
S2B10: Şeyma Akkurt | Kadın, Girişimci ve Anne
14 Ocak 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne'nin İpi podcastte bu haftaki konuğumuz çok yönlü bir girişimci ve içerik üreticisi Şeyma Akkurt (@seymaakkurt)
Giyim markası, kitap kulübü ve son çıkan öykü kitabı “Olağan İkinciler” üzerinden üretmenin farklı biçimlerini konuşuyoruz. Günümüzde “kadınlık” meselesinin farklı ve az konuşulan yönlerine de hu sohbette değiniyoruz.
Şeyma Akkurt için kendini içinde sıkışmış hissettiği döngü neydi ve nasıl bir çıkış yolu buldu, hepsi bu bölümde.
Transkript
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum çok yönlü bir kadın.
Kendisi girişimci, yazar ve içerik üreticisi Şeyma Akkurt.
Hoş geldin Şeyma. Merhaba.
Nasılsın? İyiyim, teşekkürler.
Sen? Ben de iyiyim, teşekkür ederim.
Kısaca seni tanıtarak başlamak istiyorum.
Uzun süredir sosyal medyada içerikler üretiyor.
Alan adını verdiğin harika bir kitap kulübünü yönetiyorsun.
Kendine has çizgileri olan iki farklı giyim markan, çocuk ve yetişkinlere yönelik kitapların var.
Son kitabın olağan ikinciler yakın zamanda çıktı.
Tüm bunlarla beraber Çınar ve Nil'in de annesisin.
Evet çok iyi bir özet oldu.
Ben bunu kullanabilir miyim sonrasında soranlar için?
Ben seni Buraya Daha Önce Gelmiştim adlı podcastinle tanıdım.
Ama daha detaylı baktıkça çok yönlü bir karakter olduğunu gördüm.
Seni öncelikli tanımlayan beş sıfat söylesen bunlar neler olurdu?
Sen kendini tanımla.
İnsanın kendini tanımlaması bence çok güç bir şey.
Ama iştahlı biri olduğunu söyleyebilirim.
Hem literal anlamda hem de metaforik anlamda.
Hassas, hevesli, cesaretli.
Kaç oldu? Bir de heyecanlı diyebilirim galiba.
Zaten hassas olmasa hani böyle dümdüz uçurumdan aşağı atlayacak özellikler bunlar.
O beni biraz frenliyor.
Tutuyor. Güzel. Peki bir yandan da tek kişilik dev kadro diyebilir miyiz sana?
Evet yani evet varoluşum biraz öyle multitasking.
Yönünde ilerledi yıllar içinde.
Peki var mı ailende böyle bir rol model?
Yok. Yani benim annem bankacı.
Babam da emniyet müdürü.
Emekli ikisi de. O yüzden onlar çok uzun süre şok içinde.
Ve izleyip böyle elleri kalbinde.
Şu anda ama artık onlar da alıştı bu varoluşa.
Ve böyle gururla izliyorlar diyebilirim.
İyi çok güzel. Peki.
Senin hem çocuklar hem de kadınlar için iki farklı giyim markan var dedi.
Her ikisi de Nordik ülkelerde gördüğümüz bu ince, sade, minimal çizgilerde ve...
Çok karşılaşmadığımız tasarımlar.
Böyle niş bir alanda girişim yapma fikri nasıl başladı?
Ilan Friends yani çocuk markamı kurduğumda Çınar yeni doğmuştu.
Hatta böyle ilk fikir aklıma hamileyken Çınar'a düşmüştü.
O zaman saydan yoktu Türkiye'de.
Yani ulaşılabilir lüks çocuk markası neredeyse yoktu.
Bildiğimiz böyle işte fast fashion markalarda çok cinsiyetçi tasarımlar üretiyordu.
Şimdi işler değişti tabii ki.
Artık büyük markalar da küçük lokal markaları taklit ettiği bir döneme girdi.
O zaman bulmakta çok zorlandığım şeylerdi bunlar ve neden bu böyle bir boşluk varsa ve ben kendim bildiğim bileli kıyafetlere ilgim var.
O yüzden neden ben bunu doldurmaya çalışmayayım diye düşündüm.
Böyle başladı ilk. Peki daha yeni annesin bir yandan da marka kuruyorsun.
Zorlu geçmiş olsa gerek.
Ya ben gerçekten kendine insafsız davranan biriyim.
Hani annelikte de mesela hamilelikte de beni hep zorlayan şey şu olmuştu.
Bu beni durduruyor ve ben bunun içinde bir şey yapmalıyım.
O böyle o bir şey yapmalıyım hissi beni neredeyse hiç terk etmeyen bir duygu.
O yüzden annesin ve gerçekten içinde bir insan yetiştiriyorsun.
Ki Çınar'da ilk kez bunu yaptığım için ekstra zordu.
Ama hani bunun yanında ne yapacağız?
Hani bu tek başına herhalde bunu yapacak değiliz falan gibi bir his olduğu için.
Başka bir seçeneğim olmuyor benim genelde.
Başlayıveriyorum yani. Peki şeyi soracağım.
Pandemi zamanı mıydı sonrası mıydı?
Yok pandemiden önceydi.
Önceydi çünkü pandemide bir durmayı öğrendik ya.
Nil 6-7 aylıktı pandemide.
Ben pek öğrenemedim ya.
Öyle mi? Evin içinde de böyle o dönem başka şeyler denedim, yaptım.
Oyuncak yapıyorduk İlhan Frenz'in içinde.
Mesela ben gece yıllarına kadar elimde oyuncak boyuyordum.
Yeni yeni ben onunla barışma fikrinin çevresinde dolaşıyorum diyeyim.
Çok güzel. Benim de pandemi zamanı.
Ben de duramayan bir insanım.
Yani iki saat kahve içmeye, mola verdiğimde şu an hiç işe yarar bir şey yapmadım falan diye panik olan bir insandım.
Ve pandemi çok işime yaradı benim.
Aa duruyoruz, herkes durdu.
Çok güzel. Durmayı öğreniyoruz.
Orada evet herkesin durması da bence insanlara o telaşa kapılmamayı öğretti galiba.
Hani ben eksik değilim.
Şu an böyle bütün dünya çok biricik bir tecrübeydi sayda.
Ama yani benimki artık ne kadar derine işlemiş bir şeyse hani o bile böyle çok sarsamadı pandemi bile.
Güzel. Peki girişimcilik özellikle giyim konusunda zor olsa gerek.
Az önce söyledin ya büyük markalar, seri üretim yapan markalar, içeriklerine bakıyoruz çoğu çöp aslında.
Bunları anlatmak için de bir mecraya ihtiyaç duydun sanırım değil mi?
Ya evet çünkü çok güçlüler, çok sayıda üretim yapıyorlar ve çok paraları var özetle.
Ve onlar belirliyor biraz da gidişatı.
O yüzden onlarla rekabet etmek gibi bir kafa yapısına girmek mümkün değil küçük işletmeler için.
Daha çok böyle topluluk kurma üzerine ben düşünüyorum ve çalışıyorum.
Yoksa ben gerçekten görüp görebileceğin en son ticaret yapabilecek insanım yani.
İkinci de ben. Çok kötüyüm yani.
Çok özeniyorum hani böyle finansal olarak falan görsen ağlarsın yani şirketimin.
Takip etme konusunda da çok zayıfım.
Hani başlatma enerjim çok yüksek benim ama sürdürme enerjim çok düşük.
Ama zaman içinde artık 40'a yaklaşıyorum.
Yapamadığım şey konusunda destek almayı öğrendim.
Yani o yüzden ekibim sağ olsun çok iyi orada birbirimizin boşluklarını dolduruyoruz.
Daha çok dediğim gibi topluluk kurma, o bağı sürdürme.
Benim böyle şeylere yani amiyane tabirle kafam basıyor.
Ve böyle şeylere ilgi duyuyorum.
O yüzden böyle bir estetik dünyam var.
Onun içinde de o hani bağı kurmak derken bu ikisi el ele yürüdü ve...
Şimdilik ayakta kalmaya çalışan iki tane işletmen var.
Çok güzel. Yani jeneratör gibi senin içindeki hareketi, ateşi canlı tutan bir şey var orada değil mi?
Orada şöyle çalıştığını anlamadığın bir iş yoksa çok fazla çalışıyorsun.
Yani kendi işini yapmanın öyle bir tarafı var.
O tuşu hiç kapatamıyorsun.
Bir de ben farklı farklı işlerle ilgileniyorum.
Birbirinden bağımsız görse de bir noktada birleşiyorlar benim içimde ama hani...
Gün içinde böyle seninle oturduk bir saat telefonuma bakmadım.
Aldığımda böyle 8 farklı kişiye cevap vermiş olmam gerekiyor.
Bunun getirdiği bir gerçekten mental yorgunluk var.
Tabii ki yani çok daha zor işler var hayatta.
Onun aksini iddia etmeyeceğim ama bence kendi işini yapmanın o sorumluluğu, her şeyin sana bağlı olması günün sonunda zorlayıcı olabiliyor.
Yani yine girişimcilik alanında bir konuğumuz olmuştu.
O da şeyden bahsetti yani ben beyaz yakalıyken atıyorum herhangi bir işi yazıcıyı tamir etmek.
Yanımdaki elemana veriyordum ama şu anda ben girişimci olduğum için yazıcı evde ve ben tamir etmek zorundayım yani.
O yüzden hani girişimcilik dışarıdan böyle tatlı görünüyor ama içine girdiğin zaman bayağı ben koli falan taşıyordum, kitap kolisi taşıyordum yayıncıyken mesela.
Dışarıdan görünen ne?
içinde yaşadığın bayağı farklı oluyor.
Evet ya hemen her şey öyle gerçekten.
Onu da hatta belki dinlemişsindir yani podcast'ta da bahsediyorum.
Çünkü bazen dışarıdan birinin hayatına baktığında hele ki bu dönemde şöyle bir imkan mı bu artık nasıl bir yere konumlandırabiliriz bilmiyorum ama kendi hayatının küratörlüğünü yapabiliyorsun.
Yani ne kadarını nasıl göstermek istersen estetize ederek gösterebiliyorsun.
Dolayısıyla o hani komşunun çimeninin daha yeşil olması durumu çok ileri bir seviyeye gelmiş durumda.
O yüzden sen de başkalarının hayatına baktığında benzer bir hisle dolabiliyorsun.
Başka insanlar da senin hayatına baktığında hani bana öyle şeylerle geliyor ki insanlar mesela imza günlerinde.
Senle bunu konuşmuştuk sanırım.
Geçen bir imza gününde bir okurum şey dedi.
Ben düşündüm kesin kesin demiriniz fazla.
dedi. Çok da böyle argümanından emin.
Ben bile ikna oldum.
Demirim fazla herhalde benim bir an diye.
Bu enerjiyi bir şeye bağlayamayız.
Evet. Ben bunu çok düşündüm.
Bu konuda benim kendimle ilgili yapabileceğimiş yok.
Sizin de böyle bir fiziksel sebebi olmalı dedi.
Yani o yüzden orada nasıl okuluyor?
Başka insanlar kendi zihninde nereye koyuyor?
Oralar çok ilginç geliyor bana da.
Ama zor. Zor, zor olsa gerek.
Yani bu bahsettiğin şey ödediğin bedeller yolumu aydınlatsın bölümü senin podcast'ındaki.
Orası gerçekten tane tane anlatıyorsun ben de bir şeylerden vazgeçiyorum diye değil mi?
Ben bunu marka, geçenlerde bir marka eğitimi vermeye başladık orada da anlattık.
Hani markanı aslında bir yere konumlandırırken markalaşmanın en önemli adımlarından biri bir şey olmayı seçiyorsun aslında o marka olarak.
Fakat daha önemlisi bir şey olmamayı da seçiyorsun.
O marka her şey olmaya çalıştığında zaten küçük bir işletme...
Çok yanlış bir yolda oluyor. Yani o bağı kurmaktan da aciz bir duruma düşüyor.
Bence aynısı insanlar için de geçer.
Şimdi ben podcastimi çok severek yapıyordum.
Çok da iyi gidiyordu. Sanırım en son bölümü bir buçuk yıl önce kaydettim.
Çünkü bir bedeli var. İşte o sırada bir buçuk yılda kitabımı yazdım.
Yani bir şeylerden insan vazgeçmek durumunda.
Yani sen de annesin.
Anne olmak demek. Anne olmaya karar vermek demek.
Bir sürü şeyden aslında vazgeçmek demek.
Başka hayat ihtimallerinden.
Vazgeçerek yürüdüğün yolda yürüyebiliyorsun.
Peki çocuklarla ilgili olarak şimdi çocukların bir okul saatleri oluyor ya okul saatlerinde sen çalışıyor oluyorsun.
Okuldan çıktıktan sonra da anne olarak hayatına devam ediyorsun ve gerçekten çok yoğun bir mesaimiz var bence.
Evet kesinlikle öyle ama şey sana da oluyor mu bilmiyorum.
Tabii ki burada ayrımcılık gibi duyulabilir ama ben kendi kişisel tarihimde mesela üniversitedeyken işte yoğunluktan şikayet ediyordum.
Sonra beyaz yakayken hiçbir şeye vakit yok diyordum.
Anne olduktan sonra böyle bir an geliyor şeyi anlıyorsun.
Bir dakika benim ne kadar vaktim varmış önceden.
Çünkü orada böyle çok işgalci bir rol annelik ya da işte ebeveynlik diyeyim genel olarak.
Yani artık gece gündüz senin zihnin yani anne olduktan sonra bir balona giriyorsun.
Endişe balonu diyorum ben ona.
Sonra artık hatta yani pılını pırtını toplayıp bir gezegene taşınıyorsun.
Ben mesela en yakın arkadaşım anne olunca çok sevinmiştim.
Hani hoş geldin falan gibi.
Çünkü böyle bir dönüşüm geçiriyorsun.
Hem zamanını kontrol etme anlamında hem işte kaygılarını kontrol etme anlamında.
Yani daha böyle bir upgrade oldum ben.
Kendim için söylüyorum yine.
O yüzden... Çok zamanım varmış önceden.
Şimdi böyle çok daha kısa zamanlarda, çok daha sıkışkanlarda bir sürü şey yapar hale geliyoruz.
Peki şey misin sen de?
Böyle sıkıştığımda benim yaratıcılığım bir artar.
Evet benim de öyle. Yani işte mesela o zaman sınavlarda başarılı oluyorum.
İşte üç ay sonra bir sınav olsun önümde bir şey ya da yapmam gereksin.
O zaman kıssı bana çok iyi bir çerçeve sunuyor.
Ve hani böyle başını sonunu bildiğim şeylerde ben kesinlikle daha yaratıcı oluyorum.
Peki şeyi de soracağım.
Kitap... Kulübünü alan kitap kulübü.
Evet. Orada neler yapıyorsunuz?
Nasıl bir topluluk? Şöyle ben kitap kulübüne benim eskiden bir kafem vardı.
Çınar'a hamileydim.
Kitap kulübüne başladığımızda fiziksel bir kulüptü o.
Ve her zaman bana çok nostaljik geliyordu o zaman.
Şimdi neyse ki çok yayıldı.
Bazı insanlar bundan şikayet ediyor.
İşte herkes kitap kulübü yapıyor falan.
Buna kesinlikle katılmıyorum.
Yapsın yani keşke olsa. Bu çok acayip bir şey yani.
Bir şeyleri böyle elitist hale getirmek ya da bunu ilk başlatanın diğer alternatiflerinden rahatsız olmasın.
Sonuç olarak insanlar bir yerde toplanıyor ve kitap okuyor.
Bunun hani sen bulmuşsun ben yapmışım bunu tartışmayı çok anlamsız buluyorum.
Orada başladı sonra ben işte çok uzun süre hamile ve doğuran bir dönemim olduğu için o sürdürebildiğim kadar sürdürdüm.
Sonrasında bir buçuk iki yıl önce çok da talep geliyordu hani yapsan mı tekrar diye.
Önce online başladık sonra hadi yüz yüze de yapalım dedik.
Gerçekten böyle işlerimin arasında en keyifle yaptığım ve çok da aslında zaman harcadığım bir şey haline geldi.
Bir topluluk haline geldi. Her ay bir kere online buluşuyoruz.
İki ya da üç kere yüz yüze buluşuyoruz.
İşte o kitaba gelen ilgiye göre.
Geçen ay ilk defa Ankara'da ve Eskişehir'de buluşmalar yaptık.
Büyümeye devam ediyor alan.
Ki oraya gelenler nasıl buluyor şeyi, grubu?
Ya şöyle aslında herkese açık bir Instagram hesabı var alanın.
Fakat tabii ki kısıtlı bir yerde yaptığımız için yüz yüze buluşmaları.
İşte yani her ay 40-45 kişi alabiliyoruz maksimum.
O yüzden böyle bir yarım saat bir saat içinde biletleri bitiyor.
O yüzden bunu nasıl bir şeye çevirebiliriz?
Hani daha büyük bir alanda mı yaparız?
Birkaç gün mü yaparız? Onlar üzerine ben de düşünüyorum.
Ama benim işte bir kişisel sistem var.
Oradan atölye bileti alarak katılıyor insanlar.
Çok güzel. Peki alandaki kitapları nasıl seçiyorsunuz?
Asla demokrasi yok. Tamamen ben seçiyorum.
Bazen böyle hani öneriniz var mı falan deyip yine kendi bildiğimi yapıyorum.
Benim aslında biraz hayatta da son yıllarda mesela böyle esneklik konusu.
O yüzden bunun da kurguyla çok mümkün olduğunu düşünüyorum.
Yani hiçbirimizin birbirimize o kadar sabrı yok.
Yani size çok uzak fikirde ya da...
tanıma ihtimaliniz olmayan bir insanla uzun vakit geçirmiyorsunuz onu tanımak için.
Hepimizin bir takım önyargıları var.
Ama kurgu da öyle olmuyor. Sahiden bir karakterin hatta birkaç karakterin zihninde uzun süre vakit geçiriyorsunuz.
Eğer iyi bir kitapsa sevmeseniz bile o karakteri oradan çıkış yok.
Bunun insana müthiş bir esneklik verdiğini düşünüyorum.
Yani başka hayat formlarını görmek, farklı bağlamlarda nasıl davranabileceğini düşünmek.
O yüzden hep böyle sevmediği kitaplar olunca grubun şey diyorum, bu iyi bir...
Yani bu kitabı neden sevmedin?
Bu karakteri hiç sevmedin falan diyorlar.
Neden seni öpgelendirdi? Bu iyi bir veri.
Çünkü yoksa sadece sevdiğin kitapları okuyabilirsin ama kurgunun başka bir bence işlevi var.
Nasıl seçiyorum? Şöyle yapıyorum genelde.
Kadın yazarları kesinlikle torpil geçiyorum.
Daha çok onları duymak istiyorum kulüpte de.
Ama tabii ki erkek yazarda okuyoruz.
Farklı milliyetlerden, farklı meseleleri olan öyle bir varyasyon yaratıp o esnekliğe...
Bir kat esneklik daha katmaya çalışıyorum.
Çok güzel. Yani kendi meselenin olan şeyi gündeme getirdiğin zaman daha içten ve daha candan yapıyorsun büyük bir ihtimalle.
Benim temel meselem hayatta kadın olma deneyimi ve kadın meselesi.
Bununla ilgili de çok konuşuyoruz.
Benim arkadaşlarım da şey diyor.
maden ya da nükleer enerji konuşurken nasıl oldu da yine kadın meselesine geldik falan.
Çünkü benim için çok politik bir mesele.
O yüzden de her mesele bir şekilde kadın meselesine bağlanıyor benim zihnimde.
Kulüpte de öyle. Günün sonunda bir noktada benim için kadın olmasa da bu başka sesi kısılmış.
Çerçevenin dışına itilmiş insanların sesini açmaya çok gönüllüyüm.
O yüzden böyle kitapları seçmeyi seviyorum ve deniyorum.
Çok güzel. Yani aslında yakın zamanda İstanbul Üniversitesi'nden bir doçent hocamız geldi, mitoloji konusunda uzman.
Onun anlattıklarına baktığımda kadın meselesi çok eskiye dayanıyor.
Yani Yunan mitolojisinde bildiğim bastırılmış tanrıça bile olsa bastırılmış karakter yani kadın.
Ve o kodlar dini pratiklerden gelmiyor.
Çok daha eskiden, çok daha kültürel bir yerden geliyor.
O yüzden de hani o bağlantıları gördükçe...
Kadın meselesinin aslında çok daha derinlere yerleşmiş bir şey olduğunu ben de görüyorum ve konuşmaya çok müsait bir konu.
Bir de modern dünyada yeni yeni formlarla geliyor bu kadın düşmanlığı ve seçeneksiz bırakılması kadınların.
Yani şimdi mesela Treadwife diye bir şey çıktı benim müthiş sinirlendiğim.
Sanki böyle bakın size kapitalizm ne yaptı sanki işte ev hanımlığını ve çocuk sahibi olmayı ve çocuk bakmayı işte kocana hizmet etmeyi aşağıladı ama bu ne kadar da huzurlu bir hayat formu gibi böyle balerina formlar filan türedi.
Benzer yaşlardayız.
Bizim ergenliğimizde de şey vardı, güçlü kadın böyle...
Topuklarını tak tak tak vurarak bir plazada yürüyen kadın imajı.
O eğrili olmuş ya. Evet.
Mesela. Burada kadının temsiline yine bak buraya bağladım konuyu seni de.
Bağlayalım bağlayalım. Kadının temsiline karar veren şeyin ne olduğu üzerine düşünmenin çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Yine o ana fay hattında kadın güçlü kadını da aslında kadın tanımlamıyor.
İşte seksi kadını da kadın tanımlamıyor.
Erkeğin tanımladığı bir takım kadın temsilleri var.
Ve sen de bunu fark etmiyorsun.
Çünkü bunlar çok sinsi bir şekilde norm olarak sunulur.
Benim kulüpte de hep söylediğim bir şey var.
Bize size sunulan ve bu normaldir denilen şeyin içine bir bakmak lazım.
Yani bence bir kadının uyanışı dünyadaki en önemli şeylerden biri.
Kadını seçeneksiz bırakmak, seçeneksizliğe övgü yapmak beni çok öfkelendiriyor.
Zaten hani öfkeyi diri tutmak dışında da ve birbirimize tutunmak dışında da buradan bir çıkış göremiyorum.
Tek başına yapılabilecek bir şey değil bu yani.
Yani hem öyle olması hem de aslında dijitaldense...
Bir araya gelmek, o göz temasını kurmak, yanındayım demek, o desteği karşındakine veriyor olmak bence çok değerli.
Çünkü unutuyorsun aslında yani bu yolu çok yalnız yürüdüğünü sanıyorsun ama o kadar benzer hikayeler var ki o benzerlik hali de bence çok güç veren bir şey.
Evet yani ben podcastta işte mesela seninkinde o benzerliği gördükçe evet ya birileri de konuşuyor anneliğin zorluğunu.
Çünkü hep şeyden bahsedilir ya böyle işte kucağıma aldım ve aşık oldum bebeğime.
Yok olmadım. Akşam hadi hastaneye geri götürelim bunu falan demiştim ben.
Olmamış bu ağlıyor hala diye.
Annelik gibi aile gibi özellikle yani böyle kutsal denilen bazı meslekler içinde bu sıkça kullanılıyor.
Kutsal lafı beni...
oldukça rahatsız ediyor. Çünkü kutsalın içine kimse müdahale etmek istemiyor.
Müdahale edince de ama sen kutsalımıza dokundun oluyor.
Çünkü tabii ki annelik büyülü bir şey.
Birini içinde yetiştirmek ve sonra ona bakım vermek, görece karşılık beklemeden bunları yapmak, yıllar boyu yapmak, buna gönüllü olmak çok büyük şeyler tabii ki.
O yüzden bunun kutsanmasını anlıyorum.
Anlamadığım bir yerden konuşmuyorum ama bunun kutsanması kadına ne yapıyor?
Yani kadın bunun içinde ne hissediyor?
Sesi kısılıyor. Çok.
Evet. Benim gerçekten hayatımda en yalnız hissettiğim dönem o Lousa dönemidir.
Yani şöyle düşünün bir sürü farklı evde bir sürü farklı kadın yalnız hissediyor.
O yüzden o bağ ihtiyaç var.
Sen de onu tecrübe etmişsindir mesela.
Ben çocuğu alıp arkadaşımın evine gidip hani orada durmak istiyordum.
Yani bir yetişkin daha olsun.
Hani orada birlikte bir güç istiyorsun.
Hani televizyonu açar ya annelerimiz evin içine bir ses olsun diye.
Öyle bir ihtiyaç aslında.
Öyle bir yalnızlık. O yalnızlığı işte ne kadar o çatlaklarından Birilerini almaya gönüllü olursan o kadar kolay geçiyor bence o dönemler.
Yani umarım anne olmaya hazırlanan ya da anne olmuş birileri vardır.
Çünkü hepimiz bu yoldan geçiyoruz bu podcast'ı dinlerken.
Onlara da belki ilham olabilir.
Peki sen...
seçimlerinden memnun musun?
Şimdiye kadar bir sürü şey seçtin ya.
Hani bazen de yapamıyoruz.
Bazen de beceremediğimiz, vazgeçmek zorunda kaldığımız şeyler de oluyor.
Oralarda geri dönüşlerde kolay harekete geçebiliyor musun?
Yoksa bırakmakta zorlanır mısın?
Ben başlamakta da bırakmakta da açıkçası çok zorlanmıyorum.
Yani tabii ki daha zor bıraktığım şeyler oldu hayatımda.
Ama bunun insanın kendi kandırma kapasitesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum.
Yani bırakamadığımız her şey aslında bizimle ilgili, korkularımızla ilgili bir şey söylüyor.
Hazır olmayabiliriz. Bu böyle yeni anlatılar da beni rahatsız ediyor.
Yani her şey senin elindeymiş gibi.
Hayatta hiç rastlantılara yer yokmuş gibi.
Hani başarılıysan çok çalıştığın için, başarısız olduysan sanki o ayrıcalıklar sana sunulmadı diye değil de sen başaramamışsın gibi.
Yani her şeyde böyle bütün sorumluluğu bireye atma gibi.
Bir son 10-20 yılda bir anlatının içine düştük gerçekten.
Bu da çok zorlayıcı oluyor modern dünyada.
Yani bir şey yapamadığınızda da yaptığınızda da böyle çok hani saf saf şıt diyorlar ya ben buna da hiç inanmıyorum.
Sen işte ben kendimi sevsem yeter.
Ya bunlar bana müthiş saçma geliyor.
Sevgi bir kere yani bebekken karşıdaki kişinin gözüne bakarak sevilebilir olup olmadığına karar veriyorsun.
Bu çok büyüleyici bir deneyim.
Ve bu yokmuş gibi sevgi içeridedir.
İşte huzuru... Tabii ki bunların hani anlıyorum nereden geldiğini ve fakat yani bağ ile kurulan bir şey sevgi.
Yani bir başkasının gözünden, bir başkasıyla ilişkilenerek aslında değerini, sevgini anlıyorsun.
O yüzden bu nereden gelmişti buraya hiç hatırlamıyorum ama.
Kendini sevmek, kendine çok fazla yüklenmek, bir şeyleri yapıp yapamadığında.
Bu seçim konusunda da yani tabii ki çok hata yaptım ben ama hani başlamak ve bırakmak konusunda daha cesur hissediyorum.
kendimi. O yüzden bir noktada hani onu çok sıktıysam da bana zarar verdiyse artık onu o kadar sıkı sıkı tutmak bırakıp hani yola devam ediyorum diye düşünüyorum.
Evet ya yani o iyi gelmeyen yerde bırakıp devam etmek daha sağlıklı.
Çünkü oldurmak için orada mücadele vermek çok daha fazla zarar verebiliyor insana.
Onu yapabilmek de bence bir erdem.
Peki Olağan İkinciler senin yeni çıkan öykü kitabın.
Bu kitabı ben yalnız çıktığım bir seyahatte okudum ve tüm karakterlerle arkadaş olduğum bir yolculuk gibiydi.
Kitapta karakterler arasında görünmez bağlantılar var ve bütündeki döngüsel yapı benim çok hoşuma gitti.
Senin için yazım süreci nasıl geçti?
Kitabı okuduğun için sancılı olduğunu tahmin ediyorsundur.
Kadın hikayeleri var bu kitapta da 12 adet.
daha önce konuştuğumuz gibi işte kutsal annelik, aile, bu kavramları esnetmeye çalışmak.
Evet. Oldukça benim için zorlayıcıydı.
Ama zaten yazmanın keyifli bir tecrübe olduğunu söyleyen bir yazar var mıdır?
Emin değilim. Yani keyifli değil, acılı bir tecrübe.
Terapi de öyledir mesela. Terapi de terapi gibiydi derler ama o acılıdır yani.
İyi değildir. Arkadaşıyla buluşup işte terapi gibi geldi diyen biri muhtemelen terapiye gitmiyordur zaten.
Çünkü hani terapiden çıkınca ne güzel eğlendik ya.
Güzel güldük gibi olmuyorsun.
Yani ben bir çıktığımda yolumu bulamadım.
Yani tekrar zihnim bedenime döndü de bilmediğim bir sokağa girmiştim.
Yani terapi böyle bir şey. Yazmak da bence eğer dürüst bir metin yazmaya niyetliysen oldukça zor bir tecrübe.
Bittiği için çok mutluyum.
Hani dediğim gibi döngüsel bir kitap.
Bittiğinde aslında ilk açtığın sayfanın neden orada olduğunu anlıyorsun.
O yüzden benim için çok böyle kapanan bir çember olduğu için şu an daha huzurlu hissediyorum.
Bir de kitap ay ay gidiyor.
Ocakta başlayıp aralıkta bitiyor.
Ve ayların olması, bazı başlıkların, sevdiğimiz grupların şarkı adı olması.
Bizim nesle çok daha hitap eden bir yanı da var.
Evet ayağa gitmesi benim iki yaz önce aklıma gelmişti.
İşte çocukları bir tatile götürmüştük ve çocuklarla denizli tatilde şey oluyor ya.
Şunun iki dakika bir çocukların başına dur ben bir yüzeyim.
Hani yani çok az yüzebiliyorsun ya da işte o tatilin keyifli kısmını çok az yaşayabiliyorsun.
Öyle bir anda işte arkadaşlara çocukları teslim ettim.
Böyle ilk kulaçta yazdı ve hani yeni bir öykü üzerine çalışıyordum.
Bir anda dedim ki ben bunu aslında böyle bir çerçeveye oturtabilirim.
Çünkü birkaç işe yarıyor bence bu.
Bilmiyorum hayattaki en önemli meselelerden biri galiba.
Hani bunun üzerine çok az düşünüyoruz ama zamanın geçiciliği, o hafızanın akışkanlığı ve o aylar aslında lineer olarak da gitmiyor yani.
Atıyorum çok eski yıllarda geçen bir Ocak ve belki de gelecekteki bir Şubat ard arda geliyor.
Ve hani döngüsel olarak insanların benzer kuyulara düşüp çıktığını da bir çerçeve olarak bence gösteriyor öyle bir takvim kullanmak.
Benim yazma sürecimi hızlandırdı kesinlikle.
Ay çok güzel anlattın. Teşekkür ederim.
Şimdi şeyi de fark ettim.
Az önce aslında yaratıcılıkla ilgili çok güzel bir detay verdin.
Düşünmediğin bir anda böyle bir yüzeyim de geleyim dediğin anda fikir gelmiş aklına.
Biz burada yaratıcılıkla ilgili de çok fazla sohbet ediyoruz.
Yani o yaratıcı anlar aslında işte duşta.
Alakasız bir yerde yürürken falan bir anda aklına düşen şeylerdir ya.
Bunlara çok fırsat bulabiliyor musun esnek zamanlara?
Bulamıyorum. Sen bu söyleyeceğimi anlayacaksındır.
Bizim gibi böyle zihni at gibi sürekli koşan insanlar.
Ben bir gün terapide şey demiştim.
Ben evimin koltuğuna hiç gündüz vakti oturmamışım.
Oturmamışım yani. Ya işte masada çalışmışım ya zaten sürekli dışarıdayım.
İlk oturduğumda çok tuhaf.
Senin dediğin gibi işte şimdi niye burada oturuyor ben?
Boş muyum ben gibi. Şimdi böyle bir zihin aslında sen çok üretken olur sanıyorsun ama çok yorgun oluyor bir yandan da.
Yani uyuyamıyor, boşluk bulamıyor.
Yani boşluklarda yeşeren şeylerden mahrum kalıyor.
O yüzden biraz bunun üzerinde çalışmaya başladım ben.
Yani hiçbir şey yapmak zorunda değilim şu an.
Çünkü bir de bir yandan çok fazla görsel uyaran da var.
Yani bir şey yapmadığında bile işte dizi izliyorsun, telefona bakıyorsun, bir şey okuyorsun.
Bu da değil. Ben uzun süre şunu anlamadım terapi sisteminde.
Yani durman... Nazım gün içinde.
Ne yapayım yani durarak diyordum hani.
Benim bir şeyim var sana göstereceğim birazdan.
Bana göster lütfen. Instagram'da da paylaşırım belki.
Zen kum havuzu diye bir şey.
Böyle küçücük işte atıyorum 15-15 santim falan gibi bir şey.
İçine kum dolduruyorsun. Böyle küçük tırmığı var.
Ondan sonra böyle fıtılıyorsun onu böyle sürekli.
Bir şey yapıyor gibi kandırıyorsun değil mi kendini?
Bir şey yapıyor gibi kandırıyorsun. Yani telefonu kaydırmanın önüne geçmeye çalışıyorum.
Çünkü ister istemez çok otomatikleşti o davranışımız.
Hiçbir işim olmasa bile bir şey var mıymış diye bir...
Gündeme bakmak için elimi alıyorum.
Çok çok acayip sinirleniyorum ve ben bir şeye taktım mı kafayı onu uğraşırım bayağı.
Peşine giderim yani bu alışkanlığı kırmam lazım diye.
O zanevuzu işime yarıyor bu aralar.
Hemen. Onu alıp.
Onu alıp. Ya bence hayatta şu anda yani modern dünyada yaşadığımız problemlerin birçoğu.
Fazla ekran süresinden kaynaklanıyor.
Gerçekten. Çünkü bu kadar görmemiz ve bilmemiz ve sürekli bir karşılaştırma halinde olmamızın zaten mümkün değil iyi gelmesi insana.
Odağı kendinden çok çıkarıp hiç tanımadığın insanların hayatlarıyla, hiç tanımadığın insanların hedefleriyle ve bunların işte yani...
kürasyonu yapılmış haliyle sürekli olarak kendini karşılaştırıp böyle dipsiz bir kuyuya düşüyorsun ve bir şey üretemez hale geliyorsun bu durumda.
Çünkü kendine inancını da yitiriyorsun bir noktada.
O yüzden bir de bu böyle şey gibi de geliyor ya kanepeye oturayım biraz dinleneyim.
Ama hiç dinlenmiş hissetmiyorsun o kaydırma hali bittikten sonra.
Yine... Ama senin kucağında kalıyor.
Bu çok ilginç bir şey. Yani zaten oraya bağımlı olman için müthiş teknolojiler kullanılıyor.
Ve sen de günün sonunda bağımlı oluyorsun.
Ve yine sistem dönüp sana diyor ki bağımlıysan bunun sorumluluğunda kusura bakma ya.
Sen de. Sen çözeceksin. Bu sefer çözmek için yeni uygulamalar.
Bir takım yeni stresler.
Yani buna biraz uyanmak gerekiyor bence.
Uyanıyoruz. Davranışı değiştiremiyoruz.
Çok zor çünkü. Zaten değişmesin diye.
Evet. Çok anlamlı değişmemesi.
Evet. Sorun bizde değil bence.
Gerçekten çok zor. Ama şimdi bunu da duyurmak için mesela biz bunu bir reels yapacağız.
Yani şey gibi bir sistemin içindeyiz.
Yani kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi bir şeyin içindeyiz.
Adorno'nun galiba bir sözü var.
Yaşam artık yaşamıyor diye.
Yani yaşamın içinde yaşamaz hale geldik.
İzleyici haline geldik.
Bunu hep birlikte düşünelim bence ne yapabiliriz bundan çıkmak için.
Yine bence birlikte çıkılabilecek bir şey gerçekten bu.
Yani ben ki böyle şiir sevmem, topluluklara inanmam.
Yani daha doğrusu inanmazdım bundan 5-6 yıl önce.
Çok korkutur beni insanların bir arada hareket etmesi.
Sanki böyle hani zihnini kiraya veriyormuşsun başka birinin davası için gibi gelir.
Hep de böyle başka yerlerde böyle bu konuşmalarım var yani.
Çok ben düz yazı, birey, hani her şey seninle ilgili gibi bir yerden buraya geldim.
Ama şu anda geldiğim yer gerçekten birçok sorunun hani böyle safları sıklaştıralım gibi bir noktadan yol alacağını düşünüyorum.
Yani biraz öyle görünüyor.
Evet. Şimdi son soruma geliyorum.
Ariadne mitindeki gibi kendini labirentte sıkışmış hissettiğin, zorlandığını hissettiğin deneyimin neydi?
Ve oradan çıkmak için bulduğun ipucun ne olmuştu?
Bu kadar konuştuk hani annelik, girişimcilik.
Çok ben labirentlere düştüm bu yaşıma gelene kadar.
Fakat aklıma biraz daha eğlenceli bir konu geliyor.
Benim insanlarla yani romantik ilişkilerde ilişkilenme biçimim çok böyle labirent ve çıkmazlara giriyordu.
Yakın zamanda bunu böyle yavaş yavaş çözdüğümü, o ipi tuttuğumu hissediyorum.
Çünkü bir şekilde hani birinin bir başkasının zihninde sürekli olarak taşınmak ya da bir başkası tarafından çok sevilmek benim diğer işlere odaklanmamı sağlıyordu gibi hissediyorum.
O yüzden de böyle kendim bildiğim gibi hayatımda biri olmuştur.
Ve hani beni çok seven insana hep çekilirim.
Çünkü hiç risk almak istemem.
Çünkü bunun sebebi de... Bir şekilde kırılmaktan korkmam aslında.
Ama bu da bir yerden sonra insanı şöyle bir şeye dönüştürüyor.
Çok edilgen bir hale geliyorsun.
Çünkü sevilmek çok edilgen bir eylem.
Zaten böyle tarihe de baktığında kadın hep böyle ilham.
Çok iyi bir eserin ilhamı.
Çok büyük bir aşkın nesnesi.
Buradan bu kadar feminist okumalar yapıp buraya yine de düşmek labirente çok ilginçti benim için.
Anlamak daha doğrusu buna uyanmak.
Nasıl uyandın peki? Terapide falan mı?
Evet terapide uyandım. Kendini kandırma kapasitesi üzerine konuşuyoruz ya yani çünkü ben sevilmenin içinde sevmek de var sanıyordum.
Çünkü şu da kolay bir şey değil.
Bir dakika hani ben yokum aslında burada.
İyi fark etmek de zor çünkü insanın kendi kandırdığını ilk fark ettiği an çok yakıcı bir idrak anı.
Yani oradan çıkmak çok zor.
Toni Morrison'ın yakın zamanda bir şeyini okudum şey diyor.
Genç yetişkinlikten sonra bir vadiye geliyorsun yetişkinlik vadisine ve orada şöyle oluyor.
Kendinle ilgili bildiğin, doğru sandığın her şeyin böyle birer birer yıkıldığı bir yer orası ve sonrası aslında yetişkinliğe giden yol.
O kapıdan geçmen gerekiyor diyor.
Ben bence 35'ten sonra o vadiye vardım.
Çok zor oldu bazı şeyleri bırakmak.
Çünkü kimliğini inşa ettiğini sanıyorsun ve...
Birden sapır sapır dökülüyor hepsi.
Orayı yavaş yavaş yürüdüğümü düşünüyorum.
O ipe tutunarak senin de deyiminle.
Ve sonrası çok daha gerçek bir ilişkilenmeye dönüşüyor aslında.
Yani korkunu kontrol altına aldığın, kalp kırıklığının da olduğunu gördüğün bir yer.
Senin seçtiğin ve...
Senin orada olmak istediğin için olduğun ve olmazsa da yani o bir gün yok olursa da kendi başına da o yolu yürümeye devam edeceğin bilgisi çok güçlendirici, özgürleştirici bir şey oldu benim için.
Özgürleştirici bence çok kritik burada.
Peki şeyi merak ettim.
Bu çok çocukça bir sevilme biçimi aslında değil mi?
Yani karşı taraf sevdikçe ben varımı hissetmek.
Çünkü çocuklarımız bizden sevgi gördükçe kendilerini var hissediyorlar.
Sen bu sevilme biçimini uzun süre tutmuşsun.
Evet bir de buradaki mesela sevilme biçimi bir arkadaşlığın içindeki bir sevilmeden farklı.
Aslında birazcık anne babanın sana verebileceği bir sevgi gibi.
O yüzden aslında orada romantik ilişkilenmedeki o sevgiyi tekrar sorgulamak, bunun nasıl bir sevgi biçimi olduğuna bakmak iyi oluyor bence.
Çünkü iki yetişkin insanın birbirini sevmesiyle bir ebeveynin çocuğunu sevmesi arasında bir fark olmalı.
Yani oradaki o kaybetme korkusunun yokluğu çocuk.
Çok güvenli bir şey ya.
Benim çocuklarım da şu anda.
Şunu biliyorlar. Sinirlenebilirim.
Çatışabiliriz. Ama günün sonunda her zaman eve dönecekler.
Ve ben orada onları bekliyor olacağım.
Bu bilgi çok rahatlatıcı bilgi.
Fakat yetişkinlikte böyle ilişkilenmek çok da anlamlı olmayabiliyor.
Çünkü %100 güvende hissetmek yetişkin bir romantik ilişkide.
Başka şeyleri garantiye almak ve başka şeylerin...
Yoğunluğunun azalması başka şeylerden vazgeçmek demek oluyor.
Baya ebeveyn gibi oluyor karşındaki kişi aslında senin baban abin ya da daha nasıl diyeyim akraba ilişkin olan birisi gibi oluyor.
Kaybetmekten korkmadığın insanlarla aslında ilişkileniyorsun ve bir şekilde o bağı karşı taraf için bağımlılık olacak şekilde kurguluyorsun.
Bunları fark etmek acı kesinlikle.
Kendinle ilgili de hani ben iyi biri miyim, kötü biri miyim, başka birinin hikayesinde nasıl konumlanıyorum.
Bunlar hepimiz birilerinin kötüsüyüz yani yapacak bir şey yok.
Kesinlikle öyle. Bununla barışınca biraz daha böyle yolunda sallanmıyorumaya başlıyorsun bence.
Çok güzel anlattın.
Teşekkür ederim. Yani bunu fark edip hareket etmek de özgürlüğü getiriyor büyük bir ihtimalle.
Kesinlikle. Çünkü fark edip kalabilirdin orada.
Evet özgürlük kavramı da yine çok düşündüğüm bir kavram yani hani o da çok parlatılan ama bir sürü yüküyle beraber gelen çünkü özgür olmamak eğer gerçek bir anlamda bir kafesten bahsetmiyorsak
yani günümüz şartlarında bir ilişkinin içinde özgür hissetmemek özgürlükten daha zor değil.
İkisinin de kendine göre zorlukları var.
Orada aslında mutsuzluğunun sorumluluğunu almak bence çok kritik.
Onun birçok insanın alamadığını görüyorum.
Kolay değil bence bu.
Mutsuzluğunun sorumluluğunu almak.
Bence bunu tekrarlayalım.
Evet yani bu çok önemli bir şey gerçekten.
Bunu birçok insan cesaret diye tanımlıyor.
Benim için tek yol yani duygularımın sorumluluğunu almak.
Hani orada bir şekilde o direksiyonumu mümkün olduğunca ayrıcalıklarımı da sahiplenerek kısıtlarımın da farkında olarak elimde.
tutmaya çalışıyorum ki hani başıma bir şey geldiğinde de dönüp burada ben nereden yürüdüm?
O yürüyüşün otopilotta değil de bilinçli olması hali bence biraz daha yolun devamı içinde bir ışık oluyor.
Yani işte özgürlük sorumlulukla beraber geliyor ve onları da beraber taşımak sana yeni bir ip, yeni bir yol yaratıyor.
Aynen öyle. Çok teşekkür ederim geldiğin için.
Ben teşekkür ederim davetim için.
Hızlı bitti gibi oldu. Evet böyle oluyor.
Çok uzundan bir buçukta konuştuğum için.
Bence şey yani konular birbirine çok güzel bağlandı.
Tekrar teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
