
Ariadne’nin İpi podcaste metin yazarı ve reklamcı Yiğit Hadi İrde konuk oluyor.
Yiğit, kendi ilgi alanı olan etimolojiyi (köken bilimi) nasıl hepimiz için bir sosyal medya projesi yaptığını ve sürdürdüğünü anlatıyor.
Sohbetimiz sırasında pek çok kelimenin kökenine de yer verdik.
Instagramda @nerdengeliyo hesabı ile kendisini takip edebilirsiniz.
Transkript
İçerik üretme sürecinde de bence herhangi bir şey üreten herkesin başına geliyordur.
Bir beslenme dönemi diye bir şey vardır.
Bir de ortaya bir şey koyma, üretme dönemi vardır.
Beslenme, üretme. Bir sürü içerik birikmiş ama şey gibi geliyor bana sanki böyle İskambil kağıtlarından bir şey çıkmışım, bir yapı çıkmışım ama bıraktığım an...
Patır patır sapır sapır dökülecek gibi bir his.
Ve her yeni içerik koyamayıp her bir şey üretemediğim gün, o dönem çünkü öyle bir dönem oldu.
Petret. Doğal olarak.
Karın ağrısıydı bu benim için.
Nasıl yapacağım, nasıl geri döneceğim?
Can suyunu bile veremiyorum projenin.
Çünkü o da bir yerde benim çocuğum.
Nasıl yapacağım derken o Can Avli ile mesela bu yeni format ortaya çıktı.
Neden? tamamen sürdürülebilir olduğuna ikna olduğum için.
Çünkü dijital dünya biraz da öyle ya.
O içerikler yok olabilir, silinebilir.
Elektrik kesintisi olsa bütün dünyada mesela senin içerik mi içerik yok.
Ama yani kitap gayet somut elimizde.
Doğru. Böyle düşünmemiştim ama böyle bir faydası da var kitabın hakikaten.
Dünyanın sonu şeyleri vardır ya senaryoları.
Elektrik kesintisi olacak falan diye.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Bugün konuğum, kelimelerin geldiği yöne giden, nereden geliyor sosyal medya hesabıyla tanıdığımız Yiğit Hadi İrde.
Hoş geldin Yiğit. Hoş bulduk Mukader.
Nasılsın? İyiyim.
Sen nasılsın? Teşekkür ederim beni ağırladığın için.
Ne demek. Biz teşekkür ederiz, kabul ettin.
Kısaca seni tanıtarak başlamak isterim.
İstanbul'da doğdun, büyüdün.
Galatasaray Lisesi'nden sonra Amerika'da film, medya ve İtalyanca eğitimi aldın.
Sonrasında Floransa'da radyo-televizyon dersleri aldın.
İTÜ'de ses mühendisliği yüksek lisansı yaptın.
Uzun yıllar reklam ajansı ve kurumsal şirketlerde metin yazarlığı, marka iletişim yöneticiliği görevinde bulundun.
Kan Lyons, Kristal Elma ve Efi gibi ödüller aldın.
Şimdi ise eşin ve kızınla İstanbul'da yaşıyor, kelimelerin peşinden koşmaya devam ediyorsun.
Doğrudur. Oldu mu böyle?
Film şeridi gibi aktı mı gözünün önünden?
Öyle. Hep öyle diyor insanlar.
İlk sorumuzla başlayalım istersen.
Sosyal medya hesabında etimolojiyi yani köken bilimini gündelik hayata dahil edip bizleri kelimeleri sorgulayan bir yere çağırıyorsun.
Bu merak sende nasıl başladı?
Bu merak bende aslında hatırlayabildiğim ne zaman başladığını söyleyeyim.
Yabancı dillerle tanışmamla başladı herhalde ortaokulda.
İlkokulun hemen sonrasında ki her zaman sanırım dille, kelimelerle alakalıydım.
Yani hani sözellik, sayısallık skalasında daha sözel tarafa yönelmiş bir çocuktum herhalde.
Ama Galatasaray Lisesi'nde işte 12 yaş civarı o zamanlar tabii o yaşlardaki giriliyordu liseye, ortaokula.
Girdiğimde Fransızcayla tanışınca Türkçedeki Fransızca kelimeleri ilk başta fark etmeye başladım.
Şofben, şezlong.
Ve bunların aslında işte şof ben banyo ısıtıcı, şez long dediğimiz aslında aa şey uzun sandalye demekmiş.
Long çünkü uzunmuş şez falan gibi.
Hani ilk bu keşiflerle başladı.
Daha sonra bu Fransızca'ya işte lisedeyken İngilizce eklenince üzerine o iki dil arasındaki benzerlikler ve yine Türkçe'ye geçmiş kelimeler sonra Arapça yani biz Türkçe'ye Arapça'dan
geçmiş kelimeler falan derken o farkların ve benzerliklerin farkına Varmaya başlayınca oldu sanırım her şey.
Çok sonraları zaten işte metin yazarı olup biraz içerik konusu mesleğime döndükten yıllar sonra da bundan yaklaşık 10 yıl önce 2016 senesinde de nereden geliyor projesiyle
hayat buldu yani bu şey.
Etimolojiyi dahil etmen.
Evet. Yani bizim zamanımızda diyeceğim yakın yaşlardayız.
Ben de İngilizce ağırlıklı bir okulda okudum.
Anadolu Lisesi'nde yine 11-12 yaşında giriliyordu.
Sözlük karıştırırdık.
Yani kelimenin anlamını anlamak için İngilizceden İngilizceye sözlüğe bakın derdi öğretmen.
Biz o kadar iyi İngilizce bilmiyoruz ki derdik.
Yok anlarsınız siz baktıkça derdi.
Aslında kökeni oradan da ufak ufak yani sözlük karıştırmak çok faydalı küçük yaşta değil mi?
Kesinlikle. Ya bu arada şu anda nereden geliyor da yine...
Dil bilim kitapları, içerikleri, makaleleri tabii ki ama sözlüklere ben hala çok başvuruyorum.
Bunların bazıları etimolojik sözlükler.
Kelimenin kökenine doğru yere giden sözlükler oluyor ama bazıları da normal bildiğimiz daha tanımsal sözlükler oluyor.
Bunun kesinlikle faydası olduğunu düşünüyorum.
Bir de o ilginç bir farkındalık oluyor.
Kelimeler, kelimelerin içindeki heceler, sesler ek aldığında nasıl işte yumuşuyor sesler, nasıl değişiyor Türkçe'de.
Yani böyle benim için o zaten bir evren tek başına.
Böyle içine girince kaybolduğu bir evren.
Peki etimoloji ne?
Köken bilim ne demek?
Ve bize neler veriyor günlük hayatta bunu bilmek?
Etimoloji aslında dille alakalı.
Dil bilimin bir... alanı diyebiliriz.
Kelime olarak da Yunanca kökenli iki kelime.
İşte etimos kısmı aslında gerçek, hakikat gibi bir fikri veriyor.
O loji de sonunda hani pek çok şeyde işte biyoloji, logos da hem söylem fikri hem de bir şeyin bilimi anlamına geliyor.
Yani etimolojiyi biz parçalarına ayırıp etimolojik olarak bakacak olursak bence biraz da şairane olan bir tanım olarak hakikatin öğretisi, Gibi bir şey söylenebilir.
Ya da işte gerçek bilimi denebilir.
Ama aslında kelimelerin ardındaki hikayeye, gerçeğe bakan bir dil alanı.
Evet, evet çok güzel.
Peki şimdi senin baktığın yerden etimolojide politik, duygusal, ideolojik bir yer değil.
Daha gözlemci bir yerden bakmaya çalışıyorsun.
Aslında evet şöyle gözlemci.
Zaten neresinden bakılırsa bakılsın bence etimoloji...
Kelimeler söz konusu olunca politik, ideolojik ve duygusal olmak zorunda.
Yani bunlardan ayırmak pek mümkün değil.
Ama gözlemcilik kısmı şöyle doğru.
Bence etimoloji kuralcı değil gözlemci.
Yani etimoloji ile ilgilendiğiniz zaman bu size dili şöyle doğru kullanınız gibi bir şey buyurmuyor.
olduğu gibi halk içinde de kullanıldığı gibi kabullenip niye böyle olmuş?
İşte X toplumunda şu vakitte Şu şekilde telaffuz edilen ve şu anlama gelen kelime niye şimdi buraya geçince farklı bir anlama bürünmüş ve telaffuzu da mesela belki tanınmayacak hale
gelmiş kelime. Niye olmuş bu diye onu gözlemleyerek inceliyor ve beni de çeken tarafı bu.
Bu tabi işte dilde kural diye bir şey olmamalı, yıkalım bütün duvarları gibi bir anlamda kesinlikle söylemiyorum.
herhangi bir dilde anlaşabilmemiz için belli bir standartımız olması lazım değil mi?
Aynı zamanda yazıda sözlü dilde anlaşabilmemiz için bir standartta anlaşmamız lazım.
Ama onun ötesinde etimoloji işte çok ondan sonra çok kuralcı olmuyor.
Daha çok gözlemci oluyor.
Ama ben bu işin hani politik işte duygusal falan kısımları derken mümkün mertebe Nereden geliyor projesinde kelimeleri incelerken nötr bir yerde ve gözlemci bir yerde
kalmaya gayret ediyorum.
Kelimenin kendisi politika yüklü olabilir.
Mesela faşizm nereden geliyor kelimesi çok kuvvetli ve ağır bir kelime pek çok anlamda.
Ama kelimenin kendisinin mesela çok ilginç bir hikayesi olabilir.
Bizce kimisi için politik olarak da çok ağır veya işte olumsuz bir fikri yansıtır ama o kadar başarılı bir şekilde yapar ki bunu incelenmeye değerdir.
Tarihi bir derinliği vardır.
O anlamda bence...
Her kelime incelenmeye değer.
Açık olmalı. Evet.
Doğru. Sen şimdi Türkçe kelimelerden yola çıkıyorsun ama ister istemez o seni Farsçaya, Arapçaya, Fransızcaya farklı dillerle bağlantılanmaya götürüyor.
Bunun birleştirici yanı da var, ayrıştırıcı bir yanı da var.
Yani kitabında onlardan da bahsediyorsun mesela.
Evet. Bazen çok ayırıcı oluyor.
İşte barbar kelimesi gibi mesela.
Dili anlaşılmadığı için barbar kelimesi çıkmış.
Bazen de çok birleştirici oluyor.
İşte Farsça'da da aynı kelime, Türkçe'de de aynı kelime diyoruz bir şey karşımıza çıktığında.
Evet kelimeler bazen aynı fikri iki farklı kelime ne kadar da farklı şekillerde ifade ediyorlar diyorsun.
Bunu mesela çok kez tekrar ediyorum videolarda da kitapta da birkaç yerde geçti.
Eş anlamlılar asla tam anlamıyla eş anlamlı değilir.
Zaten tam olarak aynı şey olsalardı iki tane kelime olmasına gerek olmazdı.
Yani dilimizde iki tane kelime kullanıyorsak bir şeyi anlatmak için ve birbirinin eş anlamlısı diyorsak mutlaka farklı bağlamlarda yani ortak bir kesişim yerleri olabilir.
Ama bir yerde kullanılan...
Bir bağlamda kullanılan kelime, diğer kelime aynı bağlamda her zaman kullanılamaz.
O anlamda etimoloji insanı böyle biraz daha anlamları ve kelimeleri biraz daha yüksek çözünürlükte görmeyi öğretiyor.
Yani iki tane kelime var demek ki bunların farklı bir hikayeleri olmalı.
Duygusu olabilir, tanısı olabilir, yarattığı politik, ideolojik yan olabilir değil mi?
Bir taraftan öyle bir farklılaşmayı daha doğrusu...
Farkların ayırdığına varmayı sağlıyor bence.
Bir taraftan da farklı toplumların birbirinden tamamen bağımsız olarak farklı zaman dilimlerinde bazen aslında ne kadar benzer ve insani olarak temel ifadeler
icat ettiklerini ve bunların bazen birbirinden çok uzak yerlerde aynı şekilde vücut bulduğunu, aynı şekilde ortaya çıktığını işte mesela göz bebeği, göz bebeği diyoruz
biz. İngilizce'de pupil deniyor ve pupilla latince'de aslında küçük kız çocuğu ya da öğrenci küçük öğrenci demek.
Mardumak ki bu mercek işte şey kelimesine mercimek bunlar bağlanıyor.
Farsça'da küçük adamcık gibi bir şey demek.
Şimdi Farsça'da İngilizce'de ve Türkçe'deki kelimelerin hepsinde gözümüzün içindeki o şey için.
Küçük bir insan. Küçük bir insan fikri var.
Yani bu kimisinde zaten bu birbirinden de kopyalamadıklarının da bir yerde doğrulaması oluyor.
Birisi küçük kızcık veya öğrenci gibi bir kelime kullanmış.
Biri küçük adam demiş. Biz de bebek diyoruz.
Göz bebeği diyoruz. Şimdi tam olarak aynı şeyi demiyoruz ama ve muhtemelen bu kelimeler bu tabirler birbirinden kesin bağımsız olarak farklı coğrafya ve zamanlarda ortaya çıkmış.
Ama herkes birinin gözünün içine baktığı zaman kendi küçük yansımasını Görmüş ve oradan böyle bir benzetme ile bir tabir ortaya çıkarmış.
Özellikle doğayla, insanla yani çok temel şeylerle ilgili kelimelerde böyle çok güzel keşifler bahşediyor etimoloji insana.
Evet ve sen kendi alanın olduğu için de metin yazarlığı, reklam yazarlığı senin için çok daha kıymetli oluyordur.
Daha ekonomik kullanmam lazım diyorsun ya mesela o süreyi.
Kesinlikle yani. O konuda kendimi şanslı addediyorum çünkü mesleki olarak yani profesyonel anlamda geçimimi de sağlamak için yaptığım meslek de içerikle alakalı ve kelimelerle
en çok yani ben daha çok işin metin yazarlığı tarafından geldiğim daha sonra senelerce kurumsallığında çalıştığım beyaz rekolu olarak ama hep işin mutfağında içerik üretim tarafında kaldım.
Haliyle özellikle de bunu işte pazarlama, reklam gibi alanlarda yaptığın zaman saniyeler...
Ve hatta işte baskıda bu santimler, dijital ekranda pikseller.
Hep bu sınırların içinde yaşıyoruz ve o kısa alanda meramını en doğru ve sade olarak bu sinyal kalabalığında nasıl anlatacaksın egzersizi aslında.
Yani iletişim işi günümüzde bana sorarsan zaten bu.
O anlamda... Kelimelerle sürekli haşır neşir olmak, sözcük karıştırmak, işte burada doğru kelime ifade ne olur?
Aynı zamanda politik veya işte şey olarak uyar mı?
Kitleye doğru seçim mi bu?
Yani hep bunun egzersizi olduğu için nereden geliyor bu süreçte benim işimi de çok besledi.
Öbürü de onu besledi karşılıklı.
Aslında bulduğun hobi bir yandan ana mesleğini besleyen bir şey haline gelmiş.
İkisi birbirini beslerken ikisi de farklı katmanlarda büyümüş.
Evet yani nereden geliyor da da sonuçta iletişim ve reklam alanındaki orada öğrendiğim şeyleri, pratikleri de tabii ki nereden geliyor da tatbik ediyorum.
Yani en basitinden mesela bir video çekerken.
olabildiğince her şeyi yine sade tutarak ve ona en az zaman harcayarak işimde öğrendiklerimi de nereden geliyordu kullanmaya çalışıyorum.
Ama bence oradaki en önemli şey süreyen bir şekilde, istikrarlı bir şekilde paylaşım yapıyor olman.
Yani neredeyse haftanın her günü bir kelimeyle ilgili bilgi veriyorsun ve bu bence çok sürdürülmesi zor bir şey.
Birçok insana sürdürmekte zorlandığı bir şey ve bu senin hobin bir de yani hani temel işinde değil.
O açıdan bence çok etkileyici yani başarının En önemli göstergesi bence sürekliliği sağlıyor olman gibi geliyor.
Evet benim de en zorlandığım kısım ve aslında bu bahsettiğim işte dikey kısa video formatına bu işin dönme sebebi de tam olarak bu zorlayıcı şartlar oldu.
Yani benim kendi hayatımda işte yetişemiyor oluşum.
Bir taraftan da karın ağrısı çünkü o kadar sene buraya bir emek vermişim.
Bir sürü içerik birikmiş ama şey gibi geliyor bana sanki böyle İskambil kağıtlarından bir şey çıkmışım.
Bir yapı çıkmışım ama bıraktığım an sapır sapır dökülecek gibi bir his.
Ve her yeni içerik koyamayıp her bir şey üretemediğim gün o dönem çünkü öyle bir dönem oldu.
Fetret oldu. Karın ağrısıydı bu benim için.
Nasıl yapacağım? Nasıl geri döneceğim?
Can suyunu bile veremiyorum projenin.
Çünkü o da bir yerde benim çocuğum.
Nasıl yapacağım derken o can havliyle mesela bu yeni format ortaya çıktı.
Neden? Tamamen sürdürülebilir olduğuna ikna olduğum için.
Haftada şu kadar zamanımı buna hani iki elim kanda da olsa yetiştireceğim yani şey ayıracağım buna.
Çünkü başka türlü olmuyor yani.
Bu şeye örnek vereceğim.
Senin de tanıdığın Can Kantarcı gelmişti bize.
700 küsur sayfalık bir kitabı var.
Tepemizdeki Gölge. Ve o kitabı nasıl yazdım dediğimde oğlu doğmadan önce yazmış.
Her sabah... Beş ile altı arız kalkıp bir saat yazının başına oturuyordum diyor.
Ve iş çıkışı da diyor yarım saat notlarımı alıyordum diyor.
Bu sistematiği oturtmadan herhangi bir şeyde herhangi bir yaratıcılık gerektiren ya da işte kendin büyütmeye çalıştığın bir hobi ya da işte yazarlık olabilir, ressamlık olabilir her neyse süreğen
hale getirmediğin sürece mümkün değil gibi görünüyor.
Evet bir şey öğrendiysem o.
Değil mi sürekliliği sağlamak?
Evet o sıkıntılar da aslında yani insanın işte onu yapamamasına sebep olan engeller aslında şeyde bunu çok konuşurduk.
Ben ilk gençliğimde ilk kariyerimin başında diyeyim yani iş hayatın başında işte reklam ajansındayken oradaki kreatif direktörümüz şey derdi.
Zihin, fikir, sıkıntılı kafayı sever.
Yani hani sıkışmak iyidir.
Yani bu hakikaten... herhangi bir iletişim projesinde size verilen o brief yani projemiz şöyle olacak diye ne kadar daraltırsa aslında oda ve yapılabilecek şey çerçeve ne kadar darsa o kadar odaklı
ve böyle cayır cayır yanan bir fikir çıkma ihtimali yani ne kadar çok yol çıkmaz ise ne kadar bir yere sıkışıksak aslında o gerçekten çok daha odaklı bir fikrin çıkmasını sağlıyor.
Bu anlamda şeyler de yani bizim hayatımızda işte O gibi rutinleri yapmamızı engelleyen sınırlar da bence işi bir yerde zorla
odaklamamıza sebep oluyor.
Yani bir çıkış noktası var ama o daha dar bir çıkış noktası aslında.
Ama o da daha etkili olmasına sebep...
Oluyor bazen. Onun için o konuda bence karamsar olmamak lazım.
Yani engeller konusunda...
Denemek lazım değil mi? Yani işte senin de bir noktaya gelmiş tıkanmış.
Sen tekrar yeni bir yol bulmuşsun.
Bunu yapmanın yolunu bulmuşsun.
Denemek ve sürdürmek orada belki inançlı olmak devam edebileceğine.
Evet ve elbet yine tıkanacak.
Çünkü hep aynı yol aynı şekilde açık olmuyor.
O yol sürekli olarak...
O yolda daralacak yani nasıl İstanbul'da yeni bir yol açıyorlar hani trafik şey olacak diye.
Başta rahat olsak. Daha beter oluyor daha sonra orası da daha fazla araç geliyor falan.
Onun gibi ama o paterni fark edip yine o şeyin içine düşünce tıkanıklığın içine düşünce başka bir çıkış yolu yine bulunuyor diye düşünmek lazım.
Bence de. Bence de.
Şimdi bir sonraki sorum yine kelimelerle alakalı.
Oxford Sözlüğü 2004'ten bu yana yılın kelimesini seçiyor.
Biraz o yılın ruhunu, sıkça karşımıza çıkan kavramını belirtme amaçlı bir yaklaşım diye açıklanıyor bu.
İşte bu sene Rage Bait vardı, Brain Rot vardı bir önceki yıllarda.
Nereden geliyor kelimeleri içinde?
Böyle çok ilgi gören kelime ne oldu?
Sen bakıyor musun istatistiklere?
Bu yılın kelimesi şu oldu falan.
Bakıyorum. Yılın sonunda...
Neyse ki bu sosyal medyada ve dijital ortamda zaten biriktiği için içerikler.
O anlamda sağ olsun internet zaten gerekli araçları veriyor.
En çok hangi içerik etkileşimi almış işte yorumuydu, paylaşımıydı, beğenisiydi.
Hepsini görebiliyorsun.
Sonuçta bu güzel bir şey.
Her senede ben de diğer pek çok içerik üreten insan gibi paylaşıyorum.
Senin işte kelimesi.
Top 5, top 10 falan yapıyorlar ya.
Bu senede mesela 2025'te yani ki benim için çok sürpriz oldu.
En çok etkileşim almış kelime ebeveyn oldu.
Yine buna hiç şaşırmadım.
Yani içeriye şaşırdım ama şuna şaşırmadım.
Can Avli ile çektiğim bir videoydu.
Yani iki işin arasında bugün hangi kelimeyi işlesem diye.
yaptığım bir videoydu.
Hani bu araştırma yapmadığım anlamında söylemiyorum.
Çünkü daha önceden zaten makale olarak da yazdığım bir kelimeydi.
Yani cebimde olan bir içerikti ama hani o gün ne çekeceğim bir şey koymam lazım diye böyle Can abiyle çok da biraz şey hızlı yaptığım bir içerikti.
Hep şey oluyor. Ne zaman üzerine titresem ince çalışsam böyle bence çok değerli büyük bir tutkuyla ortaya koyduğum şey çok az insandan ilgi görürken böyle aradan şeyle panikle çıkardığım
bir içerik. En fazla etkileşimi alan olabiliyor.
Burada olduğu gibi. Çünkü kelime ebeveyn kelimesinin o başındaki ebe bizim Türkçedeki ebe işte apa epe falan aslında anne fikrinden gelen Türkçe kelime değil.
Oradaki ebeveyndeki ebe Arapçadaki abu kelimesi.
Bu Ebu Bekir'de falan olan ve baba demek aslında Arapçada.
İşte ebu bir şey dediğimizde onun babası anlamına geliyor.
Ebu baba demek.
Ebede o oradaki o ebu baba.
O sondaki en kısmı da Arapça'da çiftlemeye yarıyor.
Ben de videoyu yaparken aslında videoda şeye dikkat çekmek istemiştim.
Bakın diller ne kadar farklı ele alabiliyor bazı kavramları.
Ebeveyn kelimesi aslında özünde dil olarak baktığımızda, yapı olarak baktığımızda bir çift baba demek.
Yani tabii ki biz bunu anne baba çifti için kullanıyoruz.
Hani onu videoda da sabitledim ama ona rağmen.
New York'a koysan ebeveyni bir gay couple görebilirsin orada.
Ya evet onun için öyle bir ilgi gördü ki şey hani sanki ben şey diyormuşum gibi işte ebeveyn aslında bir çift baba demek demiyorum tabii yani bunun yapısal olarak öyle olduğunu.
Yapısal açıklamasını yapıyor olman o demek anlamına geldiği demek olmuyor ya.
Bir cinsiyetten yana karar verebiliyor veya ağırlığını o tarafa koyabiliyor.
Bu Türkçe'de bizim çok hissettiğimiz bir şey değil çünkü bu anlamda bence şanslıyız.
Özellikle de bu içinde bulunduğumuz dünyada hani artık cinsiyetin gerçekten bir mesele olarak masaya koyulduğu dünyada cinsiyetsiz sayılabilecek bir dile sahip olduğumuz
için. Bence şanslıyız.
En azından zamirler anlamında hani şahıs zamirleri anlamında işte hişi falan gibi bizde bir ayrım yok.
Kelimelerde işte Fransızca'da olduğu gibi işte atıyorum güneş erkektir de işte masa kadındır gibi şeyler bizde yok.
Cinsiyetlendirmiyoruz yani etrafımızdaki nesneleri de.
O derken şey yok.
Ona dikkat çekmek istemiştim.
Yani bir de... Dediğim gibi böyle dille ilgilenen bir kitle ya orada.
Dikkat çekmek istediğim şey bakın nasıl da bir çift yani anne ile babadan bahsederken baba kelimesi üzerinden çiftleme yapılmış.
Anne üzerinden değil baba seçilmiş.
Aynı şekilde Fransızca'da hatta bunun bir devam videosunu da çektim.
Olayı biraz açıklamak için hiçbir zaman o kadar ilgi görmedi ama mesela Fransızca'da onlar diyeceğimiz zaman eğer onlar diyeceğimiz grupta Kadın erkek karma ise eril
kullanılıyor. Onlar eril day kullanılıyor.
Sırf kadınsa el.
Kadın dişi zamir kullanılıyor.
Hepsi erkekse eril kullanılıyor.
Kadın erkek karıştıksa hatta 5 kadın 1 erkek bile olsa orada eril kullanılmak durumunda.
Çok fena. Bu Avrupa dilleri.
İşte mesela. Yani bu düşünceyi çok etkileyen bir şey ama her şey bu eril yapmak dilin yapısının eril olması.
Etimoloji gözlemcidir dediğimde tam olarak bunu demek istiyorum.
Mesela etimolojinin buradaki duruşunun şu olması lazım.
Evet şu anki konjonktürde bunlar tartışılıyor.
Peki neden öyle olmuş yani?
Neden bu dil kurulurken böyle bakmak lazım?
Yani şimdi bence şu da yani şey demek çok fena diyorsun ya.
Şu anki konjonktürde haklısın çünkü bunu tartışıyoruz.
Ama bu hangi kontekste hangi bağlamda ne zaman bu dil bu şekilde ortaya çıktı ve neden öyle tercih edildiği konuşmak lazım.
Bir de neden acaba cinsiyet ihtiyacı duydular kimi dilde kimisinde duymadılar.
Asıl ilginç sorular bence bunlar ve bunları eşeledikçe bunları takip ettikçe de bence zaten insana yaklaşıyoruz.
Yani nereden geldiğimize şu anki zihniyetimize nasıl ulaştığımıza aslında kelimelerin peşinden giderek.
Bir yerde insanın peşinden gidiyoruz.
Sosyolojik bir sürü yorum da yapabilirsin.
Psikolojik yorum da yapabilirsin.
Ama gerçekten şey sorusu çok önemli yani.
Atıyorum Türkler neden zamirlerde kadın erkek ayırmamış, eşyaları dişil eril diye ayırmamış da yabancı şeyler Avrupa'dakiler bunu ayırmış.
Yani bu ilginç bir soru bence.
Ve o düşünce yapısı da dil değişmediği için ve kolay değişemediği için gramer yapısı özellikle çok zor bir şey değiştirmesi.
Tabii ki canım yani şey Allah kolaylık versin onlara şu anda işte hili hili zili falan gibi böyle garip şey zamirler falan bulmaya çalışıyorlar.
Ya bu anlamda bence şanslıyız.
Sadece cinsiyet olmadığı için değil dilimizde hakikaten Türkçe Lego gibi bir dil yapı olarak ya altyapı olarak bence gerçekten.
Zamanı aslında çok uygun.
Biz onu kullanmayı bilsek, yani güzel onu sömürmeyi bilsek yapı olarak bence gerçekten nimet sayılacak bir dilimiz olduğunu düşünüyorum.
Ki ben bu anlamda çok orada da ortada bir noktada durmaya çalışıyorum.
Yani böyle kimileri var daha işte...
muhafazakar diyeyim.
Ama bu iki şekilde muhafazakar olabilir.
Politik anlamda işte muhafazakar olup işte Osmanlı mirasına sahip çıkmak adına işte eski Farsça Arapça kelimelere sahip çıkmak şeklinde bir muhafazakarlık da olabilir ki muhafaza kelimesi kendisi de hani Arapçadan
geliyor ve sonu da Farsça.
Ama bir de daha pürist denen o arınmacı Saf Türkçe konuşalım.
Saf Türkçe kullanalım.
Dışarıdan bir kelime girmesin dilimize falan.
İkisinin de bence bir takım haklı yanları olmakla beraber 2026 senesinde şu içinde bulunduğumuz her şeyin dijital olduğu bütün dillerle iç içe yaşadığımız dünyanın
bundan işte 100 sene evvel o dil devrimi yapılırken ki zihniyetle yani aynı noktada olduğumuzu Aynı gerçekte olduğumuzu aynı bağlamda olduğumuzu da düşünmüyorum.
O dönemde bazıları belki çok işte kimi zaman zorlama gelebilir.
Yeni Türkçe işte uydurulmuş kelimeler çok oturgaçtı götürgeç falan diye sonra çok dalga geçildi.
Ama aynı zamanda üçgen diye bir kelimeyi de biz bu dil devrimine buluştuyuz.
Ben yine en sevilen kelimelerden biri olmuştu üçgen.
Çünkü Atatürk'ün yazarı hatta o zamanki gizli yazarı olarak bundan da bahsetmiştim.
hazırladığı tabi ki dil bilimcilerle sanıyorum geometri kitabının içinden çıkan bir kelime üçgen üçgen beşgen dörtgen işte çarpı eksi bölü yani bilimin dilinin Türkçeleştirilmesi bence
dile yapılmış en büyük faydalardan iyiliklerden biri olduğunu düşünüyorum üçgen gibi duyduğumuz zaman ne olduğunu bugün anlayabildiğimiz çünkü anlamını da biliyoruz ama kelimenin direkt Türkçe
ile bu kadar iç içe yani alakalı olması Onu bilmeyen birinin bile ilk duyduğunda neyi söylemek istediğini anlaması açısından gen eki de bu arada aslında yabancı dillerden etkilenmiş bir ek bile olsa
oradaki çaba ve sonuçta ortaya çıkan kelime bence bir şeyleri ileri götürmek adına çok faydalı bir çalışma mesela.
Senin şahsi hayatında bu yıl benim kelimem şu oldu sıkça bunun üzerine bu tanım üzerine düşündüm etrafına döndüm dediğin bir kelime var mı?
Yani Benim için hem projenin gelişmesi hem benim kendi işte iş hayatımdaki bu projedeki deneyimlerimden çıkardığım kelime şimdi düşününce mesela denge
kelimesi olabilir. Türkçe bir kelime olan dengenin değerli olduğunu düşünüyorum yani her anlamda denge ki bu kelimenin de işte denk olma şeklinden geliyor.
Orada da işte farklı şeyler geriye gittiğimizde fikirler bazen böyle ayrışabiliyor ama Görüşlerden biri bunun aslında değmek yani bir şeye dokunmak yetişmek değmekten bir yere erişmekten
denklik yani ona denk olmak mesela bir yere erişmek değmekten ona denk olmak gibi bir yerden gelmesi söz konusu.
Deneyim haliyle aslında bir şeye yine yetişmek onu hayata geçirmek onu yaşamış olmak o şeye erişmek fikri yani deneyim kelimesi de.
Bu anlamda dengeyle, değmekle falan alakalı ki deniz kelimesinin de yine denk olmak yani tek bir seviyede olmaktan denizin de tengiz kelimesinin yine denklik ve
bu eşit olma fikriyle tek yüzeyde.
Yüzey fikrinden olması söz konusu.
Bunlar daha önce işlediğim kelimeler.
Şimdi eklendikçe ekleniyor.
Babalıkla beraber mi geldi denge konusu?
Şöyle yani şeyin farkına varıyorum aslında.
Hayatta ne yaparsak yapalım her zaman bir kere harekette olmak bir salınımı gerektiriyor.
Yani hareket halinde olmak gerekiyor.
Ama o hareketin dalga boyu çok eğer şey olursa yüksek olursa insan çok yıpranıyor.
Haliyle mesela nereden geliyor ile ilgili bütün bu içerik üretme sürecinde de bence herhangi bir şey üreten herkesin başına geliyordur.
Bir beslenme dönemi diye bir şey vardır.
Bir şey koyma, üretme dönemi vardır.
Beslenme, üretme. Bunların arası çok açıldığı zaman yani daha doğrusu mesela üretmeye çok yüklenince insan o işte mesela Türkçesi ne oluyor bunun hani burn out dedikleri şey var ya yani
yıpranma ve Yanıp kül olma.
İçeriden yanma.
İçeriden yanma. Burnout kelimesi mesela şimdi Türkçe karşılığını düşünüyorum.
Tükenme. Tükenme diyebilirim.
Tükenmişlik evet. Ama o burnout'un şimdi yalan söylemeyeceğim şeyi hoşuma gidiyor.
Fikir olarak. Yanma.
İçinden yanarak hani dışarı belli etmiyorsun çaktırmıyorsun ama aslında cayır cayır yanıyorsun.
O anlamda şey hoşuma gidiyor sanırım o aklıma onun için o yabancı kelime geldi.
Kusura bakma. Yok canım.
Onu yaşıyorsun çok fazla gaza basıp sürekli üretmeye odaklanırsan bu sefer bu sürdürülebilir olmuyor.
Sonra bir anda aslında o ana kadar yaptığın her şeyde yanıp bitip kül oluyor.
İnsan bir şey çok fazla yapıp bu hataya da devamlı düştüğünü görünce sonunda şey demeye başlıyor.
Benim daha dengeli bir yerde durmam lazım.
Yani bir taraftan üretirken bir taraftan tüketmem bir taraftan beslenirken bir taraftan bir şeyler ortaya koymam pişirmem bir şeyi.
Bunları biraz daha dengeli yapmak.
Her anlamda. Yani hem bu nereden geliyor anlamında hem işte aile, profesyonel yaşamdaki şey.
Kendi sınırlarını bilmek ve bence burada değerli olan şey de senin gerçeğinde, senin ilgi alanların veya yetilerin dahilinde aslında o dengede kendi ağırlık noktanı bulman.
Çünkü benim ağırlık noktam belki seninkiyle veya başka birininkiyle aynı değil.
Ben mesela projenin bir anlamda...
Bir şeylerin içinde kaybolabilirim.
Saatlerce şey yapabilirim. Başka biri için mesela bu uyumaz.
Ama bende başkasının yapacağı bir şeyi saatlerce bıkmadan yapabileceği bir şey bana mesela işkence gibi gelir.
Yani hayatta yapamam şimdi.
Aklıma örnek gelmedi ama.
Ama şey denk kelimesinden geliyor dedin ya.
Kimin yanına gidersen ona denk olduğun zaman uyumu yakalıyorsun.
uyumlanıyorsun birisine işte çocuğunun yanına gidersen 4 yaşa denk olman lazım ki onun zihnine girebil işte eşinin yanına gidersen onun zihnine uyumlanabil ya da işte patronun yanına gidersen gibi farklı farklı kademelerde
aslında denge ne kadar çok denkliğe gidebildiğin ve uyumu yakalayabildiğinle alakalı gibi geldi bana evet bir de orada denge var doğru ikili işlerde denge var evet benim için içerikte denge var mesela
yaptığım şeyde dediğim gibi böyle nötr ve ortada bir yerde durup göz Özlemci olabilmek çünkü bence bunu gerektiriyor.
Orada da bir denge peşindeyim.
Bu anlamda dengeye inanıyorum ve yani onu sağlamaya çalışıyorum.
Güzel. Bu yıllarda denge seninle beraber gidiyor.
Evet bir de üstüne mesela bu senenin değil ama geçen senenin yine bu ünlü sözcüklerinden birindeki şey yılın kelimesi polarization.
Kutuplaşmaydı. Kutuplaşma. Bence denge şu anda inanılmaz ihtiyacımız olan bir şey.
Sadece kişisel boyutta değil toplumsal olarak da bir denge sıkıntımız var.
Şu an bir denge var. Yani ağırlık noktasında ama maalesef ağırlıklar iyice ekstrem böyle uçlara koyulmuş durumda.
Haliyle sırf denge de yetmiyor orada.
Yani işte bir tarafta aşırı şey atıyorum şiddet yalnızlığı şey.
Korkunç böyle sıfır tolerans bir kitle giderek böyle cayır cayır yanarken onun öbür ucunda da aşırı liberal hani her şey herkes bireysel olsun şey.
İki uca böyle ayrılmış durumdayız her anlamda.
Yani sırf denge de değil sanırım burada biraz da şey ortada da buluşmak da lazım.
Evet. Ağırlıkları biraz daha ortaya getirmek lazım sanıyorum.
Yani aslında bu podcastta diğer konuklarla da konuştuğumuz şeylerden bir tanesi.
Kendi sınırlarımızı korurken başkalarıyla bir arada olmayı başarabilirsek.
Sanırım o zaman hem toplum olarak hem de ikili ilişkilerde daha rahat edeceğiz gibi geliyor bana da.
Kesinlikle. Peki nereden geliyor kitap projesi?
Nasıl ortaya çıktı diyeceğim ama az önce verdiğin örnek çok güzeldi.
Sanki böyle işte kağıtlardan bir kule yaptım ve işte beslemezsem yıkılacak.
Bir rüzgar etse yıkılacak.
Çünkü dijital dünya biraz da öyle ya.
O içerikler yok olabilir, silinebilir.
Elektrik kesintisi olsa bütün dünyada mesela senin içerik mi içerik yoktu.
Ama yani kitap gayet somut.
Doğru böyle düşünmemiştim ama böyle bir faydası da var kitabın hakikaten.
Dünyanın sonu şeyleri vardır ya senaryoları elektrik kesintisi olacak falan diye.
Neyse ama kitap gayet somut.
Altını çizdiğimiz, kenarını kıvırdığımız, yeri geldiğinde dönüp baktığımız bir şey.
Gerçi telefondaki videoları da kaydete basıyoruz ama kitap gibi değil sonuçta.
Nasıl ortaya çıktı? Benim çok hoşuma gitti bu arada grupladığın kelimeler.
Çünkü birbirine bağlana bağlana gidiyor.
Kelime tanımlarını yazışın, ele alışın.
O çok hoşuma gitti ve birçok yerde de şey yapıyorsun yani bir tebessüm ettiriyorsun.
Böyle hani sorduğun sorularla yaptığın benzetmelerle.
Benim çok hoşuma gitti.
Nasıl gelişti süreç?
Sağol beğenmene sevindim.
Umarım keyifli bir okuma olmuştur.
Kitap başından beri zaten proje yazılı bir proje olarak başladığı için makalelerle.
Aklımın hep bir ucunda ya bir gün belki bu bir kitap olur hatta şey o fikirle zaten yani yazıları belli bir standartta yazmaya ilk başta özen gösteriyordum falan.
Seneler geçti videolar oldu falan ve sağ olsun projede çok desteği olan eşim de zaten neden kitap yapmıyorsun kitap yapsana şunu diye o ve ailem de aynı zamanda yakın
çevrem. Bu bir yani konuşula geliyordu ama Ben kendimi açıkçası çok hazır hissetmiyordum.
Sağolsunlar bu arada isim burada şey marka söylememde sakınca yoksa işte Kronik Kitap.
Murtaza Bey buradan sevgilerimi iletiyorum.
Benimle iletişime geçti.
Kendisi çünkü kanalı takip ediyormuş.
Yani nereden geliyor takip ediyormuş.
Sohbet ettik anlaştık.
Ben de zaten çok uzun süredir bunun bir hayalim olduğundan bahsettim.
Yani biraz... O kendisi pişti.
Ben de kendimi artık öyle bir şeye daha hazır hissederken ve onun için böyle kaşınırken elim kaşınıyordu.
Bir şekilde bir fırsat oldu.
Bu sefer bunu... Atladım ben de.
Zaten o bir anda her şeyi değiştirdi.
İşte o her gün olan videolar tekrar iki günde bire düştü.
Bu direkt algoritmada bu bir karşılığı oldu.
Bir şey algoritmada düştü falan ama hani feda olsun.
Evet arka planda çünkü kitaba çalışıyordun.
Aynen. Yani işte orada dedim ya o yol her zaman aynı olmuyor.
Yani kendimize bir çıkış yolu buluyoruz ama o yol bir şekilde daralabiliyor şey oluyor.
Öyle oldu. İyi bir uğurda oldu bu benim için.
Ne yaptım? Beklediğimden çok daha uzun sürdü bir kere kitabı toparlamak.
Çünkü o dediğim sebepten.
Yani yeni içerikler üretmek olanları kitaba uyarlayıp onları böyle şey belirleyip birbirine yani bunu bir serüven haline getirmek.
Çünkü istedim ki insanlar ve ben de aynı zamanda kendime karşı da online...
Tekil içeriklerde bulduklarından farklı bir şey bulsunlar.
Kitapta da tam tersine bir ağ noktasından başlayıp konuları ilmek ilmek yani kelimeleri birbirine bağlayarak belli temalarda aslında böyle tabiri caizse böyle insana doğru bir beraber keşfe çıkalım,
bir gezintiye çıkalım. Evrenin yaratımından başlamışsın bir de.
Önce gaz ve toz bulutu.
Evet biz de mitoloji bölümlerini de öyle yaptık Bengi Hoca ile.
Çok tatlı olmuş yani o giriş kısmı ve devamı, gidişatı.
Evet teşekkür ederim. Yani başta evet doğum, evren böyle işte başlangıç ve daha sonra böyle.
İnsan, kadın, erkek. Evet cinsiyet işte ötekileştiren kelimeler demin bahsettiğim barbar gibi.
Farklı farklı konulara değinerek aslında insanın ve bizim düşünce yapımızın farklı kısımlarını değinmeye çalıştım.
Ve o bir bütünlüğü olsun diye uğraştım.
Umarım olmuştur ve internetteki projeden farklı bir şey.
Katıyordur. Kesinlikle farklı bir şey olmuş.
Yani benim çok hoşuma gitti. Sadece bende mi alakalı bilmiyorum.
Aklımda kalmıyor. Kalmadığı için de böyle şey.
Ya fotoğrafını çekiyorum. Gene telefona gidiyor o içerik.
Ya da işte şey kenarını kıvırıyorum.
Ben bunu sonra kullanırım. Güzel kelimeymiş falan diye.
Böyle tutmaya çalıştım.
Ama sanırım o anki yaşantımızla alakalı olanlar daha çok kalıcı oluyor.
Kesinlikle. Bağlam bence her şey zaten.
O bağlamda bir yerde aklına gelirse, o kelime bir yerde geçerse eminim aklına gelecektir o detay.
Aklımda kalmıyor dediğin detay aklına gelecektir.
Kalmıştır diyorsun. Evet.
İzi kalmıştır. Umarım.
Umarım. Ben biraz yaşlı hissediyorum hatırlayamayınca.
Ama kalıyordur umarım.
Bende de oluyor. Şimdi son sorumuza geldik.
Bizim podcastımızın klasik sorusu, mitolojiden ilham aldığımız.
Kendini Ariadne mitindeki gibi labirentte sıkışmış, zorlanmış hissettiğin deneyimin neydi?
Ve senin için çıkış ipucu ne olmuştu diye sormak istiyorum.
Valla Ariadne'den ve ipinden bu arada kitapta tesadüfen bu arada bu programa karar vermemizden ve bu programda buluşmamızın öncesinde gerçekleşmiş bu şey.
de güzel bir tesadüf onu söyleyeyim.
Ariadne ismi bir kelimede geçiyor kitapta.
Benim labirentten çıktım mı onu bilmemekle beraber Ariadne'nin ipi benim için neydi derse.
Önce deneyim neydi? Labirentte hissettiğin deneyim ya da sıkıştığın.
Birbirine benzer aslında 2-3 kez oldu aynı deneyim.
Yani bu genelde şey evet zaten patern gibi yani kendini tekrar eden ve bu da zaten daha çok işte benim işte işimde orada Kendimin ne olduğum, hayattaki
işlevim ve olduğum yer.
Anlam arayışı biraz. Anlam arayışı.
Yani bu gibi sanıyorum herkes benzer şeylerde kendini zaman zaman buluyordur ama bende de çok benzer şeyler sergileyen, aynı özellikleri sergileyen böyle üç belki şey oldu.
Dönem oldu. Bunlardan biri zaten nereden geliyorum çıkış sebebidir.
Bir diğeri... Nereden geliyor onun tekrar çıkış sebebidir.
Birisi beyaz yakalılık değil mi?
Beyaz yakalılık ve sıkıştığın dönem.
Birisi ebeveynlik.
Orada zorlandığın ve tekrar video.
Aslında onu şey olarak koymam.
O beni hani şey bir labirentim oldu veya öyle koymam.
O benim hani şey gururla ve seve seve.
Bir anlamda nereden geliyordu da sattığım ikinci plana attığım şey oldu o işin gerçeği.
Ama sonra tekrar kendimi kendi kişisel işte şeylerimin içinde bulunca işte ben ne yapacağım şimdi işte o da olmuyor bu da olmuyor işte koysam olmuyor alsam olmuyor falan filan gibi kendi
içimdeki daha çok işle alakalı şeylerde o nereden geliyor bana bir çıkış noktası oldu yani zihinsel bir...
ferahlatıcı bir etkisi oldu.
O da nasıl oldu dersen aslında şimdi o bahsettiğimiz işte denge falan diye de bahsettik.
Bence benim buradaki kelimem belki sıkıcı veya korkutucu da gelebilir ama rutin.
Sıkışını sağlayan şey rutin kelimesi.
Rutin kelimesi. Yani rutini seviyorum.
Rutinleri seviyorum. O beni rahatlatıyor.
Artık bu bir bilmiyorum belki bunun obsesif takıntılı bir hali mi var böyle mesela bazı şeylerin aynı şekilde aynı zamanlarda yapılması fikri beni neden rahatlatıyor?
Çünkü eğer kendime bazı rutinler bulursam hep hareket halinde oluyorum ve hareketsizlik içinde kaybolmuyorum.
Yani mesela labirent benzetmesi mi yapıyoruz?
Şimdi ben labirentin bir yerinde kenara duvara böyle sırtımı yaslayıp aman Allah'ım buradan nasıl çıkacağım?
Labirentin içindeyim diye hayıflanabilirim.
Ya da labirentte yürümeye devam edebilirim.
Ve yürüdüğüm sürece hayıflanamam.
Ve labirente çok odaklanamam yani.
Kendi yolumdayımdır.
Bu anlamda aslında rutin kelimesi de bu arada İngilizce'de route kelimesi var.
Ve bu da rapture yani...
Kesmek, kırmak anlamındaki işte hangi kelimelerde görüyoruz onu?
İşte interrupt bir şeyi kırmak veya corrupt kelimesi var.
İngilizce'deki bu kelimelerin içindeki o rupt aslında o rutindeki route, yol fikriyle aynı kelime.
Aynı yerden geliyor.
Canlı yayında şaşırıyorum kelimeye.
Yani bir şeyi kırmak.
fikrinden geliyor. Disrupt kelimesi mesela İngilizce'de çok kullandıkları fikri bu reklamda falan işte dünyayı yeniden yarattı, parçaladı bütün şey standartları, gerçeği falan gibi kullanılan.
Yani sert bir şey ifade ve oradaki yol da böyle hani böyle patika şey böyle şey bir yol değil yani bir şeyde Ne bileyim bu doğa içinde de olabilir ama yani yarmak suretiyle
bir yol açmak fikri var.
Hiç rutini öyle düşünmezdim.
Yani rut oradan geliyor.
Rut oradan geliyor. Yol oradan geliyor.
Rutin de aslında ruta dair demek.
Yani onunla alakalı demek.
Sonundaki ek de o şey yola dair demek.
Haliyle rutin aslında ne yapıyor?
Bizi bence zaten yolda ve...
Seyahat halinde tutuyor işte nereden geliyorsun adı da zaten kelimelerin geldiği yöne gider.
Benim tutup yani şey sloganı.
Onun için belki videoları yürüyerek çektiğimde ve devamlı bir hareket halinde olduğumda kendimi aslında en azından her zaman huzurlu olmasa da endişe içinde hissetmiyorum.
Güvende hissediyorsun aslında.
Rutinler bize güvenlik hissiyatını verir ya hani şu an her şey yolunda hissederim.
Ama aslında o rutin zorlayıcı bir şey.
Öyle mi diyorsun ya? Tabii ki acıtıyor insanı.
Çünkü bazen rutini kırmak istiyorsun ve rutin kırıldığı zaman...
Ama rutini sevmiyor musun?
Seviyorum. Rutini seven insan için acıtıcı olmaması için.
Ama sonuçlarından ötürü seviyorum.
Aslında rutin çoğu zaman bir acı ilaç.
Rutinin sevilme sebebi de bence zaten sonuçları.
Yoksa... çoğu zaman kendi değil.
Yani ben her gün mesela ben şimdi buradan çıkınca bundan bir sonraki görevim ile arasında eğer olursa bir 45 dakikalık bir sürem olursa buradan yürüme mesafesi ben arasını bir mesela içerikle doldurmayı
planlıyorum. Buraya gelirken neyi çekeyim diye düşündüm.
O zaman benim için değerli.
Şimdi ben eğer yapamazsam o videoyu bugün rutinimi kırmış olacağım, zinciri kırmış olacağım.
Bu beni daha güçsüz bir hale getirecek ve labirentin içinde kendimi böyle Allah neredeyim ben diye düşünmeye başlayacağım.
Onun için rutinime sahip çıkmak aslında beni...
Kendi gerçeğimde tutuyor.
Labirentin neresinde olduğumun bence çok bir önemi yok.
Çünkü bu labirentten çıksam daha büyük başka bir bilinmezliğin içinde bulacağım kendimi.
Evet. Ama rutinlerine sahip çıkmak diyorsun sen biraz daha.
Bence çok değerli bir şey.
Yani şunu söyleyebilirim.
Bunun da sağlamasını kendi hayatımda rutinlerimi bıraktığım zaman zaten pek çok kez yaptım.
Onun için üç kez diyorum. Yani üç kez işte böyle böyle bir sıkıntılar yaşadım.
Ama o sıkıntıların hepsinden de belli bir rutine sarılıp Artık her gün o sıkıntılar hakkında ve onları nasıl aşacağımı düşünmeyip harekete geçmek sonucunda çıkmış oldum.
Yani onun için rutin demeyip hareket de diyebilirmişim ama hareketin bir garantisi yok yani.
Düzenliliği yok. Düzenli olmayınca da o dediğim işte dengesizlik konusuna gelip bu sefer ben yetişeceğim.
Nereden geliyor patlatmam lazım.
Çok iyi şeyler yapacağım. Harika şeyler yapacağım diye çok fazla kendime yüklenirsem de o tükenme...
Burnout dediğimiz hale geliyoruz.
Bir şey diyeceğim. Her şey yıkılıyor.
Anılmaz bir aydınlanma yaşamadın mı bu programda?
Ben bırakıyorum.
Rütinlerimi de bırakıyorum.
Artık burada kapatabilirim rutinlerimi de.
Biraz gidip tatil yapacağım. Burnout'u konuştuk.
Oradan dengeyi konuştuk.
Rutini konuştuk ve çözdük seni bugün.
Evet. Bence çok güzel oldu.
Çözdüm galiba. Teşekkür ediyorum. Bence gayet güzel oldu.
Ya ben kelime kökenlerini özellikle zorlandığımız kavram neyse o süreçte derinlemesini anlamanın hepimiz için bir çıkış yolu, çıkış ipi sunacağını düşünüyorum.
Sana da böyle içerikler ürettiğin için ve kitabın için teşekkür ediyorum.
Ben de Ariadne'nin ipi programına ve o ipin ucunu bana verdiğiniz için burada sözde verdiğiniz için efendim teşekkür ederim.
Evet görüşmek üzere diyelim.
Görüşmek üzere. Spotify ve Apple Podcast da bizi takip edebilir.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
