
S2B12: Emine Yıldırım | Gündüz Apollon Gece Athena Filmi ve Sinema Üzerine
28 Ocak 2026 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yönetmen, yapımcı ve senarist Emine Yıldırım ile Gündüz Apollon Gece Athena filmi üzerine sohbet ettik. Bizi hem Side antik kentine hem de kendi iç dünyamıza doğru bir yolculuğa çıkarıyor, bu etkileyici filmi ve yönetmenin bakışı açısını merak edenler bu bölüme!
Bölümler:
(2:06) Gündüz Apollon Gece Athena filminin türü üzerine
(5:10) Gündüz Apollon Gece Athena film konusunun ortaya çıkışı üzerine
(10:30) Hayatta arayan ve aranan olmanın ikiliği hakkında
(15:56) Filmde antik dönemden gelen anne üzerine
(18:42) Filmin uluslararası festivallerde gördüğü ilgi üzerine
(21:35) Emine Yıldırım’ın Ariadne mitindeki gibi kendini labirentte sıkışmış hissettiği deneyim neydi ve oradan çıkış ipi ne oldu?
Transkript
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Bugün konuğumuz yakın zamanda vizyona giren Gündüz Apollon Gece Athena filmiyle tanıştığım senarist, yapımcı ve yönetmen Emine Yıldırım.
Hoş geldiniz. Merhaba, hoş bulduk.
Nasılsın? İyiyim ya, gayet iyiyim.
Biraz soğuk hava ama keyfim yerinde.
Güzel. Kışın zor kısmını biraz atlattık gibi, hastalıklı kısmını.
Aynen, umarım. En azından ben kendim için öyle umuyorum.
Ben yeni atlattım büyük bir virüsü.
Umarım biter artık.
Geçmiş olsun. Öncelikle sizi tanıtarak başlamak isterim.
Çocukluktan itibaren babanızın işi sebebiyle farklı ülkelerde hayatı deneyimlediniz.
Yeni şehirler, yeni ülkeler gördünüz.
Sonrasında ODTÜ'de işletme lisansı, Bilgi Üniversitesi'nde ise sinema alanında yüksek lisansı yaptınız.
Sonrasında da sinemada senaristlik, yapımcılık değil mi?
Evet. Yönetmenlik bu kısımlara adım attınız.
Evet gayet güzel bir özet oldu.
Biraz kısa. Biraz kısa kestim çünkü bir sürü daha detaylarımız var.
Kusursuzlar filminiz 50.
Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi film ödülü aldı.
Gündüz Apolyon Gece Athena filmi 37.
Tokyo Film Festivali'nde Asya'nın geleceği ödülünü aldı.
Yapımcılığını üstlendiğiniz son çıkış filmi de yurt içi ve yurt dışı festivallerde yer alma şansı yakaladı.
Ki ben son çıkışı izledim.
Çok da güzeldi.
Senaryosunu Can Kantarcı.
En Can Kantarcı öyle diyelim.
Öyle seviyor. Onun yazdığı bir filmdi.
Doğru ne var ya başında.
İşte Rami Matin çekti.
Ben de yapımcılığını yapmıştım.
Evet. Can da konuklarımızdan, ilk bölüm konuklarımızdan olmuştu.
O zaman izlemiştim.
O film de çok güzel. Sirenler çağırıyor ya.
Evet. Onda da böyle bir hafif mitolojik böyle bir şey var.
Gönderme. Göndermeler var.
Evet. Eminim daha pek çok şey vardır ama sohbet içinde bence daha da derinleşeceğiz sizi tanırken.
Ben arkadaşımla beraber gittim Gündüz Apolyon Gece Athena filmini izlemeye.
Filmin türü için sen ne söylemek istersin?
Mesela fantastik, komedi, drama başlıkları var IMDB'de.
Ama yani her şeyde var hakikaten bu başlıkların hepsi de var değil mi?
Evet bu başlıkların hepsi var.
Bir taraftan da hani insan hiçbir şeyi bir kategoriye sokmak istemiyor.
Ama bir taraftan da sokmak durumunda kalıyorsunuz.
Hani bazı şeyleri işte tanıtımını gerçekleştirmek için.
Biz hani biraz hani düşündükçe aslında film izlendikçe seyircilerden iki farklı tür ismi geldi.
Bir tanesi benim çok hoşuma gitti.
Adana'da bir seyirci ne dedi filme?
Devrimci fantastik film dedi.
Onu çok sevdim. Evet çünkü Hüseyin var.
Bir de mesela daha çok tabii büyülü gerçekçiliğe de mesela hani referi eden seyirciler ve eleştirmenler oldu.
Biraz bilmiyorum biraz hepsinden var herhalde ama hani asıl belki bir ana çatı olarak hani aslında özünde çok hani duygusal bir hikaye ve çok arkayık duygulara.
İsteklere, arzulara dayanan bir hikaye ve onu da bütünleyen bir hani fantastik bir dünya var.
Bu fantastik dünyada biraz böyle mizahla dolu, absürtlükle dolu.
Öyle tanımlayabilirim herhalde.
Birazcık da herkesin, yani filmde herkesi nasıl görmek istiyorsa öyle görsün diye düşünüyorum.
Ben eserimi ortaya attım.
Buyurunuz. İstediğiniz gibi görünüz falan.
Evet artık seyirciye kalsın lütfen.
Seyirciye ben diyeceğimi dedim. Şimdi şey de fantastik deyince böyle bir Narnia falan gibi bir şeyden bahsetmiyoruz.
Fantastiği filmi izlerken bir dakika ya ne oluyor ne oluyor derken anlamaya başlıyorsunuz.
Çünkü her şey gerçek dünyada oluyor gibi.
Ama orada gerçek olmadığını anladığımız karakterler çıkıyor karşımıza.
O da gerçek dememek mi lazım?
Hayali olduğunu düşündüğümüz ya da.
Evet yani fiziksel dünyada görülmeyen diyelim karakterler var ama yine onlar da aslında insan ruhu yani insan ruhunun başka bir çeşidi.
Yani şöyle biz izlerken arkadaşımla şöyle oldu.
Bazı yerlerinde gülmek istiyoruz yani ama festival filmi olduğu için de belli yaşüstü.
Teyzeler diyeyim vardı ve böyle cık cıkladılar bize niye gülüyorsunuz bu bir festival gibi.
Gerçekten mi? Aşk olsun onlar da gülseymiş keşke.
Değil mi? Çünkü zaten biz bu mizahı bilerek bunun bir parçası yani filmin bir parçası mizah.
Dolayısıyla hani insanların belki kahkaha atarak değil ama gülmeleri, kıkırdamaları, gülümsemeleri zaten bizim aslında yapmaya çalıştığımız bir şeydi.
Dolayısıyla hani siz güldüyseniz ne güzel ama herkese gülmek istemeyebilir bu arada onda bir şey.
O espri anlayışıyla da ilgili ya.
Yani orada kara mizah tarzı şeyler de oluyor.
Absürt anlar. Belki içlerinden güldüler bilmiyorum.
O da olabilir yani. Evet o da olabilir.
Şimdi ben son zamanlarda sinemaya gitmeye özen gösteriyorum.
Çünkü evde izlerken benim dikkatim çok dağılıyor.
Senin filminin de bu Gündüz Apollon Gece Atenada'da gerçekten çok güzel side manzaraları var.
Yani insanların bence sinemada görmesi gerekli.
Umarım. Bir 17 Şubat'ta gösterimize bekleriz herkesi.
İstanbul'dakiler bence 17 Şubat'a bir baksınlar.
Bu sitedeki manzaralar çok güzeldi.
Ve burada Araf'ta kalan hayaletler var.
Yani bu hem çekimlerini hem de fikri konuşmak istiyorum ben.
Nasıl ortaya çıktı bunları konuşturma fikri?
Yani şöyle ortaya çıktı aslında.
Yine böyle daha da geçmişe gidersek.
Biz mesela egeli bir aileyiz.
Evet böyle çok bağın mesleği.
Dolayısıyla senin de söylediğin gibi çok gezdik.
Sürekli yer değiştirdik.
Ama mesela benim aslında hayatımdaki en büyük nasıl diyeyim constant sabit yer anneannemin kuşadasındaki eviydi.
Ve orası Efes'e çok yakındı mesela.
Dolayısıyla benim aslında hayatımdaki en sabit şeylerden bir tanesi çocukluğumdan itibaren o Ege bölgesindeki Efes ve bir sürü yer dahil antik ören yerlerinde dolaşmak ve bulunmaktı.
Ve mesela burası her zaman bana buraları her zaman bana böyle bir garip bir köklenme hissi veriyordu.
İyi bir his veriyordu. Hani çok daha kendi kişisel ve küçük dertlerimin ötesinde çok daha büyük bir şeyin parçası olduğumu hissettiriyordu.
Ve hani tabii yaşım ilerledikçe aslında bunun işte tarihsel boyutu, beşeri boyutu okudukça falan.
Hani iyice böyle bir bütünleşti bende.
Ve ben hani şeyi biliyordum.
Her zaman yeni bir şey yazarken böyle daha tarihi bir mekanda geçmesini istediğimi biliyordum.
O sırada işte hiç daha önce gitmediğim mesela öğren yerlerine işte küçük küçük gidiyordum ve işte kışın tam böyle Antalya Film Festivali'nin sonrasında bir vakitte ya ben hiç siteye
gitmedim. Sideye bir gideyim bakayım neden olmasın diye.
Sideye gittim ve aşık oldum.
Çok acayip bir yer. Mesela çünkü hala orada insanlar da yaşıyor.
Sırf öyle bırakılmış bir kalıntı değil yani.
Geçmiş ve aslında şimdiki zaman iç içe.
Çok güzel bir lokasyonu var işte.
Hemen denizin dibinde.
Apollo'nun tapınağı direkt güneşin battığı bir alana bakıyor.
Ki onu özel konumlamışlardır.
Tabii onu özel konumlandırmış.
Onların hepsi hesaplanmış zamanında, antik dönemde zaten.
Mekana aşık oldum açıkçası ve mekanın kendisi de aslında bunu söylüyordu.
Yani diyordu ki ben kadim miyerim yıllardır burada varım.
Bir sürü insan yaşadı burada. Şimdi de insanlar yaşıyor ve biz hani bir arada hani hafızası çok güçlü bir yerdi.
Dolayısıyla aslında oraya gittiğimde hani çok doğal olarak bu insan ruhunun işte bir hafıza olarak metaforu fikri geldi.
Hayaletler ve şimdi yaşayanlar, canlılar, cansızlar, kalanlar, kolonlar falan.
Hepsi orada bir araya geldi ve hani zaten Defne'nin ana karakterin hikayesi yavaş yavaş oturmuştu kafamda.
Ama hepsi birden bütünleşti orada.
Defne'nin kendi arkayık arayışı hem de mekanın aslında ona ne söylediği ve neyi temsil ettiği.
Böylece side ve denizi.
Bu hikayeye dair oldu ve bence Akdeniz tabii ki hani yıllardır bize söylenen işte üç tarafı deniz Türkiye'miz geyiğine gireceğim ama evet doğru biz aslında çok bir Akdeniz ülkesiyiz ayrıca.
Yani hani Anadolu dediğin çok farklı kültürlerin olduğu bir yer elbette ama hani denizde iç içe yaşayan bir sürü yıllarca toplum oldu.
Ve hani Akdeniz bizim bir kültürümüz ve hani bunu da bir şekilde entegre etmek istiyorduk yani sırf bir görsel şey olarak değil.
Arkada güzel duran denizimizden öte.
Bu denizi nasıl bu hikayenin içine dağda örebiliriz diye düşünürken, senaryoyu geliştirirken dedik ki yahu insanlar aslında karşıya geçtikleri denizden
geçebilirler. Ve çok da müsaitti oranın sahili.
Geçiş için de su çok güzel bir metafor.
Evet su zaten çok güzel bir metafor.
Hani aslında gözümüzün önünde olan şeyi biraz geç fark ettik.
Ya böyle bir şey yapabiliriz.
Çünkü ilk başta mesela senaryo yazarken atıyorum ışık hüzmesi patlıyordu bilmem ne.
Böyle şey hani çok daha klişe şeyler vardı.
Sonra bu seçim hani çok doğru geldi bize duygusal ve mitolojik olarak da.
Çünkü işte şeyde sonuçta öbür dünyaya geçerken hep bir su, nehir anlatısı var zaten.
Orası öyle entegre oldu.
Şimdi sen bahsederken şey geldi.
Zaman eğrisinde aslında geriye doğru gidiyoruz eğer lineer düşünürsek antik şehre bakarken.
Uzaya bakmak da öyledir yani sonsuzluğa bakıyor gibisindir ve kendini küçücük hissedersin.
O zaman eğrisinde de gerçekten antik şehirlerde kendimizi küçücük hissediyoruz değil mi?
Bence öyle yani en azından ben öyle hissediyorum.
Ben de. Ama çok iyi geliyor bu.
Evet. Yani hani çok daha büyük bir şeyin parçası gibi hissetmek, daha büyük bir beşeriyetin ve insanlığın aslında binlerce yıldır bir öğretisi, bir kültürü, bir geçişkenliği
olduğunu hissetmek iyi geliyor bana yani açıkçası.
türlü kendinle beraber dertlerin de büyüyor ya.
Ama kendini büyük bir şeyin küçük bir parçası görürsen derdin de küçüktür.
Aynen. Zaten insanlar yıllarca zaten aynı döngüden geçerek, aynı şeyleri yaşayarak devam ettiler yani.
Çok da değişik bir şey olmuyor. Biz de o döngünün bir parçasıyız yani.
Evet, evet. Yani aslında hikayede de öyle.
Anne ve çocuk hikayesi üzerinden gidiyorsun.
Annesini arayan çocuklar var ya da çocuklarına ulaşmaya çalışıp ulaşamayan anneler.
Cumartesi annelerine de değiniyorsun hikayede.
Biraz bahsedeyim mi hikayeden?
Defne'nin arayışından.
Bahset nasıl istersen.
Defne bebekken çocuk esirgemeye bırakılmış.
Oradaki bilgi de çok enteresan.
Anne adı ve baba adı ne olarak görülüyor?
Havva ve Adem.
Ki bu doğru. Yasal olarak 80'lerde öyle yapılıyordu.
Üksüz ve eğitim çocukları.
Çocuk esirgemede böyle bir şey varmış.
Ben bilmiyordum filmde.
öğrendim. Ve sonrasında annesini ararken ona eşlik eden Hüseyin diye bir karakterle tanışıyoruz.
Defne annesini arıyor.
Hüseyin de annesi tarafından aranıyor.
Ama bunlar İkiliğini aslında ayna gibi birbirlerini yansıtıyorlar.
Birisi arayan birisi aranan ve onu çok güzel vermiş bence film.
Anne çocuk ilişkisinde.
Çok teşekkürler. Evet yani biraz orada hep öyle bir aynalama vardı açıkçası.
Yani çünkü biraz da aslında Defne hani filmin ilerleyen kısımlarında yani hep şöyle düşündük.
Yani aramanın aslında nasıl bir his olduğunu bildiği için aslında Hüseyin'i arıyor.
Hüseyin'in annesini.
O şekilde ilk başta anlıyor.
Yani birisini aramanın ne kadar zor, ne kadar güçlü bir duygu olduğunu biliyor.
Ve oradan hani aslında Hüseyin'e oradan diyor yani.
Hani gel konuşalım diyor.
Çünkü biliyor aslında annesiyle, Hüseyin'in annesiyle çok empati kuruyor.
Çünkü biliyor o kadının tabii ki başka bir şekilde ama çok benzer bir duygu içerisinde olduğunu.
Dolayısıyla öyle bir aynalama her zaman vardı yani.
Evet. Bütün karakterler böyle öteki diyebileceğimiz, daha dışta kalan karakterler.
İşte bir tanesi hayat kadını, bir tanesi daha devrimci ve olaylar sırasında başına bir iş gelmiş bir karakter Hüseyin büyük bir ihtimalle.
Onun dışında Defne zaten çocuk esirgemeye bırakılmış.
Hani böyle çok günlük hayatta görmeyeceğimiz rutinde karakterler gibi.
Yani evet tabii ki biraz öteki ama bir taraftan da şöyle bir şey düşünüyorum.
Tabii ki bu sonuçta bir film çerçevesinde daha net bir şekilde bu öteki kavramı sunuluyor.
Ama hani biz zaten şu anda son 30 senedir zaten o kadar hepimiz öteki hissediyoruz ki.
Doğru. Yani hani şey olmasa da hayatımızın bütününde olmasa da hani bir sürekli bir ötekileştirme, itilme, kakılma, polarizasyon hani bu ötekileşme duygusu tabii ki bu karakterler doğru dediğin
gibi bir şeyin temsili.
Yani birazcık daha bir hani ekonomik bir şekilde yapılmış daha belki basit değiştirilmiş demek istemiyorum ama hani daha net bir temsil.
Ama aslında o ötekileştirme duygusu evet doğru hep vardı ama bir taraftan da hani ben de mesela sürekli öteki hissediyorum kendimi.
Belki hani dışarıdan normal gözüküyorum.
Yani ki bence hani bir sürü insan zaten bunu şu anda hissediyor.
Evet. Ve hani bazen de işte dediğim gibi bütünsel olmasa bile hani bazen çok küçük bir duygudan da insan kendini öteki hissedebilir.
Dolayısıyla bu çok aslında evrensel bir duygu artık bu ötekileştirmek.
Dolayısıyla hani yani ve bizim için hep orada bu şeydi.
Yani evet öteki hissediyorlar ötekiler ama hani bir araya geldiğimizde gelebiliyorsak ya da en azından deneyebiliyorsak.
Biz öteki değiliz yani.
Biz hepiz biriz yani bir aradayız.
Zığında biraz hissettirmek önemliydi burada.
Hani bir uçtan aslında diğer uca getirmeye çalışmak.
Birazcık o kara duygularda bırakmak değil.
Hani en azından daha başka bir olasılık sunabilmek önemliydi bizim için yani.
Çünkü bu filmin amacı da her zaman yani en azından duygusal olarak bizim yapmak istediğimiz her zaman...
Yani köşeli bir çıkışsızlık bırakmaktan ziyade ya belki başka bir şey olabilir.
Yani başka bir yerden beslenebiliriz.
Hani başka şekilde faydalı olabiliriz.
Yani insanların hikayelerini dinleyebiliriz.
Başka bir şey insanlar için uğraşabiliriz.
Yani bu kadar hani bu çıkışsızlık duygusu da hepimizde var olan bir şey.
Ama buna da yenilmemek lazım yani başka alternatifler düşünebilmek lazım diye düşündüm.
Böyle bir şey vardı her zaman bunun altında yani.
Evet yani aslında bir araya geldiklerinde çok garip de durmuyorlar yani farklı olan şeyleri bir araya getirdiğinde.
Onlar da kendi içinde bir mozaik oluşturuyor ya eğer birbirini itmezsen orada da bir bütünlük oluşuyor.
Bu şeyden de bakabiliriz yani antik zamandan da bakabiliriz o antik şehirde geçmişe doğru baktığımızda.
onu ötekileştirmezsek aslında o da bizim bir parçamız.
Kesinlikle öyle yani. Yani o çok dışta kalmış ve ilgilenmediğimiz bir alan gibi görürsek her şeyi ötekileştire ötekileştire çok yalnız ve kısır insanlara dönüşürüz.
Sonuçta Anadolu'nun tarihi 1071 Malazgirt'te başlamıyor yani.
Herkes bunu bir sürü insan böyle yani bir şey olarak müfredatta inmiş bir önemli bir tarih ama bundan öncesinde de ki bunu bir sürü arkeolog ve tarihçi zaten Türkiye'deki
yazıyor yani. Steril bir şekilde biz böyle girmedik Türkler olarak böyle kıyısından.
Evet karıştık yani Anadolu sürekli zaten bir sürü toplumun olduğu bir sürü geçişin olduğu ve herkesin iyi ya da kötü karıştığı bir yerdi yani.
Dolayısıyla hepsi bizim parçamız.
Yani bunun tarihin şu döneminde bunu reddetmek bana çok garip geliyor.
Yani çünkü okey mesela Cumhuriyet Kurulu Bu çok normal.
Bütün dünyada bir ulusalcılık, bir millet kurma şeyi vardı, durumu vardı.
Ve o konjonktürde anlayabiliriz.
Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu.
Ama şu anda artık...
Şimdi kurduk, güvendeyiz.
Herkesi kabul edebiliriz.
Güvende olduğumuzu inşallah umarım.
Ama evet yani bunu birazcık daha büyük görmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Ve dediğin gibi evet yani ötekilik dediğin nedir aslında?
Hepimiziz yani. Hepimiz ötekiyiz o zaman.
Evet. Doğru.
Şimdi filmde...
Bir de antik dönemden gelen bir kadın var.
Yakın zamanda Apollon Tapınağı yakınlarında da bir kibele figürü bulunmuş değil mi?
Doğru. 2014'te galiba bulundu o heykel.
Antik anne daha arkaik bir ilgiyi temsil ediyor.
Aslında yine başka bir katmana götürüyorsun bizi filmde.
Çok çok çok eskilerden, eski ana tanrıçadan gelen bir anne ve çocuğu hikayesine gidiyoruz.
O nasıl gelişti?
Yani o biraz şeyle sanırım ilgi gelişti.
Benim arkeoloji ve tarih merakım da özellikle oradan gelişti.
Bir de hani bu sonuçta SİDE'de ve bir sürü yerde böyle katman katman ya.
Evet hani arkaya gidersek Romalılar.
Ondan önce Yunan etkisi, Helenistik etki.
Ama ondan önce SİDE'nin kendi dili var.
Ondan önce Hititler var.
Hatta bir ara Frigyalılar da var.
Hititlerden önce muhtemelen Luviler var.
Ondan önce de yani katman arkeoloji dediğiniz şey zaten.
Katman katman katman.
Bir hani tarih şeyi, durumu.
Dolayısıyla biraz daha da geriye geçmek istiyordum.
O ana tanrıçanın olduğu. Çünkü muhtemelen, bu arada bunların hiçbirisi hala tam kanıtlanmadı.
Ama muhtemelen Luviler döneminde bir ana tanrıça ve kıbele, yani bir o kült de vardı.
Ve dolayısıyla biz mesela son 20 senede bir sürü arkeolojide kadınların önemi, kadın mezarları, kadın sanatçıları, kadın rahibeler, kadın savaşları bulunmaya başladık.
Biz kaza kaza... Aslında tarihin de kadınlar tarafından yazıldığını öğrenmeye başladık.
Ve bu da aslında antikte öyle bir yerden beslendi.
Yani bir kaza kaza bu kadının kim olduğunu, öğrenmek böyle bir kadının olabileceğini, zamanında bir...
Köleleri kurtaran ya da bir hani kendini feda eden daha büyük bir anne figürü olabileceğini de hani keşfedebiliriz belki bir gün.
Hani o bana çok uzak gelmedi ve bu fikir çok güzel geldi.
Antin hikayesi de oradan doğdu aslında.
Hani o dip dip dip arkayık büyük anne.
Ne olabilir? Ne yapmış olabilir?
Gibi. Çok çok güzeldi.
Yani her katmanda o anne çocuk ilişkisini görüyor olmak güzeldi.
Az önce söylediğim bir bilgi vardı biz yayına başlamadan önce.
Kadın... Genetik aktarımlar anneden daha çok geçiyor gibi bir şey söyle.
Evet ama ben sonuçta bilim insanı değilim ama okuduğum, benim anladığım, okuduğum kadarıyla şunu yeni öğrendim.
En önemli, en etkili genetik aktarımlar kadın tarafından geçiyor.
Doğru. Yani birazcık bence herhalde tek tanrılı dinlerin aslında getirdiği bir şey patriarkallık.
Yani daha hani poliestik mi ne deniyordu?
Çok tanrılı taraflarda daha matriarkal veya matrizyneal topluluklar.
görüyoruz. Peki. Bunların dışında festival dönemlerini de konuşmak istiyorum ben.
Film bir sürü festivale de katıldı.
Yurt dışında. Hatta biz mesajlaştığımızda Beyrut'ta mıydınız?
Cezayir. Cezayir. Nasıl gidiyor?
Festivallerdeki yorumlar, tepkiler nasıl oluyor?
Yani güzel gidiyor. Bizim beklediğimiz, özellikle yurt dışında beklediğimizden daha iyi gidiyor.
Yani tabii yurt içinde en çok hani korktuğumuz yurt içiydi.
Çünkü sonuçta biz bu filmi tabii ki bir evrensel bir şey olarak Ama hani en önemli kişiler izleyici hep Türkiye izleyicisiydi.
Ve hani Türkiye'de nasıl karşılanacağı bizim için önemliydi.
O açıdan biraz Türkiye'de rahatladık ve çok mutlu olduk.
Yani izleyenlerin çoğundan çok güzel tepkiler geldi.
Yurt dışında da öyle oldu.
Yani hani birazcık bazı şeylerin çok yerel kalacağından korkuyorduk.
Ama genel olarak çok hani geçti seyirciye.
Özellikle bu annelik, annelik halleri mefhumu.
Bu yaz süreci, hafıza yani.
Tokyo'dakiler Hüseyin'in esprilerini anlayamadılar.
Bence anlayamadılar ama güldüler.
Hüseyin'in bir sürü şeyini haline de güldüler mesela yani.
İnanılmaz güzel karakter yani.
Oyuncusunun ismi Barış.
Barış Gönenen. Ama Barış da çok şey kattı o karaktere.
Zaten baştan çok güzel anlaştık ve ikimiz de nereye nasıl bir karakter olduğunu biliyorduk.
Ama Barış'ın yani bu karaktere kattığı şeyleri asla göz ardı edemeyiz.
Çok güzeldi. Ya bir de filmde şu.
aklıma geldi. Defne filmin başından itibaren böyle çok bencil, kimseyi görmeyen, hedefe kitlenmiş bir karakterken sonlara doğru Hüseyin'i görmeye başladı falan.
Eşit bir yere geldiler.
O gelişini izlemek de çok güzeldi filmde.
Çok teşekkür ederim. Bizde aslında öyle bir karakter aksı olarak zaten.
Defne, Ezgi Çelik'in oynadığı.
Defne her zaman aslında çok bir taraftan da zor bir rol.
Çünkü çok memnun bir yerden başlıyorsunuz.
Kötü bir kadın değil ama duvarları olan bir kadın.
Herkesi içeri almıyor.
Soğuk, mesafeli.
Birçok da haklı yani bir çocuk esirgemede büyümeyle.
Motivasyonları da doğru bir yerden geliyor.
Ama bütün mesele zaten onun yavaş yavaş çözülmesi ve onun kendisinden öte bir dünyanın yanında sevebileceği insanların olduğunu görebilmek.
Dolayısıyla o karakter aksı her zaman başından beri orada başlayıp başka bir yere götürmekte.
Ezgi de onu çok güzel ihsalleştirdi bence.
Şimdi çok alakasız mı bilmiyorum ama aklıma şey geldi.
Her filmi vardı ya. Orada telefonda konuştuğu birisi vardı ama aslında o yapay zekaydı ve ona aşık oluyordu.
Şimdi Defne de sarılmak istiyor Hüseyin'e ama Hüseyin yok.
Hani böyle bazen zihnimizde yarattığımız kişiler olur ve ona tutunuruz ve aslında o hayaletlerle hayatımıza devam ederiz.
Ama aslında o kişi yoktur ya Defne'nin öyle bir anı var gerçekten ona bağlandığı.
O çok etkilemişti beni filmden.
Şimdi son soruya geçiyoruz.
Bu biraz daha kişisel bir soru.
Senin kendini Ariadne mitindeki gibi sıkışmış hissettiğin, zorlandığını düşündüğün deneyimin neydi?
Buradan çıkamayacağım artık diye zorlandığın ve sonrasında çıkış için bulduğun ipucu yani Ariadne'nin ipi senin için ne olmuştu?
Evet bu zor bir soru ama belki hani en yakın örneği hani şöyle daha önce de konuşmuştuk.
Şöyle diyebilirim biz mesela son çıkış filmi bitirdikten sonra film yani biz mesela çok mutluyuz filmden çok seviyoruz.
İstediğimiz kadar seyirciyle buluşturamadık bu filmi.
Ve hani o sırada ben çok sanırım bir sinemacı olarak sektörle ilgili çok büyük hayal kırıklıklarım oldu.
Hani sadece festival tarafında değil şey sinema dağıtımı sırasında.
Daha büyük şeyler umuyorduk ve daha büyük şeyler için uğraştık.
Ama olmadı. Yani çok hani güzel de oldu ama hani böyle bizim hani şöyle diyeyim hani emeğimizin o kadar emekten sonra emeğimizin karşılığını çok alamadık filmden kısa vadede.
Ve bence o aslında hepimizi biraz üzdü o dönem.
Son çıkış ilk filmin değildi ama.
Yok benim üçüncü filmimdi yapımcı uzun metraj yapımcılığında.
Biraz orası beni bir şey yaptı yani o dönem böyle bir ağır bir şeye girdim yani çıkışsızlığa girdim.
Filmin adı son çıkış ama çıkışsızlığa götürdü seni.
Evet aynen çıkışsızlığa girdim. Ve hani böyle şey düşündüm yani ki bence muhtemelen bir sürü insan bunu yaşıyor.
Uğraşıyorsun uğraşıyorsun olmuyor hissi yani.
Ve hani sonra mesela düşündükçe sanırım şu kafayla çıktım oradan.
Yani evet böyle bazen yani bazen uğraşıyorsun uğraşıyorsun uğraşıyorsun ve olmuyor.
Demek ki hani kendime şöyle dedim o zaman bunun başka bir şeyi olmalı yani.
Hani ben bir şeyle uğraşmaya devam edeceksem yani buna devam edebilmek için başka bir yerden...
beslenmem gerekiyor gibi bir yere vardım yavaş yavaş.
Bir sonuçtan ziyade bir hani yaptığım işi yani sırf yaptığım işin sevmek hani benim için yeterli olmalı gibi bir yerde durdum.
Şey olarak değil hani tabii ki hayat para kazanmam gerekiyor da daha içsel bir yerden hani içsel bir varoluşsal bir yerden biraz oradan çıktım ve bu projede mesela onun devamında geldi.
Gaga'da Gündüz Apollon Gece, Athena'da yani biraz oraya da şey diye başladım o dönem.
Ben zevk aldım bir şeye başlayayım da olsun olmasın önemli değil.
Ben bir hani gerçekten keyif alacağım bir şey yazayım bakalım ne oluyor gibi bir yerden başladım.
O biraz Ariadne'nin ipi oldu benim için.
Aslında bu film senin için çıkış ipi oldu gibi.
E tabii sonunda doğru biraz öyle oldu yani.
Bu histen hani bu şey hissinden okey bazen hayat istediğimiz gibi olmuyor.
Ve muhtemelen bir daha da olmayabilir bu arada yani ama.
Hani ben devam edeceksem en azından sevdiğim işte uğraşayım bakalım ne oluyor.
Hani birazcık daha uğraşayım.
En azından sevdiğim şeye devam edeyim.
Önemli olan o diye düşündüm.
Biraz kendine ihanet etmemekten bahsetmiştin.
Yani aslında kendi inandığın bir şey var.
Ama ondan vazgeçersen kendine ihanet etmiş olacaksın.
İnandığın şeye. Evet.
Kesinlikle yani. Evet.
Bir taraftan bu filmin daha ileri safhalarında da bu hep mesela dilde ve benim yani yapımcımın ve benim düşündüğümüz bir şeydi.
Kendine ihanet et. Çünkü şeyi hatırlıyorum yani bizim senaryo geliştirdiğimiz dönem, finansman arayışına girdiğimiz dönem genel olarak aldığımız tepkiler hani bu nasıl bir şey, bu çok garip nasıl olacak bu,
işte bunun için oyuncular bulabilecek misiniz ki, işte siz bunu yapabilecek misiniz ki iki kadın gibi böyle bir...
Genel bir bizi daha böyle şeyi bir yere itme, garanti bir yere itme şeyi vardı yani.
Üstten bakma mı yoksa gelin şunu yapın daha garanti olur mu?
Üstten bakma hem şunu yapın böyle olsa daha mı iyi olur, şunu olsa daha mı iyi olur gibi bir genel bir şey vardı yani.
Hani dış cepherden gelen bir mesele vardı.
Ve orada da şey diye düşündük.
Hayır biz bunu yapmak istiyoruz ve niye hani ya artık hani kendi istediğimizi yapmalıyız.
Kendimize ihanet etmemeniz gibi bir yerden.
yola çıktık. Zor oldu ama mesela çok rahatladık.
İçimizde bir şey kalmadı en azından.
İçinizde sinen işi yapabildiniz.
Evet. Bir de bence bu şeyle de çok alakalı.
Biraz 40 yaşımdan sonra bende de şey başladı.
Hiç kimseyi mutlu etmek zorunda değilim.
Ben kendimi mutlu edeyim.
Yeter hissi. Tabii ki bir yüzde yüz değil.
Bencil bir yerden değil sadece kendi merkezimi bulmak açısından biraz bu hisse hareket etmeye karar vermiştim 40'dan sonra.
Evet neden 40'a doğru geliyor bu acaba?
Önce bir kanıtlama çabası mı oluyor önceki yaşlarda acaba?
Bilmiyorum. Bence tahammül sınırı artık orada bitiyor o yüzden.
Daha sonra tahammül yeter artık gibi bir şey başlıyor herhalde.
Evet bende de benzer bir şey geldi yani artık.
Tamam yaptım neyse toplumun normları.
Buyurunuz hepsini yaptım.
Şimdi ben kendi istediğim şeyi yapacağım arkadaşım.
Podcast ne alaka diyor insanlar.
Seninle ne alakası var diye.
Ben bunu merak ediyorum. İnsanların hikayesini.
merak ediyorum. Ne güzel. Ve içime sinen şeyi yapmak istiyorum.
Aynen. Ne güzel. O zaman da iş yürüyor zaten öyle bakınca değil mi?
Olsun diye yapınca değil de.
Evet herhalde genellikle bu duyguyla yürüyor.
Yani hiçbir şeyin garantisi yok ama bence de asıl yani asıl buradan besleniyor.
Bu duygudan yani. Ve hani tek dilediğim umarım daha özellikle daha genç kuşak kadınlar bunu daha erken öğrenmesi içlerinde yani.
Yani keşke ama acaba daha erken öğrenirse de.
Bilemedim. Ben de bilemedim.
Herkesin kendi yolculuğu var ama şeyde güzel olur.
Yani bunun normal olmasını dilerdim yani.
Bu kadar geç kendime gelmeyi diyeyim.
Evet. Bazı şeyler de böyle...
Adım adım geliyor ya, deneyim geliyor, yaşantı geliyor, bir kitap okuyorsun.
Doğru. Geçen bölümde mesela karar vermekle alakalı konuştuk psikiyatrist Yankı Yazgan'la.
Onun söylediği şey de yani hani bunlar üst üste binen mekanizmalar gibi düşünün.
O tek bir şeyle olmuyor beyindeki gelişim.
Sadece işte ergenliği geçirmekle ya da işte yaşam deneyimleriyle ilgili değil.
Onlar hepsi birbiri üstüne biniyor ve ona bir noktadan sonra aha moment denir ya hani aha dediğin anda karar veriyor.
Kararlarını veriyorsun ve daha kendinden emin yürüyorsun.
Doğru. Ve bazı kararları almak çok uzun sürebiliyor.
Tabii. Yani hani iki sene sürüyor bazı kararları almak yani bu da çok doğru.
Onun demlenmesi gerekiyor içeride.
Evet tabii zaman sağlığın başka bir boyutu var çok haklısın.
Değil mi? İçeride giden büyüyen bir bölümü var.
Asıl sana kısa süre gibi geliyor ama senelerdir sen zihninin bir köşesinde ki özellikle senin gibi yaratıcı zihinlerde kuluçka dönemi diye bir şey var galiba.
Değil mi yaratıcılıkta? Tabii doğru.
Belki sadece şunu bilmek lazım.
O şey geldiği an, o içgüdü geldiği an onu dinlemeyi öğrenmek lazım sadece.
Öyle diyeyim. Yani onu itmemek lazım.
Bir şey geldiyse orada, içeriden bir yerden sana bunu yapma ya da böyle yapma.
aslında bunu istiyorsun gibi bir ses geliyorsa onu dinlemeye çalışmaya başlamak lazım sadece.
Öyle söyleyeyim yani. Ne zaman olursa olsun.
Yine önceki bölümde konuştuk.
Çok güzel bağlandı konu.
İçgüdüyü diyor. Alende Boton'un bir şeyinde yazısında okumuştum.
İçgüdüyü masaya bir davet edin diyor.
Söylediğini dinlemek için değil diyor.
Ne söylüyormuş? Bir bakın bakalım.
İçgüdünüz size ne söylüyor?
Mantıkla çatışıyor mu?
Ne kadar çatışıyor? Sesi kısılıyor mu?
Artıyor mu? Gerçekten o içindeki sesi bir kenara yazmak.
belki not etmek. Seni neye çağırıyor o?
Ona bir bakmak da güzel olabilir.
Bence de yani. Peki şimdi şey boyunca sohbetimiz boyunca ve filmde de bol bol anne Çocuk ilişkisini konuştuk.
Senin annenle ilişkin nasıldı ki?
Böyle bir filme seni itti acaba süreç?
Yani şöyle benim annemle ilişkim şöyle diyebilirim.
Bunu ablama da katarak annemle ilişkimi bence oradan bahsetmeliyim ki çok komik.
Şu anda fark ediyorum tabii bir önceki yazdığım senaryomda aslında ablam ve benim ilişkimle ilgiliydi.
Kusursuzlar. Kusursuzlar.
O da bir kız kardeşlik dinaminden yola çıkan bir filmdi.
Yani şöyle annemle ilişkim hani şu anda annemi...
olduğu gibi görmeyi öğrendiğime inanıyorum.
Annem şöyle kuşaktan gelen bir kadındı.
68 kuşağından gelen bir kadındı ama ilk böyle üniversiteye artık kadınların üniversiteye gerçekten gitmeye başladığı, kendilerini oluşturmaya başladığı bir kuşaktı ama yine de annem
çok zeki bir kadın olmakla birlikte Evlendikten sonra babamın mesleği gereği mesela bir profesyonel bir hayata girmedi.
Dolayısıyla şey de bir kadındı yani tabii ki bir evde sevgimiz vardı.
Biz hep çocukken şeyi görüyorduk.
Bu kadın aslında daha fazla bir şey yapmak istiyor.
diyor hayatıyla ilgili. Ve hep bu fırsatları değerlendirmeye çalışırdı ama mesela.
40 yaşında bir daha üniversiteye gitti.
Sosyoloji diplomasını aldı.
Hep uğraştı. İşte spor yaptı.
Yani bir hayata sürekli katılmaya çalıştı ve çabaladı.
Ve bence o sırada da yani bize de öyle bir yetiştirdi ki bence ablam ve beni hep böyle kendinizden bir şey feda etmeyin kafasıyla aslında yetiştirdi.
Bize mesela şey öğretmedi.
Yemek yapmayı öğretmedi. Dikiş dikmeyi öğretmedi.
Ve hani yıllar sonra şeyi hatırlıyorum.
Anne bana dedi ki Yani bilme dedi yani.
Senden talep etmesin adamlar bu.
Çok bilirsen talebe başlarlar.
Evet belki zamanında hani böyle bir anlamadığımız bir şey.
Şimdi mesela çok iyi anlıyorum onun motivasyonunu ve neden böyle yaptığını.
Ve biraz hani onu tanıdıkça hani daha benim yaşımda ilerledikçe de biraz anne travmam ki hepimizin anne travması var.
Hani biraz anne travmam şeye dönüşmeye başladı.
Ya bu kadın da aslında yahu neler yaşamış yani.
Neler yaşamış yani. Okey belki bazı şeylerden hala inciniyorum bilmem ne.
Ama hani bu kadında ne hayalleri varmış, ne şeyleri varmış.
Ama yani burada ve yine de yanımızda duruyor yani.
Ve bizi sevmeye devam ediyor.
Yani dolayısıyla biraz orası da yani bütün bu annelik mevhumu da sanırım şeyden çıktı yani.
Acaba annemin nasıl bir hayatı olurdu biz olmasaydık hayatında?
Ne yapardı sorusu.
Onu da karakterlerden birinde Lale Mansur'da görüyoruz.
Evet ki sonra düşündüm mesela şeyde de öyle.
Ailemde başka mesela teyzem.
Teyzemin çocuğu olmadı.
Ama teyzem mesela çok anaç birisi.
Belki yani sanırım zamanında daha anne olmak istiyordu.
Ama mesela anne olmadı.
Yani şöyle diyeyim.
O kadar çok annelik hali var ki aslında.
Evet. Ve anne evlat ilişkisi.
Ve yani ebeveyn evlat ilişkisi.
Çünkü her zamanda bir ebeveyn.
ebeveyniniz her zaman anneniz olmuyor.
Başkası da size ebeveynlik ya da annelik ya da anaçlık yapabiliyor.
Doğurarak olmuyor ya her zaman.
Bütün bunların işte varlığı, halleri, geçişkenliği beni çok enteresan etti ve onu ele almak istedim.
Filmde de orada Defne aslında annesinden farklı bir kadından daha çok annelik görüyor film içinde.
Evet çünkü yani bazen hayatta da öyle bir şey oluyor yani.
Hayatta da hani sevgiyi ya da belki o en ana belki gelmesi gerektiği yerden değil bambaşka bir yerden alabiliyorsunuz ve bu da olabilir yani bunda Kötü bir şey yok bence yani.
Tabii ki hani incinmek hissi bambaşka ve geçerli bütün o travmalar.
Ama bazen de sevginin ve şefkatin geldiği bambaşka yerler olabiliyor.
Bu olasılıklar olabiliyor.
Zaten bu filmde bu onun olasılığı ilgiliydi yani.
Bir yere tıkanmamak, bir sürü farklı geçişkenliğin olabildiğini görmek.
Bence çok güzel. Yani tek bir kişiye saplanıp bu benim annem olacak ve annem olmuyorsa da olduracağım onu falan gibi bir mücadeleye girmektense alabildiğinden sev.
O annelik duygusunu alabildiğine gitmek daha mantıklı.
Evet. Öyle bir çaba da olabilir.
Belki şey de olabilir.
Çünkü o büyük büyük biyolojik anneye atanan o kutsallık o kadını da yoran bir şey.
Evet. O kadının da bir sürü başka rolü var hayatta.
Sırf anne olmak istemiyor olabilir.
Dolayısıyla bu kutsal annelik meselesi sadece kadınları zora sokan bir şey.
Bence. Çok güzel geldi şu anda.
Kutsal ve eşeleyelim.
Mesela şeyi de çok enteresan geldi bana filmin bütün bu söyleçilerde, izleyicilerde.
Şunu gördüm mesela. Bir sürü kadın izleyici aslında daha çabuk anlıyor.
Çabuk duygusal olarak kavruyor ve empati kuruyor aslında ne olup bittiğiyle.
Bazı erkek izleyiciler gerçekten giremiyor oraya.
Yani ya da anlamak istemiyor ya da almıyor.
Çünkü bence erkeklerde özellikle çok daha büyük bir kutsal annelik şeyi var yani.
Hani bir anam şeyi var.
Yani bence kadınlar birazcık daha anlamaya başlıyor.
Yani annelerinin bir kadın olarak ne yaşamış olabileceğini.
Hani bu kadar büyük bir şey atfedilmiyor kadınlar tarafından.
Yani bunu da mesela gözlemlemek çok ilginç geldi bana.
Erkekler atfedecek ki oradan faydayı onlar görsün ya.
Yani. Değil mi? O bir atbetsin o özelliği ondan sonra etini sütüyle sömürebilsin kadını yani.
Yani o işte bütün o mitolojik anlatılarda da hani kadına asla hep arka planda tutmak, geri planda tutmak, ön planda rol vermemek ya da veriyorsa da eril özelliklerle beraber
vermek. Evet ki mesela bu Ariadne'nin ipi mitinde de şeyi çok ilginç.
Teseos'u kurtardıktan sonra Ariadne...
Teseus bırakıyor. Teseus bırakıyor bu Naxos adasında yani.
İnanılmaz. Ama neyse ki sonra Poseidon'la mı?
Dionysos geliyor. Daha da güzel.
Şarap donması. Dolayısıyla neyse ki onun güzel bitiyor.
Evet. Ama aslında yani orada kadının ipi veren olması erkeğe Sezgin'in ipini veriyor diye de bir yorum açıklama var.
Yani erkek çok daha şeyle, bilinçle, mantıkla yaklaşmaya çalışıyor ama o labirenti öyle çözemezsin.
Hani Sezgin'in ipi... ile beraber oradan çıkabilirsin.
Onu da sana bir kadın verebilir anca gibi bir noktadan gidiyor.
O yüzden aslında dediğim gibi kadınların bir uyanışı sanki başlamaya başladı bu yüzyılda.
Yeni yeni ufak ufak.
Çünkü daha çok konuşuluyor.
Daha çok konuştuğu umarım devam eder yani.
Çünkü şu anda da işte daha çok konuşuldukça inserler de artıyor mesela bir taraftan.
Yani bu çok ilginç bir durum.
Evet o da var. Ona karşı bir şey de var.
Grupta çıkıyor. Grupta hep var. Ama her zaman zıttı ile beraber var olur ya yeni çıkan şeyler.
Evet herhalde. Yani o oralarda aşılacaktır diye ümit ediyorum.
Ben de. Ben de.
Çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ederim.
Hem güzel filmin için teşekkür ederiz.
Hem de konuğumuz olduğunuz için.
Ben de. Aynen. Çok teşekkürler.
Çok güzel bir sohbet. Görüşmek üzere.
Görüşürüz. Yeni bölümlerden haberdar olmak için Spotify ve Apple Podcast da bizi takip edebilir.
Bildirimleri açarak ilk dinleyen siz olabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
