dönen kişi, o beyaz kıyafetli kişi gelip kalkıyor.
Ve bu sandığı çevirip açıyor.
İçerisinden belki bir iki yüz tane falan kağıt çıkarıyor.
Ve bunları yüksek sesle okumaya başlıyor.
Okuyor, okuyor, okuyor. Sonra duvarları asıyor.
Bu tabii birkaç saat süren bir şey.
İstediğin yerde odayı terk edebilirsin.
Bu bir örnek olurdu.
Bu bayağı deneyim aslında.
Evin içine giriyorsun.
Seni içine alan bir deneyim ve her yerde de karşına çıkmayacak bir deneyim.
Evet ve kurduğu alan içerisinde de çok kişisel şey.
Yani ne okuduğuna da bağlı tabii.
Ne kadar zaman ayırdığına bağlı.
Ne kadar paylaşmak istediğin ne bağlı olarak da.
İşin ne kadar aktive olacağı ve performansın ne kadar işte kan bulacağı, canlılık bulacağı aslında burada tamamen katılımcıya bağlı bu senaryoda.
Ne kadar istersen o kadar.
Ne kadar çok duyu devreye girerse o kadar iyi mi?
Mesela işte işitsel olabilir, koku olabilir, oradaki dönen şeyi takip etmek bile olabilir, dengeyle ilgili olan olabilir.
Duyuları fazla... işin içine sokmaya çalışıyor musunuz?
Bence o da performansı ne gerçekleştirmek istediğiyle ilgili değişebilir.
Yani bazı durumlarda hiç ihtiyaç olmayabilir bu kadar katmana.
Bu durumda var.
Başka bir senaryoda mesela o geniş alanla ilgili çok daha şey bir örnek.
İkinci örnekte belki bunu biraz cevaplayabilirim.
Daha kısa anlatabilirim. Çok büyük bir hole girdin.
Yani artık burası böyle belki işte 20 metre tavan, 20 metre genişliği olan.
7 metre genişliğinde ama 20-20 böyle yüksek ve dar uzun koskocaman bir alana aldın.
Bomboş bir AVM koridoru düşündüm.
Gibi bir yerdeyim evet. İnsanların gözüne gelsin diye söylüyorum.
Evet. Karanlık daha karanlık.
Ama ortası ışıklarla aydınlatılmış.
Sırada bekleyerek giriyorsun.
400 kişi sırada bekleyerek giriyorsun.
Öbür salonda tek başınaydın.
Burada 400 kişi sırada bekliyorsun.
Yüzüne bir maske takıp içeriye giriyorsun.
Taktığın maskede de artık içeride anonimsin.
Ve çok uzaktan, mesafeli bir yerden bir kişinin salonun bir ucundan öbür ucuna kadar yaptığı hareketleri izliyorsun.
Sadece ses var. O küçücük bir insan bedeni var.
Belki arka sıradan hafif kalkman gerekiyor görmek için.
Bazı yerlerde görüşünde çok uzakta kalıyor.
10 metre ileride kalıyor sana.
Neredeyse göremiyorsun bile.
Sadece ses ve uzaktaki minik bir figür o kocaman alanın içerisinde.
Bu da bir ihtimal olabilir. İkisi de benim gerçekten yaptığım performanslar bu arada.
Bu kadar noktasal böyle bir şey olabiliyor ama bir Rafael Kort'ta böyle yok hiçliğin içerisinde insanlarla sıra beklediğin bir senaryo da olabiliyor.
Evet yani benim sonradan fark ettiğim senin koreografisini yaptığın Medusa'nın çığlığı.
vardı mesela. Orada da yere batan sarnıcı mekan olarak kullanılmış ve orada bir dans performansı izledik.
O da muazzamdı çünkü mekanla beraber o kostüm, o hareketleri, suyun içine girip çıkması, oradaki karakterin, dansçının, onlar çok etkileyici olmuştu.
Yani mekan gerçekten önemli anladığım kadarıyla.
Mekan her şey. Çünkü aslında yani küçücük bir oda da olsa koyduğun o devasa işte sarnıç gibi sevgili Başak Cankeş'le birlikte yaptığınız yani Başak'ın zaten projesi benim hareketlerini sadece gerçekleştirdiğim.
Ama şimdi öyle bir sarnıç gibi bir alan olduğunda da yarattığın habitat her şey.
Aslında bu işte bence en önemli olan şey alanı nasıl kuruyorsun.
Çünkü o çizdiğin sınırlar içerisinde bir fantastik bir dünyaya bastığın gerçeklik ötesinde bir yere.
Götürmeye çalışıyoruz. Katılımcıyı, izleyiciyi, gözlemciyi.
Aynı şekilde sarnıç tabii ki çok büyülü ve bambaşka.
Dünyanın neresinde sarnıçın içerisinde sulara girip çıkabilirsin o kadar bilmiyorum.
O çok güçlü bir deneyimdi.
Prova süreci ayrı. Orada prova yapmak bile kimse yokken o bile çok artık hani...
tarif edemeyeceğim bir süreç.
Çok da zor bir mekan aynı zamanda.
Tahmin ediyorum. Ama bir yandan da sahne işi de olabilir.
Yani sahne işi olduğunda daha gösteri sanatları ve koreografi böyle net bir sahne işi olduğunda da oradaki konumlanma da farklı.
Sahneden izlenebilir. Bir şey yani o dördüncü duvardan izlenebilir bir şey.
O kübe kendini koyduğunda daha geleneksel artık benim için çok geleneksel kalıyor.
O anlatımda bambaşka bir şey.
Herkes yan yana oturt ve sana böyle tek sıra tek sıra sıra sıra A, B, C, D, Z'ye kadar izlesinler.
O da çok ilginç aslında. Yani o tiyatro dot yapıyordu galiba bu tarz oyunlar.
Yani hiç dekor yok.
Seyirciler kare bir sahnenin etrafında.
Ve herkes birbirini görüyor bir yandan.
Farklı deneyimler sunuluyor.
Son zamanlarda daha çok görüyoruz.
Ben New York'ta bir oyuna gitmiştim.
Belki duymuşsundur. Sleep No More diye.
Yani dört katlı bir oteli kapatmışlar.
Ve bütün seyirciler otelin içinde aşağı yukarı gidip gelebilir.
Herkesin yüzünde maske. Ve oyunu canlı takip ediyorsun odaların içine girerek çıkarak.
O da çok farklı bir deneyimdi.
Yani o da deneyim tiyatrosu mu oluyor acaba?
Evet yani sanırım.
Immersive. Immersive. Punch Drunk tabi o kampanya o şey Sleep No More yapan yani Londra merkezliler.
Onların kurdukları diyor onlar da bir bence öncüsü bu işin yani bir numarası çok muhteşem yapıyorlar.
Sleep No More da zaten Punch Drunk isminin ötesine geçti yani ben onu izleyemedim ama Londra'daki hatta geçen hafta tekrar bir Punch Drunk.
Deneyimine gittim. Oyun izleyeceğimi düşünerek oyun oynattılar bize.
O da çok ilginç bir şey. Çünkü benim için tiyatrodur o yani.
4 saat kaybolacağım içerisinde.
Tokyo sokaklarındasın.
Sonra aniden bir yere gidiyorsun.
Bir barın içerisindesin. Oyuncular seni odalara çekebiliyorlar.
Bambaşka bir dünyaya giriyorsun. Öyle olacağını düşünerek gittim.
Ve şöyle bir kurguda kendimi buldum sanki Squid Game onun gibi yani böyle bizim üzerimize aniden insanlarla eşleştirildik.
Bir pilotlar var onlar bizi kulaklıklarla yönlendiriyorlar.
Bir alarm durumu ve bizi saldılar bir hangarın içerisine.
Üzerimizde yelekler ve böyle şey yüksek tansiyon insanlardan saklanmamız gereken ve puan toplamamız gereken biz oyunculara dönüştük.
Artık burada şimdi bu oyun mudur yoksa aslında oyuncuyu içerisinden çıkardı ve beni o duruma çıkardı.
Geçirdi. Bilmiyorum tiyatroda sınırları bunun nerede çiziliyor?
Yani o konuda tabii bir şey değilim ben.
Hani bunu böyle şey yapamam.
Düşündüğüm zaman sadece bir oyun değil sanki.
Yani buradan benim de gelmek...
Demeye çalıştığım şey aslında şu.
Artık daha deneyimsel yerlere mi götürüyor bizi sanat?
Yani senin olduğun yere demek istiyorum.
Çünkü daha deneyime dayalı şeyleri çok fazla görmeye başladık.
Mesela Avrupa'ya gittiğimde de klasik bir Van Gogh sergisi görülmüyor artık.
Duvarlara Van Gogh yansılıyor, arkadan müzik geliyor.
İşte Pink Floyd çalarken Van Gogh deneyimi falan filan gibi şeyler yapmaya başladılar.
Çünkü artık herkes sıkılmış büyük bir ihtimalle o müzelere gidip o eserleri görmekten.
Ve insanlar da bir...
bir şeye dahil olmak istiyor, sürecine dahil olmak istiyor.
O yüzden de bu deneyimsel olan kısım daha artacak, performatif şeyler artacak gibi de geliyor.
Bence de artacak. Yani tabii çok böyle bedenleri unuttuğumuz, bedeni unuttuğumuz bir yere de giriyoruz aslında birçok insan için.
Yani hayatta o bize illa hatırlamak zorunda olmadığımız çok ondan kopuk.
farklı duruşlarla böyle elimizdeki o telefonla yani ben bu parmağın yaptıklarıyla serçe parmağımın hissettikleri bu telefonu tutmak bile artık bambaşka bir hal aldı yani benim oradan yayıldığım
dünya yani küçük bir bebek artık telefonunu Oyuncak olarak gördüğünde kahkaha atabiliyor.
Çünkü onun için bir karşılığı var.
Az önce asansörde gelirken oldu.
Yani kahkaha attı oyuncak cep telefonunu ona uzattığında.
Yani 6 aylık falan. Bence şöyle bir boy.
Küçük bir boy. Tam bini.
6-12 yaş. Çok küçük yani.
Ama onda o coşkuyu yaratıyor.
Böyle bir yere gidiyoruz. Bu zaten bir yol.
Ama bir yolda da toprağa, köye, işte o gerçekliğe de bir ihtiyacımız var.
O yüzden belki daha o artık modern sanat, modern müze algısında da bir şeyleri kırmaya çalışıyorlar bence.
Belki o yüzden performans son senelerde birazcık daha yer bulmaya başladı.
Hala tam doğru yerde değil çünkü bence hepimiz de yeni yeni böyle bir şeyler arayıp bulmaya çalışıyoruz.
Çok uzak da kalabiliyor, çok uzak kalmasını istemiyorum.
Ben yaptığım işlerde de birazcık daha hissedilebilsin istiyorum ama zor yani tabii ki bir algıyı kırmaya çalışıyorsun, bir şey keşfetmeye çalışıyorsun.
Karışık. Evet. Yeni yolu açmak zorundasın çünkü.
Onun öncüsü olmak durumundasın.
O yüzden de biraz daha cesur da olmak gerekiyor gördüğüm kadarıyla.
Peki sen böyle bunları kurgularken daha üç boyutlu düşünüyorsun büyük bir ihtimalle.
Kendinde çok duyularına açık bir insan olsan gerek diye düşünüyorum.
Öyle sanırım. Değil mi?
Evet sanırım hassas ve böyle çok her şeyi görmeye çalışırım.
Dikkat etmeye çalışırım.
Ne yaşanıyor etrafımda?
Küçük fotoğraflar hep çekerim yani ilerlerken.
Ve o bana ilham verir. 10 sene kadar biz tabii performans ben yapacağım dediğimde Simge Burhanoğlu Perform İstanbul'la birlikte çok böyle ciddi bir çatı oluşturduk benim pratiğim için bence.
Ve o bana çok doğru bir şey verdi.
Yani bu işe nasıl bakmalıyım?
Bu işi nasıl kurmalıyım da iyi bir raya oturttu beni.
Çünkü ben evet koreografik işler de yapıyorum.
Afifece ile açılışını yapalım.
Sadece hani dans işi gibi olsun.
Dans işine yakın bir şey olsun.
Yaratıcı dansçılarla çalışalım.
Onu kuralım ve orada bir resim yaratalım.
İzleyici izlesin. Bu oluyor evet.
Bu da benim bir parçam.
Ya da bazen reklamlar falan yapıyorum.
Yani hiç benim yaptığımı tahmin etmeyeceğiniz şeyler de yapıyoruz tabii ki.
Onlar da oluyor ama o hayatın bir kısmı.
Ama aslında benim en özümde, en içeride yapmak istediğim, gitmek istediğim yerde bunların da ötesinde ben ne katıyorum?
Yani bu kültürel tarih içerisinde benim varlığım, kişisel olarak benim geçtiğim yollardan geçen bir insan gerçekten ne katabilir?
Orada bir şey keşfetmeye...
Çalışıyorum ve o yüzden evet kurduğumuz alan.
Her şey yani her şey her şey çok detaylı.
Bir odanın içerisine koyduğun kalem bile bir sebebi var.
Benim için en azından benim pratiğimde.
Herkes için böyle olmak zorunda değil.
Hepimiz birbirimizden çok farklı işler üretiyoruz.
Her sanatçı da olduğu gibi yani.
Ama benim için önemli. Sembolik bir alana giren her şey.
O sembolleri kullanıyorsun ve bir yandan da kendi işine ilham da buluyorsun.
İzlerken girdiğin mekanları, alanları, yürüdüğün yolları.
Ve bu beslenme için de sanırım...
Farklı farklı yerlerde de bulunuyorsun dünyanın.
İşte Londra, yarı zamanlı Londra'da mı yaşıyordun yoksa git gel mi yapıyorsun?
Şimdi şu an git gel gibi yani ben 14 sene Londra'daydım.
Son senelerde daha çok buradayım.
Oradaki üstümü biraz kapadım gibi ama şimdi buradan oraya.
Yani aslında biraz geriye döndüm gibi bir şey oldu.
Hiç İstanbul'da yaşamamıştım. Şimdi burada yaşıyorum diyebilirim.
Ama bir şeyler oldukça...
Gidiyorum şimdi mesela bu kurduğum işle birlikte de umu hayalim öyle şehir şehir biraz daha gezmek yani bu işi gezdirmek, farklı ülkelere götürmek.
O yüzden dış yani tabii 14 sene bir yerde 20'lerini geçirince bir de onun üzerine hani biraz 30'lara taşınca çok şekillendiriyor seni uzun bir süre.
O yüzden çok Londra böyle içimde yani orada daha bayağı ev hissi var benim için orada.
Hem oradan hem İstanbul'dan ilham aldığın mekanlar olmuş oluyor ki ikisi de bence çok besleyici kozmopolitik yerler olduğu için.
Evet bir de artık bir yerde bir sınırı tükeniyor bir yerin.
Yani ben artık Londra'da belli bir yerden sonra bir kapasiteyi doldurdum.
Tabii ki hep her zaman oraya yeni giren bir şey var ama hep aynı simülasyondayım.
Yani ben oyun oynamam ama...
biliyorum ki seviyeleri var ve farklı odalar ve farklı yerler öyle gittikleri yerler var sonra dünya gerçeklik değişiyor ya şey hissi oldu bende hep ben bu simülasyon biraz fazla aynı olmaya fazla tekrar
etmeye başladı ve gidecek yerde önümde artık bir şey göremeyince bir de buradaki sokaklarda neler yaşanıyor derken çok Hareketli bir son 2-3 seneye dönmüş oldum.
Pandemi sonrası.
İddialı bir zamanla geldim.
İddialı. Peki şimdi sana şeyi soracağım.
Kendi deneyimim üzerinden.
Dans bende vücudumdan bağımsız bir özgürleşme hissi yaratıyor.
Bir yandan vücut somut sınırlılıklarımızı hatırlatıyor.
Bir yandan da işte özgür hissettirebiliyor.
O hareket ederken kendini boşluğun, o hava boşluğunun içinde...
Özgür hissediyorsun. Bir yandan sınır da var.
Bu ikililikle alakalı olarak senin yaşadığın anlar oluyor mu?
Onlarla ilgili çözmeye çalıştığın anlar oluyor mu?
Dans gösterilerinde insanlara bunu hissettirme anlamında.
Yani çok ilginç çünkü mesela bu söylediğin şekilde düşünmemiştim ben bunu.
Bu soru bende bir şey uyandırıyor.
Böyle bir gerçekten böyle bir...
Problemim var. Bu bir problem benim için.
Çünkü his olarak vermek istediğim şey o sınırsızlıkken.
Evet. Sınırlı, çok sınırlıyım.
Yani kabiliyet olarak da çok sınırlıyım.
Benim hayallerimin ötesinde. O yüzden mesela gösteri formatında bir şey, koreografik bir şey hazırlandığı zaman başka bedenlerin olması bazen benim sınırlarımın ötesinde bir şeyleri görebilmek için.
Bir çözüm yolu budur bunun.
Yani birisi vardır ki hani uçar o.
Ve o beden odur yani. Onun bedeni...
İşte öyle mesela başka insanlar üzerinden o sınırlar aşılabilir bir yöntemde.
Bir başka yöntemde his olarak aşılabilir aslında.
Bunun çok basit bir örneği.
Ben atölye çalışmaları da yapıyorum ara sıra.
Atölyede hiç dans deneyimi olmayan birisi gelebiliyor.
Profesyonel dansçı da olabiliyor ama hiç dans deneyimi olmayan bir insan ilk defa hareket edecek benimle birlikte.
İki saat bir yolculuğa çıkacağız.
Gözlerin kapalı. Çok uzun bir süre o göz kapalı o yolculuğu götürtmek istiyorum insanlara.
Zaten gözünü kapadığında...
İçindeki o dans çok daha coşkulu, çok daha ötesinde.
Birçok sana çağrışım yapıyor.
Yani bu herkese tavsiye edeceğim bir şey bu arada.
Güvenli bir alan yaratın kendinize.
Belki sınırları evinizdeki halı olabilir.
Boşalt halının üzerine. Bil ki hani orada o bittiğinde senin de artık gidecek bir yerin yoktur.
Ve orada gerçekten gözlerini kapatarak hareket et.
Böyle aç üst üste misin? Müzik aç 10 dakika.
Bir yerlere gidiyorsun. Yani düşünceyi bıraktığında ama...
Bir yerde de bir şeyleri hissettiğinde o görsellerle birlikte gittiğin bir yer var.
Onun bedenindeki yansıması çok küçük bir şey olabiliyor.
Yani bazen karşımda bir beden var sadece bunu yapıyor.
Uzun bir süre diyelim ki çok küçük bir şey oldu.
Mikro bir hareket gösteriyorum.
Ellerimi sağa sola sallamak gibi. Ellerimi sağa sola...
Ama böyle bir santim sola bir santim sağa.
Çok minik bir hareketteyim.
Gözlerim kapalı. Sonra konuştuğumda ne yaşadığını.
Ülkeler değiştirmiş.
Çöle gitmiş. Elinin arasından nehirler akıyormuş.
Kafasının üzerinde ağaçlar büyümüş.
Ayakları kök olmuş. Toprağın altına girmiş.
Dünyayı aşmış. Yıldızlara tutunmuş.
Yani bunun sonu yok. O yüzden bence o da bir çözümü bunun.
Yani aslında hayal gücünle ve o imgelerle birlikte...
O sınırları genişletmek.
Yani hiçbir zaman ben sadece parmağımı kaldırdım.
Sadece bir parmak kaldırmak olmak zorunda değil.
Bu birçok şey olabilir yani bunun aslında.
Ötesini hayallerimizle birleştirdiğimizde o akışa girdiğimizde, akış, o trans hali.
Zaten oralar gerçekten gitmemiz gereken yer.
Aslında eski kabileler bunları yapıyormuş değil mi?
Evet. Yaptıkları performatif danslarında işte bu haka dansı vardır, keçak dansı vardır falan.
Orada bir trans haline giriyorlar ve başka bir boyuta gidip geliyorlar kendi zihinlerinde.
Kesinlikle. Yani zaten bu iş belki 100 bin yıl öncesi.
Yani törenler hadi 30 bin, 40 bin kanıtlanmış bir şekilde var.
Seremoni dansları. İnsanların el ele tutuşup daire olup zıpladıklarını biliyoruz.
En azından 30 bin sene önce.
Yani bu kanıtlı bir şekilde biliyoruz.
Düşün. Bunun öncesini tahmin edemiyorum neler yaşandığını.
Ama işte şifa için dans var yani.
Şaman bir yerde artık törenin bir yerinde bedeninden fışkırmaya başlar o dans.
O şifayı vermek, bulmak, anlamak için.
Toprağa ayağın değdiğinde.
Çok fazla bu iş mesela...
Şey de öyle en eski danslardan bir tanesi belly dance aslında yani o nasıl çevirmeliyim göbek dansı mı demeyelim bilmiyorum.
Göbek dansı tabii. Dans sözlerin kıvırtması.
Evet yani o bile en eski yani o pelvik hareketler, içeriden şöyle omurganın öyle hareket etmesi.
Sakral bölgeyi evet evet. Ne kadar şey yani çok aslında biz bu işin çok anlamlı olduğunu ve çok güçlü olduğunu biliyoruz ve bir yerde çok bastırılmış.
Ben hep dansla ilgili bunu düşünüyorum.
Dansın bastırılmasının bir sebebi var bence ve bu iyi bir sebep değil.
Bence toplumu kontrol altına tutmak için içimizdeki dansçı, bunu söylerken biraz duygulanıyorum bile yani gerçekten.
Hep bastırılmış. Bir yerde düşündüğün zaman Bilmiyorum bunu eleştirel bulurlar mı?
Herkesin hoşuna gidecek bir düşünce olmayabilir ama folklorik danslarda da bir kontrol var.
Yani halk oyunlarında da toplumu hizaya sokma, kontrol etme, aynı adımları atalım.
Tabii ki çok dışa vuran anları da olabilir ufak patlama anlarında ama stilize olmuş dansların içerisinde.
Bunu bale için de söyleyebilirim.
Evet muhteşem bir kabiliyet gösteriyorsun ve çok çalışmışsın ve kimsenin yapamayacağı çok teknik olarak mümkün olmayan bir şey yapıyorsun.
Saygım sonsuz bütün bu dans alanlarını.
anlamasını istemem. Ama bir de böyle bir kendini bıraktı.
Evet yani alev alev yandığın bir dans etme hali var ve bunu yapamıyoruz.
Bunun yeri yok toplumun bir karşılığı yok.
Evet. Bahane bulmamız gerekiyor.
Çok sarhoş oldum da. Saçımı savurdum da ertesi gün boynum ağrıyacak kadar ne zaman dans ettim yani?
Ne zaman buna iznim oldu benim?
Böyle bir iznim var mı? Var mı iznimiz?
Yani benim kendi deneyimimde ben zaten hareket edemem.
Ben dans etmeyi sevmem.
Baştan kapattım ben kendimi.
Ve vücudumla da aslında ilişkimin daha az olduğu bir dönem.
Ama mesela çocuklar, ikizler doğduktan sonra...
Vücudumun ne kadar değerli olduğunu ve hareketlerinin her birinin ne kadar önemli olduğunu, kendimi dışa vurmak için gerekli olduğunu fark etmeye başladım.
Hatta seninle yazışmıştık bu beden kayıt tutar kitabı var ya.
Mesela bence doğum sonrası o hareketlerin kısıtlanması bir travma vücut için.
Çünkü devasa bir şey var karnında ve çıktıktan sonra tekrar fizyolojin değişiyor.
Sonrasında ben hareketlenmeye başladım ve dans çok iyi geldi.
Son bir senedir de kızlarla, kızlar 4,5 yaşında, 3,5 yaşından beri müzik açıp dans ediyoruz evde üçümüz.
Abuk subuk koreografiler yani böyle en son şimdi Tarkan gündemde olduğu için işte tut kolumdan çek götür beniler yapıyorum.
Ve şey hani döndür ondan sonra işte salla kollarını kaldır işte jöle gibi sallan var falan.
Yani bayağı bildiğin onların da bedensel olarak bunu özgürce yaşamalarını istiyorum.
Ben kendim de deneyimliyorum.
Ve nefes nefese kalıyoruz evin içinde böyle dans etmekten.
Bir akşam 15-20 dakika dans ritüelimiz var evde.
Muhteşem, çok şanslısın.
Çok iyi hocaların var. Çünkü seni özgürleştirecek bir ikili olduklarına eminim.
Çünkü aslında yansıma olmadan yapmak bu işi çok güzel bir şey.
Bilmiyorum tabii aynaya karşı mı yapıyorsunuz bunu.
mutlaka bir katkısı var ama eğer böyle yansımaya çok takılmadan iyice böyle içeriden dışarıya bir sürece giriyorsanız muhteşem yani.
Evet evet baya şey serbest stil.
Yani görsen bunlar ne yapıyor dersin de çıldırmış bir üçlü.
Öyle bir şeyimiz gündemimiz gelişti.
Bana da iyi geliyor Rus olarak.
Çocuklara da iyi geldiğini düşünüyorum.
Bol neşeli oluyor ortam.
Ama mesela ben böyle bir Evde büyümedim mesela.
Hani böyle düğün dernek varsa hadi kızım oyna diye dürtülen.
Ondan sonra ve topluluğun karşısında bir performans sergiliyor gibi olduğumuz ortamlar vardı.
Ve ben nefret ederdim ondan. Ama şimdi mesela daha özgürce vücudumu hareket ettirebiliyorum.
Ve bunu hatırlamanın önemli olduğunu da düşünüyorum.
Kesinlikle yani çok mutlu oldum böyle bir şey duydum.
Ve herkes için geçerli bu.
Yani bence bunun için hiçbir zaman geç değil.
Hiçbir beden yok ki bunu hissedemesin.
Yani kabiliyeti ne olursa olsun, sınırları ne olursa olsun bazı engeller olabilir ki yani fiziksel olarak çok hareket edemeyeceğini bile düşünebilirsin.
Yani her tür bedenle çalıştım ben sonuçta.
Bu aslında tahmin ettiğimizin çok ötesinde hareket ediyoruz.
İşte o gözlerini kapatıp içinde hayalini kurduğunda bir danstır.
Yani fiziksel olarak hiçbir şey yapamadığın zaman bile gözlerini kapatıp hayal kurabilirsin.
O dansı hayal edebilirsin.
Yani yapabilecek olsaydın şu an ne yapardın yani?
Ve beyin de büyük bir ihtimalle o bölgeler aktive oluyor hayal ettiğin zaman.
Bu yine şeye geleceğim beden kayıt tutara geleceğim.
Çünkü senin bir de...
Dans ve hareket psikoterapisi geçmişin var.
O Beden Kayıt Tutar kitabında şeyi çok önemsiyordu.
Yani travma geçmişine sahip olan ya da bedeniyle zorlanmış olduğu deneyimlerden geçen insanlara hareketi çok öneriyor.
Yani işte bu yoga olabilir, kickbox olabilir, dans olabilir.
Ve sen de öyle bir noktada galiba bu dans ve hareket psikoterapisi eğitimine...
gitmişsin değil mi? Evet.
Ben yüksek lisans yaptım bu konuda.
Londra'da Roehampton Üniversitesi'nde.
Tam böyle üniversite sonra ilk yüksek lisansımdan iki tane yaptım.
İlk yaptığım yüksek lisansımdan sonra çok büyük bir tökezledim yani.
Sonra detaylarına girebilirim.
Ama dans terapisi bana çok şey öğretti.
Aslında hareketi tekrar öğrendim.
Çünkü ben ilkokuldan beri dans ediyorum.
Hayatımda her zaman dans var.
Hep her şeye paralel olarak ilerledi.
Daha farklı bir akademik şey de yaptım yani.
Yoldan da gittim. Ama dans terapisini öğrendiğim zaman ve okula başladığım zaman ilk mesela yaz kursuna gitmiştim öncesinde.
Çok net hatırlıyorum yani kurstan çıkıp eve gelip ağladığımı.
Her gün çıkıyorum ağlıyorum.
Her gün çıkıyorum ağlıyorum bu yüksek lisansdan önce.
Çünkü ben hiç... Böyle bir dünyanın olduğundan haberim yoktu.
Yani inanamamıştım o zaman.
Nasıl hareket bunları bana hissettirebilir?
Hiçbir şey bilmiyormuşum diye.
Ki o zaman belki 23 yaşında falanım.
Kendim 8-15 senedir dans hayatımda o zaman için söylüyorum.
15 yıllık dans hayatın var ve ilk defa böyle bir etkisi olduğunu fark ediyorsun.
Ve yani ben ne hissediyorum?
Ben nasıl hiç böyle açılımlar yaşamadım?
Aslında hiçbir şey bilmiyormuşum.
Tekrar hayatı öğrenmem gerekti orada gerçekten.
Ve dans terapisi bana en büyük derstir yani.
En derine indiğim yer orasıydı.
Ve şu anki hayatımda da tamamen bakış açımı değiştirdi.
Yani beni tamamen baştan bir şey etti.
Yani tekrar bir şeyden geçtim.
Reconstruction. Tekrar düzenlendim.
Yeniden yapılandırdım.
Tamam. Peki şeyi soracağım.
Orada çalıştığın vakalarda mesela farkı görebiliyor muydun?
Gördüğün vakalar oldu mu?
Dans psikoterapisi aldıktan sonra.
Oluyor. Yani tabii kiminle çalıştığın, hangi alanı seçtiğin de bunun bence ne kadar hızlı bir geri dönüş alacağını ya da ne kadar net bir geri dönüş alabileceğini gösterir.
Ben... Birazcık yavaş ilerleyen süreçlerde oldum.
Bu tercihen de biraz tercihen oldu.
Biraz da tesadüfi aslında öyle olması gerekiyormuş.
Sanırım oralara çekildim de diyebilirim.
Ama otizm ve şizofreni ağırlıklı olarak çalıştım.
Otizm çocuklarda, şizofreni yetişkinlerde bu gruplarla çalıştım.
Oldu tabii ki bazı süreçlerde bir şeyleri keşfettiğimizi gördüm.
Bazen çok minimal oluyor tabii ki.
Benim için o küçük çok küçücük bir açılım çok önemli.
İğneyle kuyu kazıyorsun orada.
O duyguyu çok iyi biliyorum.
Ben de konuşma terapisi yaptığım dönemde gerçekten milim milim.
Bugün şu sesi çıkardı.
Bugün işte iki sesi bir araya getirdi gibi şeyler oluyor konuşma için.
Eminim dans ve hareket terapisinde de öyle oluyordur.
Evet yani örneklendirebilirim aslında.
Verirsen güzel olur.
Bir örnek gelirken çünkü aklıma birisi geldi hani bu konuşmak isterim onun üzerine diye.
50'li yaşlarda bir grup içerisinde bir ben onların evlerine gidiyorum.
Evdeki haftalık grup terapisi benim kurduğum alanda yaşanıyor.
Ev derken ortak paylaşım alanı var ve bir onları hayata hastaneden sonra adapte etmek için böyle bir ara şey ara evler var.
Londra'da bu. 6 ay falan önce ilk gittiğimde 50'li yaşlarında bu kadın.
Otizm tanısı var. Ve hiçbir şekilde kendisi bütün evin dışında bir ritim içerisinde yaşıyor aslında.
Kendini riske sokan bazı durumlarda da kaldı.
Ben oradayken de bunları yaşadık.
Ama grubun içerisinde önce ilk geldiğimde sadece biz bir daire halinde oturuyoruz.
O ayrı bir koltukta başladı önce.
O koltukta oturuyor. Zaten hep o koltukta oturuyormuş.
Sonra zaman içerisinde... Bizimle birlikte de oturmaya başladı.
Bu bir sene içerisinde yaşadığımız şeyler tabii.
Haftada bir böyle hani ne?
Minik minik. Minik minik. Ve aradan böyle aylar geçtikten sonra bir gün dans etti.
Evet kalktı ve dans etti ve böyle...
Çok böyle kaçamak bakışlarla da benim de orada olduğumun farkında aslında.
Ve gülümsedi. Ve dans etti.
Çok güzel. Yani bu ve grubun önün içerisinde ayağa kalkıp dans etti.
Ve siz talep etmiyorsunuz.
O kendiliğinden onu başlatması otizmde özellikle çok zordur.
Herhangi bir hareketi kendiliğinden başlatması.
O yüzden çok duygulu bir an olmuştur senin için.
Ben tabii ki içimde artık havai fişekleri yani.
O cahil bir şey oluyor.
Çünkü bir de çok beklemediğin bir anda.
Aslında onun yaşanması.
Tabii ki her ihtimalle açık olarak oradayım.
Ben her şey mümkün ve o alanı açmak ve o alanı tutmak benim oradaki görevim.
Ama yine de böyle bir mucizevi şey yaşandığı zaman çok şey oluyor.
Yani bir işe yaradım, güzel bir şeye vesile oldum duygusu gerçekten insanı çok manevi olarak tatmin edici değil mi?
Evet gerçekten. Bir de beni tekrar yaptığım şeye inandıran.
Sanata tekrar inandıran aslında bir anlamda.
Evet yani beni bir hizalandıran bir şey oldu.
Yani tamam okey bu doğru bir yoldur.
Bu yolda daha neler keşfedebiliriz acaba gibi böyle üst üste küçük küçük keşifler.
Yani sanatla terapide aslında hani uç bir örnek şizofreni ya da otizm evet.
Ama tipik gelişen bireylerde daha da...
büyük yollar kat edebilirim duygusu da vermiştir sana büyük bir ihtimalle.
Evet. Ben hiç bunu deneyimlemedim bu anlamda.
Yani o pozisyonda olmadım bir dans terapisti olarak.
Ben 8 sene ağırlıklı olarak bu gruplarla çalıştım.
Ama işte senin yaptığın performans mesela işte biz izlemeye geldiğimizde o duyguyu bize geçiriyor.
Ya da işte dahil olduğumuz içine girdiğimiz performanslarda da büyük bir ihtimalle bizde bir iz bırakıyorsun ve bir değişik bir kimyasal bir etkileşim oluyor orada çok büyük bir ihtimalle.
En büyük hayalim bunu yapabilmek.
Yani bunu yapmak için o dediğin ve başında konuştuğumuz dünyayı tasarlamak işi var ya yani oraya seçtiğim şeylerle ve kendi pratiğimde en gelebileceğim en üst nokta benim bu olurdu.
Bence direnmesi lazım bir insanın buradan etkilenmemek için.
Yani bir performanstan ya da içine girdiği bir deneyimden.
Ben etkilenmedim ya. Umurumda değil falan demesi için.
Gerçekten hani ona karşı bir duvarı olması ve direnmesi lazım diye düşünüyorum.
Beğenmemek başka bir şey. İçine...
Girmemek başka bir şey yani ikisi arasında ben fark olduğunu düşünüyorum.
Evet ilginç söylediğin şey çünkü doğru dünyayı başarısız da olabilir yaptığım bir performans.
Çünkü sistemi yanlış kurmuşumdur.
Bu da mümkün. Yani aslında kötü tasarlanmış bir işte olabilir bu.
Tabii o da olabilir. O da olabilir.
Evet ama hissetmek senin söylediğin şey.
Gönüllü olmak yani o girdiği yere ben buradan ne alabilirim?
Burada bir şey hissedeceğim mi diye girmek var kapısında.
Niyet ederek daha doğrusu doğru niyetle intention dediğimiz şeyle girmek var.
Bir de böyle hani vardır benim çevremde çok var.
Bu da neymiş? Evet. Vardır ya böyle tipler.
Benim de var inanır mısın? Hep birkaç tane arkadaşımız oluyor öyle.
Girdik ne olacak şimdi? Hani o ses tonunu anladın sen.
O niyetle gelirse de bir şey alamayacak tabii ki senin yaptığın performanstan.
Evet çünkü aslında orada o işte sebepleri var tabii onun.
Yani ben ona da...
Bazen bizim alanımızda da çalışan insanlar kendimde belki buna bazen kötü etkim olmuş bile olabilir.
Bilemem bazen yaptığım bir şeye birisi gelmiştir ve onu bu alandan soğutmuşumdur.
Belki o öyle bir günüme denk gelmiştir ve yaptığım şey çok sert gelmiştir, çok manasız gelmiştir.
Bu da olabilir yani tabii ki.
Genel resme baktığın zaman da çok niş bir alan yani.
Sanat dünyasının içerisinde bile.
Tabii tabii. Yani bir bazen bir küratör için bile bir karşılığı yok.
Bazen bir sanatçı için bile bir karşılığı yok yaptığımız şeyin.
O yüzden bir heykel değil yani.
Evet uçup gidiyor ya bir de hani o hareket bittikten sonra sizin yaptığınız iş de bitiyor videoya kaydedilmediyse.
Tek kullanımlık gibi. Evet yani bir uçucu dediğin gibi gerçekten.
Bir var bir yok.
Ama orada iz bırakmanın da başka yöntemleri var.
Yani orada da keşifler var aslında yapılabilecek.
Bazen kalıntılar olabilir. Bazen işte benim kalp performansımdaki gibi zaten performansın şeyi buydu yani olayı o izi bırakmakta.
Her izleyiciyle birlikte yumruk yapıyoruz elimizi ve yumruğumuzun alçıyı alıyoruz ve kalbimiz üzerine konuşuyoruz.
Tabii o kalp artık nereye götürmek istersen.
Çok güzel. Ve oradan kalan kalıplar bir rafa yerleşiyor.
Bunu 80 kişi yaptın orada 80 tane kalp görüyorsun karşında.
Aslında uçup gitmedi. Öyle bir yere de gidebiliriz.
Öyle de kurgulayabilirsin.
Öyle de kurgulayabilirsin. Ama sadece hareket böyle suya yazı yazar gibi o da olabilir.
O da çok değerli yani.
Çünkü biliyorsun ki biricik yani hiçbir daha ondan olmayacak.
O senin ısınla birlikte o beden o şekilde hareket etmeyecek o odada.
Evet, evet. O da çok değerli.
Yani gerçekten niş bir alan.
Özel bir alan. Peki şimdi senin yine.
Sana has bir şeyden bahsedeceğim.
Yakın zamanda fotoğraf sanatçısı Muratan Özbey'in sergisinde senin doğa ile neredeyse bütünleştiğin fotoğrafları izleme şansım oldu.
Tüm konuşmalarında ben senin takip ettiğim zaman doğa ile olan bağını daha çok gördüm.
Ve bu bana biraz animizmi hatırlatıyor bu.
Özellikle hala Japonya'da geçerli olan işte doğanın ruhu, ormanın ruhu işte.
Bir tilkinin ruhu gibi.
Bunlarla ilgili neler söylemek istersin?
Yani bu çok küçük yaşlardan beri doğayla olan bağın var bildiğim kadarıyla.
Evet, kesinlikle var. Bir şey, ben orada kendimi iyi hissediyorum.
Murat Han zaten benim uzun süredir ürettiğim bir dostum.
Bu İvroşe Vakfı için de güzel bir sergi hazırladığımızı düşünüyorum.
Yollara çıktık, o yolculuklarda bir yerde durmamız gerekti.
İçgüdüsel olarak bir resim aradığımız için, bir his aradığımız için.
Ve ağaçlar üzerinden bu hikaye.
Çünkü ben sanırım orman benim en iyi hissettiğim yer.
Ve hep öyleydi. Yani küçükken de ben lojmanlarda büyüdüm.
Annemden öğrendiğim bir şey bu.
Benim direkt hafızamda o cümleyi kurduğum yok ama ben o...
Ormana gidiyorum diye oynamaya çok küçükken.
Kuru pelit. Evet kuru pelit.
Pelit ağaçlarının arasında.
Evet inanılmaz.
Bilmen çok hoşuma gidiyor.
Samsun'dan bahsediyoruz bu arada.
19 Mayıs Üniversitesi kampüsünde.
Ekin'le bir orada şeyimiz var.
Dağımız var orada. Ortak bir noktamız var.
Hep işte o ormana gitmek.
Yani lojman da zaten o kadar güvenli bir alan ki.
Düşünsene ormanda gidip oynayarak büyümüşüm.
Şans, çok büyük şanstır hayatımın.
Önemli bir zamanı, en iyi hatırladığım zamanı belki de.
Ve böyle o ormanla kurduğum ilişkide ben ağaçlarla sanırım çok kökünden enteresan bir yerden bağlıyım.
Yani onun ne olduğunu tam olarak şey yapamıyorum, tanımlayamıyorum.
Ama orada hissettiğim şey, ben mesela her Londra'ya gittiğimde bir tek gitmem gereken yer var.
Hempstead Heath. Benim orada ağaçlarım var.
Gidip böyle sanki hatta çok gülüyorlar bana yani.
Şimdi ne yapıyorsun işte Hempstead Heath'e?
Ağaçlara saygılarımı sunmaya gidiyorum.
Gerçekten benim için en önemli şey Londra'ya gittiğimde Hempstead Heath'e gitmek.
Hatta geçen sefer çok yağmurdan gidemedim.
Çok eksik hissediyorum kendimi.
Neyse bu konuyu bir kenara bırakacak olursam ağaçlar üzerine çok uzun konuşabilirim.
Ama dokunmak ve orada olmak ve onların bana geçirdiği his, orada büyülü bir şey var.
Aynı şey taşlarla da bir yere kadar var.
Toprakla var, denizle var.
Dağda olmakla olabilir, tetiklenebilir bendeki bu his.
Güzel. Çok güzel. Ama bence gerçekten orada unutulan bir şey var.
Aslında hepimizin çok iyi bildiği, çok da büyük bir şeyden bahsetmiyorum yani.
Ama orada kendimi en iyi hissettiğim...
Yani orman. Beni bir ormanda en huzurlu ve en gerçek halimi görebilirsin.
Evet. Yani o fotoğraflarda beni en çok etkileyen şey fotoğrafı vardı.
Bir tepenin yamacında ağacın kökleri dışına çıkmış artık.
Çok da büyük bir ağaç. Yani sen küçücük kalmışsın ağacın köklerinin üstünde.
Hatta ben Murat Hanım'a sormuştum bu fotoğrafı nasıl çektin diye.
İşte karşı tepeden çektim.
Ekin oraya işte gitti uzandı falan diye anlattı.
Onu yine paylaşırız Instagram'da.
Ama inanılmaz yani baya büyülü bir...
Resim gibi aslında fotoğraftan ziyade onun duygusu nasıldı?
İnanılmaz. Zaten ağacı gördüğümüzde şu anda tabii hani ağzım kulaklı.
Kahkah falan atacağım.
O kadar güzeldi ki. Şimdi tüylü kökleri yani kökleri de tüylü tüylerin...
Kökleri o kadar dik yamaç o kadar dik ki köklerine basarak orada durmaya çalışıyorum.
Yani gerçekten o bir durmaya mimik ettiğim bir şey yok orada yani gerçek bir an o.
Gerçekten ona tutunmak için orada bir çaba gösteriyorum.
Belli çukurlarına girmem lazım işte tabii ki ben yine yüzümü falan.
Bütünleştin orayla. Tabii ki yani ben o suratın şey yeşil çok güzel bir yeşil gün batmak.
Batmak üzere ve orman birazcık yukarıyı kapattığı için karanlık artık böyle başka renkleri görüyorsun.
En son yeşilin son kalan tonları artık gece gelmeden önce.
Çok floresan böyle bir yeşil ve tüylü üst ve böyle toprak.
Zaten soktum parmaklarımı ayaklarımı her şey içerisine girdi ve teşekkür de ettik tabii ki.
Çünkü çok iddialı bir hediyeydi o ağacın bize verdiği bence.
O karesiz gerçekten çok eksik olurdu o sergi.
Ve garip bir şekilde böyle bir doğum hissi de...
var onun içerisinde.
Kendini yeniden doğmuş hissetme gibi mi?
Çünkü sen orada böyle ana rahminde gibisin de.
Rahim evet öyle görünüyor bence de yani bir hatta yapıyorlarmış sanırım böyle bir öyle potlar da var insanlar o şekilde öldükten sonra ağaçların köklerine kendilerine.
Bunu bilmiyordum. Evet tekrar yani buna ilgili bir şey görmüştüm.
Sadece gerçekten fiziksel olarak nerelerde mümkün bilmiyorum ama benim için çok ideal olurdu öyle bir potta.
Tekrar dönüşmek. Dönüşmek değil mi?
Ya benim de bir hayalim.
Buradan manifest edelim.
Angkor Wat'a gitmek. Orada ağaç kökleri hep dışındadır ya.
Tapınakların dışında gözünün önüne geldi mi?
Böyle devasa ağaçlar.
Göstermen lazım. Böyle bir de şey bu banyan ağaçları.
Onların da kökleri yukarıdan aşağıya gelir ip gibi.
Onlar evet çok muhteşem. Onlar da çok etkileyici.
Bakalım bir gün kısmetse.
Bir de şeye gitmelisin.
Sequoia. Sequoia evet.
O da hayallerimden.
Bak ağaçtan yine bağlandık biz seninle.
Evet. Çok güzel.
Aynen ağaçlar gerçekten benim için de çok heyecan verici.
Hani ne kadar durgun olursa olsun oradaki enerjiyi alan açarsan o sana veriyor, hissettiriyor diye düşünüyorum.
Evet. Büyülü bir şey.
Çok büyülü bir şey. Evet şimdi son sorumuza geliyoruz.
Efendim bizim alameti farkımız kendini Ariadne mitindeki gibi çıkışsız bir labirentte hissettiğin deneyimin neydi?
Ve sonrasında oradan çıkış için nasıl bir ipucu bulmuştun?
Benim böyle bir dans ve harekete uzak kaldığım bir senem falan var.
Hayatımda böyle araya girmiştir.
İlk Londra'ya gittiğim zamanın hemen sonlarında bedenimden çok koptum.
Çok fazla kilo aldım.
Ve hareket etmemeye başladım.
Ailemle ilgili de bir sürü o ara çok karışık şeyler yaşanıyordu falan.
Ve böyle bir yolun sonuna geldim orada.
Yani gerçekten bir labirentte o duvarı hissettiğim bir andır.
Yani ben o zamana kadar hep hayatım akmıştı.
Zaten hep hareket ediyorum ve bir şey ve işte yüksek lisansımı yapmışım.
Londra'ya gitmişim. O kadar yanlış demek istemem ama o kadar ben olmayan bir yolda oraya sürüklenmişim ki.
Kendimi gerçekten bir çıkmazda buldum.
Ve o çıkmazda bulduğum yerde de şişmeye başladım yani.
Fiziksel olarak da, duygusal olarak da ve böyle çok kaybolduğum bir yerde.
Ama sonra onun sonu beni çok böyle dolaylı bir yerden dans terapisi yüksek lisansına cesaret etmekle aslında oradan çıkardı.
Ve tekrar harekete dans terapisiyle aslında öyle dönmüş oldum.
Peki bunu araştırdın mı özellikle yoksa karşına mı çıktı?
Yani dansla ilgili neler var diye bir çekme ettin yoksa birilerinin önerdiği nasıl o yola girdin?
İlginç bir şekilde aslında çünkü ben dans okullarına bakıyordum.
Demek ki o zaman 22-23 yaşlarında falanım.
Tekrar okuyayım ve dans okuyayım.
Çünkü ben dans okumadım.
Yani dışarıdan şeyim ben böyle.
Alaylı. Görsel iletişim tasarım aslında.
O da ilgili sanatla ama tabii dans değil dansın.
Dans değil tabii o başka bir eğitimden geçmen gerekiyor.
Ben böyle dışarıdan kendim ve çok değerli hocalarımla birlikte.
Ama şöyle oldu.
Ben dans okullarına bakarken auditionlara falan da girdim.
Ama bir şekilde bir gün bana birisi, bir arkadaşım bir şey verdi.
Böyle bir. Broşür.
O günü de hatırlıyorum yani.
Şöyle bir broşür uzattı.
Dans terapisi. Ne ilgisi var dedim ya.
Bu benim yapmak istediğim şey mi?
Ben dans etmek istiyorum. Bu dedim.
Psikolojiyle alakalı yani.
Bayılırım böyle. İlk reddedişlere bayılırım.
Tam bir kahramanın yolculuğu.
İlk başta reddeder çünkü kahramana yolu.
Evet. Ve de şeye gelmiş değil mi?
Hani böyle birisi uzatmış. Birisi uzatmış.
Ben ne alaka diyorsun sen orada?
Değil. Bir şekilde ama pişti pişti pişti pişti.
Acaba mı? Sonra evet o şeyler geldi ve çok enteresan yani.
Sonra gidince işte o anlattığım zorlu bir yolculuk tabii ki yani onu yapmak için.
Tekrar Londra'ya dönmem gerekti.
Bütün kaynaklarımı tüketmiş durumdayım.
Tekrar onun için savaşmam gerekti falan.
Sonra işte o ağlamalar, gözyaşları bir tık böyle şeyler.
Kazıya kazıya kazıya kazıya.
Yani çok zor bir yolculuk oldu diyebilirim.
Aslında eğitim sırasında sen kendini iyileştirdin belki.
Eğitimden sonrasında da aldığın bilgiyle beraber başkalarına kaynak ve şifa oldun anladığım kadarıyla.
Evet bence de öyle.
Bir yandan da tekrar işte o yapılanma diye az önce bahsettiğimiz an bu an.
Önümde yeni bir yol. Yani tamam buradan çıktım bu duvardan bu labirentten çıkıyorum ama labirentin sonrası da.
Tabii sonra başka yerlere giriyoruz tabii.
Zorluk bitmiyor hayatta ama yani böyle artık sıkıştım burada takılı kaldım dediğin yerde karşına bir fırsat sunulmuş ve sen de onu geri tepmemişsin ne güzel.
Evet çok ilginç bir an. Yani onun uzatması ve benim onu almam ve onun pişmesi ve reddetişim hakikaten o ilginç bir şey.
Evet evet evet sonrasında da işte dediğim gibi önüne zorluklar da çıkıyor güzel şeyler de çıkıyor ama eninde sonunda sen biraz daha iç sesini takip edebilmişsin anladığım kadarıyla.
Yani kaç sekiz sene mi çalıştım dedin şeyde psikoterapi kısmında.
Ondan sonrasında artık sana besleyici gelmediği noktada kendi yolunu yeniden çizmişsin.
Yeniden yeniden. Evet hep bir tekrar geliştirme.
Bir noktada geri dönüp belki her şey işte benim niyetim gerçekten her şeyi birleştirmek ama bazen tercihler yapmak gerekiyor.
Şu an benim sanat adına.
üretmem ve keşfetmem gereken şeyler var ama oraya da oradan niyetim her zaman acaba birlikte dönüşebilir miyiz?
Sevgiyi hatırlayabilir miyiz?
Sevmeyi tekrar hatırlayabilir miyiz?
Sevildiğimizi hissedebilir miyiz?
Bunu alan açabilir miyim?
Evet. Çok güzel.
Teşekkür ederim katıldığın için yayınımıza.
Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
