
🎙️Milli takım kaykay antrenörlerinden Tuncay Koçal ile spor ve yaşam biçimi olarak kaykayı konuştuk.
Kaykayın tarihi, olimpiyatlara girmesi, ülkemizde spor ve yaşambiçimi olarak nasıl algılandığı, hangi yaşta kaykaya başlanabileceği hakkında sohbet ettik.
📌Son sorumuzda ise girdiği labirentten çıkış hikayesini dinliyoruz. Karşısına çıkan zorluklara rağmen, her anlamda düşse de kalkabilmeyi başarması hepimiz için ilham verici.
Transkript
Ariadne'nin Nipi Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugünkü konuğum bana özgürlüğü hatırlatan bir sporu, kaykayı küçük yaşlardan beri yapan Milli Kaykay Takımı antrenörlerinden Tuncay Koçal.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Nasılsın? İyiyim. Valla heyecanlıyım.
Neden? Uzun süredir bir yayında olmadığım için.
Keyifli olacak diye düşünüyorum.
Bence de. Çünkü farklı bir alan.
Daha önce sporla ilgili çok fazla konuğumuz olmadı.
O yüzden benim için de güzel olacağını düşünüyorum.
Öncelikle seni tanıtarak başlamak isterim.
Kadıköy'de büyüdün.
Küçük yaşlarda Almanya'dan gelen hediye bir kaykayla bu spora adım attın.
Yeditepe Üniversitesi oyunculuk bölümünden mezun oldun.
Bir süre oyunculuk da yaptın ama tutkuyla devam ettiğin kaykayı hep öncelikli olarak hayatında yer edindi.
Hem kaykay dersleri veriyorsun, hem milli takımda antrenörlerden birisin, hem de ala skateboard markasında kurucususun.
Biraz kaykaya nasıl başladığından başlayalım mı?
Olur. Yıllarda da hep aynı hikayeyi anlatıyorum ama tabii hiç dinlememiş olanlar için tekrar etmek isterim ben de.
Sizin de dediğiniz gibi bir yaklaşık 4,5-5 yaşlarında Almanya'da çalışan bir bankacı olarak çalışan bir amcamın bana aslında hediye getirdiği bir kaykayla başladı hikaye.
Aslında onlar böyle bir oyuncak niyetine getirmişlerdi.
Ben o zamanlar evin koridorunda üstünde oturarak git gel vesaire.
Bu arada yıllarda 80'lerin sonu falan gibi.
88 tam yıla. Sonra tabii biraz...
Yaş ilerledi, kapının önüne çıkıp biraz bizim evin olduğu yerde bir yokuştu Suadiye'de.
Oradan kaymalar, mahalledeki arkadaşlarla bir araya gelmeler.
Onlarla işte kaykaycısı, patancısı o zaman öyle bir çok ayrım da yok.
Zaten herkes bulduğuna sarılıyordu.
Ne zamanki böyle bir yoldan geçerken, mahallemizden geçerken birisi seni derler ya bir kaykayın, her sene bir hareket yapayım diyenler.
Ben öyle birine verdim kaykayın, bir baktım kaykayı zıplattı.
Bir hareketler, bir şeyler yaptı böyle tam da hatırlamıyorum.
Ama yerli iletişimini kesti sonuçta Kaykay'ın.
O an benim bir böyle şeyim değişti.
Bir kafamda bir odacık daha açılmış gibi oldu.
Dedim ki böyle şeyler yapılıyor muydu Kaykay'la?
Tabii 8-9 yaşlarındayım daha.
Daha şey çıkmamış değil mi? Geleceğe dönüş.
Sanırım. Orada Kaykay sahnesi çok iyidir ya.
Aynen. Bir de o zaman zaten tek kanallı TV.
Şeyi hatırlıyorum. TRT'de bir Kaykay programı vardı 90'ların en başında.
Onu hatırlıyorum. Kaykay Dünyası diye bir program yapıyorlardı o zaman.
Hatta arşivden de aramaya çalıştım da bulamadım.
Neyse sonra ben dedim ki ben bunları nerede gelip öğreneceğim?
O da dedi ki Bağdat Caddesi'nde biz işte toplandığımız yerler var.
Oralara gelmen lazım ki hani bir şeyler biz de öğretelim hem de gel bir ortamı gör dediler.
Neyse biraz daha vakit geçtikten sonra böyle kendimi caddeye atabildim.
Biraz daha 10-11 yaşlarımda.
Her ne kadar evimize 2-3 sokak öte de olsa o yaşlarda biraz uzak geliyordu caddeye inmek bizim için.
Neyse sonra Bağdat Caddesi'ne inip de onların nerede olduğunu görüp keşfettiğimde böyle BMX'çiler vardı, kaykaycılar, patancılar.
Herkes bir yerlerden atlıyor, zıplıyor.
Bayağı bir aksiyon doluydu.
Güzel de yıllardı benim için de.
Ben o ortamı gördüm.
Dedim ki hayır ben de onlardan biri olacağım.
Ben de bu hareketleri yapacağım.
Hatta böyle bir kırık fayanslı böyle...
Bir yer vardı aslında bir mağazanın önü.
O kırık payansın üstünde o boşluktan atlıyorlardı.
O bile beni çok etkilemişti.
Aslında şu kadarcık böyle bir minik bir yerde orası.
Sonra da aşık oldum ve günde neredeyse yavaş yavaş diyeyim kayma saatim arttı.
En son 12-13 saat 14 saat sokaklarda kay kay kaydığım zamanları hatırlıyorum.
Deneme yanılmayla öğrendin o zaman.
Şöyle yani önce bir üstünde vakit geçiriyorsunuz zaten böyle bir kaykaya ortamında olduğunuz zaman ister istemez bilgi alışverişi oluyor.
Yani bunu nasıl yaparım diye sorduğunuz zaman biri göstermesi öbürü gösteriyor.
Bir başkası diyor ki şöyle yap bir başkası böyle yap diyor.
Bir de ben çok heyecanlı ve hareketli bir çocuk olduğum için abilerim bana ödev verirlerdi.
Üç basamaklı bir yer vardı bizim Suadi'de.
İsim vermemde sıkınca oluyor mu?
Böyle Hacıbey dondurmalarının olduğu yerin karşısında eski bir yer vardı.
İşte buradan şu harekette atlarsan işte sana kaykay yedek parçası vereceğiz derlerdi.
Biraz da çok da kaykay malzemeleri...
Şimdikinden de pahalıydı bence.
Malzeme sıkıntısı da olduğu için beni de motive etsin diye böyle ödevler veriyorlardı.
Ben bütün hafta içi onunla çalışıyordum.
Hafta sonu tekrar ekip buluştuğunda ya bak işte buradan atla demiştim bunu yapıyorum ben diye hareketlerimi gösterirdim.
Sonra da sağ olsun abilerin bana ihtiyacım olabilecek yedek parçaları işte vidaydı somun tekerlek işte altındaki akslardan tahtasına kadar kim ne yapabiliyorsa destek olurdu.
İlk kaykayımız çünkü komik bir kaykaydı böyle aslında sosis şeklinde minik banana board dediğimiz kaykaylardandı.
Ben tabii onlar gibi hareket yapmak istediğim için kaykayı modifiye etmeye çalıştım ama böyle baya sanki böyle jip tekeri takılmış toz bağlar gibi düşünün.
Yanlardan böyle tekerlekler fışkırmış.
Bir de o dönemde benim hiç unutmadığım bir şey de kaykayın üstünde 32 parça varsa 34 parça varsa bunların hepsi farklıydı bende yani bir teker bir teker.
Ha toplama bilgisayar gibi. Yani toplama bilgisayar bile daha iyi olabilir.
Daha böyle belli başlı parçalar ama böyle toplama bilgisayarı çiplerine kadar her şeyine kadar kablolarına kadar topladığınızı düşünün öyle bir haldeydim.
Ama herhalde o günkü tutkum da beni buralara getirdi.
Kısaca böyle başladım diyebilirim.
Çok güzel. Bir de galiba Almanya'da bir fotoğraf çekimi olmuş.
Sen Almanya'ya mı gittin fotoğraf çekimi için yoksa onlar mı gelip seni çektiler?
Şöyle onun hikayesi de komik eğer vaktimiz varsa anlatmak isterim.
Bizim de bir kaykay turizmi dediğimiz olay var şehri keşfetmeye.
Gezeriz tozarız başka şehirlere gideriz.
Yine böyle bir abilerimle aslında Taksim'de ben onlarla kaymaya gittim.
Çok küçük olduğum için onlar bana abilik yapıyorlar.
Yani onlar nereye ben oraya gibi bir durum var.
Ama ben Taksim'de kayboldum sonra.
Daha doğrusu onlar çok hızlı gittiği için bir yerde yakalayamadım.
Tek başıma kaldım. Ne yapacağımı düşünürken o zaman kaykay dergilerinden tanıdığımız Almanya'da yaşayan bir Türk kaykaycı abimiz vardı Mehmet Aydın.
Onu bilirdik yani hiç tanışmamıştım ama.
Elimize ulaşan dergilerden biliyordum öyle birinin olduğunu.
Tesadüfen o ve arkadaşlarıyla karşılaştım Taksim'de yani.
Bir sene 96-97 o aralar.
Görünce dedim ki aa Mehmet abi.
O dedi ki beni nereden tanıdın dedi.
Hani o dönemde şimdiki gibi sosyal medya yok hiçbir şey yok.
Küçük bir çocuğun onu tanıması çok daha herhalde ona ilginç gelmişti.
Biz seni biliyoruz dergilerden takip ediyoruz ne yapıyorsunuz dedim.
O da işte Sami Hariti ve...
Yine profesyonel bir kaykaycı.
Bir de dünyaca ünlü bir kaykay fotoğrafçısı Helge Scharnon'la beraber buraya tura gelmişler.
Videolar, fotoğraflar çekip.
yayınlamak üzere çekim yapmaya gelmişlerdi.
Neyse sohbet muhabbet ben kayboldum şöyle hikayemi anlattım.
Sonra kaykayımı da gördüler haline.
Bir anda şey dedi Mehmet Aydın sohbet ederken Helge dedi senin fotoğraflarını çekmek istiyor.
Düşünür müsün? Tabii ki dedim yani bir yerlerde yayınlansın yayınlanmasın öyle bir şeyde var olmak çok şeydi.
Önemliydi. O zamanlarda o kadar süper hareketlerim yoktu ama yine eşime göre fena değildim.
Sonra bana işte ertesi gün Taksim'e gelmemi istediler.
Bir yer varmış kafalarında.
Neyse orada buluştuk. İşte ben oradan atladım yapabildiğim hareketleri sergiledim.
Sonra o çektikleri fotoğrafı da o zamanın Avrupa'daki en ünlü kaykay dargilerinden biri Monster Skateboard Magazine'e böyle iki sayfa sayfanın alt kısmında fotoğraflarım basmışlardı.
O iş öyle gerçekleşti ama benim için manası şöyle o dönemlerde kaykayı da bırakmayı da düşünüyordum çok pahalı olduğu için.
Motivasyon. Hem öyle bir motivasyon oldu hem de Mehmet Aydın bana arkadaşlar işte tahtasını verdi kullandı.
Hem de bana bir tişört verdiler ama böyle yere değiyordu tişört.
Öyle düşün o tişört yine de öyle giydim ben.
Ama o bana verdikleri kaykay tahtasıyla benim hayatım değişti.
Bir de kendimi o dergide görünce ya bir dakika hani o zamanlar çünkü çok ütopikti.
Yani Türkiye'den çıkıp da bir yerlerde var olmak vesaire.
Hayatımın dönüm noktası oldu o çekim diyebilirim.
Yani çok... Çok önemli çünkü şu anki gibi Instagram yok, sosyal medya yok, YouTube yok ve bunların olmadığı bir ortamda sen Avrupa'da bir dergiye çıkıyorsun.
Bir kırılım noktası gibi bir şey olmuş.
Muhtemelen de Türkiye'de yaşayıp yurt dışında dergiye çıkan da ilk kişi olabilirim o noktada da çünkü hiç hatırlamıyorum.
Bugüne kadar da görmedim.
O yüzden de başka bir motivasyon kaynağı benim için.
Çok güzel. Ben seninle konuştuktan sonra biraz tarihini de araştırdım Kay Kay'ın.
O da ilginç. 1950'lerde Kaliforniya'da sörfçülerin dalga olmadığı zamanda denge çalışmaları yapmak üzere buldukları bir yöntemmiş bu.
Sonrasında da yavaş yavaş sokak kültürü oluşmaya başlamış.
Ama bize böyle sanki sadece gençlik yıllarında yapılan...
İşte özgürlük biraz serserilik underground dünya gibi algılansa da aslında çok daha fazlasını vaat eden bir spor.
Şöyle aslında bu da bir tartışmalı konulardan biri spordan öte bir yaşam şekli aslında.
Yani bunu hayatınıza adapte ettiğiniz zaman onunla yaşamaya başladığınız zaman gerçekten farklı bir dünya oluşuyor.
İşin özünde evet surfçiler dalga olmayan günlerde o surf hissini yaşamak için aslında başlıyorlar kay kay kaymaya.
Ama o kadar çok üstüne vakit geçiriliyor ki ve bir anda da herhalde ihtiyaç olarak doğuyor.
Artık onu böyle zıplatarak oli dediğimiz hareketler, flipli hareketler yani kay kay kay altımıza döndürerek yaptığımız hareketlere doğru bir evrimleşme süreci yaşıyor.
Sonra gösteriler yapmaya başlıyorlar.
Amerika'da böyle eyalet eyalet aslında yayılıyor ve günümüze kadar geliyor.
Her iki Amerikalı'dan birinin de mutlaka hayatında kay kay denemiş olduğu.
gibi bir istatistik var elimizde.
Bambaşka bir hem spor aleti hem de bir hobi diyeyim.
Olduğu için kaykay şey ben mesela hakikaten 24 saat skate mind dediğimiz kaykay kafasıyla yaşıyorum.
Yani bir normal şehirde gezerken bile kaykaycı gibi bakıyorum.
Hani siz böyle normal bir merdivenden inerken ben buradan atlayabilirim ya da şu arkadaş şurada bunu yapar mı yoksa şu olsaydı diye farklı bakış açıları getiriyor.
Aslında kaykayla yaşayabilmeye başladığınızda bir parçanız gibi oluyor.
Türkiye'de sadece şöyle bir sıkıntı var aslında bizde de olabilirmiş yani 70'lerin sonunda 80'lerin başında Türkiye'de ufak tefek bir kaykaya hareketliliği var.
O zaman yurt dışı ile iletişimi olan aileler üstünden ya da buraya gelen yabancılar üstünden.
Yalnız şöyle bir şey keşfettim.
Ben 1979 yılında yanlış hatırlamıyorsam Milliyet Gazetesi'nde verilmiş bir ilan var.
Şeytan aleti, herkesi sakatlayan şeytan aleti Türkiye'ye geldi diye.
Aslında bütün ülkemizdeki herkes kaykayla ilk haberi böyle görüyorlar.
Ve öyle olduğu için de bir şeytan aleti ilan edilmiş, iki herkesi sakatlayan bir spor olarak görülmüş.
O yüzden de bizde hep aslında korkulan bir şey olarak kalmış.
Halbuki çok eskiden beri kaykay var dünyada.
50'lerden beri belki izlerini görebiliyoruz.
Sadece Türkçe bir kaynak yok.
Bunu alıp öğretebilen kişiler yok o zaman.
Bilgiyi alıp aktaracak kişiler olmadığı için de.
Bizde maalesef biraz gecikmeye sebep oldu.
Sanıyorum da yani bu kaykay konularında da ilk konuşmaya başlayan kişi de benim.
Büyük ihtimal herhalde oyunculuk geçmişimden biraz da meraklıyım araştırıp.
Neden daha çok kaykaycı yok?
Hani büyüsün de hepimiz bu işlerde biz de olalım.
Bir pazar oluşsun, bir ortam oluşsun gibi bir niyete kapıldım ben çok küçük yaşta.
Biraz geç de olsa yeni yeni aslında idrak edilir oldu.
Evet dünyada da aslında öyle anladığım kadarıyla.
Çünkü olimpiyatlara 2018'de mi?
2016'da dünyada şöyle aslında Amerikan kaykaycılığı çok gelişmiş vaziyette.
Asya öyle. Asya'nın da yani Japonya daha çok diyeyim.
Avrupa kaykaycılığı gelişmiş vaziyette.
Bir de Brezilya'da aslında çok ilginç bir şekilde çok iyi bir noktada yani kaykay.
Sadece böyle biraz daha ikinci, üçüncü dünya ülkeleri için olimpiyata kabul edilmesi aslında bir vesile oldu.
Çünkü hep belli bir pazarda dönüyordu işler.
Yani hep belli kaykaycılar, belli yerler.
Biraz herhalde biraz daha globalleşme sürecine girdi kaykay.
Bir olimpiyatlarla beraber öyle bir ihtiyaçtan dolayı da kabul edildiğini düşünüyorum.
Bir sebebi o. Bir sebebi de bana göre kaykayın o...
Tatlı bir rekabetçi anlayışının olması olimpiyatlara da o enerjiyi getirdi diye düşünüyorum.
Bir de genç enerjisi bir yandan da.
Şimdi sen kaykayla ilgili bir sokak kültürü var dedin.
Bir de spor olarak görülen kaykay var dedin.
Sporcular zaten belli hareketleri, belli rutinleri yaparak devam ediyorlar.
Sokak kültüründe neler var?
Şimdi ikisini ayırırken şöyle söyleyeyim.
İlk oradan başlayayım işe.
Aslında kaykay kaydığınız zaman bir marka satın aldığınızda onun aurasını da satın alıyor gibisiniz.
Yani biraz böyle müzik türleri üstünden bunu örneklemek isterim.
İşte rap, hiphop seviyorsanız ona göre markalar var.
Daha punk müzik seviyorsanız ya da sert müzikler ona göre markalar var.
O markalardan bir tahtayı alıyorsunuz.
O markanın kaykaycıları size bir motivasyon kaynağı sağlıyor.
Yaptığı videolar, çektikleri fotoğraflar, gittikleri yerler hep size bir ilham kaynağı oluyor.
Kaykay tahtasını aldığınızda altındaki baskı size belki...
o içinizdeki ifade etme şeklinizi destekleyecek grafikler olabiliyor.
Bununla beraber giyiminiz, kuşamınız vesaire derken kendi içinde böyle bir kaynayan bir kültür yani bir sürü disiplinden beslenen çok keyifli bir camiası olan diyeyim bir hale geliyor Kaykay.
Tabii ki de biraz daha geçmişten de bu.
Competitor dediğimiz yani yarışma odaklı kaykaycılar yine vardı aslında.
Yani biraz sadece kaykay yarışmaları için kayan ya da oralara katılıp kendini göstermeye çalışan bir grup da var.
Kültürüyle takılanların öyle bir derdi yok yani.
Hani ben sokakta en iyisi olayım ya da benim için sadece kaykayın üstünde olmak yeterli diyenler var.
Ama diğer tarafta daha böyle atlet mantalitesinde olan işte hem kendini aşmak isteyen hem rakiplerini eleyerek bir yerlere gelmek isteyen.
Bu şekilde kariyer yapan da...
Kaykaycılar atletler var yani sportif tarafı da böyle ayrılıyor.
Olimpik olduktan sonra bu biraz daha artık görünür oldu.
Yani bizde de Türkiye'de hiç öyle atlet yani bizde Türkiye'de kaykay yarışması zaten çok senede bir kere olursa iki kere olursa o yıllarda mutluyduk.
Neyse ki günümüzde artık bu son 4-5 yılda senede 3-5 yarışma olabiliyor bir yere kadar geldi.
Kaykay federasyonu sayesinde bunlar daha da arttı en azından düzenli yarışmaları var.
Kaykay parkları açılmış.
Kaykay parkları açıldı bir de şöyle de güzel katkısı oldu.
Şimdi bir grupta niye olimpiyatları kabul edildi ya da ama bu iş bizi bozar diye düşünüyorlar ama dünyada aslında bakış şu.
Kaykay kültürüne ya da kaykay dünyasına bir alternatif daha bir şey geldi.
Evet olimpiyatlar, evet ülkeler temsil ediliyor.
Biraz daha formal şeyler var.
Sıkıcı da olabiliyor kimisi için.
Ama ben bunun faydalı olduğunu düşünüyorum.
Mesela bir kaykay parkı yapılsın diye biz belediyelilere yalvarırdık ederdik imzalar toplanıyordu ama iyi niyetli olup yapmak isteseler bile vatandaşa anlatabilecek dayanakları yoktu diye düşünüyorum.
Yani böyle bırakın şu andaki gibi beton parklar yapmayı normal demir üstü, demir konstrüksiyon üstü, ahşap dediğimiz modüler parkları yapmakta bile çok zorlanıyorlardı.
Yani biz aslında olimpiyatlara kadar çok...
Zayıf geldi kaykay parkı işi diye.
Yani bunun önce bir ihtiyaç olarak belirlenmesi lazım ki ondan sonra biz bunu insanlara kaykay parkı yaptık diyelim diyordu herhalde belediyeler.
Muhtemelen. Bir yandan da şimdi açıklayabilecekleri bir şeyler oldu.
Olimpiyatları kabul edilince ellerinde bir standart oldu.
Hem parklar konusunda hem yarışma puanlama derecelendirme üstüne bile bir kriterler oluşturuldu.
Bunlar yazılı kaynaklar olarak artık gözle görülebilir, okunabilir ve istatistik iyi olarak da bilimsel olarak da açıklanabilir oldu.
Hatta ben yani bu yaştan sonra ilginç bir şekilde kaykay parklarıyla ilgili bilirkişilikler yapmaya başladım.
Ne güzel. Bakanlığımızın, federasyonumuzun görevlendirmesiyle.
Artık yavaş yavaş hala çok yavaş ilerliyor bana göre ama en azından belediyeler bir şey yapmak istediğinde bakın bu olimpik standartlar bu.
Eğer lokal park yapmak isterseniz bunu yapabilirsiniz.
Buraya işte kuralları böyle uygulayabilirsiniz.
Sistemi böyle kurabilirsiniz diyebiliyoruz.
Ailelerde de tabii bir rahatlama oldu çünkü...
Olimpiyatları açıyor. Bir sürü orada branş çıkarılmışken kaykayı kabul ettirdiler.
Artık kariyer de yapılabilir Türkiye'de durumu başladığı için şu anda güzel bir bence oluşumu oldu.
Yani olimpiyatları kabul edilmesi bence iyi oldu.
Bana da öyle geliyor.
Şeyi hatırlattı bu bana.
2001'de 12 dev adam vardı ve o zaman daha basketbol yeni artık zirve yapıyordu ve işte orada ikincilik almıştık sanırım.
Ve inanılmaz bir heyecandı bizim nesil için o.
23 yaşında Alperen Şengün var ve MVP seçildi basketbolda Amerika'da.
O çocuk... Öyle bir başarı olmasaydı ve Türkiye öyle bir yere getirmeseydi basketbolu bugün belki hala emekleme aşamasında olacaktı bu sporda.
Kesinlikle bence aynı yansımalar burada da olacak diye düşünüyorum zamanla.
Şimdi işte kaykay emeklemede bir süre sonra atıyorum belki 10 yıl 15 yıl sonra bugün doğan çocuklar bu konuda başarılar göstermeye başlayacak.
Kesinlikle ben hazır fırsatta bulmuşken bence çok önemli olduğunu düşündüğüm bir şeyle paylaşmak istiyorum.
Şimdi bizde de evet burada birçok global marka var destek oluyorlar.
kaykay gelişsin diye iyi niyetli olan birçok marka var ama şu anda şöyle düşünün yani Ardağan'ın bir köyünden yetenekli bir kardeşimizi alıp ki farklı yerlerden yaptık da bunu 11 yaşında Bursa'dan bir
kardeşimiz vardı Bektaş soyadı şimdi tam şey yapamadım.
Mesela onu alıp Çin'e götürüp Dünyanın en iyi kaykaycıları ile yani güncel olarak en iyi kaykaycıları ile en iyi antrenörleri ile bir araya getirip kayma onlarla beraber yarışma şansı elde etmeye başladılar.
Şimdi şöyle düşünün özel yarışmalarda zaten katılabilecek kişi sayısı çok belliydi.
Ve belli ülkelerin tabii ki haliyle çok ilerlediği için kaykaycıları yarışıyordu.
Ama şu anda bütün dünyadaki bütün ülkeler için eşit bir ortam var.
Yani seviyeniz çok kötü olsa bile orada en azından var olabiliyorsunuz.
Bir de biz o Çin hikayesi ilk gittiğimizde ilk gittiğimizde.
Yurtdışı milli takımda turuydu diyeyim.
Yarışma turuydu. İnanılmaz bize destek oldular yani.
Oradaki bütün o iyi kaykaycılar bir kere bize şunu söylediler.
Bakın kendinizi burada kötü hissetmeyin yani.
İlk defa geldiğiniz belki seviye olarak kendinizi yeterli hissetmiyorsunuzdur.
Ama bakın burası bir aile.
Burada 400-500 sporcu antrenörleriyle, yardımcıları ile beraber.
Aslında her hafta dünyanın bir yerinde bir yarışmadalar zaten.
Olimpik olsun olmasın.
Bir ailenin içine girmişiz gibi bize davrandılar.
Aslında işte o bahsettiğin kültür tekrar ön plana çıkıyor.
Diğer sporlarda şeydir ya hani istemeyiz ya başka ülke kazansın.
Burada tam tersi onlar bize öyle yaklaştı.
Biz Hintlilere hani biz de onlar bizden biraz daha geri geliyorlar diye hep beraber el verdik.
Bir başka ülkenin kaykayısı öbür ülkenin kaykayısı biraz daha iyi puan yapsın diye taktik veriyor.
Herkes işte alkış kıyamet destekliyor.
Hiç o benim görüşümle o gergin olduğunu düşündüğüm.
ortamı biz yaşamadık o kadar.
Tabii ki bir stresiniz var. Ülkeyi temsil ediyorsunuz orada.
En iyisini sergilemeye çalışıyorsunuz ama en başında da söylediğim gibi o kadar tatlı bir rekabet var ki.
Zaten motive olup ne derler kendinizi zorluyorsunuz.
Bir de öyle kaykay çok teknik bir iş olduğu için çok dopingle falan açılacak bir hikaye yok orada.
Gerçekten yetenekli bir şey olmanız lazım.
O da böyle şak diye de olmuyor aslında.
Oradakiler de onun farkında.
Hani rahat olun. Uzun bir çalışma.
Uzun yıllar gerekiyor bu. Ama mesela Bunu yapabiliyor olmak federasyon sayesinde büyük nimet yani biz alıyoruz bazen 5 sporcu 10 sporcu alıp götürüp iyi otellerde kalıp sağlıklı besleniyorlar
işte ne derler çok iyi antrenman sahalarında antrenman yapma şansına sahip oluyorlar.
Şu anda yabancı bir antrenörümüz de dahil oldu kadroya.
Güzel çalışmalar yapabilir olduk.
Aslında bunu ailelerin de...
Daha çok kişinin bilmesi de önemli.
Denge gerektiren sporları düşününce aslında bir sürü denge gerektiren spor var.
İşte paten gibi, snowboard, kayak, surf.
Bunların hepsinde ortak özellikler var.
Ama kaykay deyince bu spor bize ne katıyor deyince benim aklıma ilk gelen şey denge merkezini iyi ayarlamak ve hızlı karar verebilmek o tehlikeli anlarda.
Sen biraz daha açar mısın neler kaykayda bize özellik olarak ekleniyor?
Şimdi... İlk intibayı söyleyeyim ve benim de keşfettiğim ve kaykaya ders almaya gelen birisi olduğunda ilk yaşattığım his şu.
Şimdi kayak, yüzme, bisiklet, araba sürmek bu tip şeyler hep böyle ileri yani.
İleri geri yapılan şeyler. Ama kaykayda şöyle bir şey var.
Kaykayın üstüne çıkıyorsunuz bir kere dünyaya şöyle yan dönüyorsunuz.
Evet. Ve etrafa yan bir şekilde yani altınızda dünya kaykayın altına dönüyormuş hissini yakaladığınız zaman dünyaya şöyle bir yandan bakmak bence zaten baya bir bakış açısını değiştiren bir şey.
Bir kere kaykaycılar bu skate mind dediğimiz olay bence orada başlıyor.
Çünkü baya farklı bir duygu.
Genelde de hakikaten...
öğrencilerimi çıkardığımda ya da kaykay denemek öğrenmek isteyenlere ilk yaşattığım his o.
Ondan sonra şöyle bir şey başlıyor.
Bir kere vücudunuza bağlı bir alet de değil.
Evet. Yer çekimine karşı koymanız lazım.
Bir sürü teknik uygulamanız lazım.
Ve bunları yaparken de sokaktasınız.
Sokakta taşa takılabilirsiniz.
Önünüze biri çıkabilir. Çok yüksek bir yerden atlarken beklemediğiniz bir şey olabilir.
Hareketi yapamıyor olabilirsiniz.
Şimdi anda karar verme dediğimiz şey aslında bir kaykaycı bir yerden atlarken hareketi yapıp yapamayacağını kestirebiliyor.
Eğer ki kendine güvenmezse onu belli bir noktada kaykayı başka yere atıp kendisi yuvarlanıp tekrar bir sonraki deneme için hazırlanabiliyor.
İyi düşmeyi öğreniyorsunuz aslında.
Şimdi sıfırdan başlarken kendinizi geliştirirken de düşmeyi ve düşme şekillerini ve başınıza gelebilecekleri tahmin etme şansınız oluyor.
Aslında bu kadar çok yüksekten düş...
Birçok kez bir tane iyi hareket için yüzlerce binlerce kez düşüyoruz biz.
Bunu yapabilmemizin tek sebebi de aslında öğrenirken de onları öğrendiğiniz için bir şeyi 10 kere 50 kere 100 kere deneme şansınız olabiliyor eğer çok beklenmedik bir durum yoksa.
Şimdi aklıma geldi ben paraşüt yapıyordum.
Paraşüt yaparken de bize şeyi öğretmişlerdi 5 nokta.
Düşüşü diye. Vücuduna dengeli bir şekilde düşüyorsun ki o darbeyi azaltmak için işte önce omzun sonra sağ omzun, sol kalçan, dizin falan diye böyle yuvarlanarak gidiyorsun ki tek
bir basınç noktasına gelmesin ve kırık oluşmasın.
O düşüşü bayağı bize çalıştırmışlardı.
Hani güzel düş. Güzel düşersen bir yerin kırılmaz falan gibi.
Bu şey iniş için diyorsunuz değil mi?
Evet evet. Kay kayda da var mı?
Aşağı yukarı aynı. Mantık aynı.
Bizde sadece şimdi paraşütte çok geri geri düşme de olmayabilir.
Bizde 360 derece.
Tehlike var. Yani bir şeyi farkındalık, anda olmak, konsantre olmanız lazım.
Etrafta ne oluyor bitiyor hesaplayabiliyor olmanız lazım.
Hızınızı, harekete ne zaman başlayacaksınız, ne zaman tamamlayacaksınız.
Bir de bunları yaparken estetik her zaman yapıyormuş gibi gözüküp aslında o profesyonelliği verme hissi oradan gelir bizde.
Ne kadar zor bir hareket, ne kadar kolay gösterirseniz kıymetli ve ne kadar estetik olursa.
İşte cool, cool bir havası var.
Şey de var. Hem kayış stiliniz hem kaykayınız ve giyim kuşamınız tamamen sizin kendinizi ifade ediş biçiminiz.
Şeyden de bahsetmiştin bu her kaykaycının kendine has bir hareketi olur.
Onun karakterinden gelir ya da getirdiği kültürden gelir.
Signature trick gibi böyle imza hareketi gibi deriz biz ona.
Ondan ziyade de hepimiz aslında aynı hareketleri yapıyoruz temelde yani.
Tabii ki yüzlerce binlerce hareket var ama çok...
Geneline baktığın zaman bilmeyen biri bir kaykaya yarışmasını izlediğinde ya bunların hepsi aynı şeyi yapıyor derler.
Halbuki orada olay o aynı hareketi başka bir kaykayacı nasıl bir hızla yapıyor?
Nasıl bir anda o hareketi yapıyor?
Öncesinde ne var, sonrasında ne var?
Stil dediğimiz şey orada başlıyor.
Bugün siz de kaykaya başlayıp ilerleseniz sizin stilinizi biz aslında izliyor oluruz.
Yani bizi konuşturan, izlettiren şey de o.
Parmak izi gibi. Aynen öyle.
Ben hep şey derim kaykayı tutuşundan insanların karakterlerini biraz çıkarabiliyorum da öyle bir hale geldim.
Ya da kayış stilinden karakterine dair analiz yapabiliyorum.
Mırç'in bir karakteri o diyorum biraz daha sakin.
Zaten o da bir süre sonra çok anlaşılabilir oluyor bizim için de.
Peki şeyi soracağım şimdi planlama...
Dedik hareketi planlıyorsun zaten orada.
Üç boyutlu düşünme var.
Kriz denetimi var. Ve disiplinli olman lazım değil mi bu sporu yapmak için?
Sürekli tekrar. Kesinlikle bir de nankör.
Yani ben davulla ders almıştım çalıyorum.
O da nankördür böyle. Biraz çalmazsanız eliniz hemen kör elir.
Haliyle kondisyona dayalı bir durum olduğu için sürekli sıcak kalmanız lazım.
Bir de bizde şöyle bir problem var Türkiye'de.
Benim kendi şu anki kapalı parkım olmadan önce Türkiye'de çok...
Hiç kapalı kaykay kayalabilecek mekanlar yoktu.
Olanlar da hep çok uzun ömürlü olmadı.
E kışın kayamıyorsun o zaman mesela.
Tabii yani kışın bayağı işte yerlerin kuru olması gerekiyor bizim kayabilmemiz için.
Soğuk olmasında sorun yok ama yerlerin kuru olması lazım.
Şimdiki gibi de değil. Eskiden biraz daha yağışlıydı kışlarımız.
Ona da ayrı üzülüyorum neyse.
Öyle olunca da... Yaza kadar, yaza gidişte biz bütün hareketleri neredeyse baştan hatırlayacak gibi böyle bir ısınma dönemimiz olurdu bir ay iki ay.
Neyse ki şu anda en azından bu İstanbul'daki kaykaycılar için kendinin de işlettiği mekan biraz onu mesela toparladı.
O yüzden 12 aya kesintisiz kaykay kayılabiliyor.
Çocuklar sezon başladığında sezona hazır oluyorlar.
Hatta biz de kışın bazen tek tek ufak tefek yarışmalar yapıyoruz ki kondisyonlarını tutsunlar hem de sıcak kalsınlar diye.
Henüz mekan iki yıl oldu ama bunu çok rahat...
Rahat gözlemleyebiliyorum. Çünkü Türkiye şampiyonları başladığında herkesin bir ilk başlarda seviyesi aşağıda olabiliyordu.
Şu anda bayağı sanki aktif, kesintisiz kayma şansları var artık.
Disiplinli ve düzenli bir şekilde yapabiliyorlar.
Kesinlikle disiplinli olmanız lazım. Kaykay yapmak için hangi yaşta eğitime başlayabilir çocuklar?
Ben bizimkilerden biliyorum. Scooter kayıyorlar.
Kaymakla ilgili bir fikirleri var ama kay kay daha farklı bir olay.
Tutma yeri yok. Vücuduna bağlanan bir durum yok.
Şöyle yani bana özellikle derse geldiklerinde genelde tercihim yani...
Beş yaşından itibaren almak.
Biraz da kardeşimizin ya da gelen öğrencimizin kabiliyetine göre.
Dört yaşında en küçük aslında.
Dört buçuk yaşında aldığım öğrenciler de oldu.
Aralarda var. Ama şöyle bir şey.
Aileler kendi çocuklarını daha böyle iki üç yaşında kaykayın üstüne çıkarıp, ellerinden tutup biraz aşina edebilirler.
Scooter biraz daha kolaylaştırdı.
Orada tabii böyle bir hen tutma yeri var.
Ama kaykayda bence iki üç yaşından itibaren bunu yapabilirler.
Dünyada çok örneği var. Artık sosyal medya da var.
Evet görüyoruz. 2 yaşındaki kaykaycı çocuk diye yazsalar İngilizce Türkçe mutlaka birçok videoya erişirler.
Peki limit ne yaş olarak?
Şöyle en küçüklerde 4-5 tane alırım ama mesela 18 yaşa bir tesadüf eseri kalamıştı karşılaştığımız bir ailenin çocuğunu.
18 aylıkken şöyle çıkarıp kaykayın üstüne biraz kaydırmıştım.
Bir rampalara çıkıp inme şansımız olmuştu daha yeni ayağa kalktığı halde.
En yaşlı da benim şahit olduğum 70 küsürlü yaşlarında bir çift vardı.
Onlara bir kaykay dersi vermiştim.
En azından aşina ettim diyeyim böyle çok aktif şey yapmadılar.
Onların da aynı bir buçuk yaş gibi ellerinden tuttunuz herhalde.
Tabii tabii zaten eğitimlerimde çok kolay kolay öğrenci kendi başına emin olmadıkça bırakmıyorum.
Ama şöyle diyeyim teknik olarak iyi kaykay kayanlar da Türkiye'de mesela...
Ben 42 yaşındayım. 47, 48, 49 yaşında iyi kaykaykayan abilerim var diyeyim.
30 yıldır beraberiz mesela bazılarıyla.
Birbirimizi tanırız ederiz.
Türkiye'de de böyle örnekler çıkmaya başladı.
Dünyada da 55-60'lı yaşlara kadar bayağı iyi kaykaykayan kaykaycılar da mevcut.
Var. Çok güzel. Yani yaşla ilgili olmadığını da bir anlatabilmek istiyorum.
Yani denemek isteyen güvenli ortamda, güvenli şartlarda bir eğitmen eşliğinde belki deneyebilir.
Hemen böyle bir ufak... Bir şey daha paylaşmak isterim biraz dinleyenleri de izleyenleri de rahatlatmak için.
Kaykay tehlikeli bir spor değil.
Yanlış yapıldığında tehlikeli oluyor.
Bizde de hep şöyle bir şey var hep hikayelerde.
Ya kaykayın üstüne çıktım ayağımdan kaydım düştüm.
Şimdi yerleşik bilinçte anlıyorum herkesi de.
Kaykayın üstüne çıktığında hep böyle kendini bir geride tutmak istiyor.
Ama tam tersi kaykay ön ayakta öne ağırlık verilerek yapılan bir.
Uğraş diyeyim. Spor dememek için de çırpınıyorum orada.
Bir uğraş. Öyle olunca şimdi doğru tekniği de bir yerden okuyup görmediyseniz, bilmiyorsanız, bakmadıysanız sakatlanmanız da olası oluyor.
Şimdi kaykay çok insanlar gördüğü zaman çok kolay hemen alıp deneyebiliyor başka şey.
Daha tehlikeli olabilecek şeyleri denemezler o kadar.
Ama kaykay böyle denemek için çok hızlı hareket edilen ama bilinçsiz de yapıldığında da...
Tehlike arz eden bir şey. Halbuki doğru kaynaklarla kişiler kendileri de öğrenebilir.
Şu anda artık bir sürü kaykay antrenörümüz var.
En azından bize ulaşıp soru sorabilirler.
Bizden bilgi alabilirler.
Biraz daha... Burada rahatlatmak isterim.
O kadar tehlikeli bir spor değil.
Bilimsel olarak da kanıtlanmış veriler var.
Peki sen kaykayı sokakta mı yapmayı seviyorsun yoksa bu kaykay parklarda daha kontrollü alanlarda mı?
İkisi sanki hayat stiliyle spor gibi ayrılıyor gibi.
Şimdi şöyle biraz da böyle artık günümüzde daha farklı bir analize sahip olduğum için ben mesela bir kriter olmayabilirim.
Ben kaykayla ilgili her şeyi çok seviyorum.
Bunu böyle anlayanlar var, anlayamayanlar var.
Kaykay yarışmalarını da çok seviyorum.
Kaykay partilerini de çok seviyorum.
Küçük buluşmaları da çok seviyorum.
Onunla ilgili sohbet etmeyi de çok seviyorum.
Dünyada olan biten konuları konuşmayı da her şeyi çok sevdiğim için çok ayıramam.
Sadece şöyle bir şey oldu. Tabii yaşım ilerledi.
Biraz da bu işlerin içine ticari olarak da girdikçe eskisi kadar sokak sokak gezip dolaşma şansım pek yok.
Yani çok az vaktim oluyor artık.
Her ne kadar kaykay parkım da olsa elimin altında bir de kafamda iş varken çok rahat tehlikeli şeyler deneyemiyorum.
Sadece kondisyon tutabiliyorum.
Ama biraz artık bu yaşlarda kırk üstüne geçince eğer bir işim yoksa bir yerde değilsem mesela burada kalamış kaykay parkına gidip orada kendi akranlarını ya da genç kardeşlerimize takılmak orada kondisyon
tutmak daha çok hoşuma gidiyor.
Ama tabii ki bir arada şehri de dolaşma şeyimiz var.
Ama yarışma şeyim tabii ki yok yani çok eskiden bittim.
Şöyle düşünün ben Türkiye'de herhalde 24 saat kaykayla yaşayabilen Tek kişiydim uzun süre.
Şimdi Berke Dikişçoğlu kardeşimiz geldi, genç bir kardeşimiz.
O da artık sadece Kaykay ve etrafındaki işlerle bir şekilde hayatını idam ettirebiliyor.
Buna kimse inanmıyordu 90'larda.
Ben demiştim yani Kaykay'la kariyer yapmak istiyorum.
Ticareti de olsa bir şey de olsa hayatımda 24 saat Kaykay'ın olduğu bir dünya kurmak...
Hayalim vardı. O zamanki abilerim hep gülüp hani Tuncay'cığım bırak bu işleri durumundaydılar ama şimdi 20 yıl sonra geliyorlar kendi çocuklarını getiriyorlar 30 yıl sonra.
Ya abi sen bize söylüyordun biz o zamanlar hiç bu kadar hırslı olabileceğini düşünmüyorduk.
Şimdi getiriyorlar kendi çocuklarına ben ders veriyorum onlara yardımcı oluyorum.
Çok da mutlu oluyorum.
Böyle bir hayali de gerçekleştirebilmiş olmaktan da mutluyum yani 24 saat.
Hayatımda kaykaya uyanıyorum.
Şu anda siz de bu ne derler röportajı yaparken aynı anda başka yerde kaykayla ilgili işlerim devam ediyor.
Çok güzel. Bunu yapabileceğim için mutluyum mesela.
Kaykay adına da çok enteresan bir hikayenin içine girmişsin.
Birazdan daha doğrusu şimdi ona geçeceğiz.
Bu son sorumuz mitolojiden ilhamla geliyor.
Kendini Ariadne mitindeki gibi çıkmazda bile bir rentte hissettiğin olay neydi?
Ve senin için çıkış ipi ne olmuştu?
Biraz bunu konuşacağız. Biz seninle önden biraz bahsettik bununla ilgili ama senin baştan anlatmanı isterim.
Zor bir deneyim geçirmişsin.
Evet. Çok detayına girmeyeceğim hem de böyle kimseyi sıkmak istemiyorum ama böyle bir ticari bir olaydan dolayı yine Kaykay'la ilgili tatsız bir şekilde ne derler?
Battım. Yani bir olay yaşadım.
Bir sıkıntılı... Maddi bir sürecim oldu.
Yaklaşık 8 sene önce ciddi bir batış yaşadım aslında 7 sene önce gibi.
Benim için şöyle ne derler beklemediğim bir şeydi o yani aslında bir hatam ya da birine bir yanlışım yoktu o konuda ama beklenmedik bir yerden bir darbe alıp da yıkıldığım için çok etkilendim
ve bir daha asla kaykayla ilgili bir şey yapamayacağımı düşündüm.
İlk önce maddiyatla ilgili olan haber geliyor batışla ilgili borçlar çıkıyor sonrasında sen fiziksel olarak rahatsızlıklar yaşamaya başlıyorsun.
Şöyle ben bir işte bu durumdan dolayı bir haciz yiyorum.
Bayağı da şoka giriyordum. Tam da böyle sezona girerken hiç beklemediğim bir anda olduğu için de.
Aslında itiraz edip biraz belki süreçten faydalanma şansım olabilirdi, kurtarma şansım olabilirdi bir şeyleri.
Ama o zaman Kadıköy'de barlar sokağındaydı.
Bana işte mahkeme kağıdı gelmiş onları falan hiç görmedim.
Öyle olunca ben her şeyi kabul etmiş sayıldım.
Ve bir anda da böyle aslında güzel bir gündü o gün.
Hatırlıyorum çok iyi hatırlıyorum.
Yanımda çalışan arkadaşımla güzel bir sohbetteyken bir anda memurlar gelip işte şöyle böyle her şeyi bir anda el koydular topladılar gittiler.
Bayağı da büyük bir şok olmuştu benim için.
Sonra yani yüzüm gözüm şişti hakikaten böyle fiziksel olarak da çok kötüydüm.
Fotoğrafları da göstermek istemem kimse.
Kimse de öyle bir şey yaşamasın.
Birkaç gün tabii kendime gelmem çok zor oldu.
Ne yapacağımı bilemedim. Yani meblağ yüksek bir meblağ o zaman benim için ve etrafımdakiler için.
Bir şok etkisi oldu yani başta.
Tabii yani maddi manevi böyle bir şey diyeyim kötü bir noktadaydım.
Sonra da dedim ki...
Ben aslında oyunculuk eğitimi, hep çocukken de eğitimi alarak tiyatrocu olmak üzere kendimi yetiştiriyordum.
Ama Kaykay'ı da çok sevdiğim için, o konularda da yetenekli olduğum için bir şekilde beni insanlar bu hale getirdi diyebilirim.
Beni seven, destekleyenler.
Kaykay mağazasına, şu anda sahibi oldum Kaykay mağazasına.
Ben tiyatroda oynuyorum, reklamlarda oynuyorum, şovlara çıkıyorum.
Boş vaktim var, geleyim biraz yardım edeyim bu işleri büyütelim diye geldim.
Yok biz senin gibi efsane biz bir çalıştıramayız.
Sen buranın ancak patronu.
olabilirsin dediler. Sonra beni bir şekilde patronu yaptılar.
Yani olmayan paramla aslında hep bir şeylerin sahibi ettiler beni.
Gerçekten destek oldular.
Ya bu işleri daha iyi yapabileceğime inandılar.
Bilmiyorum artık şu andaki noktada ne yaptım ne ettim çok bir şey söylemeyeyim insanlar söylesin ama dediğim gibi etrafımda bu işi ben çok sevdiğim için çok destekçim oldu yani.
Onlarla geldim. Hala da öyle yürüyorum.
Yani böyle arkamda çok büyük güçler yok ama çok güzel bir çevrem var oluştu kaykayla.
Dedim ki ben Sosyal medyadan bunu yazacağım dedim markalarımın sayfasından.
Böyle bir durum yaşadık.
Her şey çok kötü. Önce kendi şahsi sayfamda şeyi yazdığımı hatırlıyorum.
Lütfen en azından bir nasılsın diye bile sormanız, iyi misin diye sormanız benim için en büyük destek olacaktır demiştim.
Hem hakikaten onun için de arayıp soran oldu.
Hem de maddi manevi destek vermek için gerçekten yüzlerce insan, yurt dışından destekler geldi.
Bir şekilde ben yavaş yavaş toparlanıp...
Tekrar yürüyebildim yani.
Burada şey çok önemli yani dışarıdan bakan insan olaya arkadaşımın başına böyle bir şey gelse ben ne yapacağımı bilemeyebilirim.
Ama orada senin yardım istemen hani bir nasılsın bile deseniz iyi gelecek demen diğer insanlar için de yönlendirici olmuş.
Ve sana nasıl destek verebilecekleri hakkında bir fikir sahibi olmuşlar.
Bunu diyebilmen çok önemli çok cesur da bir hareket bence.
Zaten şöyle de oldu ya ticari markaların var niye hani.
Böyle bir şeyi karıştırdın oraya gibi.
Dedim ki ben sokaktan geldim.
Böyle bir şey olmadığım bir kişi gibi davranmak istemiyorum.
Bir de kimisi vardır ya aman markam şey olmasın.
Dedim ki bu zaten.
Üstünü örtmeye çalışabilirdin.
Kaykay camiası ve sevenler için bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Ben iyi olursam bu işler biraz daha devam edecek.
İnsanlar da gerçekten istiyorsa destek olurdu.
Yoksa da olmazdı diye düşündüm ama o yazıyı yazdıktan sonra gerçekten hani abi hiçbir şey yapamıyorum ama bir halin altını sormak için yazdım diyenler vardı.
Size gerçekten o insanlar beni tekrar motive etti ve ayağa kaldırdı.
Yani yaptığım şey ticari olarak belki yanlıştı.
Ama tekrar toparlanmama vesile oldu yani sonra işte hayır sen lazımsın yapman lazım bu işleri biz ne yapabiliriz dediler sonra çalıştığım büyük firmalar bir şekilde bir mal aldılar benden bir
şey yaptılar herkes elinden geleni yaptı aslında.
Hakikaten de aslında...
Kısa sürede borcu toparlayıp işte mallarımı geri aldım vesaire ama bir çarkım vardı çok ucu ucuna dönen.
O bozuldu ve benim hayatımın aslında 7-8 yılına mal oldu bu iş.
Çok ciddi maddi kaybım oldu.
Şimdi günümüzde de görüyorum hala da yani insanlar çok sevdikleri işler için bile çok az risk alarak devam ediyorlar.
En ufak bir zorlukta ya biz bunu bırakalım diyorlar.
Ben aynı kaykayda ne yapıyorsam...
Onu işime de uyguladım. Yani dedim ki hayır ben bu işi gerçekten bir de sordum kendime de.
Oyunculuğa geri dön, git oralarda daha rahat işler yap.
Hayır dedim ya ben bunu yapacağım.
Bu marka bugün markam zaten tutmuştu aslında da.
Daha çok yeniydi, bebekti.
Kaykay kayarak buralara geldim.
Yine kaykay kayarak ben bu işleri toparlarım.
Bu işleri yaparak bir yere gelebilirim dedim.
O 8-9 yıllık süreçten sonra da şu anda eskisinden de daha iyi bir nokta diyeyim.
Çünkü bir kapalı kaykay parkına sahibim.
Büyük bir şirketin bana destek olması sayesinde.
O da yine bir kriz sonrası oldu aslında.
Yine tatsız bir olaydan sonra o büyük firmanın bana sahip çıkmasıyla çok tatlı bir yere geldi.
Şimdi birlikte Taksim'de çok güzel bir yere işletiyoruz.
Bana güvendiler, oraya sistem kurdum.
Aslında bir nevi Türkiye'nin de ilk kaykay okulu gibi bir durum da oldu.
Çünkü bayağı avukatlarla vesaire çalışarak güzel bir sistem kurdum oraya.
İki yıldır da bir sürü öğrencim geliyor, bir sürü misafir geliyor, dünyanın her yerinden kaykaycılar geliyor.
Anlattıklarından benim genel olarak duyduğum aslında kaykayda yaparken geliştirdiğin özellikleri, işte bu yılmazlık.
deniyor. Resilience, ondan sonra işte ani karar verebilme, hızlı karar verebilme, esneklik, ondan sonra planlılık, disiplin.
Bunların hepsini aslında sen kendi hayatında da uyguluyor olmuşsun.
Hayat deneyiminde. Yani orada kritik yani tıpkı bir büyük taşa takılmak gibi bir şey olmuş batış hikayesi.
Ya da dokuz basamak.
Yani oradan düşerken sen kaykayı atıp aslında kendini kurtarmanın yoluna gitmişsin ve gerçekten iyi düşüp İyi kalkabilmişsin gibi bir hikaye duyuyorum.
Çok sert düştüm diyebilirim.
Bir de yani çok aslında hızlı da gidiyordum.
Yani böyle elimde bir güç var.
Türkiye'nin en bilinli kaykay mağazasını almışım.
Bir sürü kaykaycıyla işler yapıyorum.
Şovlar vesaire. Yerli bir kaykay markası kurdum.
Sizin de söylediğiniz gibi hala skateboards.
O güzel gidiyor. Çok hızlıydım ama belki de bunu yaşamam gerekiyordu yani.
Günün sonunda onu dedim. Bunu evren bana yaşattıysa...
Bir sebebi vardı. O sebebi anlamaya çalıştım.
Eskisi kadar hızlı hareket etmiyorum.
Biraz tabii şey de oldu. Çok daha fazla önde olmayı severdim yani görünmeyi etmeyi.
Tabii böyle bir artık geriye atmak.
Belki de nazara mı geldim gibi düşünceler de.
Öyle şeyler de oluyor. Şey gibi olmasın da bir enerji beni şey yapıyor.
Eskisi kadar da çok böyle önde değilim aslında.
Sadece bir lider gibi gördükleri için ya da bazen...
Sesi çıkmayan arkadaşlarıma da destek olduğum için öyle gibi görüyorlar ama kolay bir şey de değil sürekli göz önünde olmak, insanların önünde olmak, seveniniz oluyor, sevmeniniz oluyor.
Bugün eminim sorsanız birçok insan sevmiyorum der, birçok insan da seviyorum der.
Ya onu zaten yönetemeyiz de bu hikayede seninle daha önce konuştuğumuzda da şey gelmişti.
İkarus'un mitolojideki hikayesi.
İşte babası ona bir kuleden kaçmaya çalışırken bal mumundan kanatlar yapıyor.
İşte tüyleri bal mumuna yapıştı.
Ve diyor ki güneşe çok yakın uçarsan.
Bal mumunu eritir, tüyler düşer ve sen de denize çakılırsın.
İşte denize çok yakın uçarsan da işte hedef gemiler seni vurabilir ya da işte suyla beraber ıslanıp düşebilirsin.
Aralarda uçmaya çalış.
Ama İkarus tabii güneşe doğru uçmak çok daha güzel geldiği için gitgide güneşe yaklaşıyor ve bir süre sonra fazla yükseldiği için kanatlar, tüyler erimeye başlıyor ve suya çakılıyor.
Yani aslında bayağı benim gözümün önünde bu canlanmıştı ilk bana anlattığında.
gibi. Evet. Yani oradan aldığımız ilhamla aslında hayat seni bir dengelemiş.
Daha aralarda bir yere getirmiş.
Ve kendi düzenini kurabilmişsin gibi anlıyorum.
Tabii yani çok sevdiğim bir sınıf arkadaşım var.
Yusuf. Oradan da buradan anmış olayım onu.
Batmasaydın sana adam demeyecektim.
Hiç tüccar demeyecektim.
Yani ticarette yaptığım için.
Öyle batmadan başarılı olunmaz bu hayatta gibi motivasyon cümlesi kurmuştu bana o kötü dönemimde.
Yani şey dedim. Onu da tabii pozitif bir şey olarak aldığım için o bile bana iyi geldi.
Hakikaten de sonradan da konuşunca birçok iş adamı batmış çıkmış defalarca batıp çıkanlar var.
Ama benim yani başımda o kadar böyle beni yönlendiren bir büyük yoktu.
O yüzden de etrafımdaki insanların beni motive etmesi sayesinde şu anda da hala varım.
Gerçekten bu işlerde bir şey yapamayacağımı inansam ya da iyi şeyler yaptığıma inanmasam zaten başka yere dönerim ben de.
Başka işler yapmak isterim ki çok yorucu yani.
Bu kadar çok çalışıp da az para kazanılan bir işi yapacak başka bir deli daha pek yoktur diye düşünüyorum.
Bazen çünkü bana diyorlar niye sen gidip şunu yapmıyorsun ya.
Bazen de gerçekten büyük teklifler, güzel teklifler da geliyor.
Hayır diyorum ben kaykayla yaşamayı tercih ettiğim için beni yaşatacak kadar bir hayat istiyorum.
Tabii ki kolay değil ama bir şekilde şu İstanbul gibi bir yerde olduğumuz zorluğunda ben burada Evliyim de işte anneme de destek oluyorum hala.
Etrafımda destek olduğum kardeşlerim de var.
Bunu yapabiliyorum. Fazlası olsa tabii ki güzel olur ama olan azlıktan da mutsuz değilim yani.
Zaten öyle çok büyük hayata karşı beklentilerim pek yok olursa.
Gelecektir illaki diye düşünüyorum.
Ben sadece böyle 7-24 sen üretmeye, çalışmaya devam et.
Zaten hiçbirinde profesyonel iş yapan insanlar gibi yapamıyorum bir yandan da.
Çok büyük bir ekibim yok, bir şey yok.
O kadar büyük bir para dönmüyor ki şey yapalım.
Ama kaykayı çok seven insanların bana destek vermesiyle bugün hayattayım.
Sağ olsun bir sürü markayla da iş birliği de hala yapıyorum.
Şovlarımız, gösterilerimiz oluyor.
Bir şekilde faydalı olup yaşamaya çalışıyorum kaykayın üstünden.
Hem faydalı oluyorsun. Güneşe de fazla yaklaşmadan artık yani.
Bir daha balmamız eriyip de tekrar çakılmamak.
Çünkü gerçekten düşmanımın başına vermesin dediğimi hatırlıyorum.
Kimsenin öyle ağır bir şey yaşamasını istemem bu hayatta yani.
Yok ben de istemem. Ve çok da büyük bir hayat dersi aslında.
Sen oradan çok fazla çıkarımla da günümüze gelmişsin.
Benim sende gördüğüm şey aslında çok tutkuyla, çok severek yaptığım bir şeyi devam ettirmek.
Oradaki azim, disiplin.
Ve başkalarına faydalı olmak ve başkalarıyla beraber iyileşmeyi görüyorum anlattığın hikayede.
Çok teşekkür ederim katıldığın için.
Umarım güzel şeyleri anlatabildim.
Bence çok güzel oldu.
Keyifli olduğunu düşünüyorum ben de. Çok teşekkür ederim davet ettiğiniz için.
Biz teşekkür ederiz. Görüşmek üzere.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
